Oyun Dünyası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Oyun Dünyası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Mart 2014 Pazar

SOUTH PARK: THE STICK OF THE TRUTH






















17 sezon süren bir dizinin hayran kitlesini sabit tutmak çok kolay değil. South Park, 1998'de yolculuğuna başladığında "yetişkinler için çizgi film" sloganıyla ortaya çıkmıştı. 2014 yılına gelindiğinde, dizinin sadece karakterleri veya görüntü kalitesi değil aynı zamanda olaylara bakış açısı ve ele aldığı konularda da değişiklik oldu. Popüler kültüre pek bulaşmayan, salt kendi yarattığı dünya içerisinde hikayeler yaratan Matt Stone ve Trey Parker, 7. ve 8. sezonda yavaş yavaş popüler kültür öğelerine gönderme yapmaya başladılar. Michael Jackson'la ilgili olan The Jeffersons, Paris Hilton'la ilgili olan Stupid Spoiled Whore Video Playset, Jennifer Lopez ve Ben Affleck'e giydiren Fat Butt and Pancake Head, Scientology tarikatına göndermelerle dolu Trapped in the Closet bu akımın ilk temsilcilerindendi. 2010 yılından itibaren de artık popüler kültür eleştirisi hemen hemen South Park'ın her bölümüne nüfuz etmiş durumda. Sourth Park 20. sezona kadar uzayacak, bununla beraber artık Red Badge of Gayness, Awesome-O, Casa Bonita, Scott Tenorman Must Die, Cartman Joins NAMBLA, Goobacks, I'm a Little Bit Country, Cartman's Incredible Gift gibi bölümleri görmemiz çok zor. Parker ve Stone'un da hayatlarında değişiklikler oldu, örneğin tüm dünyayı kasıp kavuran The Book of Mormon müzikalini yarattılar ve ardından giriştikleri işle de South Park evreninin başka bir platforma taşıdılar. South Park: The Stick of the Truth, şimdilik seriden çıkan son iş.























TSOTT, South Park'a yeni taşınan bir ailenin, adını ancak oyuun sonlarında öğrendiğimiz erkek çocuğunun başından geçenleri anlatıyor. Dizinin 17. sezonunda, Game of Thrones serisi ve Birleşik Amerika'daki tüketim çılgınlığı Black Friday'i merkezine oturtan 3 bölümle temeli atılan senaryoda, sahip alana büyük güçler bahşeden "The Stick of Truth"un peşinde koşan kahramanlarımızın arasına katılan bu yeni ufaklık, ana senaryodan farklı olarak, South Park tarihindeki karakterlerin boy gösterdiği birçok yan görevi de yerine getiriyor.  South Park evreninin hayranı olanların bu oyuna da hayranlık besleyeceklerinden eminiz. Birçok oyun dergisi ve otorite şimdiden TSOTT'yi yılın en iyi oyunlarından birisi olarak gösteriyor.

Stone ve Parker, South Park tarihinde, uzun süredir görmediğimiz karakterleri dahi oyuna dahil etmiş durumdalar. Müzikleri, esprileri, oynanışı ve göndermeleri ile dört dörtlük bir oyun var karşımızda. South Park evreninin olağan baskın karakterlerinin tümünü oyunda görmek mümkün. Sürpriz olarak Al Gore ve Manbearpig efsanesi, City Wok ve Moğollar, Chinpokomonlar, Mr. Hankey Christmas Poo, Chef, Mr. Slave ve Woodland Critters da oyundaki yerini almış. Bunun yanında, belki serinin hayranlarının yadırgayacağı şekilde Mr. Garrison, Sheila Brofloski,  Terrence and Philip gibi karakterler çok az süre alıyorlar, ha ama Kanada bölümlerinin sırf grafikleri ile bambaşka bir kahkaha sebebi olduğunu ekleyelim. Bunun dışında unutulan bazı karakterler var ki herhalde bunların başında The Coon and Friends geliyor. Sadece oyunun bir sahnesinde görünüyorlar. Muhtemelen isim haklarından dolayı da, Kanye West, Tom Cruise, Mel Gibson gibi isimler oyunda yok, ama misal Morgan Freeman arz-ı endam eyliyor.





















Oyundan muhteşem grafikler veya combat çeşitliliği beklememek lazım, hatta bir süre sonra dövüşler tekdüzeleşebiliyor ama dövüştüğünüz karakterlerden birisinin Zombi Nazi'ye dönüşmüş ve Almanca konuşan bir fetüs olması bile gülmeniz için yeterli.

South Park: The Stick of the Truth, hedef kitlesi oldukça belli bir oyun. Seriyi sevmeyenlerin bu oyundan da zevk alacağını sanmıyorum, sebebi de diziye olabildiğince sadık kalması. Bu yüzdendir ki, serinin hayranları, oyunu da kaçırmasın.

10 Ocak 2014 Cuma

ASSASSIN'S CREED 4: BLACK FLAG

























Assassin's Creed dünya oyun tarihinin en özgün serilerinden birisi (ya da bazılarına göre artık "birisiydi"). TPS tarzına getirdiği yeni soluk ve tarihin tozlu yapraklarına oyuncuyu daldırması bir yana, senaryosu, grafikleri, oynanış tarzı ve elbette Jesper Kyd'in özellikle İtalya temalı Assassin's Creed II ve Assassin's Creed II: Brotherhood oyunlarında yaptığı aşmış müzikleri birçok oyunseveri adeta kendisine bağlamıştı. Hele (Altaïr ibn-La'Ahad'ın hakkını ayrı koyalım) Ezio Auditore da Firenze, benim de dahil olduğum birçok insan için efsane niteliğinde bir karakterdir. Onun Assassins felsefesine bakışı, dünyayı ele alışı, misyonuna sarılışı, bambaşka bir karakter yapmıştır. Doğduğu anda bacaklarını hareket ettirdiği andan, son nefesini verdiği ana kadar Ezio hep bizle olmuştur. Başka bir adamdı rahmetli...Yeri de dolmaz. Ubisoft ne zaman Ezio'nun yarattığı o efsaneye hafiften ihanet etmeye başladı işte o zaman serinin hayranlarını karşısına aldı. Assassin's Creed III bana göre (bunu 4. oyunu oynamış birisi olarak söylüyorum) serinin en zayıf oyunuydu. Hem karakter, hem de oluşturduğu atmosfer açısından.

Assassin's Creed III'ü oynanır kılan hadise, senaryosunun çok da kötü olmamasıydı ama hem Connor'ın Ezio'nun boşluğunu doldurmaya aday bir karakter olamaması, hem de bu oyunun en önemli parçalarından birisi olan mimari, müzik gibi öğelerin vuruculuktan uzak olması sebebi ile seri tarihinin en vasat oyunu olarak kaldı. Ubisoft burada büyük bir strateji hatası yaptı. Bu vasat oyundan sonra tamamen farklı bir temayla hatalarını düzeltebilirlerdi, ancak vasat oyunun ilgi çeken tek yönü olan deniz savaşlarını alıp üzerine yeni bir oyun kurmaya karar verdiler. Tabii amaç cebi doldurmaktı, ama cep dolarken oyunun içi doldurulamayınca ortaya senaryo açısından serinin en kötü oyunu çıktı. Black Flag hakikaten hem karakter gelişimi, hem de serinin genel konseptini aktarma açısından yerlerde...Edward Kenway, Connor kadar silik bir karakter değil ama bir Haytham Kenway dahi olamıyor. Yan karakterler içerisinde sadece Blackbeard'ın elle tutulur olduğunu söyleyebilirim, ama o da oyunda kafayı kırmış, şöyle bir gelip geçen havada bir karakter.

Black Flag, serinin bana en çok zaman geçiren oyunu oldu. Ubisoft, gemi kullanma ve bu gemiyi geliştirme işini iyi kıvırmış gibi ve gemiler arasındaki çarpışmalar ve bindirmeler gayet güzel ama oyunun size bu kadar vakit geçirtmesinin sebebi bu değil. Assassin's Creed serisinin artık bilindik yan görevleri olan, sandık toplama, fragment toplama ve assassins contract bu oyunda da mevcut ve bunlara ilaveten, bu oyunla karşımıza çıkan denizci şarkılarının sözlerini toplama, Maya taşlarını ve defineleri keşfetme gibi yan görevler de var ama bunlar haritaya öyle düzensiz dağıtılmış ki size gereksiz vakit kaybından başka bir şeye yaramayan angarya işler yaptırıyor. Denizin ortasında hedefinize doğru ilerlerken üzerinde 1500 reallik bir sandıktan başka hiçbir şey olmayan bir adaya çıkmak, sandığı açmak ve sonrada yüzerek gemiye geri çıkmak zorundasınız ve bu işi oyun sırasında 30-40 sefer yaptığınızda çileden çıkmanız mümkün. Assassins ve Templar contract görevleri ise birbirini tekrarlayan sıkıcı ve klişe senaryoları açamıyorlar.

