<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss'><id>tag:blogger.com,1999:blog-1317836566512638841</id><updated>2009-12-10T13:13:07.473+01:00</updated><title type='text'>Flying Dutchman</title><subtitle type='html'>"It is an art in itself to compose a starting team, finding the balance between creative players and those with destructive powers, and between defence, construction and attack – never forgetting the quality of the opposition and the specific pressures of each match" 

Rinus Michels</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://vliegendenederlander.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1317836566512638841/posts/default/-/tunchay'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://vliegendenederlander.blogspot.com/search/label/tunchay'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1317836566512638841/posts/default/-/tunchay/-/tunchay?start-index=26&amp;max-results=25'/><author><name>Flying Dutchman</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02374702096591718850</uri><email>noreply@blogger.com</email></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>98</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>25</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1317836566512638841.post-7190681230318808413</id><published>2009-11-19T14:25:00.000+01:00</published><updated>2009-11-19T14:33:11.856+01:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gezi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tunchay'/><title type='text'>ORADAYDIM - ROMA FINALE 2009</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/__PrhTRX-21c/SwVAVTno2nI/AAAAAAAAC6g/w_6PyGJwVIM/s1600/DSC_0072.JPG"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 266px;" src="http://1.bp.blogspot.com/__PrhTRX-21c/SwVAVTno2nI/AAAAAAAAC6g/w_6PyGJwVIM/s400/DSC_0072.JPG" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5405797662516107890" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;“Zubizaretta”&lt;/b&gt; dedi Hasan.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Gece yarısı başlayan yolculukta aydınlığı Roma’da görmeye hazırlanıyorduk. Hiç bitmeyeceğini sandığımız, havaalanı yürüyen merdivenlerinden inerken, şehirde kimi görmek istediğini sormuştum ona. Cevabı kısa ve netti işte. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;“Kötü kaleci”&lt;/b&gt;, dedim cevap olarak, &lt;b&gt;“Biz Buyocuyuz.”&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Önceleri, karmaşık duygular içerisindeydim aslına bakarsanız. Elbette bir Katalan’dan nefret eden Madridista değiliz, daha hayatımızda Barnebau görmemişiz. Ya da ne bileyim &lt;i&gt;“Stand up if you hate ManU”&lt;/i&gt; bestesinde ayağa kalkmamışız o güne değin. Yine de sebebi bilinmez bir şekilde sevilmeyen takımlar arasında yerlerini almış, Barcelona ve Manchester United. Belki de bu yüzden finale doğru giden yolda yaşadığım duygusal karmaşa daha anlamlı hale gelmiş. Aklım 2008-2009 sezonunda açık ara dünyanın en iyi iki takımı olarak gösterilebilecek, Barcelona ve Manchester United’ın Roma’da olmasının hayalini kuruyorken, kalbim maç sırasında destekleyebileceğim bir takımın orada olmasını istiyor. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hikayeye en başından başlamalı. Liverpoolluların unutamadığı 2005 finali benim hayatımda da çok önemli bir yer tutuyor. Maça 3-4 saat kala mafya kılıklı bir İtalyan’dan alınan karaborsa biletle girilen maçı, Milan taraftarlarıyla omuzomuza izleyip, o geri dönüşü ters taraftan görmek ayrı bir heyecandı, kabul. Ama esas önemli tarafı, dünyada milyonlarca kişi tarafından izlenen böylesine önemli bir maçta, topun üzerinde dolandığı çimlerin kokusunu alabilmekmiş. Maç bittiğinde Milan taraftarları stadı terkederken, birkaç heyecanlıyla birlikte tribünde kalıp, kupa törenini izlerken bunları düşünüyordum. Mükemmel bir maçı izlemiş, harika bir deneyim elde etmiştim, ama her güzel şey gibi bu da bitmişti işte.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu bir hastalıkmış, nerden bilebilirdim. Önce 2006’da Almanya yollarına düştük, dünya kupası kovalamaya. Sonra 2008’de İsviçre’de Türkiye’nin peşindeydik. Ve işte damarlarıma akan bu zehir, vücudumu esir almaya başlamıştı çoktan. Gerçek bir futbolsever edalarında, çeşitli mecralarda bilet kovalamaya başlar buldum kendimi. O güne kadar pek yüzüme gülmeyen talih, 2009’un Mart’ında en güzel haberiyle sürprizini yapıyordu bana. Başvurum kabul olmuştu ve Roma’da iki kişilik biletim vardı artık!&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Velhasıl, kalan turları daha bir heyecanla ve sabırsızlıkla takip etmeye başladım. Üstelik sezonu iki Avrupa kupası finaliyle tamamlamak gibi bir fırsat da vardı önümüzde. Kadıköy’deki finalin biletini aylar önce edinmiştik zaten. Orada karşımızda olabilecek en kötü taraftarları bulmuşken, Roma’da tam tersi olmuştu. Kupayı aldıktan sonra sevinmeyen Shakhtar Donetsk taraftarlarını, kupayı kaybettikten sonra üzülmeyen Werder Bremen taraftarlarını yakından gözledikten sonra, neredeyse kaybolmaya yüz tutmuş final heyecanımızı geri verecekti bize İngilizler ve İspanyollar. Roma’daydık.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal; "&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/__PrhTRX-21c/SwVApsOp6oI/AAAAAAAAC6o/Yv-CJy93lzI/s1600/DSC_0016.JPG"&gt;&lt;img src="http://3.bp.blogspot.com/__PrhTRX-21c/SwVApsOp6oI/AAAAAAAAC6o/Yv-CJy93lzI/s400/DSC_0016.JPG" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5405798012719590018" style="cursor: pointer; width: 400px; height: 266px; " /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;Cappucino ve Barcelona&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Evet çok iyi bir seçim değil, maç günü sabahı Roma’ya inmek. Uçak da saçma bir saatte olunca, uykusuz geçmiş gece. Zaten heyecandan göze uyku da girmemiş, kafanın yastıkla buluştuğu saatlerde. Öyle ya da böyle, bugün uyku yok. İndiğimizde haberleri alıyoruz, bir önceki gece İngilizler holigan günlerini hatırlamış, dağıtmış Roma barlarını. Ortalık biraz sakin. Önce kiraladığımız arabayı alıp, otele atıyoruz eşyaları. Otelde kritik kararı vermek zamanı. Üzerimize ne giyeceğiz? Başta da söyledim ya, iki takımı da pek sevdiğim söylenemez. Böyle olunca, ikisinin de forması yok arşivde. Ama taraf olmayan bertaraf olur, biz de mazlumu severiz. Herkes Barcelona kazanır diyor ya, illa ki muhalefet olacağız, Manchesterlıyız. Hele bir de Gittigidiyor’dan Manchester United forması denk getirmişim maça 2 gün kala, değmeyin keyfime. Öte yandan, Hasan da Barcelonalı. Yine de son karar, fazla protest! Fenerbahçe formasıyla temsil edeceğiz ülkeyi, biri turkuaz, diğeri sarı beyaz.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sokağa atıyoruz kendimizi. Kahvaltıda Türkiye’de içtiğiniz tüm kahveleri yalanlayacak bir cappucino bulunduğumuz şehri daha bir anlamlandırıyor. Ve gün boyu bizi dehşete düşürecek Barcelona hegemonyası sokaklarda hissettiriyor kendini. Her yer kırmızı lacivert, nerde bu İngilizler dedirtircesine! Bir yandan da sıcak bastırıyor Roma sokaklarında. Yakıcı güneş tepeye yükseliyor da, neyse ki köşebaşlarında çeşmeler var, sokuyoruz kafayı altına, iyi geliyor. Yürümeye doyuyoruz, yürüdükçe keşfediyoruz.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/__PrhTRX-21c/SwVBAeoMytI/AAAAAAAAC6w/A7cUQURZKo0/s1600/DSC_0074.JPG"&gt;&lt;img src="http://1.bp.blogspot.com/__PrhTRX-21c/SwVBAeoMytI/AAAAAAAAC6w/A7cUQURZKo0/s400/DSC_0074.JPG" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5405798404205628114" style="cursor: pointer; width: 400px; height: 266px; " /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;Zubizaretta Meydanı&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Eh rota belli aslında. Roma’ya daha önce hiç gitmemişiz ama Roma’nın turistik yerlerini öğrenmek için çok da araştırmaya gerek yok. Her yer meydan, her meydanda taraftarlar. İlk durak Piazza Navona. (Bu arada yeni öğrendim, piyasa kelimesi Piazza'dan geliyormuş. Roma'da ticaretin döndüğü yerlermiş bu piazzalar, o bakımdan.) Ortada bir çeşme, etrafında geniş bir dikdörtgen meydan. Heykeller, cafeler. Aslında bu anlattığım Roma’nın küçük bir özeti. Tabii, gönlümüzde bu meydanı farklılaştıran abimize dönelim. Melek gibi adam şu Hasan. Bir bakıyoruz köşede birilerinin fotoğraf çektirdiği beyaz saçlı bir abi. &lt;b&gt;“Zubizaretta bu” &lt;/b&gt;diyorum Hasan’a. Hemen yanına yaklaşıp fotoğraf çektiriyoruz. “&lt;b&gt;Zubizaretta Meydanı”&lt;/b&gt; kalıyor Navona’nın adı, geri kalan zamanda.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/__PrhTRX-21c/SwVBXD5dZoI/AAAAAAAAC64/4vxmTds3hf0/s1600/DSC_0095.JPG"&gt;&lt;img src="http://1.bp.blogspot.com/__PrhTRX-21c/SwVBXD5dZoI/AAAAAAAAC64/4vxmTds3hf0/s400/DSC_0095.JPG" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5405798792167253634" style="cursor: pointer; width: 400px; height: 266px; " /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Devam ediyoruz yola, yorulmak bilmez ayaklar yürüyor boyuna. Halbuki maç biletine otobüs metro bedava ama! Bir şehri tanımanın en kolay yoludur yürümek. Uykusuzluğu, yorgunluğu düşünmeden yürüyoruz. Şimdiki hedef Colloseum. Öğrenmişiz ki, etrafında taraftar alanı yapmışlar, esas curcuna oralardaymış. Yalnız haritaların yanlış bilgilendirmesi bizi biraz daha fazla yürütüyor. Ama iyi oluyor galiba. Colosseum’un alt tarafından görünen heybetine doğru yürürken, &lt;b&gt;27 F 5388&lt;/b&gt; plakalı, önünde &lt;b&gt;Uluyol Turizm – Mustafa Kemal Üniversitesi &lt;/b&gt;yazan otobüs görüyoruz. Şokun devamı, içerde bağlama çalan amcaları gördüğümüzde geliyor. Tıklatıyoruz cama, iniyorlar aşağı. Roma’nın ortasında selaminaleykümle başlayan muhabbette, olanca şaşkınlığımızla &lt;i&gt;“ne işiniz var abi sizin burada, otobüsle?”&lt;/i&gt; diye soruyoruz. Cevap gayet rahat; &lt;i&gt;“Öğrencileri folklor için getirdik, Hatay’dan geliyoruz”&lt;/i&gt; diyorlar. Evet, Hatay’dan Roma’ya otobüsle gelmişler. Şaşkınlığımız artıyor, &lt;i&gt;“İyi de kaç gündür yoldasınız abi”&lt;/i&gt; diye soruyoruz. &lt;i&gt;“Valla, iki üç gün oldu herhalde”&lt;/i&gt; cevabı bizi kendimizden geçiriyor. Onlar zaten dünyadan soyutlanmışlar, verdikleri cevaptan belli durum. &lt;i&gt;“Daha Napoli’ye gideceğiz, çocuklar geziyor, onları bekliyoruz”&lt;/i&gt; diyorlar. Günün ikinci sürprizinin şaşkınlığıyla vedalaşıp ayrılıyoruz yanlarından.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/__PrhTRX-21c/SwVCFCeRkzI/AAAAAAAAC7A/rWu-qZuPefA/s1600/DSC_0012.JPG"&gt;&lt;img src="http://1.bp.blogspot.com/__PrhTRX-21c/SwVCFCeRkzI/AAAAAAAAC7A/rWu-qZuPefA/s400/DSC_0012.JPG" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5405799582058779442" style="cursor: pointer; width: 400px; height: 266px; " /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Colosseum’un etrafı sponsorların hizmetinde. &lt;b&gt;“Champions Festival”&lt;/b&gt; adı altında eğlenceli yerler oluşturulmuş. Çadırın bir tanesinde, kupa tarihinden eserler var. Fotoğraflar, formalar, toplar, vs. Dev bir İstanbul 2005 bileti! Yan tarafta da televizyon sponsorunun standı. Kamera karşısına geçen taraftarların bağırıp çağırmasını kaydedip, büyük televizyonlardan tüm alana veriyorlar. Geçiyoruz kameranın karşısına, yapıyoruz kasap havasını. Ortalık karışıyor, bakışların anlamsızlığı “kim yahu bunlar” tadında. Zaten gün boyu yaşadığımız ve yaşattığımız sürprizlerle forma seçimlerinin doğruluğunu görüyoruz. İlk gören kolayca anlayamıyor hangi takım taraftarı olduğumuzu. Bir Katalan ve bir İngiliz takımı İtalya’da maç oynuyor, ortalıkta formayla gezen iki Türk. Pekiyi yalnız mıyız? Tabii ki hayır. Ezeli rekabet her yerde. Festival alanında karşımıza iki Galatasaraylı çıkıyor. “Burada da mı siz?” diyoruz. Adana’dan gelmişler. Bir kare de onlarla çektiriyoruz.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Acıktık, yemek zamanı. İtalya’da makarna ve pizzadan başka şey yenir mi? Yemiyoruz tabi. Yemekler harika da, şarap isteğimiz reddediliyor. Haydi buna da günün en büyük sürprizi diyelim. Bir gün önce ortalığı karıştıran İngilizler, şehrin en büyük gelirini bitirmişler o gün. Tüm Roma bakkallarında, marketlerinde, restoranlarında alkol satışı yasak! Restoranda şarap bile içemiyoruz, düşünün. Limonatayla idare ediyoruz da, giderken kurduğumuz İngiliz holiganlarla bira içme hayali yalan oluyor. Alkolsüz bira deniyorum bir ara, ne siz sorun nasıl diye ne ben anlatayım.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;Efsaneler Maçı&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sonra hedef Champions Festival’in en güzel yeri. Colosseum’un biraz yukarısındaki parka büyük alanlar kurulmuş. En ortada da halı saha benzeri bir alan. Biz gittiğimizde maç başlamış. Gitmeden haber almıştık, İtalya’nın efsaneleri, dünya efsaneleriyle karşı karşıya. Sahada harbi efsaneler. &lt;b&gt;Ian Rush, Bryan Robson, Greame Le Saux, Sonny Anderson, Bruno Conti, Alessandro Costacurta, Angelo Peruzzi, Manuel Rui Costa, Serginho, Vitor Baia, Frank Rijkaard, Luigi Di Biagio, Madjer, Luca Marchegiani, Michael Laudrup. &lt;/b&gt;Ağzımız açık seyrediyoruz maçlarını. Rüyadayız.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/__PrhTRX-21c/SwVClJf2-iI/AAAAAAAAC7I/DmPN_O4t6_k/s1600/DSC_0136.JPG"&gt;&lt;img src="http://2.bp.blogspot.com/__PrhTRX-21c/SwVClJf2-iI/AAAAAAAAC7I/DmPN_O4t6_k/s400/DSC_0136.JPG" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5405800133700287010" style="cursor: pointer; width: 400px; height: 266px; " /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yollarda yürürken, formayı tanıyanlar çıkıyor demiştik ya. Burada Hasan’ın sırtında yazan ismin de katkısı yadsınamaz. Daniel Güiza. Katalanlar çevirip “oo Güiza” falan çekiyorlar. Manchesterlılar yine de daha iyi taraftar havalarında. Yapmışlar yine bayraklarını pankartlarını. Buldukları köşede onları açıyorlar. Alkolsüzlük canlarını sıkmış belli, belki de o yüzden sokaklarda değiller, evden getirdikleri zulaları tüketiyorlar!&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/__PrhTRX-21c/SwVGxAAD8jI/AAAAAAAAC7g/WWb2kwmhg84/s1600/DSC_0019.JPG"&gt;&lt;img src="http://3.bp.blogspot.com/__PrhTRX-21c/SwVGxAAD8jI/AAAAAAAAC7g/WWb2kwmhg84/s400/DSC_0019.JPG" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5405804735355941426" style="cursor: pointer; width: 400px; height: 266px; " /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sonra Colosseum kenarlarındaki demir parmaklıklara asılmış Manchester United formalarını görüyoruz, başında da Dracula! Karşımızda manyak bir Manchester United taraftarı var. Takımın peşinde dünyayı gezmiş bir Romanyalı. Bizim formaları görünce tanıyor. Fenerbahçe, Türkiye, Lucescu, Hagi sohbetleri. Bu arada bulunduğu yerin hemen arkasında da kupa sergileniyor, önünde uzun kuyruk, herkes kupayla fotoğraf çekinme derdinde.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Biraz daha ilerleyip, yine bir sponsor alanında, bir sürü top görüyoruz. Her gruptaki takımların futbolcuları tarafından imzalanmış takım topları. Fenerbahçe’yi bulup çekiyoruz bir fotoğraf, her ne kadar logo yine yanlış olsa da!&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/__PrhTRX-21c/SwVGdlccmAI/AAAAAAAAC7Y/7lyPu2Yr6HM/s1600/DSC_0057.JPG"&gt;&lt;img src="http://2.bp.blogspot.com/__PrhTRX-21c/SwVGdlccmAI/AAAAAAAAC7Y/7lyPu2Yr6HM/s400/DSC_0057.JPG" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5405804401809725442" style="cursor: pointer; width: 400px; height: 266px; " /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;Kluivert Caddesi&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yavaştan şehir içine doğru geçiyoruz. Hala öyle topluluk halinde taraftar görememişiz, herkes münferit. Ama meydanlara doğru inerken, ufak kümeleri görüyoruz artık. Saat öğleden sonrayı geçmiş, sokaklar şenlenmiş. Roma’daki Nişantaşı’na doğru gelmişiz, via del Corso’dan geçiyoruz. Yine caddede insanların birlikte fotoğraf çektirdiği bir adam. Gidip bakıyoruz, Patrick Kluivert. Hemen yanına geçip çektiriyoruz fotoğrafımızı, bu caddenin adı da “Kluivert Caddesi” kalıyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Aşk Çeşmesi’nin başına iniyoruz. Evet buradalar. Etraf Barcelonalı kaynıyor. Çeşme başı tezahüratlar başlamış da, derinlikten yoksunlar. Kendini tekrar var çokça. Biraz da Manchesterlı var, ama gün boyu sokaklardaki oran bire on desek yalan söylemiş olmayız. Sonra çeşmenin tepesine Chelsea formasıyla bir fırlama çıkıyor. Chelsea formasını koyuyor yukarıya falan, şovlarda. Tabi polis geliyor hemen, paketleyip götürüyor çocuğu. Klişe son, “Polis göz açtırmıyor!”.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/__PrhTRX-21c/SwVHDB7hAzI/AAAAAAAAC7o/_9-yAll7kCM/s1600/DSC_0064.JPG"&gt;&lt;img src="http://1.bp.blogspot.com/__PrhTRX-21c/SwVHDB7hAzI/AAAAAAAAC7o/_9-yAll7kCM/s400/DSC_0064.JPG" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5405805045111391026" style="cursor: pointer; width: 400px; height: 266px; " /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yeni rota İspanyol Merdivenleri. Roma’nın en turistik yerlerini böyle görmek şahane. Orayı da Barcelonalılar kapmış. Yine bağırış çağırış, cümbüş kıyamet. Biraz orayı da gözleyip, maç öncesi son dinlenmeyi yapmak üzere bir cafe arıyoruz. Girmeye niyetlendiğimiz bir cafeye Özgürcan giriyor önce, arkasında da Hakan Şükür, Gökhan Şükür, İbrahim Kutluay, Acun Ilıcalı. Fazla muattap olmayıp başka cafeye yönleniyoruz, bunları nasılsa her yerde görürüz ukalalığıyla.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Stada gidiş vakti geliyor artık. Normalde tramvay var Olimpico’ya giden, ama o izdihama nasıl dayanır üç beş tane vagon? Ama Roma Belediyesi tedbirli. Tramvay durağından otobüsler kalkıyor. Kalkıyor kalkmasına da hepsinin içi balık istifi şeklinde. Her ne kadar alkolsüz olsa da millet, topluluk psikolojisi işte. Otobüste başlıyor şarkılar. Manchesterlısı da var Barcelonalısı da. İniyoruz güç bela otobüsten, İngiliz taraftarların nerede olduğunu o an anlıyoruz. Stada giden köprünün üzeri kalabalık ve bol bol karaborsacı. “500 avroya biletinizi alırım” diye sesleniyor birisi, duymazdan geliyoruz. Aklımızı çelebilecek bir teklif gelme ihtimaline karşı hazırlıksızız. Biz paşa paşa maç günü atkımızı ve dergimizi alıp içeriye doğru yollanıyoruz. Farkediyoruz ki, bizim biletlerin bulunduğu Curva Nord İngilizler’e ayrılmış, bende gülümseme, Hasan’da hüzün.  Maç günü dergisi satan yerde izdiham var. İngilizler beşer onar tane alıyorlar dergiden. Dergi 10 avro! &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/__PrhTRX-21c/SwVHU37OWuI/AAAAAAAAC7w/zp4XjN06QK4/s1600/DSC_0025.JPG"&gt;&lt;img src="http://1.bp.blogspot.com/__PrhTRX-21c/SwVHU37OWuI/AAAAAAAAC7w/zp4XjN06QK4/s400/DSC_0025.JPG" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5405805351663459042" style="cursor: pointer; width: 400px; height: 266px; " /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Giriş sırasına geçiyoruz, kalabalık. Yanımızdaki olay bizi çok şaşırtıyor. Bir orta yaşlı Manchester United taraftarı, yanındaki adama söyleniyor. Anladığımız kadarıyla sohbet &lt;b&gt;“Siz bilet alıyorsunuz, benim arkadaşlarım gelemiyor maça. Ne hakla geliyorsunuz maça, sizin yeriniz burası değil”&lt;/b&gt; şeklinde. Karşıdaki zavallım &lt;b&gt;“Ama futbolu seviyoruz biz, maç izlemek istiyoruz”&lt;/b&gt; savunmasında. Biz kafamızı öne çevirip ilgilenmiyor gibi yapıyoruz, bizi de farketmese bari. Öbür adamcağız ise küfürün şiddetine dayanamıyor ve çıkıyor kuyruktan.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Çıkış kapısından sahaya girdiğimizde dünyam bir kez daha değişiyor. Stadın tamamına yakını dolu, ortalık mükemmel, renkler harika. Büyülenip kalıyorsunuz öylece. Yerimizi alıp seyre dalıyoruz ortalığı. İngilizler biraz daha fazla gibi. Curva Sud tamamen kırmızı lacivert, Curva Nord kırmızı beyaz. Maç öncesi gösteriler çok güzel. Ama artık biz sabırsızlıkla ilk düdüğü bekliyoruz. Takımlar sahaya çıkınca bir gök gürültüsü. Maç başlarken iki tarafta da koreografi var. Barcelonalılar FCB yazıyor tribüne, Manchesterlılar ise “For Sir Matt”. Sir Matt Busby anısına malzemeler hazırlanmış, biz de kaldırıyoruz.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/__PrhTRX-21c/SwVHwt1gSRI/AAAAAAAAC74/UVSGpjM3-v8/s1600/DSC_0062.JPG"&gt;&lt;img src="http://2.bp.blogspot.com/__PrhTRX-21c/SwVHwt1gSRI/AAAAAAAAC74/UVSGpjM3-v8/s400/DSC_0062.JPG" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5405805829991450898" style="cursor: pointer; width: 400px; height: 266px; " /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Maçın ilk düdüğüyle birlikte biz bulunduğumuz tribüne hayran olmaya başlıyoruz. Daha önce İngiltere’de de maç seyrettim, ancak ben maça bu kadar hakim bir seyirci topluluğunu hiç görmedim. Sürekli oyuncuların vites arttırmalarını sağlayan, hata yaptıklarında hemen onları tekrar maça bağlayacak şarkıları söyleyen, atak yaparken top taca çıktığında bile gök gürültüsü etkisi yaratan bir taraftardan bahsediyoruz. Üstelik bunu küçük bir grup yapmıyor, en az 10.000 kişi aynı anda hareket ediyor. Biz ise yıllardır kendimizi kandırdığımız büyük Türk taraftarı balonunu patlatıyoruz beynimizde. Manchester iyi başlıyor ama golü Barcelona atıyor. Sonrası malum. Manchester toparlanmaya çalışıyor, Barcelona izin vermiyor. Nakavt yumruğu da Messi’den gelince, Katalanlar kupayı alıyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/__PrhTRX-21c/SwVH-IzETUI/AAAAAAAAC8A/3_KXL1KzzGo/s1600/DSC_0006.JPG"&gt;&lt;img src="http://4.bp.blogspot.com/__PrhTRX-21c/SwVH-IzETUI/AAAAAAAAC8A/3_KXL1KzzGo/s400/DSC_0006.JPG" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5405806060567285058" style="cursor: pointer; width: 400px; height: 266px; " /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kupa töreninden önce bizim tribünden gidenler var, ama bir kısmı da kalıyor. Sessizlik anlarında Manchester tezahüratı yapıyorlar. Bu arada maç boyunca arkamızda kendi kendilerine sevinmeye çalışan yolunu şaşırmış birkaç Barcelona taraftarı da kendilerinden geçmiş. Hakeden kupayı kaldırıyor, biz ise bir türlü stattan çıkamıyoruz.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Dışarı çıktığımızda da hemen gidesimiz gelmiyor, dolanıyoruz ortalıkta. O arada Hasan bir anda heyecanlanıyor, bağırmaya başlıyor arkadan “Rıdvan abi, Rıdvan abi” diye. Şeytan’ı Olimpico’da yakalamışız, bırakılır mı? Buranın adı da “Şeytan Bulvarı” oluyor artık.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/__PrhTRX-21c/SwVIJT_JFiI/AAAAAAAAC8I/zwWnKzyo1xo/s1600/DSC_0046.JPG"&gt;&lt;img src="http://2.bp.blogspot.com/__PrhTRX-21c/SwVIJT_JFiI/AAAAAAAAC8I/zwWnKzyo1xo/s400/DSC_0046.JPG" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5405806252549281314" style="cursor: pointer; width: 400px; height: 266px; " /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Maç öncesi 10 avroya aldığımız atkıları 5 avroya satıyorlar, gıcık oluyoruz. Satılamayan biralar sokaklara çıkmış, oh çekiyoruz. Sonra yine sıkış tepiş bir tramvay bulup atlıyoruz, içi Manchesterlı dolu. Yanlış maç mı izledik, yoksa kupayı onlar mı kazanmış? Yol boyu bağırıp çağırıyorlar. Anti tezahüratlar Barcelona’ya karşı değil, City’ye karşı. Herkesin aklı kendi köyünde. “Biz zaten geçen yıl kazanmıştık” şarkılarını söylüyorlar. Bir tane de İstanbul şarkısı, City’lilerin UEFA finali oynama hayalinin yıkılmasına atfen:&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;İstanbul İstanbul you’re not coming (İstanbul İstanbul gelmiyorsunuz)&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;İstanbul İstanbul you’re lying (İstanbul İstanbul yalan söylüyorsunuz)&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;İstanbul İstanbul you’re not coming (İstanbul İstanbul gelmiyorsunuz)&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;You’re not coming, cause you’re fucking shites! (Gelmiyorsunuz çünkü boktan şeylersiniz)&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İngiliz şarkılarıyla dönüyoruz şehre. Hemen otele gitmemek lazım tabii ki. Şehrin içini de kolaçan etmek gerek. İspanyol merdivenleri, aşk çeşmesi, meydanlar yine Barcelonalılar tarafından kuşatılmış. Gün boyu söyledikleri tek şarkı olan “Barsa, Barsa, Baaarsaaaa”yı söylüyorlar yine. Sıkıldık artık. Üç beş apaçi Romalı da gelmiş, “burası Roma buradan çıkış yok” tadında kendi şarkılarını söylüyorlar. Polis havuzların etrafını çevirmiş, atlamaya çalışanları direkt götürecek. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Aşk Çeşmesi’nin başında bitiriyoruz geceyi. Rivayet odur ki, buradaki suya bozuk para atan kişi, tekrar gelirmiş Roma’ya. Roma’dan geçtim, ben tekrar şampiyonlar ligi finali yaşama derdindeyim, dualarım bu yönde. Son sürprizi de çeşme başında yaşayıp dönüyoruz otele. İki Katalan görüyor formaları, “Ooo Fener” diyorlar. Sonra bir arkadaşlarını daha alıp Fener’e Opera’ya başlıyorlar. Zar zor susturuyoruz, kaçıyoruz.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/__PrhTRX-21c/SwVIh-cO3oI/AAAAAAAAC8Q/4fZBK5ciIZ8/s1600/DSC_0029.JPG"&gt;&lt;img src="http://1.bp.blogspot.com/__PrhTRX-21c/SwVIh-cO3oI/AAAAAAAAC8Q/4fZBK5ciIZ8/s400/DSC_0029.JPG" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5405806676262444674" style="cursor: pointer; width: 400px; height: 266px; " /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;HAFTASONU BONUSU&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Burada bitirmemek lazımdı Roma turunu. Hafta sonu İtalya’da ligler bitecekti. İlk hedef Serie B’nin son haftasında Pisa-Brescia maçını izlemekti. Denk getiremedik. Zaten son dakika golüyle küme düşmüş Pisa, yazık olmuş. Bari Roma’da Roma-Torino maçına gidelim dedik. Roma’nın bir iddiası kalmamış, Torino ise kümede kalmak için rakiplerinin kaybetmesini bekliyor, kendi kazanması bile yetmiyor. Maça 10 dakika kala stat etrafındayız ama bilet gişesi 2-3 kilometre ileride. Önce oraya gidip bilet almamız gerekiyor. Alalım almasına da her bilet için herkesin pasaport numarası ve doğum tarihini alıyorlar. E böyle olunca da 10 kişilik kuyruğun erimesi 30 dakika sürüyor. Stada döndüğümüzde ilk yarı bitmiş, devre arası içeri girebiliyoruz. Maç başlıyor ama skoru öğrenemiyoruz bir türlü. Skorborda reklam doldurmuşlar, arada da diğer maçlardan skorlar geçiyor. Lazio gol yeyince sevinç, Torino’nun rakipleri gol atınca sevinç. Torinolular’a &lt;b&gt;“Serebi, serebi” (Serie B) &lt;/b&gt;diye bağırıyorlar. Ortalık geriliyor ara ara, bizim tribünlerde görmeye alışık olduğumuz manzaralar. Sonradan öğreniyoruz ki maç 1-1 miş. Vucinic bir tane atıyor, sonra Totti penaltıdan. Torino’nun 3-2 yapan golü yetmiyor, maç böyle bitiyor, Torino küme düşüyor. Kaptan Rosina ağlıyor tribünlere doğru gelirken. Romalılar ise sezonun son maçında takımlarını alkışlıyor. Bu arada oyuncular çocuklarıyla sahaya dönüp onlarla top oynamaya başlıyorlar. Olimpico’da sezon bitiyor, biz de bu anılarla dönüyoruz memlekete.