<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss'><id>tag:blogger.com,1999:blog-1317836566512638841</id><updated>2009-12-10T13:16:30.509+01:00</updated><title type='text'>Flying Dutchman</title><subtitle type='html'>"It is an art in itself to compose a starting team, finding the balance between creative players and those with destructive powers, and between defence, construction and attack – never forgetting the quality of the opposition and the specific pressures of each match" 

Rinus Michels</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://vliegendenederlander.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1317836566512638841/posts/default/-/Russell'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://vliegendenederlander.blogspot.com/search/label/Russell'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Flying Dutchman</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02374702096591718850</uri><email>noreply@blogger.com</email></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>12</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>25</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1317836566512638841.post-6502762528135656330</id><published>2009-05-18T13:00:00.003+02:00</published><updated>2009-05-18T13:13:02.158+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Basketbol'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Russell'/><title type='text'>NBA'DE SONA DOĞRU</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_SIvzaHIG-84/ShFCLlJbEYI/AAAAAAAAAL4/-gkp79vm4-0/s1600-h/garnett.jpg"&gt;&lt;img style="cursor: pointer; width: 400px; height: 280px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_SIvzaHIG-84/ShFCLlJbEYI/AAAAAAAAAL4/-gkp79vm4-0/s400/garnett.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5337119800128377218" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konferans finaline yükselen takımlar Cavaliers, Magic, Nuggets ve Lakers oldular. Sürpriz diye nitelendirebileceğimiz bir sonuç var mı peki? Magic'in Celtics'i elemesi bana göre sürpriz değil, ortada olan bir seriydi, hatta Magic'i favori gösterenler çoğunluktaydı. Ama tabii Celtics'in 3-2'den seriyi vermesi sürpriz olarak nitelendirilebilir haklı bir biçimde. Celtics tarihinde 3-2 öne geçtiği 32 serinin tamamını ve oynadığı 7. maçların 20'sinden 17'sini kazanmıştı. Hidayet kontrolden çıkınca tüm bu istatistikler yalan oldu. Play-off'ların başından beri beklentileri tam anlamıyla karşılayamıyordu kendisi ama öyle bir imza attı ki dün gece Garden'da, çıkarttığı bütün rezil maçları unutmuş olmalı Magic taraftarları. İlk turda Sixers serisinde, Magic 2-1 gerideyken 4. maçta son saniye şutuyla maçı ve belki de turu almıştı Hidayet, bu kez tüm maça yaydığı bu olağanüstü performans sayesinde takımı Celtics'i deplasmanda 20'ye yatırdı. Ne kadar methiye düzülse az bu adam için...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer yanda 7. maça kadar giden bir Lakers-Rockets serisi vardı ancak bu seri biraz ilk turdaki Heat-Hawks serisini anımsattı bana. Orada da 7. maça uzayan bir seri izlemiştik ama bütün maçlar 20-30 sayı fark aralığında bitmişti hemen hemen, çekişme denen bir olgudan gram dahi yoktu ortalıkta. İki takım da birbirinden birer deplasman maçları aldılar, geriye kalan maçlarda ev sahibi olan takımlar rahat kazandılar maçları, ki karşılıklı kazanılan birer deplasman maçının da büyük heyecana sahne olduğu söylenemez. Tabii, bu seriyi Heat-Hawks serisinden ayıran önemli özellikler var elimizde. Rockets, seriye "underdog" bir biçimde giriyordu şampiyonluk favorisi Lakers karşısında, herkesin beklentisi 4-1, en fazla 4-2'lik bir seriydi. Staples'ta verilen ilk maç sonrası Laker'lı topçulara bir titreme gelmesi ve Toyota'da kazanılan bir maç, saha avantajının tekrar ele geçirilmesi... Staples'ta ortaya koyulan dominant oyun ve serinin 3-2'ye gelişi. Lakers taraftarları play-off öncesi McGrady, play-off sırasında da Mutombo ve Yao ikilisini kaybetmiş Rockets'e karşı Toyota'da alınacak bir galibiyetle serinin sonlanacağından emin. Beklenilen olmuyor, seri 7. maça taşınıyor, haliyle Lakers camiasında sinir kat seviyesi hafiften artmaya başlıyor. Son maçın kazanılacağından herkes emin ama şüpheler ilerisi için daha çok. Konferans finalinde rakipleri Nuggets, onları geçmeleri halinde finaldeki rakipleri çok çok büyük bir olasılıkla Cavaliers, ki bu takımların bu lakayıtlığı Rockets'ten daha ağır bir biçimde cezalandıracağı kesin...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de Cavaliers-Hawks ve Nuggets-Mavericks serileri var ki, üzerine konuşacak çok şey yok bana göre. Nuggets ve Cavaliers için diyeceklerimiz, bundan önceki post'ta yağdırdığımız övgülerin bir tekrarı niteliğinde olacak nihayetinde. Ama yine de Nuggets-Mavericks serisinin 3. maçındaki son pozisyona burada yer vermek gerek. Son 7 saniyeye 2 sayı önde giriyor Mavericks 2-0 geride olduğu seride, Carmelo moladan sonra topu alıyor, penetre girişiminde bulunuyor, bu sırada onu savunan Wright izin vermiyor içeriye girmesine, Carmelo da çizgiye doğru yöneliyor şuta kalkmak için, bu sırada Mavericks'in faul hakkı dolmadığı için Wright kolunu takıyor Carmelo'ya bilinçli olarak ve pozisyonun devamında hiçbir şey yapmıyor, hakemler oyunu faulle kesmeyince bomboş pozisyonda Carmelo üçlüğü gönderiyor ve Nuggets maçı kazanarak seriyi 3-0'a taşıyor, hatta ve hatta bu basketle bitiriyor seriyi. Faul, faul tabii ama Wright'in düdük çıkmadan Carmelo'yu savunmayı bırakması, bana Rüştü'nün ofsayt diye elini kaldırıp topu bıraktığı pozisyonları hatırlattı. Pozisyon &lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=bHh66jI3WlM"&gt;şurada&lt;/a&gt; izlemek isteyenler için, herkesin görüşü farklı olabilir...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_SIvzaHIG-84/ShFCEbf_jhI/AAAAAAAAALw/M3xkfdFMfw8/s1600-h/chauncey.jpg"&gt;&lt;img style="cursor: pointer; width: 400px; height: 275px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_SIvzaHIG-84/ShFCEbf_jhI/AAAAAAAAALw/M3xkfdFMfw8/s400/chauncey.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5337119677279604242" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Nuggets-Lakers:&lt;/span&gt; Nuggets, buraya sadece 2 maç kaybederek geldi. İç saha performansları zaten iyi ama dış saha performansları da oldukça çekici. Hornets'e karşı dışarıda oynadıkları 2 maçtan birini son topta kaybettiler, diğerini 58 sayılık farkla kazandılar. Mavericks'le deplasmanda oynadıkları 2 maç da son dakikalara kadar kafa kafayaydı, ki birini de aldılar yukarıda belirttiğimiz üzere. Lakers cephesinde Bynum, Rockets serisinin 7. maçında iyi sinyaller verdi. İlk 6 maç sahada hayalet gibi dolaşan Drew, son maçta 22 dakika sahada kalıp 6/7 isabetle 14 sayı 6 ribaund 2 blokla dağıttı Rockets pota altını. Bu seride karşısında Rockets pota altı olmayacak ama, bunu hesaba katmak gerek. Kenyon Martin, Nene ve Chris Andersen'den oluşan inanılmaz sert ve aktif bir frontcourt'a sahip Nuggets, karşılarında sertlik görünce pısan Gasol ve bir gelip bir giden Bynum olduğunu düşününce, işler kolay olmayacak gibi Lakers için. Kobe'nin Rockets serisinden çok daha etkili olmasını bekliyorum bu seride, karşısında Battier-Artest gibi savunmacılarının olmayışını geçtim, bu seride aldığı onca eleştiriden sonra pusup kalacağını sanmıyorum ben hiç, mutlaka bir cevap verecektir cümle aleme. Fisher bildiği tüm duaları etsin, şu aşamadan sonra Billups'a karşı yapacağı pek başka bir şey yok gibi zira...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Cavaliers-Magic:&lt;/span&gt; Sonucu belli bir seri desek yanlış olmaz sanırım, Orlando'nun şu seriyi kazanması çok büyük bir basketbol mucizesinin gerçekleşmesi demek zira. Her şeyden önce tecrübe açısından bir adım önde Cavaliers. LeBron genç yaşına rağmen buraların havasını iyi bilen bir adam, Magic ise Hardaway'li Shaq'li döneminden sonra ilk kez yükseliyor konferans finallerine. Diğer endişe yaratan konu, Magic'li oyuncuların tecrübesiz oluşunun dışında sorumluluktan gereğinden fazla kaçmaları, baskıyı Hidayet dışında kaldırabilen tek bir oyuncunun olmaması. Celtics serisinin ilk maçında 28 sayı öne geçtikleri maçı veriyorlardı, şans biraz Celt'lerin yanında olsa. 6. maçta, yine Garden'da 9 dakika kala 14 sayı farkla önde oldukları maçı kaybettiler son 5 dakikada basket dahi atamayarak. Son maçta Hidayet bu kadar aşırı bir performans göstermese, buraya bile gelemeyebilirlerdi. Ve bu seride, baskıyı kaldırabilen tek oyuncu dediğimiz Hidayet'in karşısında da LeBron olacak. Howard dışındaki tüm eşleşmelerde Cavaliers'li oyuncuların avantajı mevcut, ki bench'ler için de aynı durum geçerli. Howard'ın takımı sırtına alıp tek başına taşıyacak bir yapısı da yok bana kalırsa, zira 1'e 1 hücumda sayı üretmek için herhangi silahı yok, bu da takımın sıkıştığı anlarda devreye girecek oyuncu bulma sıkıntısı yaşayabileceği anlamına geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada yazının başında Hidayet genel olarak play-off'ta beklentileri karşılayamadı demiştik ama insaflı olmak gerek biraz sanki. İlk turda Igoudala, ikinci turda Pierce'la eşleşti, şimdi de LeBron olacak karşısında. Her ne kadar düşük bir ihtimal olsa da finale çıkılması halinde derin bir "oh" çekecek gibi Hidayet, zira karşısında Ariza olacak. Tabii Lakers, Nuggets'a elenmezse. Öyle bir durum söz konusu olursa, Hidayet için haberler yine kötü: Carmelo Anthony...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;by Russell&lt;span style="text-decoration: underline;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://nobetcigolcu.blogspot.com/2009/05/nba-konferans-finalleri.html"&gt;***Yazının aslı&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1317836566512638841-6502762528135656330?l=vliegendenederlander.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://vliegendenederlander.blogspot.com/feeds/6502762528135656330/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=1317836566512638841&amp;postID=6502762528135656330&amp;isPopup=true' title='13 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1317836566512638841/posts/default/6502762528135656330'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1317836566512638841/posts/default/6502762528135656330'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://vliegendenederlander.blogspot.com/2009/05/nbade-sona-dogru.html' title='NBA&apos;DE SONA DOĞRU'/><author><name>Russell</name><email>noreply@blogger.com</email></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>13</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1317836566512638841.post-6413646794193723061</id><published>2009-05-15T22:22:00.007+02:00</published><updated>2009-05-16T10:45:40.328+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Basketbol'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Russell'/><title type='text'>GARANTİ NBA SKILLS CHALLENGE</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_SIvzaHIG-84/Sg3QP8bVGII/AAAAAAAAAK4/7YKCDQV254c/s1600-h/nba-skills-challenge.jpg"&gt;&lt;img style="cursor: pointer; width: 400px; height: 256px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_SIvzaHIG-84/Sg3QP8bVGII/AAAAAAAAAK4/7YKCDQV254c/s400/nba-skills-challenge.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5336150105841277058" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Ülkede basketbola ilginin giderek arttığı bir gerçek ama bu artış, oynamaktan çok takip etmeye yönelik, kabul etmek lazım bunu. İş futbola gelince kimse yeteneklerine toz kondurmazken, aynı kişiye neden basketbol oynamadığı sorulduğunda, "yok ya usta, bana göre değil basketbol falan, basketçi mi olacaz bu yaştan sonra hem, eheh" tadında bir geri dönüş alınıyor genellikle. Bir sporu yapan herkes, o sporu profesyonel anlamda yapacak diye bir şey yok elbet. Nasıl her sokak arasında, her okulda, her boş arazide deli gibi futbol oynanıyorsa, basketbol sahaları da gerekli ilgiyi çekmeli. Basketbol oynamaya niyetli kişilerin, alan ve imkan yetersizliğinden yakındığını duyuyorum sıkça ama evimin yanı başında bulunan 2 basketbol sahasında da günün büyük bölümünde futbol oynayanları görünce ironik bir hale geliyor bu yaklaşım biraz. Futbol oynamak için sürüsüne bereket alan varken, basketbol sahalarının bu şekilde işgal edilmesi oldukça üzücü. Toparlamak ve bağlamak gerekirse, Garanti'nin bu anlamda yaptığı atılım son derece önemli...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen sene de benzer bir organizasyon gelmişti Garanti tarafından, bunun devam ettiğini görmek hoş. Organizasyon hakkında kısaca bilgi verelim. Bu spora sevdalanan 13-18 yaş arası yürekler, envai çeşit basketbol yeteneğini (pas, şut, smaç, dribbling vs.) 2 dakikalık bir video'ya en iyi şekilde sığdırıyor ve bu video'yu en geç 31 Mayıs 2009 tarihine kadar &lt;a href="http://www.nba-garanti.com/"&gt;NBA Garanti&lt;/a&gt;'ye yüklüyor. Sitede en çok oyu toplayan 100 genç sayısı, uzman bir jüri tarafından 30'e çekiliyor. Yüzlerce kişi arasından sıyrılan (belki de daha fazla) 30 genç, Haziran ayında 3 günlük bir kampa alınıyor, bu kampta en başarılı olan 4 kişiyse Ağustos ayında Orlando'daki kampa katılmaya hak kazanıyor. Garanti, kendi videolarını çekecek durumda olamayanları veya çekemeyenleri de düşünmüş. Art arda 2 hafta sonu İstanbul'da ve İzmir'de sokak çekimleri düzenlenecek. Unutmadan, bu haftasonu Caddebostan'daki çekimlere efsane basketbolcu ve güzel insan Harun Erdenay (cumartesi günü) ile Fenerbahçe bayan basketbol takımının değerli oyuncularından Nevriye Yılmaz da (pazar günü) katılıyor. Bu yarışmaya katılıp başarılı olamayanlar için bile büyük bir teselli olur eminim bu isimlerle tanışmak ve belki ayaküstü iki laf etme imkanı yakalamak...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yarışma başlangıcı: 6 Mayıs&lt;br /&gt;Street filming: 16-17 Mayıs Caddebostan, 23-24 Mayıs İzmir Bostanlı&lt;br /&gt;Son katılım tarihi: 31 Mayıs&lt;br /&gt;İstanbul kampı: 19-21 Haziran Darüşşafaka&lt;br /&gt;Orlando kampı: 3-7 Ağustos&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son olarak yarışmayla ilgili oluşturulan sosyal ağlar...