29 Kasım 2010 Pazartesi

PES ETMEYEN ADAMIN OGRENCILERI




















25 Kasim 2010 tarihinde BirGun gazetesinde yayinlanmistir.

2003-04 sezonundan itibaren geçtiğimiz sezon sonuna kadar olan 6 sezonu ele aldığımızda, Premier Lig’de Manchester United, Chelsea, Arsenal ve Liverpool’dan oluşan zirvedeki dörtlünün arasına girmiş olan sadece bir takım vardı. O da 2004-05 sezonunda 4. sırayı alan Everton’dı (ancak o sezon Şampiyonlar Ligi şampiyonu olan Liverpool da, izleyen sezon devler arenasından uzak kalmadı). Ta ki geçtiğimiz sezona kadar. Tottenham Hotspur kendisinden beklenmeyen şekilde, Liverpool’un Benitez’in görevine mal olan kötü performansını da değerlendirip dördüncü sırayı aldı ve tarihinde ilk kez Şampiyonlar Ligi’ne katılmaya hak kazandı. 1971’den beri ilk kez ligi Liverpool’un üstünde bitirmeyi başarmışlardı. Sadece Premier Lig’in değil Avrupa’nın en sağlam kadrolarından birisine sahipler bugün. Devler Ligi’nde 5 maç sonunda gruplarının lideri durumundalar ve 2011’i görecekler. Geçtiğimiz sezon Wigan’ı 9-1 mağlup ettikleri maç Premier Lig tarihinin en farklı ikinci galibiyetiydi. Son 2 haftadir da once Kuzey Londra derbisinde, Arsenal’i deplasmanda 2-0 geriden gelip 3-2 mağlup ettiler sonra da dun Liverpoolí 1-0 maglubiyetten eli bos gondermeyi basardilar 2-1'le. Arsenal maci ve rakip sahada onlara karşı alınmış lig galibiyeti 17 yıllık bir hasretin bitmesi demekti. Harry Redknapp’ın yarattığı bu sağlam takımın kökünü biraz gerilerde aramak lazım.

2004 Kasım ayında, göreve büyük umutlarla getirilen Jacques Santini, oldukça kötü bir sezon başlangıcı sonucu istifa ettiğinde yerine yardımcısı Hollandalı Martin Jol getirildi. 4 sezon götürdüğü takım 2007-08 sezonuna kötü başlayınca Hollandalı (bugün hala çok doğru bulunmayan bir kararla) görevden alındı ve Sevilla’nın eski hocası Juande Ramos göreve getirildi. Ramos, Lig Kupası’nı kaldırdı ama 2008-09 sezonunda kulüp tarihinin en kötü başlangıcını yapıp ligin dibine demir attı. Kulübe Gareth Bale, Kevin-Prince Boateng, Younes Kaboul gibi genç isimleri ve Luka Modrić, Benoit Assou-Ekotto, Heurelho Gomes, David Bentley, Vedran Ćorluka, Roman Pavlyuchenko ve Dimitar Berbatov gibi isimleri kazandırmış Fransız Futbol Direktörü Damian Comolli, Ramos’la beraber kovuldular. Jol, istifa ettikten sonra birçok futbolcunun kendi rızası olmadan transfer edildiğini ileri sürmüştü. Kulübün sahibi Daniel Levy bu çalkantılı ortama fırsat vermemek için, Harry Redknapp’ı tek adam olarak göreve getirdi. Portsmouth gibi orta karar bir takımı, son 60 yıldaki en iyi derecesine ve son 70 yıldaki ilk kupasına götüren Redknapp tüm transferleri ve takım yönetimini eline aldı. Portsmouth’daki eski öğrencilerinden önce Crouch ve Defoe’ya toplam 24,5 milyon pound, sonra da sakatlanan Modric’in yerini doldurmak için Kranjcar’a 2 milyon pound ödedi. Klasik 4-4-2 sistemini oturttuğu takım geçtiğimiz sezon başında liderlik koltuğundaydı. Yine de ligi dördüncü bitirerek harcanan 35 milyon pounda yakın paranın karşılığı olacak UEFA gelirlerini elde ettiler. Bu sezon, geçtiğimiz sezon gibi başlamamıştı ama toparlandılar. Özellikle, mevkisinde, dünyanın en iyisi olarak gösterilmeye başlanan 21 yaşındaki Galli sol bek Gareth Bale ve bu yaz transfer döneminin son gününde takıma katılan Hollandalı Rafael van der Vaart’ın katkıları ile tekrar tepeye yaklaştılar.

Tipik bir 4-4-2 adamı aslında Redknapp ve ilginç şekilde futbol sahasında taktik ve dizilişin % 10 öneminin olduğunu, % 90 payın futbolcu performanslarına bağlı olduğunu ileri süren bir adam. Rafael van der Vaart kendisinin maçlar öncesi taktik tahtasına hiçbir şey çizmediğini söylüyor. Ama Arsenal’e karşı 4-4-1-1 taktiğiyle sahaya çıkıp 2-0 mağlup duruma düştüğü anda yaptığı Lennon-Defoe değişikliğini, “Rafa’yı sağa çekip, Jermain’i uca alarak ileride ekstra bir kuvvet yarattım” diyerek açıklıyor. Sonuçta kendi yaptıklarını da inkar etmemeli. 4-4-2 dizilişinde oldukça önemli olan 2 kanattaki arkalı önlü oyuncuların uyumuna dikkat ettiği Ekotto-Bale ikilisinin müthiş işlerinden de anlaşılabilir. Tottenham ligde geriden gelerek en fazla maç kazanan ekip, 4 maçtan bu şekilde galip geldiler ve mağlup duruma düştükleri maçlardan 13 puan çıkardılar ki bu dalın da lideri durumundalar. Yani, Redknapp geriye düştüğü maçı çevirme konusunda oldukça yetenekli. Bunu tamamen değiştirdiği oyuncuların etkisinden ziyade, bu değişikliklerle beraber yaptığı taktik ve diziliş hamlelerinden de kaynaklandığını fark etmesi lazım.

Tottenham 76 paunda varan normal koltuk fiyatlarıyla Premier Lig’in, Kuzey Londra derbisindeki rakibi Arsenal’den sonra, en pahalı bilet satan takımı. Ayrıca en ucuz kombine biletinin fiyatının da 650 paund olması bu dalda da onları üçüncü sıraya yerleştiriyor. 1899 yılından beri kullanılan stadyum White Hart Lane’in yerine 56 bin kişilik yeni bir stadyum planlanıyor. Proje eylül ayının sonunda belediye meclisinden geçti ve Londra valisinin önüne geldi. İnşaatın 2012 yılında tamamlanması bekleniyor. Liverpool ve Manchester United son 3-4 yılda kendilerini birer ticarethaneye dönüştürüp büyük zararlar yazan Amerikalı patronların kurbanı oldular. Manchester City klasik dörtlünün arasında para harcayarak girmeye çalışıyor. Chelsea’nin arkasında ise çok güçlü bir maddi kaynak var. Spurs bu ortamda kendine özgün politikası ile göze çarpan bir takım. 1963 yılında, İngiliz futbol tarihinin ilk Avrupa kupası kazanan takımı olan, Osvaldo Ardiles, David Ginola, Jurgen Klinsmann ve tabii ki efsane Gary Lineker’in formasını giydiği takım İngiliz futbolunun en eğlendirici takımlarından birisi olmuş durumda. World Soccer dergisinin futbol tarihini değiştiren 50 takım arasına aldığı duble yapan 1961 kadrosunun izleri 50 yıl sonra tekrar Kuzey Londra’da. Sırf Gareth Bale’in kanat bindirmeleri bile bizi ekrana toplamak için yeterli.

28 Kasım 2010 Pazar

FLYING DUTCHMAN'IN SEYİR DEFTERİ-48




















Dun oynanan Manchester United-Blackburn Rovers macinda takiminin 5 golune imza atan Dimitar Berbatov Ingiliz futbol tarihinde bunu basaran ilk yabanci futbolcu oldu. Daha once 3 oyuncu daha ayni macta 5 gol atmisti ama bu oyuncularin tumu Ingilizdi. 4 Mart 1995'te Manchester United'in Ipswich Town'i 9-0 maglup ettigi macta 5 gol atan Andy Cole rekoru ele gecirdi. Bu mac ayni zamanda Premier Lig tarihinin en farkli galibiyetidir. 19 Eylul 1999'da Alan Shearer Newcastle United'in Sheffield Wednesday'i 8-0 maglup ettigi macta 5 gol atti. Son olarak Jermain Defoe gectigimiz sezon Tottenham Hotspur'un Wigan Athletic'i 9-1 maglup ettigi macta 5 gol atmis ustelik bunlarin tumunu tek devrede kaydetmisti. Bulgar oyuncu Berbatov bu basariya ulasan ilk yabanci oyuncu oldu.

27 Kasım 2010 Cumartesi

AİLEMİZİN TAKİPÇİSİ ARİF ERDEM
















Az önce biten maçı, Halis Özkahya'nın acaip yönetimine rağmen, maçın sonlarına doğru İbrahim Akın'ın kaçan golü sonrası, Fenerbahçe kalecisi Volkan'ın kenara elini kaldırarak "valla gol yiycez yeaaa" diye bağırması ve bizi kahkahalara boğması sonucu iyi hatırlayabilirdik ama ben başka şekilde hatırlayacağım. İstanbul BB stoperlerinden Mahmut çok kötü bir maç oynadı bunu kabul etmek lazım. Yenilen golde hatasının büyük olması bir yana yaptırdığı penaltı da bunu eklendi. Ama hiçbir futbolcu hatası sebebiyle Arif Erdem'in yaptığı gibi ailesi ve sülalesini de işin içine katan küfürler edilmeyi haketmiyor. Bizim ülke futbolcu ve teknik adamlarının bu küfürle ilgili beni iğrendiren yönleri var. Stadyuma gidip, sahaya inip beni hareketi yapana ya Allah diye girişmeye sevkeden bir olay var misal. Türk oyuncunun yabancı futbolcuya sırf anlamadığını bildiğinden ağız dolusu küfür etmesi. Yıllar önce bir Galatasaray maçında, Emre Aşık sözümona kendisine gelen topa kafa vurduğu için Fleurquin'e "...ına kodumun çocuğu" diye bağırmış, zavallı Fleurquin de hiçbir şey anlamadığından ellerini açmıştı. Bugün Caner, Stoch'un hatalı bir pası sonrası geriye dönerken saydırıyordu. Mustafa Sarp'ın, bu sezon Pino'yla benzer bir diyaloğu var biliyorsunuz.