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;by tunchay&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1317836566512638841-7190681230318808413?l=vliegendenederlander.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://vliegendenederlander.blogspot.com/feeds/7190681230318808413/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=1317836566512638841&amp;postID=7190681230318808413&amp;isPopup=true' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1317836566512638841/posts/default/7190681230318808413'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1317836566512638841/posts/default/7190681230318808413'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://vliegendenederlander.blogspot.com/2009/11/oradaydim-roma-finale-2009.html' title='ORADAYDIM - ROMA FINALE 2009'/><author><name>tunchay</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09488654604072171684</uri><email>tunchay@gmail.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='11051257823726120414'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/__PrhTRX-21c/SwVAVTno2nI/AAAAAAAAC6g/w_6PyGJwVIM/s72-c/DSC_0072.JPG' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1317836566512638841.post-6591304666619435034</id><published>2009-11-13T11:25:00.001+01:00</published><updated>2009-11-13T16:41:25.510+01:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tunchay'/><title type='text'>SON ZAMANLAR YAPTIKLARIMA BAKMA N'OLURSUN</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/__PrhTRX-21c/Sv0vNqWSQwI/AAAAAAAAC6Q/iLM8pLt_quM/s1600-h/0000037365.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 292px;" src="http://4.bp.blogspot.com/__PrhTRX-21c/Sv0vNqWSQwI/AAAAAAAAC6Q/iLM8pLt_quM/s400/0000037365.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5403527039667028738" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Efendim hepinize kucak dolusu merhabalar. Muhabbetle kucaklıyorum sizleri. Bu aralar yine Tuncay'ın düzensiz tarafı hortladı. Yapacak bir sürü şey, yazacak bir sürü görmüşlük var ama, günün 10 saati karşısında olsak da bilgisayarın, el gitmiyor bir türlü klavyeye.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yine ben en iyi bildiğim işi yapayım bari. Son zamanlarda aklıma takılan şeyleri şöyle bir kısa not haline getireyim. Haftasonu notlarına bir süre ara vermek gerek, elde notluk iş olmayınca zorlama olsun istemiyorum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Geçen haftadan başlayalım. Atakan, Ülker'den numaralı davetiyesi ayarladı, Wolfsburg-Beşiktaş maçına gittik. Yalnız İnönü'nün numaralısının sadece adı numaralı. Alt kattaydık, maç boyu yağmuru yedik üzerimize. İnsanlara oraya 200-300 TL para veriyor ve yanlarına hastalık kalıyor yadigar. Yazık. Hakkımızı istemeyi bilmemenin tribünlere yansıması diyelim geçelim maça. Wolfsburg'un nasıl bir takım olduğunu merak ediyordum açıkçası. Pek parlak olmayan isimlerle kurdukları ahengi görmek açısından iyi bir 90 dakikaydı. Magath sonrası o üstüste bilmemkaç maç kazanıp şampiyon olan takımın uzağında olduklarını biliyorduk, ama yine de maçı kazanacak planları Beşiktaş'a göre daha inandırıcıydı. Evet oraya gelelim, Beşiktaş'ın kazanacak planı yok yahu. Serdar Özkan'ı forvetin arasında görünce Galatasaray maçında tutmayan planın tekrarını göreceğiz diye düşündük öyle de oldu. Peki sonra ne oldu? Yıldırım Demirören'in ayaklanışını bizzat gördüm ardımda. Tribünün tepkisinin acımasızlığı ve teksesliliği de ayrı bir notuydu gecenin. Ama klasik lafı tekrarlamak gerekir: Kılıçla yaşayan kılıçla ölür. Bugüne kadar pohpohlanan sırtı patpatlanan Çarşı, gün gelecek namluyu arkasındakilere de çevirecekti. Bugün kurban (kurban demeye de dilimiz varmıyor da gerçi) Demirören. Yarın başkası olacak, öbür gün belki kendileri. Gücü eline alıp da abartmayan bir merci olacak mı bu ülkede?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/__PrhTRX-21c/Sv0xRY8YuzI/AAAAAAAAC6Y/HVanf2rlN4M/s1600-h/steau.jpg"&gt;&lt;img src="http://1.bp.blogspot.com/__PrhTRX-21c/Sv0xRY8YuzI/AAAAAAAAC6Y/HVanf2rlN4M/s400/steau.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5403529302737730354" style="cursor: pointer; width: 400px; height: 298px; " /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Sonra perşembe Fenerbahce-Steau maçı. Bu maçın en ilginç notu Hasan'dan. Hasan ilk maç için Bükreş'e de gitmişti. Steau yöneticileriyle taraftar ürünleri konusunda da görüşmelerde bulunmuştu. İstanbul'daki maçın oynanacağı perşembe sabahı erkenden çalmaya başlar Hasan'ın telefonu. Bükreş'in pazarlama müdürü arayan. "Hasan kurtar bizi, formalardaki bahis reklamlarının kapanması lazım" demektedir ses. Hasan gider, formaları alır, iki kat baskı yaptırır, maça yetiştirir formaları. Steau da maça böyle çıkar. Tabi Hasan kendine de almıştır bir forma. O değil de bu Steau, bir senede nasıl bu hale geldi? Geçen sezon başında Galatasaray'ı iki maçta da gayet iyi oynayıp eleyen takım, Fenerbahçe'den puan alamayan takım haline gelmiş. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Bir de bu reklamsız forma hadisesi Lyon-Liverpool maçında oldu. Liverpool'un Carlsberg'siz reklamına aşinayız, içki reklamının yasak olduğu ülkelere çıktıklarında reklamsız oynuyorlar. İyi de Lyon hem evindeyken neden reklamsız oynadı, merak edilen buydu. Belki başka bloglarda yazılmıştır ama pek bir şey de okumuyorum son zamanlarda. Duyduğumu aktarayım. BetClic firması Lyon'la sadece şampiyonlar ligi için ve sadece dış saha maçları için anlaşmış. İlginç ama böyle hakikaten. İngiltere'deki maçta reklam vardı hatırlarsınız. Konu açılmışken Babel'in golüne de şapka çıkaralım.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Haftasonu heyecan bizim topraklarda değildi pek, Gerland'daki hadise ise hala dillerde. Son 12 dakikasının tamamını izlemenin yolunu bilip de paylaşmayanın ta..!&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Vassell'e bu yapılır mı yahu? Otele de yöneticisine de ayıp. Ankaragücü'ndeki şu rezillikleri gördükçe federasyonu daha bir takdir edesimiz geliyor. Yönetici müsveddelerini de tamamen temizleseler şu futboldan da rahat bir nefes alsak. Yazıktır.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Fenerbahçe'den yolu geçip de öbür tarafa göçenler kervanına bir yenisi daha eklendi: Ivan Vişnevski ve Conrad McRae'den(Allah Larry Richard için gecinden versin) sonra şimdi de Enke. Bilemeyiz çektiği acıları geçtiği yolları, ama intihar edenlere hep kızgınımdır, bencilliklerinden dolayı.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Daha bir şey var mıydı acaba, varsa da sonrakine kalsın. Ben de biraz şu gezi notlarını harmanlayıp sunayım sizlere, yediğim içtiğim bile bana kalmasın.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;by tunchay&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Daha bir şey var mıydı &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1317836566512638841-6591304666619435034?l=vliegendenederlander.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://vliegendenederlander.blogspot.com/feeds/6591304666619435034/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=1317836566512638841&amp;postID=6591304666619435034&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1317836566512638841/posts/default/6591304666619435034'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1317836566512638841/posts/default/6591304666619435034'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://vliegendenederlander.blogspot.com/2009/11/son-zamanlar-yaptiklarima-bakma.html' title='SON ZAMANLAR YAPTIKLARIMA BAKMA N&apos;OLURSUN'/><author><name>tunchay</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09488654604072171684</uri><email>tunchay@gmail.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='11051257823726120414'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/__PrhTRX-21c/Sv0vNqWSQwI/AAAAAAAAC6Q/iLM8pLt_quM/s72-c/0000037365.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1317836566512638841.post-4660391165172103348</id><published>2009-10-30T16:32:00.003+01:00</published><updated>2009-10-30T16:44:45.225+01:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tunchay'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Damak Tadı'/><title type='text'>YEDİ SEKİZ HASANPAŞA</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/__PrhTRX-21c/SusHMU0RN7I/AAAAAAAAC6I/DUCADn8DGgo/s1600-h/78.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 288px;" src="http://4.bp.blogspot.com/__PrhTRX-21c/SusHMU0RN7I/AAAAAAAAC6I/DUCADn8DGgo/s400/78.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5398416486661437362" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Geçen ayı dünyanın çeşitli mutfaklarını tadarak geçirdim. Hayatımın yemek kültürü açısından en değişik dönemiydi. Peşisıra Vietnam, Çin, Greek, Amerikan, Japon, İngiliz, Meksika, Etiyopya mutfaklarına daldım, İnjera yedim, yengeç yedim, acayip acayip şeyler yedim, çoğunu beğendim galiba - en azından farklıydı. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Klişeye dönüp ama n'olursa olsun ülkemizin mutfağı en güzeli demeyelim tabi. Onu kestirmek bizim işimiz değil. Fakat az evvel Yedi Sekiz Hasanpaşa'nın önünden geçerken saat de tam 5'e gelmek üzereyken bir acıbadem ve mekik alıp çayla içsem nasıl olur diye düşündüm, sonra da aklıma siz geldiniz!&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yazmıyorduk epeydir, fırsat bu fırsat olsun. Yedi Sekiz Hasanpaşa Beşiktaş Çarşı'da yer alır. Esas Yedi Sekiz Hasanpaşa da Beşiktaş'ta karakol komutanlığı yapan şiddetiyle meşhur bir zatmış. Burayla ne alakası var arayamadım şimdi, bilen yazar zaten. Biz öze gelelim. Eski püskü hali hiç değişmemiştir, benim Beşiktaş'ta yaşadığım 10 yılda. Dışarıdan gördüğünüzde pek dikkatinizi çekmeyebilir bu yüzden. Ama bir şekilde içeriden birşeyler alırsanız müptelası olabilirsiniz.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ben acıbademleriyle samimiyet kurdum önce. Alışılmışın dışında daha küçük ve tek parça olur burada. Bir gün acıbadem kalmadığında da mekikle tanıştım. Bazıları selanik gevreği ve kokoyu çok sever. Neyse epey çeşit tatlı tuzlu kurabiye vardır burada. Beş çayı için idealdir. Beşiktaş çarşısını sevmek için önemli sebeplerden biridir. Halkın buraya girip bir şeyler alması hiç değişmeyen günlük alışkanlıklardandır.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Girdiğinizde bir zil çalar kapıda, amcaların bir kere yüzüme gülmüşlüğü ve konu harici söz etmişliği yoktur, tartıları hala eski usül ibreli cinstendir. Kuru pastaların kilosu 14 ila 16 lira arasıdır. 250 gramlık paketler yeterli olur genelde.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sonra gelirsiniz eve, demlersiniz çayı da, yersiniz içersiniz pek güzel olur. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;by tunchay&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1317836566512638841-4660391165172103348?l=vliegendenederlander.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://vliegendenederlander.blogspot.com/feeds/4660391165172103348/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=1317836566512638841&amp;postID=4660391165172103348&amp;isPopup=true' title='9 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1317836566512638841/posts/default/4660391165172103348'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1317836566512638841/posts/default/4660391165172103348'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://vliegendenederlander.blogspot.com/2009/10/yedi-sekiz-hasanpasa.html' title='YEDİ SEKİZ HASANPAŞA'/><author><name>tunchay</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09488654604072171684</uri><email>tunchay@gmail.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='11051257823726120414'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/__PrhTRX-21c/SusHMU0RN7I/AAAAAAAAC6I/DUCADn8DGgo/s72-c/78.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>9</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1317836566512638841.post-2192834082704048468</id><published>2009-10-27T09:25:00.000+01:00</published><updated>2009-10-27T09:29:11.597+01:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Haftasonu Notları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tunchay'/><title type='text'>HAFTASONU NOTLARI 2010 - 7</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/__PrhTRX-21c/SuV58wn8iPI/AAAAAAAAC6A/CQkVVbX1bB0/s1600-h/zopt_20.jpeg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 297px;" src="http://3.bp.blogspot.com/__PrhTRX-21c/SuV58wn8iPI/AAAAAAAAC6A/CQkVVbX1bB0/s400/zopt_20.jpeg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5396853813224966386" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ara uzadı, ama dünkü maçla hayata döndük. Her şeye rağmen seviyorum ben bu maçları. Katlanamıyorum, yüreğim sıkışıyor, tam hazırlanamadığınız sınavın iptal olması için anlamsız bir istek duyarsınız ya, hep o oluyor, hemen bitsin, sonu gelsin istiyorum ama bir şekilde, ilk düdükle son düdük arası dakika saymama rağmen geçiyor bitiyor, kişisel derbi tarihime bir halka daha ekleniyor her seferinde. Ben bu gerilimli haliyle sevdim derbiyi!&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Notlar derbiyle işgal olacak, mazur görün, o varken diğer her şey silikleşiyor, biliyorsunuz işte. Zaten kaydadeğer başka bir şey de izlemiyorum kaç zamandır, ara verdik aşırı futbol günlerine, Ahmet'e devrettik. Ahmet demişken belirtelim. Kaç zamandır kafamızda olan Stat Gezginleri projemiz, Hyundai ve FourFourTwo'nun ortak projesiyle hayat buldu. FourFourTwo kasım sayısında Ahmet'in Ege turunu ve bu turda yaşadığı şahane olayları okuyabileceksiniz. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Saat 5 olmuştu Nazlı'ya geldiğimde. Ekip rakı masasını evde kurmuş, son 10 yılın maçlarını izleyerek hazırlanıyordu derbiye. Ben ise başka işler yüzünden sokaklardaydım o saatlerde. Gözlemlere de o saatlerde başladık esasen. Bana mı öyle geldi bilmiyorum ama, Galatasaraylılar'ın kazanabiliriz umudu ve arzusunun zirveye çıktığı maçtı bu maç. Eh öyle olduğu da Facebook'ta ve sokaklarda belli oluyordu. Bilenmiş mesajlar ve giyilmiş formalar, isteğin canlılığına delaletti belki. Gelgelelim öte tarafta da bir ekstra motivasyon vardı galiba. Rakibin iyi durumda olması, hücum hattının ürkütücü yanı, sarı lacivertlileri de gaza getirdi. Nazlı'ya geldiğimde sokağın haline inanamadım gerçekten. Renkleri boşverin de, futbol din ya hani, cenneti varsa orası gibi bir yerdi herhalde. Saat 6 sularında etraftaki 5-6 tekel bayide bira kalmadığına şahit olduk. Corona'ları ve light'ları yağmalıyorlardı en son. Biz geç kalmışlığın da etkisiyle prag usulü fanta-votkalarla başladık işe, iyi de geldi. Meşaleciler de ortamı fırsat bilmiş, yakaladıklarına satıyorlardı. Satılan da yanıyordu tabi hemen. Dumanın kokusunu da özlemişiz, içimize çektik.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Tuvalet sıkıntısı var tabi sokakta, bilen bilir. Arka sokaktaki bir boş arsa o işi görüyordu dün akşam. Oraya doğru yönlendiğimde sokakta feryat figan bağıran bir kadın gördüm, yardım istiyordu. "N'olur gelin Fenerbahçeliler evimize saldırdı, babam kalp hastası, bıçak çekti" falan diye gaza gelmiş. N'oluyor derken birkaç kişiyle daha çıktık baktık yukarıya. Adam nasıl bir gaza gelmişse, ufacık çocuk var ağlıyor. Etrafta da kimse yok. Herhalde sokaklarda iyice vandal hale gelen birkaç gerizekalı şişe falan attı cama, bunlarda da bir telaş. Neyse ki iş açmadık başımıza, sakinleşti olay, geri döndük yerimize.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Bir iddiam vardı maçtan önce. Yukarıda da anlattığım sebepten kırılma maçıydı bu maç. Galatasaray'ın arzusunun tavan yapacağını, bu noktada da kazanamazlarsa, belki bir beş yıl daha aşağıya doğru bir eğri olabileceğini düşünüyordum. Doğru çıkar mı bu tespit bilmem ama, yine de taraftardaki ve camiadaki bu arzunun sahaya yansıtıldığını söyleyemeyiz.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Sahaya yansıma falan dedik, girelim artık içeriye, maçı anlatalım. İçeriye girince bir bayramlaşma faslı başlıyor tabi artık. Görmediklerimizi görüyoruz, gazın son haline geliniyor artık. Seneye şeker-kolonya getirmeyi düşünenler var, o derece. Bu geyiği dünkü idmanda Koch da yapmış, futbol bayramını şeker dağıtarak kutlamış. Biz ise, dakikalar yaklaştıkça heyecanı harlıyoruz. Hele içeride neden olduğunu o an bilmediğimiz 15 dakikalık gecikme iyice geriyor. Meğersem neler olmuş biz görmezken. Kavgalar döğüşler, yarılan kafalar. Maç başlar başlamaz Baros da sedyeye düşünce, gidişat hakkında endişeleniyoruz. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Kim ne derse desin, on yıldır bu maçların gidişatı hep Fenerbahçe lehine olması gerektiği gibi oluyor. Daha ilk dakikalarda sayılmayan gol arzuları katmerliyor. 12. dakikada artık bu maçlarda görmeye alıştığımız ufak bir Galatasaray savunması konstrasyon kaybı ve boşta Alex'in dokunuşu. İkinci yarı başlamış ve Galatasaray'ın yüklenmesi beklenirken, bir kaleci hatası, bir penaltı ve ikinci gol. Belki bu golün hemen ardından yenen gol işleri sarpa sardırabilirdi bu kez, orada da Keita'nın kritik bir dakikada dışarıda kalması belirleyici oldu. Sonrası zaten olması sürpriz olmayan bir gol daha ve sonuç.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Daum'un hakkını yemeyelim. Bükreş'te işe yarayan oyun yapısını değiştirmedi. Galatasaray'ın en önemli ama bir yandan da tek önemli planı olan kanat oyunlarına karşı akıllı bir diziliş kurdu sahada. Mehmet-Gökhan'ın direnci ve öbür kanatta da Vederson'un Inter maçındaki performansını hatırlatan oyunu, Galatasaray'ın çok şeyler beklediği Arda-Keita ikilisinin önünü tıkadı. Bu anlarda aslında plan b'yi yaratması beklenen Elano'nun da henüz istenen seviyenin yakınlarında bile olamaması işleri değiştirdi bence.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Lefter-Alex buluşmasına ithafen, alternatif güncellenmiş slogan önerisi, tam zamanı: &lt;b&gt;"Ver Alex'e, yaz Excel'e!"&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;*&lt;/b&gt; Sahaya bir şeyler atılması falan tasvip edilecek şeyler değil. Son 1-2 yıldır azalmıştı Kadıköy'de bence. Ama bu yıl yine abardı olay. Ben burada da Galatasaray'ın görece daha kuvvetli ve favori olarak gösterilmesinin Fenerbahçe taraftarının bozulmaya doğuştan müsait psikolojisini etkilediğini düşünüyorum. Sanki rakip daha kuvvetliyken bir şeyler yapmaya mecbur hissediyor bazı aptallar kendisini. Bir işe yaradığı da görülmemiş bugüne değin! Eğer saha dışı olaylar oyunu etkiliyor olsaydı herhalde 2007 Mayıs'ındaki o efsane olaylı maçta Fenerbahçe'nin beş yemesi gerekirdi. Net bir şey var, soğukkanlı kalan, mücadele eden kazanıyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Bir de şeyi konuştuk. 10 senedir kimler geldi kimler geçti. O gün sahada olan tek futbolcu vardı pazar günü oynayan: Emre Belözoğlu. (Bu arada arşivleri karıştırırken şunu buldum 7 mayıs 2001 gazetelerinde; koymasam çatlarım: &lt;i&gt;Emre çıldırdı - GALATASARAY otobüsü, güvenlik için maçtan sonra uzun süre staddan ayrılamadı. Bu sırada birçok taraftar, ellerindeki darbukalarla oyuncuları kızdırmaya çalıştı. Emre’ye çok sayıda laf atıldı. Adeta çılgına dönen Emre, otobüsten inmeye çalıştı. Takım otobüsündeki yöneticiler bu oyuncuyu güçlükle sakinleştirdi. &lt;/i&gt;) Formaları değiştirmişti tabi. Şunu demek istiyorum. Olay sadece Kadıköy deplasmanında artık varolduğu söylenen gerilimli ruh halini geçmiş durumda. Tam bütün futbolcular artık alıştı, geçen yılki kavgadan sonra bu yıl daha sakin geçebilir diye düşünürken, sene başında ülkeye yeni gelen iki oyuncu işleri başa sarıyor: Baroni ve Keita. Baroni belki oradaki itmesinin böyle bir sonuca yol açacağını düşünmüyor olabilir, çünkü bilmiyor işte tarihi. Ya da Keita, kendisine gelen su şişesini kenardaki federasyon görevlisine götürdüğünde hakikaten işe yarayacak sanabilir, çünkü bilmiyor. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Toparlayalım. Nereye kadar gidecek bu iş bilmiyoruz. Ama elimizden geldiğince şu derbileri korumaya çalışsak keşke. Fener taraftarının gözü önünde Galatasaray tribünlerine polis dalarken "oh oh" çekilmese keşke. Dışarıda işi refahı sağlamak olan polis, önce bize laf atıp, sonra coplarla dalmasaydı keşke. Hakemin kafasına gelmeseydi yabancı madde, sahaya hiçbir şey atılmasaydı. Sadece futbol kalsaydı geriye ve Rijkaard'ın stratejisini, Daum'un akılcılığını konuşabilseydik. Neyse ne diyelim, elde kalanlarla yetineceğiz.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Kısa özetler geçeyim diğer şeyler hakkında, çünkü hakikaten hiçbir şey izleyemedim bütün haftasonu. Eskişehir'in koreografisini yeni izledim, haftanın gürültüsünde es geçildi, ama yine alkışlanacak bir iş. Hayatımda ilk kez gördüğüm sahneye imza atan, gol atmadan sevinen oyuncu Ekrem Dağ da komikti hakikaten. Beşiktaş için kritik bir üç puan, Galatasaray'la 4 puan var arada sadece, üstelik Galatasaray'a yenilmelerine rağmen, o kadar da kötü değil durum. Trabzonspor için de kritik bir galibiyetti. Sivas'ın yerine aday Gençler ve Kayseri önemli 3 puanları bıraktı, ama Bursa hala yükselmeyi sürdürüyor. Yedek kulübesinde kırmızı kart görme rekorunu kırmaya oynayan Okan Buruk'a ne demeli bilmiyorum. Andre Moritz'in golüne ve o golü ona attıran Ali Güneş'e de şapka çıkaralım. Musa Aydın golü Bülent hocasına hediye etmiş asker selamıyla. Necati ise Antalya'da sahnelere geri dönüyor, bu performansla belki gol krallığı tabelasına üstlerden girerek, ismini tekrar hatırlatabilir. Özellikle geçen haftaki golü tekrar tekrar izlenmeli. Bir çift sözüm de Bangoura'ya! İnsan boş kaleye attığı gol için 3 takla atar mı yahu, o hatayı yapan kaleciye ayıp!&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Fenerbahçe kağıt üstünde 5 puan önde, bir de oynamadan kazanacağı 3 puanı daha var. Şimdiden 30 puan yapmış durumda. Geçen yıl ilk devreyi 33 puanla bitirdiğini hatırlatırsak, bu puan daha anlamlı oluyor. Bu yıl çıta daha yukarıda olacak ve Fenerbahçe'nin olası iki maçtaki puan kaybı yarışı yine 3-4 takım arasına çekecek. Tepedeki iki yalnız hipotezimiz şimdilik rafa kalkmış durumda. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bırakalım atıp tutmayı da gerisine bakalım. Heyecanın katsayısı körüklendi. Kış yaklaşıyor, domuz gribi söylemleri yoğunlaşıyor, bir yandan da çift basamaklı haftalarda ligdeki yerlerin daha belirli hale gelmesini takip edeceğiz. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;by tunchay&lt;span class="Apple-tab-span" style="white-space:pre"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1317836566512638841-2192834082704048468?l=vliegendenederlander.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://vliegendenederlander.blogspot.com/feeds/2192834082704048468/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=1317836566512638841&amp;postID=2192834082704048468&amp;isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1317836566512638841/posts/default/2192834082704048468'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1317836566512638841/posts/default/2192834082704048468'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://vliegendenederlander.blogspot.com/2009/10/haftasonu-notlari-2010-7.html' title='HAFTASONU NOTLARI 2010 - 7'/><author><name>tunchay</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09488654604072171684</uri><email>tunchay@gmail.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='11051257823726120414'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/__PrhTRX-21c/SuV58wn8iPI/AAAAAAAAC6A/CQkVVbX1bB0/s72-c/zopt_20.jpeg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1317836566512638841.post-6844068421509618509</id><published>2009-10-08T19:42:00.002+02:00</published><updated>2009-10-08T19:55:26.943+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gezi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tunchay'/><title type='text'>YEDEK KULÜBESİNDE BİLE GÖRDÜM</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/__PrhTRX-21c/Ss4kmUUs9mI/AAAAAAAACWQ/FaeBcwCE89w/s1600-h/yedek.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://2.bp.blogspot.com/__PrhTRX-21c/Ss4kmUUs9mI/AAAAAAAACWQ/FaeBcwCE89w/s400/yedek.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5390286044718233186" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bugün es günü. Dün gece döndüm, bu gece tekrar yolculuk var. Futbolun beşiği Londra'ya yapılan gezi fazlasıyla futbol dolu oldu. 6 stadyum, 3 maç, e bolca neşriyat falan derken, el çantasıyla gittiğim geziden 25 kilo çantayla döndüm.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Neyse şimdilik kısa notları verelim, detaylar ilerde, epey not tuttum maçlarda:&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Sokakta fotoğrafta gördüğünüz şekilde internet yok tabi, varol bey için çektik fotoğrafı. 3G desen hiçbir telefoncuda reklamı bile yapılmıyor. Ya adi bi vaka memlekette ya da Tugay bizi yiyor, bilemedim. Araştırıyorum, öğrenince aktaracağım.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Milwall-Tranmere maçı ilginçti. John Barnes'ı gördüm yahu, ayı gibi olmuş adam. Milwall 28'de 4-0'ı yakalayınca koptu iş. The Den'de de maç izlemedik demeyiz artık.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* İlk Premier Lig tecrübesi, Upton Park'ta gerçekleşti. Londra derbisi denebilecek maç 2-2 bitti son dakika golüyle. Bu daha başkaydı, hakikaten farklı bir şey var bu ada futbolunda.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Ada stoperlerinin neden genelde aptal adamlar olduğunu anladım. Detaylar sonra.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Leyton Orient-Brighton kupa maçını izleyen 1357 enteresan insandan birisi bendim. Ama gezinin bir gün öncesindeki üzücü olaydan sonra pek öyle Londra gecelerine akacak halim de yoktu zaten. Hal böyle olunca iyi bir alternatifti maç, son dakika golüyle Orient aldı, ama hakikaten fena maçtı.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Emirates başka bir stat, Arsenal de görmeyeli işi büyütmüş.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* White Hart Lane'e giden yol hala tehlikeli, bu konuya da eğilelim.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Lilywhites'ta ucuz forma bulamadım pek ama her takım mağazasından bir tshirt kaptım. Her gün farklı bir Londra takımı t-shirtü giyeceğiz bu gidişle.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Adidas store'da Fenerbahçe ile Galatasaray forması var ama Beşiktaş yoktu, yoğun ısrar üzerine kalmadığı şeklinde görüş bildiriyorum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Sportspages kapanmış, yazık. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Şimdilik bu kadar detaylar ilerde. Haydi bakalım.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;by tunchay&lt;span class="Apple-tab-span" style="white-space:pre"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1317836566512638841-6844068421509618509?l=vliegendenederlander.