Tabii bir de sorulması gereken önemli bir soru var. Maya taşları, define sandıkları, sualtı mağaraları (bu kısımın iyi olduğunu söyleyebilirim), efsane gemileri batırmak gibi görevler sizi eğlendirebiliyor ama bunların hiçbirisinin Assassin's Creed serisi ile bağlantısını olduğunu düşünmüyorum. Belki bu bağlantıyı sağlayacak animus dışındaki karakterinizin derinliğine ise hiç inemiyorsunuz, yüzünü dahi göremiyorsunuz ve hatta bu kısımlar TPS değil FPS olarak oynanıyor.  Animus dışındaki karakterinizin hacklediği bilgisayarlardan birisinde Abstergo'nun hangi atmosfere yeni simülasyonunu kuracağıyla ilgili seçimde aday olan seçeneleri görüyorsunuz ki bu sanırım Ubisoft'un da bundan sonraki oyunların planları olacak. Japon hanedanı, Mısır uygarlığı, Napoleon savaşları, Alman endüstri devrimi gibi temalar önümüzdeki dönemde karşımıza çıkan örnekler olabilirler

Serinin fanları elbette bu oyunu da kaçırmayacak, ancak şunu da itiraf etmekte fayda var, Ubisoft AC II ve Brotherhood ile gördüğü zirveden Revelations ile iner gibi olmuş, III ile tepetaklak yuvarlanmıştı. Black Flag geri dönüş yolculuğunun1 oyun daha ertelendiğini gösteriyor k, bu yolculuk hiç başlayacak mı şüpheliyim. 


24 Kasım 2012 Cumartesi

VUGAR HUSEYNZADE MESELESİ
















2 gün önce ajanslara düştü haber. Azerbaycan Ligi'nde zor günler geçiren FC Bakü takımı 21 yaşındaki Azerbaycanlı bir genci, teknik direktör olarak Jean-Pierre Papin'e tercih etmişti. Sebep? Gencin Football Manager oyunundaki başarıları. Elbete internet üzerinde anında bir efsane yaratıldı. Hatta ben bile bu fırtınaya uyup bunun gerçek olma ihtimalini bile sevdim, çünkü bu bir devrim demekti (internet üzerindeki kullanıcılar tarafından yönetilen kulüpleri bir kenara ayırırsak). Ancak gerek tüm spor sitelerine düşen haberlere Azerbaycan'da yaşayan futbolseverlerin yaptıkları yorumlardan hem de olayın kahramanı Vugar Huseynzade'nin özgeçmişi hakkında doğru bilgi veren kaynaklardan hareketle olayın bu kadar fantastik olmadığı ortaya çıktı.


Huseynzade Boston Üniversitesi'nde Business Management bölümünde okumuş, FC Baku'nün başkanı Hafız Mammadov ile şans eseri bir organizasyonda karşılaşmış ve ona kulüple ilgili yapabileceği şeyleri anlatmış. Mammadov da onu bu yılın şubat ayında kulüp yönetimine tavsiyeler veren menajer pozisyonuna getirmiş. Nitekim kulübün resmi sitesinde de bu görevini onaylatabilirsiniz. Yeni görevi ise teknik direktörlük, ancak olayın ayrıntısı burada. Huseynzade'nin başına geldiği takım "A takım", ama Azerbaycan kulüplerinde A takım, rezerv ya da bizim anlayacağımız dille eski PAF şimdiki A2 takımı olarak adlandırılıyor. FC Baku as takımının teknik direktörlüğünü hala Bozidar Bandovic yapıyor. Huseynzade'nin görev yaptığı A takımının da zaten 2 yıldır teknik direktörü yok. Yani bu atamada FM tecrübesinin rol oynadığı da asparagas gibi duruyor. Yine de bir hayli söylentiye yol açmadı değil. Ben yine de bu ihtimale inanmak istediğimden midir bilemem, kendisine yeni görevinde bazı tavsiyeler vererek konuyu kapatıyorum

-Önemli maçlardan önce oyunu kaydetmek yok, öyle dedem de şampiyon olur
-İnternetten antrenman paketi ve taktik indirmek yok, bu işin mutfağına gireceksin
-Oyuncunu kimse almıyor diye, add manager'dan rakip takıma hoca yaratıp kendi oyuncunu 5 milyona okutmak yok, ne sandın şikeci
-Önemli rakiple oynayacağın maç öncesi add manager'dan rakibin başına geçip kaleciyi forvete, forveti kaleye koymak yok, terbiyeli ol
-Ligin kaderini etkileyecek maçın 3. dakikasında rakipten gol yeyince hemen quite game'e saldırmak yok, çevireceksin o maçı
-Takım iyi giderken sırf bedava diye bedelsiz oyunculara saldırmak yok, iyi işleyen makineye çomak sokulmaz

Hadi rast gele

3 Kasım 2012 Cumartesi

ASSASSIN'S CREED III

























Oyunu oynamadık henüz, dolayısıyla bu bir inceleme yazısı değil. Ancak Hollanda'da 31 Ekim'deki piyasaya sürülüşün öncesinde gazeteler, bilboard alanları, otobuslerin arkası bu oyunun promosyon calışmaları ve posterler ile doluydu. 30'lu yaşların basinda ve Max Payne serisi ile bilgisayar oyunlarına dalmış bir adam olarak o serinin birinci oyunu benim için çok ayrı bir yer tutar. Özellikle oyunun tema müziği girdiğinde yaratılan kasvet son anlara kadar sürer. GTA, Mafia, L.A. Noire gibi hikaye oyunlarından da zevk aldık zaman geçtikçe ama Max Payne başka bir şeydi. Zaten Rockstar Games de bir efsaneyi alıp sıradan bir Rockstar oyununa donüştürdü, Ubisoft ise başka yolun yolcusu. Onlar tarihi deşmeyi daha cok seviyorlar. Prince of Persia ile başladıkları işi bir adım öteye götürdüler ve DNA reenkarnasyonu, insanlık tarihi, suikastçı miti üzerinden enfes bir fikirle geldiler. Assassin's Creed tam bir başlangıç oyunuydu. DNA aracılığı ile geçmişteki anılara ulaşma amacındaki Abstergo'nun asıl gayesini anlayamadan koşuşturduk Masyaf'ta, Kudüs'te, Şam'da. Oyun bir süre sonra hafiften tekdüzeleşiyordu ama adeta bir nabız yoklama olduğu belliydi. Ayrıca türe getirdiği yeni açılım da çok netti. 2 yıl sonra Ubisoft öyle bir oyunla geldi ki 'oyun' demeye dilim varmıyor. Bir sanat eseri ile çıkıp geldiler. Daha doğar doğmaz uzuvlarını hareket ettirerek tanıdığımız Ezio Auditore de Firenze'yi ilk aşkından bir aile trajedisine soktuk ve tam 3 oyun boyunca devam edecek bir yola girdik. Assassin's Creed II bana gore bu serinin en iyi oyunu olmakla kalmıyor 2000'lerin de belki en iyi oyunu olarak değerlendirilebilir. Mükemmel şehir tasarımları, tarihi kişiliklere yapilan atıflar, Macchiavelli, Da Vinci, Borgia ailesi, Toscana, Venedik, Siena gibi şehirler ve elbette arka planda tıkır tıkır işleyen bir hikaye. Ve elbette surata hayranlıkla beraber bir gülümseme yerleştiren açılış sekansı. Hiçbir oyunu 2 kez oynamamışımdır, benim için bitirilen oyunun rafa kaldırılma zamanıdır ama AC II buna beni en çok yaklaştıran oyun olmuştur. Jesper Kyd'in yarattığı oyunun müzikleri dahi aşmıştır ve Ezio's Family melodisi belki de tüm oyun tarihinin en iyi soundtrack parçalarından birisidir.

