Le Foot etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Le Foot etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Ağustos 2010 Cuma

PAOK MACI VE FENERBAHCE.



Dun gece Selanik’te oynanan mac, Fenerbahce’nin bu sezon Avrupa Kupalarindaki 3. maciydi ve Fenerbahce’nin rakiplerine karsi henuz galibiyeti yok. Disardan bakildiginda vahim bir tablo aslinda. Ancak Fenerbahce’de birseyler degisiyor ve bu degisim surecinde her ne kadar futbolda bir gercekligi simgelemese de sans faktoru Fenerbahce’nin yaninda degil.

Dunki maci tamamen yuzeysel olarak soyle yorumlayabiliriz. Ilk yaridaki Fenerbahce, uzun yillardir bildigimiz duzendeki ve tempodaki Fenerbahceydi. Gecen yilki takimdan tek fark Caner ve Ilhan di ki, bu oyuncularin Aykut Kocaman’in kafasindaki tempolu futbolu takimda tetikleyen oyuncular olamayacagi asikar. Ikinci devrede ise Niang degisikligi, takimin hizini birkac vites yukseltti.Hatta zaman zaman Alex’in bile hizlandigini gorduk. Ta ki Fenerbahce tekrar ortadan gitmeye calisana dek...

Dunki mac bir kez daha ne Mehmet Topuz'un, ne de Ozer'in kanat oyuncusu olmadigini gostermistir. Bu oyuncular merkezde oynayacak ortasaha oyuncularidir. Mehmet Topuz’un Antalyaspor karsisindaki kanat performansi bir iluzyon yaratmistir. Futbol yorumcularimiz hep bir agizdan hayatlarinda izlemedikleri Dia'nin gereksiz bir transfer oldugunu soyledi durdu Antalya macinin ardindan. Ozellikle Ridvan Dilmen bunu defalarca tekrarladi. Oysa,Turkiye ligi baska bir arenadir. Dia ve Stoch transferleri -yillardir yapilamayan- dogru bir teshisin sonucunda gerceklestirilen transferlerdir. Bu takimin hem Dia 'ya, hem Stoch'a yapilmak istenende kayitsiz-sartsiz ihtiyaci vardir. Hakeza Niang’a da...

Aykut Hoca'nin en buyuk sanssizligi takim kadrosunda Alex'in olmasidir. Alex bu takimin son yillardaki gercegidir, gucudur. Ama su anda yapilmak istenen ile tamamiyla ters dusen adamdir ayni zamanda. Alex’in bu takima verdiklerini elestirmek ya da hice saymanin mumkun olmadigini en iyi bilen adamlardan biridir Aykut Kocaman diye dusunuyorum. Ancak Fenerbahce’nin bu degisimi yasamasi kacinilmazdir. Alex’in oynanmak istenen tempolu futbolda aksayan parca oldugunu sagda Dia, solda Stoch ve ucta Niang oldugunda daha iyi gorebilecegiz.

Daldan dala yazmaya devam ediyorum. Aykut Kocaman’in yaptigi teshisler gelinen noktaya kadar oldukca yerindedir. Fenerbahce takimi bu sezon tam isabet transferler yapmistir(yabanci oyunculardan bahsediyorum). Dia, Stoch ve Niang bu takima muthis bir ivme kazandiracaktir. Bir sonraki adim alanen gozuktugu uzere, orta sahanin merkezine yapilacak transfer olmalidir. Bunun icinde dogru pazar kesinlikle Fransa’dir. Daha once uzerine yazdigim Fransa liginde, aklima bircok aday geliyor ama tam ihtiyaci karsilayacak olan ve Fenerbahce’ye sinif atlatacak adam Toulouse’da oynayan Moussa Sissoko’dur. Bu transferin oldukca zor olacagini dusunursek bir diger adayim Saint-Etienne’de forma giyen Blaise Matuidi’dir. Marsilya formasi giyen Stephane Mbia Fenerbahce’deki acigi kapatacak en onemli oyunculardan bir digeri ama alinmasi tabi ki oldukca zor gozukuyor.

Kadrodaki sakat oyuncularin sayisinin fazlaligi yuzunden gonderilemeyen futbolcular ise bir bir gonderiliyor ki bu da cok dogru bir hamle. Ancak bu temizligin sinirlari iyice derinlere inmeli. Transfer sezonunun kapanmasina bu kadar az bir zaman kalmisken bunun yapilamayacagini dusunuyorum ancak Selcuk ve Cristian’in bu takima herhangi bir katkisi olmayacaktir. Selcuk ve Cristian’in aralarindaki tek fark; birinin birseyler yapmaya calisip takim oyununa zarar vermesi, digerinin de hicbir sey yapmamasidir. Futbolun kalbi olan, ortasaha da boyle bir ikiliyle mac kazanmayi ya da iyi futbol oynamayi beklemek cok iyimser bir beklenti olur. Bu ikilinin uretkenligi neredeyse eksilerde seyretmektedir. Bunun goz ardi edilmesi Fenerbahce’nin degisim yolunda atmasi gereken adimlari bir yerlerde kilitleyecektir.

Fenerbahce’de yapilan son iki transfer Fransa liginden alinan Senegal’li futbolcular oldu. Bu durum Dia ve Niang’in uyum surecini hizlandiracaktir. Bununla birlikte, transfer soylentilerinde birkac Senegal’li veya Senegal asilli Fransiz oyuncunun adi geciyor. Bu durum aklima, Aykut Kocaman’in Ankaraspor’da yaptigi calismayi hatirlatiyor. Hatirlanacagi uzere, Aykut Hoca Ankaraspor da Liberyali oyuncularla ilgili bir calisma yapmis ve oldukca genc iki milli oyuncuyu kadroya dahil etmisti. Bu durumun fantazisini yapacak olursak, savunmaya yapilacak PSG’den Mamadou Sakho veya Metalist’ten Papa Gueye veya Rennes’ten Kader Mangane transferleri oldukca etkili olabilir.

Sozun ozu aslinda sudur ki; Aykut Kocaman’i su asamada elestirmek dupeduz anlamsiz bir durum. Fenerbahce taraftarinin modu oldukca degisken olsa da, sunun iyice kavranmasi gerekiyor ki, degisim arifesinde, henuz Agustos ayinin ortalarindayken bir teknik direktoru elestirmek; istikrar ve degisim istemekle tezat dusmektedir. Bu vizyon, hicbir teknik direktorle memnun olmayi saglamayacagi gibi, onlara zaman taninmamasini doguracaktir. Yonetimin bu kadar yanlis yaptigi bir ortamda, biryerlerini kurtarmak adina yaptigi Aykut Kocaman hamlesi, butun terslikler icindeki tek dogrudur...

by LeFoot

13 Haziran 2010 Pazar

INGILTERE'DEN DUNYA KUPASI IZLENIMLERI

















Kesinlikle farkli bakis acilari var Ingilizlerin futbola... Aslinda farklilik onlarin eglence anlayisindan kaynaklaniyor. Belki de bu durumdur holiganizmi doguran. Neyse... bu konulara girmenin hicbir alemi yok. Basligin da anlatacagi uzere Ingiltere’den Dunya Kupasi izlenimlerim. Peki Ingiltere’nin neresinden derseniz? Sunderlend. Kuzey-dogu Ingiltere. Peki bunu neden soyluyorum. Sunun icin. Buralar Londra’ya ya da Ingiltere’nin guney tarafina pek benzemiyor. Bilen bilir. Burasi Ingiliz yogunlugunun hissedildigi bir alan. Yabanci sayisi oldukca az ve bu durum da onlari biraz daha milliyetci hatta bazen irkci yapiyor.

Neyse dunun ikinci maci olan Nijerya-Arjantin macini universitenin maclari yayinladigi salonda izlemek icin Arjantin formasiyla yola ciktim. Onceki yazilarimi hatirlarsaniz, Afrika futboluna olan bagliligimi bilirsiniz. Ama kupa genelinde Arjantin’i destekledigimden bu durum kacinilmazdi. Bu yuzden kendi icimde Nijerya’yi esit oranda destekleyordum. Ama birazda Nijeryali arkadaslari kizdirmak icin cektim uzerime formayi. Maci izledigimiz salonda yaklasik 30 Nijeryali arkadas vardi ve neredeyse tamamini taniyordum. Beni gorduklerinde verdikleri tepki icin Nijerya Ingilizcesiyle tanismaniz gerek oncelikle =)

Macin hemen basinda Heinze’nin muthis goluyle Nijeryali kalabaligin icinde Arjantin formasiyla iyice dikkat ceker konuma geldim. Ilk yaridaki zevksiz futbol, ikinci yarida yerini daha izlenilebilir bir futbola birakti. Ancak Nijerya takiminin ofansif oyuncularinin tamami cok kotuydu. Obasi, Obinna, Yakubu adeta sahada yoktular. Lagerback’in Martins, Uche ve Odemwingie hamleleri de seyri degistiremedi. Hele Uche’nin kafasi guzeldi bilmiyorum ama adeta kabus gibiydi. Tabi Nijeryali arkadaslara takilmamak olmazdi! Viktor Ikpeba kadroda mi? Kanu hala futbol oynayabiliyor mu? tarzinda sorularla onlari iyice kizdirmak isin tadiydi. Unutmadan, Manager oyunlarinin efsane kalecisi Enyeama da, oyun database’ini haksiz cikarmayacak bir performans gosterdi. Turnuva sonrasi Israil’de kalmaz diye dusunuyorum. Macin ilerleyen dakikalarinda Messi ve Tevez ile baski kuran Arjantin’in ikinci golu bulacagindan herkes emindi neredeyse. Nijeryalilar, kendi oyuncularina “use your body” diye bagirdikca millet guldu :)

Sozun ozu, Nijerya bu kadroyla bundan fazlasini oynamali ve Arjantin bundan iyisini oynamazsa, kupayi kazanamaz.

