14 Mart 2010 Pazar

DÜNYA KUPASI GERİ SAYIM: 90

























İtalyan kaleci Walter Zenga 1990 Dünya Kupası'nda ülkesi adına önemli bir rekorun sahibi oldu. İtalya'nın ev sahibi olduğu kupada grup maçlarından başlamak üzere üstüste 5 maç gol yemeyen Zenga, toplamda 517 dakika kalesini kapatmış oldu. Gruptaki Avusturya (1-0), ABD (1-0) ve Çekoslovakya (2-0), ikinci turda Uruguay (2-0) ve çeyrek finalde İrlanda (1-0) maçlarında gol yemeyen Zenga'yı mağlup eden adam, yarı final maçında karşılarına dikilen Arjantin'in forveti Claudia Caniggia oldu (1-1). İtalya o yarı finale Arjantin kalecisi Goycochea'nın penaltı kahramanlığı sonucu veda etti. Caniggia'nın golü 67. dakikada skoru 1-1'e getirmişti. İtalya üçüncülük maçında İngiltere'yi 2-1 mağlup etti ve kupayı 7 maçta 2 gol yiyerek tamamladı. Azzurriler, bu başarıyı 2006 Dünya Kupası'nda da tekrarladılar, ama bu sefer kupayı evlerine götürdüler. Aşağıda İtalya'nın Dünya Kupası tarihinde yediği gollerin listesi var. Zenga, Partizan'la Sırbistan'da duble yaptıktan sonra 2006-07 sezonunda Gaziantepspor'un başına geçmiş ama devre arasında istifa etmişti.

13 Mart 2010 Cumartesi

DÜNYA KUPASI GERİ SAYIM: 91




















Patrick Vieira, 2006 Dünya Kupası ikinci turunda İspanya karşısında 91. kez Fransa Milli takımının formasını giydi ve takımının Dünya Kupası tarihindeki 91. golünü kaydetti. Attığı golle Frans 1-1 berabere giden maçta 2-1 öne geçti ve Zidane'ın 90+2'deki golü ile 3-1 kazanarak çeyrek finale yükseldi. Fransa'nın finalde İtalya'ya penaltılarla mağlup olduğu maç da dahil diğer maçlarında da forma giyen Senegal asıllı oyuncu, milli takımla Dünya Kupası tarihinde toplam 12 maç oynamış oldu. Böylece, milli takım formasını en az 12 kere giymiş 8 oyuncudan birisi oldu. Thierry Henry bu alanda 19 maçla lider durumda. Henry ve Vieira dışında, 12 maç barajına ulaşmış ve onu geçmiş olanlar Lilian Thuram (16), Maxime Bossis (15), Michel Platini (14), Zinedine Zidane, Manuel Amoros, Alain Giresse ve Jean Tigana (12). Aşağıda milli takım tarihinin en çok forma giyen oyuncularının listesi mevcut.

PARA VE SAADET














"Real'in eleneceğini biliyordum, sadece en iyi futbolcuları toplamak için para harcayarak takım oluşturamazsınız, Perez geçmişteki hatalarından hiç ders almadı. Para harcamak yerine, kendi felsefelerini oturtmaya çalışmaları gerekiyordu. Teknik direktör ile takım arasındaki kimya çok önemlidir".

Louis van Gaal, Real Madrid'in çeyrek finali görememesi üzerine Marca'ya verdiği röportaj.

12 Mart 2010 Cuma

EZELİ REKABET-62


















The Scooby Doobies vs. The Yogi Yahooeys vs. The Really Rottens

100 JAPON ÇOCUKLAR GİBİ ŞENDİK



Evet yine Japonlar....J-League takımlarından Cerezo Osaka, 100 Osaka'lı çocuk karşısında....Ömer Üründül bu maçı sever...Alan daraltma ve bloklar arası bağlantı had safhada...

KUMRAL BIYIK KUNTZ



















Yukarıdaki resim 1991'de Karl-Heinz Feldkamp yönetiminde Bundesliga şampiyonu olan Kaiserslautern'in kupa ile gövde gösterisi yaptığı andan. Yanındaki bıyıklı 29 yaşındaki Stefan Kuntz. Kuntz, 1986-89 yılları arasında Bayer Uerdingen'i çalıştırırken öğrencisi olduğu Feldkamp tarafından Kaiserslautern'e getirilmiştir. Alttaki adam ise 1990-91 sezonunda Kaiserslautern şampiyon olurken dördüncü sırayı alan Eintracht Frankfurt hocası Dragoslav Stepanovic...Feldkamp ve Stepanovic'in yolları 2 yıl sonra birer Frankfurt ve İstanbul macerasında buluşur. Galatasaray Frankfurt'u UEFA Kupası'ndan eler. Uğur Tütüneker'in golü, Stumpf'un Yeboah'ı maçtan sonra tuvalette de markaja aldığı söylentileri çıktığı, Hayrettin'in 90'dan toplar aldığı, İlker Yasin'in Uğur'un golü sonrası defansını protesto etmek için alkışlayan Uli Stein'i görüp "bakın rakip kaleci bile bizi alkışlıyor" dediği ve Hıncal Uluç'un beşinci dakikadaki gol sonrası "aemean, amean, amean, emen" diye inlediği maçın ertesi günü gazete açılır. Fotospor, Stepanovic'in "Maç bizim hakkımızdı" yazısının altına şöyle not düşmüştür. "HASTİR ULAN"

KADINLAR GÜNÜ MANGASI


















Pazartesi günüydü aslında ama cumaya da filmleri atalım dedim. Bu arada hangi ülke olduğunu hatırlayamasam da bir yerde, 8 Martta kadınlara öğleden sonra tatilmiş onu öğrendim. Aslında biliyorsunuz bu Dünya Kadınlar Günü, Dünya Emekçi Kadınlar Günü'dür ve sosyalist bir hareketin ürünüdür. Yani aslında çıkış noktasında, Etiler'de yaşayan holding sahibinin hizmetçisinin yaptığı yemeklerle kendisini karşılayan karısına "kadınlar günün kutlu olsun" demesi yoktu ama daha sonra yaygın olarak kutlanmaya başlandı. O, aslında hizmetçinin günüydü. Neyse...ben bu günün şerefine 10 tane filmi yazayım. Yalnız listeye şu bilindik "kadınların dünyasına bir bakış" türü trendy feminen filmleri almadım. Boys on The Side, White Oleander gibi...

