29 Şubat 2008 Cuma

EZELİ REKABET-10



Teğmen Ellen Ripley         vs.             Alien


Herkese iyi tatiller.

HA GAYRET PAUL JEWELL



Premier Lig tarihinin en kötü performans rekoru 2003-04 Sunderland'ında. Ayaklı felaket Mick Mc Carthy yönetiminde (ne tesadüf (!) ) 38 maçta sadece 15 puan toplayan takım kırılması güç bir rekora imza atmıştı. Belli ki Derby rakora gözünü dikti. Ligin bitimine 11 maç kaldı ve puanları sadece 9. Şimdi bir daha düşündüm de Robbie Savage da hakikaten eşeklik etmiş. 

KEANO USTANIN YOLUNDAN GİDİYOR



Roy Keane hırçın futbolcudur, hatta daha da ileri götürelim bulaşılmayacak futbolcudur ama Alex Ferguson'un Manchester United'ında disiplini bozacak bir davranışına rastlanmamıştır. Ha gençliğinde  İrlanda Milli Takımı'na ilk seçildiği dönemlerde kendisini bekleyen takım otobüsüne gitmemiş, yaşayan abide Jackie Charlton "arkadaşlarınla seni bekliyoruz" diye çıkışına "beklemenizi söyleyen oldu mu" diye karşılık vermiştir, ama o söz dinlemez hallerini Old Trafford'a gelince bir kenara bırakmıştır. Onun deliliği saha içine mahsustur.

Roy Keane ustası Sir Alex Ferguson'dan öğrendiği disiplin uygulamalarını Sunderland'de de uygulamaya başladı. 27 yaşındaki Liam Miller antrenmana 7 kere geç gelince kapının önüne kondu İrlandalı tarafından. Miller giderken arkasından kulağına küpe olsun diye bir de öğüt vermiş Keane. "Futbol sadece yetenek işi değil, karakter işidir" diyerek.

Yeri gelmişken söyleyeyim birisi şu adama kravatını uzun tutmayı öğretsin. Bu kaçıncı? Hele sezon başındaki Arsenal maçında neredeyse göğsüne geliyordu. Zeki Alasya'nın Köyden İndim Şehire'deki hali gibi. 

 

LİDER GELDİĞİ GİBİ GİDER



Biz ise lideri devirmek için Aberdeen taraftarı bir İskoç ile Stadion Galgenwaard'da olacağız. Pazartesi günü de bir başka Galgenwaard öğleden sonrasını aktaracağız.

DERBİ TAKVİMİ - 2



Derbisi bol bir haftadayız.

En azılısı Sırbistan'da. Red Star Belgrad-Partizan Belgrad karşısına çıkıyor. İki takımın durumu ve istatistikler için sizi "derbi profesörü" King Santillana bloguna havale ediyorum. Kendisi en iyi şekilde aktaracaktır.

Portekiz'de Porto'nun 2 takipçisi Sporting Lizbon kendi evi Jose Arvelade Stadı'nda Benfica'yı konuk ediyor. Hoş bu iki takıma takipçi demek biraz zor Benfica Porto'yu 12 puan geriden 2. sırada Sporting Lizbon ise 17 puanm geriden 4. sırada takip ediyor. Bu ancak Şampiyonlar Ligi ikinci biletini almak için bir mücadele olacaktır.

İngiltere'de 6 tane Londra takımı olunca 3-4 haftada bir derbiye denk geliyor tabi. Onlar da derbileri Londra'nın kuzey, güney, batı, doğusuna göre ayırıyorlar. West Ham Chelsea'yi konuk ediyor Upton Park'ta. Chelsea için bugün Alex Ferguson hala ligden kopmadılar demişti ama Hammers çekicini mavilerin üzerine vurursa Grant-Ten Cate ikilisi ringe havluyu atarlar.

İrlanda kupası çeyrek finalinde de hoş bir derbi var. Aslında iki farklı kentin takımı ama yıllardır aralarında bir rekabet var. Kuzey İrlanda kaynaklı olmasına rağmen İrlanda Ligi'nde oynayan Portadown ve FC Cliftonville karşı karşıya.

Beşiktaş ve Galatasaray'ı da gözden kaçırmamak lazım. Derbilerin tümü hakkında pazartesi raporu dökeriz.

PAISA DERBİSİ vol.3




Geçen hafta boyunca Medellin (ya da Paisa) derbisini inceleyip atmosferi aktaracağız demiştik. Atletico Nacional'in kazandığını bildirmiştik. Resimler derbi gününden ve galip taraftan. İlginç bir istatistik var. 2 takım arasındaki son 18 derbinin 17'sini Atletico Nacional sadece 1 tanesini Independiente Medellin kazanmış durumda. Hafif ezmişler mi ne? 



MERCEDES'İ BULAMAYANLAR DA VAR



Derby County'nin Ocak transfer dönemindeki transferi ada futbolunun hadiseli adamı Robbie Savage, 160.000 pounda yeni bir Mercedes aldı. Hatta Sun'ın haberine göre Mercedes Derby'nin siyah beyaz renkleriyle boyanmış. Şimdi İngiltere basını takım kme düşme hattında çırpınırken ve borçları yüzünden satışı gündemde ken 160.000 poundu tek kalemde harcayan Savage'a ceza verilip verilmeyeceğini konuşuyor. Sebebi de 2003 yılında Sunderland'in küme düşmesi sırasında takımın oyuncusu Michael Gray'in gidip gamsız bir şekilde Ferrari satın alması üzerine teknik direktör Mick Mc Carthy'nin Gray'i 2 haftalık maaşından men cezasına çarptırması (hoş eğer bir kulübün hocası Mick McCarthy ise o kulüpteki felaketin ana sebebi odur ya). Ancak teknik direktör Paul Jewell bunun takımın durumu ile bağdaştırılamayacağını, Robbie Savage'in lüks arabalara özel bir merakının olduğunu dolayısıyla futbolcuya ceza vermeyi düşünmediğini belirtiyor.

Galatasaray'ın 220 milyon dolar borcu olduğu söyleniyor. Yarından tezi yok bütün futbolculara mavi kart çıkarttırıyorum ben. Borç yiğide kamçı vuracak seviyeyi de geçmiş bizimkiler hala arabayla gidip geliyorlar. İETT ne güne duruyor.

28 Şubat 2008 Perşembe

BİZİ BİZDEN İYİ BİLENLER DE VAR



Kanada'nın "The Globe and The Mail" gazetesinin karikatüristi Anthony Jenkins'ten. Karikatürün siyasi görüşünden çok enfes hayal gücü için buraya koymak lazım. 
Gördüğüm en güzel eleştirel karikatürlerden birisi. Diyalog yok, mesaj açık. 