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://vliegendenederlander.blogspot.com/feeds/6844068421509618509/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=1317836566512638841&amp;postID=6844068421509618509&amp;isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1317836566512638841/posts/default/6844068421509618509'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1317836566512638841/posts/default/6844068421509618509'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://vliegendenederlander.blogspot.com/2009/10/yedek-kulubesinde-bile-gordum.html' title='YEDEK KULÜBESİNDE BİLE GÖRDÜM'/><author><name>tunchay</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09488654604072171684</uri><email>tunchay@gmail.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='11051257823726120414'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/__PrhTRX-21c/Ss4kmUUs9mI/AAAAAAAACWQ/FaeBcwCE89w/s72-c/yedek.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1317836566512638841.post-1844000372859395157</id><published>2009-09-29T15:24:00.000+02:00</published><updated>2009-09-29T15:28:44.029+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Haftasonu Notları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tunchay'/><title type='text'>HAFTASONU NOTLARI 2010 - 6</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/__PrhTRX-21c/SsILEru42cI/AAAAAAAACVQ/9XGu-ygvSV0/s1600-h/B_45b9700d6b8db143228f40a4e2bf0408.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 324px; height: 400px;" src="http://3.bp.blogspot.com/__PrhTRX-21c/SsILEru42cI/AAAAAAAACVQ/9XGu-ygvSV0/s400/B_45b9700d6b8db143228f40a4e2bf0408.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5386880279375305154" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Tembelleştik bu aralar, sebepleri bizde kalsın. Bahsetmiştim, trafik yoğun. Önümüzdeki 3 hafta pek ortalarda görünemeyebilirim, notlara da ara vermek gerekecek. Bilgisini vermiş olalım da, arkamdan çok konuşmayın. Bu hafta da biraz farklı notlar geçeceğim. İlginç basın açıklamaları gördüm gazetelerde, televizyonlarda. Onları özetleyelim, araya da bir iki şey sıkıştıralım.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Fotoğrafa bir not bırakalım. Dudak dudağa öpüşecekler gibi yahu.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Önce Couceiro'nun açıklamaları: &lt;i&gt;Ben geldiğimden beri anladığım bir durum değil. Ama her zaman taraftarımızın gelmesini istiyorum sahaya. Çünkü biz deplasmanlara gittiğimizde her zaman bizim taraftarımızdan daha çok ekiplere karşı oynadık. &lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: normal; "&gt;&lt;i&gt;Bizim için tabii ki futbolcular için taraftarımızın orada olması ve onlara destek vermesi çok önemli. Onları her maçımızda görmek isteriz. Takım olarak biz gruplandık, onların da bu gruba katılmasını ve bizi ligin sonuna kadar desteklemesini bekliyoruz.''. &lt;/i&gt;Bunu bu sayfalarda da başka yerlerde de yazdık. Türkiye'deki futbolun gelişimini engelleyen en önemli olgu taraftarsızlık. Fena olmayan bir takımı ve hocası var Antep'in. Ama maçlara seyirci gelmiyor işte. Adam da ne yapsın şaşırmış işte. Açıklamayı ararken Gaziantepsporlular.com sitesindeki bir taraftarın yanıtını da gördüm. Taraftardaki anlayışın özeti de kısaca budur işte: &lt;/span&gt;"Trübünün boş olmasını dert edenlere ;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;Eğer trübünün dolması isteniyorsa ilk önce seri galibiyetlere ihtiyac var 6 haftada tek galibiyete değil…. bu bölgede trübün dünyadaki trübünlere benzemez sevgili hocamız dünyadaki trübün kültüründe Kitleler futbolun peşinde koşar fakat burda başarılı takım şehri peşinde koşturur (örn: bkz Gaziantepspor geçmiş tarihi ) …yaşar canpolat-erkan sürer"&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;* &lt;/i&gt;Bu da Daum'dan:&lt;i&gt;"Mükemmel bir başlangıç yaşıyoruz. Haftalar geçtikçe işimiz zorlaşıyor. Oynadığımız her rakip bizden puan alan ilk ekip olmak istiyor. Hiçbir şey, tamamen bitmeden bitmiş değildir. Oyuncularımız bunu öğrendiler ve biliyorlar..."&lt;/i&gt;&lt;i&gt; &lt;/i&gt;Çok olağanüstü bir laf değil ama doğru işte. Seri tutturmanın gerilimli bir yanı her zaman vardır. Galatasaray bu hafta olmadık bir yerde takıldı, Fenerbahçe'ye de aynısı olabilir. Bu arada üstüste kazanmada da 9 maç yaptı Fener. Yanlış hatırlamıyorsam rekoru 10 maç (Low zamanı). &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Antalyaspor-Fenerbahçe maçı ligin 32. haftasında falan oynansa ve son dakikada böyle bir gol olsa, kıyamet kopardı. Takımların ne kadar aptalca, amatörce hatalar yapabileceğini bir kez daha görelim, ve zamanı geldiğinde birilerine çamur atarken şu pozisyonu hatırlayalım. Unutmayalım ama hakikaten hatırlayalım!&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* &lt;i&gt;"Sağlık olsun Eses, sağlık olsun".&lt;/i&gt; Berabere bile kalmayan liderden bir puan koparan Eskişehirspor taraftarları, maçtan sonra galibiyet alamadığı için takımını teselli ediyor. Eh tabi küstahça bir tarafı var, ama komik.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Gerrard'ın golü araya girsin, hala izlemeyen varsa &lt;a href="http://video.ntvmsnbc.com/?948047#v174250161137222176037164157119194036249168174042"&gt;ntvspor.net&lt;/a&gt;'ten izleyebilir. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Ntvspor'daki gol özetleri demişken. Ligtv.com.tr bas bas bağırıyor ya maçın tüm golleri sitede diye. Onlar da Premier League'deki gibi, sadece golleri değil, tv'lere gönderdikleri 3 dakikalık özeti koysalar siteye, daha hoş olmaz mı? Sadece gol müdür yani maçtan görülmesi gereken. Kartlar, kaçan goller, kavgalar, güzellikleri de görse, televizyon izlemeyenler?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Guiza, kaçar mı onlar?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Rıza'ya bayılıyorum. Sanırım eldeki oyuncuları bilgisayar oyunu misali 100 üzerinden puanlamış, puanı en yüksek 11 oyuncuyu oynatıyor. Mehmet Yılmaz, Youla, Burak Yılmaz, Ümit Karan dörtlüsüyle Ali Sami Yen'e çıkılır mı yahu. Mehmet Yılmaz solaçık oynuyor, olaya bak. Yedekte de forvet yok haliyle, Serdar'dan başka. 60'da oyuncu değiştireceği de o kadar belliydi ki. Serdar ve Bülent'in katılımıyla klasik 4-4-2'ye döndüler ve maçın başından beri oynamaları gereken defansif ağırlıklı dengeli oyunu oynadılar. Şuraya yazıyorum, Eskişehir üstüste 2-3 maçta puan kaybetsin, direk tek forvetli, kalabalık orta sahalı oyuna dönecek. Böyle iş mi olur yahu?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Aylar sonra bahis oynayayım dedim, vaktim vardı, işim yoktu, karşımda iddia bayisi vardı. Cuma akşamından dört maç seçtim. Gençler'e, Ajaccio'ya, Banfield'a, Nürnberg'e bastım. Namussuzların üçü kazanamadı. Yine hevesimi kırdılar. Hadi kazanmayı beklemiyorum zaten. Ama en azından tek maçla falan kaçırayım heyecan olsun. Yok o da yok!&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Gençler'e kızdık ama, Bilal'in frikiği çok iyi. Bu da izlenmeli mutlaka. Vuruş tekniğini çok beğendim. Bursa'daki olaylara pek hakim değilim, yorum yapmayayım. Ama Antep'te Cesar Souza'nın frikiği de görülmeli.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bitsin böyle bu hafta da. Bana müsaade, dönünce görüşürüz artık!&lt;span class="Apple-tab-span" style="white-space:pre"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="white-space: pre;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="white-space: pre;"&gt;by tunchay&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1317836566512638841-1844000372859395157?l=vliegendenederlander.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://vliegendenederlander.blogspot.com/feeds/1844000372859395157/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=1317836566512638841&amp;postID=1844000372859395157&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1317836566512638841/posts/default/1844000372859395157'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1317836566512638841/posts/default/1844000372859395157'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://vliegendenederlander.blogspot.com/2009/09/haftasonu-notlari-2010-6.html' title='HAFTASONU NOTLARI 2010 - 6'/><author><name>tunchay</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09488654604072171684</uri><email>tunchay@gmail.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='11051257823726120414'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/__PrhTRX-21c/SsILEru42cI/AAAAAAAACVQ/9XGu-ygvSV0/s72-c/B_45b9700d6b8db143228f40a4e2bf0408.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1317836566512638841.post-8431776068318943711</id><published>2009-09-22T18:50:00.001+02:00</published><updated>2009-09-22T19:04:39.523+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Haftasonu Notları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tunchay'/><title type='text'>HAFTASONU NOTLARI 2010 - 5</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/__PrhTRX-21c/SrkDjf_ysLI/AAAAAAAACUs/mA86EHDX1yw/s1600-h/B_1415d76252cd57cfe61516ea5c5367ee.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 266px; height: 400px;" src="http://3.bp.blogspot.com/__PrhTRX-21c/SrkDjf_ysLI/AAAAAAAACUs/mA86EHDX1yw/s400/B_1415d76252cd57cfe61516ea5c5367ee.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5384338737917505714" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/__PrhTRX-21c/SrkDjf_ysLI/AAAAAAAACUs/mA86EHDX1yw/s1600-h/B_1415d76252cd57cfe61516ea5c5367ee.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;2 haftadır yapamadık, hastası yoktur notların; ama takip edenler kusura bakmasın artık. Eskiden gazeteler "yazarımız yurtdışında olduğundan.." diye başlayan cümleleler geçiştirirlerdi böyle günleri. Laptop çıktı mertlik bozuldu. Ben de fazlasıyla yollarda olduğum için yazamadım aslında bir süredir. Çarşamba günü de haftasonu notları yazmak komik olurdu haliyle. Neyse bu kadar mazeret yeter. Bayramın son gününde geçtiğimiz haftasonuyla ilgili bir şeyler yazalım, nitekim gündem yoğun!&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* İçimde kaldı, önce geçen haftasonu için aklımda geçen bir şeyi yazayım. Mustafa Denizli'yle ilgi. Deli mi dahi mi sorusunu Daum için sorar Türk basını. Ama Mustafa Denizli de bu ülkenin o açıdan en enteresan karakteri bence. Daha önceki dönemde diğer görev yerlerinde de yaptığı satranç hamleleriyle anıldı hep. Galatasaray'da Bülent Korkmaz'ı daha 20'sine basmadan Avrupa kupası maçında sahaya sürmesi, Fenerbahçe'de şampiyonluk maçında Yusuf ve Ali Güneş'i bambaşka rollerde oynatıp kupayı getirmesi hatırlanan hamlelerden birkaçı. Ama Fenerbahçe'deki kaderini değiştirenler de böyle hamlelerdi, onu da hatırlayalım. Örneğin o sıfır çekilen Avrupa macerasında Ali Güneş'in kaçırdığı golleri, Ali Akdeniz'in çizgiden çıkan kafasını da unutmamak gerek. Kumarları tutmadığında da büsbütün batıyor Denizli. Galatasaray maçında da Serdar Özkan'dı kumarı. Aslında tuttu da. Şimdiye kadar hazırlık maçında bile dört net gol pozisyonuna girmemiştir Serdar Özkan eminim. Ama işte şansın döndüğü an vardır ya, o yoktu. Üzerine Manchester United ve Kayseri mağlubiyetleri de gelince koltuk sallanıyor. Denizli'nin sezon başından beri devam etmek için pek hevesli olmadığını gözlüyorduk, ama şimdiki hamlesi hem kendisinin hem de Beşiktaş'ın geleceği açısından daha belirleyici olacaktır.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Evet normale dönelim. Haftaiçinde Avrupa mesaisi olunca büyükler haftasonunda da sıraya dizildi. Bayramda maç olmaz, olmamalı. Bir kez daha görüldü işte. Fenerbahçe'nin maçını kaçıracağımız belli olunca imdadımıza Eskişehirspor yetişti. Cumartesi tribünlerdeydik. Son iftarı müteakip, çayları içtikten sonra stada yollandık. Esstore'dan yepyeni parçalı formayı da aldık tabi, koleksiyona o da girsin. "Sırt numarası basıyor musunuz dedim", "yok" dediler. "Basacak mısınız orjinali" dedim. "Zor görünüyor, ama Maya Reklam var orada basıyorlar" dediler. Bu da böyle bir ticaret mantığı işte ne yaparsın.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Maça girdiğimizde İstiklal Marşı okunuyordu. Merdivenlerde o tereddütü yaşadım yıllar sonra. Dursam mı yürüsem mi? İçeri girdiğimizde de iğne atsan yere düşmez bir vaziyet vardı. Eskişehir Atatürk Stadı'nı bilen bilir, kötü bir mimarisi vardır. Kenarlarda bir yere oturmak zorunda kaldık. Saha görüşümüz zayıftı ama tribünlere hakimdik. Yani oynanan futboldan ziyade tribündeki ahengi anlatacağım ona göre. Maç malum, hakem çok konuşuluyor. Penaltıyı da çizgiyi geçen pozisyonu da pek göremedik. Hele 3. golde korner dışardan geliyor diyorlar onu anlamam hiç mümkün değildi. En nihayetinde Eses namağlup koşuya devam ediyor. 6 maçı namağlup geçip 12 puan toplamak önemli. İlk 6-7 içinde yer bulabilirler mi bilmem ama en azından geçen seneki korkuyu çekmemek adına bu toplanan puanlar çok kıymetli.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Gelelim tribüne. Son zamanlarda izlediğim maçlar arasında gördüğüm en iyi tribün performansıydı kesinlikle. Evet Fenerbahçe'nin bazı maçlarında bazı dönemlerde yüksek katılımlı tezahüratlar oluyor. Ya da işte Şampiyonlar Ligi finalinde Manchester United taraftarları da çok iyiydi. Ama Gaziantepspor maçında Eses taraftarının performansı bir başkaydı. İlk düdükten itibaren Espana'yla yapılan şovu ilk defa gördüm. Hakikaten çok iyiydi. Bando Eses'in de hakkını verelim bu iyilikte. İkinci yarıda da karşılıklı şinanari (kırmızı / şimşekler) şovu takımın vitesini arttırdı. Üçüncü gol tribünlerin bu galeyanını takiben geldi. Eh bayram öncesi de herkes coştu tabi. İkinci gol biraz homurtulara neden oldu ama üç puan Eskişehir'de bayramın havasını değiştirmeye yetti. Yüksek sesle olmasa da üçüncülüğün sürdürülmesi ve hatta mümkünse daha ileriye götürülmesi isteniyor. Bakalım, haftaya Ali Sami Yen'de görebileceğiz vaziyetin sürdürülebilir olup olmadığını.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* O değil de, tribünlerin amatör hali hakikaten hoşuma gidiyor. Amcalarla çevrili bir etrafta izlenen maç, aralarda acıbadem, kağıt helva, çekirdek satan satıcılar. İstekler art niyetsiz, sevinçler abartısız, dozunda. Elinden tutulup maça getirilmiş veletler, şovları izlerken ağızları açık kalan hevesli gençler. Güzeldi be.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Arıza atmış, Beşiktaş karışmış. Tekrar söylüyoruz, Beşiktaş toparlar toparlamasına, yüksek ihtimalle ilk üçte de yer alırlar. Sadece bu yıl sinir bozucu bir Fener-Galatasaray dominasyonu olabilir. Ona karşı dirayetli durabilmek lazım. Kayseri de kedi olalı İstanbul'da bir fare tutabildi. Yıllardır bunu yapamadıkları için bir çıt yükselemediler, bu sefer becerebilecekler mi göreceğiz.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Bu sefer kronolojik sırayla gidelim kendi kişisel tarihimize. Bayramın ilk günü karmaşadan kaçıp Sheakespeare'e attık kendimiz. Dışarıdaki panoda Rusya-Türkiye basket maçını verecekleri yazıyordu, ama girişte bir ayar çektik. Siz burada Birleşik Krallık'ı temsil ediyorsunuz, size Manchester derbisini vermek yaraşır dedik, gaza geldiler hemen açtılar. Ama izlediğimize de değdi be arkadaş. Fırat yazmış alt tarafa. Golleri çıkar bambaşka bir maç çıkar ortaya ama, Bellamy'nin golleri, Manchester'ın baskısı, kalecinin hataları, 90+ heyecanı falan neydi öyle. Ağzımız açık izledik işte öylece. City'liydik ne yalan söyleyelim, ama son goldeki o pas ve Owen'a yakışır son vuruş da keyfimizi harladı. Sonrasında aynı heyecanı Londra derbisinde de bekledik ama Chelsea-Tottenham'ı fena harcadı.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Akşam Fener'e ayrıldı vakit. Bu yıl ilk kez maç kaçırdık Kadıköy'de. TFF bizi de düşünsün, ailemizi ziyaret etmeyelim mi kardeşim! Perşembe günkü şok üzerine ve de bayramın birinci günüyken, tribünlerin boş kalması sürpriz değil tabi ki. Eh sağolsun yönetim de inadından vazgeçmiyor, insan bayram hediyesi diye bir kıyak yapar! Oyuna geçersek, ya da geçmesek mi? Fenerbahçe ilk yarıda Twente maçına göre biraz daha kıpırdanır gibiydi aslında. Atak girişimleri, koordine çabalar falan. Golden sonra o da bitti. Gol de Vederson için bir gaz unsuru olur umarım. Carlos'u kesebileceğini kendi de görsün bize de göstersin, Türk pasaportunun kıymetini bilsin. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Kazım-tribün dalaşı sürpriz değil. Tribünlerdeki öfke hezeyanı artarak sürüyor. Başkan buna çare bulsun, futbolcunun arkasında dursun bu kez!&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Maçın en iyisi Bilica'ydı, öldürdüğümüz yiğidin hakını da vermek lazım arada.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Ve sonra pazartesi mesaisi. Aile ziyaretleri vesilesiyle Muttalip'teydik. Bilen bilir şehre yakın bir köydür orası. Çocukluğumuzun önemli bir süresi orada geçti, şimdi de büyükşehire bağladılar, bildiğimiz köy şehirleşiyor. Halkın buna uyum sağladığı pek söylenemez ama doğalgaz kazıları bile tamamlanmış, o derece. Normalde maç için Eskişehir'e dönecektik ama olmadı köyde kaldık, bir kahveye attık kendimizi. Sigara yasağına uyuluyor önce bunu söyleyelim. Gerçi tek tük çürük kiremit çıkıyor ama buna da şükür. Bunda jandarmayla birlikte gezen sağlık görevlilerinin etkisi olduğunu da duyduk. Hemen köy kahvelerinin önüne masalar ve rüzgar kesen perdeler koyulmuş, şimdilik idare ediyorlar. Ama kışın ne olacak bilemem. Maçta ise ciddi bir tribün peydah olmuş kahveye. Bir yanda Fenerliler öte yanda Galatasaraylılar. Kasımpaşa maçı epey bir süre önde götürünce gaza geldi Fenerliler ama Nonda üçlemesiyle maç sonu mesut olan taraf cimbomlular'dı. Ali Güneş'in müthiş plonjonunu kaçırmıştık, sonradan gördüm efsaneymiş. Hakem zaten genel olarak başkaydı. Aslına bakarsanız bu haftaki genç hakem politikası genel olarak ürkütücüydü, ne efsaneler varmış bekleyenler arasında.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Yine de Kasımpaşa'nın 90. dakikaya kadar direnişi, hem Galatasaray için hem de Galatasaray'ın rakipleri için epey öğretici olacaktır. Galatasaray küçümsememeyi öğrenecek, Anadolu takımları da Galatasaray'dan puan alınabileceğini.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Yılmaz Vural nasıl gazlamış çocukları. Sancak nasıl hırslıydı? Üç oyuncu değişikliğini de mecburiyetten yaptılar. Üç topçu da fazla zorlamaktan kendilerini sakatladılar. Eh çıkmayanlar arasında da 3-4 çürük vardır. Takıma bu kadar aşırı yüklenmek uzun vadede epey üzücü olabilir Paşa için.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Yine de Galatasaray'ın bu maçı kazanamaması için mucizeler gerekliydi. Ve mucizelerle dolu geçti maç. Kalecinin kurtardıkları hakemin "görmedikleri"... İkinci gol 70 civarında gelse beş olurdu o maç.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Diğerlerini kısa geçelim. Trabzonspor seriye bağlamaya başlayabilir, yabancıların katkısı görünüyor gollerde. Uyum arttıkça, skor da artacaktır. Gençler Ankara'da tek kalmaya niyetli. Kahe'den de bu yıl ciddi verim alıyorlar. Sivas kümeye mi acaba? Volkan Şen'in golü haftanın en iyilerinden. Yeni çıkanlar yenişememiş. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Fazla da uzatmayalım. Futboldan ziyade tatlılarla, şekerlerle dolu bir haftasonuydu, yedik tükettik. Eskişehir'den yazıyoruz bu satırları birkaç saat sonra da dönüş yoluna geçeceğiz. Bu vesileyle bayramın son anlarında herkesi kutlayalım ve güzel bir hafta dileyelim.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;by tunchay&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1317836566512638841-8431776068318943711?l=vliegendenederlander.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://vliegendenederlander.blogspot.com/feeds/8431776068318943711/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=1317836566512638841&amp;postID=8431776068318943711&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1317836566512638841/posts/default/8431776068318943711'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1317836566512638841/posts/default/8431776068318943711'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://vliegendenederlander.blogspot.com/2009/09/haftasonu-notlari-2010-5.html' title='HAFTASONU NOTLARI 2010 - 5'/><author><name>tunchay</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09488654604072171684</uri><email>tunchay@gmail.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='11051257823726120414'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/__PrhTRX-21c/SrkDjf_ysLI/AAAAAAAACUs/mA86EHDX1yw/s72-c/B_1415d76252cd57cfe61516ea5c5367ee.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1317836566512638841.post-5031433242553992683</id><published>2009-09-17T16:37:00.000+02:00</published><updated>2009-09-17T16:37:29.060+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tunchay'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Nostalji'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Futbol'/><title type='text'>KAISER, BAYERN'İ BERBERE GÖTÜR</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_o3Pu7je179A/R-JsjSKBzeI/AAAAAAAACc4/hI4kNYJyH0k/s1600-h/1.jpg"&gt;&lt;img src="http://3.bp.blogspot.com/_o3Pu7je179A/R-JsjSKBzeI/AAAAAAAACc4/hI4kNYJyH0k/s400/1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5179821874854612450" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;1973 şampiyonluğu kutlaması solda Beckenbauer sağda Uli Hoeness. Benim dikkat çekmek istediğim başka bir hadise. Arkadaki abimizde de öndeki Hoeness'de de çok belli. Bir traş olun be kardeşim. O ne öyle Belgrad Ormanı'ndaki kornişon salatalık turşusu gibi. Neredeyse göğüs kıllarıyla birleşecek. Beckenbauer de suyu sıçratıp Hoeness'in takımları afişe olmaktan kurtarmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;by tunchay&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1317836566512638841-5031433242553992683?l=vliegendenederlander.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://vliegendenederlander.blogspot.com/feeds/5031433242553992683/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=1317836566512638841&amp;postID=5031433242553992683&amp;isPopup=true' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1317836566512638841/posts/default/5031433242553992683'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1317836566512638841/posts/default/5031433242553992683'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://vliegendenederlander.blogspot.com/2008/03/kaiser-bayerni-berbere-gtr.html' title='KAISER, BAYERN&apos;İ BERBERE GÖTÜR'/><author><name>Flying Dutchman</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02374702096591718850</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='17653531092890526060'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_o3Pu7je179A/R-JsjSKBzeI/AAAAAAAACc4/hI4kNYJyH0k/s72-c/1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1317836566512638841.post-4147364894528344662</id><published>2009-09-17T10:27:00.004+02:00</published><updated>2009-09-17T10:38:11.359+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Eurobasket 2009'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tunchay'/><title type='text'>YUMURTA KAPIYA DAYANINCA</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/__PrhTRX-21c/SrH1YoGmJrI/AAAAAAAACUk/Voy3PcxC5es/s1600-h/417132629_fa1d963c3e.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 286px; height: 400px;" src="http://4.bp.blogspot.com/__PrhTRX-21c/SrH1YoGmJrI/AAAAAAAACUk/Voy3PcxC5es/s400/417132629_fa1d963c3e.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5382352833115203250" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/__PrhTRX-21c/SrH1YoGmJrI/AAAAAAAACUk/Voy3PcxC5es/s1600-h/417132629_fa1d963c3e.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;i&gt;"Bana göre müthiş bir son hücum ettik. Çizsem, böyle bir hücum çizerdim. Son toplar maçlara heyecan katıyor. Bunu çok yapmaya başladık. Hayata renk katıyorum böyle yaparak. Bir köprünün üzerinde yürüdüğümüzü düşünün, küçük adımlarla ilerliyoruz ve bir top rakibimizi belirliyor. Bundan sonraki maçlarda 20 sayıyla kazanıp maçı son topa bırakmak istemiyoruz ama bu adrenalin, bizi biz yapıyor."&lt;/i&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;Bogdan Tanjevic, Slovenya maçından sonra&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Tanjevic de çözdü sonunda Türk milletini. Böyleyiz biz işte, yumurta kapıya dayanınca. Ya dipteyiz ya zirvedeyiz. Ya her şeyiz, ya hiçiz! O yüzden Euro'08'de yarı finale kaldığımıza sevinmek yerine finale kalamadığımız için üzülüyoruz. Ya da dünya kupasına gidememenin sıradanlaşması gerekirken yapamıyoruz. Bu ülkenin spor takımları bir gün şampiyon olabilir, marka olabilir, en iyi olabilir ama kesinlikle &lt;b&gt;"vasat"&lt;/b&gt; olamaz. Çünkü ya en iyiyiz, ya en kötü!&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;by tunchay&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1317836566512638841-4147364894528344662?l=vliegendenederlander.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://vliegendenederlander.blogspot.com/feeds/4147364894528344662/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=1317836566512638841&amp;postID=4147364894528344662&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1317836566512638841/posts/default/4147364894528344662'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1317836566512638841/posts/default/4147364894528344662'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://vliegendenederlander.blogspot.com/2009/09/yumurta-kapiya-dayaninca.html' title='YUMURTA KAPIYA DAYANINCA'/><author><name>tunchay</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09488654604072171684</uri><email>tunchay@gmail.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='11051257823726120414'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/__PrhTRX-21c/SrH1YoGmJrI/AAAAAAAACUk/Voy3PcxC5es/s72-c/417132629_fa1d963c3e.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1317836566512638841.post-734432081152702602</id><published>2009-09-10T11:10:00.000+02:00</published><updated>2009-09-10T11:21:40.476+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tunchay'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Futbol'/><title type='text'>MAÇ YAYINLARI</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/__PrhTRX-21c/SqjE5qHvmUI/AAAAAAAACUU/Rfa2y8hS6ng/s1600-h/huge.59.297113.JPG"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 267px;" src="http://4.bp.blogspot.com/__PrhTRX-21c/SqjE5qHvmUI/AAAAAAAACUU/Rfa2y8hS6ng/s400/huge.59.297113.JPG" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5379766249732413762" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Dünkü maçın konuşulacak çok yanı var elbette, konuşmayı şimdi unutsak da haziranda sık sık hatırlayacağız o belli. Orada olamamanın acısını nereden çıkarırız bilmem, hayırlısı.