1-Piano: Ne Holly Hunter, Ne Jane Campion ne de Anna Paquin bu filmden daha iyi bir projede yer alamadılar.

2-Alien: Bunun neresi kadın filmi? O biçim kadın filmi. O korkunç yaratığın hakkından gelebilen ve dilinden anlayan tek kişi vardır evrende. Teğmen Ripley...Mantıklıdır, rahattır, pes etmez...İlk filmden son filme doğru geçirdiği karakter değişimi de gözlenmeli...

3-Jackie Brown: Çoğu kişi bu filmi zayıf bulur ama ben Tarantino filmografisinde Kill Bill'in arkasına yerleştiririm. Evet Jackie Brown'a karşı cinsten ufak bir yardım olmuştur ama polisinden azılı gangsterine herkesin hakkından gelmiştir.

4-Silence of The Lambs/Hannbial: Yine film boyunca olgunlaşan bir kadın karakter. Ajan Clarice Sterling, filmin başında demode ayakkabı ve küpeleriyle bir yamyamı ziyarete gider. Hannibal'ın sonunda ise onu yakalamak için kendini feda edecek kadar güçlüdür.

5-Monster: Metallica'nın Turn the Page videosunun film versiyonu diyorum bunda. Charlize Theron "mankenden oyuncu olmaz" lafını tarihe gömer. Bu kadar iyi oynamasının sebebi belki de toplum karşısındaki o kırılgan imajından çıkmak için iyi bir fırsat yakalamış olmasıdır.

6-The Color Purple: Aynen Piano gibi, Whoopi Goldberg kariyerinin en doğru dürüst rolünü, bundan 25 yıl önce yakalamıştır. Spielberg'in adam gibi film yaptığı yıllar.

7-Misery: Eski hemşire Annie Wilkes, Paul Sheldon'un hayranıdır...Hayranlığını hafiften abartmıştır gerçi...Onun hayatını zindana çevirecek kadar.

8-American Psycho: Bunun neresi kadın filmi diye soracaklar için, söyleyeyim yönetmeni Mary Harron. E bir dolu kadın yönetmenin çektiği erkekler dünyasına ait film varken neden bu? E çünkü American Psycho başka bir filmdir...Hip to be Square eşliğinde insan doğrayan bir adamı başka her filmde göremezsiniz.

9-Sympathy for Lady Vengeance: Yazdık daha önce blogda. Müzikleri kurgusu, oyunculukları, insana kendi hisleriyle ilgili attığı tokatla şaheser niteliğinde bir film.

10-Uçurtmayı Vurmasınlar: % 90'ı kadınlardan oluşan müthiş oyuncu kadrosunun müthiş bir ders verdikleri film. İnciiiiiii...

RUSSIAN PREMIER LEAGUE 2010


























Rusya Ligi'yle bu haftaki üçüncü ve son tanıtım yazısını yazalım. Finlandiya Ligi'ni daha sonra tanıtırız. Eski Sovyetler 2 sezondur UEFA Kupası'nı evlerine getiriyorlar. Bu sene Rubin Kazan tek kalmış durumda. Wolfsburg'la oynayacaklar. Kazan ve Panathinaikos kupaya veda ederse kupa mutlak surette Almanya ve batısındaki bir ülkeye gidecek ve 2 yıllık doğu hakimiyeti son bulacak. Rusya Ligi bu akşam oynanacak CSKA Moscow-Amkar Perm maçıyla başlıyor. UEFA sıralamasında 5 büyük ligin ardından Rus Ligi geliyor. Rubin Kazan son 2 yıldır ligin zirvesinde. Zenit 2007'de ipi göğüslediğinde, 11 yıl sonra şampiyonluğu Moskova'nın dışına çıkarmıştı. Cumartesi günü oynanan Süper upa finalinde CSKA Moscow'u 1-0 mağlup ederek üstüste üçünü şampiyonluğa göz koyduklarını belli ettiler. Bunu daah önce başarmış tek takım Spartak Moscow. 1996-2001 arasında 6 kez üstüste şampiyon oldular. Toplamda 9 şampiyonlukla tepedeler. 1992'den beri düzenlenen 18 sezonda 6 farklı takım şampiyonluğu kucakladı. Spartak'ın dışında CSKA ve Lokomotiv Moscow ile Spartak Vladikavkaz, Zenit Petersburg ve Rubin Kazan. 34 yaşındaki Sergei Semak ligde 4 maç daha forma giyerse, Dmitri Loskov'a ait olan 403 maçlık Premier Lig'de en fazla forma giyen oyuncu rekorunu kıracak. Gerçi Loskov da Saturn formasıyla kariyerine devam ediyor. Kendisi aynı zamanda lig tarihinde, Sovyetler Birliği dönemini de katarsak 116 golün altına imzasını atmış durumda. Bu dalda ikinci sırada. Rekor 143 gol atmış Oleg Veretennikov'a ait. Eski Beşiktaşlı Dmitri Khlestov ile Dmitri Ananko, Spartak Moscow'un 9 şampiyonluğunda da kadrodaydılar ve Rusya'da en çok şampiyonluk gören 2 futbolcu durumundalar. Bu rekor yakın zamanda kırılacakmış gibi durmuyor.