Teknik adamların sahaya savurduğu küfürler de ayrı bir tartışma konusu. Hiç lafı dolandırmayalım Fatih Terim bu konuda öncülerdendir. Rakip oyuncu, kendi oyuncusu hiç farketmez hepsini elden geçirir. Yıllar boyu birçok özelliği değişti meşhur imparatorun (çoğu geriye gidecek şekilde) bir bu değişmedi. Euro 96'da Hırvatistan'dan meşhur Vlaovic golünü yediğimizde sahaya saatini fırlatıp "Allah belanızı versin" dediğini çok iyi hatırlarım. 15 yıl geçti, bir düzelme olmadığı gibi arada bir sahaya infaz emri de gönderiyor. Arif Erdem ona bakarak mı karardı bilemem ama bugün yenilen gol sonrası sahaya savurduğu anneyle cinsel ilişki temennili, vajinaya kondurma sonucu olan çocuk temalı küfürlerini kime ettiğini merak ediyorum. Çok yüksek ihtimalle topu kaptıran Mahmut'a (ona değil rakip oyunculara veya hakeme ise zaten daha büyük sorun var demektir). Bugün Mahmut o pozisyonu maçın tekrarında izlese ve ailesini elden geçiren o küfürleri görse, yarın o adamın verdiği direktifle antrenman yaparken ne hissedecek merak ediyorum. Arif'in de maşallahı var, bu seri Türkçe kullanımını, normal insan gibi konuşurken de göstermesini diliyorum, röportajları malum. Bir de Galatasaray camiasında bu kadın cinsel organına koymakla ilgili bir zaaf var diye korkuyorum. Emre Aşık, Arif Erdem, Mustafa Sarp...Ayhan Akman'ı dikkat ederseniz saymadım, onda orijinal çalışmalar var zira...

Federasyonun veya ceza kurullarının ya da yetkilisi her kimse, bu sahada sinkaf yağdıran adamlara dur demesi gerekiyor. Zira bizim "güven fetişisti" Servet Çetin'in sümüğü bile bu iğrençlikten daha izlenesi.

ASTON VILLA 1970-71

RAKET GİBİ BİR SOL AYAK



Halen devam eden 2010 Asya Oyunları'nda, Japonya'nın finalde Birleşik Arap Emirlikleri'ni 1-0 mağlup ederek şampiyon olduğu futbol müsabakalarının 2. tur maçlarından bir enstantane. Özbekistan-Katar karşısında. Maçın uzatmalarda 91. dakikası, Özbekistan kalecisi Timur Juraev büyük bir hata yapıyor ama bu yaptığı hata efsane bir anın oluşmasına yol açıyor. Topu alan Fahad Khalfan (neden formasında "Falbulushi" yazıyor çözemedim), topu alıp kaleye yöneliyor ve ayağının dışıyla destan yazıyor. Özbekistan 108'de Ivan Nagaev'in golü ile 1-0 kazanıp çeyrek finale gidiyor...Bizim cengavere soyunma odasında ne oldu bilemiyorum.

BİR MÜESSESEYİ ÇOK SEVDİM, O BENİ HİÇ SEVMİYOR


























by Canarino


Haber ajanslara düştüğünden beri gözümden yaş eksik olmuyor... Gülmekten tabii...

Efes Pilsen taraftar organizasyonu Efesliler'in karşılaştığı durum, çok sinir bozucu ve onur kırıcı. Normal şartlar altında, "taraftarın halinden taraftar anlar" kabilinden destek olunması gereken bir hadise var ortada, vahşetler denk! Ama şerait müsait değil..

Kısaca özetleyecek olursak, yaşananlar şundan ibaret:

Efendim, Efes Pilsen - Union Olimpija maçında, Efes Pilsen'in vefakar, cefakar ve de mutat taraftarları, her zamanki aksesuarları olan kösler eşliğinde, her zamanki yerlerini alıyorlar. Lakin tam da gülbank başlamış ve aradan çok zaman geçmemişken bir mübelliğ zat gelip, oyuncuların davulun çıkardığı sesten rahatsız olduğunu ve mümkünse davul çalmaktan vazgeçmelerini söylüyor. Tabii Nasreddin ho..., pardon, Efesliler durur mu? Yapıştırıyorlar taaccübü ve reaksiyonu. Pankartlar sökülüyor. Mesken terk ediliyor. "Yanınızdayız" pankartı ters asılıyor ve Asakir-i Mansure-i Efes Pilseni formaları çıkartılıyor.

Makara şurada dursun, biraz ciddiyet...

Yapılan açıklamada şöyle bir kısım var:

"Efes Pilsen Spor Kulübü'nün taraftarı yoktur' diyen insanlara inat takımımızı her şartta her maçta destekledik"

Biz de öyle diyenlerden olduğumuz için gönül rahatlığıyla cevap verebiliriz herhalde:
"Bizi bir tek siz anladınız ama siz de yanlış anladınız"

Oysa dediğimiz gayet açıktı.:
Biz size "Efes Pilsen'de kendini taraftar sananlar olamaz" demedik; "Efes Pilsen'de ve benzerlerinde taraftarlık diye bir şey olmaz" dedik.

Taraftarlık, kulüpçülük demektir. Kurumlarda kulüpçülük yapılamaz. Çünkü kulüpçülük, "Madem kâr edemiyoruz. Kapatalım gitsin" kafasıyla yapılmaz. Yerin dibine de batsa, üç beş kişinin devam ettiği küçücük lokalleri olan semt kulüplerinin bile taraftarı olur ama Efes Pilsen Spor Kulübü'nün taraftarı olamaz. Ancak taraftarcılık oynayan küçük grupları vardır. Onlar da, akşam ezanı okununca "Aliiii, baban çağırıyoooo" diye annesi tarafından eve davet edilip, gelmemekte inat edince babası pencereye çıkan çocuk gibi, "Bak kızıyorum ama..." denince boynunu büküp eve gidiverirler. Aynı bu olayda olduğu gibi...

Ayrıca her fırsatta Türkiye'nin büyük spor kulüplerinin taraftar klişelerini eleştirip, her şeye kulp taktıktan sonra, yapılan açıklamada "yol parası ve simit" gibi güzide deplasman argümanlarını kullanmaları da bilahare takdire şayan. Klasikler kolay ölmüyor tabii..

Söze nihayet verecek olursak...

Kendisini Efes Pilsen taraftarı sanan herkesin burnunun yüksek irtifada gezdiğini söylemek tabii ki mümkün değil ama "basketbol kültürü" üzerine yaratılan bir elitizmin "Biz farklıyız" algısı eşliğinde, bu memleket sporunun temel direği olan spor kulüplerini ve onların taraftarlarını küçümsediğini de kimse inkar edemez. Bu alınan, manidar bir boy ölçüsüdür.

Ne kadar endüstriyel olursa olsun, kurumsallaşma hastalığına kendisini ne kadar kaptırırsa kaptırsın; bir Fenerbahçe, bir Galatasaray, bir Beşiktaş ya da bir Karşıyaka muadili spor kulüpleri, asla müessese soğukluğunda olmayacaklar.

Tuncay Özilhan'ın "Biz yazdık" diye elinde salladığı basketbol tarihi kitabında bahsi geçen yılları açıp, o zamanlarda çekilen Türk filmlerine bakın mesela... Bir tane bile müessese takımının maçına giden insan görebilecek misiniz bakalım? "Ama o basketbooool" demeyin. Spor tarihi tek bir yerden yazılmaz. Bu yaşananlar ve sizin Kaf Dağı'ndaki kafanızın üzerine dökülen soğuk su, yağmur bulutunun değil, Türkiye'nin spor tarihinin, Türkiye'nin büyük kulüplerinin şamarı ve soğuk duşudur.

Yanınızdayız! Kahkahalarla gülmek için..

by Canarino

DÜNYAYLA DALGA GEÇEN ADAM
























Alışık olmadığımız üzere bir pazartesi akşamımızı El Classico'ya ayıracağız. Amsterdam'daki futbolseverlerin buluşma noktası O'Reilly's Bar'da tahminen fazla sayıda Barcelona ve Madrid'li arasında izleyeceğiz maçı. Mourinho'ya sahada tur attıran geçtiğimiz yılki Barcelona-Inter mücadelesi Portekizli'nin gerçekten "Special One" olduğunun göstergesiydi biraz. Pazartesi dünya üzerinde en çok nefret edildiği stadyumlardan birisine çıkıyor. Önce Chelsea ile sonra da Inter ile üzdüğü Katalanlar o kulübeden her çıktığında tepki gösterecekler muhtemelen. Oradan çıkabilirse tek başına 100 bin kişiye psikolojik üstünlük sağlamış olur ki bunu da sözcüklere dökmesini iyi bilir, tanıdığımız kadarıyla. Ha tabii 2 kez de o stadyumdan başı önde ayrıldığını söylemek lazım. Yine Chelsea ve Inter ile. Biz o güne kadar çeşitli yazılarla atmosferi oluşturalım blogda. Önce tabii saha içindeki "Special One"dan, Rosario'lu adam Lionel Messi'den başlayalım.

