17 Aralık 2008 Çarşamba

İTALYAN ULTRALAR ÜZERİNE SÖYLEŞİ - Bölüm 2











Le phénomène ultras en Italie kitabının yazarı Sebastien Louis ile söyleşimiz sürüyor.

Söyleşinin 1. bölümü

M: İtalya`daki tribünlerde son durum nedir? Hangi gruplar hala eski gücünde? İdeolojik olarak kimler eski geleneklere bağlı?

S.L: Son zamanlarda durum çok değişken. İçinde bulunduğumuz yeni yüzyıl beraberinde aşırı baskıcı bir ortamı da getirdi. Güçlü ideolojik propagandalara artık imkan tanınnmıyor. Daha önce dediğim gibi orda da artık herşey kağıt üzerinde. İçerik olarak zayıflıyorlar. 90`lı yılların sonunda `Brigate Autonome Livornesi` oluştuğunda ideolojik rekabetler de güçlenmeye başlamıştı. Kendini komunist addeden BAL tribünleri Stalin pankartları, Kore bayrakları, Bolşevik semboller kullanmaya başlayınca karşı ideolojinin de buna reaksiyon göstermesi kaçınılmazdı. Ultralar kendi içindeki rekabet de öyle başladı. Aynı 70`li yıllardaki siyah-kırmızı rekabeti gibi. Dolayısıyla buna tepki olarak faşist semboller de görülüyor artık. Livorno da ister istemez sol tribünlerin merkezi oluyor. Sol akımın resmiyet kazanması da Resistanza Ultras`ın oluşumuna tekabül eder. Antifaşist görüşteki bütün ultraları birbirine bağlayan bir çatı oluşturulmak istenmişti bu projeyle ama hiçbir zaman kuruluş amacına ulaşamadı. Belki sadece Ternana, Ancona, Livorno ve birkaç küçük grubun emeğini belirtmek lazım. BAL`in kendini lağvetmesiyle, Livorno`nun taraftar sayısı bile azaldı, ideolojik olarak da küçüldü. Eski tribün şovları kalmadı. Sıralama yapmak doğru olmaz ama sağ baştan sayarsak Inter`ın ultraları özellikle Irriducibili ve Milan`da Fossa dei Leoni`nin ardından oluşan sağ kimlik, ayrıca Hellas Verona taraftarları ve onların komşuları Padova en aktif sağ görüşlü gruplar. Bana göre AS Roma ve Lazio bu saydıklarımdan sonra geliyor. Sol görüşlü gruplar eskisi kadar güçlü olmasalar da hala varlar: Pisa, Livorno, Venezia ve Ancona mesela.

M.: Ultra hareketi İtalya`da orjinalliğini kaybederken diğer yandan Avrupa`daki oluşumlar için ne düşünüyorsun? Daha önce olmadığı kadar yükseliş içerisinde bu hareket. Özellikle Fransa`da…

S.L: Sadece Avrupa`da değil tüm dünyada yükseliş içersinde. Taraftar için iki tip model vardır: İngilizlerin Casuals dediğimiz modeli ve İtalyan ultralar. İlk başlarda ultra hareketi kıvılcımını İngilizlerden alır, onların Mekke`si de orasıydı. O zamanlar Avrupa kupası olay çıkartan ingilizleri yakından tanımak için bir fırsat yaratıyor italyanlara. Ardından birçok ultra İngiltere`ye gidiyor bu kültürü öğrenmek için. Bizzat olaylarda da bulunuyorlar. En aktif ultra gruplardan biri olan Hellas Verona direk Chelsea`nin maçlarına dadanıyor, onlardan ilham alıyor. Sadece onlar değil tabi Juventus taraftarları mesela sürekli Liverpool Kop`unda takipteler.

Diğer Avrupa ülkeleri için de özellikle 70`lerin sonlarında hep İngilizler referans oluyor. Kimse ilgilenmiyor İtalya`daki hareketlerle. Ondan sonraki 10 yıl ilgi çekici hale geliyorlar. Kurvaları ele geçirip kendi stillerini o askeri disiplini oluşturuyorlar tribünde, renkli koreografiler hazırlıyorlar, ayrıca kendi liderlerini çıkarıyorlar içlerinden ki bu liderler neredeyse bütün tribünleri kontrol edebiliyor, her maç yeni tezahüratlar, inanılmaz bir atmosfer oluşturuyorlar. Tabi bunlar onları medyatikleştiriyor. 1982 Dünya kupasını kazanmaları da italyan futbolu için bir dönüm noktası. Artık tüm Avrupa için model ingilizler değil italyanlar oluyor bu gelişmelerle.