Önce geçtiğimiz yılın sonunda Rus Futbol Birliği'nin açıkladığı, her mevkiden 3'er oyuncunun bulunduğu altın, gümüş ve bronz karmaya bakalım, daha doğrusu bu karmadan takım değiştirenlere. FC Moscow'lu sağ bek Kirill Nababkin CSKA'ya, sağ açık Aleksandr Samadov ve sol açık Edgaras Cesnauskis de Dynamo'ya transfer oldu. Zenit'li ota saha oyuncusu Igor Semshov da Dynamo'nun yolunu tutanlardan. Forvet Alexander Kerzhakov Zenit'e döndü, Fatih Tekke Zenit'ten Rubin Kazan'a geçti ama herhalde en büyük sansasyon Rubin Kazan'ın maestrosu Alejandro Dominguez'in Valencia'ya transferi oldu. FC Moscow'un bu kadar oyuncu satmasının sebebi 1 ay önce blogda bahsettiğimiz, sponsor firmanın desteğini çekmesi sonucu ligde mücadele etmeyeceğinin açıklanması. Yerlerine Alania Vladikavkaz dahil edildi. Ligdeki 16 takımın 12'sinin hocası Rus. Rubin Kazan'ın başında meşhur tespihçi Türkmen Gurban Berdiyew var. Belaruslu Igor Kriushenko FC Sibir Novosibirsk'in başında. FC Rostov'un hocası ise Sovyetler Birliği'nin efsanelerinden Oleh Protasov. Ligin tek batılı hocası ise Zenit'in İtalyan hocası Luciano Spalletti. Bir dolu eski futbolcu da kulübede. Valery Karpin Spartak'ın, Omari Tetradze'de, 1. Lig'den getirdiği Anzhi Makhachkala'nın başında.











Son şampiyon kadroyu büyük ölçüde korudu. Fatih Tekke'nin yanı sıra 21 yaşındaki İsrail'li Bibras Natkho'yu transfer ettiler. Wisla Krakow'un Moldovalı kalecisi İlie Cebanu, Celta Vigo'dan gelen İspanyol Jordi Figueras Montel diğer dikkat çeken transferler. Zenit ise, Danko Lazovic için PSV'ye saydığı 5 milyonun euronun yanında, 22 yaşındaki Danimarkalı Michael Lumb'u renklerine bağladı (AGF). CSKA Moscow, Keisuke Honda'ya 10 milyon euro ödedi biliyorsunuz. FC Midtjylland'dan 19 yaşındaki Nijeryalı Sekou Oliseh'i de kadroya kattılar. Ama asıl bombaları, Young Boys Bern'i İsviçre'nin tepesine oturtan Seydou Doumbia'yı transfer edişleri oldu. Takımdaki Brezilyalıların birçoğunu ülkelerine kiraya gönderdiler. Vagner Love dahil. Karpin'in Spartak Moscow'u ise AZ'in Brezilyalısı Ari'yi renklerine bağladı. Dynamo Moscow Andriy Voronin'i kariyerinde ilk kez Rus Ligi'ne getirdi kiralık olarak, Bursaspor'dan ayrılan Shin Young-Rok ve Kım Nam-Il ise FC Tom Tomsk'un Güney Korelileri oldular. Tom Tomsk'un başında Valeri Nepomnyaschiy var.











Rus Ligi'nin haritası yukarıda. Ligin en doğusundaki Tomsk kenti ile Moskova arasındaki uzaklık 3.500 kilometre. Tabii demiryoluyla. Petersburg'a biraz daha uzak tabii. E buna da şükür.Luck ve SKA Energiya takımlarını unutmamak lazım. Onların çilesi de aşağıda, daha önce konuşmuştuk.

BURSASPOR VE KORKULAN "ŞAMPİYONLUK" KELİMESİ




















Türk futbolunda, özellikle zirveye yaklaşan, hatta zaman zaman zirveye kurulan Anadolu takımlarının sıkça kullandığı bir laf var "şampiyonluk adayı değiliz". 2 hafta önce Spor Servisi programına Bursa'dan bir yerel gazeteci bağlandı. "Bursa'da şampiyonluk lafı zikredilmiyor, biz önümüzdeki maçları kazanalım, sonucunu görürüz şeklinde bir düşünce var, geçtiğimiz yıl Sivasspor'un başına gelenleri gördükten sonra Bursalılar olaya temkinli yaklaşıyor" dedikten sonra Sivasspor'un geçtiğimiz yıl aleyhine yapılan hakem hatalarından bahsederek, Anadolu takımlarının önünün kesilme ihtimalinden korktuklarını belirtti. Şimdi burada birkaç katılmadığım düşünce var. Birincisi şu kulüp içi atmosfer meselesi. Eğer ikinci ligden çıkmış, kadrosunda üst düzey oyuncular olmayan, örneğin geçtiğimiz yıl Portekiz'de mücadele eden Leixoes gibi bir takımsanız, zirveye otursanız dahi olaya temkinli yaklaşmak mümkündür. Zira ilk 10 hafta sonunda, zirveye yakınlaşma üzerine, şampiyonlukla ilgili çok fazla şey söylenmeye başlanırsa bu kulüp içi beklentiyi gereksiz yükseltebilir ve bu atmosferi kaldıramayacak oyunculara ekstra bir yük bindirebilir. Tabii ters anlamda oyuncuların kendilerine gerekenden fazla önem vermelerine de sebep olabilir. Ama iyi bir kadronuz varsa ve ligdeki diğer takımlardan daha kötü futbol oynamıyorsanız, Yunanistan'daki PAOK, Portekiz'deki Braga veya Hollanda'daki FC Twente gibi, şampiyonluk sözünden bahsetmek, o takımı bir hedef etrafında toplayıp, daha üst düzey konsantrasyona yol açabilir. Anadolu takımları, bir hedef koyduklarında, bu hedefin onları maç kazanmaktan alıkoyacağını düşünüyor.

İlk olarak, belirttikleri meşhur "ön kesme" operasyonunun hayata geçmesi için, Bursaspor'un "hedefimiz şampiyonluk" sözünü zikretmesine veya Türkiye'de şampiyonluk yolunda ilerleyen bir Anadolu kulübünü engellemek için, o kulübün iddialı açıklamalar yapmasına gerek yok. Puan durumuna bakan bir kişi zaten hedef alınacak kulübü rahatlıkla anlayacaktır. Tabii, tekrarlıyorum, bunların, belirtildiği gibi Futbol Federasyonu ve MHK'nin bir araya gelip (örneğin bu sezon için) "Bursaspor'u nasıl engelleyeceğiz?" konulu toplantılar yaptığı veya yapma ihtimalinin olduğu yönündeki teorilerin varlığını kabul ederek söylüyorum. Peki gerçekten öyle mi? Bülent Uygun geçtiğimiz yıl takımının kritik maçlardaki puan kaybına bakmak yerine Sivas'ın önünün kesildiğinden bahsetti.Bunu söyleyen Uygun, 10 yıl önce Kocaelispor'un, şampiyonluğa giderken bir anda hedeften sapmasını "birçok büyük takımla izleyen sezon için anlaşan biz, ikinci yarı sakatlanmayalım diye kendimizi çok sıkmamıştık" diye açıklayan bir adam (Türkiye'de bunu söyleyen bir adama hala futbol dünyasında görev verilmesi çok acıdır ya). Takımın üzerine üretilen komplo teorileri yerine somut gerçeklere bakmak lazım. Oyuncu kalitesi, oyun planları, alınan sonuçlar ve evet Türkiye'de 1-2 takım başarısız oldu diye çöpe atılmaya hazır hale getirilen fikstür avantajına.