Geçtiğimiz çarşamba günü Panathinaikos deplasmanında takımının ikinci golünü atan Messi gol attığı her maçta bir rekoru geliştiriyor (zaten rekorların adamı olmuş durumda). PAO deplasmanındaki golü onun üstüste dokuzuncu maçı da boş geçmemesi anlamına geldi. Arjantinli'nin bundan önceki rekoru 19 Eylül-7 Ekim 2007 arasındaki 6 maçtaki gollerine aitti ama 2 hafta önce 3-1 kazanılan Villarreal maçında üstsüte 7 maçta gol atmışbulunarak bu rekoru kırdı. Ardından da önce 8-0'lık Almeria sonra da PAO maçıyla rekoru geliştirdi. Messi'nin bu serisi 20 Ekimdekş FC Kopenhagen maçıyla başlamıştı. O maçta 2 gol atan oyuncu ardından Real Zaragoza (2 gol), Sevilla (1 gol), tekrar FC Kopenhagen (1 gol), Getafe (1 gol), AD Ceuta (1 gol),Villarreal (2 gol), Almeria (3 gol), Panathinaikos (1 gol) maçlarında goller kaydetti. Villarreal maçındaki ikinci golün ayrıca bir önemi vardı zira 2010 yılı içinde oynadığı 45. maçtaki 50. golüydü. Onun üzerine 4 gol daha koydu ve toplamda 47 maçta 54 gol atmış oldu şu ana dek. Sadece bu sezonda toplam 17 resmi maçta 22 golü var. 2008-09'da 51 maçta 38, geçtiğimiz sezon ise 53 maçta 47 gol atmıştı. Geçtiğimiz sezonun başından itibaren alırsak da toplamda 71 maçta 70 gol (!) demek bu....Ertem Şener'e selamlar, bu adam neyin nessi!!

Aşağıda Messi'nin Villarreal maçıyla ulaştığı yıl içindeki 50 golünün dökümü var. Unutmayalım bu rakamlara Almeria maçındaki 3 ve PAO maçındaki 1 gol de eklenecek.











Gelelim bir başka rekora. Barca'nın Almeria'ya attığı 8 gol sadece Almeria hocası Juan Manuel Lillo'yu ipe göndermedi aynı zamanda Katalanların kendilerine ait bir rekoru da egale etmelerini sağladı. Barca 1959-60 sezonunda, 25 Ekim 1959'da Las Palmas'ı 8-0 mağlup etmiş ve aynen bu sezon olduğu gibi Real Madrid'le başabaş gittiği şampiyonluk yarışından galip çıkmıştı. Aynı zamanda o galibiyet, 1991-92 sezonunda Real Madrid'e ait olan, ligin ilk 6 deplasman maçında 6 galibiyet rekoruna da ortak olmalarını sağladı.

Messi ile devam edelim.Almeria maçındaki gollerin onun La Liga'da 100 gol barajını aştığı ve 101 gole ulaşması anlamına geldiğini yazmıştık. İşte bu 101 golün analizi var aşağıda. Messi'nin en sevdiği rakip Sevilla...9 maçta 10 gol atmış Sevilla'ya karşı. Bizde bunun için başka bir deyim vardır da neyse. Atlético Madrid ve Real Zaragoza'ya karşı da karnesi fena sayılmaz. Her ikisine de 9'ar maçta 8'er gol.

Almeria'ya attığı 3 gol aynı zamanda onun La Liga'daki 5. hat-trick performansıydı. Daha önce Real Madrid'e 2007'de, Tenerife, Valencia ve Real Zaragoza'ya da 2010'da 3'er gol atmıştı. Messi 22 maçta 2 gol kaydederken, 42 maçta da 1 gol kaydetti. 153 maçın 85'inde ise gol kaydedemedi.

Messi'nin attığı goller aynı zamanda oldukça önemli goller. 101 golün 39'u takımını öne geçiren goller. Bunların 27'si maçın açılış golleri. 7 golü maça beraberlik getirirken, 22 golü farı 2'ye, 32 golü de farkı 3'e çıkaran goller. Aşağıdaki tabloda dağılımı görebilirsiniz. Buradan çok net anlaşılıyor ki, takım geride iken Messi'nin gol atması zorlaşıyor, bunun a çok doğal karşılamak lazım, zira Barca'ya karşı öne geçen takım genelde kendi sahasında kabul ettiğinden Arjantli'nin hareket alanı kısıtlanıyor.












Son olarak Messi'nin tüm Barcelona kariyeri ve tüm kupalar baz alındığında PAO'ya attığı golün 150. golü olduğunu da belirtelim. 2004-05 sezonundan itibaren sahne almaya başlayan Arjantinli, 101 lig golünün yanı sıra, 11 Kral Kupası, 31 Avrupa Kupası, 5 İpanya Süper Kupası ve 2 de FIFA Dünya Kulüpler Şampiyonası golü kaydetti...Bu gol sayısına 232 maçta ulaştı. PAO maçındaki golü uluslarası maçlardaki 33. golüydü ve bu 1997-2002 yılları arasında aynı alanda 31 gol atmış Rivaldo'nun geride bırakıldığı anlamına geliyordu. Aşağı yukarı takımının lig tarihindeki en golcü ismi olması için önünde olan isimler toplam gol sayısında da önünde. César Rodríguez, László Kubala, Josep Samitier ve Samuel Eto'o ve Josep Esscola. Sıralama ve oyuncuların hangi dönemde bu gollere ulaştıkları aşağıda. Messi'nin önünde 80 gol kaldığı ve Rodriguez'in 235 gole 13 yılda ulaştığı göz önüne alınırsa, henüz 6 senedir ortalıkta olan Arjantinli Katalunya'da kalırsa muazzam bir rekora ulaşacaktır.

WASTED POINTS

















8 Haziran 2010'da Arnhem'de, Vitesse'nin stadyumu Gelredome'da verilecek konsere şimdiden biletlerimizi ayırtmamızın şerefine yazayım, futbolcu olsam ve şu adam beni Barcelona deplasmanına götürse, o gazla Xavi ve Iniesta'yı aynı anda ayağımda oynatır, arada Messi'ye de 3 bacak arası çekerim o kadar açık konuşuyorum. Bruce Dickinson Liverpool'ın 20 Ekimde oynadığı Napoli maçı için takımı İtalya deplasmanına uçuran adamdı. Yani bilindiği üzere uçağın pilotuydu. Düşüşte olan Liverpool o maçtan sonra 5 galibiyet 1 beraberlik ve 1 mağlubiyet aldı. Her derde deva adam olduğunu bir kez daha kanıtladı. Özellikle kendisi, üniversite yıllarında nice moralimin bozuk olduğu vize ve final sabahlarında bana moral vermiş ve B1'leri A2'leri çakmama yardımcı olmuştur. A1 nereye alıyorsun, ordan soru beklemiyorduk.

24 Kasım 2010 Çarşamba

HELLOWEEN - 7 SINNERS



31 Ekimde piyasaya sürülen, Hamburg'lu Power Metal efsanesi Helloween'in 15. stüdyo albümü 7 Sinners'ın bana göre en iyi şarkısı "World of Fantasy"...Bana göre vasatı aşamayan Rabbits Don't Come Easy, Keepers...Legacy ve Gambling With The Devil albümlerinden sonra Dark Ride ve öncesinin kalitesine dönme sinyalleri vermiş Alman grup.

Helloween'in tarihine bakan herkes arkadan vurma, ispiyonculuk, dedikodu ve türlü ayak oyunlarının döndüğünü bilir grup içinde. Kai Hansen'den, Uli Kusch'e, Roland Grapow'dan Michael Kiske'sine herkes Michael Weikath isimli entrikacı sayesinde gruptan soğumuş ve uzaklaşmıştır, üstüne üstlük grubun kurucu üyelerinden Ingo Schwichtenberg de yine Weikath'ın kendisini kovması sonucu bunalıma girmiş ve kendisini bir trenin altına atıp intihar etmiştir. Weikath öyle fitne fücur bir adamdır ki zamanında çok iyi arkadaş olan Kiske-Schwichtenberg ikilisine karşı kendisini destekleyen Grapow'u da arkadan vurmuştur. Bugün sahnede gitar çalarken sigara içer ve karizma yapmaya çalışır ama ne mal olduğu tarafımızdan bilinmektedir.

Neyse siz şarkıyı dinleyin deyip fazla uzatmayayım.

PSV'NİN SON 10 YILDAKİ EN KÖTÜ TRANSFERİ

Önce Feyenoord sonra da Ajax derken sıra PSV'ye geldi. PSV, genel anlamda bakıldığında maddi olarak Ajax ve Feyenoord'a göre daha sağlam duruyor. Nitekim Philips gibi çok önemli bir sponsorları ve diğer 2 büyüğün aksine kazanılmış üstüste 4 şampiyonlukları var. Ajax Sulejmani transferiyle ıska geçerken onlar Dzsudzsak ile isabetli bir iş yaptılar. Toivonen, Salcido, Reis gibi yerinde transferler de bu listeye eklenebilir. Biz 2000'li yıllardan bu yana Eindhoven kulübünün isabetsiz transferlerine bir göz atalım.

1-Csaba Fehér: NAC Breda onu 2000 yılında transfer ettiğinde, taraftarların sevgilisi pozisyonuna oturacağını yüksek ihtimalle tahmin etmiyordu. Breda'da 4 sezon forma giyen futbolcu 29 yaşındayken Eindhoven kentine yerleşti. Ancak 3 sezonda toplam 7 maça çıkabildi. İlk önce eski takımlarından Újpest'e sonra da Willem II'ye kiralandı. Sağ bek oyuncusu, bugün 35 yaşında ve onu Hollanda'ya getiren NAC Breda'da kariyerinin son yıllarını yaşıyor.

2-Arvid Smit: Onun hikayesi yeni yıldız adayı olarak lige gelip formayı unutanlarınkine benziyor. 2002 yılında 2. lig ekibi Telstar'dan transfer edildiğinde 22 yaşındaydı. Daha geldiği sene De Graafshap'a kiraya verildi. Kulübün kontratlı futbolcusu olduğu 5 yılda toplam 5 farklı takımda kirada oynadı. Aynen Feher gibi o da kürkçü dükkanına döndü. Bugün Telstar forması giyiyor.

3-Andy van der Meyde: Geçtiğimiz yıl Ocak ayında futbolu unutmuşken PSV onu transfer etti. Zaten daha başlarken sonu hüsran olacağı belli bir imzaydı. Futbolundan çok, vücudundaki Ajax dövmelerini çıkarıp çıkarmayacağı konuşuldu. Sadece 1 maça çıkabildi. Hiçbir zaman fiziksel olarak hazır hale gelemedi. Bugün kulüpsüz. 7 sene önce Inter onu 4 milyon euroya trnasfer etmişti.