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Çıkarılacak derslere gelelim; alternatif öneri! Geleceğe dair planları net olmayan, kariyer hedeflerine karar veremeyen genç arkadaşlarımız varsa, kameraman, resim seçici ya da yönetmenlik üzerine odaklanıp Balkanlar'a göç etsinler. O neydi öyle kardeşim. Kamerada hidrolik sistem yok sanki, el yordamıyla kayıyor sağa sola. Resim seçici desen felaket, olmadık yerde olmadık açılar. Pozisyon karşı karşıya, biz kaleci nerede göremiyoruz. Tekrarlar geç geliyor ve saçma sapan açılardan veriliyor. Yönetmen faciası!&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hele bir de üstüne Wembley'den harika bir İngiltere-Hırvatistan maçı yayınına geçince olayın vahameti daha net anlaşılıyor. Eh İngiltere'nin bu işte en önde olduğunu zaten biliyoruz. Ancak görüntüdeki o berraklığın yanında, maçın hakikaten tribündeymişcesine net ve doğru açılardan sunumu izleyeni daha bir oyunun içine sokuyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu serzeniş ve özentinin ardından, yine dönelim ülkeye ve eleştirel bakış açımızı sunalım. Bloglarda rastlamışsınızdır, Adana Demirspor-Livorno maçının yayınlanmamasına büyük bir tepki var. Hakikaten maç hakkında hiçbir şey izleyememek üzdü bizi. Önemli bir olaydı Türk futbolu adına. İkinci bomba ise bu haftaki Altay-Karşıyaka maçının yayınlanmayacak olması. Seyircisiz oynanacak bu karşılaşmayı hiçbir şekilde izleyemeyecek taraftarlar. Bu düpedüz skandal! Düşünün takımınızın maçını ne olursa olsun izleme şansınız yok! Futbolun kültür haline gelmesini, bir futbol birikimimiz, sevgimiz olması gerektiğini söylüyoruz bir yandan. Bir yandan da böyle komik işlerle saçmalamayı sürdürüyoruz. Türkiye'nin iki köklü kulübünün bu önemli maçının yayını hakkındaki bu saçma sapan yanlıştıktan maç saati gelmeden dönülmesini temenni ediyoruz.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Başka örnekler mi? Geçen hafta Kadıköy'de Fenerbahçe-Manisaspor maçı vardı. Ben İstanbul'da oturuyorum ancak Kasımpaşa-Gençlerbirliği maçını izleme gibi bir opsiyonum yok, çünkü iki maç da aynı saatte! Ya da o haftasonu hem 2. lig hem 3. lig maçlarını izleme gibi bir şansınız yok, çünkü hepsi aynı saatte başlıyor. Futbol maçları için stadyumlara daha fazla insan gitmesi gerektiğini biliyoruz, ama gitmemesi için de hep beraber çalışıyoruz. Gerçekten zor mu, İstanbul'daki tüm maçları olmasa bile, enteresan olabilecek maçları farklı saatlere ve günlere koyup seyirci sayısını, 100 kişi bile olsa arttırmaya gayret etmek?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Digiturk'ün politikası hakkında bir şeyler söylemekten dilimizde tüy bitti. Eskişehirspor'u tutan ve Adana'da oturan bir taraftarın takımını sezon içinde canlı olarak izleme şansı sadece 8 maçtan, taş çatlasın 10 maçtan ibaret! Ondan sonra üç büyüklerin etrafında dönen futbol çarkını meşrulaştırma girişimine de itiraz edecek halimiz kalmıyor doğal olarak. Halbuki bu çarkın çapını her geçen gün büyüten de bizleriz. Sesimiz çıkmadıkça, isyan edemedikçe, onların reyting uğruna dayatacakları şeyleri izlemeye ve hayatımızı ona göre programlamaya mecburuz. Pazartesi akşamları maç izlemeye çalışacağız artık mesela. Gece yarısı 12'de evimize dönmeye çalışacağız, ertesi gün işimiz varken. Futbolu seven biziz, ona can veren biziz, ama onların kurallarıyla yaşayacağız. Yok öyle yağma!&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;by tunchay&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1317836566512638841-734432081152702602?l=vliegendenederlander.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://vliegendenederlander.blogspot.com/feeds/734432081152702602/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=1317836566512638841&amp;postID=734432081152702602&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1317836566512638841/posts/default/734432081152702602'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1317836566512638841/posts/default/734432081152702602'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://vliegendenederlander.blogspot.com/2009/09/mac-yayinlari.html' title='MAÇ YAYINLARI'/><author><name>tunchay</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09488654604072171684</uri><email>tunchay@gmail.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='11051257823726120414'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/__PrhTRX-21c/SqjE5qHvmUI/AAAAAAAACUU/Rfa2y8hS6ng/s72-c/huge.59.297113.JPG' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1317836566512638841.post-8779612142875265653</id><published>2009-09-09T13:53:00.000+02:00</published><updated>2009-09-09T13:53:26.255+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='En iyi 10&apos;lar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Müzik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tunchay'/><title type='text'>TOP 10 SAP ERKEK ŞARKISI</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/__PrhTRX-21c/SqZQ-hd8pFI/AAAAAAAACUM/-7_3Orc-OM4/s1600-h/25+Cheers+To+Lhasa+beer.jpg"&gt;&lt;img style="cursor: pointer; width: 400px; height: 300px;" src="http://3.bp.blogspot.com/__PrhTRX-21c/SqZQ-hd8pFI/AAAAAAAACUM/-7_3Orc-OM4/s400/25+Cheers+To+Lhasa+beer.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5379075840006726738" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Gece hayatı zordur. Kendi kuralları vardır. Kaç &lt;b&gt;‘gencim’&lt;/b&gt; diyeni yiyip tüketmiştir bugüne kadar, kimbilir. Şekle şemale girmeyi kabullenen gençler için yol bellidir: Önden iki düğmesi açık beyaz gömlek, kot pantolon, saçlara jöle, yavşak bir gülümseme ve sahne! Yüksek volümlü müziğe, geçmiş gözlemlerine dayanarak oturttuğu dans figürleriyle eşlik eder ve bir yandan ortamdaki havayı koklar. Ortamda istediği havayı yakalamış genç erkek, artık Afrika çöllerinde avlanmak için uygun mevsimde doğru yerde bulunan aslan gibidir. Hedefinin dikkatini çekmek için elinden geleni yapar. Benim dikkatimi en çok çeken model bir elde sigara, bir elde içki, sigara tuttuğu elin bileğini sol göğüse dayamış, bir yandan sallanırken arada içkisinden yudumlayanıdır. İçkiden alınan yudum arttıkça ve müziğin ilüzyonu beyni sardıkça cesaret seviyesi artar. Bir süre sonra yazdığı kızlar pas vermez olur, yine de patlak gözlerle bakışları dikmeye devam eder. Bu patlak yandan bakışlarla bir yandan &lt;b&gt;“Abaza gibi bakmayayım lan, bir cool’luk pay bırakayım”&lt;/b&gt; diye düşünüyordur ama halbuki kızın kıçı çoktan kalkmış, artık çevrede daha yakışıklı kim var diye bakınmaya başlamıştır. Kız bakışını kaçırınca erkek bozulur, bu kez kıza kıçını dönüp dans etmeye başlar ama dayanamaz, iki sallandıktan sonra tekrar odağını bulur. O sırada başka bir eleman çoktan yanaşmıştır, üstelik saat de epey ilerlemiştir, ortamda başka sap kız kalmamıştır. Hafiften bir hüzün çöker genç erkeğe. Üstelik ağrı da başlamıştır. Sap erkekler grubuna yanaşır usulca, &lt;b&gt;‘bu biranın yarısı su lan’&lt;/b&gt; der muhabbet açılsın diye...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; İşte böyle gecelerde ilaç gibi şarkılar girer dj. Sap grupta hafiften bir gülümseme başlar. Aranılan gerçek mutluluk budur! Kadehler tokuşturulur, grup üyeleri birbirlerine daha bir yanaşır.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;1- Duman - Bu Akşam&lt;/b&gt;: Ortalığı galeyana getiren şarkı işte budur. Gece bununla yeniden başlar. Kadehlerin tokuşturulma aralıkları sıklaşır. Eh normaldir de. Sözleri kolay anlaşılır, şarkı zaten bu geceler için yazılmış gibidir. Umutsuz sapların kendini övüp pr'a başladığı şarkıdır. Kendilerini bildiler bileli kimseye düşman olmamışlardır, şüphesiz kefenleri sağlamdır ve içerler. İçmeye başladılar mı da durmak bilmezler. Bir mihenk taşı olarak da bu şarkının yeri gecelerde başkadır. 'O şarkıdan sonrasını hatırlamıyorum aağbi, o kadar içmeyecektik'lerle bezenir hatırası. Eh sap grubu birbirine yakınlaştırıp sarmaş dolaş yapan kısmı da mevcuttur bittabi. 'Sizleri gördüm göreli dostlar, hemen her gün bana bayram; yarınım yok sevenim sağlam, içerim ben bu akşam'. Kıza güç gösterisi adına son bir kez bakılır.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;2- Athena - Skalonga: &lt;/b&gt;Gaz alınmıştır bir kere. Sap gençleri rock'a alıştıran şarkılar çalmaya devam eder. Athena da bu gecelerin ilacıdır. İş bilmez dj'ler araya 12 dev adam ya da hooligan koyarlar. İş bilmez diyoruz, özellikle o hooligan'ın el çırptırıp "Fener, Cimbom, Kartal" dedirten yerinde bir keşmekeş yaşanır ortamda. Promil miktarına göre tatsızlık bile yaşanabilir hatta. Halbuki alttan Skalonga'yı tıngırdatınca ortam bir şenlenir, harekete geçer. Bakmayın, saplarımızın pek çoğu sözleri de ezbere bilmez. Aslındabimiktamaçıklıcam deyip geçerler, onların konsantrasyonu farklı yeredir. &lt;b&gt;"Nah çok beklersin"&lt;/b&gt; kısmındaki efekt kuvvetli olmalıdır, ona hazırlanılır. Elemanla muhabbeti koyulaştırmış kıza çekilir hareket, rahatlanılır.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;3- Gripin - Elalem: &lt;/b&gt;Sap erkeğin kalbindeki yaralar her daim tazedir. Zaten saatlerdir süren çalışma da maziyi silip yeni bir sayfa açmak adınadır. Tüm uğraşma didinme bundandır, bu gece ilaç olacaktır yılların yalnızlığına, acı dolu sayfalara. İşte Gripin'den Elalem çalmaya başlayınca da birbirlerini böyle gazlarlar. Geçecektir hepsi kafaya takmamalıdır. Mutlu olmanın elinde olduğu yinelenir. Kıymet bilmeyenlerin adı tekrarlanır. Hepsi sahnede de değildir tabi, bir tanesi köşeye geçip hülyalara dalmıştır. &lt;b&gt;"Abi bundan sonra aşk yok, seks var"&lt;/b&gt; lafı tam da bu sırada söylenir. &lt;b&gt;"Günübirlik sevdalar"&lt;/b&gt; sloganı şiar edinilir. Ve yine ortaya toplanılır nakarat kısmında, hep bir ağızdan söylenir şarkının mesaj kaygılı küfrü: &lt;b&gt;"Gelsin biri, gitsin biri, s.kecem gelmişi geçmişi!"&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;&lt;b&gt;4- Kurban - Yalan: &lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;Geldik üstteki şarkılarla harlanan ortama son gazı veren şarkıya. Bu şarkı bence sosyoloji bölümü öğrencileri için Türk gencini anlamada tez konusu olarak seçilebilir. Gerek şarkıyı böğürtülü söyleme, gerekse sözlerin gençlerin yaşamlarına cuk oturmasından mütevellit temsil ettikleri trans hali beni her zaman büyülemiştir. Karı-kızla ilgili bütün dertler o an unutulur (ağrı bile), &lt;/span&gt;‘yok olup gittin benimle’ &lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;dizesiyle paçadan akıp gittiği sanısına kapılınır. Oysa ilk nakarat bittikten sonra gözler hemen yarım saat önce uzun uzun kesmiş olduğu kızı arar. Eğer bakışlar yakalanmışsa ‘bir şansın daha var’ bakışı atılır, kız kafasını çevirince kankayla biralar tokuşturulur.&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;5- Yüksek Sadakat - Haydi Gel İçelim:&lt;/b&gt; Rock grubunun tanınması için saplara yönelik çalışma yapması gerektiğini Yüksek Sadakat de es geçmemiş. Sap listesini zorlayan en yeni şarkı da işte budur. Yeni yeni çaldığı için aralarında bunu bilmeyeni de çoktur, ama çabuk adapte olunulur. Haydi gel içelim, zaten en kısa haliyle, onları içmeye teşvik eden, arjantin bardakları havaya kaldırtan çağrıdır. Eh bir de öncesinde&lt;b&gt; "o seni unutmuş, sen unutamamışsan"&lt;/b&gt; diyorsa, tabi ki gaza gelinilir. Kalbinin kuşu nasıl uçar, nasıl tutulamaz, o an çok da önemli değildir. Sapımız toplayıp gelmiştir, mazi kalbinde yaradır ve unutmalıdır, kız hala ona bakmamaktadır.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;6- Gloria Gaynor - I Will Survive/ Ajda Pekkan - Başladım Yaşamaya: &lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;Ali Sami Yen’de yıllardır gollerden sonra duyduğu bu müziğe hiç yabancı değildir sap erkek. İçgüdüsel olarak zıplamaya başlar zaten. Sap erkek güruhunun geneli şarkının anlamını bilmez. Geri dönen sevgilisine "hadi ordan" çeken, "sensiz ben süper yaşıyorum, başkasını buldum, oh be neydi o öyle" ana fikriyle özetleyebileceğimiz şarkıdan gram anlamaz. Ama dedik ya, işin içinde futboldan kalan anılar vardır, atılan golün coşkuları kıpraşır ve grup olabildiğince yükseğe zıplayabilmek için birbiriyle yarışır.&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;7- Hande Yener - Kırmızı: &lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;Aslında &lt;b&gt;Kırmızı&lt;/b&gt;, yazdığı kız yüz vermemiş ve kızarıp bozarmış sapımız için çelişkili bir şarkıdır. Ama o anda öyle bir durum yoktur, eğlenen odur, coşan odur. Yine Ali Sami Yen’de bir dönem şarkılardan biri olan bu şarkının sırf içinde Kırmızı geçiyor diye Galatasaray tarafından sahiplenilmesini de anlayamamıştım aslında. &lt;b&gt;‘Belki biraz da kızardın ama sana kırmızı çok yakışıyor’&lt;/b&gt; sözleriyle söylenen şarkıda, ‘İçimdeki Fener aşkı bambaşka, bu büyük taraftarınla çok yaşa, Fenerbahçe engelleri aşıyor, kupaları birer birer .. alıyor’ tezahüratındaki gibi dalga geçme yok mu?&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;8- Demet Akalın - Külliyat: &lt;/b&gt;Demet Akalın zaten sadece bu liste için çalışıyor desek çok da yalan olmaz. Ama o ağırlıklı olarak ayrılık acısını yaşayan ve sıyrılmaya çalışan kızları hedef alır. Demet Akalın'ın best of'u top 10 sap kız şarkısını oluşturur kendi başına. Alkolün vücutta olmadığı zamanlarda sap erkeklerin burun kıvırdığı bu şarkılar, bu gecelerde bünyeye ilaç gibi gelir. Nefret ettiği şarkıların hepsini ezbere bildiklerini farkederler. &lt;b&gt;"Kalbimi seve seve sana veririm, bir kere de senin için ölsün yar"&lt;/b&gt; diyorsa şarkı, gözler yine arayıştadır.&lt;b&gt; "Toz pembe hayaller vardı, pembesi gitti tozu kaldı"&lt;/b&gt; çalıyorsa üst silkme efektiyle havalı bir dönüş yapılır. O an, aralarında ayık kalanları en çok eğlenendir, sahnede gördükleriyle.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;9- MFÖ - Ele Güne Karşı: &lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;Gecenin sonlarına doğru geliniyordur artık. Dj ritmi yavaşlatır biraz. Nostalji pop en iyi ilaçtır. Az önce Kurban ile &lt;/span&gt;‘Aşk diye bir şey yok, ateş kül oldu içimde’ &lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;diyen sap grup önce &lt;/span&gt;‘Ele Güne Karşı’&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;nın melodisinin ilk ezgileriyle birlikte tek bir ağızdan &lt;/span&gt;‘Oooo’&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt; çeker. Ortam ısınmıştır artık. Aralarından bazıları&lt;/span&gt; ‘çok iyi şarkı yhaaa’ &lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;dercesine başlarını arkaya doğru atarken, ağızlarını hafiften yamultup parmaklarını ayırmak suretiyle ellerini ileri doğru sallarlar. Nasıl da gittin insafsız veryansınları eşliğinde ellerinden kayıp giden kıza sitemkar bir bakış atılır. Bir yandan coşku da devam eder.&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;10- Bob Marley - No Woman No Cry: &lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;Bob Marley, kızdan tekme yemiş pek çok Türk erkeğinin sığındığı davetkar liman, büyük bir idoldür. Burada &lt;/span&gt;‘No Woman No Cry’&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;ın &lt;/span&gt;‘Kadın yok ağlamak da yok’&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt; değil &lt;/span&gt;‘Ağlama kadınım ağlama’&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt; anlamına geldiğini bir kez daha söyleyip hâlâ uyanmamış mutlu dünyaları yıkmak istemem. Çünkü bu öyle bir dünyadır ki, böyle bir yalan üzerine kurulup tüm hayatını sap geçirmeye alışmış insanları bünyesine katmıştır. Bu dünyaları yıkıp, uykusundan uyanan abazaların yılların birikimiyle sokaklara dökülmesini kimse istemez herhalde...&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sonra mı? Sonra bütün saplar bardan beraber çıkar. Tek bir kız dahil olamamıştır gruba. Muhabbete birinin evinde devam etmeye karar verirler. Taksiye gündüz açtırılır ve fazla kişi binilir. Herkes ikişer üçer tane daha bira alır köşedeki tekel bayiden. Birer tane içtikten sonra herkes sızmaya başlar. Ertesi sabah kahvaltısında bir tavaya 10-15 arası yumurta kırıldığında gece gerçekten bitmiştir. Hayat aynı gecenin tekrarlarıyla devam edecektir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;by tunchay ve biraderi&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1317836566512638841-8779612142875265653?l=vliegendenederlander.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://vliegendenederlander.blogspot.com/feeds/8779612142875265653/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=1317836566512638841&amp;postID=8779612142875265653&amp;isPopup=true' title='15 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1317836566512638841/posts/default/8779612142875265653'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1317836566512638841/posts/default/8779612142875265653'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://vliegendenederlander.blogspot.com/2009/09/top-10-sap-erkek-sarkisi.html' title='TOP 10 SAP ERKEK ŞARKISI'/><author><name>tunchay</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09488654604072171684</uri><email>tunchay@gmail.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='11051257823726120414'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/__PrhTRX-21c/SqZQ-hd8pFI/AAAAAAAACUM/-7_3Orc-OM4/s72-c/25+Cheers+To+Lhasa+beer.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>15</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1317836566512638841.post-616970719498104292</id><published>2009-09-07T11:46:00.000+02:00</published><updated>2009-09-07T11:49:23.330+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tunchay'/><title type='text'>BU NE PERHİZ BU NE LAHANA TURŞUSU</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/__PrhTRX-21c/SqTVejDFk2I/AAAAAAAACUA/OlDwIqzwXvI/s1600-h/adana-demir-spor-flexi.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 167px;" src="http://2.bp.blogspot.com/__PrhTRX-21c/SqTVejDFk2I/AAAAAAAACUA/OlDwIqzwXvI/s400/adana-demir-spor-flexi.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5378658575768195938" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Geçtiğimiz hafta sonu ülkemizde sıradışı bir olay oldu biliyorsunuz. İtalya'nın solcu takımı Livorno kalktı Adana'ya geldi. Solcu futbolseverin idolü Lucarelli Adana'da sahaya çıktı, tribünde ve sahada dostça, kardeşçe görüntüler meydana geldi. Biz de sevindik, bu blogda bolca yer verdik, alkışladık, imrendik.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ama kardeşim, Livorno'nun daha neredeyse uçağı havadayken bu yapılır mı? Adana Demirspor Garanti Bankası Flexi Card'la yaptığı ortak çalışmayı anlatıyor manşetten. Endüstriyel futbola karşı duruşunun göstergesi olarak ülke sathında nam yapan takımın böyle bir ortaklığın içinde olduğunu görmek beni hakikaten şaşırttı. Oldu olacak, Lucarelli'nin eline verselerdi bir Flexi Card da, onunla tanıtsalardı. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Açıklamalar yapacaksınız biliyorum, hani vardır mutlaka bazı sebepleri de, ona da eyvallah. Yine de nerden baksan tutarsızlık, nerden baksan.. Neyse...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;by tunchay&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1317836566512638841-616970719498104292?l=vliegendenederlander.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://vliegendenederlander.blogspot.com/feeds/616970719498104292/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=1317836566512638841&amp;postID=616970719498104292&amp;isPopup=true' title='27 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1317836566512638841/posts/default/616970719498104292'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1317836566512638841/posts/default/616970719498104292'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://vliegendenederlander.blogspot.com/2009/09/bu-ne-perhiz-bu-ne-lahana-tursusu.html' title='BU NE PERHİZ BU NE LAHANA TURŞUSU'/><author><name>tunchay</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09488654604072171684</uri><email>tunchay@gmail.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='11051257823726120414'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/__PrhTRX-21c/SqTVejDFk2I/AAAAAAAACUA/OlDwIqzwXvI/s72-c/adana-demir-spor-flexi.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>27</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1317836566512638841.post-6868163828271777888</id><published>2009-09-01T17:42:00.000+02:00</published><updated>2009-09-01T17:48:59.117+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Haftasonu Notları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tunchay'/><title type='text'>HAFTASONU NOTLARI 2010 - 4</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/__PrhTRX-21c/Sp1CWvL1jOI/AAAAAAAACCY/zp9E0RAwr10/s1600-h/B_1c8e957088cae277627813650a1fedbc.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 266px;" src="http://3.bp.blogspot.com/__PrhTRX-21c/Sp1CWvL1jOI/AAAAAAAACCY/zp9E0RAwr10/s400/B_1c8e957088cae277627813650a1fedbc.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5376526488540908770" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/__PrhTRX-21c/Sp1CWvL1jOI/AAAAAAAACCY/zp9E0RAwr10/s1600-h/B_1c8e957088cae277627813650a1fedbc.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Barcelona'yla başlayıp onunla biten uzatmalı bir haftasonu daha. Bir de bu sabah yağmur var İstanbul'da. Bir sonraki maça uzun kollu bir şeylerle gidip havaya girme derdindeyim. Milli maç arası, deplasmanlar falan derken bu iş olacak gibi. Yazın son demlerini yaşayıp klimaları aralıksız çalıştırmaya devam ettiğimiz son günlerdeyiz. Gelelim futbola.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Cuma son süper kupayla başladık futbola. Türkiye günleri yüzünden pek sevmem Lucescu'yu. Ama adama hakkını tekrar vermek gerek. Gol makinası Barcelona'yı 115 dakika durdurabilmek müthiş bir başarıdır bence. Üstelik gayet de topa hakimken, ara ara hücum da yaptılar, golü de bulabilirlerdi. Olmadı. Lucescu bu kez ikincilikle yetindi, Barsa da üstüste beşinci kupasını kazandı. Nefret etsek de takdir etmek gerek, edelim.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Aynı saatlerde Beşiktaş İnönü'de gol atamamış. Aslında golü atabileceği pozisyonlar da var. Haftanın geri kalanına baktığımızda da diğer büyüklerin sıkışmalarına rağmen attığını, Trabzonspor ve Beşiktaş'ın ise gereken golü bulamadığını görüyoruz. Belki de bu yılki fark burada olacak. Geçen hafta dediğimizi yineleyelim. Beşiktaş aslında geçen yıldan farklı değil. Sadece bu yıl Fenerbahçe ve Galatasaray daha farklı. Tabata mevzusuna hiç girmeyelim. 8 milyon avroya ben bugün yola çıksam 8 tane Tabata gibi adam bulurum bir haftada Brezilya'dan. Of ki ne of. O değil de bir de ikinci üçüncü taksitler Haziran-Ekim 2010 arasında. Seneye transfer yapmayacak herhalde Demirören. Beşiktaş'ın seneye Şampiyonlar Ligi dışında kalması felaketi olur.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Varol Bey'in ev sahipliğinde Manchester United-Arsenal maçını izledik cumartesi günü. Arsenal'e hayran kaldık genel olarak. Bir iki önemli eksik yerleri var (forvetsiz oynuyorlar mesela), ama eğer onlar da tamamlanırsa yılın sürprizi olurlar. United şanslı günündeydi. Pozisyon bulmadan öne geçtiler. Maçın en iyilerinden Diaby'nin kendi kalesine attığı gol de talihsiz oldu.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Ama bu maça dair en büyük not Fatih Terim'in çay kaşığıdır kesinlikle. Devrede iftar oldu malum. Fatih hoca yemeğe gitmiş, ikinci yarıya da 5 dakika geç geldi. Melih Şendil, "Allah kabul etsin" diyerek hoşgeldinledi Terim'i. Premier Lig'in en baba maçlarından birinde tasavvuf rüzgarları. Dedik ki oldu olacak, çaylar da gelsin, höpürdetme eşliğinde yapsın yorumunu Fatih Terim. 5 dakika geçti, kaşık şıngırtıları başladı, çaylar karıştırılıyor. İşte dedim Varol'a, işte Premier Lig bu!&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Real Madrid'de biraz yalan bir galibiyetle açtı sezonu, devamında. Olsun, varsın. Valeron'u hala oynuyor görünce şaşırdık, ne yalan söyleyeyim. Madrid'in 11 şahane olmuş ama uyum nasıl olur, nasıl sonuç verir göreceğiz.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Çok VÖ'vari olacak ama, "Benzema'z kimse sana" gelmiyor mu aklınıza Karim Benzema'nın adını söylerken.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Pazar düştük yine yollarına Fenerbahçe'nin. Kadıköy'de 3 gün arayla ikinci iftar sonrası maçı. Kapı kalabalıklığından eser yok bu yıl giriş çıkış rahat. Aldık çekirdeği oturduk da maç öyle çok da şahane gitmedi biliyorsunuz. Manisa'yı ilk kez izledim ve beğendim. Ersun Yanal'ın kurduğu çekirdek gençler palazlanmaya başlamış. Başlarında da aynı ekolden Mesut Bakkal var üstelik. Üst yarımda olurlar sezon sonunda.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Alex 90 dakika nasıl oynar diye sorduk hep birbirimize. Adam kıçını kaldırmadı resmen. Ama gel de sonucu gör. 2 asistle maçı çevirdi. 90'da o koşusu bile başlı başına bir iştir, yapabilen de nadirdir. Böyle bir adam bu da.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Gol olduktan sonra sahayı izlemek ayrı bir şeydi. Bütün Fenerliler kümelenmiş, bütün Manisa gençleri yerde çökmüş. Hevesi kırılmasın Manisa'nın!&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Gökgürültüsü gol sevinçlerini hatırlamak lazım bu maçı anlatırken. İlk golde daha bir kuvvetli çıktı gol sesi. İkincinin biraz karambolvari olmasının da etkisiyle. Bu maçlarda bu goller önemlidir iştah arttırır.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Nizamettin'in maç sonu açıklaması muzırcaydı. Hoca ne dedi içerde diye soruyor spiker, cevap uzuyor tabi biraz, son cümle hınzır bir gülümsemeyle: "Hoca da bayağı sinirlendi içeride!".&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Galatasaray'a geçmeden diğer maçları özetleyelim. Vassell yine atmış, son vuruştaki ustalığa dikkat. Cangele, hayatımın ilk gol sevincini hatırlattı: Van Basten Euro'88 finali. Harbuzi'nin golü çok ustaca. Pektemek'i izlemeye devam, sezonun parlayan yıldızı olacak. Sivas'a bir şok daha, orada neler oluyor? Diyarbakır şu kadroyla 7 puan topladı ya, sezon sonunda çok kıymetli olacak o puanlar. Saha kapatmalar da işlerine gelecek heralde, taraftarlarından uzakken daha becerikliler, 2 zor deplasmandan 6 puan! Bursaspor'un bu sezonki boyu açısından Trabzonspor deplasmanı çok mühimdi. 3'ü alsalar bir boy daha yukarı atacaklardı işi, şimdilik 1'le idare ettiler. İkinci sınava kadar başaltı kalmaya devam edecekler. Eses, golcüleriyle üç puan almış, bunu da ekleyelim.