&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.dailymotion.com/garantinba"&gt;&lt;br /&gt;http://www.dailymotion.com/garantinba&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://tr.netlog.com/garantinba"&gt;http://tr.netlog.com/garantinba&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.myspace.com/garantinba"&gt;http://www.myspace.com/garantinba&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.facebook.com/pages/Garanti-Skills-Challenge/73852529718"&gt;http://www.facebook.com/pages/Garanti-Skills-Challenge/73852529718&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://garantinba.hi5.com/friend/p433492350--NBA+Skills+Challenge--html"&gt;http://garantinba.hi5.com/friend/p433492350--NBA+Skills+Challenge--html&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;by Russell&lt;br /&gt;&lt;script language="javascript" src="http://nanocluster.reklamz.com:80/nano/ri?r=2872&amp;amp;s=0"&gt;&lt;/script&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1317836566512638841-6413646794193723061?l=vliegendenederlander.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://vliegendenederlander.blogspot.com/feeds/6413646794193723061/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=1317836566512638841&amp;postID=6413646794193723061&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1317836566512638841/posts/default/6413646794193723061'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1317836566512638841/posts/default/6413646794193723061'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://vliegendenederlander.blogspot.com/2009/05/garanti-nba-skills-challenge.html' title='GARANTİ NBA SKILLS CHALLENGE'/><author><name>Russell</name><email>noreply@blogger.com</email></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1317836566512638841.post-6616376816307750922</id><published>2009-05-07T10:00:00.000+02:00</published><updated>2009-05-07T10:01:26.063+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Basketbol'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Russell'/><title type='text'>ŞAMPİYON PANATHINAIKOS</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_SIvzaHIG-84/SgHfz8rXfTI/AAAAAAAAAKA/Rqdrw-AWDew/s1600-h/el2.jpg"&gt;&lt;img style="cursor: pointer; width: 400px; height: 291px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_SIvzaHIG-84/SgHfz8rXfTI/AAAAAAAAAKA/Rqdrw-AWDew/s400/el2.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5332789517337722162" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçtiğimiz haftasonu düzenlenen Euroleague Final-Four organizasyonu, yine büyük heyecana sahne oldu. Üçüncülük maçı dışındaki bütün maçlar son ana kadar nefes kesti, şampiyon Ramunas Siskauskas'ın kaçırdığı şut sonrası Panathinaikos oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstatistikler üzerinden gidelim. Panathinaikos, finalde CSKA Moskova'yı 73-71'le mağlup etti. İki takım 2007 yılında da finalde karşılaşmış, Panathinaikos rakibini yine 2 sayı farkla geçip (skor 93-91) şampiyonluğa uzanmıştı. Yunan temsilcisi (iyiden iyiye haber kıvamına gelmeye başladı post bu arada) ilk Euroleague şampiyonluğunu Paris'te düzenlenen dörtlü turnuvada 1996 yılında kazanmıştı. Bu şampiyonluk, son 13 yılda kazandıkları 5. Euroleague şampiyonluğu oldu, dolayısıyla toplamda da. Coach Obradovic yönetimindeki 4. şampiyonluğu bu Pana'nın. Yani takımın 1996 yılında kazandığı ilk Euroleague şampiyonluğu dışında, tüm şampiyonluklarda Obradovic imzası var. O takım şampiyon olurken, takımın coach'u Bozidar Maljkovic'ti ve o kadroda takımı sırtlayıp götüren Dominique Wilkins de mevcuttu. Panathinaikos'tan bağımsız, coach Obradovic'in 4 ayrı takımda (Partizan, Badolana, Real Madrid, Panathinaikos) Euroleague şampiyonluğu kazandığını ve bunu yapabilen tek isim olduğunu da belirtelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Yarı finalin ilk maçında&lt;/span&gt; Barcelona ile son şampiyon CSKA Moskova karşılaştı. Denk bir eşleşme olarak görülebilirdi takımların güçlerine baktığımızda, hatta tek tek isimlere baktığımızda Barcelona'nın daha iyi bir kadroya sahip olduğunu da söylemek mümkün ama tecrübe, alışkanlıklar, istikrar gibi etmenler her sporda olduğu gibi basketbolda da çok önemli. CSKA Moskova geçtiğimiz senelerdeki kadar ağır favori değildi bu Final-Four'da ama final oynayacaklarını düşünüyordum ben yine de. Tabii finalde karşılaşacakları muhtemel rakipleri Panathinaikos hem Barcelona'ya göre daha komple bir takımdı, hem de başlarında coach sıfatıyla Xavier Pascual gibi bir isim değil Zelimir Obradovic bulunuyordu. Maça harika bir giriş yapmıştı Barcelona, ilk çeyrekte 9 sayılık bir farkı da koydular araya. Lakin, zaman ilerledikçe Barcelona'nın bu kadar yüzdeli şut atamayacağı, CSKA'nın da toparlanacağı gün gibi ortadaydı. Barcelona tarafında şut yüzdeleri düştükçe, CSKA tarafında Langdon, Khryapa ve özellikle de Siskauskas gibi isimler sahne almaya başladıkça (Siskauskas 18'i son çeyrekte olmak üzere, 29 sayı üretti bu maçta) CSKA maçın liderliğini eline aldı, bir daha da bırakmadı. Tabii, CSKA'nın bu geri dönüşünde aslan payı Barcelona coach'u Xavier Pascual'da bana göre. Takımın bu sezon en önemli birkaç oyuncusundan biri olan (Türk olmasıyla da zerre alakası yok, söyleyeyim) Ersan İlyasova, 12 dakika 50 saniye süre alabiliyor sadece. Diğer yanda Gianluca Basile tam 36 dakika sahada kalıyor. Toplamda ne ürettiklerini bir karşılaştırmak lazım. Ersan 1/2 iki sayı isabetiyle 2 sayı üretmiş, yanına 5 ribaunt, ki ikisi çok kritik yerlerde alınan hücum ribaundu bunların, 2 de asist eklemiş. Tek kötü yanı, 0/3 üçlük yüzdesi. Basile ise, 1/8 isabetle 5 sayı-5 ribaunt-1 asist yapmış. Sanırım işin tecrübe tarafını düşündü Pascual ama bu kadarı da fazla kaçıyor. Aynı zamanda 12 dakika sahada kalan Ersan'ın maçın son 3 dakikasında sahada olması daha fazla komik kaçıyor ya, neyse.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Yarı finalin diğer maçını&lt;/span&gt; kesik kesik izlemiştim, o yüzden o maça dair söyleyecek fazla şeyim yok açıkçası. Maçın sonlarında iyi oyunu gözüme çarptı Olympiakos cephesinden Papaloukas'ın. Ama, iyi pota altı elemanları olmalarına rağmen çok fazla Greer üstünden oyun tercih ettiler gibi gördüm ben izlediğim bölümde, bilmiyorum yanılıyor muyum? Öte yanda, iç dış dengesini gayet iyi kurmuş bir Pana vardı. Tabii yine izleyebildiğim kadarıyla. Özellikle, pota altını Olympiakos'tan çok daha verimli kullandılar Batiste ve Pekovic ile. İç dış dengesi dedik, şu istatistiklerle özetleyebiliriz sanırım. İki guard Saras ve Spanoulis 18'er sayı; iki uzun Pekovic ve Batiste sırasıyla 20 ve 19 sayı ürettiler. Ayrıca bu iki uzunun toplamda 19 top kullandığını ve bunların 14'ünde basketi bulduklarını belirtmek gerek. Yine aynı ikilinin toplamda 13 kez serbest atış çizgisine gidip, 11'inde isabet bulduğu es geçilmemeli. Tüm bu veriler bile, Panathinaikos'un pota altı gücü hakkında hiç bilmeyen kişilere dahi önemli fikirler verebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_SIvzaHIG-84/SgHfxI-exvI/AAAAAAAAAJ4/pGFlkxmsIRE/s1600-h/el1.jpg"&gt;&lt;img style="cursor: pointer; width: 400px; height: 295px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_SIvzaHIG-84/SgHfxI-exvI/AAAAAAAAAJ4/pGFlkxmsIRE/s400/el1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5332789469099509490" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tamamen gereksiz buluyorum üçüncülük maçını, izlemedim de zaten, kendimi finale sakladım. İyi ki de saklamışım, harika maç oldu cidden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Bir TBL klasiğidir&lt;/span&gt;. Ligimizde her hafta maç oynayan 16 takımdan çoğu iki sayılık atıştan çok üç sayılık atış dener, bıkmadan usanmadan. Panathinaikos da aynı o TBL takımları gibi bıkmadan usanmadan sürekli üç sayı denedi ama soktuğunuz sürece bir problem yok tabii. 23 tane iki sayılık atış, 27 tane üç sayılık atış denediler final maçında. Yarı final maçını değerlendirirken ön plana çıkarttığımız pota altını kullanma özelliklerinin harika bir şekilde sahaya yansıdığı maçta, Olympiakos'a karşı 40 tane iki sayılık atış, yalnızca 15 tane iki sayılık atış denemişlerdi. Ama dediğimiz gibi, soktuğunuz sürece sorun yok. 27 üçlük denemesinin 13'ünde isabet buldular, neredeyse %50'lik bir orana tekabül ediyor bu. Tabii, iki sayılık atışlara bu kadar az yönelmelerinin de sebepleri vardır elbet. Pota altından geçen maç olduğu kadar iyi üretim yapamamaları, Pekovic'in faul problemi sebebiyle yalnızca 15 dakika sahada kalması ve maçı da 5 faulle tamamlaması gibi. Özellikle, ilk yarı Spanoulis'ten tutun Saras'a, Fotsis'ten tutun Diamantidis'e her oyuncu kullandığı üç sayılık atışlarda isabet buldu. Hücumda, yarı finalde Barcelona karşısında olduğu gibi tutuk başlayan CSKA Moskova, devreyi 48-28'lik skorla 20 sayı geride kapadı. Kıytırık bir lig maçında 20 sayılık bir fark pek sorun değildir belki ama bu seviyedeki maçlarda bırakın 20'yi, 10 sayının üstündeki farklardan gelip maçı almak bile oldukça zor. Hele ki söz konusu maç, Euroleague final maçıysa...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama, yanılttı herkesi CSKA'lı oyuncular ikinci yarıda oynadıkları basketbolla. Panathinaikos'un da buna bir katkısı olmadı mı? Oldu tabii. Zaten her daim, bu tarz 20-30 sayı arası bir farktan yapılan comeback'lerde, o geri gelen takımı takdir ettiğim kadar, o geri dönüşe izin veren takımı da eleştiririm. Zira, karşıdaki takım her ne kadar mükemmel seviyede bir oyun ortaya koysa da, bu kadar büyük farklardan geri dönmek için rakip takımın kötü oyununa da ihtiyaç olduğu muhakkak. Aynı bu maçta olduğu gibi. İkinci yarıda gerçekten harika oynadı CSKA. Ama, Panathinaikos ilk yarıda olduğu gibi yine çok yüzdeli şut kullansaydı son topa kalan bir final izler miydik? Bence hayır. Biraz yukarıdaki de istemedi değil CSKA'nın dönüşünü. Maçın bitimine 5 saniye kala %90'la serbest atış kullanan Jasikevicius'un 1/2 atması buna bir işaret mesela. Maçı da kazanabilirdi Ruslar. Molaları vardı, topu ortaya sahaya getirdiler, üstüne Siskauskas'la çok da kötü olmayan bir üç sayı pozisyonu da yakaladılar ama olmadı... Ayrıca yukarıdaki fotoğrafta &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Pekovic'in maçtaki hal ve şeriatı &lt;/span&gt;gayet güzel bir şekilde gözler önüne serilmiş...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Final-Four'daki tüm takımlara sundukları bu güzel basketbol ziyafetinden dolayı teşekkür etmek lazım. Tabii, Panathinaikos'a ayrıca kocaman bir tebrik gidiyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;by Russell&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://nobetcigolcu.blogspot.com/2009/05/sampiyon-panathinaikos.html"&gt;***Yazının aslı&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1317836566512638841-6616376816307750922?l=vliegendenederlander.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://vliegendenederlander.blogspot.com/feeds/6616376816307750922/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=1317836566512638841&amp;postID=6616376816307750922&amp;isPopup=true' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1317836566512638841/posts/default/6616376816307750922'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1317836566512638841/posts/default/6616376816307750922'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://vliegendenederlander.blogspot.com/2009/05/sampiyon-panathinaikos.html' title='ŞAMPİYON PANATHINAIKOS'/><author><name>Russell</name><email>noreply@blogger.com</email></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1317836566512638841.post-5868012501318263419</id><published>2009-05-05T20:21:00.005+02:00</published><updated>2009-05-05T21:13:38.741+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Basketbol'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Russell'/><title type='text'>NBA KONFERANS YARI FİNALLERİ</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_SIvzaHIG-84/SgCDvCKjE_I/AAAAAAAAAJw/t4ZF5S8Mbvs/s1600-h/atlanta+vs.+cleveland.jpg"&gt;&lt;img style="cursor: pointer; width: 266px; height: 400px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_SIvzaHIG-84/SgCDvCKjE_I/AAAAAAAAAJw/t4ZF5S8Mbvs/s400/atlanta+vs.+cleveland.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5332406802864870386" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle, ilk turdaki serileri değerlendiren yazısı için Gökhan Akdağ'a teşekkürler. Benim aklımda yoktu ilk turlara dair bir yazı yazmak. Zira hem ilk tur değerlendirmelerinin, hem de ikinci tur değerlendirmelerinin olduğu bir yazının haddinden fazla uzun olacağını düşündüm. Yazı gerçi taze daha ama o yazıya ulaşmak isteyenlere &lt;a href="http://vliegendenederlander.blogspot.com/2009/05/amazing-game.html"&gt;şöyle&lt;/a&gt; bağlantıyı vereyim ben yine de. İkinci turlar da başlayalı 2 gece oldu, biraz geç olsa da, o serilere dair öngörülerimizi yazalım...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Cleveland-Atlanta&lt;/span&gt;: Yukarıdaki resim biraz manidar aslında. Zira, Josh Smith ile coach Mike Woodson arasında soyunma odasında kavga çıktığı söylentileri vardı sezon içinde, ki büyük bir kesim tarafından da doğrulandı bu söylentiler. Josh'un, coach Woodson'u beğenmediği bilinmeyen bir şey değil zaten. Seriye dönelim... Cleveland 9 gün, Atlanta 2 gün dinlenmiş olarak çıkacak bu geceki maça ama bunun çok büyük önem arz edeceğini sanmıyorum. İlk maç açısından bir etki yaratabilir belki, dolayısıyla bahisçiler bu gece 11.5 handikapa rağmen Cleveland'ı deneyebilir diyerek yazıya kumar da bulaştırmış olalım. Her şeyden önce, Cleveland inanılmaz inançlı ve konsantre bir şekilde girdi play-off'lara. Detroit serisinde son maçın son saniyesine kadar kontrolü ellerinde tuttular, ciddiyeti maçın sonuna kadar elden bırakmadılar. Haliyle 4-0'la çıktı süpürgeler ortaya. Bu seride bir benzeri olabilir mi? Şüphesiz Atlanta, Detroit'e göre daha enerjik ve komple bir takım görüntüsünde, kolay yem olmayacaklardır ama onlar da play-off'lara çok formsuz girdiler. Özellikle saha avantajının ellerinde olmadığı bir seride deplasmanda maç kazanmaları turu geçmeleri için bir zorunluluk. Ama pek mümkün gözükmüyor QLA'den galibiyet çıkarmaları. Miami serisinde 3 deplasman maçının tekini kazanırken, diğer ikisini 20-30 küsur farklarla kaybettiler. Ayrıca, Atlanta 10 yıldan beri ilk kez bu seviyeye yükseldi play-off'larda. Dediğim gibi Detroit serisi kadar gevşek bir seri olmayacaktır muhtemelen ama yine de serinin 4-0'la sonuçlanması ve süpürgelerin meydana çıkması gayet olası bir sonuç olur...