Brotherhood harika bir devam oyunuydu. AC II diye bir oyun olmasa yukarıda söylediklerimizi Brotherhood için söyleyecektik muhtemelen. 1 numara olmamasının sebebi selefinin performansıydı ama harika kelimesini kullanmaktan geri kalmamak lazım onun için de. Roma bir oyunda bu kadar güzel anlatılabilirdi. Brotherhood'un sonunda Desmond'ın başına gelenler ve Revelations'ın başladığı an bana göre hafiften bir hayal kırıklığıdır. Desmond'ın fiziksel görünümünün değişimi, Animus'un dışıyla nerede ise hiç bağlantı kuramamış olmamız ve Lucy hikayesinin havada kalması bundaki en önemli etkenler. Evet sonra gelen İstanbul gururumuzu okşasa da örneğin bu oyunu Türk olmayan ya da İstanbul'da yaşamayan bir oyuncunun oynarken cok da zevk alamayacağını itiraf etmek lazım. Revelations'ın bana gore en önemli artısı Masyaf'a dönüp Altair'in kaderini öğrendiğimiz anlardı. AC serisine arka plandaki yavaş ilerleyen hikaye üzerinden bakmak lazım. Kapadokya'ya gemiyle gidilmesi gibi kusurlar oyunun genel hikayesi içinde unutulabilir.

AC III artik piyasada. Ezio'ya elveda dedik ve artık yol arkadaşmız Connor. Amerikan Bağımsızlık Savaşı'nın kaderini değiştireceğiz bu sefer. Oyundan ilk gelen izlenimler Ezio'nun yarattığı kontrol kavramını çeşitlendirmek için bazi yenilikler getirildiği, kontratak özelliğinin ağırlığının azaltıldğı, ağaçlara tırmanılabildiği, sonunda kullanıcıların sesinin dinlenip oyuna at dışında da hayvanların eklendiği ve oyunun oldukça uzun olduğu. Muhtemelen bu serinin daha çok oyununu göreceğiz. DNA ve Animus gibi 2 kavram kabul ettirildiği için Aztek-İnka uygarlığı, Japon hanedanı, Vikingler (ki hayalim budur) gibi temalara el atılabilir. Yılların eskitemediği bir masaüstü bilgisayar oyuncusu olarak bir de inceleme yazısı sözü verip kapatırken kıssadan hisse veriyorum.

Full Synchronization olmadan bölum geçenler bizden değildir. 

11 Ağustos 2012 Cumartesi

INDISPENSABLE FOR THE CLUB



























Bir zamanlar ismi okunduğunda akan sular dururdu, hatta yüzünü daha görmemiş herkes onun adını ezbere biliyordu. 2000'lerin başında Championship Manager oynamış adam gözü kapalı şeceresini sayardı. Sonraları yüzünü görenler, dökülmeye başlamış saçları ve yedek kulübesindeki halini görünce hayalkırıklığına uğradılar. Kennedy Bakırcıoğlu 31 yaşında onu parlatan Hammarby'e dönüş yapacak büyük ihtimalle, zira 2 yıldır forma giydiği (daha doğrusu geçen sezonki sakatlıkları yüzünden son sezonunda fazla oynayamadığı) Racing Santander küme düştü ve kulüp onu serbest bıraktı. Ama daha önemlisi dün İsveç'te biyografisi piyasaya sürüldü, biyografide oldukça güzel kısımlar var. Örneğin kendisinin de Championship Manager oynama anılarından bahsediyor. "Manchester United'ın başına geçtim ve kendimi transfer ettim, sonra da Beckham'ı yedeğe çekip sağda oynamaya başladım, ardından Barcelona'nın başına geçtim ve kendimi yine transfer ettim, Ronaldinho 10 numarayı bana verirken hiç sorun çıkarmadı" diyor. Hatta gençlik yıllarında maçlardan sonra tanımadığı adamlar yanına gelip, oyunda teklifini reddettikleri için kendisine veryansın ediyor ya da takımını şampiyonluğa götürdüğü için teşekkür ediyormuş. Bugünlerde kendisine kulüp ararken hala oyuna atıf yapıyor. "Manchester United veya Barça'nın 10 numaraya ihtiyacı varsa beni arayabilir".










21 Nisan 2012 Cumartesi

L.A.NOIRE

Oyun oynamayalı, hatta oyun dünyasını takip etmeyeli belli bir süre oldu. 2012 yılında halen 512 MB RAM ile yaşamını sürdürmeye çalışan bir birey için zor iş tabii. Oynayabildiğiniz tek oyun Horce Racing Manager türü oyunlar oluyor. Ama 3 hafta önce bilgisayar topu atınca artık bana da yol gözüktü. Paraya kıyıp aldık bir tane (yeri gelmişken belirteyim İpad'ı, tableti şunu bunu bırakın ben hala laptop adamı bile olamadım, 80'lerden gelen desktop adamı olma özelliğim sürüyor).

Hazır almışken "iyisinden ver yeğen" diyip Commodore 64'e oyun bakan ergen tadında, Assassins Creed: Revelations ve bir kaç tane piyasaya yeni sürülmüş oyunu alıp satıcıya "abi, bunları kaldırır mı?" diye sorunca ve karşılığında "aynısını benim hanım oynuyor efendim, çok rahattır, oynadıkça açılır hem o?" cevabını alınca aldık bilgisayarı. Elimiz demişken de Rockstar'dır, TPS'de tescilli markadır diyip L.A. Noire oyununa attık kendimizi.

Şimdi efendim L.A. Noire adından da anlaşılacağı gibi 1947'nin Los Angeles'ında geçiyor. Adına bakıp "Noire" kelimesini gördüğünüzde David Lynch'in Mulholland Dr'ı gibi veya Roman Polanski'nin Chinatown'ı gibi bir film-noir bekliyor ama pek öyle değil. Bir kere oyun beklenenden daha aydınlık bir atmosferde geçiyor. Bu açıdan illa bir filme gönderme yapılacaksa L.A. Confidential'e gönderme yapmak en iyisi. Hatta senaryosunda da önemli benzerlikler var.Zaten film de 1953 yılında geçiyordu.

Oyunda Los Angeles Polis Departmanı'nda hızla yükselen, 2. Dünya Savaşı'nda cephede görev yapmış Cole Phelps üzerine kurulu. Phelps LAPD'de hızla yükselirken ve vakaları çözerken arka planda ilerleyen bir de altmetin var ve bu altmetin ancak oyunun finalinde nihayete varıyor. Rockstar'ın diğer oyunlarından farklı olarak oyun dedektiflik ve ipucu yakalama işine ayrıntılı biçimde eğilmiş. Yani şüphelileri veya tanıkları sorgularken onlara nasıl davranacağınız tutun da hangi ipucunu nasıl kullanacağınıza karar verme işi oyunun ana hedefi. Bu da tam bir sarmal bulmacaya sokuyor sizi. Dolayısı ile aksiyon arayan, Rockstar'ın diğer fenomen serisi GTA sevdalıları bu oyunu durgun bulabilirler ama karmaşık hikayeleri sevenler müptela olabilirler. Benim gördüğüm önemli bir dezavantaj serbesti tarafında. Örneğin GTA veya Mafia serilerinde oyunun ana konusunu bir kenara bırakıp taksiciliğe, itfaiye görevine sarılıyordunuz ya da tramvaya atlayıp oradan oraya dolaşabiliyordunuz. Ama bu oyunda böyle bir serbesti yok ve senaryoyu izliyorsunuz. Tabii bunda GTA serisindeki gibi boş gezenin boş kalfası değil bir polis olmamızın da etkisi var. Cinayet vakası çözmeye 67H Hollywood otobüsüyle gidecek halimiz yok.

Grafik konusunda çok söze gerek yok Rockstar'ın belli bir standartı var. Oyunun en büyük sürprizlerinden birisi  Fringe serisi ile dünya üzerinde hatırı sayılır bir hayran kitlesi edinen John Noble'ın da bizzat kendisi üzerinden yaratılmış karakteri seslendirmesi.

TPS sever herkese oyunu şiddetle öneriyoruz efendim.

23 Ağustos 2011 Salı

JON KABIRA İLE WINNING ELEVEN'I TANIYALIM



Japonya'nın ve Winning Eleven'ın gururu bu abimizle daha önce tanışmıştık blogda. Yukarıda, Winning Eleven takımlarını saydığı bir video var. Her ne kadar "frikikinmas", "ofsaydo naaaynn", "şikenda taki okürü", "atamadı sınayde, gibi tarihe geçmiş sözler olmasa da "Sporıting Lizıbon", "Sparıtak Mosukova" gibi müthiş telaffuzları duymak mümkün.