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Bir de dışarıya bakalım. İtalya'da iki baba maç vardı bu hafta, ikisinde de deplasmancılar coşmuşlar. Inter bu yılın en süper takımı olabilir, Mourinho'ya güveniyoruz. Deplasmanda Milan'a dört taneyle başlamak yeteri kadar gaza getirici. Juve de Roma'yı 3-1'le geçerek bu yıl Inter'in en büyük rakibi olacağını işaret etmiş. İspanya'nın en büyük şoku Atletico Madrid'in Malaga'dan fark yemesi. Bayern geçen yılki 5'in intikamını aldı Wolfsburg'dan. Robben, "debut" işini fazla abarttı. Chelsea ve City emin adımlarla ilerliyor, aradan sıyrılır mı para babalarının takımları?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Ve Galatasaray. Maçı izlemedim, fazla uzatmayayım. Ama skor tabelası ve okuduğumuz, izlediğimiz kadarıyla maçın gidişatı kritik hamlelerle değişmiş. Yedek sırasının becerikli olması bu işe yarar işte. Bunu bu yıl sıkla göreceğiz. Önemli ve zor deplasmanda 3 puanla dönerek, Fenerbahçe'nin %100'ünü takip etti Galatasaray. İlk hangi yumurta kırılacak göreceğiz.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Barcelona'yla açtık onunla kapayalım. Ligde artık sıkmadan oynuyorlar, dün gece Gijon'u da öyle yendiler. 3-0 kısa ve net.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Transferlerin tamamlanmasına saatler var, bu hafta heyecanı da millilere kaydırdık. Kritik dönemeç. Dönersek Afrika'ya salınabiliriz, gaza gelelim önemli! Neyse iştaha geliyoruz, iki hafta sonra da derbi var, Fener zor deplasmana gidiyor, işler karışabilir. Ovuşturun elleri!&lt;span class="Apple-tab-span" style="white-space:pre"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1317836566512638841-6868163828271777888?l=vliegendenederlander.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://vliegendenederlander.blogspot.com/feeds/6868163828271777888/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=1317836566512638841&amp;postID=6868163828271777888&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1317836566512638841/posts/default/6868163828271777888'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1317836566512638841/posts/default/6868163828271777888'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://vliegendenederlander.blogspot.com/2009/09/haftasonu-notlari-2010-4.html' title='HAFTASONU NOTLARI 2010 - 4'/><author><name>tunchay</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09488654604072171684</uri><email>tunchay@gmail.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='11051257823726120414'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/__PrhTRX-21c/Sp1CWvL1jOI/AAAAAAAACCY/zp9E0RAwr10/s72-c/B_1c8e957088cae277627813650a1fedbc.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1317836566512638841.post-7705630775936145644</id><published>2009-08-26T14:23:00.000+02:00</published><updated>2009-08-26T14:24:32.245+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Groundhopping'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tunchay'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İzlenimler'/><title type='text'>İNGİLTERE NOTLARI - 2004</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/__PrhTRX-21c/SpUIiof1Z9I/AAAAAAAAB-A/WUn-0u_Fh_A/s1600-h/014.jpg"&gt;&lt;img style="cursor: pointer; width: 400px; height: 300px;" src="http://3.bp.blogspot.com/__PrhTRX-21c/SpUIiof1Z9I/AAAAAAAAB-A/WUn-0u_Fh_A/s400/014.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5374211121416071122" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İçimdeki Groundhopping sevdasını kıpraştıran geziyi buraya da düşelim. Sene 2004, Londra - Manchester hatıraları:&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Fenerbahçe'nin Man United ile eşleşmesini müteakip takımı ilk yurtdışı seferinde yalnız bırakmamak amacıyla tüm tatil planlarını askıya alıp 28 Eylül'ü bekledim. Sonrasında da, orada futbol adına gördüklerimi bir toparlayayım dedim..&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İngiltere’deki kulüpleri ziyaretimize &lt;b&gt;Chelsea&lt;/b&gt; ile başladık. Şehir merkezine metroyla ulaşımı gayet kolay olan &lt;b&gt;Stamford Bridge&lt;/b&gt;, Fulham Broadway diye bilinen semtte bulunuyor. Etrafında &lt;b&gt;‘Chelsea Village’&lt;/b&gt; adı verilen kulüp birimlerini içinde barındıran yapılarla kurulu stadyumun yanında ayrıca bir de otel bulunuyor. Stadyumun alt tarafındaki &lt;b&gt;Chelsea Megastore&lt;/b&gt; 3 kattan oluşuyor. Giriş katında taraftara dönük ürünler bulunan mağazanın üst katı sadece forma ve A takım ürünlerine ayırılmış. Mağazanın girişinin alt katında ise aksesuar ürünlerin satıldığı küçük bir kısım var. A takım ürünleri arasında en çok ilgimizi çeken, formaların kalabalık bir şekilde sergilenişiydi. Takımın yıldızlarının isimleri yazılmış formalar standlarda bolca bulunmaktaydı. Bunun yanında tam 8 baskı makinesiyle özel siparişler de anında yerine getiriliyordu. Mağazanın ilginç köşelerinden birisi takımın son efsanelerinden ‘Zola’ya ayırılmış kısımdı. 8 Ağustos’ta Stamford Bridge’de jübilesini yapan İtalyan yıldızın resimlerinin ve isminin basılı olduğu formalar, atkılar, tshirtler ve kitapçıklar için özel bir köşe yapılmıştı. Yine bu köşede yıldız oyuncunun son olarak oynadığı Cagliari takımındaki forması da bulunmaktaydı. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İkinci adresimiz ise bu yıl durdurulması çok zor görülen &lt;b&gt;Arsenal&lt;/b&gt;’di. &lt;b&gt;Highbury&lt;/b&gt; de yine metro istasyonuna çok yakın bir yerde konuşlanmış durumda. Stadın bulunduğu semt de Arsenal olarak biliniyor. Arsenal’in yeni bir stad hazırlığında olduğunu bildiğimizden büyük umutlar beslememiştik. Gerçekten de öyle oldu. Stadın çok eskimiş olduğu belliydi. Stat etrafında ilk dikkatimizi çeken şey ‘Ticket Office’lerdi. Sürekli açık bulunan bu ofiste takımın içeride ve dışarıda yapacağı maçların biletleri yanında, deplasmanlar için organize edilen turların satışı yapılmaktaydı. Biraz daha ileride ise &lt;b&gt;‘the Arsenal Shop&lt;/b&gt;’u gördük. Çok küçük bir mağaza ve ürünlerin iyi sergilenemeyişi Arsenal’in en büyük sıkıntısı olsa gerek. Gezerken ürünlere elinizle dokunma şansınız yok. Çünkü bir satış standı kurulmuş ve ürünler bunun arkasında ya da tavana yakın kısımlarda. Önünüze sunulan katalogtan ürünleri görüp beğendiğinizi incelemek üzere isteyebiliyorsunuz. Takımın şu aralar en çok kullandığı slogan &lt;b&gt;‘Invincibles’&lt;/b&gt;. 2003-2004 yenilgisiz şampiyonluğunun yankılarını hala kullanmaktalar. Ama diğer mağazalarda gördüğümüz hareketin burada olmadığını da eklemeliyiz.. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Arsenal’e 2 metro durağı uzaklıkta bulunan &lt;b&gt;Tottenham Hotspurs&lt;/b&gt;’ün stadı White Hart Lane’e gidiş ise tam bir eziyet. Stada ulaşmak için geçmek zorunda olduğunuz cadde Londra’da olduğunuzu hissettirmemek üzere tasarlanmış bir yerleşim birimi gibi. Siyahların ve Türklerin yoğun olarak yaşadığını duyduğumuz bu bölgedeki ‘Özdiller Süpermarket’, ‘Şükran Kuaför Salonu’ gibi tabelalar bu durumu bize ispat ediyor. Okuldan çıkan çocuklarda duyduğumuz bozuk Türkçe, insanlardaki tavırlar sizi sanki kötü bir Türkiye’de gibi hissettiriyor. White Hart Lane’e ulaştığımızda ise bu duygudan sıyrılıyoruz. Londra’da gezdiğimiz kulüpler içinde en başarılı mağazacılık kesinlikle Tottenham’da. Çok iyi bir şekilde düzenlenmiş mağazada, takımın kaliteli ürünleri başarılı bir şekilde sergileniyor. Tek sorun soyunma kabini bulunmayışı ve aynanın azlığı. Diğer tüm mağazalarda da olduğu gibi takımın geçmişi ve bugunüyle ilgili kitap ve dvdler bolca var. Yine forma baskıları hızla yapılıyor. Sponsorlar dışında takımların ürettiği ürünler içerisinde Spurs ürünleri kesinlikle en kalitelisi. Fiyatları da diğer takımlara göre gayet uygun. Bu kulübün çok daha fazla şeyi hakettiğini ve aslında ne kadar büyük bir kulüp olduğunu burada daha iyi anlıyoruz. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Maç günü &lt;b&gt;Manchester&lt;/b&gt;’dayız. Oradaki ekiple buluşup öğleni bulduktan sonra ilk istikamet &lt;b&gt;Old Trafford.&lt;/b&gt; Gittiğimizde stadı gezebilmek için geç kalmadığımızı öğreniyoruz. Hemen stat turuna katılıyoruz. UEFA’nın şartları gerekçesiyle sadece bir tribünden stadı görmek durumundayız. Ama nasıl olsa akşama tekrar geleceğimiz için o an bizi fazla ilgilendirmiyor bu durum. Zaten buradan gördüklerimiz ve görevlinin bize anlattıkları da gayet güzel. Stadın büyütülme kapasitesi ile ilgili bilgileri görevliden alıyoruz. Kombine biletler ve localar hakkında da bazı bilgiler veriyorlar. Yanlış hatırlamıyorsam 500 pound civarı olduğunu söylüyor. Localar ise 4000-5000 pound arası. Statta tam 159 loca var ve bir locayı da içeriden görme şansı yakalıyoruz. Localar gayet küçük ancak sahaya hakim bir konumda. Buradan çıktıktan sonra müzeyi inceliyoruz. &lt;b&gt;Manchester United&lt;/b&gt; neden bu işte bir numara olduğunu bir kez daha gösteriyor. Kulübün geçmişi ve geçmişine dair belgeler çok başarılı bir şekilde sergileniyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/__PrhTRX-21c/SpUOdhYYc_I/AAAAAAAAB_A/Gr5k8HauvYU/s1600-h/IMG_1676.JPG"&gt;&lt;img src="http://2.bp.blogspot.com/__PrhTRX-21c/SpUOdhYYc_I/AAAAAAAAB_A/Gr5k8HauvYU/s400/IMG_1676.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5374217630676186098" style="cursor: pointer; width: 400px; height: 300px;" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Eski formalar, eski yıldız oyuncular, rakiplerin formaları, flamaları, kazanılan kupalar, efsanelere ayırılmış köşeler, hepsi ağzımızı açık bırakıyor. Kulüp geçmişiyle ilgili veri bankasına ulaşılan bilgisayarlarda gördüklerimiz ise bizi iyice şaşırtıyor. Kulüp tarihindeki bütün maçlar, bütün oyuncular, bütün teknik direktörlerle ilgili geniş ve ayrıntılı bilgilere çok kolay bir şekilde ulaşabilmeyi çok kıskanıyoruz. Ayrıca yine çeşitli oyunlar var. Bunlardan birisinde, Manchester’ın bir golünü siz anlatıyorsunuz ve sonra müze içinde büyük ekranda bu gol sizin sesinizden ekrana geliyor. Bunun gibi daha çok enteresan şeyler var. Müzeden çıkıp &lt;b&gt;MegaStore&lt;/b&gt;’a geçiyoruz. Mağazada maçla ilgili bir anı ürünü yok. Maç hatıra atkısını dışarıdaki satıcılardan alıyoruz. Mağaza ise gördüklerimizin en büyüğü. Çok çeşitli ürünler bütün mağazaya yayılmış. Bayan ve çocuk ürünleri çok fazla. Formalar için çok fazla yer ayırılmış. Yine burada da ünlü oyuncuların isimleri yazılı formalar raflarda. Ayrıca istediğiniz baskıyı da yaptırabiliyorsunuz. Burada da yine ünlü oyuncu Eric Cantona özel bölümü var. Bu mağazadan da çıktıktan sonra hedef şehrin diğer yakası.. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/__PrhTRX-21c/SpUOdM5OqyI/AAAAAAAAB-4/PrDzWfzw2n4/s1600-h/IMG_1672.JPG"&gt;&lt;img src="http://2.bp.blogspot.com/__PrhTRX-21c/SpUOdM5OqyI/AAAAAAAAB-4/PrDzWfzw2n4/s400/IMG_1672.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5374217625176812322" style="cursor: pointer; width: 400px; height: 300px;" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;Manchester City&lt;/b&gt; ile United’ın yerleri şehrin iki ayrı köşesinde. &lt;b&gt;City of Manchester'a &lt;/b&gt;ulaştığımızda bizi geniş bir alana yayılmış çok başarılı bir yapı bekliyor. Stadın yeni yapıldığını öğreniyoruz. Burada da stat turuna katılıyoruz. Kulüp görevlisi bize stadın tüm yapısını çok ayrıntılı anlatıyor. Öncelikle stadyumun her köşesindeki oturaklar çok konforlu ve stadyumun her yerinden sahayı çok iyi görebiliyorsunuz. Kale arkası tribünlerin birinin arkasında yapılan &lt;b&gt;Efsaneler Locası&lt;/b&gt;’nda yemeğinizi yeyip içkinizi içerken sahayı bütünüyle görebiliyorsunuz. Soyunma odaları kısmına indiğimizde ise en çok ilgimizi çeken şey bir odada suni çim ve nem ortamıyla stat zemini havasının yaratılmış olması. Takımların burada da maça ısınabildiklerini öğreniyoruz. Soyunma odaları küçük. Saha zemini ise mükemmel. Burada bize farklı bir sistem anlatılıyor. Çimleri korumak için uygulanan sistemde, şehirdeki güneş enerjisi sıkıntısını en iyi biçimde kullanmaya yarayan düzenek var. Ayrıca tribünlerle tribün üstü kapak arasına kurulan sistem de çok enteresan. Uzaktan kumandalı rüzgar panelleriyle maç günleri bu kısım kapatılırken diğer günlerde zeminin rüzgardan mahrum kalmaması için paneller açılıyor. Stadyum turumuzu tamamladıktan sonra müzenin yan tarafında bulunan yemek salonunda yemeğimizi yiyoruz. Geç kalmamız sebebiyle müzeyi gezmekten vazgeçip direk olarak mağazaya yöneliyoruz. Mağazayı da hızlı bir biçimde turladıktan sonra Old Trafford’a gitmek üzere otele dönüyoruz. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/__PrhTRX-21c/SpUNZvGIisI/AAAAAAAAB-Y/p11s2Tvfikk/s1600-h/012.jpg"&gt;&lt;img src="http://2.bp.blogspot.com/__PrhTRX-21c/SpUNZvGIisI/AAAAAAAAB-Y/p11s2Tvfikk/s400/012.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5374216466126637762" style="cursor: pointer; width: 400px; height: 300px;" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/__PrhTRX-21c/SpUNZvGIisI/AAAAAAAAB-Y/p11s2Tvfikk/s1600-h/012.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/__PrhTRX-21c/SpUNZDw4lzI/AAAAAAAAB-Q/utlV2KamfTs/s1600-h/010.jpg"&gt;&lt;img src="http://4.bp.blogspot.com/__PrhTRX-21c/SpUNZDw4lzI/AAAAAAAAB-Q/utlV2KamfTs/s400/010.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5374216454494787378" style="cursor: pointer; width: 400px; height: 300px;" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Otelde bizi stada götürecek otobüsü epey bir bekledikten sonra stada doğru yol alıyoruz. Sokaklardaki trafik bizi korkutuyor ve gerçekten neredeyse korktuğumuz kadar oluyor. Stada yaklaştığımızda maçın başlamasına sadece yarım saat var ve biz hala trafiğin içindeyiz. Sonrasında dayanamayıp iniyoruz ve kalan yolu Manchester taraftarlarının içinde yürüyerek geçiyoruz. Herhangi bir problem olmuyor, zaten Manchester taraftarları işine giden bezgin işçiler görüntüsünde. Sanki hepsi bunu bir görev olarak belirliyor ve öyle davranıyorlar.. Herhangi bir heyecan belirtisi yok insanlarda. Gireceğimiz tribüne geliyor ve kolaylıkla içeri giriyoruz. Girer girmez içerde gördüğümüz &lt;b&gt;Maç Günü dergisi&lt;/b&gt; 3 pound. Herkes birer tane alıyor ve yine bu durum bizi isyan ettiriyor, neden bizim yok diye. Yerimize geçiyoruz, Türk taraftarlar çok fazla. Ayrıca Manchester düşmanı İngilizler de var bizimle birlikte maçı izleyen. İlk dakikadan son dakikaya kadar yoğun bir tezahürat var. Takım için kötü bir maç olsa da, Türkiye’den gelenlerin az olmasına rağmen tribün açısından iyi bir maç. Zaten bütün gollere rağmen taraftarın hiç desteğini çekmemesi İngilizler’i de şaşırtıyor. Kötü skora rağmen, takım maç sonunda alkışlanıyor. Rakip taraftar da alkışlanıyor. &lt;b&gt;ManU &lt;/b&gt;taraftarları maç boyu pek ses çıkarmamaya özen gösterir gibi. Sadece baskı anlarında artan bir uğultu ve gollerden sonra kulakları sağır eden patlama anları yaşanıyor. Gerçekten denildiği gibi &lt;b&gt;Manchester United&lt;/b&gt; taraftarlarının tribün açısından iyi olmadığı konusunda hemfikir oluyoruz. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Maç bitiminde Türk taraftarlar biraz bekletiliyor. Biz ise en sona kalıyoruz. Tuvalet için de bekleyince kalan son 10 kişiyi farklı kapılardan çıkarıyorlar. Çıktığımız kapının karşısında onlarca ManU taraftarı var. Anladığımız kadarıyla futbolcularının çıkmasını bekliyorlar, ama aradan biz çıkıyoruz. Çıkıştan sonra şehirde yoğun bir araç trafiği var. Gideceğim yere gitmekte sıkıntı çekiyorum. Sonunda Otobüs Garına ulaşıyorum ve beklediğim sürede ManU taraftarı bir İrlandalıyla konuşuyorum. Maç için Belfast’tan gelmiş ve aslında birçok maç için bunu yapıyormuş. Maç hakkında ve takımlar hakkında konuşuyoruz. O Arsenal’i nasıl durduracaklarının hesabını yapıyor ben ise savunmanın nasıl adam olacağının. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Londra’ya döndükten sonra asıl takımımız &lt;b&gt;Hammers&lt;/b&gt;’ı mekanında ziyaret etmek için &lt;b&gt;Upton Park&lt;/b&gt;’a doğru yol alıyorum. Şehrin dışında bir yer, yine Londra gibi olmayan bir yer. Ancak Upton Park Stadı dev gibi sergiliyor kendini. Metro durağından itibaren tabelalarla yöneltiliyorsunuz stada. Ayrıca stada da çok yakın olan semt merkezinde sanırım kupa galipleri kupasının adına bir heykel dikilmiş. Stat gerçekten çok görkemli görünüyor. Stadın çevresinde yine bilet ofisleri var. Hemen altındaki mağazaya giriyorum önce. Premiership’ten düşüp Championship’e geldikten sonra biraz hava kaybetmişler. Ürünler ucuz, mağaza sessiz. Ama çeşitlilik yine de çok. &lt;b&gt;Lacivert-Sarı Rebrov 16&lt;/b&gt; formamı aldıktan sonra hemen mağaza içindeki müzeyi geziyorum. Müzede pek parlak kupalar yok, ama yine de elde olan her şey toparlanıp sunulmuş. Ayrıca West Ham’de, yaptığım tüm gezilere rağmen hiç para istenmiyor. Diğer statlarda tur fiyatları 5 pound ile 10 pound arasinda değişmekte. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/__PrhTRX-21c/SpUNaB1VifI/AAAAAAAAB-g/DIYRkFAYV-8/s1600-h/015.jpg"&gt;&lt;img src="http://1.bp.blogspot.com/__PrhTRX-21c/SpUNaB1VifI/AAAAAAAAB-g/DIYRkFAYV-8/s400/015.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5374216471156460018" style="cursor: pointer; width: 400px; height: 300px;" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/__PrhTRX-21c/SpUOd2GncVI/AAAAAAAAB_I/qeIlShN1G_k/s1600-h/IMG_1833.JPG"&gt;&lt;img src="http://2.bp.blogspot.com/__PrhTRX-21c/SpUOd2GncVI/AAAAAAAAB_I/qeIlShN1G_k/s400/IMG_1833.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5374217636238815570" style="cursor: pointer; width: 400px; height: 300px;" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sonrasında stadın altındaki &lt;b&gt;‘The Academy of Football’&lt;/b&gt;a giriyorum. Burada sanırım West Ham’in meşhur altyapısının merkezi var. Kimler çıkmamış ki son 5 yılda. Rio Ferdinand, Frank Lampard, Joe Cole, Michael Carrick, Jermaine Defoe gibi isimler hep bu fabrikanın ürünü. Ancak kulüp özkaynaklardan gelen kazanımları kullanamayıp ikinci kümede mücadele etmek durumunda. Bu yıl umut var. İçeride stadı görmek istediğimi söylüyorum ve hemen kapıyı açıp içeriye sokuyorlar beni. Stadımı da gördükten sonra buraya da veda ediyorum. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sonraki durak &lt;b&gt;Fulham&lt;/b&gt;. Stad yakınına gittikten sonra zaten daha önceden de hakkında iyi şeyler duymadığım mağazayı görüyorum. Çok sıradan ve basit. Stada gitmek bile gelmiyor içimde. Ama buraya kadar gelmişken akşama şampiyonlar ligi maçına ev sahipliği yapacak Stamford Bridge’e tekrar uğramasam olmaz. Fulham ve Chelsea kulüpleri birbirlerine çok yakın. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/__PrhTRX-21c/SpUNav2eS9I/AAAAAAAAB-o/T6NHw51xPqc/s1600-h/020.jpg"&gt;&lt;img src="http://4.bp.blogspot.com/__PrhTRX-21c/SpUNav2eS9I/AAAAAAAAB-o/T6NHw51xPqc/s400/020.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5374216483509259218" style="cursor: pointer; width: 400px; height: 300px;" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;Chelsea Village&lt;/b&gt;’a geldiğimde etraftaki bilet arayan Portekizliler göze çarpıyor. Maça 4 saat var ama orada maç olduğuna dair belirtiler çok nadir. Bilet ofisine uğruyorum ve ne şans, akşama en güzel tribünden bilet buluyorum. Maç oranın saatiyle 19.45’te. Ben saat 18'de stattayım tekrar. Etrafta hareketlenmeler başlamış. İşten çıkan İngilizler demlenmekteler. "Brazil" adlı mekanda da Portolular son hazırlıktalar. Korsan ürünler göze çarpıyor, Matchday dergisi her yerde satılıyor. Ayrıca taraftarların çıkardığı bir matchday daha var. Official olanı 3 pound, fan olanı 1 pound. Saat 18.30'da kapıdayım ama kapılar 19.00'a kadar açılmıyor. Maça 45 dakika kala içerdeyim ve stat bomboş! Bize çok uzak bir manzara. Takımlar ısınmaya çıkıyor, tribünlerde hala renk yok. Takımlar seromoniye çıkıyor, boşluklar hala var. Maç başladıktan 5 dakika sonra tribünler gerçek halini alıyor. Takım sahaya çıkarken hoparlörden &lt;b&gt;‘Kakalin’&lt;/b&gt; çalınıyor ve bütün stat hep beraber söylüyor. Zaten official shop’ta kalpak bile satılıyor ve üstünde &lt;b&gt;‘Chelski’&lt;/b&gt; yazıyor, sahiplenmişler. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bulunduğum tribün çok keyifli. Ara ara gaza gelip bağırmaya başlayan insanlar. Bir adamın aklına bir beste geliyor, diğer birkaç kişi daha katılıyor. Ara ara ayağa kalkılıp topluca bağırılıyor. Gollerde coşku büyük, oyunculara yazılan şarkılar söyleniyor. Drogba ve Tiago adına olanlar çok keyifli. Maçın en komik anlarından biri, 2-0 dan sonra Portolulara karşı söylenen &lt;b&gt;‘We bought your manager’&lt;/b&gt; şarkısı.. Sonrasında &lt;b&gt;Jose Mourinho&lt;/b&gt; sloganları atılıyor. Drogba tek başına büyük bir silah, allah karşısındaki savunmacılara sabırlar versin. Oyuncular oyundan çıkarken isimlerine şarkılar söyleniyor. Girenlere de şarkılarıyla hoşgeldin deniliyor. Porto seyircisi ise çok suskun. Ara ara ‘Porto’ bağırtıları dışında fazla bir ses yok. Epey kalabalık olmalarına rağmen sessizler. Erken gol yemeleri belki bunda etken. Chelski çok iyi oynayıp 3-1 kazanıyor maçı. Maç biter bitmez tribünler hemen boşalıyor. Stadın etrafı çok kalabalık, çoğu kişi metro istasyonuna yöneliyor. O kalabalığı görseniz en az 2 saat burdayız dersiniz, ancak 15 dakika içinde metrodasınız yarım saat içinde de şehir merkezinde.. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/__PrhTRX-21c/SpUOc-UP1gI/AAAAAAAAB-w/0sTTeCDjtmo/s1600-h/023.jpg"&gt;&lt;img src="http://2.bp.blogspot.com/__PrhTRX-21c/SpUOc-UP1gI/AAAAAAAAB-w/0sTTeCDjtmo/s400/023.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5374217621263603202" style="cursor: pointer; width: 400px; height: 300px;" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Enteresan başka bir şey de, Londra’nın merkezine çok yakın bir mağaza. &lt;b&gt;‘Sportpages’&lt;/b&gt; adındaki kitap dükkanında sadece spor kitapları satılıyor. O kadar fazla kitap var ki, delirmemek işten değil. Hangisini alayım diye düşünmekten duramıyorsunuz. 2004-2005 yılı yearbookundan 7-8 çeşit var. Her şey o kadar çekici ki, fazla zaman geçirmek cüzdan açısından pek iyi değil. Yine Londra merkezdeki başka bir ilginç mağaza da &lt;b&gt;Lillywhites&lt;/b&gt;. Ülke ve dünya takımlarının formalarını ve diğer ürünlerini bulmak mümkün. En ilgi çekici şey ise ‘Sale’ da olan ürünler. 5 pounda Man City, 3 pounda Blackburn forması alabiliyorsunuz mesela. Kasa kuyruğu hep çok uzun. Soccer Scene de yine merkezde konuşlanmış benzer bir mağaza. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/__PrhTRX-21c/SpUNY05f6zI/AAAAAAAAB-I/LdAZ1iQRwW0/s1600-h/006.jpg"&gt;&lt;img src="http://2.bp.blogspot.com/__PrhTRX-21c/SpUNY05f6zI/AAAAAAAAB-I/LdAZ1iQRwW0/s400/006.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5374216450504387378" style="cursor: pointer; width: 400px; height: 300px;" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sonuç olarak İngiltere’de futbolu doyasıya yaşamak garanti edilebilir. Ancak biz ve onlar arasındaki bazı kültür çatışmalarına alışmak da zor olabilir. Ben dolaştığım süre içerisinde pek çok şeyden keyif aldım. Futbolun beşiğiyiz diye boşuna hava atmıyorlar sonuçta, var bir şeyler. Her şeyiyle, kitabıyla, dergisiyle, gazetesiyle, maçıyla futbol bu ülkede çok doyurucu. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;by tunchay&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1317836566512638841-7705630775936145644?l=vliegendenederlander.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://vliegendenederlander.blogspot.com/feeds/7705630775936145644/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=1317836566512638841&amp;postID=7705630775936145644&amp;isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1317836566512638841/posts/default/7705630775936145644'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1317836566512638841/posts/default/7705630775936145644'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://vliegendenederlander.blogspot.com/2009/08/ingiltere-notlari-2004.html' title='İNGİLTERE NOTLARI - 2004'/><author><name>tunchay</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09488654604072171684</uri><email>tunchay@gmail.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='11051257823726120414'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/__PrhTRX-21c/SpUIiof1Z9I/AAAAAAAAB-A/WUn-0u_Fh_A/s72-c/014.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1317836566512638841.post-9027280000527818762</id><published>2009-08-25T17:18:00.000+02:00</published><updated>2009-08-25T17:21:03.642+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Haftasonu Notları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tunchay'/><title type='text'>HAFTASONU NOTLARI 2010 - 3</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/__PrhTRX-21c/SpO_eBySrpI/AAAAAAAAB94/T-5AYTVBDsI/s1600-h/B_5928dc9e6cbd091d85dd79dcdc20a3f3.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 247px;" src="http://4.bp.blogspot.com/__PrhTRX-21c/SpO_eBySrpI/AAAAAAAAB94/T-5AYTVBDsI/s400/B_5928dc9e6cbd091d85dd79dcdc20a3f3.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5373849302979489426" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Çok uzatıyorum galiba notları. Not diyoruz hesapta ama yazdıkça yazası geliyor insanın. Bir de pazartesileri dahil etmeye başladılar bu aralar haftasonuna. Hakikaten fena oluyor yahu. Dün oturup Geniş Aile'yi izleyecektim arkadaşım ben! Neyse devam.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Ramazan geldi hoş geldi. Perşembe Avrupa mesaisi bu yıl fazla yoğun olacak. Fenerbahçe ve Galatasaray'ın en az 7 maç daha oynaması kesin gibi. E bu da pazartesi maçlarını arttıracak görünüyor. Cumartesiye Trabzon ya da Beşiktaş'ı koysalar, ya pazar duble maç yapacaklar; ya da pazartesi Fenerbahçe/Galatasaray dönüşümlü oynayacak. Keyifsiz durum. Cumayı sevmiyorduk zaten bir de pazartesi çıktı başımıza. Gündüz maçları geri dönsün!&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Beşiktaş'a fazla kızmamak lazım. Öncelikle büyükler arasında en kazık üçlü onlardaydı. Belediye oturmuş takım, Gençler her zaman sakat. Buralarda puan kaybının pek büyütülmemesi gerekli. Ama şu da bir gerçek ki, Beşiktaş geçen yılki oyununu yükseltemezse bu yıl ilk ikiye zor girer. Galatasaray attıkça atıyor, Fenerbahçe'nin hocası ligin kaşarı. Geçen yılki puanlar bu yıl hayal, Rıdvan'a katılıyoruz. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Galatasaray çok gol atar. Sanırım haftasonu notları klişesi olacak bu cümle. Ama gerçek. Hakikaten çok atar. Bunu bir an unutarak devam edelim. Kayserispor'un şu takımının başında başka bir hoca olsa, çok daha iyi top oynarlar kesin. En azından ne oynadıklarını bilirler. Nasıl bir mantaliteyle takım çıkarıyor Tolunay Kafkas ben anlamadım. Hızlı adamlar Troisi ve Cangele Galatasaray savunmasının göbeğine bile dalamadı. