Damak Tadı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Damak Tadı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Mart 2014 Pazar

BİRA GEÇİDİ vol.17: OETTINGER




















"Yerli malı yurdun malı, herkes onu kullanmalı, Oettinger mirasımız, 50 sentlik bira allahın malı", şeklindeki dörtlüğün her Alman ilkokulunda yerli malı haftasında ezberletildiği şeklinde bir Bremen efsanesi vardır sevgili okuyucular. Oettinger Almanya'da halkın birasıdır. Nasıl Volkswagen'in sloganı "Das Auto" ise, Oettinger'in de sloganı bence "Das Bier" olmalıdır. Ama gelin görün ki Oettinger reklam kampanyası olmayan bir şirkettir. Fabrikasında işçi sayısını günden güne azaltıp otomasyona geçer ve her zaman süpermarketlere dağıtımı kendi kamyonlarıyla yapar. Bu yüzden maliyeti çok düşüktür. 50 sent civarındaki fiyatının sebebi budur. Son 10 yıldır da Almanya'nın en çok satılan birasıdır. 2011'deki satış rakamının 621 milyon litre olduğunu bir kenara yazalım. Bu da Almanya'da tüm nüfus göz önüne alındığında yılda 7,5 litrelik bir satış rakamı demek oluyor ki bu çok üst düzey bir rakam. Zira yaş sınırını, alkol kullanmayanları çıkardığınızda ulaştığınız rakam oldukça yüksek.

Oettinger'in bu kadar fazla tercih edilmesinde elbette fiyatının büyük rolü var. "Fakir birası" olarak da görülür bu yüzden ama misal bir ALDI faciası olan Schultenbräu ile karşılaştırılmamalıdır. Zira Schultenbräu "zıkkım"ın biraya dönüşmüş halidir. Hele bu biranın "dark" versiyonu vardır ki, onu içeceğime 1 şişe Paracetamol şurubu içerim daha iyi. Oettinger tipik bir "lager"dir. İçimi kolay, sindirimi kolay, tadı tanıdık, riske girmez, garanti oynar, "benim adım oettinger, elimden gelen budur" der. E doğal olarak da göbek dostu, six-pack düşmanıdır.

Oettinger 1333 yılında, Münih'in Oettingen şehrinde kurulmuş bir bira fabrikası. 1956'da Ingrid, Günther ve Dirk'ten oluşan Kollmar ailesi fabrikayı satın almış. 2004'te de Krombacher'ın tahtını elinden alıp Almanya'nın zirvesine oturmuşlar.  Öyle de devam ediyorlar. Hatta Günther hala işlerin başında, adamın ömrü maltla geçti. Eğer "yurt dışı birası olsun, sudan olsun" diyorsanız Oettinger tam sizin kaleminiz. Ama birada seçici iseniz kendisini sadece öğrenci yurdu sakinlerine öneriyorum. Hatta kendisine tam bir "öğrenim kredisi birası" da diyebilirim. İlla ithal Alman birası diyorsanız, biraz daha yüksek fiyata Krombacher ve Bitburger önerimdir, ki Bitburger'i bu seride inceledik.

Oettinger

Alkol oranı: % 5,0
Tür: Lager
 Ülke: Almanya
Standart Ambalaj: Şişe (33 cl), Kutu (33cl, 50 cl)
FD'nin Notu: 2.5

Bira Geçidi

15 Eylül 2013 Pazar

BİRA GEÇİDİ vol.16: GUINNESS

























Tanıtılmaya gerek olmayan bir bira Guinness dolayısıyla bu yazıda biranın kendisinden çok kısaca Dublin'deki bira fabrikasını tanıtacağız. Liffey ırmağının üzerinde kurulmuş olan Dublin'in Heuston istasyonuna oldukça yakın ve İrlanda için önemli bir istihdam kaynağı yaratan fabrika Guinness'in 3 ana ürünü Draught, Extra Stout ve Foreign Extra Stout'un makinelerden çıktığı merkez fabrika. 44 metre uzunluğunda dev bir Guinness bardağı şeklinde inşa edilmiş olan Guinness Storehouse bu üretim sürecini her ayrıntısıyla ziyaretçilere aktarıyor ve ayrıca işin eğlence kısmıyla da turistlerin en sık ziyaret ettikleri yerlerden bir tanesi. 2000 yılında kapılarını açtığından beri 5 milyona giden bir ziyaretçi akını var.





























Guinness biralarının içindeki su Wicklow dağlarındaki doğal kaynaklardan geliyor. Wicklow'u da İrlanda
gezisi sırasında ziyaret etmiştik ve orası da ayrı bir doğa harikası diyar. Guiness Fabrikası'nın içinde turlarken size sırasıyla suyun nasıl üretim sürecine aktarıldığı, aromaların nasıl katıldığı, Guinness'i içerken dilinizin hangi kısmının hangi tatları aldığı uygulamalı olarak anlatılıyor. Guinness Akademi'de ise Guinness bardağına mükemmel bir Guinness dolumu yapmak için neye dikkat etmeniz gerektiği yine interaktif olarak anlatılıyor ve işi kotarırsanız bir de diploma alıyorsunuz. Girişte gördüğünüz resimdeki Guinness tarafımdan doldurulmuştur.

























































Tarih boyunca reklamları izleyebileceğiniz, İrlanda ve bira içimi hakkında bir sınavdan geçtiğiniz bölümlerden sonra Dublin'in panoramik görüntüsünü izlerken biranızı yudumlayabileceğiniz bir de panoramik 7. katı mevcut fabrikanın. Oradan en alt kata inip oldukça büyük sayılabilecek bir Guinness mağazasından aklınıza gelebilecek her türlü ürünü de çantaya atıp çıkıyorsunuz. Girişin 16 euro olduğu bu gezide 1 bardak Guinness'i de ister akademide ister 7. katta Dublin'i izlerken içmek mümkün. Tabii not düşelim İrlanda'nın herhangi bir yerinde bira demek 50'lik bardak demek, 33'lük bardak gibi bir kavram mevcut değil.



İrlanda seyahatlerinin olmazsa olmazı mekanlardan birisi Guinness Storehouse. Aktiviteler çok çeşitli olduğundan içeride uzun süre geçirmek de mümkün, biz 2,5 saat kaldık mesela. Hatta hazır başlamışken şehrin kuzey tarafında kalıp Jameson tesislerini de gezerek günü kombo ile kapatmak mümkün. Guinness bildiğimiz lager biralardan farklı, tadı herkes tarafından beğenilmesi çok kolay olmayan bir bira. Ama bu sizi yolunuzdan döndürmesin, bu birayı hiç sevmiyorsanız bile, işin eğlence ve lisanslı ürün tarafını tecrübe etmek içni dahi ziyaret edilecek bir mekan. Ama yok ben vakit kaybetmeden bir Guinness içmek istiyorum diyorsanız da Dublin'de size önereceğim pub The Oval olur. Giriş çıkışlarda giydiğiniz kıyafete göre geri döndürebileceğiniz nezih mekan The Oval hem turist tuzağı Temple Bar'dan uzakta kafa dinleyebileceğiniz hem de spor karşılaşmalarını izleyebileceğiniz bir yer....

Alkol oranı: % 4,3
Tür: Dry Stout
Ülke: İrlanda
Standart Ambalaj: Kutu (50 cl),
FD'nin Notu: 4,5

Bira Geçidi

10 Ağustos 2013 Cumartesi

HOLLANDA'DA YOĞURT DERBİSİ





























Az önce Hollanda'nın en büyük market zincirlerinden C1000'da çekilmiştir..

FD'nin sonradan gelen notu: En sağda da Bulgar versiyonu olduğunu orada değil, resmi bloga koyunca farkettim ulan...

10 Temmuz 2013 Çarşamba

BİRA GEÇİDİ vol.15: AYINGER & KÖNIG LUDWIG


























Yıllar boyu Dünya Kupası Avrupa Şampiyonası zamanlarında çıkan Türk gazetelerinde böyle bilindi Almanlar: Panzerler...olmadı Biracılar...Panzer benim için moern Alman futbolculara uyan bir lakap değildir, hoş biracılar da futbol sahasındaki halleriyle pek uyuşmuyor. Eskiden bir Bierhoff, bir Reuter, bir Brehme, bir Matthaus'a baktığınızda hakikaten "panzer" havası alırdınız ama şimdi Lahm'ın, Mesut'un, Khedira'nın, Götze'nin neresinde panzerlik var? Dolayısıyla bu arkadaşların 2 lakabının da boşa çıktığını düşünüyorum. Zaten Almanların kendi milli takımlarının lakabı da "Nationalmannschaft" idir, tercümesi de çok basit "Ulusal Takım". Ama işte Alman spikerlerin o kalın sesleriyle bu lafı duyup ardından bir de sponsor "Krombahaaaa" markasını duyduğunuzda moda giriyorsunuz. Belki milli takımla uyuşmuyor ama Almanya biranın, daha doğrusu "alabildiğine tüket" türü biranın cennetidir. Almanlar Belçikalılar gibi "dur kirazlı bira yapalım", "şunun çileklisi de iyidir", "lente bok lazım lente bok" gibi aroma maceralarına girmezler, (ha böyle söylüyorum yanlış anlamayın bence dünyanın bira cenneti, hele hele benim gibi "beer tasting" yolunda giden bir guru iseniz Belçika'dır) lageri çakarlar çıkarlar. Biralarında çok fazla oynamalar yoktur. Ama ufak farklılıklarla klasik bira içimi tarzında ekol olmuşlardır.






