Gecelim gunun son macina. Ingiltere-ABD macinda atmosferi daha derin hissedebilmek icin Pub’a gitmeye karar verdik. Alkol konusunda Ingilizlerin tavan yaptiklari saatlerdi. Sokaklarda sacma sapan yuruyen insanlar. Kicini gostermek icin elinden gelen herseyi yaparcasina giyinmis kadinlar... Derken tam Pub’in kapisindan iceri girerken Gerard’in golu geldi ki, ne oldugumu anlayamadim. Sozde Ingiltere’yi destekleyecektik macta ortama ayak uydurmak icin ama beklemedigim anda gelen golle sadece etrafta olup biteni izlemekle yetindim. Ilerleyen dakikalarda artik onlardan biriydim ama bir yanim ABD’yi de desteklemiyor degildi hani.

Ilk yari oynanan futbol o kadar ayrintisizdi ki... Alkolunda etkisiyle kiz arkadaslarinin kicina temasta bulunabilmek icin sacma sapan hareketler yapan Ingilizleri her yerde gormek mumkundu. Elinden icki siselerini dusurenler, siseyi birakmamak icin olacak ki butunuyle yere dusenler... =) Ingilizlerin uyanmaya ihtiyaci vardi ve onuda kaleci Green yapti. Alda at dercesine gelen topu, alamadi ama atti. Ingilizler sok icerisindeydiler. Devre arasinda millet maca uyanmisti. Bende bu arada mekani degistirdim. Baska bir Pub’a gecis yaptim devre arasinda... Yeni gittigim pub (Varsity, bilenler olabilir) Heskeysevmezgillerden olusuyordu ki bende tam yerine gitmisim. Ingiltere milli takimi bir kalecisizlikten, birde forvetsizlikten cok cekiyor da... yine de Heskey’den iyileri var yani. Adam Owen’in parladigi yillarda milli takimda oynuyordu, Owen gitti, Heskey hala orda... Ikinci yari zaman zaman hareketlense de oyun zevksiz bir macti butunuyle. Ingiliz taraftarlar Heskey’den, James Milner’den hep sikayet ettier mac boyu... ABD tarafinda ise Onyewu’nun ve Altidore’un performanslari etkileyiciydi. Onyewu, neredeyse tamamini sakat gecirdigi sezonun ardindan oldukca iyi bir futbol oynadi.

Benim adima gunun en kotu olayi ise, fotograf makinesiz evden cikmis olmamdi. O yuzden bu yaziya fotograf ekleyemiyorum. Ama bir sonraki izlenimler yazisi mutlaka bol fotografli olacak.

by LeFoot

22 Mart 2010 Pazartesi

VELODROME'DA MARSILYA GALIP GELDI.



Aylardan sonra adam akilli bir Fransa ligi maci izlemisken, yazmamak olmazdi. Yalniz Fransa’nin degil, Avrupa liglerinin de en onemli maclarindan biriydi dunki; Marsilya-Lyon maci... Fransa olceginde ise ne kadar onemli bir mac oldugunu bilmeyen yoktur. Ancak Bordeaux’un son donemde Sampiyonlar liginde yoluna devam etmesi sebebiyle kaybettigi puanlar olmasa basalti iki takimin mucadelesi olurdu bu mac. Mac oncesi zirvedeki Bordeaux ve Montpeiller’in maclarini kazanip, haftayi 3 puanla kapatmis olmalari maci iki takimin birbirine ustunluk mucadelesine cevirmisti.

Mac iki taraf adina da kontrollu basladi. 11. dakika da Cesar Delgado’nun muthis sutu tam anlamiyla cataldan dondu ve Marsilya cephesinde de M.Niang’in etkisiz kaldigi pozisyonlari izledik. Ortasahada neredeyse esit topa sahip olmayla gecilen ilk yarida haliyle gol da olmadi.

Sezon basinda Marsilya’da Dider Deschamps teknik direktorlugune getirildiginde bunun dogru tercih oldugunu dusunmustum, ancak sunu soylemek gerekiyor ki Deschamps’in transfer tercihleri Marsilya’yi siradanlastirmis. Bu yil Marsilya’da yapilan o kadar transferin icinde Lucho Gonzalez ve Mbia’yi ayri tutuyorum. Bordeaux’tan alinan S. Diawara ise her ne kadar onemli bir oyuncu olsa da yasi dusunuldugunde Fransa liginde daha iyi seceneklerin oldugunu soylemek mumkun.

Soyle bir ornek Deschamps’in transfer tercilerini daha iyi aciklayacaktir; gecen yil Besiktas formasini giyen Edouard Cisse, dun Marsilya ortasahasinin gobeginde iki yonlu oyuncu pozisyonunda oynuyordu.

Lyon ise, gecen yil Bordeaux’tan yedigi tokat sayesinde, o eski ‘hile kodu yazilmis takim' goruntusunden uzaklasmis. Evet hala muthis bir kadrolari var ama Juninho’lu donemin Lyon’u kadar disli bir takim degiller.

Unutmadan, Fransizlarin mac yayinlama konusunda en basarili ulke olma yolunda ilerlediklerini belirtmek gerek. Hem daha once gormedigimiz kamera acilari hem de ilginc ayrintilar macin seyir zevkini artiriyor. Canal + mac esnasinda, Lyon teknik direktoru Claude Puel ile yedek kulubesinde roportaj yapacak kadar ileriye gitmis durumda. Turkiye olceginde, bunun Yilmaz Vural’li halini dusunmek istemiyorum. Sahi ya... Effa vardi, o n’oldu?

Ikinci yarinin basinda ise Mahamadou Niang’in kacirdigi iki pozisyon Marsilya’nin belirgin olmasa da, baskisini artirdiginin gostergesiydi. 68. dakikaya geldigimize Charles Kabore uzaktan cok guzel bir gol atti. Velodrome’da Marsilya taraftarlarinin sesleri daha cok duyuluyordu artik. Kabore, Eric Gerets doneminde takimda sure almaya baslamisti. Giderek onemli bir oyuncuya donusmus Kabore...



Lyon bu etkisizligiyle maci kaybeder diye dusunurken 80’de Gomis yumusak bir kafa vurusuyla topu Marsilya aglarina biraktiginda Velodrome’daki Marsilya taraftari soka ugramis gibiydi. Ama sokun etkisi 1 dakika icinde ortadan kalkti. Avrupa’nin en iyi solbeklerinden biri Taye Taiwo’nun muthis sutu maci Marsilya’ya cevirdi yeniden. Taiwo cok ozel bir sol bek oyuncusu. Topa bu kadar iyi vurabilen solbek kim vardi diye dusundugumde, John Arne Riise aklima geliyor Roma transferi sonrasi ortadan kaybolsa da...

Taye Taiwo’nun gol sevincide gorulmeye degerdi. Marsilya’nin bu macta aldigi 3 puanin tablodaki yansimasi, onlari 1 mac eksikle 4.siraya, Lyon ve Lille’in 2 puan onune tasidi.

Yikilan Lyon hegomanyasi sonrasi Fransa da Montpeiller’in de etkisiyle muthis zevkli bir sezon yasaniyor. Bordeaux her ne kadar bir adim onde gorunse de heyecan son haftalara kadar surecege benziyor.

by LeFoot

11 Aralık 2009 Cuma

FILDISI SAHILLERi'NIN SANSI-SIZLIGI...



2010 Dunya Kupasi grup kuralari gectigimiz gunlerde cekildi bildiginiz uzere. Gruplardan herkes haberdardir, gereken tahminler bile yapilmistir diye dusunuyorum. Bir diger yandan da Turkiye'nin olmayacagi turnuvada, favori takimlara destek icin hafiften isinma turlari da baslamistir. Her zaman destekledigim Arjantin ve Hollanda'nin kupada boy gosterecek olmasi benim adima guzel. Ama onlardan ote, gercekten tutkuyla destekledigim bir milli takim var uzun zamandir: Fildisi Sahilleri. Bati Afrika'nin en guclu futbol ulkelerinden Fildisi Sahilleri G grubunda mucadele edecek. Grupta Brezilya, Portekiz ve Kuzey Kore de var. Kuzey Kore kagit uzerinde averaj takimi olarak gorulebilir. Ama tabi sahada bizi surprizlerin beklemedigini kim soyleyebilir ki?

Gelelim yazinin basliginda anlatilmak istenene. Kaseti 2006 Dunya Kupasina sararsak, o turnuvanin olum grubunun hangisi oldugu aklimiza gelecektir. Almanya daki Dunya kupasinda olum grubu olarak adlandirilan C grubunda; Arjantin, Hollanda, Fildisi Sahilleri ve Sirbistan yer almisti. Benim adima olabilecek en kotu olaydi bu. Destekledigim 3 takimin ayni grupta yer almasinin verdigi his oldukca kafa bozucuydu. O grupta Fildisi Sahilleri muthis maclar cikarmasina ragmen Arjantin ve Hollandaya ilk maclarinda 2-1 yenilmis ve son macinda Sirbistan'i 3-2 maglup ederek, o kupada Afrika'nin gozbebegi olma sansini yitirmisti. Ama hatirlarsiniz ki, muthis bir futbol oynamislar ve erken ayrilislarina ragmen guzel izler birakmislardi.



2010 Dunya kupasinda ise Fildisi Sahilleri yine olabilecek en kotu kuralardan birini cekti. Grupta Guney Amerika'nin diger favori takimi Brezilya ve Avrupa'nin Brezilyasi Portekiz(kim kimin Portekizi ya da Brezilyasi ya? Aslinda Brezilya, Guney Amerika'nin Portekizi tarihsel olarak :) ) ile ayni grupta yer alacak. Fildisi Sahilleri ustuste katildigi iki Dunya kupasinda olabilecek en kotu gruplara dustu diyebiliriz ve ortada carcur olan muthis bir nesil var. Jean Marc Guillou'nun attigi adimlarla muthis ivme kazanan ulke futbolu, Academie JMG ve ASEC Abidjan takimlarindan kisa zamanda altyapilarin meyvesini toplamis ve bir anda muthis bir nesil yakalamisti. Avrupa'nin en onemli liglerinde onemli oyunculari olan Fildisi Sahilleri gecen turnuvadan bu yana bu futbolcularin uzerine fazlasini koyamadi. Yani yakalanan muthis kadroya, bir baska deyisle yeni oyuncular eklenemedi.