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Dalsaydı ne olurdu, onu da pek tartışmaya gerek yok. Galatasaray gol atmak istedi mi atar. Elano'nun buna şöyle bir katkısı olacak. Maçın 2-1 gidip sıkıştığı anlarda, Kayseri'nin kazara bir gol atması, maçı belki de beraberliğe götürebilirdi. İşte bir adam ortaya çıkar, oyuna girdikten 15 dakika sonra belki de topa ilk dokunmasında öyle bir vurur ki, birkaç saat içinde tüm Galatasaraylılar facebook profiline postalar, friendfeed'de like'lar, şampiyonluk şarkıları söylenir. Futbol böyle bir oyundur, o şahane gollerle güzeldir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Makukula'nın adı pek güzelmiş: Arıza! Yetenekli bir şey gibi duruyor ama o uzun bacaklarla top sürüp 30 metreden şut çekmeye çalışınca komik oluyor. Bir Victor Agali havası sezdim ben yine de.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Tolunay'a antipatik dedim diye kızmışlardı bazı yorumcular burada. Ama harbiden antipatik be kardeşim!&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Diyarbakırspor iki forvet bulmuş, gerisini koyvermiş. Takımın toplama olduğu çok belli. Ziya hoca da gazı iyi vermiş, oldukça iyi başladılar maça. Sürekli koşan, Fenerbahçe'yi sıkıştıran bir halleri vardı, özellikle ilk yarım saatte. Yakaladıkları pozisyonun en olmayacak anında en olmayacak vuruşla golü buldular. İkiyi bulsalar değişir miydi maç? Forvetler oynamaya devam etti ama geridekiler kaldıramadı tempoyu. Fenerbahçe'nin golleri güzel, oyunun kırıldığı anda öne geçmeleri Diyarbakır'ın hevesini de kırdı. 3'ten sonra 5 bile olabilirdi ama Fenerbahceliler de bir afallamıştı. Santos, Güiza, Baroni! Bunlar Türkiye gerçekleri; çakmak bile götürülür mü hakeme?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* O değil de Suat Arslanboğa'nın karizmasını ve geleceğini yitirdiği an, Fenerli topçuların problemlerini Bünyamin Gezer'le hallettikleri andır bence. Maçın dengesini alt üst eden hakemle bir türlü anlaşamadılar, gittiler Bünyamin hocaya anlattılar dertlerini. Eh iyi hakem böyle olunuyor herhalde. Etrafına kümelenen 4-5 Fenerli'yi sakinleştirdi, kendisine uzatılan taşı aldı (15 saniye sonra kenara attı üstelik), ortamı normale çevirdi. Dördüncü hakemin en etkin hali için kendisine bir tebrik sunalım.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Futbolda Kürt açılımı 5-6 sene evvel yapılmıştı, hatırlarsınız. Diyarbakırspor ite kaka yukarı çıkarılmıştı. Onun gölgesinden kurtulamadılar yıllarca. Taraftarları da her defasında arsız ve dengesizdi maçlarda. Onore 2005'teki olayları hatırlatmış &lt;a href="http://www.hayatimfenerbahce.com/2009/08/24/diyarbakir-klasigi/"&gt;şurada.&lt;/a&gt; Bu sefer bileklerinin hakkıyla, hiç umulmadık zamanda geldiler SüperLig'e. Sezon başında da berbat bir dönem geçirdiler. Gelen hoca 2 hafta dayanamadı kaçtı, takımda oyuncu yoktu. Buna rağmen iyi yabancılar bulmuşlar, ortalama bir takım da kurmuşlar. Trabzon'u yendiler geçen hafta. E be arkadaş, takımın öndeyken sahaya su, çakmak atmak niye? 1-1'ken taş, bozuk para, şişe atmak niye. Nasıl bir düşünce yapısıdır, nasıl bir anlayıştır bu? Amaç ne hakikaten merak ediyorum. İki taraftan da bu kadar güzel adımların atıldığı bu günlerde olacak iş mi bu şimdi?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Emre, bir sakin dur, bir akıllan!&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Bilica için geçen hafta geri takas formülleri yazmıştım. Yasin kalsın ya da para kalsın şeklinde. İkisi de kalsın, Bilica geri gitsin Sivas'a. Edu da başkalarıyla anlaşmadan geri dönsün. İyileşene kadar Önder'le de idare edilir!&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Kazım Mendoza'ya ne dedi de kahkahayı bastılar o duran topta, merak etmiyor musun? Hani 3G, duyalım ne konuştular. Bunu istiyorum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Kısa kısa geçelim. Trabzon için çanlar çalıyor. Sürpriz yapabilirler diye epey heveslenmiştim ilk hafta sonunda, ama işler tersine döndü. 3 hafta 6 puan kayıp. Geçen yıl bir milat olabilirdi onlar için. Belediye ve Denizli maçları, 1996'daki Fenerbahçe maçı kadar önemlidir nazarımda! Bursa, küçük sağlam adımlar atıyor, dost karşısında 3 puan güzel. İki sağlam takım Belediye ve Eses golsüz geçmişler olimpiyat rüzgarını. İkisine de yeter aslında. Orta sıraların çivileri Antep ve Ankara da puan bölüşmüş. Antalya da artık daha sağlam atmaya çalışıyor adımlarını, Paşa'yı 2 golle geçmişler. Sivas-Denizli maçı ertelenince puansız takım sayısı üç görünüyor, en az biri yalnız bırakacak Kasımpaşa'yı bu yolda. Gol yemeyen takım kalmadı, namağlup takım hala bol. En ekonomik takım Gençler. Maçlarında sadece 2 gol olmuş 3 haftada!&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Almanya'yı TRT'de izlemeye devam ediyoruz. Westfallen tribünleri yine güzeldi be. Bayern'in yenilmesi de mutlu ediyor beni nedense. İtalya başladı bu hafta. İspanya'da da süper kupa sahibini buldu, Tansu Polatkan'ın öldürdüğü maçta. İngiltere'yi NTVspor.net'ten izlemeye devam. Güzel goller var yine. Arsenal doludizgin, Chelsea hasarsız. Liverpool dün akşam dağıldı yalnız! Manchester da hafta içi sağlam bir tokat yedi, yeni çocuk Burnley'den!&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Çok uzatmadım değil mi? Hikayeler anlatıldı, bu mevsimde bu tempo ağır gelmesin beyler bayanlar, silkinin. Şu hazırlık maçı havasındaki avrupa maçları atılsın, eylülün harbi kapışmaları başlasın, ben sizi o zaman göreceğim. Elin İsviçre, Estonya köy takımına üç beş atmakla büyük takım olunmuyor (vur klişenin dibine!). Ben izninizi isteyeyim, haftaya görüşürüz yine bu saatlerde!&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;by tunchay&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1317836566512638841-9027280000527818762?l=vliegendenederlander.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://vliegendenederlander.blogspot.com/feeds/9027280000527818762/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=1317836566512638841&amp;postID=9027280000527818762&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1317836566512638841/posts/default/9027280000527818762'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1317836566512638841/posts/default/9027280000527818762'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://vliegendenederlander.blogspot.com/2009/08/haftasonu-notlari-2010-3.html' title='HAFTASONU NOTLARI 2010 - 3'/><author><name>tunchay</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09488654604072171684</uri><email>tunchay@gmail.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='11051257823726120414'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/__PrhTRX-21c/SpO_eBySrpI/AAAAAAAAB94/T-5AYTVBDsI/s72-c/B_5928dc9e6cbd091d85dd79dcdc20a3f3.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1317836566512638841.post-7496845285028848442</id><published>2009-08-20T14:22:00.004+02:00</published><updated>2009-08-20T14:25:07.761+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Merchandising'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tunchay'/><title type='text'>BAD BOYS</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_o3Pu7je179A/So1AgUbhSuI/AAAAAAAANns/daHPEpDxbcY/s1600-h/Clipboard01.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 400px; height: 394px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_o3Pu7je179A/So1AgUbhSuI/AAAAAAAANns/daHPEpDxbcY/s400/Clipboard01.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5372020854506998498" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;31 Mayıs 2009, Roma, AS Roma-Torino FC&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;by tunchay&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1317836566512638841-7496845285028848442?l=vliegendenederlander.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://vliegendenederlander.blogspot.com/feeds/7496845285028848442/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=1317836566512638841&amp;postID=7496845285028848442&amp;isPopup=true' title='9 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1317836566512638841/posts/default/7496845285028848442'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1317836566512638841/posts/default/7496845285028848442'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://vliegendenederlander.blogspot.com/2009/08/bad-boiys.html' title='BAD BOYS'/><author><name>Flying Dutchman</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02374702096591718850</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='17653531092890526060'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>9</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1317836566512638841.post-3238148486999681012</id><published>2009-08-18T13:55:00.001+02:00</published><updated>2009-08-18T14:07:19.508+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Haftasonu Notları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tunchay'/><title type='text'>HAFTASONU NOTLARI 2010 - 2</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/__PrhTRX-21c/SoqZVkKn2NI/AAAAAAAAB9Y/wvy2wkYD-pI/s1600-h/B_278ea9cc66f744c3ed627135363a999b.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 378px; height: 400px;" src="http://2.bp.blogspot.com/__PrhTRX-21c/SoqZVkKn2NI/AAAAAAAAB9Y/wvy2wkYD-pI/s400/B_278ea9cc66f744c3ed627135363a999b.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5371274101357271250" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Geçen seneden alışkınız böyle haftasonlarına. Bu sene dört tane takım Avrupa Ligi'nde, milli takım dünya kupası bileti peşinde olacağından, sık sık da görebiliriz. &lt;b&gt;Pazartesi'yi de futbol takvimine iliştirmekten bahsediyorum.&lt;/b&gt; Haftanın ilk günü o bütün sendromvari halini terkedebilir, maçla sonuçlanacak olduğunda. Diyelim ve geçelim notlara.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Cumartesi günü biraz miskin geçti, sebebi tabi ki cuma gecesi. Geçenlerde bir arkadaşımdan kokteyl yapmayı öğrendim, bu aralar hayatımız kokteyllerle geçiyor bu yüzden. Cuma da evde davet verdik, çeşitli denemelerle en güzeli yakaladık falan filan. Uzmantv sağolsun, mojito tarifini bile öğretiyor bu arada, her türlü bilgi için kullanılabilir hale gelmiş, tavsiye deriz. Öğlen bundesliga'dan başka bir şey görmedi gözümüz tv'de. Hamburg 15 dakikada bitirdi işi yalnız, fena. Bayern yine yenemedi, feci başlangıç.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* SüperLig'e gelelim biz. &lt;b&gt;Senenin ilk şoku Trabzon'dan geldi. &lt;/b&gt;Ağustos'un en sevilen taraflarından biri de ortaya çıkan sürpriz adamlardır. Bu haftanın çıkış yapan futbolcusu &lt;b&gt;Thierry Tazameta. &lt;/b&gt;Perşembe günü lisansı çıkmış Kamerunlu golcünün, cumartesi prime time'da şov yaptı. Takdir etmek gerek. Diyarbakırspor'u Ziya Doğan yönetiyor biliyorsunuz. Artık şuna eminiz ki, &lt;b&gt;Ziya Doğan nerede Ayman orada.&lt;/b&gt; Geçen yıl çalışmıyordu Ziya hoca, Ayman da ortalarda yoktu. Birlikte geri döndüler sahneye. 4. takımları bu sanırım beraber: Malatya, Gençler, Trabzon, Diyarbakır. Trabzonspor için heves kırıcı oldu bu mağlubiyet. İlk haftadaki flaş skorun ardından, sezonun sürprizi olabileceği konuşuluyordu, Egemen'in ayağının kayması her şeyi mahvetti. Taraftarın yoğun bir şekilde yuhalamaya geçmesi de bir Trabzon klasiği artık. Daha bismillah yahu.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* &lt;b&gt;Galatasaray sezona yine ballı başladı. İki penaltı, iki şanslı golle Denizli'yi yenmişler.&lt;/b&gt; (Yok yahu ne kadar zorlasam da olmuyor, ayı taraftar olmaya özendim de bir an.) Bu sene Galatasaray'ın maçlarında çok penaltı görebiliriz, oyun yapısı itibariyle. Rakibi sıkıştıran, mecbur bırakan bir hücum varyasyon zenginliği olacaktır Cimbom'un. Penaltının tanımı itibariyle bir şüphe hissiyatı her daim vardır ama, bu penaltılar da su götürmeyecek cinsten, zorlasak da ayı yorum mantıklı durmaz. Ali Sami Yen'de Galatasaray'ın rakibinin üzerine gökgürültüsü gibi çökeceği ve çoğunlukla &lt;b&gt;10-15 dakikalık baskı dönemlerinde&lt;/b&gt; rakiplerini alt üst edeceğini düşünüyorum sezon içinde. Sıkıntı yaratabilecek durumlarla daha çok deplasmanda karşılaşabilir Galatasaray. Orada da duran toplarda üretkenleşmeleri bu yıl çok daha anlam kazanacak. İlk 2 haftada 2 tane duran top golü attı Galatasaray, önemli. Denizlispor ikide sıfır çekti ama, büyükleri de temizledi önünden.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Pazara gelelim. Öğlen Suada, nam-ı diğer Galatasaray Adası'na davetliydik, birkaç blogger arkadaşla. &lt;b&gt;JB&lt;/b&gt;'nin &lt;b&gt;Start a Party&lt;/b&gt;'lerinden birisi için oradaydık. Sonrasında da maç vardı malum. Neyse ki forma giymeme olayını hem tahmin ediyorduk, hem de bilgilendirilmiştik de çantada götürdük laciverti. Suada'ya Galatasaray forması dışındaki herhangi bir formayla ya da logo taşıyan ürünle girmek yasak, biliniz. Aynısı diğer takım tesislerinde de var bildiğim kadarıyla. Normal, neyse. Etkinlik öncesi uzandık havuz kenarına, kenardaki toraman Galatasaray üyesi amcalara kulak kabarttık. Lise muhabbetlerinden girdiler, Haldun Üstünel'den çıktılar. Klasik sohbetler; birisi diyor fazla şişiriyorlar Haldun'u, öbürü diyor yok iyi adam. Liseli mi diye soruyorlar birbirlerine, transferleri değerlendiriyorlar. Kulübün imkanlarını fazlasıyla değerlendiriyorlar kısaca, biz de görüyoruz işte lise kültürünü uzaktan.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Maç öncesi Nazlı'yı kaçıracağız, bari adada demlenelim diyoruz Erhan'la, hazır parti de var. Üstelik cebimde &lt;b&gt;6 tane kombine kart&lt;/b&gt; var, herkes de beni arıyor da ne gam! Önce içki uzmanı Ertan Engin'den &lt;b&gt;JB Mojito&lt;/b&gt; yapmayı öğreniyoruz, başta da söylediğim gaz üzerine iyi oluyor bu hem teorik hem uygulamalı bilgi. Sonra da sırasıyla diğer kokteylleri içiyoruz, kafalar oluyor bir dünya. DJ müzik seçiminde bayağı iyi, perküsyon da ona eşlik ediyor, ortam bir anda kop kop oluyor. Nasıl bir ortam, nasıl bir bohem çözemiyoruz biz; ama millet epey eğleniyor. Bir yerden sonra bizim kafa Kadıköy'de, düşüyoruz yollara.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Sezonun Kadıköy'deki ilk lig maçı. Bolu, Honved maçlarını es geçenler de gelmiş, hasret gideriyoruz. Oturuyoruz yerimize, başlıyoruz izlemeye. Karşımızda geçen yılın ikincisi, sezon başı mağlubiyetleri, onları da sindirmiş, 9 kişiyle savunmadalar. Fenerbahçe'de Alex de erken pes edince işler zorlaşıyor. O değil de, o kadar kolay sakatlanılır mı Alex yahu? Bir de neden ikinci kaptan Emre? Volkan'a versene bandı kardeşim!&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Dedim yanımdaki Hüseyin'e, &lt;b&gt;"ben razıyım Bilica'yı verelim Yasin de kalsın, parayı geri versinler yeter"&lt;/b&gt; diye. O ise; &lt;b&gt;"Yasin gelsin, para kalsa da olur"&lt;/b&gt; dedi. İkisi de mantıklı ama bu Bilica'yla lig biter mi, emin değilim.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* 70'e kadar gol atamadı Fenerbahçe ama bu gerginliği bile özlemişiz. En azından pozisyon var, &lt;b&gt;0-0 bitse de&lt;/b&gt; pek ağlanmazdı şu maçta, en çok biraz homurtu o kadar. Kazım'ın gol ofsayt, Emre'ninki epeyce bal bu arada. Maçı döndüren Volkan'ın kurtarışı. Kendisinden pek hazzetmem bilirsiniz, ama o kurtarışı için önünde saygıyla eğilmek gerek, insanüstü. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Daum geri dönünce takım bazı bilgileri hatırladı dedik ya, taraftar da bazı klişeleri hatırladı tabi ki. Yanımdaki amca, ikinci yarı boyunca, dakika 70 olmadan değişiklik yapmayan adam hatırası sebebiyle yüklendi Daum'a.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Sivas'ın da ne çok düşmanı varmış arkadaş, ikide sıfır yaptılar diye herkes mesut. Toparlarlar ve ilk 5 içinde yer alırlar diyorum ben.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Bir de &lt;b&gt;Rambo&lt;/b&gt; girdi lan. Özlemişiz.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Pazarı özetlerle tamamladık. Eskişehirspor &lt;b&gt;KoreoEses&lt;/b&gt; çalışmalarıyla açmış sezonu, Bursa'yı da devirip göndermiş. İlk golde penaltı yalan gibi ama, ikinci golde Youla'nın deparı akılalmaz. Ömer Erdoğan orada futbolu bıraksa yeridir yani. Bolt'a kaybetmiş Tyson'dan beter oldu hali. Neyse ki golü attı da peşisıra, kendine geldi. Eskişehir'in 2-0'dan 2-2 olan maçta hemen üçüncüyü bulabilmesi de kritik olmuş. Başka yerlere gidebilirdi o maç yoksa.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* &lt;b&gt;Bolt&lt;/b&gt; demişken bir şeyler de ona yazmak lazım. Tamam abi uçtu falan ama, topu topu 3 salise geliştirdi rekorunu, abartmamak lazım (Bu da mı çok ayı yorum oldu?). 9.50'nin altına inmesini bekliyoruz heyecanla.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Diğer maçları da kısa kısa geçelim. &lt;b&gt;Belediye &lt;/b&gt;bu sefer ayaklarını sağlam basıyor yere,Kasımpaşa'dan alınan temiz 3 puan. &lt;b&gt;İbrahim Akın&lt;/b&gt; iyi başladı sezona. &lt;b&gt;Gençlerbirliği&lt;/b&gt; kaçanlara bugün ağlamıyorsa bile ileride çok ağlayabilir. 5-0 olacak maç 1-1 bitmiş. &lt;b&gt;Serkan Kırıntılı&lt;/b&gt;'ya kızmamak lazım, 3-4 senedir Türkiye'de futbol izleyen kimse &lt;b&gt;Isaac Promise&lt;/b&gt;'ten öyle nefis bir şut beklemez. Ne güzel gol atmış çocuk. &lt;b&gt;Vassell &lt;/b&gt;de rüştünü ispat eden sayıyı 90 küsürde atmış, tribünle kucaklaşma hareketi de, &lt;b&gt;PascalNoumalaşma süreci&lt;/b&gt;nin başlangıcı olabilir. &lt;b&gt;Kayseri&lt;/b&gt; beraberliklerle devam ediyor, tribünlerin doluluğu güzel, ama düşen ve hayatını kaybeden kardeşimiz için üzüldük hep beraber.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Gelelim &lt;b&gt;Beşiktaş&lt;/b&gt;'a. Geçen senenin arızası, büyüklerin ıkındıkları maçlarda işi lehlerine çevirememesiydi. Bu yıl ise aksi gerçekleşiyor iki haftadır. Beşiktaş da 70'e kadar bekledi ama en sonunda kilidi açtı. İlk gol güzel bir takım golü. İkinci gol ise harika bir frikik golü. İlk görüşte &lt;b&gt;"oha Ömer&lt;/b&gt;" diyebilirsiniz belki, ama tekrar tekrar izleyince, &lt;b&gt;Tello&lt;/b&gt;'nun nasıl güzel bir vuruş yaptığı farkediliyor. Bu arada, seyircisiz izlediğimiz son maç olur bu maç umarım!&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Ve Premier Lig. 3 büyük ligin ilki başladı işte. Şahane goller olmuş daha ilk haftadan. Bu tam donanımlı adamların bir de frikik atmayı becermelerini seviyorum. &lt;b&gt;Drogba&lt;/b&gt; fena iki gol atmış Hull karşısında. Birincisi frikik, ikincisinde derece 0. Wigan, &lt;b&gt;Hugo Rodallega&lt;/b&gt;'yı nerden bulmuş bilmiyorum ama Kolombiyalı ilk maçta Friedel'i fena yakmış. &lt;b&gt;Noble, Denilson &lt;/b&gt;ve&lt;b&gt; Ekotto&lt;/b&gt;'nun golleri de görülmeli. O değil de ilk maçta evinde 6 tane yemek ne fenadır yahu? Dağılmış &lt;b&gt;Everton&lt;/b&gt; resmen. Hayır &lt;b&gt;Tim Howard&lt;/b&gt; maça bir de dualarla çıkıyor. Ferguson'un bileti neden erken kestiği belli, ne kötü goller yemiş arkadaş. En şahanesi de 6-1 yapan son dakika golü gelince, kale arkasında kalan taraftarın sevinç gösterisi. Adamlarda şeref golü ne önemli yahu?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bitsin şimdilik. Haftaya Fener Kürt açılımında. &lt;a href="http://papazincayiri.blogspot.com/2009/08/sar-lacivert-kurt-aclm.html"&gt;Papazın Çayırı'ndaki öneriyi &lt;/a&gt;çok beğendiğimizi söyler, ah n'olur şu ülkedeki futbol takımları biraz suya sabuna dokunsalar deriz. Futbol dolu bir hafta var önümüzde, haydi bakalım.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;by tunchay&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1317836566512638841-3238148486999681012?l=vliegendenederlander.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://vliegendenederlander.blogspot.com/feeds/3238148486999681012/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=1317836566512638841&amp;postID=3238148486999681012&amp;isPopup=true' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1317836566512638841/posts/default/3238148486999681012'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1317836566512638841/posts/default/3238148486999681012'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://vliegendenederlander.blogspot.com/2009/08/haftasonu-notlari-2010-2.html' title='HAFTASONU NOTLARI 2010 - 2'/><author><name>tunchay</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09488654604072171684</uri><email>tunchay@gmail.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='11051257823726120414'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1317836566512638841.post-5537237267420512156</id><published>2009-08-17T23:21:00.003+02:00</published><updated>2009-08-17T23:42:07.623+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Müzik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tunchay'/><title type='text'>HAFTANIN MENÜSÜ - 26</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/__PrhTRX-21c/SonMqDaw2XI/AAAAAAAAB9Q/aDIadzwMPLs/s1600-h/aylin2big.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 359px;" src="http://4.bp.blogspot.com/__PrhTRX-21c/SonMqDaw2XI/AAAAAAAAB9Q/aDIadzwMPLs/s400/aylin2big.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5371049053460158834" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Topu bana attı duçmen. Eh numara da 26 olunca hayır demedik. Biz türkçe müzikçiyiz. Yazalım&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;1 - Sen mi - Aylin Aslım&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;2 - Bunlar da geçer - Sertab Erener&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;3 - Arjantin - Yasemin Mori&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;4 - Komşu kızı - Gripin&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;5 - Hepsi bir nefes - Manga &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="white-space: pre;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="white-space: normal;"&gt;by tunchay&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;object width="425" height="344"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/LCuaspIsrs4&amp;amp;hl=en&amp;amp;fs=1&amp;amp;"&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/LCuaspIsrs4&amp;amp;hl=en&amp;amp;fs=1&amp;amp;" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="425" height="344"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1317836566512638841-5537237267420512156?l=vliegendenederlander.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://vliegendenederlander.blogspot.com/feeds/5537237267420512156/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=1317836566512638841&amp;postID=5537237267420512156&amp;isPopup=true' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1317836566512638841/posts/default/5537237267420512156'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1317836566512638841/posts/default/5537237267420512156'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://vliegendenederlander.blogspot.com/2009/08/haftanin-menusu-26.html' title='HAFTANIN MENÜSÜ - 26'/><author><name>tunchay</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09488654604072171684</uri><email>tunchay@gmail.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='11051257823726120414'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1317836566512638841.post-5677941908209920854</id><published>2009-08-10T14:25:00.001+02:00</published><updated>2009-08-10T16:28:43.443+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Haftasonu Notları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tunchay'/><title type='text'>HAFTASONU NOTLARI 2010 - 1</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/__PrhTRX-21c/Sn_i7XFwiII/AAAAAAAAB7Y/i7NpgQ8hUW4/s1600-h/B_3068022ec5f235affb0693d3814e8f45.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 266px;" src="http://3.bp.blogspot.com/__PrhTRX-21c/Sn_i7XFwiII/AAAAAAAAB7Y/i7NpgQ8hUW4/s400/B_3068022ec5f235affb0693d3814e8f45.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5368258790287247490" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/__PrhTRX-21c/Sn_i7XFwiII/AAAAAAAAB7Y/i7NpgQ8hUW4/s1600-h/B_3068022ec5f235affb0693d3814e8f45.jpg"&gt;&lt;/a&gt;Ve evet, Turkcell SüperLig artık başladı. Ağustos'u sevmek için güzel bir sebep bu başlangıçlar. Üstelik heyecan ve gerilim de henüz yokken, yeni kurulmuş takımları, yeni transferleri, ön elemeleri, su molalı maçları izlemek ayrı bir tat. Bazı ülkelerde geçen hafta başlamıştı ligler, Türkiye'de de bu hafta başladı. Büyük liglere daha var, ama onlar da süper kupalarla başladılar bu uzun yıla. Biz de notlarımıza kaldığımız yerden devam edelim. 2009-2010 sezonunun ilk notları blogumuza hayırlı olsun.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Efendim, sezonumuz her zamanki gibi son şampiyonun sahne aldığı maçla başladı. Esasına bakarsanız bu konsept tabi ki güzel. Dünya kupalarında bile son şampiyon ilk maçı oynar. Ancak, şampiyonun maçını cuma akşamı İstanbul'un en ücra köşesinde yapmak pek de mantıklı görünmüyor. Beşiktaşlı taraftarlar da mantıklı bulmamış olacak ki, olimpiyat stadının kaderi bir kez daha ortaya çıktı, stat bomboş kaldı, ne acı. Maçı izlemedim, izleyenlerin yalancısıyım. Abdullah Avcı'nın sıkı takımı yine sağlammış maçta. Beşiktaş'ta yeni transfer Fink'in gol atması heves arttırıcı. Belediye'de ise İbrahim Akın kendine has golünü atmış. Adam çalım atmaya doyamıyor. İlk haftalardaki puan kayıpları pek zararsız görünür ama aslında çok fena olabilir. Bunu da bir kenara not alalım.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Cumartesi öğlen saatlerinde de İtalya'nın Süper Kupası'nın sahibini izledik. Çin'de tıklım tıklım dolu statta, iki İtalyan devi kapıştı; Lazio kazandı. Inter'in baskılı göründüğü maçta, Lazio tıkır tıkır golleri attı. İlk karambol, burnuyla attı Matuzalem resmen. Ama ikinci gol olağanüstü. Süper pas, süper kontrol ve harika tek vuruş. Inter bunu çıkarmak için saldırdı ama Eto'o'nun tek golü yetmedi. Çin'den kupa çıkaramadı Mourinho. Yine de ben Inter'in özellikle Avrupa'da büyük işler yapacağını düşünüyorum. Sıkı bir kadro kurdular, özellikle orta sahaları çok dirençli.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Bir de TRT'de Almanya Ligi'ni açtık bu haftasonu. Hoffenheim-Bayern'i verdiler öğle saatlerinde. Maç epey iyiydi aslında, ama TRT hiyerarşisi, bize feci örneklerini sergileyecek, spiker seçimlerinde. Levent Özçelik'in sesi iyidir, maça hakimiyeti de fena değildir de; artık başka tür bir anlatım moda yahu. Bir de üstelik alenen direğe vurup dışarı giden topa, önce korner, sonra ofsayt vs. gibi sonuçlar uydurması "ehh" dedirten cinstendi. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Akşam nöbeti birkaç yıl araları limoni olan Sivas-Trabzon arasındaydı. Sivasspor son yıllarda rakibine üstünlük kurmuştu ama Trabzonspor bu yıl daha dirençli. Hugo Broos ismi fazla tanınmıyor ülkemizde, ama kariyerini ispatlamış bir teknik adam olduğunu biliyoruz. Ayrıca zaten elde bulunan nispeten oturmuş kadro ve eksik yerlere yapılan takviyeler, takım için artı olacaktır. Ben bu yılın en büyük transferlerinden birinin de Alanzinho olacağını düşünüyorum. Uyum sürecini atlatan oyuncu çok faydalı olacaktır Trabzon'a. İlk golde ortası çok iyi Alanzinho'nun. Trabzon'un sıkıntılı yeri kalesi olabilir, o gol yenir mi yahu? Yine patlama yapması beklenebilecek Ceyhun Gülselam'ın da golle hem de güzel bir golle başlaması pozitif etki sağlayacaktır. Güven sorunu aşabilirse, hem Trabzonspor futbolcusu hem de seyircisi; ligde daha çok söz sahibi olacaklardır. Sivasspor'da da kalıcı sorunlar olacağını düşünmüyorum. Çok eksikleri var ve bu eksikler geçen yılın iskeleti. Sezer, Mehmet Yıldız yok, Bilica'nın yeri dolmamış; Tum ve Sylla'nın da varken verdiklerini yeniler veremiyorlar. Zaman lazım Sivas'a.