BENİM MEDYAM



Derbiden sonra gazetelerde yazılan yazıları okumak işkence gibi geliyor bize son bir kaç saattir. İki grup var. Fanatik olup lacivert veya kırmızı gözlük takanlar. Bunlara göre ya "Fenerbahçe hakemce katledildi" ya da "Galatasaray farkı arttırmak üzere iken hakem engel oldu, kartlar %100 doğruydu". Bir kimse çıkıp hakem aslında iki takımın da maç konsantrasyonunu yerle bir etti. Kartlar doğu olabilir ama bu hakemin bir tarafı kolladığını göstermez, hakem her iki takım için de şanssızlıktı" demiyor. Bir tek Mehmet Demirkol ve Mustafa Denizli'de bu satırları bulduk. Bu isimler dışında maçı analiz etmeye 2 satırla girenler de anlamadığım bir hezeyan içerisinde.

Ömer Üründül ve Altan Tanrıkulu köşelerinde "Zico takım 10 kişi iken Selçuk'u çıkarıp Semih'i aldı, sen nasıl bunu yaparsın, Kezmen-Semih değişkliği olması gerekiyordu, orta sahadan savaşçıyı nasıl çıkarırsın" şeklinde yazılar yazmışlar. Şimdi bir düşünmek lazım. Zico'ya aylardır "niye çift forvet oynatmıyorsun?, eğer pivot santraforun varsa yanına ikincisini niye koymuyorsun?, Semih'i ve Kezman'ı beraber denesene" gibi bir sürü eleştiri geliyor. Kupa maçındasın. Önünde telafisi olmayan bir 30 dakika var. 1-0 geridesin. Öyle bir maç ki 101-0 geride olsan da sonuç aynı. Adı üstünde eleme. Orta sahada savaşçı oyuncu tutmanın manası nedir? Zico gayet güzel şekilde Feldkamp'ın ancak skor eşitlenince cesaret edebildiği değişiklikleri yaptı bana göre. Eğer bir eleme maçında geride isen oyuna forvet alırsın ve takım tek forvet oynuyorsa genelde de çifte dönersin. Orta sahadaki savaşçı ya da defansif orta saha oyuncusu genelde önlemek için vardır atmak için değil. Üstelik Zico bunu yaparken aylar boyu dillere pelesenk olan Kezman-Semih ikilisini de yan yana getirmiş oldu. Ama bağcıyı dövmek isteyen çok kişi sırada olunca yorumlar da değişiyor. Maç eğer 1-1 bitseydi büyük bir ihtimalle "işte Zico ne zamandır söylediğimizi yaptı, çift forvet oynattı, cesur Zico" tarzında yazılar görecektik. Türkiye'de yazarlara maç skorunu öğrenmek yasaklansa o kadar güleriz ki her hafta.

 

SEN SADECE TOPU TEP ROONEY



Wayne Rooney 21 yaşında otobiyografimi çıkardım, bu hızla nasıl olsa genişletilmiş 3 versiyon daha çıkarırım, bari futbol ve yazarlığı bitirdim artık sanata açılayım diye bir kaç ay önce bir gitar ediniyor. Ama kimden? Rooney’in kız arkadaşı Coleen McLoughlin Manchester City taraftarlığı dillere destan olan (ve yukarıda da stadda görülen) Oasis grubunun beyni Noel Gallagher’den bir gitar rica ediyor. Gallagher da (ki kendi adına üretilmiş 2 adet gitarı vardır) ezeli rakibinin forveti eline düşünce gitarı veriyor ama üstüne de “Doğum Günün Kutlu olsun Şişko” (Happy Birthday Fatboy) yazıyor.

Rooney bu lafı yutup gitar derslerine başlıyor ama Sun’ın haberine göre gitar çalmak biraz beyin çalışmasını gerektiren bir iş olduğundan “kafamı meşgul ediyor” diyerek bir kaç gün önce bateriye transfer oluyor. Rooney’in görünüşüyle IQ’sünün 100’ün üstünde olmasının sürpriz olacağını biliyorduk, isabet olmuş da bateriyi sanırım bir şey düşünmeden ancak davulları dövdüğün bir alet sanıyor sanırım. Tavsiyem herhangi bir sanat dalıyla uğraşmayı bıraksın, kaldırmaz bünyesi. Anca topun peşinde koşsun, yetiyor.

BABANI DA SEVMEZDİM SÜT OĞLAN



Derbiler hakkında genelde maç sonrası bir şeyler yazıyoruz ama dünkü maçtan sonra bırakın derbi hakkında yazmayı bloga başka konularda da yazma şevki içimde kalmadı desem yeridir. Bir ara (haklı olmasına rağmen) "keşke Lugano’nun kartını geri alabilsek de maç 11-11 devam etse bu rezilliği yaşamasak" dedim. Maçın özeti hakemliğini sevmediğim Serdar Çakır'ın oğlu Cüneyt Çakır’ın oyunu 1-0 bitirmek istemesinden ibaretti. Böylece gösterdiği kart sözüm ona maça hiç bir etki yapmamış olacaktı. Komik geliyor ama sanki ilk önce Galatasaray farkı arttırmasın diye sürekli sarı kırmızılı takım aleyhine faul çalan, durum 1-1 olunca bu sefer skoru tekrar 2-1 Galatasaray üstünlüğüne getirtmek için çalışan acaip bir yönetim vardı. Kartların yorumuna girmek demek 3 paragraf yazı yazmak demek, özetle Cüneyt Çakır bundan sonra maç yönetebilirse takip edeceğim, Hıncal Uluç gibi olacak ama, ilk hakem kararını protesto eden futbolcuya kart göstermediğinde, ilk uzatma süreleri bittiğinde pozisyon ne olursa olsun maçı bitirmediğinde, ilk futbolcu top toplayıcının attığı topu almayıp başka top beklediğinde ve buna kart göstermediğinde buradan yazacağım, tabi yayın kuruluşları bu görüntüleri yakalarsa.

İçinden ders çıkarılmayacak bir gece bıraktı bize Cüneyt Çakır, halbuki Lugano’yu oyundan atması doğru karardı. Neden o karardan sonra normal bir hakem gibi maçı yönetmedi çözemiyorum. Kendi kararının arkasında durması yetecekti ama o başka hesaplara girdi. Dediğim gibi kendisini takipteyim.

Gökhan Gönül ve ilk maç kadar olmasa da yine Mehmet Topal maçın adamları idi, Gökhan Gönül beni inanılmaz sevindiriyor Euro 2008’de Gökhan Gönül-Hamit Altıntop ve Uğur Uçar’dan oluşan öldürücü bir sağ kanat hattımız olacak. Bu arada iş elemelere kalınca 2 gün önceki  yazımızın ne kadar haklı olduğunu gördük. Beşiktaş kupada “underdog” Çaykur Rize’ye elendi. Kayseri bu istikrarda giderse kupa için favorimiz.