Fildisi Sahilleri milli takimi kadrosuna bakacak olursak neredeyse butun futbolcularin Academie JMG ve ASEC Abidjan patentli oldugunu gorebiliriz. Yani direkt olarak Jean Marc Guillou etkisi buyuk bu gelisimde. Su an bu nesilin yas ortalamasi 27-28lere yaklasti. Yani ust duzey bir turnuvada derece yapmak icin son sanslari olabilir bu. Cunku, arkadan gelen en onemli futbolculari: Gervinho ve Sekou Cisse. Onun disinda birkac yetenekli genc oyuncu daha var. Ozellikle Isvicre'nin Young Boys takiminin kadrosunda gelecekte Fildisi Sahilleri futbolu icin onemli olabilecek genc oyuncular bulunuyor.Ama ulke futbolundaki gelisimin Salamon Kalou'nun ardindan duraklamaya girdigini soyleyebiliriz.

Fildisi Sahilleri'nin sansi ya da sanssizligi da sudur ki; Dunya Kupasinda cok iyi dereceler yapabilecek bir nesilin, neredeyse hicbir sey yapamadan arenadan cekilme zamanina dogru yaklasmis olmasi. Bu nesil Afrika futbolunun uzun zamandir sahip olamadigi kadar kaliteli oyunculardan olusuyor ve yine zor sartlar altinda olacaklar. Ama yol zor olsa da, gercekten iyi olduklarini kanitlamalari gerek. Bunun da ilk sarti bu gruptan cikmalari. Her maclarinda tutkuyla destek vermek icin Fildisi Sahilleri saflarinda olacagim...

by LeFoot

** Yazinin asli
** Fildisi Sahilleri ile ilgili okunasi bir yazi daha

20 Kasım 2009 Cuma

OM-PSG




Fransa'da Classico gunu. -Sevmiyorum bu "El Classico" turetmelerini ama neyse...- Macin oynanmasi gereken tarih, yaklasik bir ay oncesiydi. Ama son zamanlarda dunyada trend belirleyici olan "domuz gribi" macin tarihinin ertelenmesine yol acmisti.Paris Saint-Germain'in genc oyuncularinda rastlanan domuz gribi macin ertelenmesine sebep olurken, aradan gecen zamanda bircok sey degisti. Ozellikle tum Avrupa'da gozleri Ligue 1'e ceviren bir 5-5 lik Lyon-Marsilya maci yasandi. Ligde puan durumuna bakildiginda bu macin aslinda zirveyi ilgilendiren bir yani yok an itibariyle. Marsilya ligde 8., PSG ise 12. sirada bulunuyor. Peki nedir bu macin tansiyonunun bu kadar cok olmasinin temelinde yatan... Evet iki takimda buyuk takimlar, sampiyonluklar vs. vs. Ama en onemlisi Fransa'da yapisal olarak birbirine tamamiyla zit iki sehirin takimlari oynayacak. Baskent Paris, gelenekci, sagci hatta fasiste kayan, yabancilari icine kabul etmeyen bir yapi icindeyken, guney yakasindaki Marsilya bir o kadar kozmopolit, solcu, yenilige acik bir yapi icerisinde...

Sezon oncesi iki takimin da antrenorlerini degistirmis olmasi pek faydali olmamisa benziyor. Stade Velodrome'da OM'nin 29 macta 18 galibiyeti var. Buna karsin PSG sadece 5 maci kazanabilmis.

Vergiler ulkesi Ingilterede TV lisansi'nin fiyati 150 pound olunca izlemiyor insan maclari. Bu senenin bana en buyuk darbesidir bu. Internetten izlerim kimsenin haberi olmaz diyemiyorum cunku adamlar bayagi IP falan kontrol ediyorlar. Neyse artik izleyenler yorumlarlar bize maci :) Herkese domuz gripsiz gunler dilerim...

by LeFoot

16 Kasım 2009 Pazartesi

TEESIDE FOOTBALL LEAGUE


Ingiltere'de futbolu buzdagina benzetirsek, buzdaginin gorunmeyen kismidir Sunday League, bolgesel ligler ve bunun gibi bircok amator, yari-amator futbol organizasyonu. Bu insanlarin futbolu seveni gercekten bir baska seviyor. Bazen bir adam gorursunuz; gazete okumaz, TV izlemez, dunya gundeminden bihaberdir ama konu futbolsa bilgiler onceden chipe yuklenmis gibi herseyi sayar. Fikstur, sakat oyuncular, puan durumu onlarla yasayan insanlar var Ingiltere'de ve en onemlisi bolgelerinin takimlarini tutma olayi... Birinci takimim su, ikinci takimim bu degil! Tek takim ve destek... Neyse bunlar bu yazinin konusu degil.

Yukardaki fotografin hikayesi gecen haftaya dayaniyor. Futbol oynamaya giderken karsilasmistim mevzubahis organizasyonla. Gecen hafta neyin ne oldugunu anlayana kadar mac bitmisti. Fotograf cekebilecek aygitlardan yoksun halimle kafa one egik bir sekilde, kanitsiz donduk eve... Bu hafta yine ayni yere gittim. Ayni saatlerde... Maca erken baslamis adiler, neyse ikinci yariya yetistim. Gecen haftadan tahminlerimle gittim; bu bir Pazar Ligi maci olmaliydi. Ama degilmis...


Organizasyonun adi: Teeside Futbol Ligi. Ingiltere'nin kuzeyinde yer alan sehirlerin takimlarini kapsayan bolgesel bir lig organizasyonu. FA sitesinden puan durumu, istatistikler gibi bilgilere ulasmak mumkun. Sunderland, Newcastle, Midlesbrough, Durham, Hartlepool ve Darlington gibi bolgelerin takimlari katiliyor lige. Birde bolgesel sponsorlari var.

Takim isimlerini, lig hakkinda daha detayli bilgileri almak icin yanina yaklastigim seyircilerden maalesef genellikle elim bos dondum. "Oglum bari cekirdek citletin de tam olsun diyecektim!" diyemedim...

Teeside Futbol Ligi iki lig halinde 26 takimdan olusuyor. Ligin 2 grubu Ingiltere'nin 12. ve 13. seviyedeki futbol ligleri... Genellikle genclerin oynadigi takimlardan olusuyor ligler. En dikkat cekici nokta: (dunki mac icin) agir faullerden sonra bile hicbir tartisma, satasma olmamasi. Sasirticiydi acikcasi. Tum futbolculara ilac verilmis gibi' ne hakeme itiraz ettiler, ne de birbirleriyle dalastilar.

Ligin su anki lideri BEADS FC. Internette takim hakkinda detayli bir bilgiye ulasamadim. Son sozum siyah-beyazli takimin kalecisine: " Gordugum en kotu kalecisin arkadas!"

by LeFoot

16 Haziran 2009 Salı

GABON: KARA PANTERLER YÜKSELİYOR.

gabon_togo

Batı Afrika ile Orta Afrika'nın kesiştiği noktada yer alıyor Gabon. Geniş bir yüzölçümüne sahip olmasına karşın Afrika'nın az nüfuslu ülkelerinden biri. Ülke 1471 yılında Portekizli denizciler tarafından keşfedilmesinin ardından, 18. ve 19. yy'ları köle ve fildişi ticaretinin önemli merkezlerinden biri olarak geçirmiş. 1886'da Fransız himayesi altına giren Gabon, bağımsızlığını kazandığı 1960 yılına kadar bu ülkenin sömürgesi olmuş. 1960 yılında kurulan cumhuriyet ve çok partili sisteme geçişle birlikte Afrika'nın modern ülkelerinden biri olan Gabon, ekonomik koşullar bakımından da kıtanın en iyi koşullara sahip olan ülkelerinden biri...

Afrika'da futboluyla pek gündeme gelmeyen Gabon'un bugüne kadar milli takım forması altında en çok gol atan oyuncusu şu sıralar Hull City'de oynayan yarı-Fransız Daniel Cousin olmuş. Lens ve Rangers gibi takımların formasını da giyen Daniel Cousin'ın milli formayla 37 maçta 28 golü var. Ülke futbolu FIFA Dünya sıralamasında en yüksek derecesini 1996 Ocak ayında 45. lik ile elde etmiş. Şu an ise 48. sıradalar ve son dönemde ülke futbolunda yaşanan gelişmeler, çok yakın bir zamanda bu derecenin üstüne çıkacaklarının habercisi...

Gabon şu an Dünya Kupası Afrika elemeleri 3. turunda yer alıyor ve bu bile ülke futbolu için tarihi bir başarıyken, onlar grupta 2 maçta topladıkları 6 puanla grupta liderler. Daha da ilginç olan Gabon'un grupta geride bıraktığı rakipleri. Gabon, geçen Dünya Kupasına katılan Togo, Fas ve Kamerun'u geride bırakmış durumda;

Grup A

Takım MP W D L GF GA Pts

Gabon 2 2 0 0 5 1 6

Togo 2 1 0 1 1 3 3

Fas 2 0 1 1 1 2 1

Kamerun 2 0 1 1 0 1 1

Dünya Kupası Afrika elemeleri 3 tur üzerinden oynanıyor. En çok takımın katıldığı 2. turda 12 grupta 48 takım mücadele ediyor. 2010 Dünya kupası öncesi bu turda 12 grubun 2 tanesi 3'er takımdan oluştu. Yani 46 ülke takımı mücadele etti.Bunun sebebi Eritre ve Etiopya'nın diskalifiye edilmesiydi. Bu turda 12. grubun birincileri ve en iyi 8 grup ikincisi bir üst tura yükseliyor. Bu turda 5. Grupta yer alan Gabon, Gana ve Libya 12'şer puan topladılar. Grup sonuncusu Lesotho ise 6 maçta 0 puan toplayarak grubu sonuncu bitirdi. Grupta averajla 1. olan Gana'nın ardından, Gabon'da en iyi 8 grup ikincisinden biri olarak 3. tura çıkmaya hak kazanmıştı.