Bugün pek tarzım olmayan "Beyaz Bira" sınıfından 2 bira ile karşınızdayım. Hollanda'nın en büyük süpermarket zinciri Albert Heijn'ın en önemli özelliklerinden birisi her marketinde farklı biraların görülebilmesidir. Bir şehirde örneğin 5 tane şubesi varsa, klasik Hollanda biraları dışındaki ithal biralar dükkandan dükkana farklılık gösterir. Ayinger ve König Ludwig de benim Hollanda'da satışına ilk kez geçen hafta rastladığım şubeden.

Aying, Bavyera eyaletinde, Münih'e 5 kilometre uzaklıkta bir kasaba. Nüfusu 5 bin civarında ve kasabanın adını alan Ayinger birası da en büyük geçim kaynakları. 1877'de kurulmuşlar. Beyaz biraların en önemli özelliği şudur, şişede değil bardakta içilmelidir. Zira bardağa doldurulduğunda beyaz köpüğün hemen altında kalan o kütlenin renginin yukarıdan aşağıya doğru giderek açıldığı görülür. Aroma ve karonbidoksit köpüğün hemen altına toplanmıştır ve bunu şişede içerek anlayamazsınız. Ayinger ve König Ludwig'in güzel bir yanı da standart boyutunun yarım litrelik şişe olması. König Ludwig'in çıkış yeri ise, Aying'e 50 km uzaklıkta, yine Bavyera'da bulunan Fürstenfeldbruck. Kente bulunan Coca Cola şişeleme fabrikası da ekonomiyi gazlıyor. 2 biranın da ortak bir özelliği var, ilk tatları beyaz biraların genelinde olduğu gibi rahatlatıcı iken, boğazdan aşağıya indiğinde keskin aromalarnı hissettiriyorlar. Ayinger'in cafcaflı ambalajlar yerine, Bob Ross tablolarından fırlamış kasaba görüntülü ambalajı ile de kalbimi çaldığını söylemem lazım. İlla 2'si arasında bir seçim yapmam gerekirse Ayinger derim, ama bir yerde rastlarsanız hiç tereddüt etmeyin. Almanların lokomotif biraları Veltins, Bitburger, Krombacher, Oettinger gibi ürünlerden bıkanlar için güzel alternatif.

Ayinger

Alkol oranı: % 5,2
Tür: Lager Beyaz Bira
 Ülke: Almanya
Standart Ambalaj: Şişe (50 cl),
FD'nin Notu: 4,0

König Ludwig

Alkol oranı: % 5,1
Tür: Lager Beyaz Bira
Ülke: Almanya
Standart Ambalaj: Şişe (50 cl)
FD'nin Notu: 3,7

Bira Geçidi

20 Mayıs 2013 Pazartesi

TEZGAH RESTORAN
















Yıl 2000'lerin ortaları. Üniversite bitmiş, askerlik geride kalmış, sudan çıkmış balık gibi ortada geziyoruz. Üniversitede bira şişesinin dibinde buluştuğumuz arkadaşlardan birisi kendisine Fındıkzade dolaylarında bir ev tutmuş. Ev tutmuş dediysem aslında Yol Geçen Hanı tutmuş da arada bir kira da ödüyor. Evden gelip geçen adam sayısıyla Hacettepe Red Deers'a savunma takımı kurardık. Öğrencilik bitmiş ama öğrenci evi mantığında işleyen bir mekan. Hani şu elektrik faturası "bu sefer ödüyorum" diye evden 8. kez çıkılıp ödenmediğinde, sayacın içine "lütfen elektriği kesmeyin, bu hafta ebemizi şeetsinler ödeyecez" yazılan evlerden birisi. Bizim şişenin dibinde buluştuğumuz arkadaşın bir de biraderi var. Öğlen 3'e kadar uyuyup, 4'te kahvaltı yapan, saat 12 olunca asfaltların yarasasına dönen bir arkadaş. Bir gün bu güruhu bilgisayar başında dünya haritasını incelerken buldum. Inter-raile ülke seçiyorlar. Benim bu ekibe olan duygularımı blogu okuyanlar bilirler. "Gençler nice Türk genci bu yolda telef oldu, Interrail'i bugüne kadar planlayıp yapabilen genç olmadı, yazık etmeyin kendinize" diyemedim. Biçareler "Milano'dan gireriz, Zürih'ten çıkarız, Paris'te gözümüzü açarız, dur lan arada İspanya var, Barcelona şart beyler..." diye Age of Empires Berduş Pack modundalar. Ses etmedim. Ne oldu Interrail yalan oldu tabii. Kuramadılar tezgahı.

















Yıllar geçti, o tezgahı kuramayanlar başka bir tezgah kurmuş. Yer Levent Kanyon'un hemen yanında. "Size tatlı bir tezgah kurduk" sloganıyla yola çıkan restoran tam bir "ne olursan ol gel" mekanı. Makarna, salata ve dahası diye başlıyor menüleri, e dahası neyse siz gidip göreceksiniz. Aynı mekanda Feed.me ve Diyetisyen adında 2 satış noktaları daha var. Levent'in kalabalığından sıyrılmak ve bir şeyler atıştırmak, iş çıkışını güzel bir akşam yemeğiyle süslemek ya da bildiğin arkadaş toplantılarında ölümüne yemek içmek için ideal. Salata diyorsanız salata, zeytinyağlı meze diyorsanız meze, hamburger diyorsanız hamburger, Jülyen soslu biftek diyorsanız Jülyen. Ben burger çeşitlerine vuruldum. Patlıcan Ezmeli Burger'i daha yemeden sevdim. İlk fırsatta tavuk soya sosunda dinlendirilirken ben de masalardan birinde dinlenme moduna geçeceğim.  "Yok ben kıçımı kaldıramıyorum, onlar ayağıma gelsin" diyorsanız paket servisleri de var. Tabii burada tanıttık diye Beylikdüzü'nden adamları arayıp "Bana 2 In Flames Burger kardeş" deyip jalapenoyu ağzınıza sokturmayın, aşağıya paket servis bölgelerini aldık. Gidin, selamımı söyleyin, "bizi Flying Dutchman gönderdi, emaneti almaya geldik" deyin, onlar mutlaka bir güzellik yaparlar, yapmazlarsa da bana rapor edin, gidip barbeküye burger menü yerine onları yatırayım  . Ben yemeğimi seçer öyle giderim diyenler için buyurun menüyü de aldık.




















Tezgah Restoran

Adres: Pol Center, Levent, 34340, İstanbul
https://www.facebook.com/tezgahrestoran
https://twitter.com/tezgahrestoran
Paket Servis: 0 212 280 07 55
Sipariş bölgeleri: Levent, 4. Levent, Etiler, Ulus, Mecidiyeköy, Balmumcu, Maslak

4 Mayıs 2013 Cumartesi

BİRA GEÇİDİ vol.14: SUNTORY, KIRIN, SAPPORO

























Bu seriyi de boşlamışız bir hayli. Geri dönelim Japonya dönüşü. Aslında Japonya'dan anlatacak çok hikaye var ve "birayla mı başlıyorsun be adam" diyebilirsiniz ama benim yaratılışım böyle. Bir ülkeye gittiğimde 2 gayem vardır esas olarak. O ülkede en az 1 futbol maçına gitmek, diğeri de olabildiğince yerli birayı tatmak. Aslında Japonya'nın en bilinen biralarından Asahi'yi serinin 12.zincirinde işlemişiz. Sırada ülkenin diğer 3 devini tanıtmak var. Suntory, Kırın ve Sapporo.

Japon biralarının ortak özelliği birçok çeşite sahip olmaları. Aynı marka neredeyse 10-15 çeşit birayı piyasaya sürebiliyor ve bunların ortak özellikleri yeni satışa sürülen bir ürünün her zaman daha ucuz olması. Batı Avrupa ile kıyaslandığında ilginç bir sonuç çıkıyor ortaya. Restoranlarda bira fiyatları Avrupa ortalamasının altında. 3-4 euro arasında değişiyor. Ama marketteki fiyatlar da daha üstünde. 2,5 euro ortalama. Dolayısıyla restoranda servise sunulan bira ile marketten alacağınız biranın fiyatının birbirine en yakın olduğu ülkelerden Japonya. Suntory, önemli bir hamle yaparak ünlü aktör Ken Watanebe'yi reklamlarında oynatıyor ki kendisinin tanıttığı yeni ürün Gran Dry benim Japonya'da içtiğim en iyi bira olmakla beraber Avrupa standartları için de son derece iyiydi. Suntroy firmasının viskisi de oldukça meşhur ve hatta Lost In Translation filminde Bill Murray'in karakteri de bu viskiyi tanıtan bir reklam filmi çekiyordu. 1899'da kurulan şirketin merkezi Osaka'da.

