PELE VS MARADONA



20 gündür oyluyorduk sol kolonda. Her uzun futbol muhabbetinde konunun bir şekilde geldiği mecrayı bir de sayısal olarak ortaya dökelim dedik. Dünyanın gelmiş geçmiş en iyi futbolcusu anketi ile. Zaten genelde 2 aday oluyor bu soru karşısında. Diego Armando Maradona 351, Pele 108 oy aldı. Maradona'nın blogu takip eden genç nüfusun fazlalığı sebebi ile öne çıkacağını biliyordum ama üçe katlayacağını tahmin etmemiştim.

27 Şubat 2008 Çarşamba

GORDON'U NAH ALIRLAR



Akın Sel yapmış haberi. Yazının altında belli belirsiz okunuyor. Alpay-Cansel çiftinin arkasında koşmadan önceki yılları. Dava edeceğim kendisini. Monitörümü ağzımdan püskürttüğüm çayla buladığı için. Sabah sabah bütün stresimi aldı. Haberin ortasındaki "Klas Spor Gazetesi" yazısına mı bakayım, yedek kaleci Küçük Metin'in elindeki protakal suyu, müthiş gömlek ve pantolon seçimine mi, yaptığı harekete mi, Şifo Mehmet'in elindeki kolaya mı şaşırdım. Mehmet Özdilek'in İsviçrelilere taktığı çelmelerin gerisinde yatan tetiklemeyi bulduk. Hayır Beşiktaş'ta kaldığı süre boyunca Türkçe "İyi Akşamlar" demeye bile üşenen tepeden tırnağa Anglo-Sakson Gordon Milne bu hareketi görmüş müdür merak ediyorum.  

ANOUK



Brit-alternatif Pop-Rock (ne senztez oldu ama)  türünden hoşlanıyorsanız asıl adıyla Anouk Stotijn-Teeuwe'nin Kasım çıkışlı albümü "Who's Your Momma"yı dinleyin derim. Bizde ve Avrupa'da "Nobody's Wife" şarkısı ve "Together Alone" şarkısıyla tanınıyor Hollandalı şarkıcı. Toplam 4 stüdyo albümü ile dünya çapında 1,5 milyon civarı bir albüm satışı yakaladı. "Nobody's Wife" ve son albümün enfes şarkısı "Good God" videolarını bir fikir edinilmesi için koyalım. 2 video arasında 10 yıl var ama ağırbaşlılıkta geriye gidiş var kabul ediyorum.  

ERIK JAN ZURCHER



Türkiye'nin yakın tarihi ile ilgili başvuracağımız kaynak sayısı çok az. Halbuki yakın tarihle ilgili irdelenmesi gereken o kadar çok şey var ki. Tabi yakın tarihi irdelerken her yazdığı kelimeyi iki kez düşünmesi gereken yazarlarımızın olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Zira düşünce özgürlüğü zaman zaman bu yazarlara yapılan eylemlerle çoğu kez büyük yaralar aldı bu ülkede. Durum böyleyken Türkiye'ye dışarıdan bakan birisinin kitabını tavsiye edeceğim. Hollanda Leiden Üniversitesi'nde öğretim üyeliği yapan Prof. Dr Erik Jan Zurcher'in kitabı "Modernleşen Türkiye'nin Tarihi". Aslında bir çok üniversitenin siyasi bilimlerle ilgili bölümlerinde ders kitabı olarak okutulur. Hakikaten de ders verecek bir kitaptır. Zurcher yaklaşık 20 yıldır Türk toplumu ve siyaseti ile ilgili derin araştırmalar yapan bir öğretim üyesi. Hollanda'daki Türk gazetelerinde de sık sık görüşleri yayınlanıyor.Kitap Türkiye'ye dışarıdan bakan kitlenin çıkardığı en iyi ve en objektif eser olarak görülüyor ki katılmamak mümkün değil. Mutlaka okumanızı tavsiye ediyorum. Fiyatı 20-25 YTL civarında. 

VAY ANASINI NELER OLMUŞ BE SERHAT



Dünkü yazıda Henk Ten Cate'nın John Terry ile antrenman sahası içinde yaşadığı kavgayı anlatırken "daha önce görev yaptığı Barcelona veya Ajax'ta böyle davranışlarını basında okumamıştık" şeklinde yazmıştık. Ama Mirror bugün öyle bir kronoloji dökmüş ki zaten Ten Cate'nın hadiselerinin bu 2 kulüpten önce görev yaptığı kulüplerde olduğu ortaya çıkıyor. Madde madde sıralayalım.

Heracles, görevden ayrıldıktan sonra Hans Voskamp isimli oyuncu onun hakkında "teknik direktör olarak yeteneği tartışılmaz ama insan olarak berbat" diyor.

Sparta Rotterdam, takımın yıldız forveti Dennis de Nooaer "Her kulüpte aynı şeyi yaşıyor, ilk yıl işler çok iyi giderken, ikinci yıl bütün futbolcularla problem yaşıyor ve kazanırsak onun yeteneği kaybedersek bizim hatamız oluyor" şeklinde görüş belirtiyor.

Vitesse Arnhem, takımdan ayrıldıktan sonra başkan Charles Aalbers "Ten Cate'yı kovmak zorundaydım çünkü neredeyse her gün bir oyuncu ile problem yaşıyordu, çok iyi bir hocamız vardı ama yanardağdan farksızdı" diyor.

NAC Breda, Jan Rad "Ten Cate kulübün fizyoterapisti ile otoparkta kavga edecek kadar insan iradesinde problemli bir adamdı" diyor, Hatta fizyoterapist Jan Lukx bu kavgadan sonra 2 yıl boyunca psikiyatrist yardımında terapilere katılmış.

Breda'nın oyuncusu Jeffrey van As admitted: "Sahada çok iyi bir hocaydı ama herkesle kavga etmekten çekinmezdi" diyor.

Yakında Ajax ve Barca'daki kirli çamaşırları da ortaya dökülür.

 

26 Şubat 2008 Salı

NAMAHREM VAR-1



Yazacak şey bulamadım buna. En sağdaki abimizin yüz ifadesine dikkat derim sadece. Sharapova'nın Pazar günü finalde Vera Zvonareva'yı 2-1 mağlup ederek kazandığı Katar Total Tenis Turnuvası sonrası çekilen resim. Bereket kız saygılı, taytla kapatmış namahrem yerlerini. Sharapova şu an 14-0'lık bir seri yakalamış durumda.