Stade Omnisport, Gabon

3. turdaki grupta kağıt üzerinde en zayıf takım görüntüsünde olan Gabon, henüz yolun başında tepeye oturdu. Daha oynanacak çok maç var ve grupta sıralamalar birçok kez değişecektir. Ancak Gabon şu ana kadarki performansıyla, 2010 Dünya Kupası'na katılan sürpriz takımlardan biri olabileceğini hissettiriyor. Gabon gruptaki ilk maçında, deplasmanda Fas'ı 2-1 yenmiş ve 2. maçında da Togo karşısında 3-0'lık farka gitmişti. Grupta Gabon'un kırılma noktası yaratabileceği maç 20 Haziran'da Gabon'un başkenti Libreville'de oynanacak. Rakip Afrika'nın en güçlü takımlarından Kamerun. Gabon bu maçı da kazanırsa 3'te 3 yaparak tepeye oturmuş olacak. Dünya Kupası Afrika elemelerinin son turunda 5 grubun birincileri Güney Afrika'daki kupaya katılmaya hak kazanacak. Ev sahibi kontenjanından da Güney Afrika'nın kupada boy göstereceğini düşünürsek, kupada 6 Afrika ulusal takımı olacak.


Roguy Meye, Ankaraspor

Gabon'un şu ana kadar elemelerdeki en iyi oyuncusunu da çok yakından tanıyoruz. Ankaraspor'da oynayan Roguy Meye, Gabon'un oynadığı son 7 maçta rakip takımların kalelerine 4 gol atmış. Ankaraspor'a geçtiğimiz Ocak ayında Macaristan 1. Lig takımlarından Zalaegerszegi TE'den transfer olmuştu.Gabon kadrosunda dikkat çeken diğer iki oyuncu da Catilina, Pierre-Emerick ve Willy Aubameyang kardeşler. Milan altyapısından yetişen üç kardeş, gereken seviyelere gelemedikleri için sürekli diğer takımlara kiralanmışlarve ardından da Milan'dan ayrılmışlardı. Milan'da olma sebebleri de, Milan gözlemcisi olan babaları Pierre Aubameyang'di. Babalarının kontenjanı sayesinde Milan kadrosunda yer alan Aubameyang kardeşlerin en büyüğü Catilina şu an 25 yaşında ve Fransa'nın AC Ajaccio takımında oynuyor. Ortanca kardeş Willy ise, bu sezon Milan'dan Avellino takımına kiralanmıştı. Artık 22 yaşına glen Willy'nin Milan'dan bu yaz ayrılması muhtemel zira, ilerleyen yıllarda Milan'da oynayacak kapasiteye sahip değil. En küçük kardeş Pierre-Emerick ise 1989 doğumlu ve sezon başında Milan'dan Fransa 2. lig takımı Dijon'a kiralanmıştı. Dijon formasını giydiği 33 maçta 8 gol atan Pierre-Emerick Lille'in dikkatini çekmiş olacak ki, sezon tamamlanır tamamlanmaz, gelecek yıl için Milan'dan satın alma opsiyonuyla kiralandı. Lille'in geçmiş yıllarda oyuncuların basamak atladığı bir takım olduğunu düşünürsek, Pierre-Emerick'in doğru yerde olduğunu söyleyebiliriz.

Gabon milli takım kadrosunda yer alan oyuncuların bir çoğu ya Ligue 1 takımlarının yedek oyuncuları ya da Ligue 2'de forma giyen oyunculardan oluşuyor. Kadroda 12 takımlı Gabon liginde forma giyen oyuncular da var. Gabon'da geçen yıl şampiyon olan Stade Mandji takımından sadece bir oyuncu Gabon kadrosunda bulunuyor. Bunun dışında diğer takımlardan da birkaç oyuncu kadroya dahil edilmiş. Teknik direktörlüğünü 2006'dan bu yana, uzun yıllar Bordeaux'da oynayan Alain Giresse'nin yaptığı Gabon'un bu yükselişi sona kadar gider mi bilinmez? Ancak 2010 Dünya kupasında bu kadar zor bir gruptan sıyrılarak, katılmayı başarırlarsa onları uzaklardan destekleyen birçok kişi olacaktır.

by LeFoot

*** Yazının aslı

12 Haziran 2009 Cuma

MONACO'DA PARLAYANLAR...


Fransa'da 1990'lı yılların en güçlü takımlarından biridir Monaco. 2000 yıllar sonrası o günleri arayan bir takıma dönüşmüşlerdir. Yine de kulüp, altyapısı ve parlattığı oyuncular ile ne kadar iyi bir potansiyele sahip olduğunu göstermiştir. Monaco, altyapısından yetiştirdiği oyuncular kadar, diğer takımlardan aldığı oyuncuları parlatmak konusunda da örnek bir kulüp. Monaco'nun Fransa'nın yakın futbol tarihine bu bağlamda müthiş katkısı olmuş. Yazının kapsamında başka takımlardan Monaco'ya gelen ve Monaco'daki performanslarıyla parlayan 5 oyuncuya değiniceğim. Her biri, Monaco'da geçen başarılı günler sonrası Avrupa'nın büyük takımlarına yelken açmış oyuncular...

1. Thierry Henry (Yaş:31 - Barcelona)

1994-98 yılları arasında Monaco forması giyen Thierry Henry, 1999 ocak ayında, 21 yaşındayken Juventus’a transfer olmuştu. 1999 yazında Juventus'tan aforoz edilircesine uzaklaştırılmış ve Arsenal'e transfer olmuştu. Kimse ondan bu kadar ötesini beklemiyordu. Arsene Wenger yönetimindeki Arsenal’de geçen 8 müthiş sezonun ardından, 2007 yazında Barcelona’ya transfer olmuştu Henry. Şu an Barca’nın şeytan üçgeni kıvamındaki hücum hattının bir ayağını oluşturuyor. Eto'o-Messi-Henry üçlüsü Avrupa'nın en korkulan hücum hattı şu anda. Arsenal'in genç yıldızı Theo Walcott onun için: "Oynadığım en iyi oyuncu. Thierry Henry müthiş bir futbolcu..." diyor gözleri parlayarak...


2. Emmanuel Adebayor (Yaş:25 - Arsenal)
2008, yılın Afrikalı oyuncusu Adebayor. 2003–2006 yılları arasında, Monaco'da geçen günlerin ardından Arsene Wenger onu, Arsenal'in "Baby Kanu"su olarak transfer etmişti. Adebayor, geçen zaman içinde Arsenal için Kanu'dan fazlası oldu. Hem futbol stili, hem fiziksel özellikleriyle Nwankwo Kanu'nun adeta kopyası Adebayor... Togolu Adebayor'un kökenleride Kanu ile aynı topraklara dayanıyor. Emmanuel Adebayor Nijerya asıllı bir oyuncu. Adebayor geçen yıl Arsenal formasıyla 41 maçta 29 gol atmıştı.

3. Patrice Evra (Yaş:27 - Manchester United)
Bir diplomat çocuğu olan Evra, futbol kariyerine Belçika'da başlamıştı. Ardından İtalya ve Fransa'da Nice takımlarında top koşturdu. Nice ile Ligue 2'de oynarken, onu keşfeden o dönemin Monaco teknik direktörü Didier Deschamps olmuştu. Senegal asıllı Evra şu an sol bek pozisyonunun Avrupa futbolundaki en önemli oyuncularından biri. Senegal asıllı Patrice Evra, Heinze'nin sakatlanması sonucu Manchester United takımına transfer edilmişti. Alex Ferguson'un yine ne kadar doğru bir tercih yaptığı ortada...

4. David Trezeguet (Yaş:31 - Juventus)
David Trezeguet Arjantin asıllı bir Fransız. Fransa için Euro 2000 finalinde İtalya'ya attığı gol hala hafızalardaki yerini koruyordur. Euro 2000'i Fransa'ya kazandıran adam olmuştu Trezeguet. Kariyerindeki rakamsal verilerin büyüleyiciğine rağmen, hiçbir zaman futbol stilini sevdiğim bir oyuncu olmadı Trezeguet. Flying Dutchman tipini de sevmemiş :). Onun için; "Mahalle maçında topun sahibi olduğu için oynatılan çocuk" tanımlaması yapıyor.

Ancak Trezeguet İtalya gibi zorlu bir ligde, başarılı olmayı başarmış nadir golcülerden. Serie B'ye düşürülen Juventus'ta kalıp, takımı için oynamaya devam etmesi ve Juventus'un yeniden Serie A'ya çıkmasında önemli bir rol oynaması, onu takımın sembol oyuncularından biri yapmıştı. Ayrıca bu davranış, endüstriyel futbolun içinde nadir rastlanılabilecek bir davranıştı. Trezeguet'nin Juventus'a gösterdiği bağlılık; futbolda aidiyet duygusuna az da olsa rastlanabileceğini hatırlatmıştı bizlere.


5. Jeremy Menez (Yaş:21 - Roma)
Bu listede yer alan en genç oyuncu Menez. Monaco'daki şahane futbolunun ardından İtalya'nın Roma takımına transfer olmuştu. Fransız futbolcuların, yurtdışındaki istikameti genellikle İngiltere oluyordu. Ancak Menez sessiz sedasız Roma'nın yolunu tutmuştu 2008'in Ağustos ayında. Mancini ve Guily'yi elden çıkaran Roma, Menez'in transferi için Monaco'ya 15 milyon euro ödemişti. Menez'in Roma'da giydiği 24 numaralı formayı, daha önce Roma'nın sembol oyuncularından Marco Delvecchio giymişti.

by LeFoot

*** Yazının aslı

3 Haziran 2009 Çarşamba

TOULON TURNUVASI 2009

Tournoi_de_Toulon_1967

Toulon Gençler Turnuvası 2009 bugün başlıyor. Bu sezon 3 -12 Haziran arası oynanacak turnuvanın yukardaki fotoğrafta gördüğünüz ilk afişi. Görüldüğü üzere 6 kulüp takımı katılmış 1967'deki ilk Toulon turnuvasına. İlk organizasyonun şampiyonu Anderlecht takımı olmuştu. 1967-1974 yılları arasında ara verilen turnuvaya, 1974 yılında yeni bir çehreyle yeniden başlanmıştı. Turnuvanın 1974 ayağına 8 takım katılmış ve bunların dördü ülke, diğer dördü de kulüp takımı olmuştu. 1974 Toulon turnuvasına Polonya, Macaristan, Çekoslavakya, Brezilya milli takımlar olarak; Derby County, Anderlecht, Nimes and B.Mönchengladbach'ta kulüp takımları olarak katılmıştı. 1975 yılında ise kulüp takımları tamamen turnuvanın dışında bırakılmış ve yola genç milli takımlarıyla devam edilmeye başlanmıştı. Tamamı ülke milli takımlarından oluşan 1975 turnuvasına 8 ülke (Arjantin, Fransa, İtalya, Meksika, Çekoslavakya, Macaristan, Polonya and Portekiz) katılmıştı. 1974 turnuvasını kazanan Polonya'nın ardından, 1975'te Arjantin şampiyonluğu kazanmış ve kupayı Güney Amerika'ya götüren ilk takım olmuştu.