Ondan 14 yıl önce Tokyo'da kurulan Kırın da Japonya'nın önde gelen biralarından. Fazla çeşit değil istikrar arıyorsanız adresiniz Kırın olmalı, çünkü klasik lager cinsinin en tipik örneklerinden birisi Kırın. Birkaç yıl önce Suntory ile birleşmeleri söz konusu idi ama 2010 yılında görüşmeler iptal edildi. Benim çok sevdiğim bir bira türü değil klasik lagerler, ancak arkadaş ortamında herkes eline aldığı zaman, alternatifim yoksa başvurduğum bir bira çeşidi. O yüzden Japonya'da pek tercih etmedim.





















Suntory Gran Dry'dan sonra ülkedeki favori biram Sapporo idi. Adından da anlaşılacağı gibi Sapporo kentinde 1876 yılında kurulan bira fabrikası aynen Suntory gibi pazara çok çeşitli ürünler sunuyor. Bu markaların tümünün ortak bir özelliği var o da alkolsüz bira da üretmeleri. ASuntory ayrıca viski gibi favori bir  ürününün olmasından da yararlanarak High-ball adında, büyük bira  bardaklarında içtikleri bira-viski karışımı bir içkileri de var ama bende asiti fazla Fanta etkisi yaptığı için pek etkisi olmadı.




















Suntory

Alkol oranı: % 5
Tür: Lager
Ülke: Japonya
Standart Ambalaj: Şişe (33 cl), Kutu (33 cl, 50 cl)
FD'nin Notu: 4,2

Kırın

Alkol oranı: % 5
Tür: Lager
Ülke: Japonya
Standart Ambalaj: Şişe (33 cl), Kutu (33 cl, 50 cl)
FD'nin Notu: 3,2

Sapporo

Alkol oranı: % 5
Tür: Lager
Ülke: Japonya
Standart Ambalaj: Şişe (33 cl), Kutu (33 cl, 50 cl)
FD'nin Notu: 3,8

Bira Geçidi

28 Aralık 2012 Cuma

SPARTA'YLA SPARTA'DA MANGAL YAPACAAAZ





























Yer Isparta...İyaşpark'ın bulunduğu caddeden bir kebap salonu. 

17 Kasım 2012 Cumartesi

GURBETÇİNİN DAMAK TADI-7


























Serinin bu halkasındaki gurbetçi ben oluyorum. Öğlen yemeklerinde ara sıra tavaf ettiğimiz Türk fırınının menüsü. Bu menüdeki bazı nadide eserleri sizlerle serinin daha önceki halkalarında paylaştık. Kapsalon örneğin.Utrecht'te yaşayan ve civara yolu düşen varsa gitsin tatsın. Tabii menüde ayran drink, simit naturel gibi egzantrik kalemler de yok değil. Yalnız böyle bir kompozisyonu 10 tane Hot Wings bozmuş gibi...

2 Haziran 2012 Cumartesi

BİRA GEÇİDİ vol.13 NIKOLAI & A. LE COQ & BALTIKA

























Efendim yakın zamanda ziyaret ettiğimiz 3 ülkeden 3 bira tanıtımıyla bu güzide serimizi devam ettirmeden önce gezi sırasında karşı karşıya geldiğimiz ve Estonya ekonomisinin temelini oluşturan bir pazardan bahsetmek istiyoruz. Finlandiya Avrupa'nın yaşam standartı en yüksek ama hayat pahalılığı da bir o kadar kendini gösteren ülkesi. Örneğin Hollanda markası Heineken bir Hollanda marketinde (yarım litrelik kutulardan bahsediyorum) ortalama 1 euro iken Helsinki marketlerinde bu fiyat 3 euro. Bu resmen fahiş fiyat demek. 2 euronun altında 33'lük bira bulmanız nerede ise imkansız. Peki bu durumda Helsikin halkı ne yapıyor? Birbirine çok yakın olan Helsinki ve Tallinn arasında her gün 5-6 farklı firma 2-3 kez gemi seferi düzenliyor. Bu her gün aşağı yukarı 15 sefer demek. Yolculuğun süresi ortalama 2 saat ve alacağınız gidiş dönüş bileti de aşağı yukarı 70-80 euro arası değişiyor. Atlıyorlar gemiye, yanlarına kasaları veya büyük kutuları taşımak için kullanılan arabaları da alıyorlar. Tallinn'e gidiyorlar. Tallinn'de, o 2 saat uzaklıkta 3 euro olan Heineken'in fiyatı Hollanda ile aynı. 1 euro. Dahası Finlandiya üretimi olan ve oradan ithal edilen biraların fiyatı Finlandiya'nın 3'te biri. Votka, cider gibi içeceklerin fiyatı bazen yarıyı buluyor. Finler, 3 kasa bira, 2 kasa da votkayı alıp arabaya koyuyorlar. Aynı akşam gemiyle Helsinki'ye dönüyorlar. Onları limanda bekleyen eş dost alıp eve ulaştırıyor ve işlem tamamlanıyor. Bu gidiş-gelişi bilen Tallinn halkı da aptal olmadığı için gemilerin ulaştığı limana bir dolu toptancı ve türlü çeşit alkolun satıldığı bir süpermarket açmış durumda. Kısacası Fin halkı, Finlandiya birasını gidip Estonya'dan alıyor. Tipik Türk işi olan "peki bu adamlar kâr yapıyor mu?" veya Estonya ne kazanıyor abi buradan o zaman" gibi soruları sormadım zira alan memnun satan memnun bu sistem yıllardır işliyor ve büyük bir pazar yaratıyor.

Bu girişi yaptıktan sonra ana konuya geçelim. Her ülkeden birer bira tanıtacağım. Finlandiya'nın 1 numaralı birası Lapin Kulta. Lahti'de üretilen bira Finlandiya'nın Efes Pilsen'i denilebilir ama bizim asıl tanıtacağımız Carlsberg firmasının Kuzey Avrupa için gruptan çıkardığı ve Finlandiya'da üretilen Nikolai. İsmine ve ambalajına bakılınca Rusların Lada Samara'sı gibi "ne gibi bir hayal kırıklığı çıkacak" diye korkuyorsunuz başta ama harika bir sürpriz sunuyor sizlere. Pilsner grubundan çıkan biranın baharatı son derece yerinde kullanılmış. Finlandiya'nın geneline hakim olan lager ekolünden çıkan (ki Lapin Kulta da bu grupta) biraların aksine daha tatlı ve daha güçlü bir bira. Alkol oranı yüksek olmamasına rağmen Belçika bok biralarının havasını veriyor ve nefis bir gün içi birası. İçmek için akşamı beklemenize gerek yok ve her türlü yemekle gidebiliyor. Bu seyahatin en güzel damak tadı sürprizlerinden birisiydi diyebilirim.




















İkinci biramız Estonya'nın gururu A. Le Coq. Estonya sınırları içine girip bu birayı içmeyeni dövüyorlar. 1807'de Albert le Coq tarafından Londra'da kurulan bira fabrikası bugün üretimlerini Tartu'da yapıyor. 1997'de firmayı Fin şirketi Olvi satın aldı. Flora Tallinn'in maçlarını oynadığı stadyumun adı A.Le Coq Stadyumu, dolayısıyla futbol sponsorluklarına da el atmış durumdalar. Zaten firmanın alkolsüz içecekleri, meyve suları olduğu gibi bira üretimi de çeşitlilik gösteriyor. Bilinen lager türü bira en tipik olanı. Finlandiyalılar Tallinn ziyaretlerinde genelde 1 kasayı kapıp geri götürüyorlar. Ülkenin lokomotif biralarından bir tanesi. Tatma amacı özel zevk değil, tamamen vakit doldurmak için olmalı.




















Gelelim Rusların birası Baltika'ya. Bugüne kadar bu köşede incelediğimiz biralar içinde en genç olanı çünkü fabrika 1990 yılında açıldı. An itibarı ile Doğu Avrupa'nın en büyük bira fabrikası. Merkezi Saint-Petersburg'da. Rusya marketinin % 40,6'sı ona ait ve market lideri. 2000 yılında uluslararası pazara giren firma 60 ülkede satılıyor ve çok hızlı bir büyüme içerisinde. Firma aynı zamanda Rusya sınırları içinde satıln Tuborg ve Carlsberg'in de satış hakkını elinde bulunduruyor. Çünkü Baltika'nın % 89 hissesi 2008 yılında Carlsberg tarafından satın alındı. Dolayısıyla tepedeki adamlar eski Sovyet düzeninden değil Kuzey Avrupa'dan geliyorlar. Baltika tipik bir popüler bira. Estonya'da A. Le Coq neyse, Rusya'da da Baltika o diyebilirim. İstemeseniz de mutlaka çıkıyor karşınıza. Ben bu 3 bira içinde en zayıf olarak onu gördüm ama tabii lager dışındaki özel üretimleri de denemek gerekebilir.