22 Mayıs 2011 Pazar

STRANGE CM HAPPENINGS vol.41















Yine uzun bir ara sonrası dönüş yapalım seriye. Artık 50'ye varınca da finalini yaparız. Ancak bu sefer birkaç değil tek bir hadiseye yer vereceğiz zira biraz komplo teorisi söz konusu. Gürhan Çerkez göndermiş. Sevilla'nın başında iken Genoa'lı Anthony Vanden Borre'ye 2,5 milyon poundluk bir teklif yapılıyor. Genoa "bu adamın isteyeni çok öyle acele karar vermek istemiyoruz" diyor.

















Ardından kulüp acaip şekilde "740 bin pounda olur bu iş 2,5 milyonla uğraştırmayın bizi hesap yapamıyoruz" şeklinde zeytin dalı uzatıp "ama Inter de kapıda ona göre haaa" diye aba altından sopa gösteriyor.
















Bu sefer Sevilla, "lan tamam alın yuvarlak hesap olsun" diye 1 milyon pound teklif yapıyor. Haydaa o da reddediliyor.
















Sonuç, Genoa oyuncunun bonservisinin yarısını 300 bin pounda Inter'e satıyor. Bunun tek bir açıklaması var arkadaş. Corleone familyası iş başında. "I am going to make him an offer which he can't refuse"....Birisi Genoa başkanının yatağına bir at kafası koymuş.

Strange CM Happenings

5 Mart 2011 Cumartesi

CM EFSANELERİ 7: JONAS LUNDEN






















CM 01-02'nin dünya futboluna yaptığı en büyük katkı Kuzey Avrupa futbolunu tanıtmış olmasıdır. Nitekim Kennedy Bakırcıoğlu, Kim Kallström, Stefan Selakovic ve daha bir dolu yıldız bu oyun sayesinde dünyaya tanıtılmış ancak bir çoğu gerçek hayatta oyundaki şöhretlerine ulaşamamışlardır ki, bunların en fazla bekleneni vereni Kallström olmuş ancak o dahi oyundaki işlerinden uzak kalmıştır. İşte Jonas Lunden bu furyanın önemli temsilcilerindendir.

Lunden CM 2001-02 oyununa başlandığında 21 yaşında, İsveç'in Göteborg takımında hücum hattında, özellikle de forvet arkasında sahte 10 numara mevkiisinde harikalar yaratmaktadır. Bonservisi 300-400 bin dolara alınır. Hatta rivayet odur ki Kennedy Bakırcıoğlu, Kallström, Selakovic ve Lunden'i toplamda 1,5 milyon dolara kapatan bir oyuncu 10 yıl boyunca ortada kupa bırakmamıştır. Lunden özellikle Kuzey Avrupa takımlarına müthiş uyum sağlar. Örneğin Dundee'yle İskoç Ligi'nde şampiyonluğu kazandığım yıllarda takımın dinamosudur. Gelin görün ki gerçek hayattaki Lunden için işler iyi gitmemiştir. Hatta öyle tersine gitmiştir ki, forvet arkası ve hatta forvet olarak kariyerine başlayan Lunden, bugün 30 yaşındaki bir defans oyuncusudur. Göteborg sonrası yine İsveç'te Elfsborg takımında top koşturmuş, ardından da 2006 yılında GAIS'e transfer olmuştur ve hala bu takımdadır. İsim yaptığı yıl olan 2001 yılında İsveç milli takımının formasını giymişyir ama o kadar. Sanal alemde takımdan takıma, başarıdan başarıya koşan adam, gerçek hayatta ülkesinden dışarı bile çıkamamıştır. Kariyerinin sonuna kadar da çıkamayacaktır yüksek ihtimalle.


CM Efsaneleri 1: Maxim Tsigalko
CM Efsaneleri 2: Kurniawan
CM Efsaneleri 3: Sergey Nikiforenko
CM Efsaneleri 4: Temur Altunhan
CM Efsaneleri 5: Peter Prospar

CM Efsaneleri 6: Anatoli Torodov

20 Şubat 2011 Pazar

TOP 10 COMMODORE CİNNETİ



















Yaşı tam hatırlamıyorum ama muhtemelen Orta 2 olması lazım. 11-12 civarı. Artık kaç tane öğle yemeğinden feragat edip Yengen'e uzaktan iç çekmişiz bilmiyorum. Sonunda bir 3-4 milyon biriktirmiştim. Neyse düştük yollara Üsküdar'a. O zamanlar Üsküdar bugünkü Üsküdar değildi, popülerlik, çekicilik, alışveriş olanakları açısından Kadıköy'le yarışır durumdaydı. Üsküdar'da (hala kapanmamasına şaştığım) Kanaat Lokantası'nı geçip çarşıya girdiğinizde önünde bisikletlerin sıralandığı bir oyuncakçılar ve elektronikçiler çarşısı vardı. Daldık içeriye. Kim beni oraya göndermişti hatırlamıyorum ama adam elime bir tane commodore 64 klavye, bir tane teyp, bir adaptör ve bir de joystick tutuşturduğunda dünyanın en mutlu insanı bendim. Giden paralar umurumuzda değil tabii...Torbaya bir tane de Futbol Paketi attım, eve bir gelişim var hatırlamıyorum, sanarsın bilgisayar oyunu oynamıyorum, Andreas Brehme "ya benim ayağım sakat şu penaltıyı sen atsana" demiş de öyle motivasyonla dolmuşum.. Babaların klasik tavrı olan "oğlum ne yapacaksın ya, boşver, bizim zamanımız bidi bidi" şeklinde lafları da atlatıp televizyonun karşısına kurulduk. Benim Amiga 500'üm hiç olmadı. Ben Commodore'cuydum. Amigacıların cinnetlerin bilemem, ama Commodorecularınkini çok iyi bilirim.

1-Kafa ayarı: 1978-82 yılları arasında doğmuş olan herhangi bir adama yukarıdaki aleti gidip gösterin. Vücudunda görülen semptomların tanımlamasını herhangi bir doktorun yapabileceğini sanmıyorum. Bu aletin sağ tarafında görülen sayacın altındaki o küçük delikten içeri bakarken teybi kırmış, klavyeyi kırmış hatta boynunu, kolunu kırmış yiğit çoktur bu alemde. Amaç şudur. Commodore 64 denen teknoloji harikasının yukarıda gördüğünüz kasetlerinin içindeki oyunları yüklemek için en uygun ayarı bulmak. Sağ ele bir küçük tornavida alınır, ışığın gözlendiği bölmeye sokulur, içindeki (genelde yalama olmuş olan) vida, ekranda oyun yüklenirken görülen yatay çizgiler inceleşinceye kadar ve ışık en parlak haline ulaşıncaya kadar çevrilir. Bu bazen 20 saniye alır, bazen 15 dakika. Bu kafa ayarı illetini yaparken kafa ayarını bozmuş çok adam vardır camiada. Şahsım tam teşekküllü bir hastanede kafa ayarının yan etkilerinden 32 seansta kurtulabilmiştir.

2-Bozuk kaset: Karate paketi (Yie Air Kung Fu sağolsun), Futbol Paketi (Emlyn Hughes Soccer varolsun), Araba Yarışı Paketi (Le Mans 24 Hours hamdolsun), artık hangi paket gelirse alınır. Eve gidilir. Yüklenir. Heyhat oyun bozuktur. Kasetin alındığı "oyuncu"ya gidilir. "Abi bu kaest çalışmıyo" denir. Diyalog şöyle gelişir. "Dos ayarlarını yaptın mı?"...."Hü...ne ayarı abi"....."Dos ayarı...ondan olmuyo senin, getir yapalım, çalışır"..."Peki abi getiriyim"...."3 milyon ama ayar"....."Abi o zaman ben başka paket alıyim"....Başka paket alınıp eve gidilir....

3-Joystick: Ortadireğin joysticki Turbo, burjuvanınki Pyton'dur bir kere onu bir kabul edelim. Futbol oyunlarinda o zamanlar calim icin ozel tuslar olmadigindan ve joysticki surekli hareket ettirmeniz gerektiginden, azami 3 ay sonra teklemeye baslar. Bir gun oyunun en heyecanli aninda da topu atar. Butce denklestirilip yeni "kol" alinana kadar asagiya yonlenmeyen joystickle profesyonellesilir.Sirf bu yuzden Emlyn Hughes Soccer'da tamamen sol kanattan atak gelistirerek sampiyon oldugumu bilirim.