1974'ten bu yana kesintisiz devam eden turnuvayı Fransa 11 kez kazanarak ev sahibi olmanın avantajını kullanmıştı. 2004-07 arasında şampiyonluğa ambargo koyan Fransa genç milli takımı bu sezonun da favorilerinden biri. Turnuva geçtiğimiz yıllarda birçok genç yıldızın parladığı ilk yer olmuştu. Geçmiş turnuvalarda; Zinedine Zidane, Alan Shearer (gol kralı 1991) , Thierry Henry (en iyi oyuncu ve gol kralı 1997), Juan Román Riquelme (en iyi oyuncu 1998), David Ginola (en iyi oyuncu 1987), Hristo Stoitchkov, Djibril Cissé (gol kralı 2001), Cristiano Ronaldo (2003),Sebastian Giovinco (en iyi oyuncu 2008) gibi sonraki yıllarda Avrupa futboluna damgasını vuracak oyuncular parlamıştı.

Toulon 2009'a 8 genç milli takım katılacak. Turnuvada bu yıl boy gösterecek genç milli takımlar şöyle;

GRUP A

Arjantin

Mısır
Rep. Tchèque
Birleşik Arap Emirlikleri

Hollanda

GRUP B
Şili Chili
Fransa
France
Portekiz

Katar
Pays-Bas

Maçlar iki grupta oynanan maçlarla oynanmaya başlanacak ve 12 Haziran'daki finalle son bulacak. Turnuvanın geçen seneki ayağına hatırlanacağı gibi Türkiye'de katılmış ve gruplarda elenmişti. Geçen sezonki turnuvanın şampiyonu İtalya olmuştu. İtalya finalde Şili'yi 1-0 yenerek kupaya uzanmıştı. Benim turnuvada çok beğendiğim Fildişi Sahilleri ise turnuvayı üçüncü sırada bitirmiş ve turnuvanın gol kralı da Fildişi Sahilleri'nden 5 golle Sekou Cissé olmuştu. Toulon 2008'in "en iyi oyuncusu" da Juventus'ta oynayan Sebastian Giovinco olmuştu. En iyi kaleci de yine İtalya'dan Davide Bassi olmuştu.

Toulon kenti, Fransa'nın günyinde Region du Var bölgesinde bulunuyor. Bu bölge içerisindeki 5 stadyumda oynanan maçlar Toulon'un Mayol Stadyumundaki final maçıyla son bulacak. Toulon 2009'da, geçen yılın şampiyonu İtalya olmayacağı için, en önemli favoriler Fransa, Arjantin ve Şili olacaktır. Turnuvanın maçlarını son yıllarda olduğu gibi yine Eurosport yayınlayacak. Turnuvanın ilk gününde saat 19:30'da Mısır- B.A.E ve günün kapanış maçında 21:45'te Arjantin-Hollanda karşılaşacak. Liglerin tamamlanmasının ardından izlenmesi çok zevkli bir turnuva bizleri bekliyor. Futbolla yatıp, futbolla kalkmaya devam ediyoruz...

Toulon 2009'un maç programı

by LeFoot

***Yazının aslı

2 Haziran 2009 Salı

SAVAŞLAR ve ANGOLA FUTBOLU


8 Ekim 2005'te Ruanda'nın başkenti Kigali'deki Amahoro Stadyumunda, yaşadığı savaşlardan dolayı boğulmaktan son anda kurtulan iki ülkenin milli takımlarının mücadelesi vardı. Ruanda karşısındaki Angola, zayıf rakibini 1 farkla yenmesi halinde bile, tarihinde ilk kez bir Dünya Kupasına katılacaktı. Angola'nın gruptaki rakibi Afrika'nın en iyi futbol ülkelerinden olan Nijerya idi. Nijerya ise Zimbabwe ile oynuyordu ancak Nijerya maçının sonucu ne olursa olsun, Angola bu maçı kazanırsa 2006'da Almanya da düzenlenecek Dünya Kupasına katılma hakkı elde edecekti.

Devre arasına gelindiğinde Kigali'de golsüz beraberlik vardı. Bu arada, Nijerya'da Zimbabwe'yi mağlup etme yolunda ilerliyordu. Angola'nın serüveni burada son bulacak gibi görünüyordu. İkinci yarıda da Angolalı futbolcular tutuk futbollarını sürdürüyorlardı. Angola tarafında umutsuzluk hakimdi. Maçın bitimine 10 dakika kala çaresizlik içindeki Angola, Nijerya'nın tüm çarelerini tüketecek golü buldu. Ze Kalanga'nın müthiş pasında, Fabrice Akwa doğru yerdeydi... Golün anlamı Angola için bir futbol maçından, hatta bir Dünya kupasından fazlasıydı...

Yıllarca Portekiz'in boyunduruğu altında yaşayan Angola, sömürgeciliğin derin yaraları ve bağımsızlığını tam kazandı sandığı anda başlayan kanlı iç savaşla boğuşmuştu. Angola da bir nesil, barışın hüküm sürdüğü topraklarda yaşamanın ne olduğunu bilmeksizin büyümüştü. Savaştan çıkan ülke olanaksızlıklar içinde Dünya Kupasına katılmayı haketmişti.

Dünya Kupası grup kuraları çekildiğinde ise, Angola "kaderin cilvesi" niteliğinde bir gruba düşmüştü. Angola, ülkeyi 450 yıldan fazla sömüren Portekiz ile aynı grupta yer alıyordu. Gruptaki diğer takımlar Meksika ve İran'dı. Angola'nın Dünya Kupasındaki ilk maçı da Portekiz karşısında idi. Portekiz'in yaklaşık 45 yıl boyunca, ülke ekonomisindeki tek ekonomik faaliyeti köle ticareti olmuştu...


Dünya kupasına katılacak olan Afrika takımlarının bir çoğu sürpriz olmuştu. Daha da doğrusu sürprizi yaratanlar Nijerya, Güney Afrika, Fas, Mısır gibi Dünya Kupasına katılma hakkını elde edemeyen ülkeler olmuştu. Afrika'nın Dünya Kupasındaki temsilcileri; Angola, Fildişi Sahilleri, Gana, Tunus ve Togo olmuştu 2006 Dünya kupasında... Gruplardan çıkabilen tek Afrika ülkesi Gana oldu ancak bir üst turdaki rakip olan Brezilya karşısında varlık gösterememişlerdi.

Angola ise, grubdaki ilk maçında Portekiz'e 1-0 yenilmişti. Ama müthiş mücadele etmişlerdi o maçta. Ardından Meksika ve İran ile berabere kalarak 2 puan topladılar ilk kez katıldıkları Dünya Kupasında...

Bu kez, Afrika kıtası 2010 Dünya kupasına ev sahipliği yapacak. Açlık, salgın hastalıklar, savaşlar, soykırımlar konuşulmayacak bu kez Afrika hakkında... Afrika'nın adı bu kez güzel oyunla anılacak. Afrika topraklarında düzenlenecek kupada, kıtayı kimlerin temsil edeceği ise merak konusu... Ancak temsilciler arasında Angola'nın olamayacağı kesin.

Angola, Afrika kıtası Dünya kupası elemelerinde 3. turu bile göremedi. "The Palancas Negras" (Siyah Impalalar) 12 grubun birincileri ve en iyi 8 ikincinin tur atladığı 2. turda, kolay bir grupta olmasına rağmen bir üst tura çıkma hakkını elde edemedi. Angola'nın bulunduğu 3. grubun birincisi 12 puanla Benin oldu. Grubu ikinci sırada bitiren Angola, en iyi 8 ikinciden biri olamadığı için Dünya Kupasına katılma hakkını daha başlarda kaybetmiş oldu...

by LeFoot

***Yazının aslı


1 Haziran 2009 Pazartesi

BORDEAUX'NUN ŞAMPİYONLUĞUNUN ARKASINDA YATANLAR.


Bordeaux'un Ligue 1'de 10 yıl aradan sonra kazandığı şampiyonluğu getiren faktörler neler olmuştu? Başarının ardındaki 5 faktörü şu şekilde sıralayabiliriz.Tahmin ettiğiniz üzere ilk sırada Yoann Gourcuff var...

1. Yoann Gourcuff

Attığı 12 gol ve yaptığı 8 asist onun Bordeaux adına yaptıklarını açıkca gösteriyor. Takıma müthiş bir katkısı oldu bütün sezon boyunca Gourcuff'un. Hatta takımı taşıyan adamdı Gourcuff. Bordeaux'ya gelmesinin ardından sadece 1 yıl geçmesine rağmen, Gourcuff takımın sembol isimlerinden biri oldu. Bu sezonki performansını sürdürebilirse eğer, kısa bir zaman içinde Bordeaux'un simgelerinden Zinedine Zidane ile karşılaştırılmaya başlanacaktır.

"Gurcuff ve Zidane topla birlikteyken birbirlerine çok benzer oyuncular. İkisininde müthiş top kontrolleri var. Umarım Yoann kendi kimliğini oluşturur ancak karşılaştırmaların son bulması imkansız görünüyor. " demişti Laurent Blanc.

Yoann Gourcuff performansında bir düşüş yaşasa da, 29. hafta da yeniden takımını sırtlamaya başlamış ve son haftalarda üstüste attığı gollerle Bordeaux'un galibiyetlerinde önemli bir rol oynamıştı.

2. Laurent Blanc

Henüz teknik direktörlük kariyerinin ikinci yılındaki Blanc, 7 yıllık Lyon saltanatını çökerten adam oldu. "Başkan" lakaplı Blanc 10 yıldır şampiyon olan Bordeaux'un başarıdaki en önemli bileşenlerindendi.2009'un başlarında Blanc ile olan sözleşmesini 2 yıl daha uzatan Bordeaux, gelecek yıllar için de çok önemli bir adım atmış oldu.Barcelona'nın Guardiola tercihine benzer bir tercih olan Blanc tercihi ile Bordeaux tam isabet bir karar vermiş gibi görünüyor.