Bu Bursa'ya özgü bir durum değil. Felix Magath sezon başından beri zirveyi takip etmelerine rağmen "biz şampiyonluk adayı değiliz" diyor. Önündeki Bayern ile aralarında sadece 2 puan olmasına rağmen o "arkamızdaki takımla farkımız az" diyor. Dün bir açıklama daha yaptı bu yönde. Amabu felsefenin arkasında başka bir dayanağı var onun. Fikstür. Schalke bu akşamdan başlamak üzere VfB Stuttgart, Hamburg (D), Bayern Munich (kupa maçı), Bayer Leverkusen (D) Bayern Munich (lig maçı) ile oynuyor. Yani üstüste çok zorlu 5 maç oynayacaklar. Magath'ın kafasında elindeki kadronun bu maçları kaldırıp kaldıramayacağı mevcut. FC Twente'nin teknik direktörü Steve McClaren da sezon başında zirvede olmalarına rağmen hep "şampiyonluktan bahsetmiyorum, 25-26. haftalarda hala orada olursak bir şeyler konuşuruz" diyordu. Şimdi 26. hafta geldi ve dünkü durumu yazdık. Ama hala şampiyonluk lafını çok fazla kullanmıyor. Bursaspor ve Ertuğrul Sağlam'ın durumu da böyle. Ankaraspor'dan alacakları 3 puanı bir kenara bırakırsak 9 maçları var. 11 nisandaki Gençlerbirliği maçına kadar çok zorlu maçlar oynamayacaklar. Son hafta şampiyonluk yarışındaki rakipleri Beşiktaş'ı konuk edecekler Bursa'da. İkili averajda Fenerbahçe'ye üstün duruma geldiler 3-2'lik galibiyetle. Beşiktaş ve Galatasaray'a karşı da aldıkları galibiyetler, benzer bir avantajı yaratabilir. Galatasaray'la İstanbul'da oynayacaklar ama Bursaspor bu sezon İstanbul'da oynadığı 3 maçın 3'ünü de kazandı. Ve nihayetinde, bu maçları hakederek kazandılar ve yarıştaki rakiplerinden daha aşağıda futbol oynamıyorlar.

Bursaspor şampiyonluk lafını zikretmeli, hakemlerin önlerini kesmesi, şu bu gibi düşünceler bir kenara bırakılarak. Türkiye'de yıllardır söylenen "Anadolu'dan şampiyon çıkmaz" lafı yıkılmak zorunda. Bunu, çözemediğim "Galatasaray olamazsa Bursa olsun bari" türündeki saçma sapan görüşü desteklemek için söylemiyorum, o içi boş bir felsefe. Bursa'nın şampiyonluğunun şu önemi var. Mustafa Denizli Neuchatal Xamax'ı 5-0 yendikleri maç için "bunu bir takımın yapması gerekiyodu, Avrupa'da 3-0 mağlup olunan bir maç sonrası, 'biz bu Avrupalıya 5 çekicez' deyip 5 çekmeliydi kafaların değişmesi için" der. Bursa'nın şampiyonluğunun da bu önemi var. Böyle bir şampiyonluk sonucu "e diğer Anadolu takımları yattı tabii Bursa'ya" diye ortalıkta dolaşacak aklı evveller bir kenara bırakılırsa (hoş bu sezon böyle bir şeyin söyleneceğini düşünmüyorum, Bursaspor İstanbul'un 3 büyüğünü de mağlup etti ve gücünü gösterdi) diğer Anadolu takımlarının "demek oluyormuş, biz de yapabiliriz" felsefesine ulaşması önemli.

Son tahlilde, benim pek umudum yok. 2 yıllık Sivas tecrübesi bu yoldaki takımların en kritik anda, puan kayıpları yapıp konsantrasyonu kaybettikleri ve dağıldıklarını gösterdi. Bursa'dan da kendi evindeki Manisaspor, Denizlispor veyahut Antalyaspor maçlarından beklenmedik puan kayıpları bekliyorum. Yanılıp yanılmadığımı göreceğiz. Zaten yanılırsam bu ülkede uzun süre konuşulacak bir futbol devrimi gerçekleşir onu da daha çok konuşuruz.

Bir de ufak notum var. Ertuğrul Sağlam kenardan gol kaçıran futbolcularına küfür sallamayı bıraksın. Beşiktaş'ta da yapıyordu, hoş durmuyor. İyi işler yapan bir teknik adam olduğu açık, antipatiden çok sempati toplamalı.

AHA KAFASI YARILDI
























Güm Güm Güm Rory Delap yazısında, Rory Delap'ın taç atışlarını ayrıntılı biçimde masaya yatırmıştık. O günden bu yana Stoke City, onun taçları sayesinde sayısz gol kazandı. Kimi ceza sahasının içine bomba gibi düşüp kaos yarattı kimisi de doğrudan asist olarak haneye yazıldı. Neredeyse her takım bu taçlardan nasibini aldı. Burnley çarşamba günü Stoke City ile kendi evlerinde oynayacağı maçta, bu taçları durdurmak için bambaşka bir tedbir aldı. Reklam panolarını sahaya yaklaştırdılar, böylece Delap'ın gerilme mesafesini azaltmaya uğraştılar. Ama hiçbir işe yaramadı, Delap Tuncay'ın golü öncesi kullandığı taç atışı ile Stoke City'nin attığı golde büyük pay sahibi oldu. Toplamda 10. asistiydi Tuncay'a attırdığı gol. Burnley hocası Brian Laws'un planı da boşa gitmiş oldu. Stoke menajeri Tony Pulis maçtan sonra "onu durdurmak için her şeyi yaptılar ama eski bir sırıkçı olmasının da avantajıyla, Rory durdurmak imkansız, benim içni golün nereden geldiği önemli değil, gol olduğu sürece" demiş. Aşağıda onun taçlarından bir derleme var. Videoda, bu taçlardan canı yanmış teknik adam ve futbolcuların demeçlerine de yer verilmiş ara ara.