BU SEFER PLAJA GİTMEDEN ÇAĞIRIN



Olayın özeti şu. İçinde bulunduğumuz ayın ortalarında FIFA Başkanı Sepp Blatter İspanya Hükümeti'nin 2008 Beijing Olimpiyatları'na sporcu göndermeyecek olan dalların federasyonlarının seçimini Olimpiyat sonrasına bırakmasını öneren yasayı meclisten geçirmesi üzerine, 9 Mart'ta yapılacak olan Futbol Federasyonu seçimlerinin ertelenmesi ihtimaline karşı İspanya'ya ağır bir tehdit savurdu. Buna göre hükümetin bu şekilde federasyon seçimlerine müdahale etmesi halinde İspanya'nın 2008 Avrupa Şampiyonası'ndan ihraç edilebileceğini söyledi. Son 15 gündür bu konu konuşulurken bugün FIFA sözcüsü William Gaillard'dan bir açıklama daha geldi. Buna göre İspanya eğer uyarılara kulak asmayıp söz konusu seçim sürecini FIFA'nın öngördüğü zamanda ve şartlarda yapmazsa ve turnuvadan ihraç edilirse Kuzey İrlanda Milli Takımı'nın kupaya katılacağını açıkladı. Emsal olarak da 1992 Avrupa Şampiyonası'nda siyasi meseleler sebebi ile turnuvadan ihraç edilen Yugoslavya'nın yerine eleme grubunda arkasında yer alan meşhur "plajdan toplama takım" Danimarka'nın katılması.

2008 Eleme Grubu'nda İspanya grubunda birinci olurken, ikinci İsveç ile elele finalere yükselmişti. Kuzey İrlanda ise grubu üçüncü sırada tamamlamıştı. Yani İspanya ihraç eidlirse üçüncüye gün doğuyor. Tabi Kuzey İrlanda Federasyonu Başkanı Raymnond Kennedy'nin bile olaydan haberi yokken bu iddia gündemi meşgul edecektir. Kuzey İrlanda bu ihtimali duyunca işin üzerine gider mi göreceğiz. Danimarka 1992'de plajdan kopup gelerek şampiyon olmuştu. Kuzey İrlanda o kadar büyük sürpriz yapar mı bilinmez.

Son sözüm de FIFA'ya. FIFA hükümetlerin futbol federasyonları seçimlerine müdahalesine bu kadar hassas ise 36-42 kuzey paralelleri 26-45 doğu meridyenleri arasına bir göz gezdirsin derim. Kaç yıl men cezası alırız bahtımıza.

BRANN BATALJOENEN





Norveç'in en fanatik taraftar gruplarından birisi. Bergen kentinin takımı Sportsklubben Brann'ın en önemli taraftar grubu. 2007 sezonunda elde ettikleri 17.200 seyirci ortalaması ile kulüp tarihi rekorunu kırdılar (Brann Stadion 00017.800 kişilik). Zaten 34 yıl sonra elde ettikleri şampiyonlukla yakında başlayacak Norveç Ligi'nin son şampiyonu unvanını ellerinde tutuyorlar. En büyük rekabetleri "Klanen" tribün grubunun önderliğindeki Valerenga. İki takımın da son yıllarda performanslarını yükseltince taraftarlar arasındaki rekabet de giderek arttı. Tabi ülkenin son yıllardaki en güçlü ekibi Rosenborg'la olan maçları da büyük maç statüsünde.





Norveçliler de internet ortamında görüldüğü kadarı ile deplasmanda ev sahibi seyircisinden daha fazla bağırmayı ve tezahüratlara katılıma büyük önem veriyorlar. Brann Bataljonen grubunun önemli özelliği biraz ultrAslan'a benzemesi. Stadda organize olan tek grup ve 2000 civarında üyesi olmasına rağmen grup üyesi olmayan bir çok taraftarı etrafına toplayıp çeşitli organizasyonlara imza atabiliyorlar. Grubun 20.000 kişilik bir kortejle 2004 yılında Lynn ile oynanan kupa finali için başkent Oslo'ya yaptığı çıkarma gibi.  



Blogda yayınlanan diğer tribün grupları için

AHUDUDU'DA LINDSAY LOHAN RÜZGARI



Her sene Oscarlardan kısa bir süre önce "Razzie Awards" ya da bizdeki adıyla "Altın Ahududu" ödülleri açıklanıyor. Hollywood endüstrisinin o sene çıkardığı en kötü filmler ödüllendiriliyor. Tabi en kötü ödüllerini almaya kimsenin gelmesi beklenmese de Hollandalı yönetmen Paul Verhoeven "Showgirls" filmiyle 1995'te kazandığı ödülü Halle Berry ise "Catwoman" filmiyle kazandığı En Kötü Kadın Oyuncu ödülerini bizzat almaya gelmişlerdi. Amerkalı senaryo yazarı Brian Helgeland ilginç biçimde "L.A. Confidential" ile En İyi Senaryo Oscar'ını ve Kevin Costner'lı acaip post-apokaliptik film "The Postman" ile En Kötü Senaryo Razzie'sini aynı hafta içinde almıştı. Kevin Costner, Madonna, Demi Moore bu ödülün gedikli oyuncuları. Hatta ödül komitesi George W.Bush'u Michael Moore belgeseli "Fahrenheit 9/11" filmindeki sahneleri ile En Kötü Aktör seçmişti. Bu senenin yıldızları saçma korku filmi "I Know Who Killed Me" ile son Amerikan şımarık yeni yetme yıldızlardan Lindsay Lohan ve artık aynı filmde makyajla birden fazla karakter canlandırmasından gına gelen "Eddie Murphy" ve filmi "Norbit".

En Kötü Film: I Know Who Killed Me
En Kötü Erkek Oyuncu: Eddie Murphy (Norbit)
En Kötü Kadın Oyuncu : Lindsay Lohan (I know Who Killed Me)
En Kötü Yardımcı Kadın Oyuncu: Eddie Murphy (Norbit) - Murphy filmde canlandırdığı kadın karakter ile ödülü kazandı.
En Kötü Yardımcı Erkek Oyuncu: Eddie Murphy (Norbit) - Murphy filmde canlandırdığı diğer erkek karakter ile ödülü kazandı.
En Kötü Film İkilisi: Lindsay Lohan ve Lindsay Lohan (I Know Who Killed Me) (filmde iki rolü canlandırıyor)
En Kötü Makyaj: I Know Who Killed Me
En Kötü Yönetmen: Chris Siverston (I Know Who Killed Me)
En Kötü Senaryo: Jeffrey Hammond (I Know Who Killed Me)

Toplamda I Know You Killed Me 8, Norbit 3 ödül kazandı. Lohan'ın filmini kaçırmamak lazım gülmek açısından. IMDB'den bir yorumu alıp koyayım. "Barb Wire is better than this" 

PER CILJAN SKJELBRED



Kuzey Londra'nın 2 ezeli rakibini 20 yaşındaki Norveçli şu günlerde transfer piyasasında karşı karşıya getirmek üzere. Hatta Manchester City de bu yarışın içinde. Tam Fotomaçlık hadise. "Spurs'den Gunners'a transfer çalımı" başlığı için elverişli.