3. İç saha performansı

Bordeaux Ligue 1'de bu sezon kendi sahasında yenilmeyen tek takımdı. Les Girondins hatta Ekim 2007'den bu yana Chaban Delmas'ta yenilmiyor ve bu form başarılarında kilit rol oynuyor. Bordeaux'un iç saha performansını rakipleriyle karşılaştırdığımızda; Marsilya'nın kendi sahasında 22 ve Lyon'un da 19 puan kaybettiğini görüyoruz. Oysa, Bordeaux kendi sahasında sadece 10 puan kaybetti.

4. Mental üstünlük

Kaseti 21 Aralık 2008 Pazar gecesine sarıyoruz. Monaco'nun sahası Stade Louis II'de ilk yarı skoru Monaco: 3 - Bordeaux:0... İkinci yarıda sahada çok farklı bir Bordeaux var. Oyuna ikinci devrede giren Chamakh attığı 2 gol ve yaptığı asistle Bordeaux'un maçı olağanüstü bir şekilde 4-3 kazanmasında anahtar rol oynuyor.

Tüm sezona baktığımızda Bordeaux'un geriden gelerek birçok maçı kazandığını görüyoruz. Bu da takımın mental gücünün ne kadar yüksek olduğunu ortaya koyuyor.

5. Sakatlılardan doğan açıkları kapatabilmeleri

Bordeaux sezon boyunca Marsilya ile birlikte sakatlıklardan canı en çok yanan takımlardan biri oldu. Ancak Marsilya'nın aksine Bordeaux sakatlarla başa çıkabildi. Takımın önemli oyuncuları Jussie, Wendel ve Fernando Cavenaghi'nin aynı dönemlerde sakat olması bile, Bordeaux'un hızını kesmedi.

Cavenaghi mi sakat? Chamakh attığı kritik gollerle onun yerini fazlasıyla doldurdu. Hatta bu sıralamada 6. faktör Mauroune Chamakh'dır. Faslı oyuncu geçmiş sezonların çok üzerinde bir performans sergiledi. Wendel mi sakat? Altyapıdan yetişen Grégory Sertic onun yerini doldurdu. Hatta kariyerindeki 2. A takım maçında golünü dahi attı. Burada Bordeaux altyapısının işlevsel olması ve Blanc'ın cesur davranması da çok önemliydi.

Birbirini tamamlayan bileşenlerle 7 yıllık Lyon saltanatı yıkıldı. Bu o kadar basit değildi. Zaten bunu başarmanın ne kadar zor olduğunu Marsilya'nın yakaladığı avantaja rağmen, şampiyonluğu koparamamış olması açıklıyordur. Bordeaux için uzunyıllar unutulmayacak bir şampiyonluk hikayesi olacak bu...

by LeFoot

***Yazının aslı

29 Mayıs 2009 Cuma

FRANSA'DA EN İYİ 5 BREZİLYALI

Dünyanın en çok futbolcu ihraç eden ülkesi kuşkusuz Brezilya. Futbolcu ihracatı ülkenin kendi ihracat rakamlarında da ilk sıralarda geliyordur muhtemelen. Hal böyle olunca, en büyük liglerden- en amatör liglere kadar her yerde Brezilyalı oyunculara rastlamak mümkün. Fransa liginde altyapı işlevselliği üst düzeyde sağlanmış olsa da, Brezilyalı oyuncular burada da tercih ediliyor. Hatta Lyon ve Bordeaux gibi bu ekol üzerine sistem kuran takımlar var. Fransa Ligue 1'de 29 Brezilyalı oyuncu forma giyiyor. Yazıda Fransa ligindeki en iyi 5 Brezilyalı oyuncuyu sıralamaya çalışacağız. Bunu yaparken bazılarının bu yılki performansları, bazılarının da geçmişten gelen ayrıcalıkları etkili olacak.

Juninho (Lyon)

2001'den bu yana formasını giydiği Lyon'un sembol oyuncularından bir oldu artık. Lyon'un 7 şampiyonluğunda da takımdaydı ve şampiyonluğu getiren oyuncuların başında geliyordu. Bu sezon Lyon 8. şampiyonluğu kaybederken, bir dönemin daha sonuna geliniyor. Juninho'lu Lyon yavaş yavaş tarihe karışıyor. Büyük usta sezon sonunda Lyon'dan ayrılacak ve muhtemelen Avrupa futbol arenasından çekilecek. Artık Lyon'un onsuz oynamayı öğrenmesi gerekecek.

Fernando (Bordeaux)

Geçmiş yıllardaki performanslara da bakılırsa bu koltuğun sahibi Lyon'dan Cris. Ancak bu sezonki Bordeaux performansıyla da bu pozisyonu hak eden oyuncu Fernando. Fransa ligi, Avrupa'nın büyük takımlarının defansif ortasaha oyuncu ihtiytaclarını karşılarken, ligde de ciddi anlamda bu pozisyonda bir bolluk yaşanıyor. Diğer Avrupa liglerine oranla, en alt düzey takımların bile güçlü ortasahaları var. Ancak bu şartlar içerisinde, şampiyonluğa oynayan bir takımın ortasahasının belkemiği olmak büyük bir başarı. Fernando bu sezonki Bordeaux'nun en önemli oyuncularından biriydi.

Wendel (Bordeaux)

Wendel geçen sezonki performansıyla kalitesini ispatlamıştı. Bu yıl geçen yılki performansından uzak kaldı. Bunun en büyük sebebi Yoann Gourcuff'un Bordeaux'da geminin kaptanı olmasıydı. Yoann Gourcuff'un bu sezonki performansıyla, Wendel gibi önemli bir oyuncu geri plana itilmiş oldu. Oysa geçen yıl Bordeaux'un Gourcuff'u o idi. Cruzeiro sonrası geldiği Bordeaux'da önemli bir oyuncu oldu hep Wendel. Bu sezon 28 maçta formasını giydiği Bordeaux için, 4 gol atıp 8 asist yaptı ki, eğer sezon sonu Bordeaux şampiyon olursa Wendel yine önemli bir katkı yapmış olacak.

Michel Bastos (Lille)

Ligin bu sezon en çok konuşulan Brezilyalısı Michel Bastos'tu. 2006'da Lille'e transfer olduğunda Avrupa'daki futbol hayatında son şanslarını oynuyordu. Son şansını iyi kullandı Bastos. Özellikle bu sezon Lille takımını sırtlayan oyuncu oldu. 13 gol, 8 asistlik performansta zaten neler yaptığının göstergesi. Bastos attığı 13 golün 9'unu ligin ilk yarısında attı. Yani ikinci yarıda sadece 4 gol atabildi. İlk yarıya göre performansında düşüş yaşasa da, ligin şu andaki en gözde Brezilyalı oyuncusu.

Brandao (Marsilya)

Sıralamada birinci sırada olmasının Fransa'daki performansıyla henüz bir alakası yok. Brandao devre arasında Marsilya'ya transfer olmadan önce Ukrayna'nın Shakhtar Donetsk takımında geçirdiği 7 yılda 215 maçta 91 gol atmıştı. Müthiş performansı onu Marsilya'ya taşıdı Ocak ayında. Yarım devrelik periyotta Marsilya'ya az da olsa katkıda bulundu. Ancak diğer yanda 7 yıldır emek verdiği Shakhtar UEFA kupasına uzandı. Onun oynadığı Marsilya ise yüzüp yüzüp kuyruğuna geldikleri şampiyonluğu neredeyse kaybetti. Brandao'nun gelecek yıl Marsilya'da, bu sezonkinden daha fazlasını yapması gerekiyor. Yoksa Marsilya'daki ömrü kısa olacaktır...

by LeFoot

***Yazının aslı


21 Mayıs 2009 Perşembe

10+3=?



Aziz Yıldırım’ın Fenerbahçe kongresi öncesindeki seçim sloganı “10+3” bildiğiniz üzere. Geride kalan 10 yılın üzerine 3 yıl daha kulübü yönetmek istiyor Aziz Yıldırım. Kulübün yaşadağı ekonomik büyümeye bakıldığında , Aziz Yıldırım’ın bunu istemeye fazlasıyla hakkı olduğunu söylemek gerekiyor. Zaten Aziz Yıldırım ve mevcut Fenerbahçe yönetimi de sürekli bu “ekonomik gelişimi” gard olarak kullanıyorlar. Ancak kulübün yaşadığı bu dönüşümde Aziz Yıldırım yönetimlerinin hakkını verirken, gözden kaçırılmaması gerekenler de var. Açıkcası taraftarı olduğum Fenerbahçe hakkında yazmaktan hep uzak durmaya çalışmışımdır. Söz konusu olan Fenerbahçe olunca objektif olmanın zor olduğuna inanmışımdır. Ancak bu sezon gerek Aziz Yıldırım yönetiminin yaptığı hatalar, gerekse de Aragones’in futbol takımı yönetimi ve yönetim şekli, beni ve birçok taraftarı Fenerbahçe’nin bize yaşattığı heyecandan uzaklaştırdı. Açıkcası girdiğim durağan, heyecansız Fenerbahçeli ruhunda, bende dışardan bakabiliyorum.

Aziz Yıldırım’ın başkanlık koltuğunda 10 yılı aşkın sürede yaşanan ekonomik büyüme gerçekten çok etkileyici. Özellikle kulüp tesis anlamında az zamanda çok iş başarmış görünüyor. Aziz Yıldırımın burada yaptığı şey tam anlamıyla “Fenerbahçe Potansiyelini” doğru kullanmak olmuş. Bundan önceki yönetimlerde de bu taraftar olduğu yerdeydi. Ancak taraftara yön vermek ve potansiyeli kullanmak Aziz Yıldırım’ın başarısı oldu. Taraftarın profilini kulübün ihtiyacına yönelik bir biçime sokan yönetim, haliyle takıma ekonomik bir ivme kazandırdı.