4-Lindsay Wilson: Okyanusyalı futbolcular Kuzeybatı Avrupa'da iyi işler yaparlar genelde. Yeni Zelandalı da Sydney Olympic'ten aynı umutla transfer edilmişti. Ama kaderi aynı oldu başarısız transferlerle. Geldikten 1 sene sonra kira yollarına düştü. Son olarak Kilmarnock'ta forma giydi ve daha 27 yaşındayken futbolu bıraktı. PSV'de hiçbir zaman forma giymedi.

5-Patrick Kluivert: Uunu elemiş, eleğini asmış adamların ülkelerine dönmesi genelde çok iyi sonuçlar çıkarmaz. Kluivert'ınki de böyle oldu. Barcelona'daki altın yıllardan sonra gelen Newcastle ve Valencia kariyerinden sonra 30 yaşında Hollanda'ya döndü. Ama yetiştiği kulüp Ajax'la değil PSV ile. Sadece 3 gol atabildi ama bunlardan birisi Ajax'a karşıydı. Bu golü kutlamadı Antil asıllı futbolcu. 1 sene sonra Lille'in yolunu tuttu.

6-Michael Reiziger: Aynen Kluivert gibi Ajax'ta yetişmiş, Barcelona'da uzun yıllar forma giymiş, ardından İngiltere'de şansını deneyen ve sonunda soluğu PSV'de alan bir isim. PSV kariyerinin ikinci yarısında 34 yaşındayken sakatlıklar baş gösterince kariyerini sonlandırdı. İki sezonda ancak 25 maç oynayabildi.

7-Remco van der Schaaf: Büyük takıma sat, orada dikiş tutturamayınca geri al ekolünün temsilcilerinden. 23 yaşındayken ve beğenilen bir orta saha oyuncusuyken Vitesse'den transfer edildi. 3 sezon sonunda elde bir şey olmayınca ve Guus Hiddink kendisinden ümidi kesince Arnhem kentine geri gönderildi. Şu anda Brondby formasını giyiyor.

8-Michael Ball: Liverpool altyapısında forma giymiş, Everton'la profesyonel kariyerine başlamış, Rangers'la şampiyonluklar yaşamış bir oyuncuyken Guus Hiddink'in acil sol bek arayışı sonucu 500 bin pounda Eindhoven kentine geldi. Ama Hollanda havası ona yaramadı. Sakatlıkların da etkisiyle 3 sezonda 50 maçı dahi bulmamışken Manchester City'e transfer oldu ama orada da kariyeri geri gitti. Bugün 31 yaşında ve kulüpsüz.

9-Robert: 24 yaşına geldiğinde 7 farklı takıma oynamıştı bile Robert de Pinho de Souza. Önceki 2 Avrupa macerası hüsranla sonuçlanmıştı ama 2004-05 yıllarında Meksika'nın Atlas takımıyla çıktığı 44 maçta 33 gol atmıştı. Bu performans onu Ocak 2005'te 2.6 milyon euroya Hollanda'ya getirdi. PSV'de Şampiyonlar Ligi yarı finali oynamasına rağmen gol sayısındaki azlık sebebiyle Real Betis'e gönderildi. Bugün 29 yaşında ve ülkesi takımlarından Cruzeiro'da forma giyiyor. Bu onun 15. kulübü.

10-Jelle ten Rouwelaar: 22 yaşındayken PSV'nin bir başka 2. lig transferiydi. Emmen kalesindeki başarılı performansı onu Eindhoven'a getirdi. Hollanda 21 yaş altı takımının kalesini koruyor ve Van der Sar'ın varislerinden birisi olarak görülüyordu. Ama sadece 2 maç oynayabildi. Bir dolu kiralanma ve sonunda 2007'de halen futbol oynadığı NAC Breda'ya gidiş.

FINAL CUP (REMI GAILLARD)



Bu hadiseden hala haberi olmayan varsa, yararlanması için vatana millete hizmetimizi yapalım. Remi Gaillard için ekşi sözlükte "şehir anarşisti" terimi kullanılmış. Kesinlikle katılıyorum. Kendisi hakkında video bazında bir araştırma yaparsanız olayı çözeceksiniz zaten. Bizim kolpa Jimmy Jump'a benzemez Gaillard'ın yaptıkları. Zira onun eylemleri ayakları kıçına vura vura 15 saniye koşup sonra 4 kolluda sahadan çıkarılmakla bitmez. Bana göre eylemlerinin zirve noktası, 2002 Fransa Lig Kupası finalinde yaptıklarıdır. Lorient, Bastia'yı Jean-Claude Darcheville'in golüyle 1-0 mağlup eder. Maçın son düdüğü çalar ve sonra da Gaillard'ın şovu başlar. Kendisi Lorient'li futbolcular kupayı aldığında üzerinde fake bir Lorient formasıyla aralarına katılır. Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac tarafından tebrik edilir. Sahaya iner, kupayı kutlayan oyuncuların arasına katılır, kimse "arkadaş sen kimsin?" diye sormaz. Kupa turuna çıkar, kaptan Darcheville ile sarmaş dolaş olur, yetmez taraftarlara imza dağıtır.

ŞU KÖSE KIS KÖSEŞİ....


















Luke Varney'i, David Carney ile değiştirip, Stephen Crainey'in önünde kullanacaktım ama nasıl olduysa, Crainey'i değiştirdik. Varney, Carney, Crainey zaten hepsi birbirine benziyor, olur böyle şeyler...


Blackpool menajeri Ian Holloway, 2-1 kazandıkları Wolves maçında, teknik ekibiyle beraber yaptığı yanlış değişikliği itiraf ediyor.

MARKUS MERK VE İSKOÇ HAKEMLER



















İskoçya'da hakemlerin grevinden ve bu hafta sonu oynanacak maçlara çıkmama tehditlerinden bahsedeceğiz ama önce şu bizim hakemlerle ilgili son 3-4 aydaki gelişmelere değineyim.

Biliyorsunuz Maraton programında Markus Merk görev alıyor her hafta sonu. Bize hakemlerin sadece kendi işleriyle ilgilenmediklerini, aslında futbol hakkındaki bilgilerinin daha fazla olduklarını gösteriyor. Tabii bu Merk'in farkı da olabilir, ömrümde gördüğüm en otoriter en sert birkaç hakemden biriydi. Hatta, onu ilk kez gülerken TV ekranında gördüm itiraf edeyim. Bundan 1 sene önce aynı Maraton programında, bugünlerde futbolcuların bacak arasıyla ilgilenen, hakemlikle ilgili en kaydadeğer anısı Gürcistan Futbol Federasyonu Başkanı tarafından tehdit edilmesi ve aynı dönemde silah satın alması olan ve çok sevdiği panpasıyla, cahil-i cühelanın programında düzenli olarak "adamlık" üzerine dersler veren bir zat görev yapıyordu. Böyle bir adamın boşalttığı koltuğa Markus Merk gibi bir adam gelince insan Yalçın Çakır'la Acı Umut'tan, Seynan Levent'le Akşama Doğru'ya geçiş yapmış gibi oluyor. Peki bizde öyle mi oldu? Hayır.

O müthiş programda birbirini bulmuş, Laurel&Hardy'den sonra dünyanın en uyumlu ikilisi Merk'in bir federasyon projesi sonucu Türkiye'ye getirildiğinden ve Türk hakemlerinin adını temizlemek için çalıştığından bahsettiler. Çok sevdik bu komplo teorisini ve hemen sarıldık. Tabii canım, mutlaka öyle olmalıydı...Baksanıza adam Moğolca konuşur gibi laflar söylüyordu..."Böyle ileri-geri yaparsanız, hakemleri değerlendiremezsiniz", "Maçın gidişine göre bir hakem kart politikasında değişiklik yapabilir" gibi...Halbuki bize gelmezdi böyle laflar. Biz "penaltı gibi penaltı", "belinden su aldı", "Tomas bu sarı kart sana komaz"ların izleyicisiydik. Hem Merk yemekten de anlamıyordu. Bekledik "Misimovic su an dolapta 3 gün beklemiş kuşbaşına benziyor Şansal, yahnisini de haşlamasını da yapamazsın" desin diye ama yok, o Dzeko-Grafite ikilisiyle olan bağlantısından örnek verdi....Hem Mustafa Denizli'ye arada "Mustafa, Sie sind ein edler Mensch" (ey Mustafa adamsan!!) diye başlayan laflar gönderip tartışma da başlatmıyordu. Biz ne yapacaktık bu "burada hakem nefis bir karar verdi" diye hakemleri öven adamı...Bize maçlar sonrası bir günah keçisi lazımdı ve sıkıştığımızda hep hakemleri kullanıyorduk. Gelip işi bozdu, evet kesinlikle federasyonun adamı olmalıydı. Tahminen de Alman köylüsüydü...

















Acaba diyorum, bizim hakemler de bir ara yetti yahu, diyerekten düdüğü bir kaç haftalığına bıraksalar da şu yıllardır ortalıkta dolaşan "yabancı hakem lazım yabancı hakem" diye dolaşanlar muradına erse. Rusya, Bulgaristan, Yunanistan Ligi'nden hakemleri alsak da durumun vehametini görsek. Hayır aynı adamlar modern futbol tarihinin en iyi 10 hakeminden birisine dahi kulp bulurken elin Bulgar Ligi hakemini beğenecek mi çok merak ediyorum.

Ben başa döneyim, İskoçya'da hakemler basında kendilerini sürekli eleştiren haberlerden, kulüplerin eleştirilerinden ve saha içinde güvende hissetmediklerinden hareket ederek bu hafta sonundaki maçlara çıkmama konusunda ciddi bir plan içerisindeler. Özellikle son 1 ay içerisine Celtic'in başını çektiği bir güruh hakem camiasına büyük eleştiriler getirdiler. Bunun üzerine 1. kategorideki hakemler yaptıkları toplantıda grev yönünde karar aldılar. Öyle ki 33 üyeden 31'i evet oyunu kullandı ve kalan 2 üye toplantıda mevcut değildi.