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Ankaragücü 100. yıla galibiyetle başlasa şık olurdu, ama olmamış. Ceyhun'un frikikleri harika, özellikle de ikincisi. Ankaraspor ise 3 puanı 90'da koparmış. Ömer hatalı mı golde emin olamadım? Ama Murat Tosun'un kafası çok iyi, bunu söylemek lazım.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Pazar günü 17:00'yi bekliyorduk heyecanla. İşte premier lig bu geyiği yapmayacağız ama, tıklım tıklım Wembley, öğlen güneşinin vurduğu saha, sahada zıpkın gibi 22 delikanlı, son moda formalar, karizmatik hakemler falan etkiliyor be adamı. Maç da çatır çatır başlıyor, ikincil Portekiz, alıyor ipleri eline falan. Chelsea'ye batar falan diyoruz hep ama, Mourinho mirasını baştan yıkmaya çalışan aptal bir hoca olmadıkça, daha çok yol giderler. Ancelotti de Amerika'yı keşfetmiyor. Eldeki çalışan sistemin üzerine ekleme derdinde. Manchester ilk yarıyı böylesine domine etmişken, ikinci yarıya sağlı sollu ataklarla başlayıp beraberliği de yakalıyorlar. Chelsea'nin ikinci golü biraz can sıkıcı ve dramatik "futbolun adeleti" finali. Ferguson fazla kızmasın diye, hakem ofsayttan bir gol veriyor. Penaltılarda da bu sefer Chelsea kazanmasın bari. Ben Deco son penaltıyı kaptan Terry'ye bırakacak ve Terry de ayak kayma hadisesinin intikamını alacak sandım, Kalou geldi o attı sonuncuyu, Chelsea de aldı kupayı. Murat Kosova'yı özlemişiz.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* O sıralarda da şahane maçı kaçırıyoruz. Bochum evinde 3-0 yenik kapıyor devreyi, ikinci yarı 60'a kadar 3-3 yapıyorlar. Bu maçı da Tansu Polatkan anlatıyor. Ben skoru 3-3 görünce sanıyorum ki, karşılıklı gollerle maç bu hale geldi. Aksine Bochum seyircisi coşmuş, takım sağlı sollu gidiyor rakip kaleye, Tansu Polatkan atakları 10 saniye gecikmeli aktarıyor, felaket.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Akşamki maçları da rubenis klima sponsorluğunda izleme daveti geliyor, atlayıp gidiyoruz. Yoldayken Gaziantep'te iki gol atıyor Galatasaray. Duran toptan gol atınca Galatasaraylı arkadaşlar (Barış) gaza gelip arıyor beni, "Oğlum duran toptan da gol atıyoruz, 80 puanla şampiyon oluruz" diye. Julio'nun golünü bir tv önünden geçerken görüyorum, hakikaten güzel gol. İkinci yarı ise aslında seyir olarak heyecanlı, ama iki takımın da eksik taraflarını gösterir bir halde. Orta sahade derin boşluklar. Gaziantep savunması felaket, ama orayı toparlarlarsa ileride etkili bir takım haline gelebilirler. Olcan'dan sol bek yaratma çabası da ilginç Portekizli'nin. Bu kadro zenginliği içerisinde asıl Arda bu yıl altın sezonunu yaşayacak gibi. Tabi Galatasaray'ın yeni harika takımının Antep tribünlerine etkisini de görmek gerek. Tribünler yıllar sonra tıklım tıklım Antep'te. Sabri kardeşim, penaltı be o, gerçekten penaltı, o kadar itiraz etme!&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Nonda, pabucu pahalı görünce eskiye döner mi?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Sonra gece tarifesine kalan Denizli-Fener maçı. Fikstür çekildiğinde ilginç gelmişti zaten. Daum son maçını burada oynadı, 16 dakika gecikmeli bitmişti. Bu kez 40 dakika sürdü gecikme. Maçın son 5 dakikasında, üç gündür maç izliyormuş gibi hissettim kendimi, o derece sıktı uzun ara. Güiza yeni transfer olsa, şu anda Fenerbahçe taraftarı bayram yapıyor olurdu herhalde. Ama geçen yılın anıları taze, bakış hala temkinli. Ben en az 20 gol atar diyorum bu sezon. Olan yine Semih'e olacak.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Denizli tribünleri de iyiydi ama yer yer boşluklar vardı. "Yönetim İstifa" bağırışlarının sebebi bilet fiyatları olabilir mi? Bu arada Denizli'nin Fransa'yla nasıl bir bağlantısı var anlayamadım gitti. Yine işe yarar bir adam bulmuşlar gibi Metz'den. İşler tepetaklak gitmezse, kendine yakın takımlara diş geçirecek, ama büyük maçlarda silinecek bir sezon bekliyor Denizli'yi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Işık rezaletine değinmeye gerek var mı? Ya bir sakatlık olsaydı o kadar aradan sonra herhangi bir futbolcuda?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Aziz Yıldırım'ın göbek çok fenaydı, gömleğin düğmeleri patlayacaktı otururken yahu.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Ersun Yanal'dan maç yorumları değişik bir tat getirdi, bunu da ekleyelim.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* İki golsüz maçla açtılar sezonu Eskişehir, Manisa, Kayseri, Gençlerbirliği. Bursa da 3 puanı almış ama geniş özeti göremedim, sadece golleri gördüm. Su molasıyla, az golle, aksaklıklarla açılan sezonun daha parlak, unutulmaz ve heyecan verici sürmesini dileyelim. Hayırlı olsun yeni futbol yılımız&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;by tunchay&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1317836566512638841-5677941908209920854?l=vliegendenederlander.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://vliegendenederlander.blogspot.com/feeds/5677941908209920854/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=1317836566512638841&amp;postID=5677941908209920854&amp;isPopup=true' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1317836566512638841/posts/default/5677941908209920854'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1317836566512638841/posts/default/5677941908209920854'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://vliegendenederlander.blogspot.com/2009/08/haftasonu-notlari-2010-1.html' title='HAFTASONU NOTLARI 2010 - 1'/><author><name>tunchay</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09488654604072171684</uri><email>tunchay@gmail.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='11051257823726120414'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1317836566512638841.post-4030898618423816621</id><published>2009-08-06T15:47:00.000+02:00</published><updated>2009-08-06T15:48:21.398+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İnceleme'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tunchay'/><title type='text'>SON 10 YILIN YABANCILARI: FENERBAHÇE'NİN EN KÖTÜLERİ</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/__PrhTRX-21c/SnrPclcE0QI/AAAAAAAAB7Q/U6ORjuwlMio/s1600-h/fb.jpg"&gt;&lt;img style="cursor: pointer; width: 400px; height: 267px;" src="http://3.bp.blogspot.com/__PrhTRX-21c/SnrPclcE0QI/AAAAAAAAB7Q/U6ORjuwlMio/s400/fb.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5366829995958522114" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Harf sırasına göre gidiyoruz, bugün sırada Fenerbahçe var. Fenerbahçe'nin transfer hoyratlığı malumunuz, 80'lerin sonu ve 90'ların başını libero arayarak geçirdi Fenerbahçe yöneticileri. 2000'lerde de forvet arıyorlar. Çok klasik söylem de bu transferleri incelediğimizde ortaya çıkıyor: Fenerbahçe taraftarı düz adam sevmez, yıldız alacaksın. İşte tam da bu yüzden takımda aynı anda 4 yabancı forvet ya da 4 orta sahanın ortası oynadığı dönemler olmuş. Ya da aynı anda 3 tane sol ayaklı yabancı takımda oynamış mesela (Balic, Rapaic, Revivo).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine de hakkını yemeyelim, Fenerbahçe son 10 sezonda birkaç sezon dışında gayet iyi yabancı transferler yapmış. Toplamda 41 yabancı oynamış, bazılarında ciddi istikrar sağlanmış. Arada kötüleri yok mu? Olmasa Fenerbahçe Fenerbahçe olmaz. Genç yıldız diye getirilip 35'inde çıkanlar, bir oyuncu alana hediye olarak getirilenler, Barcelona'dan alınıp bir haftada gönderilenler listeyi zenginleştiriyor. İyi ama kadroyu kurarken günümüz futboluna uygun bir diziliş oluşturamadık resmen. Fenerbahçe son 1o yılda savunmaya kötü adam almamış dersek yalan söylemiş olmayız. Geçmişinde, Socynzski, Jacolcevicz, Wagenhaus, Ernie Brandts, Tanjga gibi harika (!) savunmacılar bulunduran Fenerbahçe, son 10 yılda turnayı gözünden vuruyor. Mirkovic, Luciano, Lugano, Edu, Carlos gibi isimler genelde işe yarar ve taraftarın sevdiği isimler oldu. Eh hal böyle olunca Fenerbahçe'nin oyun dizilişini 1-5-4 olarak çizmek gerekiyor, bu şekilde de küme düşebilirler zaten sorun yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaleden başlayalım. Fenerbahçe 3 büyükler arasında kalesinde en az sorun yaşayan takım son 20 senedir. Schumacher'le başlayan dönemin ardından Engin ve Rüştü'nün varlığı, Fenerbahçe'nin 90'ları sorunsuz geçmesini sağladı. Rüştü, hakimiyetini 2003'e kadar da sürdürdü. Sonrasında Rüştü'nün Barcelona macerası, Daum'un Türk kaleci güvensizliği derken, bir anda Alman kaleci &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Robert Enke&lt;/span&gt; transfer edildi. Kamuoyu baskısı 2 ümit milli kaleci Recep ve Volkan'ın yanındayken, Enke'ye burun kıvırılması normaldi. İyi de arkadaş, daha ilk maçtan adam idam edilir mi? Enke ayağının tozuyla ligin ilk maçında İstanbulspor'un karşısına çıktı, rakibinden 3 tane gol yeyince, Fenerbahçe tarihinin tozlu raflarındaki yerini aldı. Bize de gollerden sonraki o boş bakışları kaldı yadigar. Gittikten sonra Almanya'da kendini tekrar ispat etti de, en azından kariyerini kurtardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Savunma için alınan tek adam var, o da bir solbek: &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Fabiano Lima Rodriguez.&lt;/span&gt; Daum'un ilk dalga Brezilyalılar'ı Luciano ve Nobre iyi çıkınca, sol kanattaki problemi çözmek için de Güney Amerika'ya yönlenildi. Bir önceki yıl gayet de iyi maçlar çıkaran Petkov gönderildi, Fabiano getirildi. Temiz yüzlü bir çocuktu, çalışkan görünüyordu; ama bir türlü dikiş tutturamadı. Devre arasında Anelka transferi gerçekleşince, o feda edildi. Ülkesine döndü. En son Genoa kadrosunda gözüküyor, geçen yılı da Celta Vigo'da kiralık geçirmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelelim orta sahaya. Bu bölgeyi pre-Aurelio ve post-Aurelio olarak iki döneme ayırmak gerek. Fenerbahçe tribünleri Johnson'ı sadece savaşıyor diye severdi mesela, orta sahada topa basmayan oyuncunun idamı o kadar kolaydır ki. Denizli'nin Şampiyonlar Ligi performansı felaket olunca, önce onun kafası kesildi, sonra da orta sahaya savaşan ön libero avına çıkıldı. İşte 2000'lerin kaset felaketi burada başlar. Ömer Kaner ve Özcan Kızıltan &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Vicente Simao&lt;/span&gt;'yu birkaç maç izler ve çok beğenir. Kasetleri Lorant'a yollarlar, o da beğenince transfer gerçekleşir. Simao geldiğinde 34 yaşındadır, futbolcudan çok, futbolcu babasına benzemektedir. O dönemde Milliyet'te çıkan tanıtım yazısından bir pasaj verelim de ne demek istediğimiz daha iyi anlaşılsın:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Simao kimdir?&lt;/span&gt; &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Fenerbahçeliler’in sambacısı Reginaldo Vicente Simao 23.10.1968 doğumlu. 1.82 boyunda ve 78 kilodaki Simao, orta sahadaki &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;savaşçı kimliğiyle&lt;/span&gt; tanınıyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelelim Aurelio sonrası döneme. Burada şimdilik iki oyuncu gördük, üçüncüyü de bu yıl test ediyoruz. Birincisi Aurelio varken, Appiah'ın yerine gelmişti aslında: &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Claudio Maldonado&lt;/span&gt;. Brezilya'nın en iyi futbolcusu olarak lanse edilen Şilili, artistik saçlarıyla dikkat çekiyordu. Devre arasında Zico ve Alex'in yoğun çabalarıyla alınan oyuncu, önceleri vasatı aşamadı. Dikkat çeken özelliği etliye sütlüye karışmaması, topu alır almaz vermesi, pek top kapmamasıydı. Düşündük ki, takımı rahatlatacak, Alex'e, Deivid'e boş alan yaratacak, nefis paslar verecek. Olmadı, veremedi. Takkenin düşüp kelin göründüğü yer 2007-2008 sezonunun en kritik maçı Galatasaray-Fenerbahçe derbisi oldu. Mağlubiyetin günah keçisi Maldonado oldu, o günden sonra da yüzü hiç gülmedi. Sezon sonu gönderilmeyip bir yıl daha kadroda tutuldu, ama Aragones de onu çabuk sildi. Bir maçta 44. dakikada oyundan çıkarıldıktan sonra, ortalarda gözükmedi. Parasını alıp sezonu tamamladı ve serbest kaldı. Geçen yıl akıllarda kalan tek hatırası saçlarını kestirmesi oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Josico&lt;/span&gt;. Fenerbahçe'nin son 10 yıldaki transferlerine nispeten iyi diyebiliyoruz, ama geçen yılı bundan ayrı tutmak gerek. Aurelio'nun gidişinden sonra Senna beklenirken transferin son günü Villareal'den başka birisi geldi, 33 yaşındaki Josico. Aurelio ve Appiah'ı kaybeden, Maldonado'dan verim alamayan Fenerbahçe orta sahasına hareket getirmesi umuluyordu, umulan olmadı. Orta saha yine Selçuk ve Deniz'e kaldı. Aragones onun için her ne kadar çabalasa da 14 maçta forma giyebildi, iz bırakamadan silindi gitti. Futbolunun son demlerini ülkesinde geçirecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ofansif orta sahalara geçelim. Birincisi yine Brezilya ekolünden genç yetenek olarak transfer edilen de Souzagillerden &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Mateus&lt;/span&gt;. Zico'nun gelişiyle umutlanmıştı Fenerbahçe taraftarları, oralardan gençleri de getirirler diye. Önce pahalı güney amerikalılar geldi: Lugano, Edu, Deivid gibi. Sonra da Mateus geldi işte. Sağ kanatta oynayabilen genç oyuncu ilk yıl Bursa'ya kiralandı. Birkaç maç haricinde pek parladığı da söylenemez. Bir sonraki sezon öncesi kampta , parlar gibi oldu ama yabancı kontenjanı yüzünden yine kadroya giremedi. Ankaraspor'a gitti, orda da oynayamadı. Baktılar burada tutunamıyor önce Coritiba'ya sonra Fortaleza'ya kiraladılar. Bu sezon kendisinden pek ses çıkmadı, eh yaşı da epey ilerledi aslında 22 bitti, 23'e girdi. Gençliği de yetenekliliği de eskiyor, Fenerbahçe'ye hala faydası yok. Kontratı 2011'e kadar sürüyordu en son, fesholmadı bildiğim kadarıyla.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sırada gelişiyle Türk futbol tarihinin en büyük transferlerinden birisi, gidişiyle bir yılan hikayesi; büyük futbolcu, korkak tavuk, efsane adam: &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Ariel Ortega&lt;/span&gt;! Gelir mi gelmez mi, dünya kupasından çıkıp İstanbul'a mı gelecek, Almeyda'yı da getirecek mi, kaç numarayı giyecek Revivo n'olacak derken, Ortega geldi, 3-4 ay gezindi ve gitti. Gelişi olay oldu, havaalanında boğulma tehlikesi atlattı. Önce Lorant ona taktı, en önemli maçlarda hazır değil diye oynatmadı, oynadığı zaman döktürdü, Samandıra'da kafayı yedi. Sahada Ceyhun'la kavga etti. Efsane 6-0 maçında gol attı, sonra taban girip kırmızı yedi. Fenerbahçe'de 14 maça çıktı 5 gol attı. Sonra bir gün ülkesine kaçtı, bir daha da Atatürk Havalimanı'nın dış hatlar gelişine uğramadı. Bir buçuk sene futbol oynayamadı, sonra özel lisanslarla falan çıktı tekrar sahaya. Buruk bir tat bıraktı ağızlarda, başka şartlarda başka zamanda gelse n'olurdu en çok onu merak ediyor Fenerbahçe taraftarı, ama o dönemden akılda bıraktıklarıyla bu kadroda yerini aldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelelim hücum hattına. Burda alternatifi bol Fenerbahçe'nin. Zaman sıralamasıyla gidelim en iyisi. İlk olarak &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Yaw Preko. &lt;/span&gt;Samuel Johnson'ın bonusu olarak geldi, Celal Doğan'ın kazığı olarak bilindi. Rıdvan'ın onu çok istediği de söylendi. Gaziantep'e Anderlecht'ten gelmişti. Aslında onu hatırlamayanlar için Youla'nın başka bir türü desek yeterli olur herhalde. Fenerbahçe tarihinin en berbat sezonlarından birinde hücum hattındaki 4 yabancı oyuncudan (Bolic'i de yabancı sayıyoruz) birisi oydu. O sezon Fenerbahçe 3 hoca değiştirdi. Aslında 22 maçta 7 gol atmıştı ama, Preko'dan akılda kalan tek şey, sezonun son haftalarında İnönü'de Beşiktaş'a attığı iki goldü. Sezon sonu Yozgat'a gönderildi, toplamda 4 sene daha Türkiye'de kaldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı sezondayız, 4 forvetin diğer elemanı: &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Süleyman Oulare&lt;/span&gt;. Fenerbahçe ilk haftalarda gol problemi yaşayınca, transferin son günlerinde geldi. Aslında havalı da bir ünvanla geldi. 1998-1999 sezonunda Belçika'da yılın oyuncusu seçilmişti, Genk'teki 17 golüyle. Fenerbahçe'ye transferi yılan hikayesine döndü, ama sonunda gelmişti. Hatta ona yer açılmak için, Dimas gönderildi. Oulare geldi gelmesine ama sezonu sakat geçirdi. En kritik maçlarda takımda yer almadı. Preko hikayesinde yazdığımız gibi zaten hastalıklı bir sezonda gelmişti. Zeman'ın da arkasından sallayınca, işler iyice sarpa sardı. Sezonu 11 maçta 5 golle tamamladı, sezon sonu Las Palmas'a kiralandı. Kariyerini tamamladıktan sonra adı bir hotel skandalıyla da anıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine beter bir sezonda kurtarıcı olarak alınan başka bir santrafora geliyoruz: &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Vladimir Beschastnykh. &lt;/span&gt;Gelişiyle TDK'yı teyakkuza geçiren Rus'un sırtında ne yazacağı ve isminin nasıl telaffuz edileceği tartışılmıştı epey. Zaten hakkında da sadece o tartışılabildi. Takımda kaldığı yarım sezonda, futbol adına pek bir şey ortaya koyamadı. Sadettin Saran'ın futbol şube sorumlusu olur olmaz yaptığı icraatlerdendi kendisi, sonrasında transferi Saran'ın kongre üyeliğine maloldu. Aslına bakarsanız milli takım kariyeri ve Almanya-İspanya geçmişi etkileyiciydi. Ama en ufak kırıntısını bu topraklarda sergileyemedi. 12 maç oynadı sadece 1 gol atabildi. Sezon sonunda güç bela Kuban'a gönderildi. Fenerbahçe'den bir Rus, işte böyle sessiz sedasız geçti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve kadronun son elemanı, belki de son 10 yılın en büyük hayalkırıklığı, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Mateja Kezman.&lt;/span&gt; Son 3 takımı PSV, Chelsea ve Atletico Madrid olan Kezman'ı, Fenerbahçe 8 milyon avro gibi bir ücretle transfer etmişti. Deivid'le birlikte, takımdan ayrılan Anelka ve Nobre'nin yerini çok daha iyi bir şekilde doldurması bekleniyordu. Deivid o sezonu berbat geçirdi zaten, bütün oklar Kezman'a çevrildi. Ama o da bekleneni veremedi. İlk sezonunda ligde sadece 9 gol atabildi. Kaçırdıklarıyla saç baş yoldurdu. Ayrıca ara ara disiplinsiz hareketleriyle de bela oldu. İkinci sezonda Deivid toparladı, ama Kezman daha da kötüye gitti. Gerçi sezonu 11 golle tamamladı ve Fenerbahçe de tarihinin en büyük Avrupa başarısını yakaladı, fakat Kezman hep tartışıldı. Semih'in şahane performansı ve üstüste attığı goller de onun başını yaktı. Ha patladı ha patlayacak derken, taraftarın sabrı patladı, son haftalarda yuhalandı. Yönetim onu bir şekilde PSG'ye sattı, kurtuldu. Fakat yeni gelen forvet (Güiza)'nın ilk yılı da bu lanetin sürdüğünü gösterdi bize, devamı nasıl olacak bu yıl göreceğiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fenerbahçe'nin takımının savunmadaki sıkıntıları dikkat çekiyor, mücadelede geri planda kalabilirler bu yüzden. Zaten hücum hattı da gol atamamalarıyla dikkat çekiyordu, oynadığı süre içerisinde. Bu kadro küme düşer mi? BankAsya'da tutunamaz, öyle söyleyeyim. Sırada Galatasaray var.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://vliegendenederlander.blogspot.com/2009/08/son-10-yilin-yabancilari-besiktasin-en.html"&gt;&lt;br /&gt;Son 10 Yılın Yabancıları: Beşiktaş'ın En Kötüleri&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;by tunchay&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1317836566512638841-4030898618423816621?l=vliegendenederlander.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://vliegendenederlander.blogspot.com/feeds/4030898618423816621/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=1317836566512638841&amp;postID=4030898618423816621&amp;isPopup=true' title='30 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1317836566512638841/posts/default/4030898618423816621'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1317836566512638841/posts/default/4030898618423816621'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://vliegendenederlander.blogspot.com/2009/08/son-10-yilin-yabancilari-fenerbahcenin.html' title='SON 10 YILIN YABANCILARI: FENERBAHÇE&apos;NİN EN KÖTÜLERİ'/><author><name>tunchay</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09488654604072171684</uri><email>tunchay@gmail.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='11051257823726120414'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>30</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1317836566512638841.post-1073765164316730264</id><published>2009-08-05T17:48:00.001+02:00</published><updated>2009-08-05T18:02:35.392+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İnceleme'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tunchay'/><title type='text'>SON 10 YILIN YABANCILARI: BEŞİKTAŞ'IN EN KÖTÜLERİ</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/__PrhTRX-21c/SnmstIdrA_I/AAAAAAAAB7I/J9n104QWTHk/s1600-h/bjk.jpg"&gt;&lt;img style="cursor: pointer; width: 400px; height: 53px;" src="http://3.bp.blogspot.com/__PrhTRX-21c/SnmstIdrA_I/AAAAAAAAB7I/J9n104QWTHk/s400/bjk.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5366510322354684914" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/__PrhTRX-21c/SnBvaoQNfVI/AAAAAAAAB58/Lu8sipZgBxg/s1600-h/bjk.jpg"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div&gt;Ortadoğu ve Balkanlar'ın en araştırmacı blogu &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Flying Dutchman&lt;/span&gt;, yepyeni bir çalışmayla daha karşınızda. Hazır transfer piyasası bu kadar ateşlenmişken, kulüpler son 10 yılda nasıl yabancı transferler yapmış, bomba olarak gelenler nerede patlamış, ummadık adamlar nasıl tarihe geçmiş, kısacası kimler en iyiymiş, kimler en kötüymüş bir tartalım görelim istedik. Beşiktaş'la başlıyoruz. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;1999/2000 sezonundan 2008/2009'a&lt;/span&gt; kimler gelmiş, kimler geçmiş. Kim iz bırakmış, kim teneke bağlanıp kovalanmış. En iyi 11, bugün SüperLig'e girse şampiyon olur mu, bakalım görelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabi bu araştırma serisine girmeden önce kriterleri de belirtelim ki, yanlış anlaşılmalara mahal vermeyelim. İyilerin sadece attıkları gole, oynadıkları maça bakmadık. Oynarken, "bayılıyorum lan bu adama" dedirttiren, uğruna besteler yapılan, haftanın onbirine sıkça yazılan, takımı kurtaran, gittiklerinde ağlatan adamlar bu listede olsun dedik, elden geldiğince. Eh 11 kurma gerekliliği olduğu için bazı mevkilerdekiler sırıttı ama idare edin artık. Kötü 11 için ise, kötü futbolcu olma zorunluluğu yok malum. Şahane transfer olarak gelip, tenekelerle gönderilen, arkasından "yürü, at arabası" dedirten pek çok adam oldu biliyorsunuz, onlar oluştursun bu listeleri de. Karşınızda, son şampiyonun en kötü yabancı onbiri!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;ÖNCE KÖTÜLER:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beşiktaş'ın son 10 yıldaki transfer oburluğunu bilmeyen yok. Seba'dan kurtulma gazını arkasına alan yönetimler, sağda solda ne var ne yok topladı. Eh yabancı futbolcular da bundan nasibini aldı tabi. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;47 oyuncu oynamış 10 yılda Beşiktaş'ta, hesap edin.&lt;/span&gt; Eh bu kadar fazla sayı olmasının sebebi de kötüler olacak muhakkak, başlayalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son 10 yıllık sürece Beşiktaş kaleci problemiyle başladı, zaten 90'larda Beşiktaş'ın ne zaman iyi kalecisi vardı ki? Evet bu son 10 yılda da epey kaleci geldi geçti; Asper, Myhre, Shorunmu, Runje! Ama en kötüsü tartışmasız &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Kjaer&lt;/span&gt;'di herhalde. Evet Shorunmu, Myhre ve Runje ile de çok dalga geçildi, hatta Runje, resmen o sezon Beşiktaşlılar'ın aklında kalan yegane hatıra oldu. Yine de, Kjaer'in yeri tabii ki başka. Daum'un 2001-2002'deki en büyük takıntısı kaleciydi zaten. Fevzi'ye güvenmeyen, Shorunmu'yu gönderen Daum, önce Kjaer'i denedi her ne hikmetse. Kaleciden çok bir çuvala benzeyen Danimarkalı kaleci, geldiğinde 36 yaşındaydı. Sadece 6 maçta oynadı, sonra da apar topar gönderildi. Yediği hatalı goller dışında, hatırlanan başka özelliği yok. Daum, onun gidişinin ardından iki İskandinav daha aldı, onlar da tutmadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Savunmaya geçelim. Sağbek mevkisi için 90'ların sonuna dönmek gerek. Feldkamp-Briegel döneminin harika transfer hamleleri bu listeye girmeyi hakediyor. Hengen'in önü kapalı ama, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Olivier Schaefer&lt;/span&gt;, kadronun değişmez adamlarından. Vasatı aşamayan ve bal yapmaz görüntüsüyle, ne idüğü belirsiz oyuncular listesinin demirbaşıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Solbekte ise Del Bosque hediyesi &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Juanfran&lt;/span&gt; var. Aslında bu kadronun en garip adamlarından. Epey etkileyici bir kariyerle ve aslında genç bir yaşta 3.5 milyon avro bedelle Türkiye'ye geldi. Solbekte İbrahim Üzülmez'in önüne geçmesi beklenen adamlardandı, olmadı. Del Bosque gidince iyice bitti. Sadece 13 maçta oynadı 1 gol attı, ertesi sezon Ajax'a kiralandı, sonra da bedavaya ülkesine döndü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelelim göbeğe. Birincisi tabi ki son yılların bomba transferi "o olmadı bunu verelim" &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Gordon Schildenfeld&lt;/span&gt;. Beşiktaş transferin son günü Dinamo Zagreb'in stoperi Drpic'ten kamuoyu baskısıyla vazgeçmek durumunda kalınca, Drpic'in partneri Türkiye'ye geldi. Piyango buna denir herhalde. Gordon'un gözlerinin görmediği iddia edildi, oynadığı 7 maça bakılınca, bunu söyleyenler pek de haksız sayılmazdı aslında. Bir maçta ofsaytı 10-15 metre bozmasıyla akıllara kazındı. Son iki yıldır da adı, yabancı hakkını açmaya çalışan Beşiktaş'ın sepetleme çalışmalarında geçiyor. Hala Beşiktaş'ın malı, geçen yılı Duisburg'da geçirdi, bu yıl da Sturm Graz'da oynayacak. Ve muhtemelen Beşiktaş'tan para almaya devam edecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci adamı ise fazla hatırlamamız normal. Yine Daum döneminde Ronaldo'nun ardından büyük umutlarla geldi. Daum'un Brezilyalı tandeminin önemli parçası olacaktı, ama Beşiktaş'ta sadece 15 gün geçirdi. 1 maçta oynadı, ama ilk 11'de oynayacağım diye rest çekince postalandı, adı kaldı yadigar: &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Marinho&lt;/span&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Forvetteki bolluk nedeniyle orta sahayı üçlü tutacağız. Birincisi Lucescu'nun deneme yanılmalarından: &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Maldrasanu.