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Boston-Orlando&lt;/span&gt;: Boston, ilk turda beklenenden çok daha fazla zorlandı ama bunda Celtics'in performansından çok Chicago'nun gösterdiği performans, direnç ve ortaya koyduğu enerji etkiliydi daha çok bana göre. İki takımın da önemli oyuncuları sakattı o seride ama bir tarafın önemli oyuncusu Garnett iken, diğer tarafınki Luol Deng... Orlando da Philly karşısındaki performansıyla bir kez daha, "Orlando, play-off takımı değil" diyenleri haklı çıkardı. Son 2 maç haricinde ziyadesiyle zorlandılar, ki 4. maçın sonunda Hidayet buzzer beat'le maçı kazandırmasa serinin gidişatı çok daha farklı yönlere de kayabilirdi... Serinin ilk maçı dün gece oynandı, Orlando Boston'dan galibiyeti çıkartıp saha avantajını cebine koydu. Soru işaretleriyle birlikte tabii. 28 sayı önde götürdükleri maçta, Boston'un 2. yarıda yaptığı comeback'i izlemekle yetindiler sadece; maçı zor da olsa aldılar ama kaybetmeleri sürpriz olmazdı benim açımdan. Fazlasıyla kötüydüler zira ikinci yarıda. İlk maçta benim en çok dikkatimi çeken nokta ise, Courtney Lee'nin yokluğunda oynayan JJ Redick'e karşı Ray Allen'ın etkisiz kalmasıydı. Chicago serisine de böyle felaket bir başlangıç yapmış, sonrasında durumu toparlamıştı. Bu kez karşısında Gordon da yok, mutlaka kendine gelmesi lazım, Boston'un en avantajlı olduğu eşleşme çünkü Ray-Redick eşleşmesi. İlk maç öncesi, 4-2 Boston'du tahminim, ilk maç sonrası biraz değişti işler tabii. Ya 6. maçta Orlando, ya da 7. maçta Boston bitirir diyorum...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_SIvzaHIG-84/SgCDq_JsC_I/AAAAAAAAAJo/5xVsyT60IQU/s1600-h/denver+vs.+dallas.jpg"&gt;&lt;img style="cursor: pointer; width: 268px; height: 400px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_SIvzaHIG-84/SgCDq_JsC_I/AAAAAAAAAJo/5xVsyT60IQU/s400/denver+vs.+dallas.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5332406733336480754" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Denver-Dallas&lt;/span&gt;: Billups'ın gelişinden sonra Denver'ın ne kadar komple bir takım haline geldiğini tekrar etmeye gerek yok sanırım defalarca. Billups gelmeden önce de eldeki malzeme buydu, Billups'ın gelişiyle eldeki malzeme işlemeye başladı, olay budur özetle. Billups-Carmelo-Danthay Jones-Kenyon-Nene beşi fazlasıyla iyi bir ilk beş iken, bench'ten gelen J.R Smith-Carter-Andersen-Kleiza dörtlüsü fazlasıyla iyi bir bench dörtlüsü. Zaten oldukça sağlam olan bench oyuncularının formu şu an tavan yapmış durumda. Serinin ilk maçında normal rotasyondan çok daha geç oyuna girdi Billups, zira Carter harika bir oyun ortaya koyuyordu ortaya, coach George Carl da fazlasıyla hakkını verdi. İlk maçın ilk periyodundan sonra ortaya çıkan Denver dominasyonu, Dallas'ı da gölgede bırakmamalı ama. Bu Denver'ı, hele deplasmanda yenmek kolay iş değil. Bu nedenle ilk maçta, özellikle sonlara yaklaşıldıkça ezilmelerine fazla da bir şey diyemiyorum. San Antonio serisinde rakiplerinin zaaflarını ve eksiklerini çok iyi tespit edip, rahatlıkla götürmüşlerdi seriyi, ki bu bile önemli bir başarıdır Dallas için. Hele, San Antonio'nun azımsanmayacak bir kitle tarafından favori gösterildiği seriyi 4-1 almak daha da büyük başarıdır. Nowitzki'nin karşısında gayet iyi bir bire bir savunmacısı olan Kenyon Martin olacak bu seride ama Nowitzki her zaman Martin'e karşı oynadığı maçlarda çok iyi performanslar sergiledi. Dolayısıyla San Antonio serisinden daha etkileyici bir seri geçirmesini bekliyorum. Tabii, yılların usta oyun kurucusu Jason Kidd de her maçı 8 top kaybıyla tamamlamayacaktır, serinin ilerleyen maçlarında daha etkili olacağı muhakkak. Ama bu iki oyuncu ne kadar oynarsa oynasın, seriyi götürmeleri kolay değil. Karşılarında çok sağlam pota altı rotasyonu, mükemmel bir oyun kurucu ve harika kısa skorerlerden oluşan bir takım bulunmakta... 4-1 veya 4-2 Denver.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Lakers-Houston&lt;/span&gt;: İlk maçı geride bırakan serilerden Lakers-Houston serisi. Aynı zamanda 2. turun ilk sürprizine imza atıldığı seri de diyebiliriz. Houston, dün gece 100-92 mağlup etti Lakers'ı Staples'ta ve HCA'yı (home court adventage) ele geçirdi. İki takımın iç saha dereceleri her ne kadar iyi olsa da, salonlarında rakibi boğan bir atmosfer yok bana göre. Bu yüzden çok da fazla etkilemeyebilir bu ev sahibi avantajı olayı bu seriyi. T-Mac'in sakatlığı gerçekten hayırlı oldu Houston adına, bunu gördük net biçimde. T-Mac'in laneti denen kalıp dillere dolandıydı uzun süredir, hakkaten varmış öyle bir lanet diyorsunuz Houston'un şu play-off performansına şahit olduktan sonra. Sezonun sonlarına doğru Alston'un Orlando'ya gidişi sonrası ilk beşe yerleşen Brooks, fazla etki gösterememişti normal sezonda ama play-off'lara damgasını vurdu şu ana kadar. Tabii, bu performansında karşısında oynadığı guardların da etkisi büyük. İlk turda Blake, ikinci turda Fisher... Her guard'ın eşleşmek isteyeceği türden oyuncular olsa gerek. Bunun yanına Artest'in bilinçli oyunu, Yao'nun yüreği, Scola ve Battier'in sertliği eklenince böyle bir sonuç çıkıyor ortaya. Ha, bana göre hala bu seri Lakers'a gider ama 4-0, 4-1 tahminlerinin aksine daha uzun bir seri olacağı kesinleşti bu serinin dünkü maçla birlikte. Lakers'ın sıkıntısı biraz da play-off havasına tam olarak girememiş olmamalarından kaynaklıydı bana göre ama bu maç onları fazlasıyla havaya sokmuş olmalı. Utah ciddi bir rakip değildi pek ve rakiplerine göre daha hafif maçlar oynamıştı Lakers. Özellikle Fisher'ın rezil performansı Brooks gibi guard'lar karşısında daha belirgin şekilde ortaya çıkmakta. Bynum'un formsuzluğu, Gasol'un iyi savunulması da işin içine girince Kobe'nin eline her zamankinden daha fazla bakan bir takım görüntüsüne büründü Lakers. İyi de oynadı Kobe ama tek başına bu seriyi alamayacağı apaçık ortada. Fisher'ın bu yaştan sonra değişmeyeceğini göz önüne alırsak, pota altında Gasol ve Bynum'un göstereceği etki çok daha önemli hale geliyor Lakers için. Ve karşılarında da her zamankinden daha iyi ve daha yürekli bir Yao var, unutmamalılar bunu... 4-3 Lakers.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;by Russell&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1317836566512638841-5868012501318263419?l=vliegendenederlander.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://vliegendenederlander.blogspot.com/feeds/5868012501318263419/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=1317836566512638841&amp;postID=5868012501318263419&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1317836566512638841/posts/default/5868012501318263419'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1317836566512638841/posts/default/5868012501318263419'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://vliegendenederlander.blogspot.com/2009/05/nba-konferans-yari-finalleri.html' title='NBA KONFERANS YARI FİNALLERİ'/><author><name>Russell</name><email>noreply@blogger.com</email></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1317836566512638841.post-7574450221527615145</id><published>2009-05-03T02:02:00.001+02:00</published><updated>2009-05-03T02:03:34.206+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Basketbol'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Russell'/><title type='text'>TBL'NİN YÜKSELENLERİ 2/2</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_SIvzaHIG-84/SfwPbkxcmHI/AAAAAAAAAHA/dQYZfSS3hyg/s1600-h/melih.JPG"&gt;&lt;img style="cursor: pointer; width: 390px; height: 400px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_SIvzaHIG-84/SfwPbkxcmHI/AAAAAAAAAHA/dQYZfSS3hyg/s400/melih.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5331153025301780594" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk bölümü geçen hafta yazmıştık, onu okumak isteyip de gözünden kaçıranlar varsa &lt;a href="http://vliegendenederlander.blogspot.com/2009/04/tblnin-yukselenleri-12.html"&gt;şöyle buyursun&lt;/a&gt;. 4 alt başlık altındaydı o yazı, bu da aynı şekilde olacak. Elbette bu 8 coach, oyuncu vs. dışında da yükselişe geçen başka şeyler vardı ama bir basketbol blogu değil neticede burası, çok sık olmadan ve aşırı detaylara inemeden yazıyoruz o yüzden... Daha fazla uzatmadan başlayalım ikinci bölüme.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Melih Mahmutoğlu&lt;/span&gt;: Yukarıdaki fotoğrafta o acayip pozisyonda duran kişinin ta kendisi. 1990 doğumlu, 19 yaşında henüz. Hatta mayıs doğumlu olduğundan, 19 yaşını doldurmadı bile. Efes Pilsen altyapısından yetişmiş bir oyuncu Melih, bu sezona kadar Efes Pilsen'in pilot takımı konumunda olan Pertevniyal forması giyiyordu TB2L'de. Bu sezon başında Darüşşafaka Cooper Tires kadrosuna dahil edildi. Ama es geçilmemesi gereken önemli bir noktayı belirtmek lazım. Melih, Darüşşafaka Cooper Tires'ta her hafta düzenli olarak 20 dakika civarında süre alırken, diğer yandan da Pertevniyal ile maçlara çıkmaya devam ediyor. Pertevniyal'da Amerikalı oyuncu Joey Nathaniel Knight ile birlikte sırtladılar takımı. Knight'in sayı ortalaması 21, Melih'in 24. Pertevniyal bu iki oyuncusunun harika katkısına rağmen (sayı krallığında İbrahim Kutluay'ın arkasından 2 ve 3. sıralarda yer alıyorlar) lige çıkma mücadelesinde çeyrek finalde Tofaş'a 2 maçı da kaybederek elendi. Fiziksel olarak yeterli gelişimi gösteremedi daha Melih ama skorer yapısıyla ciddi şanslar buluyor bu yaşında TBL'de. Özellikle, yayın gerisinden yakaladığı isabet oranı çok iyi. Ülke olarak büyük sıkıntı çektiğimiz şutör oyuncu pozisyonunda bir umut olabilir ilerisi için. 8 sayı ortalamayla oynuyor bu sene ligde ve önünde daha çok uzun seneler var. Fiziksel olarak göstereceği gelişimin yanında, oyununun diğer yönlerine de bir şey katabilirse birkaç yıl içinde adından çok daha fazla bahsettireceğine eminim kendisinin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Cevher Özer&lt;/span&gt;: Geçtiğimiz sezona oranla performansında en büyük artış gösteren oyunculardan Cevher. "Genç, gelecek vaat eden" bir etikete sahip bir oyuncu değil, 83 doğumlu. Beşiktaş Cola Turka'ya ilk geldiği yıl fena iş çıkarmamıştı ama geçen yıl o Shumpert'lı Nicevic'li Sinan'lı Drobnjak'lı kadroda fazla şans bulamamıştı kendini. Bu sezon Beşiktaş'ın basketbol şubesi yabancı transfer işini çorba edince, işler Türk oyuncuların üzerine kaldı. Bu Türk oyuncularının yüklendiği sorumluluğun en büyük payı Cevher'e aitti. İyi bir fundamental'ı var, pota altına top indirildiğinde kendi skorunu üretebiliyor, bir uzun için hiç de fena olmayan bir asist yeteneği var, ribaunt sezgileri oldukça kuvvetli ve bir şutör kadar iyi üçlük atabiliyor. En değerli özelliği en sonda söylediğimiz, en fazla o oldürücü üçlükleriyle ön plana çıkıyor ama komple bir oyuncu Cevher, bunun farkına varmak gerekiyor. Son olarak geçtiğimiz sezonki istatistikleriyle bu sezonki istatistikleri arasındaki farkı verelim. Geçen sezon; 3 sayı, 3 ribaunt, 0.5 asist; bu sezon 13 sayı, 7 ribant, 1.5 asist...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_SIvzaHIG-84/SfwPYH76p-I/AAAAAAAAAG4/UFm3I8DELIo/s1600-h/mehmet20090207141428erjovsi7bnmcfgyx52up8qz34690lthkaw.jpg"&gt;&lt;img style="cursor: pointer; width: 400px; height: 302px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_SIvzaHIG-84/SfwPYH76p-I/AAAAAAAAAG4/UFm3I8DELIo/s400/mehmet20090207141428erjovsi7bnmcfgyx52up8qz34690lthkaw.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5331152966021457890" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Mehmet Yağmur&lt;/span&gt;: Pınar Karşıyaka altyapısından yetişme Mehmet, ilk maçına çıktığında henüz 16 yaşını doldurmuştu. İlk 2 yılı az süreler alarak, hatta bazen süre almayarak geçirdi Mehmet. 2005/06 sezonunda süreleri ciddi şekilde arttı, 18 yaşında Galatasaray derbisinde 23 sayıya imzasını attı. Mehmet'in o maç attığı 23 sayı, bu sezon Aliağa Petkim'e karşı attığı 24 sayıdan sonra TBL kariyerindeki en iyi 2. performansı skor bazında. Pınar Karşıyaka'da bolca süre alarak geçirdiği 2 yıldan sonra Beşiktaş Cola Turka'nın yolunu tuttu 2007/08 sezonunun başında. Açıkçası ilk sezonunda hiç beğenmemiştim Mehmet'i. Dalmau'nun backup'ıydı o sezon ve herkes o takımın en zayıf noktasının oyun kurucu mevkii olduğunu söylüyordu haklı olarak, ki maç içinde hücumu çok kez 3-4 numara oynayan Shumpert'ın yönetmesi de bunu doğrular nitelikte. Bu sezon, yine o da Cevher gibi yabancı sorunsalının ardından patlama yaptı. Onun da bu sezonki ortalamaları ile geçen sezonki ortalamaları arasında çok ciddi bir fark var. Mire Chatman'ın sakatlığı, para sorunu derken ilk beşe yerleştiği zamanlar da oldu; süreleri tavan yapmaya başladı, haliyle kendine özgüveni de geri geldi. Öyle ki, Chatman geri döndükten sonra bench'ten gelip 17 ve 14 sayı buldu sırasıyla Selçuk Üniversitesi ve Galatasaray Cafe Crown maçlarında. Hızı, süratı, turnikeleri iyi düzeyde ama bir oyun kurucu için ziyadesiyle istikrarsız bir dış şut yüzdesine sahip ve karar yeteneğini de yeterli seviyede değil. İkilimde kalıp çok anlamsız şeyler yapıyor bazen hücumlarda zira. Mehmet Yağmur'a da takım arkadaşı Cevher'e yaptığımız türden bir kapanış yapalım. Geçen sezon 3.5 sayı, 1 ribaunt, 2 asist; bu sezon 8 sayı, 2 ribaunt, 3 asist...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Ahmet Çakı&lt;/span&gt;: Kısaca anlatalım hikayesini. Darüşşafaka takımında yardımcı antrenörlük görevi yaptı aşağı yukarı 10 yıl boyunca. 2005 yılında aldı görevi, henüz 29 yaşında. 2005/06 sezonunun ardından askerlik sebebiyle ara vermek zorunda kaldı basketbola. 