İskoç Futbol Federasyonu alarmda. Hakemlerin geri adım atmayacağını görünce yabancı hakem arayışına girdiler. İlk önce yakın ülkelere başvurdular tabii. Ama İzlanda ve Norveç red cevabını anında yapıştırdı. Norveç Hakemler Birliği Başkanı Rune Pedersen, kendi hakemlerinin programının dolu olduğunu söylerken, İzlanda Hakemler Kurulu'nun başkanı Sigurdur Thorleifsson ise "İskoç meslektaşlarımıza destek veriyoruz" diyerek kapıyı kapattı. Galler'den 3-4 hakem sözü geldi ve bugün de Hollanda Futbol Federasyonu KNVB'nin, bu hafta sonu görev yapmayan hakemlerden bazılarını İskoçya'ya gönderebileceği yönünde teklif yaptığı açıklandı. Zaten 1 Mayıs'ta Amsterdam Dam Meydanı'nda toplanan insan sayısının 100'ü geçmediği (bazen hiç olmadığı) bir ülkeden greve destek beklemiyordum. Hakem komitesi başkanı Dick van Egmond'un yaptığı açıklamaya göre bu hafta sonu görev almayacak hakemler Jan Wegereef, Ruud Bossen ve Ben Haverkort, yardım maksadıyla İskoçya'ya gönderilebilirler.

İskoçya federasyonu hiç kafaya takmasın, hiç kimseyi bulamazlarsa bizde aşağı yukarı 20 milyon yarı zamanlı teknik direktörlük-hakemlikle ulaşan cengaver var. Göndeririz 100 tanesini ihtiyacı karşılar.

LOST - THE COMPLETE COLLECTION SUPERSET




















Dizinin fantastik başlayıp, yampirik devam etmesi ve zottirik şekilde bitmesi şu güzelim setin göz alıcılığını itiraf etmemizi engellemez. Bugün Free Record Shop'ta gördüm. Bunu alıp misafir odasına vazo yerine koysan bile iş yapar. Fiyat...189 euro....Yuvarlak hesap 400 TL diyelim. Türkiye'de ne kadar piyasaya sürülür bilemem.



RAKETİN ZENGİNLERİ


















Halen devam eden ve yıl sonunda, tek ve çift erkeklerde dünya sıralamasındaki ilk 8 tenisçiyi karşı karşıya getiren ATP World Tour Finals bu hafta sonu galibini belirleyecek ve bir nevi zamanında bizde oynanan Cumhurbaşkanlığı Kupası, şimdiki Süper Kupa gibi, tenis dünyanının sembolik en büyüğünü tayin edecek. Hoş dediğimiz gibi bu iş bir sembolizmden ibaret, zira sezon içindeki 4 Grand Slam'in 3'ünü hem de 3 farklı zeminde kazanan ve kalan Grand Slam'den de sakatlığının zorlamasıyla çekilmek zorunda kalan Nadal çoktan 2010'un en büyüğü olduğunu ilan etti. Ama tabii yinede Barclay'in her yıl 5,5 milyon pound ile desteklediği turnuvanın önemi büyük. Tenisçiler 4'erli 2 gruba ayrıldılar ve gruplarının ilk iki tenisçisi çapraz eşleşmeyle yarı finali görecekler. Federer 2'de 2 yaparak B grubunda lider. Nadal'ın lider olduğu A grubunda ise ikinci maçlar bugün oynanacak. Biz o maçlar devam ederken 2010 içindeki cüzdanların durumuna bakalım.

Tenisçilerin elde ettiği gelirin % 60'ı sponsor gelirlerinden geliyor, bu yüzden 2 liste vereceğiz. Birincisi sezon boyunca kazanılan ödül paralarının toplamı. Liste aşağıda,rakamlar dolar cinsinden.

1-Rafael Nadal ($ 5,622,538)
2-Roger Federer ($ 3,109,135)
3-Andy Murray ($ 2.201.307)
4-Robın Soderlıng ($ 1,953,563)
5-Tomas Berdych ($ 1,814,216)
6-Novak Djokovic ($ 1,624,222)
7-Andy Roddick ($ 1,436,013)
8-Fernando Verdasco ($ 1,377,094)
9-Jurgen Melzer ($ 1,277,657)
10-David Ferrer ($ 1,258,467)

Gelelim sponsor rakamlarına. Arada nasıl bir uçurum olduğunu göreceksiniz. Ve tabii hala FedEx'in nasıl bir forsa sahip olduğunu da. Yalnız ortalığı tozu dumana katan Nadal, nal toplayan Sharapova'dan az kazanıyor ya, materyalizmin gözü kör olsun. Rakamlar yine dolar cinsinden.

1-Roger Federer (43 milyon, - Nike, Credit Suisse, Gillette)
2-Maria Sharapova (24,5 milyon - Nike, Prince, Tiffany)
3-Rafael Nadal (21 milyon - Nike, Kia Motors, Babolat)
4-Serena Williams (20 milyon - Nike, Hewlett-Packard, Kraft)
5-Venus Williams (15 milyon - Wilson, American Express, Kraft)
6-Andy Roddick (14 milyon - Lacoste, SAP, Lagardere)
7-Novak Djokovic (10 milyon - Sergio Tacchini, Head, Fit Line)
8-Andy Murray (10 milyon - Adidas, Head, RBS)
9-Ana Ivanovic (7 milyon - Adidas, Yonex, Rolex)
10-Jelena Jankovic (5 milyon - Anta, Orbit)

POKER FACE DOMENECH



Tamam bugüne kadar yerin dibine soktuğumuz 2 teknik adam varsa bu blogda birisi ayaklı felaket Mick McCarthy diğeri de Raimond Domenech'dir. Gerçi Mick'in arada esprili açıklamaları var bu zatın pos bıyık ve kaşlardan sonra hiçbir şeyi yok. Allahaşkına şu reklamdan sonra seni Fransa milli takımının başında tutanlara ne diyeyim..Sonra da neden Dünya Kupası kampında hadise çıktı....

21 Kasım 2010 Pazar

GERMAN ENGINEERING

















Bayer Leverkusen-Bayern Munich maçı. İlk yarı



















İkinci yarı:

Sarbi, marbi dedik, burasi Türkiye dedik... Yalnııızzzz, German Engineering'den bu çıkınca küçük bir şok yaşadık.

Ha.. Markaya dikkat çekmek için yeni bir taktik mi acaba bu diye de, kıllanmıyor değilim.

by meinkissen

EFEKTİFLİK VE ETKİNLİK





















Bir futbolcu az ve öz oynayarak takımına nasıl katkıda bulunur? Hafta sonunda oynanan ve Tottenham'ın 17 yıl aradan sonra ligde oynanan bir Kuzey Londra derbisinde galip geldiği maçın arkasında saklıydı. Hollandalı Rafael van der Vaart takımının 2-0 yenik kapattığı ilk yarıda 17'si başarılı 5'i başarısız 2 pas kullandı. Maça forvetin arkasında, Pavyluchenko'ya destek verme görevi ile başlamıştı. Aaron Lennon devre arasında oyundan çıkıp Defoe oyuna dahil olunca sağ tarafa kaydı. 14 pas kullandı ikinci yarıda ve bunların 2'sinin asist olduğu 11 başarılı pasa imza attı. Başarısız olan 3 vuruşundan 2'sinin kornerler olduğunu varsayarsak oyun içinde sadece 1 pas hatası ile oynadı ve ikinci yarıda topla buluştuğu an ilk yarıya göre daha az olmasına rağmen 1 gol ve 2 asistle maçı tamamladı. İkinci yarıdaki Tottenham galibiyetinin de anahtarı burada zaten. Hızlı gelişen bir atak, bir penaltı ve bir duran top. Efektiflik ve etkinlik.Bu ikisini birleştirince 218'i başarılı toplam 280 pas yaptığınız maçı, rakibiniz Arsenal 384'ü başarılı 455 pas yapsa da kazanıyorsunuz.

NOTTINGHAM FOREST 1978-79


















Clough'lı, Martin O'Neill'lı bu efsane kadronun en ilgi çeken adamı bana göre, isim-soyad kombosu sebebiyle yıllar boyu porno sektöründen teklifler aldığı rivayetleri dolaşan ama yeşil sahalara gönül veren Tony Woodcock'tır...

RIISE&PEDERSEN'LE SAĞLIKLI BESLENME



Dünkü Schmeichel rezaletinden sonra, bugün seviyeyi artırıyoruz. Jon-Arne Riise sevdiğim adamdır, Lazio-Roma maçında gördüm ki Roma tribünleri de kendisine hasta...Ama gel gör ki bu olmadı....Yapmayın çocuklar...yapmayın çocuklar...Meyve, sebzeye teşvik uğruna kendinizi harcamayın.

KEMAL PASA'NIN TORUNLARI KAZANDI



































Hafta icinde Turk milli takiminin 1-0 kaybettigi Hollanda ile tarihte oynanan ilk macin ardindan Amersfoort'un Dagblad gazetesi spor yazari Beb Bakhuys'un mac yazisi. Taninmamis Turkler bizi maglup etti diyor Bakhuys. Amsterdam Olimpiyat Stadyumu'nda oynanan maci 2-1 kazaniyor Turkler. Nitekim taninmadiklarini yazidan da goruyoruz, zira yazida tek bir futbolcunun ismi dahi gecmiyor. Golleri atan futbolcunun da...Ismi gecmeyen, 2 golun de kahramani, taninmayacak bir adam degil. Tacsiz Kral Metin Oktay...


















Faas Wilkes'in, Turgay Seren'i maglup ederek penaltidan takimini 1-0 one gecirdigi macin 48 ve 49. dakikalarinda ardi ardina 2 gol cakip isi bitiriyor. Dagblad'in mansetinde soyle yaziyor: Kemal Pasa'nin Torunlari 2 Dakikada Kazandi.



















Yukarida Wilkes'in Seren'i maglup ettigi penalti, asagida ise Metin Oktay'in golunden birer enstantane var. Ayrica seremoni de mevcut.