4-Adaptör: Joystick, kafa ayari, kaset yetmiyormus gibi bir de adaptor denen bir illet vardir Commodore dunyasinda. Adaptor asagida goreceginiz, yaklasik 5 kilo olan, birinin kafasina vuruldugunda cinayet silahi olarak kullanilabilecek bir alettir ve genelde daha 5 dakika icinde oyle bir isinir ki, Terminator'de T1000'in icinde eridigi sivi bunun yaninda ilik kalir.






















5-Mavi ekran: "Mavi ekran vermek"lafinin kaynagi tam olarak nedir bilmiyorum ama 80 kusagi icin mavi ekran demek olum demektir. Oyun acilir oynanmaya baslanir, oyunun tam en heyecanli yerinde (genelde de turnuva icin eve arkadaslar cagirilmisken), ekran donar. Once joysticke basilir, ardindan klavyedeki tum tuslara "dur la basalim bakalim ne olacak" diye basilirken acaip yazilar cikar ve son olarak da mavi ekrana doner. Arkadaslarla bilgisayarin olmayan anasina kufredilerek adaptor kapatil acilir.

6-Oyun buglari: Benim futbol paketindeki en muhtesem bug, Kick-Off oyununda kendi kalenize attiginiz gollerin rakip kaleye atilmis sayilmasiydi. Bu yuzden her takim rakip kaleyi savunur acaip goruntuler ortaya cikardi. Bir de Emlyn Hughes Soccer'in oyle bir bugi vardi ki, oyuncu kendi aut cizgisinden disari cikarsa, rakip kale onunden sahaya girerve bir anda kaleciyle karsi karsiya kalirdi. Simdi hazir lafi gecti, yillar once kendisine Sega Master System alan amcamin ozdeyisi aklimageldi. "Ben demo modda oyniycam cocuklar ayarlayin"...Ulan demo modda sen mi oynuyorsun

7-Evde bir kovalama havasi: Bilindigi gibi bu Commodore konsollari televizyona baglanir, orada oynanirdi. Boyle olunca da evin tek televizyonu varsa anne-baba ile bir psikolijk savasa girilir, son mac kazanilana kadar oyunun kapatilmamasi mucadelesi verilirdi. Hatta bir gun, haberleri izlemek isteyen babamin bana sirf gicigina "sen o takimi zor yenersin yen de gorelim" dedigini, hirs yapan bendenizin son saniyelerde attigi golle rakibi yendigini ve ardindan da babama donup sag kolumu sol elin altindan cikartarak yaptigim "girdi mi?" hareketinin ardindan evde masanin etrafinda ufak capli bir kovalamaca yasandigini bilirim.













8-Amiga 500: "Fırat sen hala Commodore mu kullaniyosun lan?"...."Ne var evet".."Babam bana Amiga 500 aldi öölüüum, teyp meyp yok sen hala mal gibi tornavidayla ugras"..."Ne diyon lan sen gotün mü kalkti...Karı mısın"...."Asil sen ne diyon lan" seklinde baslayan bu rekabet iki cocugun oyunda gordugu karate numaralarini birbirine uygulamaya calismasi ve mahalle arkadaslarinin araya girmesiyle son bulur. Bir keresine International Karate oyunundaki 2 ayakla ucan tekme hareketini yapmaya calisip yere dusmustum. Amiga 500'u de Amiga 500'u olan çocukları da sevmedim sevemedim....Ne lan o misir cipsi adı gibi...Bi de oburundeki asalete bak...Commodore....

9-Kardeş katli: Ben ailenin tek çocuğu olduğum için bu tür bir cinnetten uzak kaldım ama nice arkadaşımın "lan Yavuz Sultan Selım iyi yapmış aslında" türünde söylemlerine, kardeşlerini altetmek için yaptıkları planlara şahit oldum. Abi veya ablanın bu derece bir etkisi yoktur ama kardeş tam bir baş belasıdır Commodore aleminde. Siz oyun oynarken gelip tuşlara basar, adaptörü kapatır, bunun üzerine bağırdığınızda da eşşoğlusu her bir boku yememiş gibi gidip sizi annenize şikayet eder. Anne gelir "hadi oğlum biraz da o oynasın, sen çok oynadın"....Bütün dalavereyi çeviren bacaksız değil evin suçlusu abi olur. Söylenerek dışarı çıkılıp maç yapılır.

10-Pazartesi yazılısınız: Cuma günü gelmiştir, İstiklal Marşı'nın -is-tik-laaal kısmının son hecesi söylendiğinde servisin ön koltuğunu kapmak için yapılacak koşu ve sonrasında (babanın cumartesi günü çalışmasından ve evde olmamasından dolayı) yapılacak müthiş çizgi film + commodore kombosu hayal edilirken hocadanbomba gelir. "Pazartesi günü tarihten yazılısınız"....Bir anda River Raid'in, Barbarian'ın, Outrun'ın, Final Blow'un yerini Melikşah, Gıyaseddin Keyhüsrev, Alaaddin Keykubat ve Anadolu Selçuklu döneminde yapılmış kümbet ve kervansaraylar alır. Yahu ben ne yapayım, Gıyaseddin'in yaptırdığı ümbeti, gidip 2+1 kiraya mı vereceğim...Eve gelinir ve bilindik cümleiçten tekrarlanır. "Biraz oynıyim, sonra çalışırım"....Biraz oynanır...Saate bakılır...Pazar gecesi 20:00'dır....Parliament Sinema Kulübü Pazar Gecesi Sineması'na gidilir...Hey....I've looked...aaaaalll my life....for you.....now you're heeere

8 Ocak 2011 Cumartesi

STRANGE CM HAPPENINGS vol.40















Bu seriye de şubattan itibaren ara vermiştik. Geri dönüş zamanı zira halen sizlerden bu konuyla ilgili mailler alıyorum. Bu haftanın ilk hadisesi Sinan Özenbaş'tan. Çok fazla açıklamaya gerek yok. Bunun adını siz koyun. Adnan Sezgin'den ve Adnan Polat'tan şikayet eden Galatasaraylı arkadaşlara aha buyrun demek istiyorum.




















İkinci hadise Samsun'dan Çağrı Kara'dan. 2006 Dünya Kupası finalinde İspanya ve Fransa karşı karşıya. Ancak bir sorun var ki, maçın hakemi de Fransız Stephane Pierre. Kariyerinde bırakın kırmııyı sarı kartı bile çok seyrek gören Raul 38. dakikada oyundan atılıyor. Henry 57'de maçın tek golünü atıyor. Artık nasıl attı onubilemiyoruz, sonuçta işin içinde Henry var.





















Sıradaki hadisemiz ise Vakilinchuk Tukakatalan'dan....Rise of The Mehmets....














Demirören'le açtık, Demirören'le kapatalım. Futbolcu almak yerine direk kulübü ihya etmenin daha kestirme yol olduğunu keşfetmiş. Doruk Pancaroğlu'ndan

Strange CM Happenings

2 Ocak 2011 Pazar

CM EFSANELERİ 6: ANATOLI TODOROV













Yine ilk başta gaza bastığımız ama sonra kestiğimiz serilerden birisine dönüş yapalım. CM Efsaneleri'ni 5. maddesinde bırakmıştık hem de neredeyse 1 sene önce. Tsigalko kadar olmasa da CM tarihinde, özellikle de CM4 oyununda yıldızı parlamış bir oyuncudur. 2003 nisan ayında piyasaya sürülen oyun en hızlı satan PC oyunları listesine tepeden girmiş ancak daha sonra yavaş çalışması ve içinde bulundurduğu buglar sebebiyle tepkiler almıştır. Nitekim oyundaki buglardan birinde, İngiltere alt liglerinde mücadele eden Nortwich Victoria FC'nin 850.000 kişilik yeni bir stadyuma geçtiği haberi bulunmaktadır. İşte bu tartışmalı oyunun en büyük yıldızlarının başında, o yıllarda Litex forması giyen Anatoli Todorov gelir. Todorov'un yukarıda belirttiğimiz buglardan birisi de olduğu iddia edilir. Zira Bulgar liginden, oldukça ucuza mal edebileceğiniz bu oyuncu, zaman zaman sezonda 40 ortalamaya ulaşmış, gol krallığını kimseye kaptırmamış, Çatladıkapıspor, Real Madrid ayrımı yapmadan gelene geçene sallamıştır. Aynen Tsigalko gibi kaprissiz, 20 gol atınca "wants to move a bigger club" sendromuna girmeyen bir golcüdür. Satılmak istendiğinde ise asla gelen teklifleri reddetmeyen, kulübüyle barışık bir şekilde ayrılan, kasaya para getiren bir oyuncudur. Bir keresinde Dunfermline Athletic ile oynarken kendisini 100 bin pounda almışlığım, 22 milyon pounda Schalke'ye satmışlığım ve 6 ay sonra Schalke'de yedek kalınca kiralamışlığım, sezon sonunda da 3 milyona geri almışlığım vardır, böyle de absürd hikayelerin adamıdır. Todorov eğer o yıllarda Litex'de top koşturduğu Georgi Kakalov ile birlikte transfer edilirse, ikilinin sezonda 60-70 gol ortalamasına ulaşması mümkündür.
