2007/08'de Mersin BŞB.'yi çalıştırdıktan sonra yaz döneminde Milli Takım'da Tanjevic'in yardımcılığını yaptı. Ardından yeni sezon başlarken İtalya takımlarından Avellino'da yardımcı antrenörlük görevine başladı. İlk 8 haftada yalnızca 1 galibiyet alabilen Erdemir ona teklifi götürdü, o da kabul etti teklifi. İlk geldiği maçta takımı CASA TED Kolejliler'i mağlup etse de, devam eden 3 haftada mağlubiyetler peşi sıra gelmeye devam etti. Sonrasında yapılan birkaç transfer, biraz rötüş, uyum sürecinin geçişi, takımın Ahmet Çakı'nın basketbol mentalitesini kavramaya başlamış olması... Tüm bunların sonucunda ortaya çıkan sonuç harika. Kesinlikle, Yücel Platin'le birlikte senenin en iyi coach'u kendisi. Görevi devraldıktan sonra çıktığı 21 maçta 11 galibiyet aldı Erdemirspor. Son hafta kaybedeceklerini varsayalım. 11 galibiyet 11 mağlubiyet oluyor toplamda, %50'lik bir oran. Sezon başından beri bu %50'lik grafik yakalansa, takım şu anda 7 veya 8. sıradan play-off'taydı. Tabii, arada müthiş bir Türkiye Kupası macerası da var. Çeyrek finalde Aliağa Petkim'i, yarı finalde 2 uzatma sonunda Galatasaray Cafe Crown'u mağlup edip finalde Efes Pilsen'in karşısına dikildiler. Yenildiler, ama sonuna kadar direndiler, maçı da çok az bir farkla kaybettiler... Eğer seneye de bu takımda kalırsa, ki ben kalacağını, en azından kalması gerektiğini düşünüyorum, sezon başlamadan önce iyi bir hazırlıkla ve kendi kafasındaki kadroyla Erdemir'e play-off oynatacağını düşünüyorum. Basamakları ikişer üçer çıkıyor kendisi ve artık bunu hak ediyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;by Russell&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://nobetcigolcu.blogspot.com/2009/05/tblnin-yukselenleri.html"&gt;***Yazının aslı&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1317836566512638841-7574450221527615145?l=vliegendenederlander.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://vliegendenederlander.blogspot.com/feeds/7574450221527615145/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=1317836566512638841&amp;postID=7574450221527615145&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1317836566512638841/posts/default/7574450221527615145'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1317836566512638841/posts/default/7574450221527615145'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://vliegendenederlander.blogspot.com/2009/05/tblnin-yukselenleri-22.html' title='TBL&apos;NİN YÜKSELENLERİ 2/2'/><author><name>Russell</name><email>noreply@blogger.com</email></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1317836566512638841.post-1013771782896548106</id><published>2009-04-24T12:00:00.000+02:00</published><updated>2009-04-24T12:00:00.701+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Basketbol'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Russell'/><title type='text'>TBL'NİN YÜKSELENLERİ 1/2</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_SIvzaHIG-84/SfDb7qU_N2I/AAAAAAAAAEI/8xnXyLN8YrQ/s1600-h/evrenbuker.JPG"&gt;&lt;img style="cursor: pointer; width: 320px; height: 275px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_SIvzaHIG-84/SfDb7qU_N2I/AAAAAAAAAEI/8xnXyLN8YrQ/s400/evrenbuker.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5328000177200379746" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu ana kadar sadece TBL üzerine yoğunlaşan yazı yazmamıştık hiç. Yorumlarda da sürekli o yönde bir istek vardı, en az NBA kadar TBL takip eden, hatta Amerika ile aradaki saat farkı dolayısıyla TBL'den daha fazla maç izleyebilen biriyim. Zamanı gelmişti artık bizim ligin üzerine de bir yazı yazmanın. Başlıktan da anlaşılabileceği üzere konumuz bu sezon çıkış yakalayanlar. Sadece oyuncu bazında değil, takım ve coachlar da dahil buna. Bazı iyi performans gösteren oyuncuların neden burada olmadığı da sorulabilir ama başarıdan ziyade geçtiğimiz yılla bu yıl arasında o takımın, oyuncunun veya her neyse, atladığı seviyeyi göz önüne aldım daha çok listenin içeriğini belirlerken... Hazırsanız ilk sorumuzla......&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Oyak Renault:&lt;/span&gt; Daha iki kelam etmeden memleketi belli ettik galiba bu başlıkla birlikte. Oyak Renault'dan daha fazla ilgi çeken atlayışlar vardı bu sezon ve giriş için daha uygun bir oyuncu, coach vs. bulunabilirdi tabii ama bu takıma hem şehrimin takımı olmasından hem de ortaya koydukları inanılmaz mücadeleden dolayı bir zaafım mevcut. Sürekli küme düşmemek için çırpınan Yücel Platin'in öğrencilerinin bu yıl yaptıklarını canlı kanlı bir şekilde keyifle izliyorum. Maddi sıkıntılar hemen hemen her TBL takımında olduğu gibi Renault'da da var tabii, hatta ligdeki takımlar arasında bir bütçe sıralaması yapılsa son sıra için en önemli birkaç adaydan biri olurlar ancak farkını da burada ortaya koyuyor zaten Renault kulübü. Diğer takımların aksine dar olan bütçesini çok daha iyi değerlendiriyor, ayağını yorganına göre uzatıp, transferde de ince eleyip sık dokuyorlar. Bu konuda Yücel Platin ve ekibinin çok büyük payı var tabii. Dar bütçe sebebiyle sadece 3 yabancı oyuncuyu bünyesinde bulundurabilen Renault, bu yöndeki seçimlerinde gayet istikrarlı bir tablo çiziyor. Geçtiğimiz sezon Woolridge gibi bir guard vardı kadro içerisinde, bu sezon da Alex Gordon. Yanındaki Joseph Jones ve Eddy Fobbs gibi isimler de gayet iyi iş görüyorlar. Son 3 haftaya girilirken 11. sırada Renault aldığı 12 galibiyet ve 15 mağlubiyetle, ki ligde 4 takım 12'şer galibiyetle 8, 9, 10 ve 11. sıraya diziliyorlar. Play-off'un son sırası için hala ciddi bir şansı mevcut yani Renault'nun. Bu yarıştaki diğer 3 takımdan da daha iyi bir fikstüre sahipler. Bu cumartesi Karşıyaka'yla oynayacaklar Bursa'da, iki takımın da galibiyet sayılar eşit, yenilenin play-off yarışından kopacağı bir maç olacak büyük bir ihtimalle. Ondan sonraki hafta Ankara'da CASA TED Kolejliler rakip, ki onlar da 3 galibiyetle çoktan düşmeyi garantilediler. Yabancılarını da doğru bir kararla daha fazla para dökmemek adına birkaç hafta önce yolladılar. Ama bu takımın geçen hafta 7 Türk oyuncuyla galibiyet aldığı ve hala çok iyi mücadele ettikleri unutulmamalı... Kapanış Bursa'da, Halil Üner'in Kepez'iyle. Kepez'in son haftaya kümede kalmayı garantilemiş bir şekilde gireceğini düşünüyorum, Renault için o hafta kritik bir hal alırsa Bursa'dan çıkmaları kolay olmayacaktır...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Evren Büker:&lt;/span&gt; Geçtiğimiz sezon da ligin kalburüstü guard'larından biri olarak göze çarpıyordu Evren, bu sezon tam anlamıyla parladı. Bu sezonki iyi performansının ardından kendisiyle yapılan bir röportajı okumuştum bir yerde, sürekli oynadığı maçların kasetlerini izlediğinden ve nerelerde yanlış yaptığını bulduğundan ve bunları düzeltmeye çalıştığından bahsediyordu. Maçlarını izlediğinizde topun kıymetini ne kadar iyi bildiğini gördüğünüzde anlayabiliyorsunuz gelişimine ne kadar özen gösterdiğine dair bazı şeyleri. Sayı ve ribaunt ortalamalarında belirgin bir artış mevcut, ki bu artış ve gelişimi çok düzenli bir biçimde ilerliyor. İstatistikten öte takımın Gordon'la beraber kalbi olduğunu net bir biçimde görebiliyorsunuz izlediğiniz 2 Renault maçından sonra. Yücel Platin onu genellikle Gordon'la beraber oynatıyor guard bölgesinde ve maç içinde ikisi de dönüşümlü olarak oyun kurma görevini paylaşıyor, bunun da faydasını fazlasıyla geri alıyor Yücel hoca... Ortalama bir guard oyuncusundan daha iyi bir fiziği, daha az atletizmi var. Tam anlamıyla bir point guard değil ama çok değerli bir 2 numara. Şutu da iyi düzeyde ve oyununun her yönünü olduğu gibi onu da geliştirmeye devam ediyor. Şu an 24 yaşında ve birkaç sene daha bazı özelliklerinin üstüne koyacağından eminim ben...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_SIvzaHIG-84/SfDb3wWKKcI/AAAAAAAAAEA/nNInMmDsN5Y/s1600-h/soner+%C5%9Fent%C3%BCrk.jpg"&gt;&lt;img style="cursor: pointer; width: 350px; height: 250px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_SIvzaHIG-84/SfDb3wWKKcI/AAAAAAAAAEA/nNInMmDsN5Y/s400/soner+%C5%9Fent%C3%BCrk.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5328000110096427458" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Soner Şentürk: &lt;/span&gt;Bu sezon kendi kanaatimce Evren'le birlikte en çok parlayan oyuncu oldu Soner. Darüşşafaka altyapısından çıkmanın bir getirisi olarak 17 yaşını doldurmadan A takımda maçlara çıkmaya başladı. 2-3 sene kenardan genç oyuncu etiketiyle gelirken süreleri de artmaya başladı hafif hafif. Geçtiğimiz sezonun ortalarından itibaren 30 dakikaları almaya başlamış, çıkışının ilk adımını o da Evren gibi geçtiğimiz sezon atmıştı. Bu sezon ise bambaşka oynuyor. 11-4-5 ortalamalarını yakaladı ve bunu istikrarlı ve düzenli bir şekilde yapıyor; bir maç 25 atıp, diğer maç 2 sayıda kalmıyor yani. En büyük avantajı kesinlikle dribbling gücü; inanılmaz hızlı ve süratli bir oyuncu, dolayısıyla penetreleri de karşı savunmayı çaresiz bırakan cinsten. Turnikeleri  gayet yüksek yüzdeyle bitirebildiği gibi, penetre sonucu dışarıya çıkardığı toplarla bol bol asist de yazdırıyor istatistik hanesine (ligde en çok asist yapan 3. oyuncu). Şutu bir guard için yetersiz, yetersiz olmasının yanında istikrarsız, onun da yanında stili gerçekten çok kötü. Bu konuda bir şeyler yapması gerekiyor muhakkak, zira şut atamayan bir guard'ın üst seviyede oynayabilmesinin mümkünatı yok, tabii Rondo kadar iyi bir delici değilse...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Hasan Özmeriç: &lt;/span&gt;Pek yükselen bir tarafı yok aslında Hasan Özmeriç'in, aksine görevde olduğu CASA TED Kolejliler takımı çoktan TB2L'ye düştü bile. Bu listeye girmesinin sebebi biraz farklı. Anlatalım hikayeyi. Özmeriç, 1995-2005 yılları arasında 10 yıl kadar bir süreyle yardımcı antrenörlük görevi yaptı TED Kolejliler'de. 2005-06 sezonunda Haydar Kemal Ateş'in görevi bırakmasıyla birlikte head coach'luk görevine başladı. O sezon takımı TBL'ye yükseltti. Takım lige yükseldiği ilk sezonda şimdinin Fenerbahçe Ülker'lisi Marques Green önderliğinde 6. sıradan play-off'a girdi, ilk turda Telekom'dan maç almayı da başardı. Geçtiğimiz sezon da play-off'u son maçta kaçırdılar. Yaz döneminde herhangi bir coach değişikliği dedikosu da dönmedi Kolej cephesinde. Bu kadar başarılı bir adam varken niye arayışa girsinlerdi ki? Ama girmişlerdi belli ki. Bir anda Hasan Özmeriç'i yollayıp Haydar Kemal Ateş'i getirdi yönetim takımın başına. Bu değişimde başarının payı olmadığı aşikardi, mutlaka başka hesaplar vardı, zira başka türlüsü akla mantığa uyacak türden kelimelerle açıklanamazdı. Sonra, ilk 7 haftada gelen 7 mağlubiyet ve Haydar Kemal Ateş'in kovuluşu veya istifa edişi... Tüm bunlardan sonra TED Kolejliler yönetimi Özmeriç'e gidip coach'luk görevini teklif ediyor. Böyle bir teklifin yapılması şaşırtıcı ama daha da şaşırtıcı olanı Özmeriç'in bu görevi kabul etmesi. Dışarıdan normal bir davranış gibi gelmeyebilir. Biz, olayın içinde olmayanlar, "bunlar seni 3 ay önce postalayan adamlar, şimdi gelmişler "geri gel" diyorlar, niye kabul edesin?" diyebiliriz... Fakat kendisi diyor ki; "Kolej benim evim ve zor durumdalar. Onları zor durumda bırakamazdım, kabul ettim". Takımı ligde tutamadı, tutabilmesi de çok kolay değildi ama küme düşmüş bir takım, yabancısız bir şekilde, ortaya yüreğini koyup hala maç kazanabiliyorsa bunda payı yok mudur en az oyuncular kadar Özmeriç'in de ?.. Bu listede yer bulacak kadar ekstrem bir başarı elde etmedi belki ama şu yaptıklarıyla eminim çoğu basketbolseverin kalbinde yükseldi. Bu listede kendisinden söz edilmesini hak edecek kadar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En başta bir seferde bitirmeyi düşünüyordum yazıyı ama bir liste yaptığımda 10-15 isim çıkarttım, bazılarını eleyerek bu listeyi 8-10 arası bir rakama kadar düşürdüm. Hepsini bir arada yazarsam çok uzun olur diye düşünerek, yazıyı ikiye bölmeyi uygun gördüm. Listenin diğer yarısı haftaya yani...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;by Russell&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1317836566512638841-1013771782896548106?l=vliegendenederlander.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://vliegendenederlander.blogspot.com/feeds/1013771782896548106/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=1317836566512638841&amp;postID=1013771782896548106&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1317836566512638841/posts/default/1013771782896548106'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1317836566512638841/posts/default/1013771782896548106'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://vliegendenederlander.blogspot.com/2009/04/tblnin-yukselenleri-12.html' title='TBL&apos;NİN YÜKSELENLERİ 1/2'/><author><name>Russell</name><email>noreply@blogger.com</email></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1317836566512638841.post-7207400336463283646</id><published>2009-04-18T19:00:00.002+02:00</published><updated>2009-04-18T20:04:56.760+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Basketbol'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Russell'/><title type='text'>NBA'DE PLAY-OFF ÖNCESİ</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_o3Pu7je179A/SeoWDrPKAzI/AAAAAAAALlM/JK1q4eddw0o/s1600-h/cavspistons.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 400px; height: 400px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_o3Pu7je179A/SeoWDrPKAzI/AAAAAAAALlM/JK1q4eddw0o/s400/cavspistons.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5326093761720746802" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="text-decoration: underline;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Bayram telaşı gibi... MSN'de bütün sezon boyunca ligi takip etmeyip play-off'ları bekleyen arkadaşların "olm sen nereden izledin maçları normal sezonda, play-off'lar başlıyor link lazım da" yakarışları, Iverson'ı hala Philadelphia'da sanan Dallas'lı kardeşin "Russell, gel bilgisayarı bağlayalım HD televizyona, açalım netten izleyelim maçları misler gibi" demesi, basketbol forumlarında 6-7 ay boyunca görünmeyen adamların bir anda foruma damlayıp seri hakkında bilirkişi tadında yorumlar yapmaları... Başkalarını bilemiyorum tabii ama beni play-off havasına sokan en önemli etkenler bunlar. İyisiyle, kötüsüyle, sakatıyla, sağlamıyla, lotaryaya oynayanıyla, şampiyonluk iddiası olanıyla..ehem.. Daha fazla Şansal Büyüka moduna girmeden geçelim en iyisi biz serilere...