DÜNYA KUPASI GERİ SAYIM: 92




















Brezilya ve (Batı) Almanya'nın ilk kupadan bu yana oynadıkları toplam maç sayısı. 92. Ancak iki takımın galibiyet, beraberlik ve mağlubiyet sayılarına bakıldığında Brezilya, tüm Dünya Kupası tarihinin puan durumunda zirvede. Almanlara karşı 206'ya 184'lük bir üstünlükleri var. Aynı zamanda sambacılar kupa tarihinde 200 gol barajını aşabilmiş tek takım. Bu rakamı aşağıdaki tablodan görülebileceği gibi bir tek Almanya zorlayabilir 2010 Dünya Kupası'nda. 190 gol atmışlar. İtalyanların 122, Arjantin'in 113 golü var. 200'e gelebilmeleri için en az 4-5 kupa daha gerekiyor. 1930 ve 2006 Dünya Kupası arasında kalan tüm kupalarda, 77 farklı ülke en az 1 kez kupada mücadele etmiş. Bunlardan 20 tanesi henüz maç kazanamamışlar. Bu ülkelerden 6'sı ise henüz Dünya Kupası'nda gol kaydına muvaffak olamamışlar. Bunlar: Zaïre, Yunanistan, Çin, Kanada, Trinidad & Tobago ve 1938 Dünya Kupası'nda mücadele eden Hollanda Doğu Hint Adaları. Endonezya 1945 yılında Hollanda'dan bağımsızlığını kazanmadan önce bu isime sahipti ve kupaya da bu şekilde katılıp ilk turda Macaristan'a 6-0 mağlup olarak elenmişlerdi.

11 Mart 2010 Perşembe

MEVSİMLİK İŞÇİ TEN CATE















Henk ten Cate bundan 3-4 sene önce saygı duyulan bir adamdı. Hatta Frank Rijkaard'ın Barcelona'da, Avram Grant'ın Chelsea'deki döneminde asıl taktikleri veren ve başarının arkasındaki adam olduğu söyleniyordu. Panathinaikos'un başına geçti 2008-09 sezonunun başında. İlk sezon takımı Şampiyonlar Ligi'nde gruptan çıkarmayı başardı ama ligde Olympiakos'un serisine taş koyamadı. Bu sezon ise liderlik koltuğunda otururken, aralık ayında kovuldu. Yerine gelen Nikos Nioplias ile PAO şaha kalktı ama daha sonra performans düşüşü beraberine puan farkının da azalmasını getirdi. PAO ligde PAOK'un sadece 2 puan önünde. Eğer şampiyonluğu elde edemezlerse sıfıra sıfır elde var sıfır durumu olacak yine yoncalar için. 7 şubat günü Birleşik Arap Emirlikleri takımı Al-Ahli'nin başına geçtiğini duyurmuştuk blogdan. Ömrü 1 ay sürdü Dubai'de. Zaten görevdeki ilk maçında 5-1 mağlubiyetle işe başlamıştı. Dün de Katar'ın Al Sadd ekibi (ki kadrosunda eski Galatasaraylı Felipe de vardır) 5 tane salladı takımına. Ten Cate'nın da cebi doldurma planları suya düştü. Maçtan sonra "kariyerimin en kötü günüydü, takım için doğru adam olmadığımı düşünüyorum" diyerek vermiş istifayı. Biraz da futbolculara laf göndermiş. 1 ay önceki yazıda "maya tutmazsa ona Avrupa'da her zaman iş var" demiştim ama 1 ayda 2 tane beşlik maç oynayan Hollandalı nerede iş bulur göreceğiz. Rijkaard, Hiddink derken ona da Türkiye'de bir ekmek kapısı çıkar mı?

UCUBE ARENA





















Kanada'daki Saskatchewan Roughriders Amerikan Futbolu takımının stadyumu Taylor Field.

Bu stadyum üzerine How I Met Your Mother'a başvurmak lazım.

Barney Stinson: It's not gonna be easy, like the Canadian citizenship test.
Robin Scherbatsky: How do you know the Canadian citizenship test is easy?
Barney Stinson: It's Canada! Question One: Do you want to be Canadian? Question Two: Really?

EREDIVISIE'DE KAZAN KAYNIYOR

Hafta başında "Hollanda Ligi'ndeki son durumu yazacağız" deyince Uğur (PClion) yoruma "ben bunu takip ederim" demişti. Ona özel bir kısa hikayeyle başlayayım...Ben 29 yaşlarında iyi giyimli, dolgün vücutlu bir bayanım, o gün yine iş yerine diz üstünde kısa etek, askılı bir bluzla gelmiştim. Şirketteki iş arkadaşlarımdan Telat, geniş omuzlu, uzun boylu, cezbedici bir erkekti, ayrıca pantolonundan sar.....Pardon bu başka hikaye...Bunları Ortega bilir. Hollanda Ligi diyorduk evet...Dün Faslı bir arkadaşımla konuşuyorduk, dedi "Hasan Şaş hala oynuyor mu?", dedim "yok bıraktı, yorumcu oldu, bizim yönetime sallıyor", dedi "bizim çocuklar Fas'ta mahallede top oynarken kendilerine Hasan Şaş diye isim takıyorlardı, 'işte Hasan Şaş Hasan Şaş topu aldı' diye konuşuyorlardı"...O an yeminle bir Fenerbahçeli aradım etrafımda...Hıncal gibi dönüp "işteeee kuzey kutbundan sahra çöllerineee, Amazon ormanlarından, Asya steplerineeee Galatasaray dedin miii" diye başlayacaktım, ama Fenerbahçeli bulamadım. Yurt dışının da böyle bir zorluğu var. Dalga geçecek Fenerbahçeli bulamıyorsun, bulsan da gurbetçilerde bir hava var biliyorsunuz, Galatasaray Avrupa maçını kazanınca seviniyorlar...Neyse bu başka bir yazının konusu onlara da kızamıyorum, arkasındaki felsefe gereği...E biz de ne yapıyoruz, Ajax'lıyla falan dalga geçiyoruz....Ajax diyerek Eredivisie'yi anlatmaya başlayalım biz de yavaş yavaş.