Birçok CM yıldızı gibi Todorov'un da kaderi gerçek hayatta oyundaki gibi gitmemiştir. Bir kere Todorov aslen bir forvet değil, hücuma dönük orta saha oyuncusudur. 17 yaşındayken Septemvri Sofia'dan Litex'e 200 bin euroya transfer olmuş, Litex'de 2002-05 yılları arasında forma giymiş ancak bekleneni veremeyince Lokomotiv Plovdiv, Lokomotiv Mezdra gibi takımlarda oynamış ve bugün Vidima Rakovski forması giymektedir. Takımı Bulgar 1. Ligi A PFG'de son sırada. 25 yaşına gelmiş oyuncunun kariyerinin asla sanal alemdeki gibi olmadığını söylememize gerek yok herhalde. Oyundaki değişmez partneri Georgi Kakalov'un da kariyeri ondan farklı olmadı. Bugün 26 yaşında, geçtiğimiz yıl iflasını açıklayan ve şu an Bulgar 3. liginde mücadele eden Botev Plovdiv forması giyiyor.

CM Efsaneleri 1: Maxim Tsigalko
CM Efsaneleri 2: Kurniawan
CM Efsaneleri 3: Sergey Nikiforenko
CM Efsaneleri 4: Temur Altunhan
CM Efsaneleri 5: Peter Prospar

6 Mayıs 2010 Perşembe

THIEF SERİSİ



















Bilgisayar oyunlarında FPS denilen, First Person Shooter, yani etrafınızı karakterin gözünden gördüğünüz oyunları pek seven bir şahıs değilim. Bu yüzden Half-Life, Counter-Strike, Unreal Tournament gibi bu türün efsaneleri benden geçer not alamamıştır. Hatta o oyunları internat kafelerde, kulaklıkla oynadığınızda ve eve döndüğünüzde feci bir baş dönmesi yapar. Bir de bu oyunların sevmediğim özelliği 9 tane hayvan gibi silahı bir bünyeye nasıl sokabildiğinizi merak etmemdir. Eleman, M5, ağır makineli, Rambo bıçağı, roketatar, bazuka, tonla el bombası, mayın şu bu hepsini bir vücuda sokmayı başarır bir de onlarla hızlı hareket edip oradan oraya atlar. Zaten son birkaç yılda bu mantıksızlığı aşmak için bir insan vücudunun taşıyabileceği maksimum silahtan fazlasını abartmıyorlar. Hem benim daha çok tercih ettiğim TPS, Third Person Shooter yani karakterin arkasından etrafı gördüğümüz, hem de yukarıda bahsettiğim mantıksızlığı aşmış, tüm zamanların en atmosferik, en karizmatik, en korkutucu oyun serilerinden Thief'e geleyim.

Thief, Garrett isimli bir hırsızı canlandırdığınız oyun. "Stealth" olarak adlandırılan ve yine Eidos'un bir başka oyunu Hitman'deki gibi asıl amacınızın düşmanlarınızı alt etmek, yani ortalığı kan golüne dönüştürmek değil, farkedilmemek olduğu türe dahil. Oyunda ana senaryonun etrafında dönen müthiş bir örgü var. Kimi zaman bir cinayet çözümüne, kimi zaman da pagan efsanelerine kadar gidiyor. Gölgeler, kanalizasyon tünelleri, sessiz evler, kuytu, ıssızlık en büyük dostlarınız. Oyun boyunca hiçbir insanı öldürmeden sona ulaşmanız mümkün.





















1998 yılında birçok aşmış oyunun dağıtımcısı Eidos Interactive tarafından piyasaya sürülen ilk oyun The Thief: Dark Project dünya çapında 500 bin kopya satarak firmanın o seneki en büyük ticari başarısı haline geldi. Hatırı sayılır oyun dergilerinin ortalama 90 puan verdiği oyun büyük bir beğeni kazandı. Bunun üzerine 2 yıl sonra Thief II: The Metal Age çıktı meydana. Bu oyun da büyük beğeni topladıktan sonra, 2004'te asıl yazıyı yazma sebebim, müthiş oyun Thief III: Deadly Shadows bomba gibi düştü oyun dünyasına. Oynanabilirlik, grafikler, karakterlerin çizimi, senaryo, seslendirme, şehir planları, ışık oyunlarıyla bir efsane yarattı adeta. Bu oyunun sonuna doğru yer alan ve terkedilmiş bir akıl hastanesinde geçen "Robbing the Cradle" bölümü birçok otorite tarafından, oyun tarihinin en korkutucu anlarından birisi olarak kabul edilir. İnsanı psiklojik açıdan zorlayan, kasvetli bir bölümdür. Kore korku filmlerindeki, dingin gerilimi sonuna kadar hissedersiniz.

Serinin 4. parçası için Eidos müjdeyi verdi 2009 yılında. Oldukça kapsamlı bir proje olacağı ve yine insanları monitor başına kilitleyeceği söyleniyor. Henüz başlangıç aşamasında, dolayısıyla piyasaya çıkışı 2012'yi bulacaktır. Bu tür sakinlik ve sabır gereken oyunların kaçırmaması gereken bir seri. Özellikle serinin üçüncü oyununu bütün oyun sevdalılarına tavsiye ediyorum.

2 Mart 2010 Salı

TARİHİN EN PAHALI 10 OYUNU



















Perşembe günü 2010 yılında piyasaya sürülecek oyunların çıkış tarihlerini listelemiştik. Bugün de dünya tarihinin en pahalı ilk 10 oyununu verelim. Listenin tepesindeki GTA IV'ün bu muazzam rakamının arkasında, şarkı başına ortalama ödedikleri 10.000 doların da payı var. 3,5 yıl boyunca 1000'den fazla personel çalıştı oyun için. Oyunun kullanıcıları arasında yapılan bir araştırmada ortalama oynanma saatinin 100 saat olduğu belirtilmiş. Tabii bu 100 milyon dolar Rockstar Games'i hiç kasmadı zira piyasaya çıktığı ilk hafta 400 milyon doları cebe indirdiler (Resim Shenmue oyunundandır)...

1-Grand Theft Auto IV - $100 million
2-Gran Turismo 5 - $80 million
3-Shenmue - $70 million
4-Too Human - $60 million+
5-Metal Gear Solid 4 - $60 million
6-Halo 3 - $55 million
7-APB - $50 million
8-L.A. Noire - $50 million
9-Final Fantasy XII - $48 million
10-Killzone 2 - $45 million

26 Şubat 2010 Cuma

EZELİ REKABET-61















Herkese iyi tatiller.

25 Şubat 2010 Perşembe

2010 BİLGİSAYAR OYUNLARI TAKVİMİ
























Oyun dünyasından bir liste verelim. 2010 yılında piyasaya sürülmesi beklenen, oyunlar ve piyasaya sürülüş tarihleri. Aşağıdaki listede 2 çeşit ibare var tarihle ilgili. No change: Tarih değişikliği yapılmayan, Date advanced ve Date slipped ise: Tarihi ileri kaydırılan oyunlar. Medal of Honor, 10 yıl önce piyasaya sürülen ilk oyunun bir tür yeniden çevrimi olacak. Hikaye Afganistan'a kaydırılmış..