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Cleveland - Detroit&lt;/span&gt;: Bir takas bir takımı olumlu veya olumsuz anlamda ne kadar fazla değiştirebilirin cevabını verdi Detroit, Denver'la birlikte. Iverson'ın gelişine kadar da durumları iç açıcı değildi pek - gerçi takas yapıldığında sezon daha yeni başlamıştı - lakin, Iverson'ın gelişinden sonra oynadıkları şeye basketbol demeye bin şahit. Ortada basketbol diye bir şey olmayınca Detroit adına sezon içinde konuşulan konular Michael Curry ve Allen Iverson ekseninin dışına çıkmadı hiç. Bana kalırsa - hatta çoğu kişinin bu fikirde olduğunu düşünüyorum - ikisinin birden takımdan postalanması gerekiyordu; Iverson sakatlık bahanesiyle sezonun bitimine 2 hafta civarı bir süre kala kapattı Detroit defterini ama "coach" etiketiyle kenarda oturan Curry hala görevde. Detroit kadrosunda bulundurduğu oyuncular sebebiyle zaten yavaş yavaş düşüşe geçecek takımdı ama bu kadar çabuk ve bu şekilde olmamalıydı bu... Cleveland bu sezonun şu ana kadar en iyi takımı ve Doğu'da çok net bir şekilde favori, özellikle de Garnett'in play-off'ları kapadığının açıklanmasından sonra, ki ona da geleceğiz Celtics-Bulls serisinin yorumunda. Cleveland lig 1. liğini alırken çok rahat maçlar kazandı, dolayısıyla LeBron da bol bol dinlenme fırsatı buldu. Tamamen yedeklerle oynadıkları ve uzatmalarda 1 sayı farkla kaybettikleri Philadelphia maçını da bir kenara atarsak, oldukça formda girdiklerini söyleyebiliriz play-off'lara. Prince iyi savunmacı ama o cüssedeki LeBron'ı ne kadar durdurabilecek? Rasheed, kafasını ne kadar sahaya verecek ve ne kadar savunmaya takılacak? Detroit benchi nasıl üretim sağlayabilecek Iverson da elden gitmişken?.. Uzatmayalım, 4-0 Cleveland.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Boston - Chicago&lt;/span&gt;: Boston, bu sezonu idare etmeye çalışır havada bir basketbol oynayarak geçirse ve Garnett'ten yoksun bir şekilde 25 maç oynasa da 62 galibiyete ulaşmayı başardı. Garnett'siz oynadıkları 25 maçta 18 galibiyet almayı başardılar ama play-off normal sezona benzemiyor tabii. Garnett, konferans finallerine kadar kesin yok Doc'un açıklamalarına göre. Konferans finaline yetişmesi de - tabii eğer oraya varılabilirse - zor görünüyormuş. Onun yokluğunda Davis - Powe ikilisi belli bir ritim yakaladılar, ufak da olsa bir avantaj bu. Ray, geçen seneye göre daha iyi; Pierce biraz vites düşürmüş gibi. Lakin, bugün itibariyle onun da artık her şeyini ortaya koyacağını söyleyebiliriz. Sezon içinde bench'e yapılan takviyelerden Moore ve Marbury idare ediyorlar ama geçen sezonki PJ Brown ve James Posey ayarında kesinlikle değiller. Chicago'nun pota altı rotasyonunun pek iç açıcı olmaması, Garnett'in yokluğunda biraz rahatlatıcı. Ama dışarıdan Salmons, Gordon, Rose, Hinrich gibi oyuncuların tempoyu yükseltmesiyle bir şansları olabilir. Takımda üç sayı silahı bol, ritimlerini buldukları ve havaya girdikleri zaman bombardımana başlayabilirler.Formda geliyorlar, ki bu tarz takımların formda oldukları dönemler tehlikelidir çok... Ama yine de Celtics'in 4-1 veya 4-2 kapatacağını düşünüyorum seriyi. Pierce, Salmons karşısında fena şeyler yapabilir, bu notu da düşelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Orlando - Philadelphia&lt;/span&gt;: Orlando bu sezon Nelson'un da en iyi sezonunu geçirmesiyle birlikte şampiyonluğun 4 büyük adayından biri haline gelmişti, ki Nelson'ın sakatlığı onlara biraz sekte vurdu. Aslında onun sakatlanmasının ardından Alston eklemesiyle belli bir çizgide kalmayı başardılar ama sezonun sonunu çok kötü oynadılar. Hidayet son 2 maçta sakatlığı sebebiyle oynamadı ama bu serinin ilk maçından itibaren takımda yerini alacak, belirtelim. Philadelphia, play-off'taki en zayıf 2 takımdan biri benim gözümde Detroit ile birlikte. Sezon başlarında Brand'li oynamaya bir türlü alışamamışlar ve kötü sonuçlar almışlardı. Brand'in yaşadığı uzun sakatlık sürecinde takım sezon başlangıncının tam tersi bir grafik çizerek iyi bir seri yakaladı. Brand tam döndü derken yine sakatlandı ve sezonu kapadı. Philadelphia muhtemelen maç başına 2 üçlük atar, Dalembert - Evans ikilisinden toplamda 10 sayı ve 5 top kaybı gibi rakamlar alır, Howard sezon sonundaki kötü oyunundan sonra bu seri sayesinde tekrar formunu yakalar, seri de 4-1 biter...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Atlanta - Miami:&lt;/span&gt; Atlanta geçen sezon play-off ilk turunda aldığı sonuçlarla bu sezonun mesajını vermişti. Phoenix'te daha çok görev adamı olarak takılan Joe Johnson'ın burada takımın liderliğini ele alması ve superstar seviyesine çok yakın bir oyun ortaya koyması, Johnson'un yanında Bibby, Horford, Smith, Williams, Zaza vs. gibi ortalama üstü adamların bulunması onları bu noktayı getiren başlıca etkenler. Sadece ilk tur için de olsa ev sahibi avantajını kaptılar ve kendi evlerinde ligin en iyi birkaç takımından biriler. Miami, Wade'in insanüstü oynadığı bir sezon sayesinde 5. sıradan kapağı attı play-off'a. Üstelik geçen sezonu sadece 15 galibiyetle tamamlayabilmişken... Takımın çaylakları geçen sezonu göz önüne aldığımızda doğal olarak iyi oyuncular. Chalmers, beklentilerin üzerine çıktı. Beasley de felaket bir başlangıç yapmasına rağmen 2. beşe geçtikten sonra biraz toparladı kendisini, asıl patlamayı ise şu son 2-3 haftalık dilimde yaptı. Savunma gayretini bir seviye de olsa arttırdı, ki play-off'ta bu seviyenin biraz daha artacağını öngörebiliriz. Biri kulağını çekmiş Beasley'nin besbelli. Haslem'ın sezonu kapaması kötü haber. Moon-Diawara-Jermaine, Marvin-Josh-Horford'a karşı ne kadar direnç gösterecek, önemli. Zira burada büyük bir fark yaratamazsa Atlanta, Miami'nin şansı büyük ölçüde artacaktır. Wade ve Chalmers'lı bir backcourt'tan bahsediyoruz sonuçta. Gerçi Atlanta burada da sağlam ama 3, 4 ve 5 numaraların karşılaştırmasına şöyle bir baktığımızda çok daha olumlu gözüküyor 1 ve 2 numaralardaki karşılaştırmalar. Miami'nin işi zor gözüküyor açıkçası, ama bir favori belirtmek de kolay değil. 7 maça gider bu seri diyerek sıyrılalım işin içinden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_o3Pu7je179A/SeoWDz1Rj4I/AAAAAAAALlU/kLyFsQDXSdg/s1600-h/lakersjazz.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 400px; height: 400px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_o3Pu7je179A/SeoWDz1Rj4I/AAAAAAAALlU/kLyFsQDXSdg/s400/lakersjazz.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5326093764028108674" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="text-decoration: underline;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Lakers - Utah&lt;/span&gt;: Lakers, play-off'lara bu kez Bynum'la beraber giriyor. Gasol geçen seneye göre daha iyi, Odom kendine vazife olmayan işlere daha az karışıyor. Buna karşılık Utah'ın pota altında durumlar ne? Boozer tam bir hiç. Memo, seri boyunca bir kez olsun içeriyi zorlayacak, Bynum-Gasol ikilisini yıpratmaya çalışacak mı acaba? Kirilenko iyi savunmacı, evet; ama o da bu sene felaket ve Kobe tarzı oyuncuları savunmakta zorlanıyor. Geçen yıl Kobe cirit atmıştı Utah serisinde zaten, 50 sayılık bir maçı da vardı. Deron, Fisher'ı dağıtır dağıtmasına da, o da 1 maç almaya yetebilir ancak. Şubat-Mart aralığında aldıkları 12 maçlık galibiyet serisinden sonra zaten felaket top oynuyorlar, savunma desen o da yok... Deron ve kendi evlerindeki formlarının hatrına 4-1 Lakers diyorum...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Denver - New Orleans&lt;/span&gt;: İlk değerlendirdiğimiz Cleveland-Detroit eşleşmesinde Iverson-Billups takasından bahsetmiştik. Takasın yara alan tarafı Detroit'e verdik veriştirdik ama bir de takasın öbür yanı Denver var ortada tabii. Billups'ın gelişiyle birlikte zaten elde sağlam bir kadroya sahip olan Denver'da taşlar yerine oturdu. Carmelo bildiğimiz vurdumduymaz Carmelo değil artık, eline geçeni sallamayı bıraktı, Nene'nin bu yılki oyunu muazzam, ki onu yedekleyen Chris Andersen de ideal bir bench uzunu. Kenardan gelen Kleiza, Carter gibi isimlerin verdikleri katkı belli ve bir istikrar yakalamış durumdalar. Hepsinden daha önemlisi, J.R Smith harika bir sezon geçiriyor. Denver adına ligin sondan bir önceki maçında 11 üçlük yollayıp, NBA tarihinde 2. liğe yükseldi bu kategoride... New Orleans, hedeflerine oranla çok kötü bir sezonu bıraktı geride. CP3'ten yana bir sorun yok, sırtladı götürdü takımını. West de All-Star arasından sonra çok iyi ortalamalar yakaladı ve Paul'e yardımcı olmaya çalıştı, ancak takımıın geriye kalanı öyle berbat ki bu ikili bile kurtarmaya yetmiyor New Orleans'ı. Takımın gerisi berbat dedik ama Rasual Butler'ı unutmayalım. Peja ve Peterson'un bariz bir şekilde satış koyduğu şu aralarda gereken yardımcı rolü layıkıyla yerine getiriyor. Chandler sakatlıklardan top oynayamadı, yedeği daha da felaket. New Orleans'ın genel olarak bütün yedekleri felaket gerçi... Fenalık gelmeye başladı kötü, yetersiz demekten ama durum budur maalesef. 4-2 Denver...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;San Antonio - Dallas&lt;/span&gt;: İlk turda çekişmeli geçmeye aday 2-3 seriden biri. San Antonio bildiğimiz San Antonio kimliğinin biraz dışında. Artık rakibi öldüren, bezdiren savunma yok Texas semalarında. Artık Duncan'ın sırtladığı bir takım da yok... Parker orta mesafe şutunda gösterdiği inanılmaz gelişimle, Duncan sakatlık derdiyle boğuşurken takımın taşıyıcısı konumuna geldi. Mason, Bonner gibi üç sayı tehdidi olan oyuncuları ilk 5'e yerleştirerek Duncan'ın yükünü hafifletmeyi düşündü belki Popovich ama bu sefer de takım savunmasında arızalar çıktı su yüzüne. Özellikle Bonner felaket bir savunmacı ve Duncan'la birlikte ikili pota altını oluşturduklarında Duncan'ın yükünü hafifletmek amacıyla yapılmış olan bu değişiklik işin savunma tarafında daha fazla yıpratıyor Duncan'ı. Uzun yıllardan sonra belki de ilk kez şampiyonluk için bu kadar az umudu var Spurs'lu taraftarların ama yine de 3. sıradan play-off'a kapağı atmış bir takım duruyor karşımızda bunca olumsuzluğa rağmen... Devin Harris'i yolladığına pişman olmayan Cuban'ın takımı Dallas, eldeki malzemeye oranla beklenen basketbolu ortaya koyabilmiş değil benim için. Kidd'in son seneleri, performansındaki düşüklük doğal karşılanmalı. Ama Kidd'den çok Howard'ın sakatlıkları bela oldu Dallas'ın başına. Sezonun başından beri bir türlü devamlılık sağlayamadı. Aradan Jason Terry çıkmasaydı daha başka yerlerde olabilirdi şu an Dallas. Yazacak şeyler var ama Boston maçı başlıyor, keselim burada 4-2 Dallas diyerek...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Portland - Houston&lt;/span&gt;: Heyecanın tavan yapacağı ve en azından 6 maça gideceğini tahmin ettiğim bir eşleşme. Portland'ın önünde 2-3 sene var, daha erken diyenler - ki ben de kısmen dahildim bu grubun içine - 54-28'lik dereceye şaşırmış olabilirler. Tamamen Roy üzerine kurulu bir hücum sistemi ve genç rol oyuncularıyla dolu bir takım Portland. Bench çok sağlam. Rudy, Batum, Sergio, Outlaw, Oden vs. vs... McMillan'ın süre vermediği Bayless bile geleceği parlak bir oyuncu. Oden bench'ten geldiği son birkaç haftada arka planda kalarak iyi işler çıkarttı. Portland'ın sıkıntıları tecrübesizlik ve savunma zaafiyetleri. Özellikle bu kadar genç oyuncunun dolu olduğu bir ortamda ilk birkaç maç sıkıntı çekilebilir, eğer o ilk 2 maçın 1'ini çekip alabilirse Houston, bir adım öne geçer; 2-0'la gidilirse Toyota Center'a 6 veya 7 maçlık bir seri bizi bekler... Houston hakkında da söylenecek çok şey var, özellikle de McGrady üzerinden ama Boston maçına dakikalar kaldı artık. Şu kadarını söyleyeyim; Artest en kritik oyuncu olacak bana göre. Sezon içindeki gibi 20 şut kullanıp 5'ini soktuğu maçlardan bir demet sunarsa seride Portland'ın işini kolaylaştırmış olur, önceliği Roy'un savunmasına vermeli, zira Portland takımının hücumu tamamen Roy üzerinden işlemekte ve onun bağlantıları kesilirse Portland hücumunu büyük ölçüde durdurmuş olacaklardır...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;by Russell&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1317836566512638841-7207400336463283646?l=vliegendenederlander.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://vliegendenederlander.blogspot.com/feeds/7207400336463283646/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=1317836566512638841&amp;postID=7207400336463283646&amp;isPopup=true' title='10 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1317836566512638841/posts/default/7207400336463283646'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1317836566512638841/posts/default/7207400336463283646'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://vliegendenederlander.blogspot.com/2009/04/nbade-play-off-oncesi.html' title='NBA&apos;DE PLAY-OFF ÖNCESİ'/><author><name>Russell</name><email>noreply@blogger.com</email></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>10</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1317836566512638841.post-7567797430382242757</id><published>2009-04-10T20:05:00.001+02:00</published><updated>2009-04-10T20:11:22.905+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Basketbol'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Russell'/><title type='text'>ŞAMPİYON vol.2</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_SIvzaHIG-84/Sd9tzvp5blI/AAAAAAAAACk/Q4tY4iAFJK0/s1600-h/gs-taranto.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 261px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_SIvzaHIG-84/Sd9tzvp5blI/AAAAAAAAACk/Q4tY4iAFJK0/s400/gs-taranto.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5323094020308168274" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Genelde bu tarz başlıkları atan şahıslar, girişi &lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;"daha söze gerek var mı, şampiyonluk işte, bundan ötesi yok!"