Hollanda'da önümüzdeki 2 hafta boyunca lig karman çorman da olabilir, FC Twente açık ara öne geçerek bir nevi şampiyonluğunu resmi olmasa da fiilen ilan edebilir. PSV bundan 2 hafta önce FC Twente'nin 3, Ajax'ın 9 puan önünde, 64 puanla lider durumdaydı. Kendi evlerinde Sparta Rotterdam'la 1-1 berabere kalınca, Twente'yle aralarındaki fark 1'e, Ajax'la 7'ye indi. Ardından, bu sezonki ilk mağlubiyetlerini aldılar NAC Breda deplasmanında. Twente RKC'yi 1-0 mağlup edip liderlik koltuğuna oturdu, PSV 2 puan gerisinde, Ajax da PSV ile farkı 4 puana indirdi. İşler de karıştı. Zira önümüzdeki 2 hafta zirvedeki takımlar birbirleriyle oynuyorlar. Ajax bu hafta kendi evinde PSV'yi konuk ediyor. Twente ise yarın ADO Den Haag'ı konuk edecek. Büyük ihtimalle o maçı kazanıp hafta başında PSV ile farkı 5 puana çıkaracaklar. PSV Ajax deplasmanına kazanmaya gidecek. Kazanırlarsa Ajax'ın şampiyonluk ümidi bitiyor. Beraberlik yine Twente'ya yarıyor ve Ajax kısmen yine şampiyonluk yarışının dışında kalacak, ama Ajax kazanırsa, PSV ile farkı 1'e indirdiği gibi Twente'yi de rahatlatacak. Kısacası bu hafta sonu tüm Enschede halkı Ajax'ın taraftarı. Sonraki hafta ne olacak? Twente bu sefer PSV deplasmanına gidecek. Zaten yukarıda "Twente fiilen işi bitirebilir" dememin sebebi o. Twente ADO maçından, Ajax da PSV maçından galip çıkar, Twente bir de izleyen hafta PSV deplasmanında galibiyetle dönerse, farkın Eindhoven takımıyla 8, Ajax'la da 9 puana çıkması demek. Burada zor görünen Twente'nin PSV deplasmanında kazanması. Ancak şu da kesin, bu haftaki maçların sonucu gelecek haftanın maç taktiklerine büyük etki yapacaktır.

Geçtiğimiz yıl AZ, 28 yıl sonra Hollanda'da şampiyonluğu 3 büyük takımdan başka bir kente getirmişti. Twente bu geleneği sürdürebilir ve tarihindeki ilk şampiyonluğu elde edebilir. Bu, kalkınma hamlesinde Fenerbahçe'yi örnek alan Joop Munsterman'ın başarısı olacağı gibi, İngiltere'den kovalanan Steve McClaren için de bir zafer olacaktır. Twente Hollanda Kupası'nda da yoluna devam ediyor. Yarı finalde Feyenoord ile oynayacaklar. 2010 onlar için rüya gibi bir yıl olabilir.

Bu arada dünkü Bordeaux-Auxerre maçından sonra Ligue 1 ile ilgili de bir şeyler yazmak lazım. Auxerre'in galibiyeti zirveyi alt üst etti çünkü. Bordeaux, geçtiğimiz hafta, lig ikincisi Montpellier karşısında kalecisi Carrasso'nun 2 penaltı kurtardığı, 10 kişi kaldıkları ancak o halle 1-0 öne geçtikleri maçı, 90. dakikada Carrasso'nun büyük hatası olmasa ve kazansalar büyük bir avantaj yakalıyorlardı. 1-1'in üstüne bir de Auxerre'e kaybedince işleri karıştırdılar. Hala 1 maçları eksik ama artık altıncı Lille ile aradaki puan farkı sadece 4. Montpellier ile aynı puandalar. Eksik maçlarını 14 nisanda Le Mans deplasmanında oynayacaklar. "Fransa'da bu kıyamet koparken sizde bir Le Foot vardı Dutchman o nerelerde?" diye soracaklara söyleyeyim, İngiltere'de kendini eğitime verdi, meşgul....

WHEEL OF DHARMA















Yıl 1997

Bruce Dickinson'un Accident Of Birth albümü.
Albümün 5 numaralı şarkısı.
Darkside Of Aquarius




The first hellrider came
On wings of plenty in the dark

Poured out his poison

And he blew away his mark
The fascist from the east is coming

Mothers, hide your sons


The second hellrider came

From flaming seas and molten sands

Pipers playing hells commands

Poured out his poison

With his promises of promised lands

Blackened tongues of lying leaders


Here come the riders
As the wheel of Dharma's running out of time

Here come the riders

As the wheel of Dharma's running out of time


The third hellrider came
Teaching brothers to kill brother men

And the fourth hellrider waits

On an acid trip for an acid world

Wars of old religious fools and superstitious men

Throw some scary tarot cards and...


From the starlit sky, on a silver sea
A lonely silver surfer comes to push the wheel for me