Nikolai

Alkol oranı: % 4,5
Tür: Pilsner
Ülke: Finlandiya
Standart Ambalaj: Şişe (33 cl), Kutu (33 cl, 50 cl)
FD'nin Notu: 4,2

A. Le Coq

Alkol oranı: % 5,2
Tür: Lager
Ülke: Estonya
Standart Ambalaj: Şişe (33 cl), Kutu (33 cl, 50 cl)
FD'nin Notu: 3.9

Baltika

Alkol oranı: % 4,8
Tür: Pale Lager
Ülke: Rusya
Standart Ambalaj: Şişe (33 cl), Kutu (33 cl, 50 cl)
FD'nin Notu: 3,2

Bira Geçidi

5 Mayıs 2012 Cumartesi

BİRA GEÇİDİ vol.12: TSINGTAO & ASAHI




















Bir kaç ay önce bir suşi restoranındayım. Çin ve Japon restoranlarının genel felsefesi şudur. Ortalama 20 euroya   5 kez sipariş verme ve her siparişinizde de menüden "5 yemek" seçme hakkınız vardır. Başta "5 tane dişimin kovuğuna gitmez" diyen hemen her kişi daha 2. raundun sonunda düğmeyi çözer, göbeği masanın üstüne koyar. 4. raunda çıkanı henüz bu gözler görmedi. Sebebi de şudur. Porsiyonlar küçük değildir. Örneğin suşiler genelde porsiyon başına 2 ya da 4 parçadır. Et türlerinin porsiyonları daha büyüktür. Uzakdoğulu kardeşlerimiz bunu bildiğinden, açgözlü Avrupalıların nefsini ve cüzdanındaki paranın saçılmasını engellemek için şu kuralı koymuşlardır. "Eğer sipariş verip tabakta bıraktığınız bir şey olursa, onu ödersiniz". Yani "ben bunu yiyemiycem hayatım" diye bir şey yok. Anne deyimiyle "o tabak bitmeden kalkma yok". Bu yüzdendir ki grupla gidilen suşi restoranlarında yemekten erken kalkıp tabağında bırakanlar arkadan çok küfür yemiştir çünkü kalanları bitirme işi masadakilere yıkılır.

Neyse ne diyordum, bir kaç ay önce böyle bir restorandayım. Kapanma saatine yarım saat kala geldiğinizde bütün suşileri yarı fiyatına alabileceğiniz (onun da felsefesi aynı, dükkanda artık bırakmamak) bir restoran. Hazır gitmişken 1 de bira içeyim dedim. Eleman dolaptan "Asahi"yi aldı. Açar açmaz köpüren bira tezgaha yayıldı. Bizimki özür dileyip, 1 tane daha aldı. Hop o da köpürdü. İlyas Salman'ın karpuz kesmesi gibi, artık eleman köpürmeyen birayı bulana kadar 4 tane bira açtı hepsinde de "aha bu da kabak, allah senin belanı vere karpuzcu" der gibi suratıma bakıyor. En sonunda tezgahtan diğer çekik gözlü kızımız, "ne beklersin Japon birası" diye bir anda Çin Ülkü Ocakları'ndan kopup geldi. İşte o an anladım ki dostlar bu 2 ülke arasında birada da bir rekabet var.

Asahi Japon pazarının liderlerinden. % 40'lık bir pazar payı var. Bizim Çinli kardeş açamadı ama tadı güzel biradır samuraylar bozulmasın. Osaka'da 1889 yılında kurulan ve 1. Dünya Savaşı'nda Almanların çaıştığı bir bira fabrikası ki zannedersem bira bugün bir şeye benziyorsa Almanlarn parmağının olduğundan şüpheliyim. Lager, stout, black lager gibi türevleri var ama en bilinenleri % 5'lik oranı ile lager olanı elbet. Tsingtao ile aralarnda bir de evlilik oldu. Grup, 2009'da Tsingtao biralarının % 19,9 hissesini 667 milyon dolara aldı ve Tsingtao Bira Grubu'ndan sonra en büyük 2. hissedar oldu. Asahi'nin Tokyo'daki genel merkezinin tasarımı modern mimarinin en güzel örneklerinden birisi. Aşağıda ön kısımda tepesinde alev sembolize edilmiş bina onlara ait.

























Gelelim Tsingtao'ya. Made in China gördüğünüz her şeyden kaçmayacaksınız onun kanıtıdır ve bana göre Asahi'den daha güzel bir tadı vardır. Evet yine Almanlar bu ülkenin bira geçmişine de karışmıştır ve hatta 1903'te bira fabrikasını Almanlar kurmuştur. Bugün pazar payının % 15'ine sahip. Son derece hafif, yemeklerle beraber içebileceğiniz, bir muhabbet birası Tsingtao.Pilsner türünde % 4,7 alkol oranıyla da zaten kendisini belli ediyor. Firmanın ürettiği dark biranın alkol yüzdesi bile % 5,2 anlayın durumu. Hatta firmanın yeşil birası da var ve yeşil çay hesabı sağlığa iyi geldiği söyleniyor. Ben sadece pilsner olanı denediğim için bu konuda pek bir bilgim yok.Hoş bir not, Blade Runner filminde Deckard, Zhora'yı (yılansever striptizci) öldürdükten sonra bir tezgaha gidip bu birayı içiyor. İkisi arasnda bir karşılaştırma yapmam gerekirse bu sefer Çin malı Japon malını geride bırakmış derim. Herhangi bir Uzakdoğu restoranında en azından ikisinden birini, bazen her ikisini de bulmak mümkün.


Asahi
Alkol oranı: % 5
Tür: Lager
Uyruk: Japonya
Standart Ambalaj: Şişe (33 cl), Kutu (33 cl, 50 cl)
FD'nin Notu: 3,5/5

Tsingtao
Alkol oranı: % 4,7
Tür: Pilsner
Uyruk: Çin
Standart Ambalaj: Şişe (33 cl), Kutu (33 cl, 50 cl)
FD'nin Notu: 3,9/5


Bira Geçidi

1 Nisan 2012 Pazar

BİRA GEÇİDİ vol.11: OTTAKRINGER & ZIPFER & GÖSSER & EDELWEISS



Efendim Almanya gibi bir bira devine komşu olduğunuzda tabii ki bira konusunda dünya çapında çok fazla söz sahibi olmayabiliyorsunuz ama geçtiğimiz hafta sonu vakit geçirdiğimiz Avusturya da bira konusunda hatırı sayılı tatlar barındıran bir ülke. Süpermarket ortalaması 1 euro civarı. Örneğin onlara göre ithal bir bira olan Heiekeni 1.20 euroya satıyorlar ki, bu biranın anavatanı Hollanda'da satış fiyatı 0.90 euro ile 1.10 arasında değişiyor süpermarkete göre. Avusturya restoranlarında bira fiyatları ise 33'lük bardaklar için 3 ve 4 euro arasında değişiyor. Austrian Airlines ile (ki bu havayollarını da yaptığımız gidiş dönüş yolculuk sonrası kendilerini oldukça beğendiğimizi belirteyim) Viyana'ya doğru giderken hostesten bir bira rica ettiğimde bana sarı renkte bir 33'lük kutu teslim etti. Rengi gördüğümde çok büyük beklentilerim yoktu ama Ottakringer Avusturya biraları içinde önemli bir yere sahip ve ülkenin önemli ihracat kaynaklarından birisi. 1837 yılında, Viyana'nın batısında yer alan yerleşim bölgesi Ottakring'de kurulmuşlar. Bugün Viyana'nın göbeğinden bir metroya atlayıp Ottakring'e ulaşmak ve bira fabrikalarını bizzat görmek mümkün. Yine tipik bir lager ile karşı karşıyayız Ottakringer'de. İçimi kolay, sindirimi kolay, su gibi giden bir bira. Lager için de yine standart bir alkol oranı var. Viyana'da hava sıcaklığının 25 derece civarında olması ile çayırlara yayılan Avusturyalılar ve turistlerin elinde en çok görülen bira  Otakringer'di.




