Rosenborg'da oynuyor orta saha oyuncusu. Norveç Milli Takımı'nda da 1 kere milli oldu. İlginç bir durum var, 2005 yılında Olympiacos'la oynanan Şampiyonlar Ligi maçında Eduardo'nun başına gelene çok benzer şekilde Stoltidis'in yaptığı müdahale sonucunda her iki bileğinden de geçirdiği ciddi sakatlık sonucu 5 ay futboldan uzak kaldı. Video izlendiğinde futbolcunun bağırışlarını bile duymak çok kötü bir duygu ama genç yaşta geçirilen bu tür sakatlıkların atlatabileceğinin de kanıtı. İtalyan La Guerin Sportivo onu 50 Genç Yetenek arasında gösterdi geçen yıl. Hatta wikipedia'da FM serilerinin en çok transfer edilen oyuncularından biri olduğu bile söyleniyor.

Rosenborg futbolcuya an itibarı ile 5 milyon poundluk bir fiyat biçmiş durumda. Görünüşe göre oyuncu bu sene de Rosenborg'da kaldıktan sonra transfer için gelecek yılın Ocak ayını bekleyecek. Zira Norveç'te ligler Nisan-Kasım ayları arasında oynanıyor.

Oyuncunun ilginç de bir unvanı varç Norveç Premier Ligi Tippeligaen'de kırmızı kart gören en genç oyuncu unvanına sahip (18).

KUPA KUALİFİKASYON SİSTEMİ



Bunu bir çok kişi yazdı aslında. Türkiye'deki kupa eleme sisteminin grup müsabakaları şeklinde olmasının Süper Lig'de yer almayan kulüplerin kupayı kazanma şanslarını giderek azalttığı. Katılmamak mümkün değil. Kupanın tüm dünya üzerinde şöyle hoş bir imkanı var. Ufak çaptaki takımların biraz da şansla, Avrupa Kupaları'na, kupayı kazanma ya da final oynama yoluyla katılmaları ve müzelerine o kupayı götürebilme imkanı. Çünkü anlık galibiyetler ve uzun bir maratondan çok 90 dakikalık performanslarla bu gerçekleşebiliyor. Bizim kupa sistemimiz de lig usulü. 34 maçlık bir lig var zaten orada ne gerek var. Bu sene Adana Demirspor çok önemli bir işi gerçekleştirdi. Belki de bugün gerçekleştirmeye devam edecek. Gençlerbirliği önüne çıkacaklar. Bu mantıksız sisteme rağmen buraya gelebilmeleri büyük başarı.

Diğer ülkeler yıllardır tek ya da çift maçlı eleme sistemi ile kupa işini götürürken biz neden (3 büyüklerin kerhen oynadığı) bir kupayı bu kadar kurcalıyoruz? İngiltere'deki köklü FA Cup'ta tüm turlar tek maçlı eliminasyon sistemi ile yapılıyor. Üstelik seribaşı diye bir uygulama da yok. Yani Menchester United ve Arsenal 3. turda karşı karşıya gelebilirler. Böyle olunca da büyüklerin birbirine kırdırılması da olabileceğinden alttan gelen takımların avantajına oluyor. İtalya ve İspanya'da sistem çift maç üzerinden gidiyor. Almanya ve Fransa'da tek maç. Bizde, nerden örnek aldık bilemiyorum (sanırım Kuzey İrlanda Ligi ve Endonezya Ligi Lig Kupası'nı grup sistemiyle yapıyordu oradan olabilir (!)) bu garip sistem var.

Bugün, yarın ve Perşembe günü Hollanda Kupası'nda 4 maç var. Hepsi izlemeye değer. Sebebi de çeyrek finaldeki 8 takımdan 4'ü Eredivisie takımı (Feyenoord, NAC breda, Roda JC Kerkrade, Heracles Almelo) 3 büyüklerden bir tek Feyenord kupada kaldı. Geri kalanlardan 3'ü (Haarlem, FC Dordrecht, FC Zwolle) Jupiler League (2. Lig) birisi de amatör lig takımı. Quick Boys. Onlar da bir önceki turda bu sistemle 4. tura kadar gelen Heerenveen genç takımını (Jong Heerenveen) elemişlerdi. İlginç olan 4 Eredivisie takımının hepsi veda edebilir çünkü birbirleriyle eşleşmediler. Yarı finalde 4 tane alt lig takımını görebiliriz. Kupanın güzelliği de burada. Bizim de tez doğru yolu bulup eski sisteme dönmemiz dileğiyle.

 

CHELSEA'DE YENİÇERİ İSYANI



Aslında isyanın sinyalleri geçen hafta verilmişti. Chelsea'nin Şampiyonlar Ligi'nde Olympiakos ile Pire'de oynadığı maçta yedek kalan Frank Lampard "bir takımda bu kadar sık rotasyon olmamalı, bugüne kadar başarılı olduğum her takıının sırrı sürekli bir arada oynayan oyunculardan kurulu bir iskelete dayanıyordu" şeklinde bir çıkış yaptı. Tabi Lampard Grant'ın 2-3 oyunculuk rotasyonlarından şikayetçi ise, 2 maç üstüste aynı 11 çıkarmama konsunda yeminli Rafa Benitez'in Liverpool'ında oynasa herhalde İspanyolu silahla kovalardı.

İsyan hafta sonu oynanan Lig Kupası maçı öncesi patlak verdi. Bu sefer elebaşı da olaya dahil oldu. Kaptan John Terry, Avram Grant'ın yardımcısı ve akıl hocası Henk Ten Cate'yla antrenman sahasının ortasında ve çalışmayı Roman Avramovich izlerken kavga etti. Gerekçe Hollandalı teknik adamın futbolcularla arasının bozuk olduğu, onlara çocuk gibi ve kabaca davranması. Şimdi Ten Cate daha önce Barcelona Frank Rijkaard'la İspanya ve Avrupa Şampiyonluğu'na giderken kulübede idi. Daha sonra Ajax'ta da çalıştı. Futbolculardan veya bu ülkelerin basınlarından Ten Cate'nın futbolcu idaresi ile ilgili bir eksikliğini haber almadık. Bana Chelsea'li futbolcular Mourinho'nun gidişinden sonra yavaş yavaş kazan kaldırmaya başladılar gibime geliyor. 3 senedir uygulanan bi taktik, futbolcularla kurulan ilişki, çok yüksek bir karizma, sonra bir anda teknik adamlık kariyeri çok parlak olmayan bir karizma yoksununa teslim ediliyor takım. Lampard, Terry, Drogba Portekizli görevde iken "ben takım tertibini beğenmiyorum" deselerdi başlarına ne geleceğini bildiklerinden ses çıkaramıyorlardı. Bir nebze Terim gittikten sonra Lucescu'nun Galatasaray'da yaşadığı disiplin zorluklarını yaşıyor Grant ve yardımcıları. Farklı olarak Terry ve Lampard için "tarikatçı" dedikodusu yayan basın yok orada. Sadece olayı aktarmakla yetiniyorlar.

25 Şubat 2008 Pazartesi

AKILLI OL ABN-AMRO



Rotterdam'da ABN-Amro'nun sponsorluğunda düzenlenen Ahoy Tenis Turnuvası'nın finali dündü. Veganlar da fırsatı kaçırmadı. Hollanda'dan hafif erotik bir protesto örneği.