Aziz Yıldırım döneminde yapılanlardan, bu yazı kapsamında bahsetmek gereksiz olacaktır. Zaten hepsi bildiğimiz ve sürekli tekrarlanan şeyler. Problemde burada doğuyor işte. Koyu harflerle yazılan kısım giderek dikkat edilmesi gereken bir tehlikeye dönüşüyor. Aziz Yıldırım ve yönetimi kulüp için yaptıklarını sürekli tekrarlayarak, hatırlatarak yapılanların arkasına sıkça sığınır oldu. Oysa bunların yapılmasına olanak tanıyan en az onlar kadar Fenerbahçe taraftarıdır. Medya patronlarıyla yapılan yemekte, görmüşsünüzdür. Büyük büyük afişlerde Aziz Yıldırım dönemine ait parasal rakamlar yazılmış ve böylece oradaki gazetecilerin tablodan etkilenmeleri amaçlanmıştır ve başarılı da olunmuştur. O gün o kahvaltıya girmeden önce Aziz Yıldırım yönetimini tenkit eden birçok medya patronu, çıkışta ağız değiştirmiştir. Aziz Yıldırım çok doğru bir zamanda, çok doğru bir hamle yapmıştır. Böylece kongre öncesi, üyelerin medyadan etkilenme ihtimallerini ortadan kaldırmıştır.

Ancak afişlerdeki etkileyici hatta biraz gösterişe kaça rakamlar arasında futbolda 10 yılda kazanılan 4 şampiyonluğu anlatan “10’da 4” ibaresi de olsaydı nasıl olurdu mesela? Yapılan ciddi hataların doğrularla bir kenara itilmesi Fenerbahçe için olumsuz bir politikadır. Defalarca mütevazilik yapıp, “Hatalıyız, kabul ediyoruz!” diye açıklama yapıpta, sonra hiçbir hamle yapmamak unutulmaması gereken hatalardır. Fenerbahçe yönetimi, devre arasına girildiğinde de bugünkünden farklı konuşmuyordu. Gereken yapılacaktı! Ancak hiç bir şey yapılmadı. Onlar hiçbirşey yapmazken takıma örneğin Ernst takviyesini yapan Beşiktaş bugün şampiyonluğa doğru ilerlemektedir. Fenerbahçe yönetimi ise bu takıma zerre kadar faydası olmayacağını bildikleri Maldonado’yu veyahut Josico’yu gönderme cesaretini dahi gösterememiştir. Sezon sonu geldiğinde de devre arasında söylediklerine benzer şöylemlerde bulunmaları ne kadar güvenilirdir?

Fenerbahçe için Aziz Yıldırım döneminde çok önemli bir dönüm noktası var. Denizli’de kaybedilen şampiyonluğun ardından, bir sonraki sene bu takım şampiyon olduysa da, hatta Avrupa’da gelen başarılar olsa da, bu takım kadro olarak gerilemiştir. Fenerbahçe’de hep gelen, gideni aratmıştır.Ciddi yönetimsel hatalar yapılmıştır.Yanlış yapılan işlerin cezası da bu yıl çekilmiştir.

Aziz Yıldırım ve Fenerbahçe yönetimi ekonomik büyümenin yarattığı etkileyici rakamların arkasına sığınırken, bu rakamların ve bu potansiyelin bu tabloyu doğurmaması gerektiğini de ciddi bir şekilde göz önünde bulundurmalıdır. Deloitte’nin “ Futbol Para Ligi” raporunda ilk 20’de Avrupa'nın '5 Büyük' futbol ligi (İngiltere, Almanya, İspanya, İtalya, Fransa) dışında yer alan tek takım olan Fenerbahçe’nin Şampiyonlar liginde gruplardan çıkamayıp, bir de UEFA Kupasında yoluna devam edememiş olması anormal bir dengesizlik değil midir? Ya da mali olanakları bu kadar iyi seviyelere ulaşmış olan bir kulübün, transferde hala bu kadar plansız olması şaşırtıcı değilmidir?

Aziz Yıldırım yönetiminin performansının bu kadar düşmesindeki en büyük sebeplerden biri de rakipsiz olmalarıdır. Son 9 yılda Aziz Yıldırımın karşısına kongrelerde rakip çıkmamıştır. Önümüzdeki kongredeki rakiplerin de, Aziz Yıldırım’a rakip olamayacak nitelikte olmaları Fenerbahçe için olumsuz bir tablodur. Oysa başarısız geçirilen bütün bir sezon boyunca projeler üreterek Aziz Yıldırım yönetiminin karşısına çıkarak, onları kendi silahıyla vurmayı denemek varken Şadan Kalkavan önderliğindeki ekip, çıkıpta sadece kulüpte birliktelikliği sağlamaktan bahsetmiştir. Fenerbahçe yönetimine talip olacak kişilerin, bu kulübün potansiyelini kavramasında fayda vardır. Bu potansiyeli Aziz Yıldırım yönetiminden daha doğru kullanmak, birincil hedef olmalıdır ve bunu sağlamak için somut projeler üretilmelidir. Yoksa gerisi hikayedir!

Aziz Yıldırım’ın seçim sloganı “10+3” ‘e biraz daha değinmek gerekiyor. Aziz Yıldırım +3’lük kısımda üstüste şampiyonluk sözü veriyor. Bu oldukça altı boş bir vaatdir. Ayrıca gerçekçi de değildir. Henüz gelecek yılın Fenerbahçe teknik direktörü ve kadrosu belli değildir. Geçmiş yıllar da bu konuda güven vermemektedir. Özellikle transferde sürekli geç kalınmış olması ayrı bir olumsuzluktur. Hal böyleyken bu vaadi vermek, anlamsız değilmidir?

Fenerbahçe futbol şubesinde işlevsel bir sistem kurulmadıkça da, kalıcı başarılardan söz etmek mümkün olmayacaktır. Önümüzdeki dönemde birincil amaç bu olmalıdır. Fenerbahçe futbol takımı teknik direktörler üzerinde çalışan bir sisteme sahip olmalıdır. Bu sistem içerisinde altyapı faaliyetleri(ki bu çok önemli), futbolcu izleme komitesi gibi günlük gelişmelerden etkilenmemesi gereken politikalar ve sistemler oluşturmalıdır. Yoksa bu gidiş 3 yıl sonra “10+3+3” seçim sloganıyla karşımıza yeniden “hatalarını kabul eden” Aziz Yıldırım’ı çıkarabilir.

by LeFoot

19 Mayıs 2009 Salı

LYON ÇELMESİ

Lyon Marsilya'ya öyle bir çelme taktı ki... Haftalardır bu maçı bekliyorduk. Marsilya, kazanıp Lyon'a son bir darbe daha vuracak ve şampiyonluğa bir adım daha yaklaşacaktı. Ama nafile... Lyon, halen daha Fransa futbolunda belirleyici güç olduğunu gösterdi. Marsilya'yı Velodrome'da yenerek, ligin yönünü değiştirdiler. Belkide Bordeaux'a şampiyonluğu hediye ettiler.

Maç öncesinde Marsilya takımı ve taraftarı şampiyonluğa tam motive bir görüntü içerisindeydi. Maça da öyle başladılar. Marsilya'nın maçın başında oynadığı futbol, galibiyetin habercisi niteliğindeydi. Direkten dönen toplar, son anda çıkarılanlar... Mamadou Niang son vuruşa kadar herşeyi müthiş yaptı, ama bir türlü gelmedi gol vuruşu. Niang, Cana ve Taiwo maçı kazanabilmek için, Marsilya'da en çok çaba gösterenlerdi. Çabaladılar durdular 30. dakikaya kadar ama 1 gol çıkaramadılar...

Lyon hiçbir şey yapmazken, Lyon adına birşeyler yapan Brandao oldu. Brandao, defansına yardımcı olmayı amaçlarken, Marsilya'ya yapabileceği en kötü şeyi yaptı. topla ilgisiz alakasız bir şekilde Ederson'u yere indirdi ceza sahası içinde. Bu kadar iyi oynarken Marsilya'nın başına gelebilecek en kötü şeydi bu! Benzema 6 haftadan sonra gelen gol orucunu bozma şansını geri çevirmedi haliyle...

Marsilyalı oyuncular, golden sonra iyice psikolojik baskının altında çabalamaya başladılar. Yine de gol pozisyonlarına girdiler, yine atamadılar. Ve ilk yarının sonuna doğru yaklaşırken, Benzema Marsilya'yı daha da karanlığa itecek golü attı. Marsilya takımı soyunma odasına doğru yol alırken, tribünler hala şoktan çıkamamışlardı. Çünkü ilk yarıda Marsilya oynamış, Lyon atmıştı.

İkinci yarıda Marsilya'dan maçı çevirecek hamle gelir mi? diye beklerken, Marsilya iyice tutuk bir görüntü çizdi. Hakemi baskı altına sokup, lehlerine bir karar çıkarmak için çok uğraştı Marsilyalı oyuncular. Birçok pozisyonda kendilerini yere bıraktılar. Ama hakem kaptırmadı kendini. Özellikle Brandao'nun topu önce eliyle alıp, ardından kendini yere bırakması çok gereksiz bir hareketti.

Eric Gerets, birçok maçta yaptığı oyuncu değişiklikleriyle Marsilya'ya hayat vermişti. Ancak dünkü maçta gerets'in değişiklikleri, Wiltord hariç sahadaki gidişi terse çeviremedi. Özellikle Valbuena'nın oyunda kalması Marsilya ortasahası için önemliydi. Valbuena yerine oyundan Brandao çıkarılmalıydı. Valbuena oyundan çıktıktan sonra ortasaha hakimiyeti maçın son bölümüne kadar Lyon'un eline geçti.

Claude Puel ise, çok birşey yapmadı maç boyunca. Zaten maçın seyri içinde, galibiyet onlara gelmişti. O da çomak sokmadı araya. Bu sonuçla da Lyon, gelecek sezon için Şampiyonlar Ligine katılım hakkını elde etti diyebiliriz. Ama gelecek sezon takımın başında Puel mi olur? o bir soru işareti...

Marsilya 13 haftadan sonra, en olmayacak haftada yenildi. En son 19. haftada Nancy'den 3 gol yemişlerdi. Bitime 2 hafta kala ipleri Bordeaux'un eline verdiler. Kalan haftalarda Bordeaux'un yenilmesini beklemekten başka şansları kalmadı...