&lt;/span&gt; gibisinden yaparlar. Samimi olayım, daha yaratıcı bir başlık bulamadım yazıya, kolaya kaçtım. Ha, tabii tırnak içindeki düşünceler içindeyim ben de, orası ayrı...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Tersten başlayalım. Böyle bir başarının, hayatında futbol dışında spor izlememiş, hatta futbolu takip etmeyi de sadece kendi tuttuğu takım ve halı saha maçlarıyla sınırlı tutmuş, basketbolu tenisi vs. geçtim takip ettiği tek spor dalı olan futbolun Avrupa ayağına dair bildiği tek şey, &lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;"efendim, Gerard gibi Lampard gibi oyunu çift yönünü....."&lt;/span&gt; kalıbı olan insanlar tarafından bu kadar bayağılaştırılmasını kaldıramıyorum. Arkayı beşleyelim elfleri her yerde maalesef. Maçın hemen ardından Galatasaray tarafı, &lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;"en büyük spor kulübüyüz, bu da mı tesadüf söyle Aziz hihi"&lt;/span&gt; Fenerbahçe tarafı, &lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;"bırakın yahu, biz bunları ligde iki kere yendik, bunlar sene başı Euroleague'e katılmaya korktular hem bir kere, peh peh"&lt;/span&gt; moduna girmiş durumda. Bir ağız tadı bırakmadılar gitti, her yerdeler ve virüs gibiler, bunların yanında muhabbeti dinleyen akl-ı selim bir insan da o curcunanın, o basit muhabbetin içine giriyor bir süre sonra zira...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sezon başından beri sıkı olmasa da haberleri, gidişatı takip ettim, maçları az çok izlemeye çalıştım. Takip edenler bilir, Galatasaray bayan takımı zaten sezona bol transfer yaparak iddialı bir şekilde girmişti, çok büyük bir sürpriz değil yani bu olay, bu kadar emeğin ve harcanan paranın ardından gelmesi gerekiyordu artık böyle bir şeyin. Lakin yine takip edenlerin bileceği üzere bu sene oluşturulan bu yapıya rağmen hayal kırıklıklarıyla dolu bir sezon geçirdi Galatasaray. Saha dışında yaşanan sıkıntılar, mütemadiyen saha içine de yansıdı. Ligde bir dolu mağlubiyet alındı ve normal sezon 4. sırada tamamlanabildi, ki bunun dezavantajı olası bir yarı final eşleşmesinde, Fenerbahçe'ye karşı 1-0 geride ve saha avantajı rakipte olacak bir şekilde başlandığında yaşanacak. O olası yarı final eşleşmesi de uzak değil. Fenerbahçe yarı finale çıkmış durumda, Galatasaray da Beşiktaş karşısında seride 2-0 önde, 1 maç kazanmaları yetecek... Sorunların, problemlerin ardı arkası kesilmedi. Zafer Kalaycıoğlu polemiklerinin olduğu dönem takımın yardımcı antrenörü geçici şekilde coach'luk görevini üstlenince işler daha da sarpa sardı. Ama bu krizden çıkıldığı ve takımın formunu yakaladığı zaman harika bir zamana denk geldi, çok büyük etkisi oldu kazanılan şampiyonlukta bu zamanlamanın...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Galatasaray'ı konuşurken rakip Taranto'yu es geçmemek lazım. İtalya'da da Türkiye'de de çok iyi basketbol koydular ortaya. Basketbolda seyirci, atmosfer etkilidir; bayan basketbolunda daha da fazla etkilidir. Rövanş maçında, böylesine harika bir atmosferde maçın son dakikalarına kadar o ağırlığı kaldırabildiler, ama ötesi mümkün olmadı. Mahoney ve Godin enfes oyuncular. Özellikle Godin'in pota altında Kress'i kaç kere ekarte edip rahat basket bulduğunu sayamadım. Kress, son periyot maçı dengeleyen üçlüklere ve serbest atışlara imza attı belki ama bu seride ve sezon genelinde, genel olarak böyle bir kadro kalitesine pek yakıştıramadım ben onu. Godin veya geçen yılki Petra tarzı bir uzun transferiyle gelecek sezon Euroleague'de şampiyonluk olmayabilir ama Final-four olası. Sıra teşekkür faslında...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu başarıda emek sahibi olan tüm herkese teker teker teşekkürler. Özellikle sezon başındaki coach Cem Akdağ unutulmamalı. Okan Çevik dün son derece doğru yönetti takımını, keza takımın başına geldiğinden beri de öyle. Kara Braxton bu maçta oynayamadı Amerikalı oyuncu sınırı yüzünden ama o da yine Okan Çevik zamanında yapılmış iyi bir transfer, play-off'larda pota altı rotasyonuna çok önemli katkılar sağlayacaktır. Ama... Geçen sezon 6 kişilik rotasyonla takıma bu kupada yarı final, ligde final oynatan da;  yine bu sezon, böyle bir kadroyu oluşturan da Cem Akdağ'dır. Bu kupada en çok pay sahibi olanlardandır. Ona ayrı bir teşekkür edilmesi gerekir... Yabancı oyunculardan Sophia ile Augustus Türk basınının tabiriyle nokta transferler. İkisi de dün en az Esra kadar Işıl kadar Tuğba kadar, oradaki ve ekran başındaki Galatasaraylılar kadar istediler kupayı. İstemekle de kalmadılar, söküp aldılar. Sophia 11/12 şut isabetiyle tamamladı maçı, ki uzatmalarda şampiyonluğu getiren üçlüğü çok kritikti. Esasen üç sayı deneyen bir oyuncu da değildir ama dün hakikaten günündeydi, sanmıyorum ki hayatı boyunca dünkü maçı ve gösterdiği performansı unutabilsin. 11/12'lik şut performansı da tahmin ediyorum bir final rekoru, kaçırdığı tek şut da maçın sonundaki topu tipleme çabası, bilinçli değil yani...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sezon başında 4 kupa hedefiyle yola çıkmıştı Galatasaray. Cumhurbaşkanlığı ve Eurocup ellerinde şu an. Geriye Türkiye Kupası ve lig kaldı. Türkiye Kupası maçları bu pazar başlıyor ve 3 günün ardından salı günü sahibini bulacak. Burada not düşülmesi gereken bir şey var. Galatasaray'ın çeyrek finalde Mersin BŞB. ile oynayacağı maç pazar akşamı saat 19.00'a koyulmuş, hangi maçla çakıştığını söylemeye gerek yok... Tamam, elbet o gün oynanacak 4 maçtan biri denk gelir illa ki o saate ama Avrupa şampiyonluğu almış bir takımı o ünvanıyla izlemek ister taraftarı, bu kadar mı zor buna bir ayar çekebilmek? Ayrıca pazartesi günü yarı finalin ilk maçı 14.30'de başlıyor, final maçı da salı günü saat 15.30'da. Programın hafta içine kaymasını geçtim hadi, saatleri daha başka olamaz mıydı? Milyonlarca insan okulunda işinde olmasından dolayı izleyemeyecek o maçları, bunlardan biri de ben olacağım yüksek olasılıkla...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Türkiye sınırları içerisine şu ana kadar 8 Avrupa Kupası gelmiş. Bunların 5'inde Galatasaray imzası var dün gece itibariyle, diğer 3 kupa da Eczacıbaşı, Efes Pilsen ve Arkasspor tarafından kazanıldı. Güzel başladı 2009 Türk sporu için. Önce Arkas, sonra Galatasaray. Tekrar tekrar teşekkürler her iki kulübe de, bize bu mutluluğu ve gururu yaşattıkları için...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;by Russell&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1317836566512638841-7567797430382242757?l=vliegendenederlander.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://vliegendenederlander.blogspot.com/feeds/7567797430382242757/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=1317836566512638841&amp;postID=7567797430382242757&amp;isPopup=true' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1317836566512638841/posts/default/7567797430382242757'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1317836566512638841/posts/default/7567797430382242757'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://vliegendenederlander.blogspot.com/2009/04/sampiyon-vol2.html' title='ŞAMPİYON vol.2'/><author><name>Russell</name><email>noreply@blogger.com</email></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1317836566512638841.post-4078216211581630889</id><published>2009-04-08T10:31:00.001+02:00</published><updated>2009-04-08T10:33:10.118+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Basketbol'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Russell'/><title type='text'>BASKETBOL GÜNLÜĞÜ - 1</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_o3Pu7je179A/SdxYbN5oQFI/AAAAAAAALYM/88ftnb4Woqo/s1600-h/basketball.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 400px; height: 300px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_o3Pu7je179A/SdxYbN5oQFI/AAAAAAAALYM/88ftnb4Woqo/s400/basketball.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5322226084256170066" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="text-decoration: underline;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Malum, basketbolda gündem yoğun. TBL ve NBA'de play-off'lar yaklaşıyor, NCAA'de şampiyon belli oldu, TBBL'de play-off'lar başlayalı yaklaşık 2-3 hafta oluyor, Eurocup'un sahibi belli oldu, Euroleague'de final-four yolcuları belli, Bayanlar Euroleague'de yolun sonu geldi, Galatasaray perşembe günü final serisinin ikinci maçına çıkıyor... Kısaca özetlersek durum böyle, ki bunların hepsini teker teker açmaya kalktığımızda blog, basketbol blog'una döneceğinden her şeyi bir arada harmanlayacağımız "Basketbol Günlüğü" serisini başlatmanın uygun olacağını düşündük. Bu yazı serisinde bazen aralar çok kısa, bazen de çok uzun olabilir; zira dediğimiz gibi tamamen gündemin yoğunluğu etkili olacak bu yazıların ne kadar sık olacağında. Tabii yine araştırma, inceleme, en iyi 10 yazıları vs. ayrı bir şekilde devam edecek. Bu seri bir nevi başımız sıkıştığında kullanacağımız bir kapı olacak. Gündem dışında geçmişten tarihi bilgiler, ilginç haberler ve renkli konular da işlemeyi düşünüyoruz, belirtelim...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;*&lt;/span&gt; Fast Break, 6. Adam, Pivot, NBA Türkiye derken son kalemiz Slam de elden gitti. Fanatik Basket gazetesi kapanalı zaten epey oluyor, ki onun da en son hali bilindiği gibi içler acısıydı... Türkiye'de dergicilik zor, spor dergiciliği daha da zor. İnternette FourFourTwo, Slam veya diğer spor dergileriyle ilgili yorumları okuyorum, 10 yorumun 9'u posterin boyutundan şikayet ediyor, ne bekliyoruz ki bu ortamda?... Galatasaray'ın Bordeaux'yu 4-3 mağlup ettiği gün bir minibüsün yanına Bülent Korkmaz'ın resmini koyup "Kalkıyo, kalkıyo, Kadıköy kalkıyo" diyip 420 bin satan Fotomaç ve türevleri varken, ne gerek var saatlerce emek harcanmış dergilere, değil mi? Sürünsünler 5-10 bin adetlik tirajlarında gezinirken...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;*&lt;/span&gt; Türk Telekom garip takım. Yıllardır bu kadar yatırım, bu kadar transfer yapıp bu kadar aşama kaydedemeyen başka bir takım yoktur sanırım. Pazartesi günü Efes Pilsen karşısında darmadağın olan Telekom'un coach'u Ercüment Sunter, savunmaya dair yapılan eleştirilere cevap verirken, "biz zaten hiçbir zaman sert savunma yapan bir takım olmadık ki" diyor. En büyük sorumlu apaçık ortada değil mi?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;*&lt;/span&gt; NCAA'de şampiyon North Carolina. Avrupa'da gece maçı izlemeye kalkan insanlar pek memnun kalmadı tabii tablodan. Zira maç başlar başlamaz 15-20 sayıya çıkardı farkı tecrübeli olan taraf, uykulu gözlere de yeniden sıcak yatağın yolu gözüktü. Michigan State biraz daha direnebilseydi güzel olacaktı elbet ama böyle takımların, bu denli farklardan, üstelik zorluk ve stres seviyesi üst seviyede olan maçlarda bir geri dönüşe imza atabilmesi zor. North Carolina 2009 Draftleri'ne Ty Lawson, Tyler Hansbrough, Wayne Ellington gibi oyuncular hediye edecek. Hansbrough'un ünü benim takip ettiğim kadarıyla Lawson'dan daha fazla ama normal sezondaki Duke maçında Lawson'ın bana izlettirdiği efsane performans dolayısıyla, onun kariyerinin gelişimini Hansbrough'ya göre daha fazla merak eder oldum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;*&lt;/span&gt; Eurocup'a da değinelim kısaca. Hafta sonu oynanan final-eight mücadelerinden sonra Lietuvos Rytas şampiyonluğunu ilan etti. Normal sezon içinde Eurosport 2 maçları canlı yayınlamıştı ama final-eight maçlarını vereceklerini düşünmemiştim hiç. Dolayısıyla ilk günün tamamını kaçırdım. Neyse ki, yarı final maçlarına zaplarken denk gelip, ondan sonrasını izleyebildim. Yarı finallerden sonra Khimki'yi favori olarak görüyordum ben final maçında ama Rytas yanılttı tahminimi. Khimki kadro kalitesi ve maddiyat bakımından daha iyi durumdaydı Rytas'a karşı ama coach tercihleri damgasını vurdu finale. 3. periyodun sonlarına doğru 10-15 sayı civarında bir farkla öndeydi Khimki, oralarda bir başladı seriye Rytas, son çeyreğin ortalarına kadar devam etti. Benim en son sayabildiğim kadarıyla 15-0 olmuştu o seri. Rytas'ın bu "comeback"ine dur diyemeyen ve son 3 dakikada maç onca hataya rağmen kafa kafaya iken Palacio'yu kenarı çekip Ponkrashov'u oyuna süren coach Scariolo hesabı nasıl verir Rus medyasına ve kulübün üst makamlarına, bilinmez. Ama maç sonu yaptığı "kondüsyon eksikliği" yorumuyla Bülent Korkmaz'ı hatırlattı bana. Neyse... Iurbentia Bilbao için de söylenmesi gereken şeyler var, unutmadık elbette; onlardan daha geniş bir biçimde, ayrı bir yazıda bahsetmek planlarımız arasında.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;*&lt;/span&gt; Euroleague'de son yarı finalist bu akşam belli olacak Barça-TAU maçıyla birlikte. Saha ve seyirci avantajıyla Barça bir adam önde diyeceğim ama diyemiyorum, zira iki takım da birbirlerinden birer maç aldılar deplasmanda. Seride izleyebildiğim 2 maçı da TAU'nun kazanması ve özellikle ilk maçta Barça'nın döküntü savunması da etkili bu düşüncemde. Bu seri, maçlar başlamadan önce en ortada olan seri olarak gözüküyordu, gidişatı da aynen o şekilde oldu, sonu da öyle olacak diye tahmin ediyorum, umuyorum... Diğer yandan CSKA'nın pek zorlanmayacağını zaten öngörmüştüm ama 3-0 gibi çok net bir skor da beklemiyordum açıkçası, yine en büyük favori olacaklar tartışmasız bir şekilde Berlin'de. Siena-Pana serisinden hiç maç izleyemedim ne yazık ki, Siena'dan böyle bir şey beklemiyordum demekle yetiniyorum o yüzden. Geçen seneye göre daha kötü durumdalar, anlıyoruz ama serinin en kilit maçında, evinde 25-30 sayı fark yemek neyin nesidir? Real Madrid-Olympiacos serisi için diyebileceğim, Louis Bullock'a yazık olduğudur. Çok iyi performanslar koydu ortaya, Berlin'de olmayı en çok hak eden oyunculardan biriydi kesinlikle.