BU ADAMLAR NEREYE BAKIYOR?

















Belki de giderek icine girme sanslarinin azaldigi stadyuma. Ingiliz tribun kulturunde prawn sandwich brigade diye bir kavram mevcut. Daha devrenin sonu gelmeden 40. dakikada sandvic sirasina yonelen, genellikle orta ve ileri yastaki, ust sinif Ingiliz taraftarlari tanimlamak icin kullaniliyor. Ozellikle gecmis yillarda Sir Alex ve Roy Keane kendi taraftarlarini bu terimi kullanarak suclamislardi. Maca yaptiklari tezahurat katkisi ve takimlarina ver(me)dikleri destegi goz onuna alirsak bizdeki cekirdekcilerle eslestirilebilir ama tabii gelir acisindan onemli farklar var. Bizim cekirdekcilerimiz genelde alt ve orta siniftan geliyor. Dun Besiktas macinin devre arasinda numarali tribunde patates cipsi yiyen bir grup vardi, belki de cekirdekcinin ust sinifta vucut bulmus hali cips olabilir, ama Ingilizlerin sandviccileri baska bir sinif. Bugunlerde bu konu tekrar gundemde cunku Arsenal 2011 yiliyla birlikte, VIP tribunune dahil olmayan, yani siradan bir vatandasin gidip alabilecegi biletin fiyatini 100 pounda cikarmayi planliyor. Boylece Premier Lig tarihinde ilk kez siradan bir koltugun fiyati 100 pound barajini gecmis olacak. Londra kulubu, ocak ayindan itibaren gecerli olacak olan %20'lik KDV artisini, dogrudan taraftarlarina yansitti. 5 ocakta Manchester City ile oynanacak macta soz konusu fiyat gecerli olacak. Su anda en pahali normal koltugun fiyati 94 pound. Bu fiyat ozellikle onemli maclarda uygulaniyor. Daha zayif rakiplerle oynanan maclarda normal koltuk fiyatlari 33-66 pound arasinda degisiyor. Arsenal halen Emirates icin aldigi 390 milyon poundluk kredinin geri odemesi ile mesgul ve bu borcu kime yuklemeyi planladigi da cok acik.

1997'den beri Premier Lig stadyumlarinda ayakta durmak yasak. Ayaga kalkip uzun bir sure kaldiginizda ve sahaya bagirdiginizda guvenlik gorevlilerinin yaniniza gelmesi ve sizi once uyarip sonra da muhtemelen stadyum disina cikarmasi muhtemel. Arsenal'in bu bilet artisi, zaten ayaga kalkmaya veya tezahurat yapmaya niyeti olmayan "guzel kardesim kizimizla esimizle geldik, rahat rahat bir mac izleyelim" taraftarlarinin imkanlarina hitap edecek tabii. Ama bu bir seyi degistirmiyor. Arsenal'in bu fiyati Bundesliga lideri Borussia Dortmund'un muhtesem otesi stadyumu Westfalen'deki en ucuz bilet fiyatinin 11 katindan fazla olacak (9 pound). Arsenal'i 76 poundla Tottenham izliyor. En ucuz kombine bilet fiyati 893 poundken, en pahalisi (ocak ayinda fiyati 100 pound olacak koltuklar) 1,825 pound. Bu fiyatlar Arsenal'i Premier Lig'in izlemesi en pahali takimi yapiyor. Onu en ucuz kombineyi baz alirsak Liverpool (680 pound), Tottenham (650 pound), West Ham (585 pound) ve Chelsea (550 pound) izliyor. En ucuz fiyat ise 224 pound ile Blackburn Rovers'a ait.

Londra'daki genc evsizlerin geceyi gecirmeleri icin insa edilen tesise 500.000 poundluk bir yardim yaparak "medeni"yonunu gosteren Arsenal'in kendi icinde taraftarina yaptigi muamaleyi Ingiltere'deki tribun kulturunu giderek olduren uygulamalarin arasina katalim.

20 Kasım 2010 Cumartesi

PRIMERA'NIN SON DALYACISI

























Barcelona Almeria deplasmanında hafif bir ter idmanı yaparak Real Madrid'le oynayacağı mücadele için maç saatini beklemeye koyuldu. Bu şekilde giden bir takımı, dünyada durdurmayı deneyen ve başarmasına ramak kalan bir de başarabilecek birer adam biliyorum. İlki Guus Hiddinkti ama 180 dakikalık maratonun son dakikasında yıkıldı. İkincisi de Jose Mourinho. Gerçi Portekizli hep "benim takımlarım ikinci senemde hep daha iyi oynarlar" lafını kullanır ama gelecek hafta sıradan bir maç konsantrasyonuyla Nou Camp'tan çıkamayacağını biliyor. Bizim iş yerindeki Real taraftarı David'e "29 November, Nou Camp" dediğimde, omuzlarını kaldırıp başını iki yana salladı ve "offf" dedi. Haftaya çok oflayacaklar orası kesin. Barca Almeria'ya 8 gol sallarken Katalanların 3 golünü Messi kaydetti. Attığı ikinci gol onun La Liga kariyerinde 100. goldü. Böylece Barcelona formasıyla bu barajı geçen dördüncü oyuncu oldu. Önündeki 3 isim César Rodríguez (195), László Kubala (131) ve Samuel Eto'o (107).

100 gole ulaşması için 153 maça ihtiyacı oldu Arjantinli'nin. Bugün
24 yaşından 149 gün almış durumdaydı Messi. Bu unvana tüm ligde ondan genç sahip olan tek isim var. 23 yaşından 293gün almışken 100 gol barajına ulaşan Raul. Messi bu 100 golü 68 maçta kaydetti ve Barcelona bu 68 maçın 61'inde galip gelip 6'sında berabere kaldı ve sadece 1 kez mağlup oldu. O da 1 Mart 2009'da Atlético Madrid deplasmanında 4-3 kaybettikleri mücadele idi.

AMY MACDONALD - 16.11.2010 - AMSTERDAM



İskoçya'dan çıkan güzel insan Amy MacDonald salı akşamı Amsterdam Heineken Music Hall'da bizlere nefis bir konser verdi. Konser sırasında bir ara günümüz tüketim toplumunun yarattığı "sahte yıldızlara" laf soktuğu konuşmasında saygı duyduğu isimlerden birisi olduğunu söylediği Bruce Springsteen'in Born To Run'ı, BIS'te söylemeyi ihmal etmedi.

LEZZET DEDIGIN BUDUR DANEPAK SALAM SUCUKTUR


Dunya tarihinin bir futbolcuyla cekilmis en akillara zarar reklamlarindan. Sarkuteri markasi Danepak ve basrolde Peter "Odun" Schmeichel. Arif'in golunden sonra bu hale gelmis olabilir bilemiyorum. Bitirdin karizmayi Peter...

ASTRONOT ERCAN GÜVEN'E SELAM OLSUN























Zamaninda Frank Rijkaard'i mesnetsiz zirvalarla ulkeden gonderme komitesinin azili temsilcisi, bizim astronot Ercan Guven'in maceralarini aktarmistik. Rijkaard ulkeden gitti, simdi ne yaziyor bilmiyorum, okumuyorum cunku. O da bizi okumuyordur tabii, buralara dusmez.Ben yine de kendisine sesleneyim buradan duvara seslenir gibi. Hazret bundan 2 ay once Rijkaard henuz gorevdeyken ve milli takima giden futbolcularin sakat olarak donmesinden sikayet edip tazminat gibi bir ihtimali onermisken bir hirsla kaleme sarilmis (ya da yazabiliyorsa klavyeye), firsatini buldu ya (firsatini....ne firsati...o biliyo firsatini...), "milli takim bir lutufdur, o formayi giyen oyuncu gerekirse sahada mortu ceksin egitim zaiyati sayilir, haspam bir de tazminattan bahsediyor, milli takim bir de sana tazminat odeyecek ha, derdin paraysa sehit analarina verilen para kadar olmasin ama veririz bir hamam parasi"gibi akillara ziyan bir yaziya imza atmisti. Biz de kendisine "bak Ercan amca bu tazminat denen sey Rijkaard tarafindan icat edilmedi, daha once ornekleri bunlar"diye cahil-i cuhela vekil-i ukela'yi aydinlatici aciklamalar yapmistik.

Su anda elimize ulasan bir haberi kendisine aktaralim. Ingiltere hafta icinde Fransa ile oynadigi ve 2-1 kaybettigi macta sakatlanan Steven Gerrard uzerine basta Merseyside kulubunun hocasi Roy Hodgson uzerine diger kulup yetkililerinden tepki gormustu. Ingiltere Futbol Federasyonu FA, 3 hafta sahalardan uzak kalacak olan Gerrard icin, Liverpool'a hafta basina 140.000 euro, toplamda da 540.000 euro tazminat odeyecek. Bu onlarin ilk tazminat odeyisi degil tabii, yukarida link verdigimiz yazida belirttigimiz gibi. Ingiltere Futbol Federasyonu bu tur odemelerden kurtulmak istiyorsa, versin ucak parasini, bizim astronota da Londra'dan bir ev ayarlasinlar, o her futbolcusu milli macta sakatlandi diye yaygara koparan kuluplere "nice Anglo-Sakson sehitinin tabutunun sarildigi Union Jack'in parasindan fazla olmasin ama haaaa" diye yazilar yazip ortami baglar.


TURKIYE KAZAN BIZ STICKER-6



















1 sene olmus bu serinin yeni yolcusunu koymayali. Gerci bu seferkinde sinirlari asmis okyanus otesine gitmisiz. Emrah Dincer Hawaii-Honolulu'dan gondermis. Kendisine muhtesem oldugunu tahmin ettigimiz tatilinde buna vakit ayirdigi icin ayrica tesekkur eder, bununla beraber arkada agac, kum, deniz olacagina bir Honolulu'lu yengemiz olsa olaya noktayi koyar, blogu zirvede birakirdik diye de kendimi alamiyorum....Saka bir yana kendisine cok tesekkurler.