Bordeaux'un kalan maçları: Monaco, Caen (D)

Marsilya'nın kalan maçları: Nancy(D), Rennes

by LeFoot

***Yazının aslı



15 Mayıs 2009 Cuma

JUNİNHO DÖNEMİ


Juninho ile Sidney Govou Lyon'un son 7 yıldır süregelen şampiyonluklarının tamamında kadroda olan oyuncular. Sezon sonu öncesi ikisinin de takımdan ayrılabileceği konuşuluyor. Bu sezon kaybedilen şampiyonluğun ardından, Lyon'da revizyon olabilir. Son 7 yılda takıma müthiş katkı sağlayan bu iki oyuncuya da Lyon'da kimse kapıyı gösteremez ancak gelecek yılla birlikte bu iki oyuncu daha sık kızağa çekilebilir. Lyon'un, takım kaptanı Juninho'ya, bu haliyle fazlasıyla ihtiyacı var. Ancak Lyon, 34 yaşındaki Juninho'ya olan bağımlılığını giderek azaltmak zorunda. Juninho önderliğindeki takım, kulüp tarihinin en şaşalı günlerini yaşadı. Ancak bu sezon kaybedilen şampiyonluk da gösteriyor ki, Lyon da bir dönemin sonuna gelindi.

Juninho'nun Lyon ile olan sözleşmesi 2010 yılında sona erecek. Yani Juninho'nun 1 yıl daha sözleşmesi var, ancak Juninho sezon sonunda Lyon ile devam edip-etmeyeceği konusunda bir karar vereceğini daha önce açıklamıştı. " Kararsızım. Bazen eve gittiğimde, kendi kendime sezon sonunda takımdan ayrılacağımı söylüyorum. Sonra birden kalmaya karar veriyorum. Bu fiziksel bir olay değil. Başkan Aulas'ta bana ne istersem, öyle olacağını söyledi." diyor Juninho ve ekliyor:

"Herşeyi tekrardan konuşacağız, ben ayrıca teknik heyet ile de konuşacağım. Birlikte göreceğiz... Sezon sonundan önce kararımı açıklarmıyım? Bunu da bilmiyorum.."

Juninho, geleceğiyle ilgili kararı vermeden önce, Lyon'un ligi ilk üç içinde bitirmesine yardımcı olmalı. Böylece Şampiyonlar liginin gediklilerinden Lyon, gelecek yıl da Şampiyonlar ligine katılabilecektir. Juninho, Lyon kariyerinde Şampiyonlar liginde 3 kez çeyrek final oynamasına rağmen, adını bir üst tura yazdıramamıştı. domestik başarıların yanında, Avrupa kupalarında başkan Aulas'ın çok arzuladığı başarılar elde edilememişti.

Benim naçizane fikrim, Juninho'nun takımdan ayrılmasının Lyon'da yapılacak bir revizyonu kolaylaştıracağı ve yeni sistemin meyvelerini vermesini kolaylaştıracağı yönünde... Tabi Lyon'da yeni sezonda köklü değişiklikler yapılacaksa... Bir diğer yandan da takım kadrosunda Ederson, Miralem Pjanic, Anthony Mounier gibi yetenekli gençler var. Bu oyuncuların Juninho'nun ardından takıma entegre edilmesi gerekiyor.

by LeFoot

***Yazının aslı

13 Mayıs 2009 Çarşamba

PAUL LE GUEN HAKKINDA...


Paul Le Guen, teknik direktörlük kabiliyetleri, Lyon günleri dışında hep tartışılan bir isim oldu. Paris Saint Germain'de başarılı sayılabilecek bir dönem geçirmiş olmasına rağmen, PSG başkanı Sébastien Bazin, sezon sonunda sözleşmesi bitecek olan hocayla yeni sezonda yola devam etmeme kararı aldı. PSG, o günden bu yana yeni teknik direktör arayışlarını sürdürüyor. Le Guen ise konu hakkında konuşmayarak, doğru olanı yapmış görünüyor. Sonuçta, Lyon ile sürdürdükleri bir 3. lük yarışı var ve şu anda bu mücadeleye odaklanmaları gerekiyor.

Le Guen'in teknik direktörlüğünü değerlendirirken, Lyon günlerini ayrı değerlendirmek gerekiyor. Arka arkaya kazanılan 3 şampiyonluk var ortada. Fransa'da Lyon'un yakaladığı serinin en önemli taşları Le Guen, Lyon'un başındayken konulmuş. Ama tabi Lyon'un sistematik yapılanması içinde Le Guen sadece dişlinin bir parçasıydı. Lyon'un bu noktalara gelmesinde bir çok bileşen etkili oldu.

Paul Le Guen, futbolculuk kariyerinde sıkı bir defans oyuncusuydu. Nantes'tan sonra geldiği Paris Saint Germain'de 7 yıl geçirmiş ve futbolculuk kariyerinin en parlak günlerini başkent ekibinde geçirmişti. Futbolu PSG'de bıraktı ve futbolu bırakır bırakmaz da teknik direktörlüğe başladı. 1998 sezonunun sonunda PSG formasını üzerinden çıkarmasıyla, Rennes takımının antrenörlük koltuğuna oturan Le Guen, Rennes takımında geçirdiği üç senede (1998-2001) vasat bir performans çizdi. Takımın başında çıktığı 102 maçın 44'ünü kazandı, 38'ini kaybetti, 20'sinde de berabere kaldı.

Le Guen, Rennes takımında adı duyulmamış oyuncuları keşfederek, onları piyasaya sürdü. Shabani Nonda ve El Hadji Diouf, Le Guen'in Rennes'in başındayken keşfettiği ve sonrasında da parlattığı oyuncular oldu.

2001 yılında Rennes yönetimi tarafından görevinden alınan Le Guen, ardından 1 sezon boyunca herhangi bir takım çalıştırmadı. 2002 sezonunda kimsenin beklemediği bir isim olarak, Lyon'un başına getirildi. Lyon başkanı Jean Michel Aulas onu 2001/02 sezonunda takımı şampiyon yapan Jacques Santini'nin yerine getirme cesaretini gösterdi.Teknik direktörlük kariyerinin henüz başında olan Le Guen, büyük bir sorumluluk almıştı. Le Guen'in aldığı sorumluluktan fazlasını ise başkan Aulas almıştı. Lyon tam da bu noktadan itibaren geri adım atabilirdi...

P. Le Guen'in Lyon'daki ilk günleri tam da birçok kişinin beklediği gibi oldu. Le Guen yönetimindeki Lyon, ligde ilk 9 maçta sadece 3 galibiyet aldı. Ligin 10. haftasında Lyon, Le Guen'in eski takımı Rennes deplasmanından itibaren yön değiştirdi. Kazanmaya başlayan takım, ligin sonuna doğru yakaladığı ritimle üstüste 2. şampiyonluğunu kazandı.

Sonraki iki yıl boyunca da Le Guen şampiyon takımın teknik direktörüydü. Le Guen döneminde Avrupa kupalarında da ivme kazanan Lyon, Şampiyonlar liginin korkulan takımlarından biri oldu ve çeyrek finalde oynama başarısı gösterdi. 9 Mayıs 2005'te kulüpten ayrılmaya karar vermesinin üzerinden bir gün geçmesinin ardından Lyon üstüste 4. şampiyonluğunu kutlamıştı.

Lyon'da onun yerine getirilen isim Gérard Houllier oldu. Le Guen'in Lyon sonrası Avrupa'nın büyük bir kulübünün başına geçmesi bekleniyordu. Ama o yine 1 yıl kadar dinlenmeyi tercih etti.

2006-2007 sezonun başında sürpriz bir şekilde Rangers'ın başına geçti. Herkes Rangers'da çok başarılı olacağını tahmin ediyordu. Ancak senaryo beklenen tam tersine yürüdü. Paul Le Guen, kötü başladığı Rangers kariyerini, kötü bitirdi. Takımın başında yaklaşık 6 ay kaldı ve Barry Ferguson gibi takımın simge oyuncularından biriyle problemler yaşadı. 4 Ocak 2007 tarihinde Rangers başkanı David Murray, Le Guen'in görevine son verdi. Ama bu sıradan bir antrenör gönderme meselesi değildi. Le Guen, İskoç kulübünün tarihinde en erken gönderilen teknik direktör olmuştu. Rangers tarihinde o güne kadar sezonu tamamlayamayan hiçbir hoca olmamıştı, bu durum Rangers kulübünün kültürüne dahi tersti.

Rangers sonrası, bu kez dinlenmeden 15 Ocak 2007′de şu an Rennes’i çalıştıran Guy Lacombe’nin yerine PSG’de teknik direktörlük görevine getirilmişti. PSG o sıralar ligde 17 sıradaydı ve sezon sonunda düşme ihtimali gayet yüksekti. Fransız hoca o sezon düşme hattındaki PSG’yi ligde tutmayı başarmıştı. O sezonu 15. sırada bitiren PSG, bir sonraki sezon Le Guen yönetiminde yine düşmeme mücadelesi vermiş ve ligi 16. sırada bitirmişti. Ancak PSG geçen sezon düşmeme mücadelesi vermesine rağmen, Lig kupasını kazanmış ve Fransa kupasında da finalde Lyon’a kaybetmişti. Bu sezon ise uzun süre şampiyonluk yarışı içinde kalan PSG, Mart ayında yaşadığı düşüşle zirveden kopmuştu.

Gelinen noktada, PSG yönetimi gelecek sezondan itibaren yoluna Paul Le Guen ile devam etmeyeceğini açıkladı. Bunun en önemli sebeplerinden biri de PSG'deki ilginç kadro seçimleri ve şaşırtıcı oyuncu değişiklikleridir muhtemelen. Paul Le Guen için bardağın dolu tarafında; Lyon performansı var, bardağın boş tarafında ise Rangers performansı bulunuyor. PSG'deki günlerinde ise hem bardağın dolu tarafına, hem de boş tarafına katkıda bulundu. Le Guen gibi bir teknik direktör artık boşta ve gelecek dönemde, geçmişteki başarılarının tesadüf olmadığını kanıtlaması gerekiyor.

by LeFoot

***Yazının aslı