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;*&lt;/span&gt; Türk basketbolunu ucundan da olsa takip edenler, &lt;a href="http://www.tblstat.net/"&gt;TBL Stat&lt;/a&gt;'ı biliyorlardır mutlaka. Gayet temiz, net ve basit bir TBL arşivini barındırıyor site içinde. Son derece sade bir site olduğundan, bilgiye ulaşmak gayet kolay ama ortada ufak (!) bir sorun var: Federasyon bu siteye istatistikleri kullanmak için izin vermiyor. Sebebi belirsiz... Susuyorum, zira başka bir başlığı ve upuzun paragrafları hak ediyorlar kendileri...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;*&lt;/span&gt; &lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=petar+naumoski+ve+efes+pilsen+hucumu"&gt;Petar Naumoski ve Efes Pilsen hücumu&lt;/a&gt; hala devam ediyor. O efsanevi kalıba dair değişen tek şey takımın adı... İtalya 4. Ligi takımlarından Derthone Basket'te, 41 yaşında da olsa oynamaya devam ediyor. Hem de ne oynamak! 30 sayı ortalama tutturmuş o yaşında, nasıl bıraktıysak öyle... Bu arada oynadığı takımın bir &lt;a href="http://www.derthonabasket.it/home.htm"&gt;resmi sitesi &lt;/a&gt;de mevcut. "Elalemin 4. ligdeki takımının bile sitesi var, bir de bize bak, niye böyle?" sorusunun cevabını da burada irdeleyip, Nauomoski'nin yerini işgal etmek istemiyorum açıkçası... Oynadığı takım ligi namağlup bir şekilde lider bitirmiş. Petar son maçta 31 sayıyı görmüş. Ayrıca arşivi karıştırırken rastgeldim, Şubat ayında Verbania Eagles ile oynanan maçta &lt;a href="http://www.derthonabasket.it/Archivio_News/news0809/der-verbania.html"&gt;47 sayıyı göndermiş&lt;/a&gt;, ellerine sağlık ustam...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;by Russell&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1317836566512638841-4078216211581630889?l=vliegendenederlander.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://vliegendenederlander.blogspot.com/feeds/4078216211581630889/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=1317836566512638841&amp;postID=4078216211581630889&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1317836566512638841/posts/default/4078216211581630889'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1317836566512638841/posts/default/4078216211581630889'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://vliegendenederlander.blogspot.com/2009/04/basketbol-gunlugu-1.html' title='BASKETBOL GÜNLÜĞÜ - 1'/><author><name>Russell</name><email>noreply@blogger.com</email></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1317836566512638841.post-7473057841939530769</id><published>2009-04-06T11:00:00.001+02:00</published><updated>2009-04-06T15:23:56.547+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Basketbol'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Russell'/><title type='text'>MVP...MVP...MVP...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_SIvzaHIG-84/Sdd_owdvrmI/AAAAAAAAACI/S1pQ4CLz78w/s1600-h/lebron-james-yankees-game-1.jpg"&gt;&lt;img style="cursor: pointer; width: 268px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_SIvzaHIG-84/Sdd_owdvrmI/AAAAAAAAACI/S1pQ4CLz78w/s320/lebron-james-yankees-game-1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5320861822942686818" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Quicken Loans Arena, Staples Center, American Airlines Arena salonlarında "MVP, MVP, MVP!" sesleri yankılandı bu sezon çokça. İstedikleri, takımlarının yıldızlarının (Wade, Kobe, James) bu ödülle onore edilmesiydi. Tabii bu tezahüratın tiye alındığı zamanlar da olmuyor değil. Geçen yıl play-off finallerinin son maçında Celtics artık şampiyonluğu garantileyince serbest atış çizgisine giden Glen Davis bile taraftarlarından MVP tezahüratlarını duymuştu. Bizim ilgi ve alakamız ciddi olanlar kategorisinde olan LeBron James, Kobe Bryant ve Dwyane Wade ile. Bu üçlünün yanında Dwight Howard ve Chris Paul isimlerini de sayanlar var ama tabii o iki seçenek pek mümkün görünmüyor...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;MVP adaylarını değerlendirirken aldığınız kriterler önemli. NBA organizasyonunun bu seçimde takım başarısını ön planda tuttuğunu artık sağır sultan bile biliyor. Kobe'nin 35 sayı ortalama yakaladığı sezonda dahi sırf takım başarısı denen şeyden dolayı MVP ödülünü alamadığını hatırlarsak eğer, MVP ödülündeki adayların hangi takımlarda oynadığı, takımlarının ne durumda olduğu bu açıdan çok mühim bir hale geliyor. Gerçi o sezon takım başarısı diyerek suyunu çıkarmışlardı olayın, hak ettiği bir ödülü vermemişlerdi Kobe'ye, o ayrı... Bu açıdan bakıldığında LeBron ve Kobe, Wade'e nazaran birkaç adım daha önde. Zaten Wade'in bu yarışın içine girmesini sağlayan sebepler takım başarısından ziyade başka şeyler. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Amerikanlar, comeback hikayelerini ilahlaştırmaya bayılır. Wade'in ki de bir nebze comeback hikayesi.&lt;/span&gt; Geçen yıl sakatlıklardan dolayı sezonun önemli bir kısmında oynayamamıştı; oynadığı maçların çoğuna da sakat sakat çıktığı söylentileri dolaşıyordu etrafta. Bu ağır sakatlığın ardından hiçbir zaman eskisi kadar sağlıklı dönemeyeceği de dillerdeydi, ama Wade önce Pekin'de takımının en iyisi olarak altın madalyaya uzandı, ardından geçen seneyi 15 galibiyetle tamamlayan ve adeta yerlerde sürünen takımını rahat bir şekilde play-off'a sokmayı başardı, üstüne sıra hesapları yapmaya başladı. Bireysel olarak gösterdiği performans ve her Miami maçının olduğu gece sunduğu basketbol resitaliyle sezon içinde LeBron ile birlikte en popüler oyuncu haline geldi. Sakat etiketiyle geçirdiği bir yılın ardından bu yıl yalnızca 2 maç kaçırarak Miami'de Chalmers ile harika bir backcourt yarattı. Ligin şu an sayı kralı ve Chalmers ile birlikte ligin en skorer 2. guard ikilisini oluşturuyorlar. Yine aynı şekilde Chalmers ile birlikte ligin en çok top çalan guard ikilisiler. Asist kategorisinde de 8. sırada yer alıyor ve 30.24 PER ortamasıyla LeBron'un arkasından ligdeki en iyi 2. isim konumunda...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;MVP yarışında takımlarının başarısıyla ön plana çıkan iki oyuncudan daha önde gözükeni LeBron. Cleveland'da LeBron'ın rolü, Lakers'ta Kobe'nin rolüne göre biraz daha değerli. Zira Lakers'ın kadrosu Cleveland'a göre çok daha geniş ve çok daha opsiyonlu. Cleveland'dan LeBron'u çıkarttığımızda görülecek hasar, Lakers'tan Kobe'yi çıkarttığımızda görülecek hasara göre daha fazla olacaktır. Cleveland kesinlikle Gasol seviyesinde bir uzuna sahip değil örnek vermek gerekirse. Mo Williams ve Big Z (Ilgauskas) sağlam parçalar olsalar da; LeBron'suz bir Cleveland'da daha parlak performanslar ortaya koymaları zor. Vujacic, Gasol, Fisher ve Odom gibi parçalarla (Bynum'ı da sakat olduğu için saymıyorum ayrıca) Lakers bu anlamda daha sağlam gözüken taraf ve bench derinliği, Cleveland'a göre çok daha fazla. Hal böyle olunca, neredeyse saha içindeki tüm organizasyonlarını &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;LeBron'ın üstlendiği Cleveland'ın 61-15'lik dereceyle oturduğu lig 1. liği koltuğu ve LeBron'ın 28-8-7 gibi insanüstü, triple-double ortalamalarına yakın tutturduğu istatistikleri &lt;/span&gt;çok daha fazla göz kamaştırıyor, takdir ediliyor Kobe'ye göre. PER sıralamasında 31.52 ile açık ara ligin en iyisi, ki sayı istatistiği dışında ribaunt ve asist alanlarında yakaladığı ortalamalar büyük alkışı hak ediyor. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;NBA tarihinde sezonu triple-double ortalamalarıyla bitiren tek bir oyuncu var, o da Oscar Robertson&lt;/span&gt;. Günümüz şartları da göz önüne alındığında yaptığı işler çok daha değerli hale geliyor...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Son olarak yerel seçimlerde partilere göre oy dağılımı grafiği gibilerinden bir şeyler yapalım. &lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_fVqUsK7UeU4/Sc9TXC6cOrI/AAAAAAAACUA/h4zXm_6qb1s/s1600-h/umut-sarikaya-mesrutiyet.JPG"&gt;Umut Sarıkaya'nın belirttiği gibi&lt;/a&gt; gerçekten çok zevkli...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;%75 LeBron James&lt;/div&gt;&lt;div&gt;%15 Dwyane Wade&lt;/div&gt;&lt;div&gt;%10 Kobe Bryant&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Teknolojik eksiklikler sebebiyle bizimkisi biraz yavan kaldı, idare ediverin artık. Ayrıca sizin de MVP adaylarınızı yorum bölümüne bekliyoruz...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;Not:&lt;/span&gt; Yazının içinde PER PER deyip durduk, bilmeyenler olabilir. Şöyle detaylı, Türkçe anlatımlı &lt;a href="http://eraysozen.blogspot.com/2009/01/per-player-efficiency-rating.html"&gt;bir yazı verelim&lt;/a&gt; yardımcı olması açısından...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;by Russell&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1317836566512638841-7473057841939530769?l=vliegendenederlander.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://vliegendenederlander.blogspot.com/feeds/7473057841939530769/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=1317836566512638841&amp;postID=7473057841939530769&amp;isPopup=true' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1317836566512638841/posts/default/7473057841939530769'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1317836566512638841/posts/default/7473057841939530769'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://vliegendenederlander.blogspot.com/2009/04/mvpmvpmvp.html' title='MVP...MVP...MVP...'/><author><name>Russell</name><email>noreply@blogger.com</email></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1317836566512638841.post-6267120290297232533</id><published>2009-04-04T07:09:00.003+02:00</published><updated>2009-04-04T10:03:55.450+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Basketbol'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Russell'/><title type='text'>NBA'DE SEZONUN EN İYİ 10 ÇAYLAĞI</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_SIvzaHIG-84/SdZfDEYs35I/AAAAAAAAABY/eSRwAEFTOaU/s1600-h/derrick-rose-chicago-bulls.jpg.png"&gt;&lt;img style="cursor: pointer; width: 256px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_SIvzaHIG-84/SdZfDEYs35I/AAAAAAAAABY/eSRwAEFTOaU/s320/derrick-rose-chicago-bulls.jpg.png" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5320544516106411922" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Amerikalı vatandaşların çoğunun NBA'in normal sezonu yerine, NCAA'yi izlemeyi tercih ettiği hemen hemen herkes tarafından bilinen bir şey. Gerek NBA'in normal sezonunda oynanan basketbolun üst seviyelerde olmaması, gerekse NCAA'de boy gösteren pırlanta gibi çocukların insanlar üzerinde ilgi uyandırması en önemli sebepler olarak öne çıkıyor bu tercihte... Türkiye'de deli gibi NBA takip edilir, NCAA'den çoğu insanın haberi dahi yoktur. Lakin geçen yıl 24'ün final-four maçlarını yayınlaması, bu sene NTV Spor'un normal sezonun sonlarına doğru bu ligin yayın haklarını alması gibi girişimlerle az çok tanınmaya ve izlenmeye başladı Türkiye'de NCAA. İyi derecede bir ilgi de çekti, bu nedenle önümüzdeki senelerde de bir aksilik olmazsa NCAA'yi izlemeye devam edeceğimizi düşünüyorum. Her neyse, asıl konu bu değil tabii... Amerika kıtasında ilgi büyük oranda NCAA'ye kaysa da; belli bir kitle NBA'yi takip etmeye devam ediyor yine. İki önemli neden var zira. İlki; Dwight Howard, LeBron James, Chris Paul ve Kobe Bryant gibi superstar'ların ara ara abartarak izleyenlere harika bir basketbol ziyafeti sunmaları. Diğeri ise; bu büyük arenaya henüz adımını atan NCAA çıkışlı, 20 yaş civarındaki tıfıl çocuklar. Yani çaylaklar... Üst sıralardan seçilen oyunculardan hep bir Jordan, Kobe, Kidd, Shaq olmaları beklenir ama hemen hemen hiçbiri o seviyeye çıkamaz, çıkanlar da zaten 10 yıl sonra lige yeni giren oyuncular için bir örnek olurlar... Giriş faslını daha fazla uzatmadan listemize geçelim...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;10- Mario Chalmers&lt;/span&gt;: Şüphesiz draftın en keyifli olaylarından biri de 2. turdan seçilip beklenmedik bir şekilde patlama yapan oyunculardır. Mario Chalmers bu yıl bu başlık altındaki tartışmasız en iyi örnek. Miami'nin 2. sıradan draft ettiği Michael Beasley de yılın en büyük balonlarından olunca gösterdiği performans daha da fazla değer kazandı. Kansas çıkışlı olan Chalmers, NBA'ye girmeden önce 2008'de Kansas Jayhawks ile NCAA şampiyonluğu yaşamıştı, ki final maçında attığı son saniye üçlüğüyle şampiyonluğu getiren isim ta kendisiydi. 34. sıradan Minnesota tarafından draft edildi, daha sonra takasla Miami'nin yolunu tuttu. Yaz döneminde Miami'nin en sorunlu bölgesi point guard olarak gösteriliyordu, eh dolayısıyla en sorunlu oyuncu olarak da Chalmers... Lakin sergilediği performansla Miami'nin en değerli oyuncularından biri haline geldi. Çok ekstra işler yapmıyor veya takımı taşımıyor elbette. Zaten Wade'in olduğu bir yerde takımı taşıması gibi bir şey söz konusu dahi olamaz. Oyun kurucu olarak da oynamıyor tam olarak. Yaptığı iki iyi şey var, bu da fazlasıyla yetiyor Miami'ye. Wade'in içeriye ettiği penetrelerle hallaç pamuğu gibi dağılan savunma dört bir yandan açıklar veriyor, Wade yayın gerisindeki Chalmers'ı görüyor, o da çoğunlukla boş şutlarda cezayı kesiyor. Maç başına 2 top çalmayla oynuyor, ki Wade ile birlikte ligin en çok top çalan guard ikilisiler. 5 asistlik ortalaması da küçümsenecek bir rakam değil. Devamlılığı ve istikrarlığı arka planda kalsa da; onu bu kadar değerli yapan en önemli özellikler belki de. Şu ana kadar 75 maçın hepsinde ilk 5 başladı, büyük bir terslik olmazsa sezonu da bu şekilde tamamlayacak...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;9- D.J. Augustin&lt;/span&gt;: Baştan söyleyeyim, Charlotte'u bu yıl fazla izleyemedim, dolayısıyla D.J. Augustin ile ilgili de çok fazla bilgim yok. Bir kezliğine kısaca geçelim. Draft'te 9. sıradan draft edildi, kısa ve pırpır bir guard, ortalama 25 dakika süre almasına rağmen 11-12 sayılık bir ortalama yakalamış durumda, bu sayı ortalamasını %45 ile üçlük atarak yakalaması da dikkat çekici bir detay. Ocak-Şubat ayları arasında yaşadığı 1 aylık sakatlıktan sonra son dönemde biraz daha fazla toparladı kendisini. İzlediğim birkaç maçından anlayabildiğim kadarıyla çok büyük potansiyele ve yeteneğe sahip olmasa da; iyi bir rol oyuncusu, iyi bir tamamlayıcı veya iyi bir 3., 4. adam olabilecek vasıfta bir oyuncu...