A lonely silver surfer comes to push the wheel for me

Gotta move, gotta move

Gotta move that wheel right round

Gotta move, gotta move

Gotta move that wheel right round

Gotta move, gotta move
Gotta move that wheel around


Gotta push the wheel of dharma round
Push the wheel of dharma round

Push the wheel of dharma round

Push the wheel right round, right now
















Dharma Wheel Hinduizm ve Budizm'de çok sık kullanılan merkezinden çeperinde doğru giden 8 adet çubuktan oluşan bir sembol. "Wheel of Law" olarak da isimlendirilebiliyor. Hatta bugün Hindistan bayrağında bu sembolün farklı bir versiyonu mevcut. Hindu dilinde "Dharmacakra" ismini alan bu semboldeki 8 kol, Budizm öğretisinde izlenmesi gereken 8 aşamayı simgeliyor. Hindistan çıkışlı bu sembol bugün bir çok dinin öğretisinde kullanılan motiflerin başında geliyor. Bu öğretiye göre zaman birbirini tekrar eden 4 dönemden oluşuyor. Bunlar sırasıyla barış içinde yaşanılan ve 1.728.000 yıl süren Krita Yuga, 1.296.000 yıl süren ve şeytanın ilk belirtilerinin görüldüğü Treta Yuga, 864.000 yıl süren ve iyiyle kötünün güölerinin eşitlendiği Dvapara Yuga ve son olarak 432.000 yıl boyunca kötünün hüküm sürdüğü Kali Yuga ya da bir başka adıyla "Age of Darkness" yani "Karanlıklar Çağı. Dördüncü dönemin sonu dünyanın da sonudur ki bu 4 dönemin habercisi aynı zamanda "mahşerin dört atlısı"dır. Bu çağı bitirecek olan göklerden gelecek bir kişidir. "From the starlit sky on the silver sea a lonely silver surfer comes to push the wheel for me". " Gümüş rengindeki denizin üstünden, yıldızlarla aydınlanmış bir gökten, yalnız bir kahraman dümeni çevirmek için gelecek". (From the starlit sky, on a silver sea, A lonely silver surfer comes to push the wheel for me)

Gümüş rengindeki denizin üstünden, yıldızlarla aydınlanmış bir gökten, yalnız bir kahraman

12 yıl sonra



1.LİG PANORAMA

























Bank Asya 1.Lig'de sona yaklaşırken Karabükspor dışında tüm takımların umudu veya telaşı var. Yukarıda da aşağıda da sıralama, geçen sene olduğu gibi, son hafta belli olacak gibi gözüküyor. Karabükspor'u bu listenin dışında çıktık çünkü matematiksel olarak olmasa da Turkcell Süper Lig'e çıkmaları neredeyse kesinleşmiş durumda. Kocaelispor ise çok zayıf bir olasılığın peşinde koşuyor. Ancak umut en son ölür.

Karabükspor'ü dışarıda tuttuğumuz zaman, ilk 6 sıradaki beş takımın da ikincilik için umudu devam ediyor.Avantajı elinde bulunduran Bucaspor, bu hafta kendi sahasında Orduspor karşısında 0-2 mağlup duruma düştüğü mücadeleden 3-2 galip ayrılmayı başardı ve 3 puanı almanın yanında büyük de bir moral kazandı.Önlerindeki beş haftada, önce Samsun deplasmanına gidip, sonra ilk 6 içindeki dört rakipleriyle karşılaşacaklar.Eğer başarılı bir seri yakalarlarsa, arkalarına bakmadan Süper Lig biletini kapabilirler.Altay, Hacettepe'yi Alsancak'ta 2-0 mağlup etti ve haftayı 3. sırada kapattı.Altay'ın kalan 9 maçı da birbirinden zorlu rakiplerle.Takımın tartışmasız en iyi oyuncusu olan Yiğitcan'ın geçirdiği ameliyattan sonra sahalara ne zaman döneceği ise belirsiz.Açıkçası ben takımımın ilk 2 şansını pek kuvvetli görmüyorum.Alsancak'ta yine aynı film oynuyor gibi bir his var bende.

Adanaspor ikinci yarıda muhteşem bir çıkış yakalayan Samsunspor'u deplasmanda 87. dakikada bulduğu golle 1-2 mağlup etmeyi başardı ve haftayı kayıpsız atlattı.Saha ve seyirci avantajlarını kullanarak sonuca varmak isteyeceklerdir.Konyaspor haftanın en önemli maçında Karşıyaka'ya kendi evinde kaybetmesine rağmen bu haftayı 5. sırada kapattı.Onlar da Altay gibi ikinci yarıya çok büyük bir düşüşle başladılar.Buca için önümüzdeki beş hafta ne kadar önemliyse, Konyaspor için de ligin son beş haftası aynı derecede önemli.Yeni teknik direktörleri Fuat Yaman ile çıkışa geçmeye çalışacaklar.Haftanın en önemli galibiyetini alan ve İzmir'e mutlu dönen Karşıyaka'nın 2. sıradaki Bucaspor ile arasındaki puan farkı 6 iken 7. sıradaki Boluspor ile puan farkı 7.Kaf-Kaf yıllar süren özlemi bu sene dindirmek için var gücüyle uğraşacaktır.

Ligin orta sıralarındaki takımlar için de bu haftanın kader haftası olacağını söylemek pek yanlış olmaz.Boluspor-Altay, Adanaspor-Giresunspor, Karşıyaka- Kartalspor, Hacettepe- Gaziantep Bld. Spor, Samsunspor- Bucaspor karşılaşmaları, orta sıralardaki bu takımlar için de hedef belirlemek için çok önemli maçlar olacak.

Ligin alt tarafı da üstten farklı değil.Her sene olduğu gibi bu sene de üst gruptan kopmuş tüm takımlar stres yaşıyor.Bu takımlar için artık her hafta kader haftası olacak.

Büyük bir aksilik olmadığı sürece Bank Asya 1.Lig'i her hafta burada takip etmeye çalışacağız.Takımlarınızla ilgili paylaşmak istediğiniz düşünceleriniz, görüşleriniz, yazılarınız olursa yorum bölümüne bırakabileceğiniz gibi bana ya da Flying Dutchman'e mail de atabilirsiniz. Paylaşmaktan mutluluk duyarız.