&lt;/span&gt; Galatasaray'da her getirdiği yabancının suyunu çıkarıp takıma katkı sağlayan Lucescu'ya Beşiktaş yönetimi de sesini çıkarmadı tabi. Zago, Pancu, Giunti gibi isimlerin ardından Lucescu'nun yoğun ısrarlarıyla tek Rumen olarak o geldi. Lucescu sayesinde birkaç maç oynadı ama bir numarası olmadığı hemen anlaşıldı. Sezon sonunda gönderildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Orta sahadaki diğer isim de aynı dönemden. Yine büyük umutlarla transfer edilen bir Brezilyalı: Müslüm Baba olarak da bilinen&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; Amaral&lt;/span&gt;! Fatih Terim döneminde Fiorentina'da oynardı, o yüzden herkes bilirdi kendisini. Beşiktaş aldığında olay oldu. Velhasıl yarım dönem oynadığı Beşiktaş'ta, gözleri ve bakışından başka hiçbir şeyi konuşturamadı. Şu anda 36 yaşında ve hala futbola devam ediyor. Beşiktaş'tan sonra 8 ayrı takımın formasını giydiğini de ekleyelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve yine efsane bir isim: &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Sixten Veit!&lt;/span&gt; İkinci Daum döneminin felaketlerinden (O değil de şu listede Daum'un getirdiği kaçıncı adam oldu bu?). 31 yaşında geldi Türkiye'ye. Beşiktaş'ın parası yoktu o dönem, ucuzlardan seçiyordu. Ama hem ucuz, hem iyi bulmaya mazhar olamadılar. 4 maç oynadı Veit ve ülkesine geri döndü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hücum üçlüsüne geldi sıra. Burada da alternatifi bol Karakartal'ın. Ohen ve Jun'u yedeğe yazdığımızı söyleyip aslara geçelim. Önce &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Higuain&lt;/span&gt;. Kardeşinin ekmeğini yiyen futbolcular listesi yapıyor olsak da tepeden listeye girebilirdi Federico. Ertuğrul Sağlam ısrarla istedi onu. Hücuma hareket getireceği düşünülüyordu, olmadı. Futbolu, izleyenleri memnun etmedi. 14 maç oynadı, 2 gol atabildi. Nobre ve Bobo'nun varolduğu kadroda ne işi vardı, o zaten anlaşılmadı. Holosko gelsin diye, güç bela bir yerlere kiralandı. Sezon sonunda da gönderildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Ailton!&lt;/span&gt; Bir rüzgar gibi geçti Brezilyalı. Yine büyük umutlarla geldi, arkasında harika bir Almanya kariyeri vardı ne de olsa. Schalke'den yüklü bir meblağla transfer edildi, ama Beşiktaş'ın problem adamı oldu. Basbayağı güreşçi gibiydi sahada, her geçen gün daha da tombikleşiyordu hatta. Komik açıklamalarıyla, gamsız tavırlarıyla dikkat çekti. Amokachi, İlhan Mansız, Carew sonrası, onların yerini tutması beklendi, olmadı. 14 maç oynadı, 5 gol attı. Yarım sezon kaldığı Beşiktaş'ta, devre arası apar topar Hamburg'a satıldı. Kariyerine gezgin golcü olarak devam etse de, bir daha iflah olmadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve son adam; şu aralar Eskişehir taraftarlarının hastası olduğu &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Süleyman Youla. &lt;/span&gt;Yüksek bonservis bedeliyle geldiği Gençlerbirliği'nde 4 sezon oynadı, istikrarlı olmasa da bazı maçlarda çok can yaktı. Pire gibi hızlıydı, ama kaleciyle karşı karşıyayken bazen çok kazmaydı. Tam büyük takım taraftarının sevmediği futbolcu tipi. Beşiktaş'ta oynadığı zamanlarda kaçırdıklarıyla saç baş yoldurdu. Rıza hoca onu çok severdi, ama tribünlere sevdiremedi. Sezon ortasında Rıza'yla birlikte o da gönderildi. İkilinin yolları birkaç yıl sonra Eskişehir'de kesişti. Youla, Türkiye'ye tekrar kendini kabul ettirse de, limitinin ne olduğunu artık herkes çok iyi biliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu takım şimdi oynasa küme düşer mi? O performanslarıyla evet!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;by tunchay&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1317836566512638841-1073765164316730264?l=vliegendenederlander.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://vliegendenederlander.blogspot.com/feeds/1073765164316730264/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=1317836566512638841&amp;postID=1073765164316730264&amp;isPopup=true' title='26 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1317836566512638841/posts/default/1073765164316730264'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1317836566512638841/posts/default/1073765164316730264'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://vliegendenederlander.blogspot.com/2009/08/son-10-yilin-yabancilari-besiktasin-en.html' title='SON 10 YILIN YABANCILARI: BEŞİKTAŞ&apos;IN EN KÖTÜLERİ'/><author><name>tunchay</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09488654604072171684</uri><email>tunchay@gmail.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='11051257823726120414'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>26</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1317836566512638841.post-5153842748570722126</id><published>2009-07-31T14:58:00.002+02:00</published><updated>2009-07-31T15:54:04.831+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tunchay'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Futbol'/><title type='text'>SAYGI DURUŞU - 18 ŞUBAT 1933 / 31 TEMMUZ 2009</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/__PrhTRX-21c/SnLqmnEivzI/AAAAAAAAB6M/OPkgfExL6L0/s1600-h/4+Bobby+Robson.jpg"&gt;&lt;img style="cursor: pointer; width: 269px; height: 400px;" src="http://1.bp.blogspot.com/__PrhTRX-21c/SnLqmnEivzI/AAAAAAAAB6M/OPkgfExL6L0/s400/4+Bobby+Robson.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5364608055195647794" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1317836566512638841-5153842748570722126?l=vliegendenederlander.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://vliegendenederlander.blogspot.com/feeds/5153842748570722126/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=1317836566512638841&amp;postID=5153842748570722126&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1317836566512638841/posts/default/5153842748570722126'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1317836566512638841/posts/default/5153842748570722126'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://vliegendenederlander.blogspot.com/2009/07/saygi-durusu-18-subat-1933-31-temmuz.html' title='SAYGI DURUŞU - 18 ŞUBAT 1933 / 31 TEMMUZ 2009'/><author><name>tunchay</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09488654604072171684</uri><email>tunchay@gmail.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='11051257823726120414'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1317836566512638841.post-7383584460697709817</id><published>2009-07-31T14:20:00.001+02:00</published><updated>2009-07-31T14:22:12.357+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tunchay'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Futbol'/><title type='text'>NERDE O ESKİ MACARLAR?</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/__PrhTRX-21c/SnLheIm5NQI/AAAAAAAAB6E/KhCZ3vZ5EcM/s1600-h/zopt_12.jpeg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 181px;" src="http://2.bp.blogspot.com/__PrhTRX-21c/SnLheIm5NQI/AAAAAAAAB6E/KhCZ3vZ5EcM/s400/zopt_12.jpeg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5364598013974623490" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/__PrhTRX-21c/SnLheIm5NQI/AAAAAAAAB6E/KhCZ3vZ5EcM/s1600-h/zopt_12.jpeg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Macarca'da &lt;b&gt;Hon&lt;/b&gt;; anavatan, &lt;b&gt;Ved &lt;/b&gt;de savunan anlamına geliyormuş. Dün Fenerbahçe karşısında arz-ı endam eden Budapeşte takımının havalı bir adı var yani hesapta: &lt;b&gt;Anavatan Savunucuları!&lt;/b&gt; Gelgelelim bırak savunmayı, kalenin anahtarını bırakıp, "abi biz boğazdayız, siz de maçı bitirince gelin, iki kadeh içelim" deseler daha az kötü olabilirlerdi herhalde, evet o derece.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İsimlerinin anlamını anlattık, Honved'le devam edelim. Geçmişinde müthiş başarılar olan, Puskas, Kocsis, Bozsik ve Czibor'un takımı Honved, 1993'ten beri şampiyon olamamış. Biraz kupa beyi havaları var. 2007 ve 2009'da kupayı kazanmışlar, geçen yılki kupa sayesinde de Fenerbahçe'nin karşısındalar. Yoksa ligdeki performansları feci, 14. bitirmişler geçen yılı. 16 takımlı ligde 14.lük fena, statü üç takım düşürse bu sezon ikinci ligdeler. Bu arada, bu küme düşme hadisesi gerçekleşse 100. yıllarında düşmüş olacaklar hem de. Neyse ki 100. yılda bir kupa alabilmişler. Sitelerine de göz gezdirdim de. Yüzyılın güzelini falan seçiyorlar, nasıl bir şey bu kardeşim?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ben bu sefer maç analizi yapacaktım, konuyu dağıtmayayım. 3 senedir hasret kaldığımız oyunu, izlediğim ilk iki maçta görmek hakikaten beni kendime getirdi. Geçen yıl buralarda çok yazdık, laf arasında çok söyledik: Sıkıntı açık ve netti, koşmayan oyuncular, arızalı yedek sırası, alternatifsiz kadro. Bu yılın hemen başında söyleyebileceğimiz şey de doğal olarak çok belli. Takım 3 sene önceye dönmüş, sanki arada hiçbir şey yaşanmamış da kaldığı yerden devam ediyor gibi. Nasıl oynayacağını bilen, henüz tam olarak beceremese de yapmaya çalışan oyuncular. Nasıl mı?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Daum'un oyun planını anlamak için dahi olmaya gerek yok. O, Türkiye'yi yıllar içinde çok iyi çözdü, biz de yıllardır onun takımlarını izlerken planını gayet iyi anladık. Top takımdayken, orta sahayı sıklıkla geçip atağın içine giren bekler, ön liberodan atağa sıkça katılan orta saha oyuncuları ve karambolde son vuruşları yapacak golcüler. Sistemin kilit hattı ise, usta ayaklar ve duran toplar. Daum, bunu geçen 3 yılki periyotta yaparken, kanat oyuncularını kendisi üreterek mazhar oldu. Düşünün işte, Fenerbahçe'nin o dönemki bekleri Önder Turacı, Ali Güneş, Serkan Balcı, Deniz Barış, Ümit Özat'tı. Bugün ise elinde gerçekten çok kıymetli kanat savunucuları var: Gökhan Gönül, Roberto Carlos ve Andre Santos. Bu elbette ki onun için bir şans olacaktır.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Tabi ki her şey sadece beklerle bitmiyor. Başarıyı esas sağlayan ise kanatta uyumu sağlayacak ikililer. İlk sezonda Ali Güneş-Serhat Akın ikilisinin sağladığı uyum, diğer iki sezon Ümit Özat-Tuncay Şanlı kanadının akıcılığı, işleri çok değiştirmişti. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu sezon yapılan transferlere ve Daum'un üzerinde durduğu şeylere baktığımızda, fazla bir şeyin değişmediğini görüyoruz. Solda Roberto Carlos-Andre Santos ikilisi sistemin önemli bir ayağı. Sağda ise Gökhan Gönül-Kazım ikilisinden çok şey bekleniyor. Öte yandan alternatifli kadro konusunda da önemli mesafe alınmış. Dün sahaya çıkan 11 ideal gibi görünüyor savunma dışında. Yedek tahtası da oldukça güçlü. Daha kenarda bekleyen Mehmet Topuz, Selçuk Şahin, Deniz Barış, Özer Hurmacı, Semih Şentürk, Deivid de Souza, Bekir İrtegün, Uğur Boral, Vederson, Ali Bilgin gibi isimler var. Tek zayıf görünen yer savunma. Oraya da Edu'nun dönüşü yanında bir takviye daha gerekebilir. Bunu da zaman gösterecek. Daum'un son dakika alternatif transferlerini de iyi biliriz. Alper Akıcı, Tomas vs. gibi isimleri hatırlayalım.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kanatları anlattık, şimdi özellikle üstünde durulan &lt;b&gt;"savaşan&lt;/b&gt;" takım hüviyetine bir bakalım. Burada öncelikle Emre'nin belirleyici rolünün altını çizmek gerek. Defalarca kez söyledim, Emre'yi sahada görmek insanı rahatsız ediyor, bunda sabit fikirliyim. Öte yandan yine sadece futbol ve sahadakilere de futbolcu olarak bakarsak takımın en kilit adamının Emre Belözoğlu olacağını da rahatlıkla söyleyebiliriz. Özellikle rakibin üzerine çökme anlarında, kaptığı toplarla ve oyunu açabilecek yönlendirmeleriyle kilit rol oynayacağını söylesek abartmış olmayız. Yıllar sonra ilk kez sezon öncesi hazırlık kampına katılmış olması da kendisi açısından önemli olacaktır. Dün de sahada epey diriydi. İlk yarıda orta sahanın rakibi kolayca sindirmesinin baş aktörü de oydu.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Cristian için ise oyun içinde fazla rol kapmayan bir savaşçı olacağı izlenimini aldık diyebiliriz. Sürekli hareket eden, boşa kaçan, top alan dağıtan, gerektiğinde arkadan atağı da destekleyen bir oyuncu olduğu düşünülebilir. Ama tabi Daum'un da dediği gibi, onun gerçek özelliklerini görmek için, çetin bir savaş geçireceği maçları beklemek gerek. Maldonado da haftalarca "idare ederken", bir Galatasaray maçındaki silikliği, hayatını karartmıştı hatırlarsınız. Selçuk da mesela yıllarca büyük maçlarda iyi mücadele edip, başarılı oyunlar çıkardığı için kadroda. Bekleyip göreceğiz.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Savunmayı kısaca eleştirelim. Balkan takımlarının reçetesini kim bulduysa artık, hepsinde ileride bir tane ufak, hızlı koşan Afrikalı mutlaka bulunuyor. İkinci siyahi futbolcu hakkı ise ya savunmanın ortası, ya da orta saha için kullanılıyor. Gerisi ise sırf düz oyuncular. MTK da, Partizan da böyleydi, Honved de devam etti. Evet Honved'de hiçbir şey yoktu ama, onların Afrikalısı bile bizim savunmaya anlık zorlamalar yaşattı. Bilica ve Önder uzun vadede güven verir mi, emin değilim. Lugano-Edu savunması da Uche-Högh savunması gibi efsane olarak kalmasın lütfen.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hücumu da konuşup bitirelim. Güiza için Daum'un söylediklerinin ne anlam ifade ettiğini, sanırım hepimiz şimdi daha iyi anladık. Rakibin üzerine çöken sistemde, şüphe yok ki Güiza, çok daha fazla pozisyon bulacak ve epey de gol atacaktır. Semih oranın ilk alternatifi, ama 70'deki değişiklik de gösteriyor ki, diğer yedek forvet alternatifleri de takım içinden çıkacak; Kazım, Deivid gibi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Toparlayalım. Geçen seneki kabusun üzerine, silkiniyor Fenerbahçe. Maçta da epeyce hop oturup hop kalkıldı haliyle. Yine de buraya kadarki süreç bir deneme sayılabilir. Sezonun ilk ciddi testi pazar akşamı Olimpiyat Stadı'nda oynanacak. İki kurt hoca, cv'ye bir kupa eklemek için, tüm hünerlerini gösterecek. Daum'un son olimpiyat stadı macerası fenaydı, başka bir finalde başka bir ezeli rakipten 5 yemişti takım. Bu sefer ne olacak göreceğiz. Beşiktaş ise, şampiyonluğun arkasına mı sığınacak, yoksa onun özgüveniyle kalitesini daha da mı arttıracak, bir fikir verecektir bu maç, onu da göreceğiz.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ağustos, futbol ayıdır, hoşgelsin.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;by tunchay&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1317836566512638841-7383584460697709817?l=vliegendenederlander.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://vliegendenederlander.blogspot.com/feeds/7383584460697709817/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=1317836566512638841&amp;postID=7383584460697709817&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1317836566512638841/posts/default/7383584460697709817'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1317836566512638841/posts/default/7383584460697709817'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://vliegendenederlander.blogspot.com/2009/07/nerde-o-eski-macarlar.html' title='NERDE O ESKİ MACARLAR?'/><author><name>tunchay</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09488654604072171684</uri><email>tunchay@gmail.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='11051257823726120414'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1317836566512638841.post-1323932828819969393</id><published>2009-07-30T14:11:00.000+02:00</published><updated>2009-07-30T14:11:23.623+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tunchay'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Futbol'/><title type='text'>FUTBOLCU FORMA TASARLARSA</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_o3Pu7je179A/R3824o8XYvI/AAAAAAAABEI/RLWbx395mgQ/s1600-h/ceyhun.jpg"&gt;&lt;img src="http://3.bp.blogspot.com/_o3Pu7je179A/R3824o8XYvI/AAAAAAAABEI/RLWbx395mgQ/s400/ceyhun.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5151896845426320114" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Ceyhun Eriş. 2002 yılında Fenerium’a yardımcı olmaya çalışmıştı. Kendi tasarımı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;by Tunchay&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1317836566512638841-1323932828819969393?l=vliegendenederlander.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://vliegendenederlander.blogspot.com/feeds/1323932828819969393/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=1317836566512638841&amp;postID=1323932828819969393&amp;isPopup=true' title='9 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1317836566512638841/posts/default/1323932828819969393'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1317836566512638841/posts/default/1323932828819969393'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://vliegendenederlander.blogspot.com/2008/01/futbolcu-forma-tasarlarsa.html' title='FUTBOLCU FORMA TASARLARSA'/><author><name>Flying Dutchman</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02374702096591718850</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='17653531092890526060'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>9</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1317836566512638841.post-6625441190181282616</id><published>2009-07-26T01:19:00.007+02:00</published><updated>2009-07-26T09:19:38.483+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tunchay'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Nostalji'/><title type='text'>SEZON AÇILIŞI</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/__PrhTRX-21c/Smueh2k52dI/AAAAAAAAB50/akaaQPnXHAw/s1600-h/1988_1989_sezon_acilisi.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 185px;" src="http://2.bp.blogspot.com/__PrhTRX-21c/Smueh2k52dI/AAAAAAAAB50/akaaQPnXHAw/s400/1988_1989_sezon_acilisi.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5362554085737880018" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/__PrhTRX-21c/Smueh2k52dI/AAAAAAAAB50/akaaQPnXHAw/s1600-h/1988_1989_sezon_acilisi.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Malum bugün sezon açılışı vardı Fener'in. Saat 10.15 vapuruyla karşıya geçtiğimizde bizi mahşeri bir günün beklediğini Kadıköy'deki kalabalıktan anlayabiliyorduk. İskelede toplanmış işportacılar, sarı ve tabi ki maviye boyalı ipleri, el işi örgü atkıları, üçüncü sınıf baskı sarı mavi kazak-formaları satmaktaydı yine. İlk defa maça gelenler dışında pek de rağbet yoktu aslında onlara. Kalabalığın pek çoğunun üstünde annesinin ördüğü atkılar vardı o sıcakta. Benim de üstümde Mahmutpaşa'da bulup aldığım sarı mavi tişört vardı. İki hafta önce alır almaz binbir güçlükle Sirkeci'de bir örücüde armayı da bulup tişörtün üzerine diktirmiştim. İki haftadır üzerimden çıkarmıyorum desem yeridir.&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İner inmez Cem'le buluştuk. O da nerden bulduysa harika bir sarı beyaz tişört bulmuş. "Bu ne lan" dedim, "kuruluş renklerimiz abi" dedi. Kadıköy çarşıdan bulmuş, adam Mısır'dan mı getirmiş ne. Ama tabi o arma bulamamış, ben 1-0 öndeyim.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hemen yürümeye başladık stada doğru, boğaya gelmeden simit aldık birer tane, acıkmıştık iyi geldi. Birer tane de yedek aldık içeride yemeye. Sonra yandaki abilere de sorduk, biletler kaç lira diye ama onlar da bilmiyor. Aslında bugün Fotospor'da da yazmıştı bedava olacak diye. Ama emin olamadık, boru değil o kadar transfer yaptılar, kaç lira isteseler hakkı. Biz de neyse vereceğiz, bütün yaz para biriktirdik. Sezon açılışı nasıl kaçar? Yeni transferleri ilk gören ben olmalıyım. En son Gaziantep maçında girebilmiştim stada, özledim.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bit pazarının arasına girdik sonra. Çok güzel şeyler var ama alamıyorum, stada sokmazlar. Maçtan sonra bakarız diyoruz Cem'le, epey zamanımız olacak son otobüsten önce. Bir an önce stada yollanmalıyız, vakit kaybetmemek gerek. Maratonun önüne gelince, malum sonla karşı karşıyayız. Hıncahınç kalabalık. Herkes yememiş içmemiş sabahın bu saatinde sıraya girmiş. Muhabbet koyu, arada bir kaynayanlara hop hop sesleri. Konu belli, yeni transferler ve gelecek sezon. Alman hocadan umutlu kalabalık, 3 yıl önceki başarılar unutulmamış. Ama yeni futbolcular konusunda tereddütler var. Arkadaki genç ama epey bir şey bildiği belli abi, "bana güvenin" diyor. "İkisi de şahane topçular, bizim kayınbiraderin brezilyalı bir arkadaşı var o söyledi" diyor. Cem'le birbirimize bakıyoruz, mutluyuz. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kuyruğa geçtik ama tedirginiz, sıra bize gelir mi diye. Sonra birden "Tuncay" diye bağıran bir ses duyuyorum. Babamın kahveden arkadaşı Mahmut abi bağırıyor. Sıranın en önlerinde. Gel lan buraya diye işaret ediyor, ben utanıyorum. Gelsene lan .. diye küfrediyor gidiyorum. Sevmem arkadaşlarımın yanında babamın arkadaşlarıyla muhabbet etmeyi işte. "Gelin lan bizim yanımıza geçin" diyor yanaklarımı sıkıştırıp, iyice gıcık oluyorum. Ama teklif iyi. Cem'i de çağırıyorum. Biraz homurdanma geliyor sağdan soldan ama Mahmut abi duruma hakim. "Arkadaşlar simit almaya gitmişti bize, ne var ulan" diyor. Ben de simitleri sallıyorum bir yandan. Cem'le yine birbirimize bakıyoruz, yine mutluyuz.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sanırım üç saat kadar bekliyoruz kapıda, binlerce kez açıldı açıldı yalanları arasında. 14'de açıyorlar kapıları. Hakikaten bilet yok, giriş beleş. Bu ligin ilk maçına da gelebilecek paranın cepte kaldığı anlamına geliyor zaten. İte kaka giriyoruz içeri. Mahmut abiler, köşeye sessiz bir yere gidip çekirdek çitleyecek biliyorum. O yüzden girer girmez bilerek kayboluyoruz onlardan. Efsane maratonun göbeğindeyiz, özendiğimiz abilerin arasında.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Stat tıklım tıklım dolu. Herkes sarı lacivert ne bulduysa getirmiş. Paşalı da şahane bir pankart yapmış yine, yeni sezonda takıma başarı diliyor. Saha içindeki şanslı çocuklara imreniyorum. Gerçek formayı alabilirler yahu.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İçeride de bir iki saat kadar bekliyoruz. PAF takım, genç takım, yıldız takım çıkıyor arada. Onları tanıtıyorlar. Bir gösteri maçı oynuyorlar ama çok tırt. Abiler yine birilerini beğeniyor. PAF'ların 7 numarasında iş var diyorlar, bence yok.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Nihayet takım çıkacak sahaya, mikrofon Ateşböceği Ercan'da. Önce Fenerli sanatçıları çağırıyoruz sahaya. Ercan Saatçi, Hakan Peker geliyor. İbrahim Tatlıses son anda ekmiş, Kibariye geliyor. Tüm tırt şarkıları söylüyorlar birer birer. Arada tribünle karşılıklı yapmaya başladıklarında coşuyoruz sadece. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ve işte. Orta sahada bir koyun kesiyorlar önce, kanı sahaya akıtılıyor. Önce kaptan Alex boynunda çiçeklerden yapılmış o çelenk gibi şeyle, kanı alnına sürerek çıkıyor sahaya, sonra da diğerleri. Yeni çocuklar Santos'la Cristian anlamıyor muhabbeti Sivaslı Bilica anlatıyor. Alınlarında kanla çok şirinler. Sırayla hepsini tribüne çağırıyoruz. En büyük alkışı Santos alıyor, bir de Kayseri'den gelen şu çocuk. Ben alkışlamıyorum onu, transfer hikayesi çok canımı sıkmıştı. Tribün, yazın popüler şarkılarını uyarlamış hemen. Güzel söylüyorlar ama kimse bilmediği için sesleri pek çıkmıyor. En büyük coşku "Bu sene son olmalı, arkası olmamalı" tezahüratında çıkıyor ortaya. Tek yüreğiz.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hep birlikte sahaya çıktıklarında alkış kıyamet tekrar kopuyor. Bolu da sahada. Arkadakiler konuşuyor, tam da benim düşündüğümü. Takımın üzerindeki forma yeni sanki, bayılıyoruz. Ah şans olsa da bir tane de bizde olsa. Reklam da değişmiş galiba göğüsteki. Esas merak edilen kim kaç numara giyiyor. Evet biliyorum her maç değişecek ama bazılarınınki hep aynı kalacak işte. Santos'ta 7 var, yakışmış.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Takımı "şampiyon" sesleriyle tekrar çağırıyoruz tribüne. İşte artık hazırlar. Maça da hızlı başlıyorlar. Sağlı sollu ataklar, güzel oyun derken, goller peşpeşe geliyor. Taraftar mest olmuş. Tam 5-1 bitiyor maç. Hepsi birbirinden güzel goller. Umutlanıyoruz sezon için. Bize göre takım hazır ama arkadaki abiler hala transfer lazım diyorlar. Savunma aksıyor falan diyorlar.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hadi kalk gidelim diyor Cem. C Blok'ta oturup izlemişiz maçı, B'den kovdular ya bizi. Sene 2009, tribünler boş, ben hülyalara dalmışım, hiç göremediğim yılları hayal ediyorum. Yukarıdaki paragrafların hepsi mazide kalmış. Bugün gittiğimizde Fenerium'da 5 çeşit yeni forma görüp birini almışız. İçeride koltukların boyandığını, tuvaletlerin yenilendiğini farketmişiz. Onu bırakın sigara içmeye izin vermiyorlar hakikaten, gelip enseliyorlar iki dakikada. Tribünler bomboş, nerde eski heyecanlar? Sezon açılıyor, yeni futbolcular ilk kez sahada ama pek çok kimse maç olduğunu bile bilmiyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Biz büyüyoruz, futbol değişiyor, endüstriyelleşme mi her ne boksa almış başını yürüyor. Sırtlarda isim yazmasını isterdik cahiliye zamanlarımızda, yazdığında modernleştik diye göbek atmıştık. Bırak sadece numara ve ismi, ismin yazacağı yeri de reklam kaplamış, bir kutu çikolata yemişiz gibi midemiz bulanıyor. İstanbul-Ankara otoyolu gibi olmuş Fenerbahçe takımı, Brezilyalı Bilica'da bile Sivas plakası. Neyse ki hala çubuklu giyiyorlar, hala top dönüyor ortada ve biz bir şekilde futbol adındaki o şeyi izliyoruz. Değişimi kabullenmek şart artık, hayata normal hayata dönelim.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ve tabi, şu Turkcell SüperLig, n'olur başlasın!&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;by tunchay&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1317836566512638841-6625441190181282616?l=vliegendenederlander.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://vliegendenederlander.blogspot.com/feeds/6625441190181282616/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=1317836566512638841&amp;postID=6625441190181282616&amp;isPopup=true' title='12 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1317836566512638841/posts/default/6625441190181282616'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1317836566512638841/posts/default/6625441190181282616'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://vliegendenederlander.blogspot.com/2009/07/sezon-acilisi.html' title='SEZON AÇILIŞI'/><author><name>tunchay</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09488654604072171684</uri><email>tunchay@gmail.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='11051257823726120414'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>12</thr:total></entry></feed>