2010 şubat
Out Now 5th S.T.A.L.K.E.R.: Call of Pripyat PC KOCH Media
Out Now 5th Star Trek Online HOT PC Cryptic Studios
Out Now 9th BioShock 2 HOT PC 2K Games
Out Now 19th Aliens vs. Predator PC SEGA Europe
Date advanced 26th Napoleon: Total War HOT PC SEGA Europe
No Change - Anno 1404: Venice PC Ubisoft
No Change - EverQuest 2: Sentinel's Fate PC

2009/2010 Kış
No Change - Need for Speed: World Online PC Electronic Arts

2010 mart
No Change 5th Alice in Wonderland PC Disney Interactive Studios
Date advanced 5th Battlefield: Bad Company 2 HOT PC Electronic Arts
Date advanced 12th Warhammer 40,000: Dawn of War II Chaos Rising HOT PC THQ
No Change 16th Dragon Age: Origins - Awakening HOT PC Electronic Arts
Date slipped 19th Command & Conquer 4 Tiberian Twilight HOT PC
No Change 19th Metro 2033 PC THQ
Date advanced 19th Supreme Commander 2 HOT PC
Date advanced 26th Just Cause 2 PC Eidos
Date slipped 26th Star Wars The Force Unleashed: Ultimate Sith Edition PC Lucasarts
No Change 30th Grand Theft Auto IV: The Ballad of Gay Tony PC
No Change 30th Grand Theft Auto IV: The Lost and Damned PC
No Change - Digimon Battle PC

2010 1. çeyrek
Date slipped - Assassin's Creed II HOT PC Ubisoft
Date slipped - Battlefield 1943 HOT PC Electronic Arts
No Change - NecroVisioN: Lost Company PC
No Change - Silent Hunter 5 HOT PC Ubisoft
No Change - Drakensang: The River of Time PC
No Change - Greed Corp PC
Date slipped - I'm Not Alone PC
No Change - Magic: The Gathering - Tactics PC Sony Computer Entertainment
No Change - Stargate Resistance PC

2010 nisan
Date advanced 16th Splinter Cell: Conviction PC Ubisoft

May 2010 mayıs
Date advanced 21st Split/Second PC Disney Interactive Studios

























2010 ilkbahar
Date advanced - Alpha Protocol HOT PC Sega Of Europe
No Change - Brink HOT PC Bethesda Softworks
No Change - Carrier Command: Gaea Mission PC
No Change - Die Siedler 7 PC
No Change - Front Mission Evolved PC Square Enix
No Change - Future Wars PC
No Change - Left 4 Dead 2: The Passing HOT PC Valve Corporation
No Change - Two Worlds II PC Topware Interactive

2010 haziran
No Change - Syberia 3 PC
No Change - FIFA Online PC Electronic Arts
Date slipped - Singularity PC Activision

2010 2. çeyrek
No Change - Lionheart: Kings' Crusade PC Paradox Interactive

2010 temmuz
No Change - Toy Story 3: The Videogame PC

2010 yaz
No Change - Magic: The Gathering - Duels of the Planeswalkers PC Wizards of the Coast
No Change - Worms Reloaded PC Team17

2010 eylül
Date slipped 3rd Dead Rising 2 HOT PC Capcom

2010 3. çeyrek
Date slipped - Mafia II HOT PC 2K Games

2010 ekim
No Change 16th The Political Machine PC Kalypso Media
No Change - CustomPlay Golf 2009 PC Lexicon Entertainment

2010 Sonbahar
Date advanced - Fallout: New Vegas HOT PC Bethesda Softworks
No Change - LEGO Star Wars III: The Clone Wars PC Activision
Date slipped - Max Payne 3 HOT PC Rockstar Games
Date advanced - Medal of Honor HOT PC Electronic Arts
No Change - Sid Meier's Civilization V PC 2K Games
No Change - Tom Clancy's Ghost Recon: Future Soldier PC Ubisoft
No Change - WRC PC

2010 4. çeyrek
No Change - Crasher PC Punchers Impact
No Change - Tron Evolution PC Disney Interactive Studios























2010 genel

No Change - Aliens RPG (temporary name) PC Sega Of Europe
Date slipped - Aliens: Colonial Marines HOT PC Sega Of Europe
Date slipped - APB HOT PC Real Time Worlds
No Change - ArcaniA: A Gothic Tale PC JoWooD
Date slipped - ArmA II: Operation Arrowhead HOT PC IDEA Games
Date slipped - Black Mirror 2 PC dtp entertainment
No Change - Blur HOT PC Activision
No Change - Capsized PC
No Change - Clover: A Curious Tale HOT PC Blitz Games Studios
No Change - Crysis 2 HOT PC Electronic Arts
No Change - Der Patrizier 3 PC
Date slipped - Elemental: War of Magic PC Stardock
Date slipped - F1 2010 HOT PC Codemasters
No Change - Final Fantasy XIV Online HOT PC Square Enix
Date slipped - Fireburst PC Tradewest Games Ltd
No Change - Grotesque Tactics: Evil Heroes PC Silent Dreams
No Change - Homefront PC THQ
No Change - Iron Man 2 PC Sega Of Europe
No Change - Joe Danger HOT PC
No Change - Kane & Lynch 2: Dog Days PC Square Enix
Date slipped - Kingdom Under Fire II PC Blueside
No Change - LEGO Harry Potter: Years 1-4 HOT PC Warner Bros. Interactive
Date slipped - LEGO Universe HOT PC Lego Interactive
No Change - Lost Horizon PC
No Change - Scivelation PC
No Change - Star Wars: The Force Unleashed II PC Activision Blizzard
Date slipped - StarCraft II: Wings of Liberty HOT PC Activision Blizzard
No Change - Super Hero Squad PC
No Change - The Agency HOT PC Sony Online Entertainment
Date slipped - The Scourge Project PC
No Change - TrackMania 2 HOT PC
No Change - Transformers: War for Cybertron PC Activision Blizzard
No Change - World of Warcraft: Cataclysm HOT PC Activision Blizzard

19 Şubat 2010 Cuma

STRANGE CM HAPPENINGS vol.39



















Serinin bu haftaki bölümünü daha 2-3 gün önce bizzat yaşadığım bir olayla açıyorum dostlar. FM 2007 oyununda İrlanda 2. Ligi'nde semi-pro bir takım olan Kilkenny City'i alarak göreve başladım. Takımı ilk sezonunda Premier Lig'e çıkardım. Ancak takımın semi-pro olması antrenman programı ve kontratları etkilediğinden ligdeki 4 profesyonel takımdan birine geçmek için başvurular yaptım. Tümü reddedildi. Ben de mecbur Kilkenny'de göreve devam ettim. Seyirci ortalaması 600 olsa da razı olduk. Neyse o sırada Euro 2008 oynandı ve İngiltere yarı finalde elendi. Ertesi gün bir baktım, İngiltere Futbol Federasyonu, İrlanda'nın bilmem kaç bin kişilik kasabasından bir semi-pro takım yöneten ve maçlarına 600 kişinin geldiği bir hocaya milli takım hocalığı teklifi getiriyor. Balıklama atladım tabii. İngiltere/Kilkenny City gibi müthiş bir CV yaptım. Shelbourne'un, Bohemians'ın Drogheda United'ın beğenmediği bendeniz futbolun beşiğinin patronu oldum. Bir omzumda yıllık 5.000 pounda razı olan Tac Zung ve arkadaşları kasap, manav, bakkal diğer tarafta yılda 30 milyon pound kazanan David Beckham. Maalesef kader ağlarını ördü, Kilkenny'den cacık olmayacağını anlayınca yollarımı ayırdım. Sosyeteye kanalize oldum.



















İkinci ve üçüncü hadiseler Hakan Dilan'dan. İlkinde Serie B takımı Cittadella'nın bir günde nasıl dünyanın en zengin takımı haline geldiğini görüyoruz. Kesin bu işin arkasında bir Arap prens var. 2 milyar pound ne oluyor utanmazlar. Üçüncüsünde ise benim aklıma Şener Şen'in "siz arkadaşıma bakmayın, aklı sıra nah vardır demeye getiriyor" lafı aklıma geldi.





































Son hadise Serdar Acun'dan. Gördüğünüz gibi Michel Platini Galatasaray'da başkanlığa oynuyor. Yıllarca Haluk Ulusoy'la uğraştı Fenerbahçeli dostlar. UEFA Başkanı da Galatasaraylı olursa ne yaparlar bilemiyorum. Michel Platini ve çetesi daha doğrusu zsetesı...