19 Kasım 2010 Cuma

ACIN DEDELER GELIYOR

























Iron Maiden'in 2011 Avrupa konser tarihlerinin de aciklanmasiyla efsanenin muhtemelen sonr konser turu da sekillenmeye basladi. 8 Haziran'da Arnhem Gelredome Stadyumu bizi bekler. Insan Cakarta'da konser verir mi yahu...

February
Fri 11
Tue 15
Thu 17
Sun 20
Wed 23
Thu 24
Sat 26
Sun 27
Moscow, RUSSIA
SINGAPORE
Jakarta, INDONESIA
Bali, INDONESIA
Melbourne, AUSTRALIA
Sydney, AUSTRALIA
Brisbane, AUSTRALIA
Sydney, AUSTRALIA
Olympiski (on sale now)
Singapore Indoor Stadium (on sale now)
Stadium Utama Gelaro Bung Karno Senayan (on sale now)
Garuda Wisnu Kencana (on sale now)
Hisense Arena (on sale now)
Entertainment Centre (on sale now)
Showgrounds (Soundwave Festival)
Eastern Creek Raceway (Soundwave Festival)
MARCH
Fri 4
Sat 5
Mon 7
Thu 10
Sat 12
Sun 13
Thu 17
Fri 18
Sun 20
Wed 23
Sat 26
Sun 27
Wed 30
Melbourne, AUSTRALIA
Adelaide, AUSTRALIA
Perth, AUSTRALIA
Seoul, KOREA
Tokyo, JAPAN
Tokyo, JAPAN
Monterrey, MEXICO
Mexico City, MEXICO
Bogota, COLOMBIA
Lima, PERU
Sao Paulo, BRAZIL
Rio De Janeiro, BRAZIL
Brasilia, BRAZIL
Showgrounds (Soundwave Festival)
Bonython Park (Soundwave Festival)
Steel Blue Oval (Soundwave Festival)
Gymnastic Gymnasium (on sale Nov 26)
Super Arena
Super Arena
Banamex Theatre (on sale now)
Foro Sol (on sale now)
CEC Aposentos Club Sopo (on sale now)
Estadio San Marcos (on sale Nov 27 presale Nov 26)
Morumbi Stadium (on sale Nov 27 presale Nov 26)
HSBC Arena (on sale Nov 27 presale Nov 26)
Nilson Nelson Parking Lot (on sale Nov 27 presale Nov 26)
APRIL
Fri 1
Sun 3
Tue 5
Fri 8
Sun 10
Wed 14
Sat 16
Sun 17
Belem, BRAZIL
Recife, BRAZIL
Curitiba, BRAZIL
Buenos Aires, ARGENTINA
Santiago, CHILE
San Juan, PUERTO RICO
Sunrise, Florida, USA
Tampa, Florida USA
Parque De Exposicoes (on sale Nov 27 presale Nov 26)
Parque De Exposicoes (on sale Nov 27 presale Nov 26)
Expotrade (on sale Nov 27 presale Nov 26)
Velez Sarsfield (on sale Nov 27 presale Nov 26)
Estadio Nacional (on sale Nov 27 presale Nov 26)
Coliseo De Puerto Rico (on sale Nov 27 presale Nov 26)
Bank Atlantic Center (on sale Dec 4, presale Nov 29)
St Pete Times Forum (on sale Dec 4, presale Nov 29)
MAY
Sat 28
Sun 29
Tue 31
Frankfurt, GERMANY
Oberhausen, GERMANY
Munich, GERMANY
Festhalle (on sale Nov 27, presale Nov 22)
Kopi Arena (on sale Nov 27, presale Nov 22)
Olympiahalle (on sale Nov 27, presale Nov 22)
JUNE
Thur 2
Fri 3
Tue 7
Wed 8
Mon 27
Hamburg, GERMANY
Berlin, GERMANY
Stuttgart, GERMANY
Arnhem, THE NETHERLANDS
Paris, FRANCE
o2 World (on sale Nov 27, presale Nov 22)
o2 World (on sale Nov 27, presale Nov 22)
Schleyerhalle (on sale Nov 27, presale Nov 22)
Gelredome (on sale Nov 26, presale Nov 24)
Bercy (on sale Nov 27, presale Nov 22)
JULY
Jun 30 - Jul 3
Fri 1
Wed 6
Fri 8
Sun 10
Wed 20
Thu 21
Sat 23
Sun 24
Wed 27
Thu 28
Sun 31
Roskilde, DENMARK
Gothenburg, SWEDEN
Oslo, NORWAY
Helsinki, FINLAND
St Petersburg, RUSSIA
Glasgow, Scotland
Aberdeen, Scotland
Newcastle, England
Sheffield, England
Nottingham, England
Manchester, England
Birmingham, England
Roskilde Festival
Ullevi Stadium (on sale now)
Telenor (on sale now)
Olympic Stadium (on sale now)
SKK Peterburgskiy (on sale now)
SECC (on sale Nov 20, presale Nov 15)
AECC P&J Arena (on sale Nov 20, presale Nov 15)
Metro Radio Arena (on sale Nov 20, presale Nov 15)
Motorpoint Arena (on sale Nov 20, presale Nov 15)
Trent FM Arena (on sale Nov 20, presale Nov 15)
MEN Arena (on sale Nov 20, presale Nov 15)
NIA (on sale Nov 20, presale Nov 15)
AUGUST
Mon 1
Wed 3
Fri 5
Cardiff, Wales
Belfast, Northern Ireland
London, England
CIA Arena (on sale Nov 20, presale Nov 15)
Odyssey (on sale Nov 20, presale Nov 18)
O2 Arena (on sale Nov 20, presale Nov 15)

18 Kasım 2010 Perşembe

IBRAHIM AFELLAY, BARCELONA VE BATUHAN KARADENIZ




























Barcelona'nin yeni transferi Ibrahim Afellay dun aksam oynanan Hollanda-Turkiye macinda sahadaydi. Hollanda'nin temel olarek en etkili isimlerinden birisi olarak gorundu ozellikle driblingleri ve mac sonunda bile korudugu enerjisiyle. 3 milyon euro odedi onun icin Barcelona PSV'ye. 2004 yilinda, 17 yasindayken altyapisindan yetistigi PSV'nin A takim maclarina cikmaya basladi. 10 yasinda girmisti Eindhoven takiminin altyapisina. Ona ilk forma sansi veren, dun aksam rakibi oldugu milli takimin hocasi Guus Hiddink'ti. Ozellikle cikis yaptigi sezon bircok PSVli yildizin takimdan ayrildigi 2005-06 sezonudur. Vogel ve Van Bommel'in ayrilmasi, zaten yavas yavas kadroda yer bulmaya calisan oyuncuyu vazgecilmez oyuncular arasina soktu. 2006 sezonundan beri de takimin degismez oyuncularindan beri. PSV'nin kazandigi son 4 sampiyonlugun tumunde onemli bir rol oynadi ve 2007 yilinda yilin genc oyuncusu secildi. Barcelona bana sorarsaniz 3 milyon euroluk bir rakamla cok iyi bir A takim yedegi transfer etmis oldu. Afellay mevki fark etmeden AM olarak bilinen hucuma donuk orta saha oyuncusu mevkiinde sagda, solda ve forvet arkasinda oynayabiliyor. Gunumuz futbolunda giderek popularitesi artan tavsan forvet icin de bicilmis kaftan. Ama gittigi takimda bu mevkide oynayan 2 onemli oyuncu Messi ve Villa varken ancak ve ancak onlara iyi bir alternatif olacagi dusunulebilir.

24 yasinda Afellay. Fas asilli. Her Hollanda"da buyumus Fasli gencte oldugu gibi onda da sivri bir karakter, kural tanimazlik ve disiplinsizlige yatkinlik, hasarilik, basina buyrukluk onda da vardi. Gectigimiz yil kazanilan 6-2'lik Ajax maci sirasinda takiminin yedigi ucuncu golde buyuk hatasi bulunan Belcikali defans oyuncusu Jan Vertonghen'a yaptigi hareket uzerine Studio Voetbal programina davet edildi ve kendisinden resmen hesap soruldu (hareketin videosu asagida). O gunden beri rakip takimi rencide edecek pek bir hareketi gorunmedi. Rakibini kucuk dusurecek bir hareket yapmisti ve bunun ne demek oldugu hem milyonlarin gozu onunde canli yayinda kafasina cakildi hem de kulup icinde. 2007-08 sezonunda oynadigi 23 macta tam 7 sari kart gormus ve 3 onemli maci kacirmisti. Gordugu kartlarin hemen hepsi hakemle ve rakiple girdigi agiz dalasindandi. Bunu izleyen sezon 1'e dusurdu. Bu sezon geride kalan 14 haftada 2 sari kart gormus durumda. Artik hakemlerle daha az konusuyor (hala devam etse de). Bu rakam Barcelona'da giderek dusecek tabii. 24 yasinda transfer oldugu Katalan devinde hakemlerle diyaloga girmek pek iyi bir ilk etki birakmaycaktir elbet. Dolayisiyla kaba tabirle yontulan Afellay daha da yontulacak ve o hasari Fasli genc iyi bir profesyonel olmaya calisacak.





2 hafta once Lig Tv'de Batuhan Karadeniz'in roportaji vardi (o da asagida). Oturdum izledim. Elimizde bulunan fizik ve bugune kadar yaptiklari goz onune alindiginda yetenegi olan bir adamin nasil gun gectikce geriye gittigini gordum. Batuhan hayatindaki en onemli seyin Eskisehir'den Istanbul'a 1 saat 15 dakikada gittigi ve 330 kilometreyi gordugu Ferrarisi oldugunu saniyordu. Hareketleri, konusmalari 19 yasindaki bir genc icin bile iticilik timsaliydi. Bugune gelmesinde kendisinin de katkisi var tabii. Ders almayan, surekli gerileyen bir genc olarak bundan 3 yil sonra nerede olacagini merak ediyorum. Onun gibi o yasta milli takima dahi secilmis bir gencin geriye degil ileriye dogru atilim yapmasi beklenir hem karakter hem de kariyer olarak. Batuhan geriye gidiyor. Ama sebebini gormek icin cok derinlere bakmak gerekmiyor.