İkinci adaptasyon dönemi ise 90`lı yılların ikinci yarısına denk geliyor. Bunun nedenleri zaten belli: internet, seyahat imkanlarının artması, Sovyet rejimlerinin çöküşü, yeni jenerasyonun özellikle Almanya, Polonya ve İskandinav ülkelerinin yeni bir kimlik arayışında olması gibi. Bu sefer tribünler adaptasyonu daha hızlı gerçekleştiriyor. Birkaç sene içerisinde bütün organizasyonu oturtuyorlar. Magrip ülkelerinde, İsrail`de hatta Japonya`da bile ultra gruplar var artık. Ama senin sorunda belirttiğin gibi bir yandan yükselirken bu hareket kendi evinde düşüşe geçiyor. Bu krizin en büyük sebebi şiddet. 1995 yılında Vincenzo Spagnolo`nun Genoa-AC Milan maçı öncesi öldürülmesini hatırla. O zamandan gelen bir süreç var. Ayrıca bu iş giderek iş kolu haline dönüşüyor. Daha önce saydığım sebepler, taraftar-kulüp başkanları ilişkisi, polis şiddeti gibi. Ama yine de bu hareket İtalya`da bitmiştir diyemem çünkü bütün Avrupa`dan tribünler buraya gelip ultra hareketini beşiğinde öğrenmek istiyorlar. Hala okul gibi... Yani İtalya hala ultra hareketin “avant-garde” noktası.

Diğer ülkelerin ultraları çok farklı, bir çoğunu sevmiyorum. Almanya`da özellikle 1995`ten sonra ultras patlaması yaşanıyor ama hala orjinal ultra kültüründen çok uzaklar. Estetik olarak harikalar, güzel şeyler yapıyorlar göze hitabeden ama mentalite sıfır. Ultra bakış açısından bakarsak bazı ülkeler var iyi işler çıkaran, mesela İsviçre ve Avusturya. Hırvatistan, Sırbistan ve Bosna`da inanılmaz potansiyel var. Fransa ise İtalya seviyesine yaklaşabilmiş tek ülke. Bordeaux, Marsilya, Paris, Saint-Etienne ve hatta diğerleri artık İtalyanların seviyesinde.

M.: En son Atletico Madrid-OM maçında da gördüğümüz üzere ultralara karşı yükselen bir şiddet grafiğinden söz etmek mümkün mü?


S.L: Aslında polis şiddeti hiç değişmedi. Fark güvenlik sistemlerinin militarize hale gelmiş olması. Eskiden stad çevresinde hatta içerisinde bu tip robocop`larımız yoktu ama şimdi basit bir maçta bile inanılmaz ekipmanlarla donanmış polisleri görüyoruz. Buna yol açan da holigan şiddetinin giderek medyada yer bulması. Yıllar önce de maç öncesi ya da sonrası taraftarlar olay çıkarıyordu ama bunların çoğu rapor edilmezdi, tolerans daha fazlaydı. Ama şimdi futbol büyük bir sermaye. O yüzden güvenlik de had safhada. Eskiye oranla daha bile az şiddet var, çıkan olayların çoğu stad dışındaki kavgalardan ibaret. Şiddet futboldan uzaklaşıyor giderek. Ya tren istasyonlarında ya da anayollarda patlak veriyor.

Ultraları şehit mertebesine yerleştirmek istemiyorum, ama bu bir hayat felsefesidir ve isteyen bu yolu seçer. Şiddet de bu kültürde zaman zaman kendine yer buluyor. Yani şiddet kullanılacaksa eğer bunun neden ve sonuçlarını irdelemek gerek. Kolkola Freedom for Ultras diye bağırmak bir işe yaramaz, bazen toplumu da gözetmek gerekir. Artık toplum şiddete eskisi kadar toleranslı değil, buna stadyumlar da dahil. Stadyumlar şiddetin meşrulaştığı yerler haline dönüşmemeli, bu her iki taraf için de geçerli.

Madrid`teki maç aslında bu konunun dışında. Ben hiç şaşırmadım. İspanyol polisinin zaten kirli bir geçmişi var bu konuda. 1982`de bile İngiltere maçında polis birçok ingilizin direk kafasını kırmıştı. O yüzden sürpriz olmamalı bunlar.
...

by mafalda

1 yorum:

Enis İnan dedi ki...

3. bölümü sabırsızlıkla bekliyorum :) bir de Avusturya'nın iyi işler çıkardığını başkasından duyunca insan ufaktan gurur duyuyor :)