PAISA DERBİSİ vol. 2



Cuma günü Kolombiya Ligi'nin en büyük derbisini mercek altına almıştık. Apertura'da 5. maçlar sonunda ilk yenilgisini aldı ındependiente Medellin. Atletico Nacional 30.000 kişinin izlediği mücadelede ezeli rakibini defans oyuncusu Juan Camilo Zuniga'nın attığı golle mağlup etmeyi başardı. Böylece Los Del Sur derbinin galibi olmuş oldu. Derbi bir hafta öncekine görece sakin geçti. 1 hafta önce başkent Bogota derbisinde Millonarios, La Equidad'ı 2-1 mağlup ederken tam 5 kırmızı kart çıkmıştı.  Resimlere ulaştıkça ekleyeceğiz.

ALPLERİ EFKAR BASACAK



2008 Avrupa Şampiyonası Stadlarında sigara içmek yasak. Organizasyon komitesi bugün yaptığı açıklamada turnuvanın düzenleneceği Avusturya ve İsviçre'deki tüm stadlarda sigara içilmesinin yasak olacağını açıkladı. Türkiye'den de milli takımı desteklemek için gidecek olanların bilgisine. Artık Alex Ferguson gibi sakız mı çiğnerler, Jean Tigana gibi lollipop mu emerler orasını kendileri bilir. Tabi sigara içmeyenlere de gün doğdu. Pasif içici olmaktan kurtulacaklar. Dumansız bir turnuva bizi bekliyor.

AVRUPA ŞAMPİYONALARI'NIN UNUTULMAZ SAHNELERİ - 3/10: EURO 2000 HOLLANDA-İTALYA



Yıllar geçtikçe emin oluyorum. Stadda izlediklerim de dahil hayatımda izlediğim en zevkli maç bu maçtır. Bu maç iyiyle kötünün karşılaşması gibidir. Zengin çocuğuyla fakir gencin, makineyle insan gücünün, pozitif futbolla negatif futbolun, hücum futboluyla savunma futbolunun, total futbolla catenaccionun. Siz ne derseniz deyin.

Tarih 29 Haziran 2000. 2000 Avrupa Şampiyonası Yarı Finali. Amsterdam Arena Stadyumu'nda ev sahibi Hollanda İtalya karşısına çıkar. Hollanda o ana kadar oynadığı 4 maçı da kazanmış, çeyrek finalde Yugoslavya'yı 6-1 mağlup etmiştir. Rinus Michels'in total futbol mirasını hortlatan takım o an önüne kim gelse ezip geçecek bir havadadır. İtalya maçına da öyle başlar Hollanda. Azzurrilerin kalesini abluka altına alır. Cezayı erken kesmeye başlarlar. Gianluca Zambrotta 34. dakikada, 10 dakika içinde Boudewijn Zenden'e yaptığı 2 hareket yüzünden çift sarı kartla oyundan atılır. Böyle bir takıma karşı 10 kişi kalmak. Kabus gibi. Hollanda İtalya'yı boğar geri kalan bölümde. 39. dakikada Nesta'nın Kluivert'ı ceza sahası içinde çekmesine Marcus Merk penaltı kararı verir. Frank De Boer kullanır Francesco Toldo kurtarır. İlk yarı biter. Zambrotta dışında İtalyanlar o devre 3 sarı kart daha görmüştür. İkinci yarı başlar Davids ceza alanında Mark Iuliano tarafından düşürülür. Kluivert gelir penaltı noktasına bu sefer. Direğe nişanlar. Kalan dakikalarda Hollanda boğmaya devam eder. Belli bir süreden sonra Dino Zoff baskıdan öyle bunalır ki Del Piero'yu sağ bek desteğine çeker. 90 dakika biter. Uzatmalar başlar. İtalya onu da atlatır. Dünyanın en formda takımına karşı, Arena Stadı'nda 1,5 saat 10 kişi oynar İtalya ama yıkılmaz.

Penaltılara geçilir. Di Biagio atar. Frank De Boer maçtaki ikinci penaltısını kaçırır. Pessotto atar. Jaap Stam topu uzaya diker. Totti atar, Kluivert 120 dakika ve penaltılar dahil sayısız pozisyona giren Hollanda'nın ağlarla buluşan tek topunu kullanır. Maldini kaçırır ardından da Paul Bosvelt'in vuruşunu Toldo kurtarır. İtalya finale çıkar.Hollanda maç boyunca kullandığı 5 penaltı vuruşunun sadece 1 tanesini gol yapabilmiştir. Akıllarda Stam'ın penaltısından sonra teknik direktör Rijkaard'ın "bir penaltıyı atamadılar" bakışı kalır.

Bu maçı izlerken belli bir süreden sonra dünyada Hollandalılar dışında İtalya'yı desteklemeyen bir adam kalmış mıdır merak ediyorum. Evet İtalya oynatmadan kazanmıştır, evet İtalya oyunu öldürerek kazanmıştır, evet İtalya negatif futbolun pozitif futbola zaferini kanıtlamıştır ama geride bana göre dünya tarihine geçecek bir maç bırakmıştır. TRT daha sonra bu maçı tam 4 kere daha verdi arşivinden. Hepsinde oturup baştan sonra izlemekten alamadım kendimi. Öylesi efsane bir maç.

Unutulmaz sahneler 1/10
Unutulmaz sahneler 2/10

OSCAR'DA AKDENİZ ESİNTİSİ



İlginç bir tören oldu. Cuma günkü tahminlerde 6'da 5 yaptık. Fena değil. Her sene Atilla Dorsay'dan daha çok biliyorum o bana yeter. "No Country For Old Men" En İyi Film ödülünü ve Coen biraderlerle En İyi Yönetmen ödüllerini götürdü. Erkek oyuncu ödülü 2. kez Daniel Day Lewis'in olurken, Javier Bardem senenin ödül rekortmeni olma yolunda bir adım daha attı. En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu ödülünü kaptı. En İyi Kadın Oyuncu ödülü Marion Cotillard'a giderken tutturamadığımız tek dal En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu ödülü oldu. Ama en azından görünüşü tutturduk. Ödülün beyaz suratlı kızıl Cate Blanchett'e gitmesini beklerken bir başka beyaz suratlı kızıl Tilda Swinton'a gitti. 

Gecenin yıldızlarından biri kesinlikle Bourne Ultimatum'du. Son yıllarda gördüğümüz en iyi aksiyon serisi son filmi ile aday olduğu 3 dalda da Oscar'ı kazandı. Toplamda en çok ödül kazanan film 4 ödülle "No Country For Old Men". Arkasından 3 ödülle "Bourne Ultimatum" geliyor. Gönlümüzü fetheden iki film "Juno" ve "Once" boş dönmediler. Juno, En İyi Orijinal Senayo ödülünü alırken "Once" iki oyuncusunun seslendirdiği "Falling Slowly" ile En İyi Orijinal Şarkı ödülünü aldı. Tam liste aşağıda.