Bundan 2 sene once Antalya'da yapilan UEFA 17 yas alti turnuvasinda Batuhan, bugun Chelsea'de forma giyen Gokhan Tore basta olmak uzere takim arkadaslarina sinirlendiginde kufur yagdiriyor, Gael Kakuta gibi Tore'nin Londra kulubundeki takim arkadasi ile mac icinde dalga gecmeye calisiyor, mac sonundaki penaltilar oncesi takim arkadaslarini orta sahada toplayarak onlara ellerini actirip Suphaneke okutturuyor, penaltilar sirasinda bugun Metz'de forma giyen rakip kaleci Anthony Mfa Mezui'ye vurus oncesi atacagi koseyi gostererek alay ediyor ve penaltiyi kacirarak milli takimi turnuva disina gonderiyordu. Bunca davranis ve turnuvayi rezalet oynayarak golsuz kapatmasi sonrasi 17 yas alti takiminin hocasi Senol Ustaomer "onu hic uyarmayi veya cikarmayi dusunmedim"diyordu. O gun, aynen Afellay'in Vertonghen'a yaptigi yakisiksiz davranista oldugu gibi Batuhan kamuoyundan gerekli mesaji almali en azindan hocasi tarafindan uyarilmadi. Uyarilmadi...Bugun Eskisehir sokaklarinda Ferrari ile turluyor. Afellay ise Katalunya'ya gidecek. Belki de 2 yil once gundeme gelen Manchester City ihtimali, aynen Afellay'a Barcelona kentinde oldugu gibi onu da yontacakti ama olmadi...





Acaip bir ulkeyiz. Ne elimizdeki yetenegin degerini bilip onun karakterini ve futbol hayatini kolaylastiracak bir ortam yaratiyoruz Arda Turan orneginde oldugu gibi, ne de uyarilmasi gereken yoldan sapmaya meyilli veya coktan sapmis adamlari adam etmeyi basariyoruz. O yuzden de boyle absurd hikayeler ve daha 25'ine gelmeden skandallar yasamis adamlar yaratiyoruz. Ugur Meleke bugun Hollanda'yi nasil ve ne zaman yenecegimizi yazmis Milliyet'te. O saydigi genclerin tumunun karakter sahibi bireyler olarak yetisecegi bir ortami ve onlara gerekli sansin verilecegi sportif imkani yaratmadan biz daha cok kusagi heba ederiz.

15 Kasım 2010 Pazartesi

BVB GÜMBÜR GÜMBÜR GELİYOR



Lucas "Der Bomber" Barrios, Shinji Kagawa ve Nuri Şahin'in sahada, Westfalen'li Mourinho Jurgen Klopp'un saha kenarında sürüklediği Borussia Dortmund dolu dizgin gidiyor. En yakın rakip Bayer Leverkusen ve Main 7 puan gerideler. Dortmund 12 maçta 10 galibiyet aldı. Geçtiğimiz cuma günü alınan 2-0'lık Hamburg galibiyeti aynı zamanda bir Bundesliga rekorunun da egale edilmesi demekti. Bundesliga tarihinde ilk 12 maçtan 10 galibiyet çıkaran tek bir takım vardı daha önce: Bayern Munich. Ama Bayern bunu 5 kez yapmıştı. Dortmund bunu Bavyeralılar dışında yapan ilk takım oldu. Bayern bu 5 sezonun 4'ünde şampiyonluğa ulaştı. Sadece 1 kez mutlu sonu göremediler. 2001-02 sezonunda, tesadüf o sezon BVB'nin şampiyonluğa ulaştığı son sezon.

Borussia Dortmund ayrıca kulüp tarihinde 99. kez liderlik koltuğunda oturmuş oldu söz konusu galibiyetle. En yakın rakibiyle arasında 7 puan fark olduğu düşünülürse, 100 ve 101. seferi şimdiden garantiye almış durumdalar.

Birkaç sezon önce kulübün kepenklerini kapatma noktasına gelen, futbolcularına % 50'ye varan maaş indirimi uygulayan, hatta bir ara Türk basınına göre Dortmund'u kurtarma işinin Saadettin Saran'a düştüğü yönünde haberler çıkan Ruhr kulübü, belki de o kabus yıllarda dahi o efsane stadyumu 80 bin kişinin altına düşürmeden oynatan taraftarlara, ilahi adaletin verdiği bir ödülü ancak yaşayabiliyor. Şu dünyada şampiyonluğu kayıtsız şartsız hak eden ve artık kazanması gereken bir taraftar topluluğu varsa o da Borussia Dortmund taraftarlarıdır. Biz de küçük yaşlardan beri sarı-siyah çorapları gördüğümüzde bizi ekrana çeken bu kulübün şampiyonluğuna elimizden geldiğince o tribünlere iştirak ederek katkı yaparsak ne mutlu bize....

Wer Wird Deutscher Meister....B-V-B Borussia.....

KESKE GALATASARAY'IN DA CRUIJFF'U OLSAYDI / CRUIJFF MAKALESI


















Bu sabah de Telegraaf gazetesinin spor sayfasinda soyle baslikli bir makale yazdi Cruijff: "Tüm Ajaxlilara cagri"

Makalesinde Cruijff Ajaxlilari kadife devrime davet ediyor. "Butun Ajax'lilar bir araya gelmeli ve yeniden uyelik secimleri yapilmali" diyor. 30 Kasimda yeni uyelik icin adaylar belli oluyor ve 14 aralikta ise 24 uyelerden 8'i yeniden secilebiliyor. Asagida cevirdigim makalede Cruiff su isimleri soyluyor: Marc Overmars, Tscheu La Ling, Edo Ophof, Peter Boeve, Keje Molenaar. Takimin yönetim kurulunda hic bir eski futbolcu olmamasi Cruiff'u cok rahatsiz ediyor. Bu cagri ile kademeli olarak eski futbolculari kulübe sokmaya calisiyor.


Galatasaray'in icler acisi su durumunda keske Cruijff bu cagriyi Galatasaray'a yapsa diye dusundum. Eski ve cok seyler basarmis futbolcular kulubu desteklese ve kostek olmasalar keske. Herkes Galatasaray'in menfaati ve ilerlemesi icin calissa. O ihtiyar yonetim kuruluna genc beyinler de girse keske. Cruijff'un dedigi gibi eski futbolcular uye olsa yani Galatasaray ile baglarini koparmasalar ve kulup icin hala birseyler yapsalar fena olmazdi.


Asagida Cruijff'un yazdiklarini umarim bir sekilde Galatasaray yönetim kurulu da okur ve birseyler ogrenirler adamin yazdiklarindan.


------------------------------------------------------------------


Tüm Ajaxlilara çagri









Bazı insanlar var benim Ajax’i yok etmek ile meşgul olduğumu söylüyorlar. Onlarin anlamadigi acik ortada. Bu kulübe zarar vermek değil, kulübün zarar görmesini önlemektir asil mesele. Sicaklik yayan bir kulup olmak yerine çelişkilerle dolu ve içinde dusmanlari olan bir kulup haline geldik .

Kimsenin bana sorunun cözümünün ne kadar karmaşık oldugunu söylemesi gerekmiyor. O kadar zor olmasa da aslinda. Kulubun hedeflerine bir baktiginizda, futbolun içinde eksik olduğunu görürsünüz.

Tüm kulüp yönetimi, üyeler ve herkes ne demek istediğimi anlamistir. Eski bir takım oyuncusu yok. Bir tane bile yok!

Bu yüzden bir sonraki uyelik seçimlerinde adaylari seçmek ve hızlı bir şekilde bir araya gelmek için tüm Ajax’lilari çağırıyorum. 14 Aralık günü 24 üyeden 8’i tekrar ve 30 Kasım'a kadar yeni adaylar kendilerini yazdirabilir. Bu önemli bir ilk adım olabilir eger Marc Overmars, Tscheu La Ling, Edo Ophof, Peter Boeve, Keje Molenaar gibi Ajaxlilar o yerlere gelirlerse. Ben bilerek bu futbolcu isimlerini soyluyorum, bazılarinin sık sık kasıtlı olarak iddia ettiği gibi futbolcularin aptal olmadigini göstermek için.

Overmars gibi biri Go Ahead Eagles kulübünün KNVB’e (Hollanda futbol federasyonu) göre finansal olarak Hollanda'nin en saglikli üç profesyonel kulüplerinden biri olmasinda yardimi olmuştur. Mesela Ling, Slovakya’da eski Ajax fikrine göre bir takimi organize etmesi. Ayrıca Ophof, Boeve ve Molenaar sosyal açidan mükemmel işler yaptilar ve hala saymadiklarim da vardır.

Açik olmam gerekirse, benim niyetim sadece eski futbolculari yönetime getirmek degildir. Eski futbolcular, finansal konuda uzmanlar, marketing, PR arasindaki orani dengelemek cok iyi bir adim olur.

Şimdi tuhaf bir durum karşısındayiz, komisyon kurulunda ve yönetimde hic kimsenin futbol geçmisi yok, buna ragmen bu insanlar kimin teknik direktor olmasi konusunda kararlar vermek zorundalar. Özellikle böyle bir durumda üyelerin yönetime tavsiyler vermesi lazim. Su anda bunun önemi yok çünkü üyeler arasinda üst futbol kafasına sahip birisi yok.

Üyeler meclisine daha fazla "futbol" getirerek başlarsak, kısa zamanda tüm Ajax bundan yararlanir. Her boşalan pozisyona ilk olarak portföyüyle alakali özel bilgilere sahip eski bir futbolcu getirilmeye çalisilmali. Bu pozisyona uygun eski futbolcu yok ise o zaman tabiki bir uzman atanabilir.

Benim için önemli olan Ajax içinde dogru oranlarin bulunmasidir. Bazi insanlar benim söylediklerim yüzünden uyuyamiyorsa, bu beni çok etkilemiyor. Elestirilerin nedeni daha iyi olunması içindir. Üst düzey sporda bu boyledir ve üst düzey takimlarda da bu böyle olmalidir.

by Black Pearl

Ceviri: Black Pearl
Kaynak: De Telegraaf
Yazinin orjinali için tiklayin