Avusturya'dan size tanıtacağımız ikinci bira yine bir lager. Zipfer Urtyp. Tat konusunda ülke standartını aşan, benim Ottakringer'ın önüne koyduğum ve Belçika biralarının havasını veren Zipfer bu havayı da içine katılan ve hafif baharatlı tadını veren aromasından alıyor. Salzburg yakınlarındaki Zipf köyünden kaynağını bulan bu bira Otakringer'in aksine bir çayır-çimen birasından çok, restoran-yemek yanı birası olarak tanıtılabilir. Avusturya lokantalarına girdiğinizde tavuk ve kırmızı etle beraber (elbete sıkı bir bira aşığıysanız) tüketilmesi ideal.




















Gelelim Gösser'e. Gösser için ilk 2 biradaki gibi cesaret verişi konuşmayacağım. Lageroğlulager bir bira. Kendisinin bir de "dark" versiyonu var. Dengeli, çizgisini bozmayan bir bira kendileri ama ben bira konusunda Belçika ekolünü, yani, maceracılığı ve bira-baharat ilişkisini seven birisi olduğumdan Gösser benim için, sahada basmadık yer bırakmayan ama son vuruşları kötü bir forvet profilinde. Çok tercih ettiğimi söyleyemiyorum. Özellikle kendisinin geceyi kapatırken içilmemesi tavsiyemdir. Ben yaptım, hata yaptım.




















Bombayı sona sakladık. Edelweiss. Alplerden gelen serinlik. 1498'de Salzburg valisi Johann Elsenhaimer, Kalte Bira Fabrikası'nı kuruyor. Elsenhaimer vefat ettiğinde fabrika kilise tarafından işletiliyor bir süre. Daha sonra da 1898'de Deutsche Bank fabrikayı satın alıyor. Kısacası 600 yıllık bir tarihi var Edelweiss'in. Karizmatik bardağı, hafif tadı, rengi ve kolay içimi ile Edelweiss bizim Avusturya'da en yüksek not verdiğimiz bira oldu.  Bunda Alplerden kaynağını bulan suyun kullanılmasının da etkisi büyük.


Ottakringer
Alkol oranı: % 5,1
Tür: Lager
Uyruk: Avusturya
Standart Ambalaj: Şişe (33 cl), Kutu (33 cl, 50 cl)

FD'nin Notu: 3,6/5 


Zipfer Urtyp
Alkol oranı: % 5
Tür: Lager
Uyruk: Avusturya
Standart Ambalaj: Şişe (33 cl), Kutu (33 cl, 50 cl)
FD'nin Notu: 3,8/5 

Gösser
Alkol oranı: % 5,2
Tür: Lager
Uyruk: Avusturya
Standart Ambalaj: Şişe (33 cl), Kutu (33 cl, 50 cl)
FD'nin Notu: 3/5 

Edelweiss
Alkol oranı: % 5
Tür: Lager, White
Uyruk: Avusturya
Standart Ambalaj: Şişe (50 cl), Kutu (33cl, 50 cl)
FD'nin Notu: 4/5 


25 Şubat 2012 Cumartesi

BİRA GEÇİDİ vol.10: AVERY & BOULDER





















Mazbut milletiz biz. Kareli etekler, uzun saçlar, ortaya gitar çalan hippinin oturduğu gruplar, "drum circle" toplanmaları bize 2000'de geldi. Zaten 1980'den sonra açılabilen 1990'da ancak donunu alıp başına geçiren bir toplum olduğumuzdan kopukluklarımız da sınırlı. Yıllar yılı en büyük eğlence kıstasımız "abi dün arkadaşlarla sabahladık, içtik miçtik, 4 bira + 2 de vodka limon götürdüm" oldu.  Bu toplumun bir bireyi olan ben yurt dışında böyle "kopukluk denemeleri" muhabbetine girdiğimde, muhabbet sonunda Avrupalılar tarafından Rotterdam Anglikan Kilisesi'nin rahibi Cornelius gibi görülüyordum çünkü en büyük başarımız "abi okulun arka bahçesinde lisede 2 bira içmiştik ehehehe, ama Efes haaaa" olunca ve yanındaki kopuk Polonyalı "ya ben de işte lisede vodkayı gözüme döküp eyeballing yapmıştım" deyince sen "lan ben Sırp Sındığı Savaşı'nın sebeplerini yazarken millet neler yapıyormuş" diye düşünüyorsun. Velhasıl bizim kopmamız çok geç ve çok minimal olduğundan eloğlunun bu yaptıklarını duyunca "en son ne zaman kilisede Hallelujah'a geri vokal yaptın şerefsiiiiz" diye dalası geliyor insanın. Bu girişi niye yaptım, bira geçidi serisinin 10.ve son maddesi için (yok lan şaka ne sonu, biranın sonu mu olur). Serinin bu maddesi için başka bir kıtaya uzanıyoruz. Kamyon şöförleri, yol şarkıları ve "bu restoranın elmalı keki Colorado'nun en iyisidir Travis" şeklindeki muhabbetlerin döndürüldüğü Amerika Birleşik Devletleri'ne.

Colorado dedik sallamadık. İlk tanıtacağımız bira olan Avery, Colorado'da Rocky Dağları'nın eteğinde kurulmuş bir bira fabrikasının eseri. 1993'te kurulmuşlar. Daha çok piyasa birası değil gurme birası üretiyorlar yani daha doğrusu festival birası uzmanı diyebiliriz ki bugüne kadar çeşitli bira festivallerinden de ödülle dönmüşler. Bira dünyasının Woody Allen'i olarak tanıtmak isterim bu yüzden kendilerini. Firmanın en bilinen özelliği güçlü biralar üretmesi. Örneğin "Demons of Ale" birasının alkol oranı % 15 (oha). The Czar Russian Imperial Stout ismindeki biralarında da oran % 10.4. Bizim bugün üzerine eğileceğimiz ise "India Pale Ale" adındaki daha sürümden kazanacağınız bir bira. Bilinen "altın" rengindeki biranın alkol oranı % 6,4. Greyfurt ve portakal aromasının kullanıldığı bira bu yüzden meyve aromalarının sıkça kullanıldığı Belçika ekolüyle de kesişiyor. Hatta dostlar bu firmanın, bu kesişmeyi kanıtlayan ve % 9 alkol oranıyla karşımıza çıkan Belgian Strong Golden Ale ismindeki bir birası da var. Orada işin içine kayısı ve şeftali de dahil oluyor.




















Bu kadar yolu gelmişken tek birayla dönmeyelim diyip ABD bira tarihinin "Star 1" tadındaki birasıyla sizi tanıştıralım. Neden böyle dedik, çünkü Boulder, ülke tarihinde Kaliforniya dışında kurulmuş ilk küçük bira fabrikası. Boulder Colorado tarihinde önemli yeri olan bir şehir. Ülkenin en liberal ve en estetik şehirlerinden birisi olarak biliniyor. Girişte bahsettiğimiz o ziyan Hippi hareketinin 1960'larda merkezlerinden birisi olmuş. Küçük bira işletmelerini Kaliforniya dışına çıkaran firma sahipleri de ilk kez 1979'da birayı bir keçi ağılında üretmişler. Firmanın çok çeşitli ve lager, stout ve aroma arasında gidip gelen 14 farklı birası var. Örneğin resimde gördüğünüz Planet Porter en çok satılan ürünlerin başında geliyor. 5,1 alkol oranı ve meyve aromaları ile bira fabrikasının orijinal üretimi ve bir "stout". Müthiş bir ambalaj resmi olduğunu da belirtmek gerekiyor.

Eğer bir gün yolunuz Colorado'ya düşerse bu 2 birayı da es geçmemenizi öneriyor ve yazıyı Müslüm Gürses'in Colorado yöresi tınılarıyla süslediği "Yalan Oldu" isimli eserle bitiriyorum. 

Avery (India Pale Ale)
Alkol oranı: % 6,4
Tür: Lager
Uyruk: A.B.D.
Standart Ambalaj: Şişe (33 cl), Kutu (33 cl)
FD'nin Notu: 3,5/5

Boulder (Planet Porter)
Alkol oranı: % 5,1
Tür: Stout
Uyruk: A.B.D.
Standart Ambalaj: Şişe (33 cl), FD'nin Notu: 3,5/5

Bira Geçidi


Müslüm Gürses  - Yalan Oldu ! door  Semiha_Hazer

12 Şubat 2012 Pazar

BİRA GEÇİDİ vol.9: SAN MIGUEL & ESTRELLA DAMM




Efendim Barcelona yollarında bu köşe için de malzeme toplamayı unutmadık tabii. Açıkçası İspanyollar bira anlamında dünya üzerinde marka olan bir toplum değildir zira İspanya demek, Latin kültürüne kıyıdan köşesinden bağlanmak demek, ondan da öte Akdeniz kültürü demektir dolayısıyla da Kuzey Avrupa'nın tersine şarap,sangria ve bilumum egzotik içkiler İspanyolların sofralarından geçer. Ama bu demek değildir ki İspanyollar bira konusunda denediklerinde çuvallarlar. Biz de geziden sizlere 2 tane bira tanıtımıyla dönüyoruz.