Son sözüm Johnny Depp için. Son 5 senede Oscar'a 3 kez aday olup kazanamadı. Tüm kariyerine baktım. Oscar, Altın Küre, BAFTA, Cannes Film Festivali dahil tam 14 kez aday olmuş En İyi Erkek Oyuncu Ödülü'ne. Sadece 1 kez kazanabilmiş. Bu sene Altın Küre'deki, Müzikal Komedi'de En İyi Erkek Oyuncu Ödülü'yle (Sweeney Todd). Adam her ödül törenine gidip gidip avucunu yalayarak dönüyor. Aktörlerin Martin Scoresese'si olacak böyle giderse.

En İyi Film:No Country for Old Men
En İyi Yönetmen: Ethan & Joel Coen - No Country for Old Men
En İyi Erkek Oyuncu: Daniel Day-Lewis - There Will Be Blood
En İyi Kadın Oyuncu: Marion Cotillard - La Vie en Rose
En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Javier Bardem - No Country For Old Men
En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Tilda Swinton - Michael Clayton
En İyi Orijinal Senaryo: Juno
En İyi Uyarlama Senaryo:No Country for Old Men
En İyi Sinematografi: There Will Be Blood
En İyi Yabancı Film:The Counterfeiters (Avusturya)
En İyi Ses Kurgusu: Bourne Ultimatum
En İyi Ses Miksajı: Bourne Ultimatum
En İyi Kurgu: Bourne Ultimatum
En İyi Orijinal Müzik: Atonement
En İyi Orijinal Şarkı: Once - "Falling Slowly" Glen Hasnard & Marketa Irglova
En İyi Sanat Yönetimi: Sweeney Todd The Demon Barber of Fleet Street
En İyi Görsel Efekt: The Golden Compass
En İyi Makyaj: La Vie En Rose
En İyi Kostüm: Elizabeth: The Golden Age
En İyi Animasyon: Ratatouille
En İyi Kısa Animasyon: Peter & the Wolf
En İyi Kısa Film: Le Mozart des Pickpockets (The Mozart of Pickpockets)
En İyi Belgesel: Taxi To The Dark Side
En İyi Kısa Belgesel: Freeheld

NEWCASTLE ŞAMPİYON



Biraz acar gazeteci başlığı gibi oldu bu. "Newcastle United bu haliyle neyin şampiyonu oldu" diyorsunuz. Hayır. Şampiyon olan Newcastle United Jets FC, kısaca Newcastle Jets. Dün, Hyundai A-League, yani Avustralya Ligi'nin Büyük Finali'nde, Sydney Futbol Stadyumu'nda ezeli rakipleri Central Coast Mariners'ı 1-0 mağlup ederek tarihlerinde ilk kez şampiyon oldular.

Avustralya Ligi'nde ilginç bir sistem var. Lig 8 takımdan oluşuyor. Bu sekiz takımdan her biri sezon içinde toplam 21 maç oynuyor. Doğal olarak bir takımla 1 kez kendi evlerinde 2 kez deplasmanda oynuyorlar ya da tam tersi. Bir sene bir takımla 2 maçını içeride oynayıp 1 maçını deplasmanda oynayan izleyen sene aynı takımla 1 maçını içeride oynayıp 2 maçını deplasmanda oynuyor. Lig bittiğinde ilk 4 sırayı alan takımlar play-off'a kalıyorlar. 1. ve 2. sırayı alan takımlar Majör Yarı Final'i oynuyorlar ve kazanan Büyük Final'e kalıyor. 3. ve 4. sıradaki takımlar da Minör Yarı Final'i oynuyorlar. Kaybeden eleniyor, kazanan Majör Yarı Final'in kaybedeni ile oynuyor. Bu maçın galibi de Büyük Final'e yükseliyor. Büyük Final'in galibi de şampiyon oluyor. Biraz karışık tabi. Gelecek sezondan itibaren ligde 10 takım mücadele edecek.

Maçın en önemli hadisesi 90. dakikada takımı lehine bir penaltı verilmeyince hakeme saldıran Mariners kalecisi 22 yaşındaki Danny Vukovic. Görünüşe bakılırsa yaşam boyu futboldan men cezası alacak kadar ciddi bir vukuat işlemiş durumda. Şimdilik gelen haberler bu yönde. Görsel anlamda da kaynak bulduğumuzda buradan yayınlayacağız. Son notumuz Newcastle Jets'in kadrosunda 24 Ocak'a kadar Mario Jardel de bulunuyordu. 34 yaşındaki golcü kariyerinde son yıllardaki büyük düşüşün ardından Avustralya'ya kadar gelmişti. Ocak ayında takımla sözleşmesini feshederek Brezilya'ya döndü.

AUDERE EST FACERE



Cesaret etmek yapmaktır. Tottenham amblemindeki latince felsefenin çevirisi. Dün Wembley'de gerçeğe dönüştü. Kupa kime gitse yahudi cemaati sevinecekti. Tottenham zaten onların takımı. E Chelsea'nin başında da din kardeşleri Avram Grant var. Sezonun ilk kupası (tek maçlık Charity Shield'ı saymazsak). Juande Ramos İngiltere'deki ilk yılında Carling Cup'ı kaldırdı. Arsenal'i bu yolda 5 golle uğurlayarak ve finalde Chelsea'yi mağlup ederek. Martin Jol'un senelerdir kuramadığı güveni 5 ayda kurdu neredeyse. Sırf Jermaine Jenas gibi bir adamı diriltmesi bile benim için takdire şayan. Ramos takımın başında kaldığı sürece Jenas'ın Capello'nun da banko adamlarından biri olacağını düşünüyorum. Spaniard'ın gözünü UEFA Kupası'na diktiğinden eminiz. Açıkçası Tottenham her geçen gün daha iyi futbol oynuyor. Neden olmasın diyemeden duramıyoruz.

OH SESİ GELMEDİ



Haftanın olayı elbette Arsenal'li Eduardo'nun insana futbol izlemeyi bıraktıracak şekilde hissettiren pozisyonu. Birmingham City'nin defans oyuncusu Martin Taylor henüz maçın 3. dakikasında Eduardo'ya yaptığı hareket sonucu futbolcunun çok uzun bir süre sahalardan uzak kalmasına sebep olurken kırmızı kartla da oyun dışı kaldı. Ancak biz bu programda da ileri sürüldüğü gibi hareketin kasıtlı olarak yapıldığını düşünmüyoruz. Hiç bir futbolcu daha önceden bir hesabı olmadığı başka bir futbolcuya henüz maçın 3. dakikasında ayağını kıracak şekilde müdahalede bulunmaz. Zaten görüntüler normal hızla veya yavaşlatılarak izlendiğinde açıkça görüleceği üzere, Taylor topa ayağını uzatıyor ancak Eduardo son anda topa dokununca ayağını (hatası da burada) Eduardo'nun bileğine yaslıyor, o da ayağını yere koyunca olan oluyor. Bu tür pozisyonlarda futbolcu ayaklarıını yerden kaldırdığında (Hagi bu tür müdahalelerden kaçınmak için bunu çok yapardı) böyle sakatlıklardna kaçınabiliyor. Kontrolsüz giriş, ama Taylor'ın eski hocası ve onu Birmingham'a getiren Steve Bruce'un da "Taylor'ı tanırım,böyle bir olayı kasıtlı yapmayacağını adım gibi biliyorum" şeklinde ifade ettiği gibi hareket talihsiz bir an.