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;8- Eric Gordon&lt;/span&gt;: Lige yeni giren oyuncuların sahip olduğu potansiyel ve yetenek kadar hangi takıma gittikleri de büyük önem teşkil ediyor gösterecekleri performans açısından. Tamam zaten üst sıralarda seçilen oyuncular ligin altındaki ve kendilerini gösterebilecekleri takımlar tarafından seçiliyorlar varolan sistem sebebiyle ama yine de önemli bir nokta bu. Mesela ilk sıradan seçilen Rose'un oynadığı Chicago'da Rose dışında insiyatif alabilecek pek çok oyuncu var ama Gordon için bu pek geçerli değil. Clippers'taki sakatların çokluğu ve bu sakat oyuncuların tamamının takımın kilit isimleri olmaları takım içindeki genç oyuncuların performanslarında etkili oldu. Eric Gordon'ın takımda birinci skor opsiyonu olduğu az maç izlemedik. Haliyle sayı istatistiklerine de yansıdı bu. Aralık ayının ortasında çıkışa geçti, hala da tutturduğu belli bir çizgiyi koruyor. Baron Davis'in dönüşü de onu hiç etkilemedi, onla birlikte oluşturuyorlar guard rotasyonunu zira. Penetresi harika, stresli dakikalarda bu yaşına rağmen sorumluluk almaktan çekinmiyor, fena da bir şutu yok, daha ne olsun?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;7- Rudy Fernandez&lt;/span&gt;: Geçen sene Joventut Badalona'da oynarken Galatasaray maçında çektiği klasik İspanyol numaraları ile fena sinirini bozmuştu ekran başındakilerin ve benim. Sadece Galatasaray maçına da özel değildi bu durum, diğer maçlarda da dikkat çekiyordu yaptıklarıyla ama NBA'de hemen hemen hiç başvurmuyor bu yöntemlere, üstüne bir de smaç yarışmasının mazlumu durumuna düşmesiyle epey sempati topladı. Açık söyleyeyim, ben de kendisine karşı nötrüm şu an, hatta hafiften sevmeye de başladım. Portland onu getirirken binbir zorluk çekmişti, üstelik muhtemelen bu kadar iyi katkı vereceğini de tahmin etmiyorlardı ama çabalarının karşılığını almak onları sevindirmiş olsa gerek. Avrupa'daki Fernandez'den daha farklı, çok yönlü bir oyuncu profili çiziyor oynadığı basketbolla. Badolana'da genellikle skorer yapısıyla öne çıkan bir isimdi, Portland'da ise tam bir görev adamı haline geldi. Saha içinde ne gerekirse yapıyor kısacası. Üç sayı çizgisinin Avrupa'dan daha geride olması sebebiyle sıkıntı yaşayabileceği de dile getiriliyordu ama o konuda da pek fena değil. Sezon genelindeki yüzdesi %39, ki maç başına da 5 tane kullanıyor, az buz bir rakam değil.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;6- Marc Gasol&lt;/span&gt;: Memphis bu sene tam bir çaylak yuvası, Gasol de bunların bir parçası. Geçen sezon ortalığı karıştıran Pau Gasol takasında hakları Lakers tarafından alınmıştı, harika bir çaylak senesi geçirdi. İspanya milli takımında dahi kardeş kontenjanından oynadığı savunuluyor, ileride iyi bir oyuncu olamayacağından bahsediliyordu. Açıkçası Avrupa'da çok fazla ön plana çıkan bir oyuncu da olmadı ama NBA'de atladığı seviye gerçekten takdir edilesi. 12 sayı-7 ribauntluk ortalamalarının yanında %53'lük bir şut isabeti yakalaması, ne kadar seçerek şut kullandığının net bir göstergesi. Son dönemde performansını daha da arttırdı. Mesela mart ayının başında art arda oynanan 3 maçta 22 sayı-12 ribauntla, double-double ortalamaları tutturmayı başardı. Memphis'in geleceğinde en değerli parçalardan biri olacağı kesin.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_SIvzaHIG-84/SdZ-ATE38TI/AAAAAAAAABg/8tca5X6lV0c/s1600-h/gasol-84574166-300.jpg"&gt;&lt;img src="http://1.bp.blogspot.com/_SIvzaHIG-84/SdZ-ATE38TI/AAAAAAAAABg/8tca5X6lV0c/s320/gasol-84574166-300.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5320578553370636594" style="cursor: pointer; width: 197px; height: 320px;" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;5- Kevin Love&lt;/span&gt;: Draftte Minnesota 3. sıradan O.J Mayo'yu, Memphis 5. sıradan Kevin Love'ı seçmişti. Draft gecesi Minnesota GM'i Kevin McHale içinde başka oyuncuların da bulunduğu bir paketle takas etti Mayo'yu(bu pakette Mike Miller'ı da kapmayı başarmıştı Minnesota). Eleştirilebilir bir tercih McHale'ın tercihi, eleştiriliyor da zaten. Love'un performansından yana kimsenin bir şikayeti yok, O.J Mayo da harikalar yaratmadı ama Mayo oynadığı basketbolla superstar hamuru olduğunu gösterdi en azından. Şahsen ben de Mayo'nun 3-5 yıl sonra ligin en önemli oyuncularından biri olacağını düşünüyorum. Lakin bu tartışmaların arasında Love'ın performansı gözden kaçmamalı, 11 sayı-9 ribaunt ortalamaları tutturdu. Ayrıca aldığı ribauntların 3.4'ünün hücum ribaundu olması dikkat çekici bir detay. Sezon başlarında daha kötüydü, Al Jefferson'ın sezonu kapatmasıyla süreleri arttı, Minnesota'nın pota altındaki ilk opsiyonu haline geldi. Büyük bir potansiyel değil ama her zaman iyi bir takımın iyi bir parçası, güvenilir bir oyuncusu olacağını ortaya koydu...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;4- Russell Westbrook&lt;/span&gt;: 4. sıra seçimi olduğu göz önüne alındığında oynadığı basketbol gayet tatmin edici. Yukarıda Marc Gasol için söylediğimiz onun için de geçerli. İddiası olmayan, yeni yapılanan ve genç oyunculardan kurulu bir takımda kafası rahat bir şekilde oynuyor. Genç oyuncular için en önemli olan şey de bu zaten. Zayıf takımlarda stres altında olmadıkları için nispeten rahat bir ortamda oyunlarını oynuyorlar, lige alışma yıllarını kendilerini geliştirmeye çalışarak geçiriyorlar. Westbrook'a geri dönersek... Ortalamaları bir çaylak için çok çok iyi. 15 sayı, 5 ribaund, 5 asist. İnsiyatif almayı seven bir oyuncu olması güzel ama maç başına 3.4 top kaybı gerçekten çok fazla. Kullandığı top sayısını azaltarak (maç başına 14 şut atıyor) ve biraz daha topun değerini bilerek oynayarak bu rakamı daha aza indirgeyebilir, indirgemesi lazım...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;3- O.J Mayo&lt;/span&gt;: Draftteki açık ara en popüler isim. Daha bu yaşta çok sayıda özel fana ve hayrana sahip olması bunun bir kanıtı. Ayrıca bana göre bu draft özelinde, gelecekteki en sağlam superstar adayı, ki buna Rose'u da dahil ediyorum ben. Bu yılın çaylakları arasında 18 sayı ortalamasıyla en skorer oyuncu. Her yerde skorer kimliğiyle ön plana çıkan bir oyuncu için sürpriz değil bu. Sezonu 20 sayının üstünde bir ortalamayla bitirmesi bekleniyordu ama mart ayında büyük düşüş yaşadı. Mart ayındaki sayı ortalaması 15, ama daha da ilginci sezon genelinde %87 ile kullandığı serbest atışlarda %47'lere kadar düşmesi. Artık Shaq'ın bile %47 ile serbest atış kullanmadığını belirterek, bir an önce toparlamasını diliyoruz kendisinden...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;2- Brook Lopez:&lt;/span&gt; Bu sırayı fazlasıyla hak ediyor. Zira bir 10. sıra seçimi ve daha da önemlisi oynadığı takımda Devin Harris ve Vince Carter gibi topa hükmetmeyi seven isimler olmasına rağmen bu denli ön plana çıkmayı başarabildi. Ne yalan söyleyeyim, draftte bu kadar arka sıralara düşmesini yadırgamıştım, bu nedenle onu seçmeyen takımlara oynadığı basketbolla verdiği mesaj beni ziyadesiyle mutlu etti. İkili oyunlardan iyi ekmek çıkaran, rakip takımlar için korkutucu bir blok tehditi oluşturup (1.8 blok ortalaması), ribaundlarda da gayet etkili olan ama aynı zamanda &lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=daTN8hFDAZ8"&gt;Dywane Wade'den de blok yemeyi başarabilen&lt;/a&gt; bir oyuncu Lopez...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;1- Derrick Rose&lt;/span&gt;: Listeye başlarken aklımda tek soru işareti olmayan sıraydı 1. sıra. Zira fazlasıyla hak ediyor böyle listelerde ilk sırada yer almayı Rose. Draftten önce Chicago'nun onun yerine Beasley'i seçebileceği söylentileri çıkmıştı, eğer öyle bir seçim yapmış olsalar sanırım kafalarını taşlara, duvarlara ve bilimum yerlere vururlardı. Guard bolluğunun yaşandığı Chicago'da en fazla öne çıkan isimlerden biri oldu. Egoların tavan yaptığı yaşlarda olmasına rağmen topu paylaşmayı ve asist yapmayı, skor üretmeye oranla çok daha fazla ön planda tutuyor. Yaptığı penetreler inanılmaz etkili, ki bunda çok atletik olan ve çok iyi zıplayan bir oyuncu olmasının büyük payı var. Oyunundaki en önemli sıkıntı şimdilik şutu olarak gözüküyor. Özellikle üç sayılarda çok zayıf ama şut belli bir noktaya kadar çalışırak getirilebilecek bir özellik olduğundan an itibariyle çok fazla problem edilmemesi gerekiyor bana göre. Bundan daha önemlisi saha içi iletişimi zayıf ve takım arkadaşlarıyla hemen hemen hiç konuşmuyor. Hakan Şükür gibi her yaptığı yanlışta arkadaşlarını alkışlasın, sürekli anlamsız bir şekilde baş parmağıyla arkadaşlarını onaylasın ve onlara durmadan bir şeyler anlatsın demiyorum tabii ama bu kadar sakinlik bünyeye zararlı...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;Mansiyon ödülü&lt;/span&gt;:NBA TV sağolsun, bu sene bol bol Philadelphia maçı izleme şansı bulduk. Özellike Marreese Speights'ın oynadığı basketbol mest etti beni. Her maçında çıkıp tıkır tıkır topunu oynayıp sadece işini ve ona verilen görevi yapan bir oyuncu profili oluşturdu benim gözümde. Maç başına ortalama 15 dakika almasından dolayı ortalamaları da çok dikkat çekici değil, ilk 10'a koyduklarım arasından çıkaracak kimseyi de bulamadığım için kafamdan böyle bir ödül uydurmak zorunda kaldım, zira Speights'tan bahsetmeden duramazdım...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;Benjamin Button ödülü&lt;/span&gt;: Yaşını küçültmüşsün diyeceğim de, &lt;a href="http://politicalcelebrity.com/wp-content/uploads/2008/05/greg_oden.jpg"&gt;bu kadar olmaz&lt;/a&gt; be Oden...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;Not&lt;/span&gt;: Yukarıdaki resimdeki masum bakışlarına kanmayın bu arada. &lt;a href="http://lebronpleasesavenewyork.files.wordpress.com/2008/07/gregoden2.jpg"&gt;Buyrun&lt;/a&gt; efendim, bu da diğer yüzü.....&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;by Russell&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1317836566512638841-6267120290297232533?l=vliegendenederlander.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://vliegendenederlander.blogspot.com/feeds/6267120290297232533/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=1317836566512638841&amp;postID=6267120290297232533&amp;isPopup=true' title='10 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1317836566512638841/posts/default/6267120290297232533'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1317836566512638841/posts/default/6267120290297232533'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://vliegendenederlander.blogspot.com/2009/04/sezonun-en-iyi-10-caylagi.html' title='NBA&apos;DE SEZONUN EN İYİ 10 ÇAYLAĞI'/><author><name>Russell</name><email>noreply@blogger.com</email></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>10</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1317836566512638841.post-1123372329080360848</id><published>2009-04-03T19:08:00.009+02:00</published><updated>2009-04-03T19:54:06.378+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bizden'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Basketbol'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Russell'/><title type='text'>RUSSELL 3 SANİYE KORİDORUNDA</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_o3Pu7je179A/SdZHzxngjDI/AAAAAAAALT8/OvdTq9ihFxg/s1600-h/generic_basketball_0.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 400px; height: 276px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_o3Pu7je179A/SdZHzxngjDI/AAAAAAAALT8/OvdTq9ihFxg/s400/generic_basketball_0.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5320518964602768434" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Son zamanlarda sokakta yürüyemez olmuştum, 2 adım atıyorum, gençten çocuklar çeviriyor etrafımı, "abi blogda afedersin solucan yakalamayı, ütücülüğü bile yazdın ama basketbol gibi milyonları peşinden sürükleyen bir sporu ikinci plana atıyorsun, bir solucan kadar değeri yok mu basketbolun?" diye ağlaşıyorlar, biraz daha yürüyorum esmer kavruk bir adam geliyor karşıdan, "Dutchman NBA'in asist kralıyım, iki kelime yazmıyorsun bizim için" diyor, "yürü git lan" diyorum, o sırada kenarda akordeon çalan Bulgar amca "oğlum ne yaptın,  o Chris Paul'dü" diyor. Baktım her gün her gün bu muhabbeti çekiyorum, yeter artık deyip bloga eli klavye tutan bir basketbol yazarı almaya karar verdim. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Batug.com pazarına girip ufak bir araştırma yaptık ve sonunda hafta kapanırken, bundan sonra yazılarıyla bizlerle beraber olacak "Russell"ı Flying Dutchman kadrosuna kattık&lt;/span&gt;. Gelecek haftadan itibaren NBA, Euroleague, TBL, TBBL, WNBA yazıları ile aramızda olacaktır. Kendisine hoşgeldin diyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karar aldım biraz daha yazar ve ziyaretçi toplarsak 2014 yerel seçimlerinde Altıntepe Mahallesi muhtarlığına blog olarak adaylığımızı koyacağız. Bir sonraki yazar alımımız yemek tarifleri, kozmetik ve 2009 yaz kreasyonları üzerine olacaktır........&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1317836566512638841-1123372329080360848?l=vliegendenederlander.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://vliegendenederlander.blogspot.com/feeds/1123372329080360848/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=1317836566512638841&amp;postID=1123372329080360848&amp;isPopup=true' title='14 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1317836566512638841/posts/default/1123372329080360848'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1317836566512638841/posts/default/1123372329080360848'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://vliegendenederlander.blogspot.com/2009/04/russell-3-saniye-koridorunda.html' title='RUSSELL 3 SANİYE KORİDORUNDA'/><author><name>Flying Dutchman</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02374702096591718850</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='17653531092890526060'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>14</thr:total></entry></feed>