San Miguel bugüne kadar konuştuğum birçok kişinin oldukça olumsuz geri bildirim verdiği bir biraydı. Aslında Sa nMiguel'in kökü 1890'lara ve İspanya'dan çok uzaklara dayanıyor. Filipinler'in başkenti Manila'da Maria Barretto de Ycaza tarafından kurulan bira fabrikası uzun yıllar bu ülkedev arlığını devam ettirditen sonra 1966'da Malaga'da ikinci şubesini açıyor. 1970'de de Hollanda-İspanya ortak yapımı bir bira olan Gulder'i satın alarak merkezini Burgos'a taşıyor. 1994'te hisselerin % 18'ini alan Danone grubu 1997'de hisse oranını % 82'ye çıkartıyor. 2000 yılında hisselerin % 70'i, Mahou-San Miguel Grubu'na geçiyor ve 2005'te Danone tamamen firmadan çekiliyor, böylece fabrika tamamen İspanyol sermayesine devroluyor. Bugün pazarın % 35'i San Miguel'e ait ve bira 35 farklı ülkeye ihraç ediliyor.

San Miguel tipik bir lager. Kuzey Avrupalı kardeşlerine oranla tadında biraz daha keskinlik var ama kolay içimi sayesinde İspanyol marketlerinde en fazla satılan 2 biradan bir tanesi. Sektörde tekel haline gelmişliği yok ama İspanyol biraları dendiğinde akla ilk gelen örneklerden.



Estrella Damm ise bana göre San Miguel'in 1 gömlek altında, gerek ambalaj gerekse de tat olarak her yanından sıkıcılık akan bir bira. Özellikle benim yaptığım gibi 2 tane arka arkaya götürdüğünüzde vasat Kuzey Avrupa biraları gözünüze hayatın anlamı gibi görünebiliyor. 1876'dan beri Barcelona'da merkezi bulunan bira fabrikası Katalanların gururlarından. Estrella Katalan dilinde "yıldız" anlamına geliyor. Yurt dışınada ihracatı olan bira Barcelona marketlerinde hatırı sayılır bir yere sahip ama yukarıda bahsettiğim gibi Sa Miguel'in yanına yaklaşamayacak bir kaliteye sahip. İspanya'ya bir gün yolunuz düştüğünde muhtemelen otelde demlenme adına bir markete gireceksiniz ve işte o zaman adresiniz San Miguel olsun.

San Miguel
Alkol oranı: % 5,4
Tür: Lager
Uyruk: İspanya
Standart Ambalaj: Şişe (33 cl), Kutu (33cl, 50cl)
FD'nin Notu: 3,5/5

Estrella Damm
Alkol oranı: % 5,4
Tür: Lager
Uyruk: İspanya
Standart Ambalaj: Şişe (33 cl), Kutu (33cl, 50cl)
FD'nin Notu: 2,5/5

Bira Geçidi

28 Ocak 2012 Cumartesi

BİRA GEÇİDİ vol.8: TYSKIE


























Bildiğiniz gibi AB'ye girdikleri andan itibaren Polonyalılar ülkeden yeni bir "Kavimler Göçü" başlattılar. İngiltere topraklarının bir bölümünü işgal ettiler ve sonra da İngilizce konuşan nüfusun fazla olduğu diğer ülkelere akmaya başladılar. Hollanda'da bunlardan birisi. Şu an 130 kişilik mevcutu olan bizim şirkette, şirketin kurucusu olan Almanlardan sonra en fazla Polonyalı var. Biz misal youtube yasaklandığında "ülkeden gtme zamanı geldi" diye ortaya dökülüyoruz ya, bu elemanlar "ekonomik kriz olduğunda hiç panik yapmadık, niye yapalım ki, herkes 'dünyada Polonya'da yaşamaktan daha kötü ne olabilir' şeklinde düşündü" diyorlar. Yani bizi de aşmışlar. Bugün Lady Gaga Euro 2012'de kullanacakları Varşova'daki Stadyumu açıyor hayırlısıyla. Ama bizim derdimiz Tyskie isimli, Polonya'nın yurt dışına ihraç ettiği ve en azından vasatı aşabilmiş biraları.

Efendim, Tyskie bira fabrikası, 1629 yılında, yani Osmanlı İmprataorluğu ile Safevi Devleti arasında Revan Kalesi civarında çarpışmalar olurken, Katowice'ye 20 kilometre uzaklıktaki Tychy'de kuruldu. Hatta IV. Murat Lehistan Seferi'nden sonra doğuya yönelmiş, içkiye karşı çok katı kuralları olan IV. Murat'ın, Lehistan'ı kontrol altına almaya çalıştığı yıllarda Tychy'de bir bira fabrikası kurulmuştur ve bu açıdan da ironiktir. Hatta ve hatta, II. Viyana Kuşatması'nda Osmanlı ordularını Kahlenberg'de yenilgiye uğratan ordunun başındaki Jan Sobieski de 1629 yılında doğmuştur ve Tyskie biralarının kapağında da Sobieski'yi simgeleyen bir taç bulunur. Hatta Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı yenilgiye uğratan Sobieski için Papa "Viyana'nın Kurtarıcısı" ifadesini kullanmıştır. Lehler 450 yıldan fazladır bu birayı içiyorlar kısacası. Polonya pazarının % 18'ine sahip olan Tyskie AB'ye girişin de etkisiyle Avrupa pazarına açılmaya başladı. Hollanda'da bundan nasibini aldı tabii.





















Tyskie bilindik bir Lager. Her Habsburg etkisinin görüldüğü Orta Avrupa ülkesinin, tipik kafaya oynayan biralarından birisi. Eğer güçlü bir biraya geçiş yapılacaksa Duvel, Leffe Blond gibi ya da bir stout öncesine yerleştirilirse ısınma turu için gayet ideal. Arka arkaya içilirse bir süre sonra tekdüzelik ve sıkıcılık kendini gösterebiliyor zira kendisi için bira dünyasının Michael Carrick'i demek mümkün. Yani oynarsa "yararlı adam bu aslında" dersin ama oynamazsa da "tam Carrick'in maçıydı" diyeceğin an olmaz. Tyskie iddiası belli bir yere kadar olan, potansiyeli belli, zaman geçirmek için içilen bir biradır. Asla bir A kalite değildir, ama Polonya'dan yolunuz geçerse de elbette tatmadan dönmeyin.

Alkol oranı: % 5,6
Tür: Lager
Uyruk: Polonya
Standart Ambalaj: Şişe (33 cl), Kutu (50cl)
FD'nin Notu: 3/5

Bira Geçidi

18 Ocak 2012 Çarşamba

BİRA GEÇİDİ vol.7: DREHER

























Geçen cumartesiyi kaçırdım diye seriyi boşladım sanmayın buyurun dönüş yapıyorum. Bugün uzanacağımız ülke Macaristan efendim. Ülkenin gurur kaynaklarından, Kasım 2011'de ziyaret ettiğimiz Budapeşte'de tanıştığımız  Dreher'ı konuk edeceğiz serinin 7. bölümüne. Dreher bira fabrikası, bira yapımında kendilerine önemli bir su kaynağı sağlayan Danube nehrinin yakınında, şehrin Buda ve Pest taraflarında kuruldu. 1962 yılında Kőbánya Bira Fabrikası'nı satın alan Anton Dreher önemli bir kâr sağlamayı hedefliyordu ama kısa süre sonra vefat edince 14 yaşındaki oğlu Anton Dreher Jr.'a kısmet oldu. Junior, kısa sürede Kőbánya'yı ülkenin en çok aranan tescilli markası haline getirdi. 20. yüzyılın başında kendisine rakip olabilecek diğer fabrikaları da bünyesine katıp hızla genişledi. 1992'de halka açık bir şirket haline geldiler ve 2002'de de, bugün dünyanın en büyük ikinci bira dağıtımcısı olan SABMiller'ın bünyesine girdiler.

Dreher tipik bir süpermarket birası. Budapeşte'deki herhangi bir süpermarkette kendisine kolayca ulaşmak mümkün. Ülke içinde elbette rakipleri var. Sopron gibi ya da Çek diyarından gelen efsane Pilsner Urquell gibi (serinin ikinci halkasında incelemiştik). Danube nehrinin ve şehrin karasal ikliminin etkisiyle, soğuk diyarların tipik bira çeşidi lager ekolünün en tipik temsilcilerinden. Zaten Orta Avrupa'daki ülkelerin çoğu stout veya bock maceralarına girmeden, bira dediğin altın renkli olur deyip geçiyorlar. Macaristan'ın Avrupa için oldukça ucuz bir ülke olması sebebiyle de turistlerin de gözdesi durumunda. Örneğin 50'lik bir biranın fiyatı 1,5 euro civarında ki bu fiyat Hollanda'da ortalama 4-5 euro örneğin.