Vurgulanması gereken de şu. 7 dakika sahada, yerde kaldı Eduardo. Herkes başındaydı. Tribünler pür dikkat olayı neticesini izledi ve sonunda da tüm stad istisnasız sedyeyle stad dışına taşınan Eduardo'yu alkışladı. Hemen stadlarımız geldi gözümün önüne. Eduardo yerde yatarken "oooh oh" çeken bir güruhla karşılaşmamız olası olurdu. Tribünden atılan bozuk para futbolcunun gözüne geldiğinde "oleeeey" çeken bir seyirci profiline sahibiz. Birmingham seyircisinin tepkisi ibret-i alem olsun.

22 Şubat 2008 Cuma

SALVADOR DALİ vol. 2


Galatea of the Spheres


Galacidalacidesoxyribonucleicacid


The Battle of Teutan

Salvador Dali vol. 1

Herkese iyi tatiller.

MELİH GÖKÇEK KOŞ ADO'YU KAPATIYORLAR



Ankaraspor devre arasında bir anda nereden geldiği belli olmayan 1 Milyon Dolar sonucu Gaziantepspor'lu De Nigris'i transfer edince hepimizin kafasında bir soru oluşmuştu. Ankara'nın bu kadar altyapı eksikliği ve ihtiyacı varken Melih Gökçek bu parayı nereden bulmuş ve nasıl bu kadar kolay bir şekilde elden çıkarabilmişti. Gökçek yıllardır bu yolla kanuna aykırı biçimde belediyenin sporla ilgili olmayan kalemlerinden elde ettiği gelirleri futbol takımının transfer bütçesinde kullanıyor. Tabi üstü kapanabildiği sürece bir problem yok.

ADO Den Haag. Hollanda'nın sınır dışında taraftarları ile ün yapmış kulübü. İflasın ve kapanmanın eşiğinde. Kulübe sezonu bitirebilmesi için 7 milyon euro gerekiyor. Bu acil borcu kapatmanın yolu bulunamazsa KNVB yani Hollanda Futbol Federasyonu ADO'nun lisansını iptal edecek. Bu aciliyette Den Haag belediyesinin kulübe cevabı şu oldu. "Futbol kulübüne belediye bütçesinden asla yardım yapmayacağız". Sebebi de belediyenin daha önce yaptığı bir kaç ufak  yardımın koalisyon partileri VVD ve PvdA'nın tepkisine yol açması. Tabi Hollanda, belediye başkanının silah arkadaşları tarafından yönetilmiyor. Böyle olunca da kulüp batmanın eşiğindeyken tek kuruş dahi hibe yapılamıyor.

Bizim ise rahatımız yerinde. Kapanmak ne kelime transfere ihtiyaç mı var. Egokart'a zamla kapatırız. Burası Türkiye. Oluyor öyle.

KADRO TOPLANDI



Marco Van Basten Ajax'ın yeni hocası. 2 gün önce bu iş bir kaç güne kadar kesinleşir demiştik. Hollanda Milli Takımı'nda da yardımcılıklarını yapan, Ajax'tan takım arkadaşları John van 't Schip ve Rob Witschge de yine yardımcıları olacaklar. 2008 Avrupa Şampiyonası'ndan sonra göreve başlayacaklar.Johan Cruijff Sportif Direktör koltuğuna oturdu. Van Basten yerini aldı. Ajax'ın son 30 yıldaki efsane 2 ismi birlikte iş başına dönüyor. Amsterdam şehri eski şaşaalı günlerine dönmeye hazırlanıyor.  

CUMARTESİ MESAİSİ

vs


Daha önce 2. Lig'in dikkat çeken ekiplerinden Kartalspor ve geri dönmelerini tüm Türkiye'nin arzu ettiği Eskişehirspor hakkında bir kaç yazı yazmıştık. Hatta yazıların yazıldığı hafta Kartalspor'un Sakaryaspor maçına gideceğimizi ve bir maç yazısı yazacağımızı söylemiştik. Çeşitli sebepler buna mani olunca blogu takip eden bazı arkadaşlar "ne oldu maç yazısı?" diye soruyorlardı. Bu hafta telafi edeceğiz (yine bir son dakika manisi olmazsa). O dikkat çeken iki takım yarIn 13:00'de Kartal Stadı'nda karşı karşıya. Kartalspor-Eskişehirspor. Hem Kartal hem Kırmızı Şimşekler tarafından bakacağımız bir yazı olacak. Eskişehirspor 41 puanla lig ikincisi. Kartalspor ise onları takip etmeye başladığımızdan beri bir hayli kan kaybetti. 33 puanla sekizinci sırada. Pazartesi umarım güzel bir maç yazısını buradan okuyacaksınız.


Şansımız yok federasyon engel oldu bu sefer de. Maç seyircisiz oynanacak. Bu Kartalspor yazısını bloga koyabildiğimiz gün halay çekeceğim.

PAISA DERBİSİ vol.1

   vs


Paisa Kolombiya'nın kuzeyinde bir eyalet. Bu eyaletin Medellin kentinde bulunan Estadio Atanasio Girardot, bu hafta sonu Kolombiya'nın en büyük maçlarından birine ev sahipliği yapacak. Paisa ve hatta Medellin derbisi. Atletico Nacional ve Deportivo Medellin. Atletico Nacional Kolombiya futbol kulüpleri arasında Libertadores Kupası'nı kazanan ilk takım. Kolombiya Ligi'nde de 10  şampiyonlukları var. Juan Pablos Angel, Tino Asprilla, İvan Cordoba, Rene Higuita, Victor Aristizabal bu takımın eski mensupları. En önemli taraftar grupları stadın güneyinde ikamet eden Los Del Sur.





Deportivo Medellin ise Atletico Nacional'e oranla başarı derecesi aşağıda kalan bir takım. Kolombiya Ligi'nde 4 kere zirveye çıkabildiler. Uluslararası arenada ise en büyük başarıları 2003'te Libertadores Kupası'ndaki üçüncülük. Onların taraftar grubu Rexixtenxia Norte de stadın kuzeyinde ikamet ediyor. İki takım bugüne kadar 249 kez karşı karşıya gelmiş. 101 Atletico Nacional galibiyeti, 66 Deportivo Medellin galibiyeti ve 82 beraberlik.