Karabükspor ve Musa Çağıran yazıları da çok yakında.

by Sercan Akan

ESKİ LUNAPARKÇI YENİ USTA
















Real Madrid bu sezon sol kanatta onun yokluğunu çok fazla arıyor. İyi para kazandılar, takımdaki Hollandalılardan kurtulmak istiyorlardı ama Robben'in gidişi o karambolde fazla oldu. Dünkü Olympique Lyon maçına bakan bir adam bile bunu anlayabilir. Gönderdikleri adam kupada yoluna devam ediyor. Real ise kralının ligine döndü. Hollandalı Bayern Munich'le çıktığı ilk maçta golünü yazdıktan sonra kısa bir sakatlık dönemi atlattı. Özellikle Chelsea'de başını çok ağrıtan ve onun tek problemi olarak görülen sakatlık problemi yine mi peydah oldu diye düşünülürken müthiş bir geri dönüş yaptı ve takımını ligde zirveye, Şampiyonlar Ligi'nde de adım adım ileriye taşıdı. Salı akşamı Floransa'da, vatandaşı Mark Van Bommel ile birlikte turu getiren adamlardan birisi oldu. 3-2 kaybedilen ama turun geldiği maçta gollerden birinin sahibiydi. Attığı muhteşem gol, onun aynı zamanda kariyerinin en üretken yılını geçirdiğini de ilan eden gol oldu. Bayern Munich formasıyla 23 maçta 11 golün altına imza koymuş durumda. Bu gollerin 8'i ligde, 1'i Almanya Kupası'nda 2'si de Şampiyonlar Ligi'nde. Bu seneden daha fazla golün altına imza koyduğu sezon 2002-03 sezonunda PSV ile 13 gol attığı sezondaydı ama o 13 golü 41 maçta atmıştı. Büyük ihtimalle o maç sayısına ulaştığında Robben 20'ye yaklaşacak. Fiorentina'ya attığı gol onun, 48. Avrupa kupası maçındaki 8. golü oldu aynı zamanda. Bu 8 golle, Şampiyonlar Ligi'ndeki skorer Hollandalılar listesinde de Frank De Boer'u yakaladı ve onunla dokuzuncu sırayı paylaşıyor. Listenin tepesinde Ruud Van Nistelrooy var 56 golle. Aşağıda Robben'ın en üretken sezonlarının dökümü var.

DÜNYA KUPASI GERİ SAYIM: 93



















David Beckham'ın İngiltere milli takımıyla çıktığı 93. maçta attığı gol, aynı zamanda takımın Dünya Kupası tarihindeki son golü olma özelliğini koruyor. Beckham, 2006 Dünya Kupası'nda Ekvator ile oynadıkları 2. tur maçında, attığı frikik golüyle İngilzilerin bu kupada şu ana kadar attıkları son gole de imza koymuş oldu. İngilizler, çeyrek finalde normal süresi ve 120 dakikası 0-0 biten maçta, Portekiz'e penaltı vuruşları sonucu 3-1 mağlup oldular ve kupaya veda ettiler. O frikik golü aynı zamanda İngilizlerin kupa tarihindeki 74. golleri oldu. İngilzlerin en efektif oldukları kupa, kendi evlerinde kupayı kaldırdıkları 1966 yılıydı. Sir Alf Ramsey'in öğrencileri, oynadıkları 6 maçta 11 gol atmışlardı (4'ü finalde Batı Almanya'ya olmak üzere). Son 6 dünya kupasında, İngilizler en az 6 gol attılar. Bugüne kadar en az gol attıkları turnuva ise 1950 Dünya Kupası. Brezilya'daki turnuvada, 3 grup maçında sadece 2 gole imza koyabildiler. Gary Lineker 1986 ve 1990 Dünya Kupası;'nda toplam 10 gol atarak İngiliz futbol tarihinin, bu en büyük kupadaki en golcü oyuncusu oldu. Tam liste aşağıda.

10 Mart 2010 Çarşamba

LUNAPARKÇILARIN JETONU BİTTİ

















Milan'a Manchester United karşısında hiç şans vermediğim için gecenin Bernabeu'daki mücadelesini seçtim. Zira kendi evinde Şampiyonlar Ligi finali oynayıp, kupayı kaldırma hayalindeki Real Madrid, 1-0'ı geri döndürmeye uğraşacaktı. Belirtelim, üzerine çok fazla şey söylenmeyecek bir Şampiyonlar Ligi maçı daha. Rakip sahada gol atamadan kaybettiğiniz 2 ayaklı mücadelelerde kendi sahanızda gol atarak başlamak, skor ne olursa olsun psikolojik olarak durumu eşitlemişsiniz anlamına gelir çoğu zaman. Real üstelik skoru da eşitledi zira ilk maçı 1-0 kaybetmişlerdi. Önlerinde 84 dakika vardı ama özellikle Higuain'in berbat ötesi futboluna esir oldular. Arjantinli, kötü şut seçimleri, kötü boş koşular ve kötü vuruşlarla dolu performansını oyundan çıkarak süsledi. Olympique Lyon'un Real defansında boşluk aradığı çok belliydi ilk yarının ortasından itibaren. Özellikle ikinci yarının ilk 15 dakikasındaki müthiş tempoya, Real'in pazar gününden getirdiği Sevilla maçı yorgunluğu da eklenince, Lyon son 20 dakikaya daha dinç girdi. Claude Puel, menajerlik oyunlarının prensi Kallström'ü sahaya gönderip 19'luk Miralem Pjanic'i hafiften ileriye çektikten birkaç dakika sonra da kendilerine turu getiren golü attılar. Golden sonra Kaka'nın oyundan çıkıp, Higuain'in kalmasını Pellegrini de dahil kimse izah edemez büyük ihtimalle. Maçın bitiş düdüğü çaldığında hafızamda Cesar Delgado ve Sergio Ramos maç boyunca kıyasıya çarpışmaları, Delgado'nun Lyon'un en iyi adamı olduğu ve Fransızların son 3 dakikada, kendilerini salmaları yüzünden kaçırdığı 2 akıllara zarar gol kaldı.

Günümüz futbolunun en sansasyonel 2 transferini yapıp üzerine bir de Xabi Alonso ile Benzema'yı ekleyen takım, bırakın şampiyonlukları, ligi de Barcelona'ya kaptırırsa sezonu kupasız kapatacak. Real Madrid'de, böyle bir takıma tek bir kupa kazandıramazsan eğer, adın Pellegrini değil Bill Shankly olsa seni orada tutmazlar. Pellegrini'yi de tutmayacaklar tabii. Dünya Kupası'ndaki olası bir milli takım başarısızlığı halinde Vicente Del Bosque'ye Madrid yolları görülebilir. Bu tür yıldızlar topluluğu bir takımı adam gibi idare edebilen son Real Madrid hocası hala o unutmamak lazım. Gecenin sonunda, başta şans vermediğim Milan'ın akibetine şöyle bir göz attım. Doğru seçim yapmışım...

I AM THE BAY-HARBOR BUTCHER




Spoiler alert...........