Eğer yolunuz bir gün Budapeşte'ye düşerse sizleri Bohemia restoranına gidip 10-12 euro civarı bir fiyata giriş, ana yemek ve tatlıdan oluşan menüyü hüpletmeye ve beraberinde Dreher'ı götürmeye davet ediyorum. Girişte benim ismimi verin dayağı yiyin...

Alkol oranı: % 5
Tür: Lager
Uyruk: Macaristan
Standart Ambalaj: Şişe (33 cl), Kutu (50cl)
FD'nin Notu: 3,5/5

Bira Geçidi

8 Ocak 2012 Pazar

BİRA GEÇİDİ vol.6: BITBURGER

























Dünya Kupası ve Avrupa Şampiyonası zamanları biliyorsunuz bizim gazetelere maç haberlerini takımların lakapları ile verirler yıllardır. Makarnacılar, panzerler, portakallar, matadorlar, vikingler vesaire...Almanlar konusunda basın ikiye ayrılmış durumdadır. Panzerler ve Biracılar. Aslında uluslararası basında bunların ikisi de kullanılmaz. Bu adamların literatürdeki adı "Die Mannschaft"dır. Örneğin Hollanda basını bu kelime Hollandaca olmasa bile haberi bu şekilde verir. Tabii bizim basın "Die Mannschaft" finalde dese bir anlaşmazlık olabilir o yüzden panzer veya bira demek daha kolay oluyor. Bu serinin altıncı maddesinde artık biracılara girelim ve gayet yaygın bir bira ile başlayalım.

Bitburger öncelikle Almanya'da her cumartesi ARD kanalında yayınlanan ve maç özetlerini gösteren Sportschau programının sponsorudur. Özellikle bu sponsoru anons eden abimiz öyle bir Bitburger der ki bir anda markete gidip 3 kasa alanız gelir (Bitbogeaaaa). Bitburger fiyat/kalite açısından Alman topraklarından çıkmış en ilginç biralardan bir tanesidir. Zira Almanların ünlü ucuzluk market zinciri LIDL'da satılır.LIDL'ın Veltins'le beraber bir diğer zincir ALDI'ya kurduğu büyük üstünlüklerden bir tanesidir. Gerçekten de ALDI artık kalitenin iyice yerlere düştüğü (yine de bazı malları iyidir bak, tuvalet kağıdı misal) bir marketken LIDL onun 1 gömlek üstüdür. Bira konusunda ise ALDI resmen teslim bayrağını çekmiş ve Schultenbräu isimli ucubeyi ortaya sürmüştür. Skol birasına bile 100 yıllık şarap muamelesi yaptıracak bu arkadaşa ayrıca değiniriz. LIDL ise Veltins ve Bitburger ile bir adım öndedir.





















Bitburger bira fabrikası 1817 yılında, Lüksemburg-Almanya sınırındaki Bitburg kasabasında Johann Peter Wallenborn tarafından kuruldu. 1839'da Ludwig Bertrand Simon, aileden bir kadınla evlenip bir anda fabrikanın üstüne oturdu ve adını da Simonbrau'ya döndürdü. Tarih boyunca "Bitte, ein Bit" (Lütfen bir yudum) ve "Abends Bit, morgens fit" (Akşam bir fırt, sabah ortamı yırt-anca bu kadar kafiyeli oluyor) olan bira özellikle Düsseldorf ve Köln şehirlerinde fazlasıyla tercih ediliyor. Biranın Bit Sun (hafif bira), Cola Libre (kola-bira-limon karışımı), Bitburger Alkoholfrei (alkolsüz bira) gibi çeşitleri de var.

Klasik bir Alman birasıdır Bitburger. Adeta bira aleminin bir Stefan Reuter'i, Jurgen Kohler'idir. Sağlamdır, görev adamıdır, kendisinden çok şey beklememek lazımdır ama günün sonunda her zaman başınız sıkıştığında güvenilecek isimdir.

Alkol oranı: % 4,8
Tür: Pilsner
Uyruk: Almanya
Standart Ambalaj: Kutu (50cl), Şişe (33 cl)
FD'nin Notu: 3,6/5

Bira Geçidi

27 Aralık 2011 Salı

BİRA GEÇİDİ vol.5: SATAN/OMER




















Efendim 4 gündür ortalıkta yoktu farketmişsinizdir. Sebebi, her hafta sonu yaptığımız bira geçidi serisine malzeme bulmak için (yerse!), biranın cenneti Belçika diyarına kaçışımızdı Noel'den de gazı alarak. Tamam asıl motivasyonumuz o değildi ama Brüksel'i ikinci ziyaretimizde Delirium isimli, dünya üzerindeki her biraseverin "Hacı" olacağı, 2004 farklı markadaki biranın satıldığı mekana ayak basmasak olmazdı. Bu yolculukta tanıştığımız biraları bir süre size aktaracağız ama önce Delirium'dan bahsedelim. Brüksel'in restoranlar sokağının içinde yer alan ve merkez istasyonuna 10 dakikalık bir yürümeyle ulaşabileceğiniz bu mekan, gerek iç tasarımı, gerek garsonları, gerekse de size sunduğu geniş (çok geniş) bira seçenekleriyle harika bir ortam. En önemlisi fiyatlarda aşırıya kaçmayan (en azından Hollanda'ya kıyasla) uygulamaları. Delirium 3 kata yayılmış ve her katında farklı biraların satıldığı, esas olarak en fazla çeşitin bodrum katında bulunduğu bir bar. Barmenlerin yanına gittiğinizde size üzerinde 100 çeşit markanın bulunduğu (benim hacıladığım) bir menü bulunuyor. Bu yetmiyor, ayrıca 5 euroya satın alabileceğiniz, bu biraları ayrıntılı olarak tanıtan, 100 sayfalık bir "kitap" da (ona kitapçık denemez) masalarda sizleri bekliyor. Biranın tüm ayrıntılarını, tadını, türünü okuyup seçiyorsunuz ve barmen siz birayı istediğinizde hiçbir şekilde "kalmadı", "o artık elimizde yok" demeden, gidiyor, depodan bulup getiriyor ve o bira için özel üretilmiş bardağa özenle dolduruyor. 2 ayrı günde ziyaret ettiğimiz mekanda toplamda 7-8 farklı birayı deneme imkanı bulduk ve hiçbir zaman aynı birayı 2 kez içmeme ilkesine bağlı kaldık.




















İlk günkü seçimlerimizden ikisi, Brugge'daki Bira Duvarı'nda camın arkasından gördüğümüz 2 bira, Satan ve Omer'di. Omer Belçika'da bazı marketlerde de bulunuyor, Satan'ın ise Gold ve Red olmak üzere 2 çeşiti var.

Omer 2010 yılında Dünya Bira Kupası'nı kazanmış, Gold Ale türünde bir bira. % 8 alkol oranıyla safını belli eden bu arkadaşımız 1892 yılında, Belçikalı Omer Vander Ghinste'nin kurduğu bira fabrikası çıkışlı. İçimi kolay ama alkol oranı yüksek, bu nedenla Duvel ekolünden gelen, Belçika klasiklerinden bir tanesi.

Satan ise Belçikalı Louis De Block'un 1887'de kurduğu De Block Bira Fabrikası'nın ürünü. Aslında De Block'un kendisi bir çiftçi olmasına rağmen, aşık olduğu kız ülkenin Baardegem bölgesindeki bir biracının kızı olunca kendisi de sektöre girmiş ve giriş o giriş. Aynen Omer gibi % 8 alkol oranına sahip, Red ve Gold gibi 2 farklı renk ve aromada çeşiti bulunan bira macera aramak isteyenler için birebir.Satan ve Gold'un her ikisinin de alkol oranı değişmiyor.




















Hem Satan hem de Omer kırmızı etle beraber tüketilmesi tavsiye edilen biralar. Bu köşede Delirium'un nimetlerinden bahsedeceğiz diyor ve yazıyı, yurt dışına gitmiş ekşi sözlük ergeninin geri dönüşündeki coşku dolu mesajıyla bitiriyorum.

"İstasyonda inin, çarşıyı gezin, waffle almayı unutmayın, sonra restoranlar sokağında midye yiyin, ardından hemen köşedeki Delirium'da Satan ve Omer'i tüketmeden Brüksel'e gittim demeyin" (yok ya, demeyeceğiz he mi, sanki Brüksel ondan soruluyor pezevenk)....