28 Ocak 2010 Perşembe

CM EFSANELERİ 5: PETER PROSPAR

















İşte CM serisinde "bug" olduğundan şüphelenilen bir başka yiğit. Oyun başladığında Lübnan'ın Al Ansar takımında top koşturan, Trinidad Tobago'lu bu arkadaşın bir kere yaşı konusunda oyunun veri tabanında yanlışlık yapılmıştır. Prospar CM 98/99 versiyonunda, gerçekte 30 yaşında olmasına rağmen 21 yaşında gösterilmektedir. Bazen 18 yaşında başladığı da görülmüştür. Zira kendisi 1969 doğumludur. Daha ilginç olanı Prospar'ın 1996 yılında forma giydiği Trinidad&Tobago'nun United Petrotrin takımı öncesinde nerede olduğu, ne yaptığı da belli değildir ve bu konuda güvenilir bir veri bulmak çok zordur. Zaten oyunun bir sonraki versiyonunda bir anda 31 yaşına gelmiş ve kafaları karıştırmıştır. Ancak bilinen odur ki, Ortadoğu'ya yönlendirdiğiniz scout size, Prospar adında özellikleri çok yüksek olmayan, finisihing'i 10-11 civarında dolaşan (daha düşük olduğu da görülmüştür) Peter Prospar adında bir Trinidadlı'yı önerir. Alıp takıma koyduğunuz anda da maç başına 1 gol atan bir canavara dönüşür. Prospar'ın fiyatı 4-5 bin dolar civarındadır. Belki de CM efsaneleri içinde kendisi hakkında en az veri toplanabilecek adamlardan birisidir. İnternet üzerinde ne bir resmi ne de videosu mevcuttur.

Gerçek hayattaki Prospar hakkındaki bilgilere ise belirttiğimiz gibi 1996 sonrasında ulaşıyoruz. 1997 yılında Petrotrin'den Lübnan Ligindeki Al Ansar takımına (arması yukarıda) transfer olmuş ve ilk sezonunda şampiyonluk yaşamıştır, üzerine 22 golle gol kralı olmuştur. Bunun üzerine de CM 98/99 versiyonunda kendisine yüklenilmiştir ama yaşı saptırılmıştır. Prospar 1999'da Al Ansar ile tekrar şampiyon olmuş ve 13 gol atmıştır. İzleyen sezonlarda ise performansı hafiften gerilese de takımda sürekli yer almış, 35 yaşında Beyrut'un bir başka takımı Al-Akha'a Ahley Beirut'a transfer olmuştur. Daha sonra da ülkesinde San Juan Jabloteh, futbola başladığı United Petrotrin takımlarında oynamış. 38 yaşında Al-Mabarrah takımıyla Lübnan'a geri dönmüş ve gollerini sıralamaya devam etmiştir. Geçtiğimiz sezon 40'ına dayanmışken Racing Beirut'un yolunu tutmuştur. Kendisi şu an 41 yaşına yaklaştığı günlerde bu takımda futbol hayatını sürdürmektedir. Sanal alemde, bir editör hatasıyla meşhur olan bu adamın ünü efsanelerde kalmıştır.

20 Ocak 2010 Çarşamba

CM EFSANELERİ 4: TEMUR ALTUNHAN



















Temur Altunhan, kimilerine göre bir süper kahramandır. Kimilerine göre Dr. Jekyll ve Mr. Hyde gibi çift kişilikli bir insandır. Normal hayatında kendi halinde bir defans oyuncusu olan Temur, sanal aleme geçtiğinde bir forvet oyuncusuna dönüşüyor, gelene geçene 3 çekmeden iflah olmuyordur. Toplum içindeki bu maskesi onun üzerine yapışmış olan Temur CM 03-04'ün en gözde oyuncularından birisidir. Kendisinin oyunun editörlerinin yakın akrabası olduğu, oyunun yaratıcıları Collyer kardeşlerin onun özelliklerini girerken yanlışlıkla Ronaldinho'dan kopyaladıkları, oyunun buglarından birisi olduğu, hatta transfer olunca oyunda kupa almamamın ikansız olduğu dedikoduları yok değildir. Temur oyunda Yalovaspor'un futbolcusudur. 200-250 bin dolar civarı bir rakamla kadroya katılır. Katıldığı andan itibaren de atılmaya başlar. Özellikle 4-5-1 ve 4-2-3-1 taktiklerinin değişmez tek forvet oyuncularındandır. 40 maçta 52 gol attığı, transfer olduğu ilk maçta 4 gol salladığı, deplasmanda 2-0 yenik götürülen maçta son 11 dakikada oyuna girerek 3 gol atıp maçı kazandırdığı efsaneleri doğrudur.



















Gerçek hayattaki Ankara doğumlu, Temur Altınhan ise kariyerine Ankara Demirspor'da başlamıştır ve dikkat bir defans oyuncusudur. Burada 3 sezon forma giydikten sonra 2002-03 sezonunda Gümüşhane Doğanspor'un yolunu tutmuştur. 2003-04 sezonunda geldiği Yalovaspor işte CM patlamasının yapıldığı sezondur. Halbuki Gümüşhane Doğanspor'da 7 gol atmış hatta 1 golü de kendi kalesine yollamıştır. Böyle bir defans oyuncusundan nasıl "prolific striker" yaratılmıştır bilemem. Yalova'daki 1,5 sezonun ardından Temur, 2005 yılında MKE Kırıkkalespor'a transfer olmuş, Kırşehirspor, Ankarademirspor, Tarım Kredispor derken 2008-09 sezonunda Keçiören Belediyespor ile sözleşme imzalamıştır. Halen bu takımın kadrosundadır ve kariyeri boyunca 2. ligden yukarıya hiçbir zaman çıkamamıştır. 28 yaşındaki oyuncu, aynen serinin diğer oyuncuları gibi sanal alemdeki haline bakmış mıdır ya da bakınca ne düşünüyordur merak ederim...

13 Ocak 2010 Çarşamba

CM EFSANELERİ 3: SERGEY NİKİFORENKO

























Rivayet odur ki, bir gün eski bir futbol bilgesi "dünya futbolunda 10 numara bitti" diye bir demeç verir. Herkes bu bilgenin lafından örnek alıp tekrarlamaya başlar. Ta ki bu güruhun hepsi Sergey Nikiforenko isimli pehlivana rastlayana dek. Sanal futbol aleminde, forvet arkası 10 numaranın anlamını açıp bakın, Sergey Nikiforenko'nun adını görürsünüz. Nikiforenko oyun başladığında 22-23 yaşlarındadır. Belarus'un FC Shakhtyor Soligorsk takımından oldukça cüzi bir rakama transfer edilir. Sonrası malum. Forvetle orta sahanın arasına yerleştirilen, ileriye iki forvetin arasına bir ok çıkartılan ve sırtına da 10 numara verilen Nikiforenko ortalığı dağıtır. Oyunda Nikiforenko'yu forvet arkası, Tsigalko'yu da tek forvet oynatan Güngören Belediyespor'un 8 sene üstüste Şampiyonlar Ligi şampiyonu olduğu dedikodularını duyduysanız yalan değildir. Nikiforenko da aynen Tsigalko gibi satılmak istendiğinde 10-15 milyon dolardan aşağıya gitmeyen bir yıldızdır. Aşağıda gördüğünüz gibi Türk CM sevdalıları tarafından da çok sevilen ve sıkça tercih edilen bir adamdır. Örneğin, Adanaspor-Beşiktaş maçında Beşiktaş ağlarına 6 golü tek başına bırakacak kadar manyağın oğlu bir oyuncudur.



















Gerçek hayattaki Nikiforenko'nun kaderi yine serinin ilk iki halkasındaki oyunculara benzemiştir. Nasıl Tsigalko ve Kurniawan'ın efsaneliği mouse ve klavye aleminde kaldıysa, Nikiforenko da futbola başladığı FC Shakhtyor Soligorsk kulübünde kariyeri eskitmiştir. Kulübün altyapısından yetiştikten sonra 1994'te 18 yaşındayken A takıma yükselmiş, 1997'de transfer olduğu Dinamo Minsk'te sadece 1 sezon oynayıp evine dönmüştür. O günden bugüne de hala o kulüpte top koşturmaktadır ve bugün 31 yaşına gelmiştir. 236 kez forma giydiği Belarus Premier Ligi'nde bugüne kadar 69 gol atmış ve 37 asist yapmıştır, yani istatistiki açıdan da sanal alemdeki başarısına ulaşmaktan uzaktır. Takımı ile yaşadığı en büyük başarı 2005 lig şampiyonluğu olmuş aam Avrupa'da hiçbir varlık gösterememiştir. Zaten google'a ismini yazdığınızda kendi resminden çok CM screenshotının çıkması bu, bir zamanların yıldız adayı futbolcunun kaderini ortaya koymaktadır. Sanal alemle gerçek hayatının kesiştiği tek nokta, kariyeri boyunca 10 numarayı sırtından hiç çıkarmamasıdır.




















CM Efsaneleri Serisi