Omer

Alkol oranı: % 8
Tür: Gold Ale
Uyruk: Belçika
Standart Ambalaj: Şişe (33 cl, 75 cl)
FD'nin Notu: 3,9/5

Satan

Alkol oranı: % 8
Tür: Gold / Red
Uyruk: Belçika
Standart Ambalaj: Şişe (33 cl, 75 cl)
FD'nin Notu: 3,8/5

Bira Geçidi

18 Aralık 2011 Pazar

BİRA GEÇİDİ vol.4: DUVEL

























Şu seriden 3 tane yazdın hala biranın cenneti Belçika'ya girmedin diyen arkadaşlar için buyurun perdeyi açıyorum. Aslında bir nevi girememe sebebim Belçika biralarını "Bira Geçidi" serisine değil, ayrı bir "Belçika Bira Geçidi" serisine yazma gerekliliği zira şurada türlerini anlatmaya kalksak akşamı yaparız. Blond ale, brown ale, Dubbel, Flemish Red, Bock, Lambic, Pils, Sason, Stout, Strong Ale, Tripel, White derken bunun sonu nereye varır bilinmez. Yine de bu köşede zaman geçtikçe en çok onlar yer tutacaklar. Brugge'da 780 adet biranın sergilendiği meşhur Bira Duvarı'nı bloga aktarmıştık daha önce. Seriye başlayacağımız bira ise Blond Ale ekolünden "şeytan tohumu" Duvel.

Öncelikle kısa ve öz konuşayım. Duvel benim ömrümde içtiğim en güzel biradır. Şahsen tat/içilme kolaylığı/kafa yapma/tasarım dengesi bu kadar üst düzeyde olan başka bir birayı tatmadım. Duvel'ın tadı ilginç şekilde limon aromalı olduğu havasını verir ama bu tat sizi rahatsız etmez çok hafiftir. Şişesinde basitlik ve vuruculuk vardır ki bardağı keza aynı şekildedir. Oranı yüksektir ama bu size asla içerken kendini hissettirmez. 2 şişe sonrası hafif kafanız dönmeye başladığınızda etkisini hissedersnizi. Bu anlamda ilginçtir rakıyı andırır, bu yüzden tadına aldanıp hızla 2-3 şişeyi ardarda götürmeye gelmez, düpedüz insanı çarpar. İçmesi tecrübe isteyen bir biradır ve nice heyecanlı genci tuvaletlere dökmüştür...

1871 yılında Jan-Leonard Moortgat'ın Belçika'da kurduğu fabrikanın en bilindik birası 1. Dünya Savaşı sonrasında adını "Victory Ale" olarak değiştirir. Ancak 1920'lerde halkın bu birayı "nen echten duvel" (Hollandaca'nın Brabant eyaletinde konuşulan diyalektiğinde "hakiki şeytan" anlamına gelir) olarak adlandırması sebebiyle isim "Duvel" olarak değişir ve bugüne kadar gelir. Bu adlandırmanın arkasında aynen yukarıda belirttiğimiz gibi tat sebebiyle alkol oranının kendini hissettirmemesidir. Bu baharatlı tat kaynağını anavatanı Çek Cumhuriyeti olan "Saaz" kökü ve beyaz şekerden almaktadır. Bugün fabrika 3 bin nüfuslu Breendonk şehrindedir.



















Fazla uzatmayayım, yolunuz Belçika ya da herhangi bir Kuzeybatı Avrupa ülkesine düşerse denemeniz şart olan Duvel için bira aleminin "Dennis Bergkamp'ı" desem yanlış yapmış olmam. Mesafeli durur, soğuk durur ama tecrübe ettiğinizde sürprizlerle doludur.

Alkol oranı: % 8,5
Tür: Golden Ale
Uyruk: Belçika
Standart Ambalaj: Şişe (33 cl)
FD'nin Notu: 5/5

Bira Geçidi Bira Duvarı

11 Aralık 2011 Pazar

BİRA GEÇİDİ vol.3: MURPHY'S IRISH STOUT/RED



















Hollanda ve Çek Cumhuriyeti'nden sonra her Türk gencinin 24 saat boyunca içki içildiğini ve hatta iş yerlerinde 9'dan 5'e bira servisinin olduğunu düşünerek yıllarca içten içe bir İrlanda fetişizmi beslediği İrlanda'nın güzide şehri, yıllar önce Kubilay Türkyılmaz'ın üzdüğü Cork'un gurur kaynaklarından Murphy's biraları ileserimize devam ediyoruz efendim.

Murphy's 1856 yılında Cork'ta Lady's Well Brewery adıyla kurulduktan sonra yıllar boyu ulusal ve uluslararası pazarda faaliyetini sürdürdü. Ancak yurt çapında ciddi anlamda tanınması Hollanda'nın devi, serinin ilk halkasında işlediğimiz Heineken'in, 1983 yılında fabrikayı satın alması ve adını Murphy's Brewery olarak değiştirmesiyle oldu. Hemen ardından Heineken bir stout birası olan Murphy's Irısh Stout'u fabrikanın yıldızı olarak piyasaya sürdü. Amaç pazarda Guinness ve Beamish'in liderliğini zorlamaktı. Bunun için Guinness kadar sert olmayan ve onun kadar ağızda acı tat bırakmayan, aromasına biraz İrlanda Kahvesi karıştırılarak oluşturulmuş bir formül kullanıldı. Stout 1997'ye kadar firmanın en büyük silahıydı.


















Derken 1997'de Heineken'in kıvrak zekaları daha çekici bir ürünü ortaya sürdüler. Muprhy's Irish Red. O günden sonra Irish pubların değişmez biralarından olan bira Stout'un uluslararası başarısını katladı ve birçok markete giriş yaptı. Heineken de bunu bizzat Hollanda marketlerini kullanarak destekledi. Bugün Murphy's Red, özelikle 33'lük 6 şişeli standart paketiyle birçok kişinin gözdesi olduğu gibi Irish barların da en çok tercih edilen "pint" içeceklerinden.























Şahsen Guinness'ci arkadaşlara saygımız sonsuz ama "ben Guinness'in o keskin tadına bir türlü kendimi alıştıramadım" diyenler Murphy's'e buyursun.

Murphy's Irish Stout

Alkol oranı: % 4
Tür: Stout
Uyruk: İrlanda/Hollanda
Standart Ambalaj: Şişe (33 cl, 50 cl)
FD'nin Notu: 3.4/5

Murphy's Irish Red

Alkol oranı: % 5
Tür: Dark Lager
Uyruk: İrlanda/Hollanda
Standart Ambalaj: Şişe (33 cl)
FD'nin Notu: 3.7/5

Bira Geçidi

4 Aralık 2011 Pazar

BİRA GEÇİDİ vol.2: PILSNER URQUELL

























Hollanda'nın ulusal kahramanı Heineken ile başladık, Çeklerin ulusal kahramanı ile devam edelim. Pilsner Urquell'in bir başka özelliği dünya tarihinin ilk "Pilsner", yani hafif alkol oranlı birası olması. Zaten anavatanı da Çeklerin, bu sezon Şampiyonlar Ligi'nde mücadele eden Viktoria Plzen takımının çıktiği şehir olan Plzen. Dolayısıyla Plzen şehri dünyanın bira merkezlerinden bir tanesi, hatta Atalarından birisi. Zaten Efes Pilsen'deki "Pilsen" kelimesi de buradan geliyor.

Çeklerin başka biraları da var. Örneğin 1993'ten beri Çek 1. Futbol Ligi'nin ana sponsoru olan Gambrinus gibi. Hatta lig de Gambrinus Liga olarak anılıyor. Tabii Gambrinus Liga'nın son şampiyonunun, Urquell Pilsner'in anavatanı olan Plzen'den çıkması manidar oldu. Çekler Avrupa'nın kişi başına en fazla bira tüketen ülkesi. Her devlet memuru, kadın-erkek demeden iş çıkışı bir kafeye gidip birkaç bardak içmeden evine gitmiyor. Üstelik ilk bardağın ilk yudumunda yarıya kadar inmeden. Bunun bir başka nedeni de market-kafe fiyatları arasındaki ılımlı fiyat farkı. Örneğin Hollanda'da bir süpermarkette 1 euroya satılan 50cl'lik bir biranın fiyatı barlarda 4-4,5 euroyu bulabiliyor. Bu fark Çeklerde çok daha az, zaten bira fiyatları kron kullanan ülkede euro cinsinden 0,8 cent-1 euro arası. Ortalama bir Çek için Batı Avrupa'daki fiyatlar fahiş denebilecek derecede.




















Pilsner Urquell, aynen Heineken gibi, "adım yeter" tadında bir bira. Alıyorsunuz, içip zevk alıyorsunuz işte. Standardı belli, "pilsner" türünün hakkını sonuna kadar veren, macera aramayan bir bira. Yukarıda görülen resim Plzen kentindeki ana fabrikanın girişi. Kapının sol tarafındaki geçitin arka tarafında fabrika ve bacası görülebilir. Zaten kapıya baktığınızda tarihini az çok tahmin edebiliyorsunuz. Çek Cumhuriyeti'ne yolu düşecekler için tatmak şart, Plzen'e yolu düşecekler zaten istemeseler de mutlaka bir yerlerde karşılaşacaklardır.

Alkol oranı: % 4,4
Tür: Pilsner
Uyruk: Çek Cumhuriyeti
Standart Ambalaj: Şişe (33 cl, kutu 33cl, 50 cl)
FD'nin Notu: 3.9/5










Bira Geçidi