17 Mayıs 2012 Perşembe

LİTMANEN ÖNÜME ÇIKMA KIRARIM






















Helsinki'de devam eden Dünya Erkekler Buz Hokeyi Şampiyonası'na salça olmak, Dostoyevski'nin yarattığı en büyük kahramanlardan Bay Golatkin'in izinde, St. Petersburg sokaklarında "öteki"yi kovalamak ve Tallinn'e gidip, "birader şunu bir güzel anlatın sizin komşular Latvia mı Lithuania mı?, hangisi Letonya hangisi Litvanya insanlar çocuğunu kesecek, ayrıca siz Rusya'dan ayrılmadınız mı, neden her Eurovision'da hala Rusya'ya oy veriyorsunuz" şeklinde bu işi köküne kadar çözmek için bir Kuzey Avrupa turuna gidiyorum. 29 Mayıs'ta tekrar görüşmek üzere. Biz ortalarda yokken Hayatım Futbol ile bilgi açlığını gidermek mümkündür.


Hayatım Futbol web
Hayatım Futbol Twitter

15 Mayıs 2012 Salı

PREMIER LİG 20. YIL ÖDÜLLERİ


























Geçtiğimiz ay içinde Premier Lig'in resmi sitesi 20. yılını dolduran organizasyonun en iyileriyle ilgili bir oylama düzenledi. Sonuçları bugün açıkladılar. Bazıları sürpriz olsa da genelde hakedilmiş birincilikler elde edildiğini söyleyebiliriz. Ödüller uzmanlar ve halkın oylarına göre ayrıldı. Bazı kategorilere jüri bazılarına ise halk karar verdi. Cantona 11 dalın 5'inde adaydı ve bu dalda liderdi.


JÜRİ ÖDÜLLERİ


En İyi Oyuncu

Ryan Giggs (Manchester United)

En İyi Menajer

Sir Alex Ferguson (Manchester United)

En İyi Takım

Arsenal (The 'Invincibles' 2003/4)

En İyi Sezon

2011/12 (Champions Manchester City)

En İyi Demeç

Kevin Keegan ("I will love it..." 1996)

HALK ÖDÜLLERİ

En Güzel Gol

Wayne Rooney (Man Utd v Man City, Şubat 2011) - FD'nin oyu aynı.

En Güzel Maç

Man Utd 4-3 Man City (Eylül 2009) - FD'nin oyu, Liverpool 4-3 Newcastle Uniyed (Nisan 2009)

En İyi Kurtarış

Craig Gordon (Sunderland v Bolton Wanderers, Aralık 2010) - FD'nin oyu Peter Schmeichel

En İyi Gol Sevinci

Eric Cantona (Man Utd v Sunderland, December 1996) - FD'nin oyu aynı

En İyi 11

Halkın Seçimi: Peter Schmeichel; Ashley Cole, Tony Adams, Nemanja Vidic, Gary Neville; Ryan Giggs, Paul Scholes, Steven Gerrard, Cristiano Ronaldo; Thierry Henry, Alan Shearer.

Jürinin Seçimi: Peter Schmeichel; Ashley Cole, Tony Adams, Rio Ferdinand, Gary Neville; Ryan Giggs, Paul Scholes, Roy Keane, Cristiano Ronaldo; Thierry Henry, Alan Shearer


10 Mayıs 2012 Perşembe

EL TIGRE VE KARNESİ





























NTV'nin ilk açıldığı yıllarda FA Cup maçlarını canlı yayınladıklarında ve Avrupa liglerinden özetler verdiklerinde, kanalın ilk spikerleri Okay Karacan ve Murat Kosova, biraz da bu yayın politikasındaki bir kanalın ilk kez yayına başlamasıyla, sundukları maçlardaki ortalamanın üstündeki her gole "mükemmel", "harika", "muhteşem" yakıştırmaları yaparlardı. Hatta bu konuda kendilerine bir mail yazmışlığım bile vardır. Muhteşem gol demek, Dennis Bergkamp'ın Newcastle'a, Paolo di Canio'nun Wimbledon'a, Marco van Basten'in Sovyetler Birliği'ne attığı gol demektir. Dün Falcao'nun attığı ilk gole muhteşem değil, "güzel", hadi çok zorlasak "çok güzel" denir. Ama "muhteşem" başka bir sıfat. Hatta bana göre 2. golün 1. golden, seyir zevki açısından pek bir farkı yoktu. Bu dertten muzdarip olduğumu belirttikten sonra Kolombiyalı'ya hakkını verelim.

Geçen sezon Porto ile Avrupa Ligi şampiyonu olurken 17 gol atmıştı. Bu sezon da 12 gol attı. 2 sezon boyunca bu kupada 29 maçta 29 gol atmış oldu. 2009 yaz aylarında Porto'ya katıldıktan sonra geçen 3 sezonda sırasıyla 34, 38 ve 35 gol attı. Etrafta Cristiano Ronaldo ve Lionel Messi gibi 2 gol canavarı olmasa Avrupa'da tapılan adam olacaktı. Bu sezonki performansı Lionel Messi, (72), Cristiano Ronaldo (59), Klaas-Jan Huntelaar (48), Mario Gomez (42) ve Robin van Persie'nin (37) arkasında. Falcao'nun dün akşam attığı 2 gol onu Ronaldo Luis Nazario de Lima'nın ardından üstüste 2 Avrupa kupası finalinde farklı takımlarla gol atan ikinci oyuncu yaptı. Ronaldo 1997'de Barcelona ile Avrupa Kupa Galipleri Kupası finali oynamış ve takımının PSG'yi 1-0 mağlup ettiği maçın tek golünü atmıştı. 1 yıl sonra yeni takımı Inter'de finalde Lazio'yu 3-0 mağlup ederlerken gollerden 1'ine imza atmıştı (diğer goller Ivan Zamorano ve Javier Zanetti'den gelmişti).

Falcao'nun bu sezon attığı 35 gol 47 maçta geldi. 23 gol La Liga, 12 gol Avrupa Ligi'nde. Gollerinin dağılımı yukarıda.

8 Mayıs 2012 Salı

ADAM MAHER YILIN YETENEĞİ
























Eredivisie 2011-12 sezonunda yılın genç yeteneği, 18 yaşındaki Adam Maher seçildi. Fas asıllı futbolcu bu sezon 5 golün altına imza attı ve özellikle sezonun ilk yarısında AZ'in gösterdiği üstün performans ve liderlikte payı büyüktü. Johan Cruijff'un başkanlığını yaptığı  Bert van Marwijk, Ronald Koeman, Frank de Boer, Youri Mulder, Jan van Halst, Phillip Cocu, Willy Dullens, Ron Jans ve Wim Jonk'tan oluşan bir kurul Maher'e ödülü verdi. Maher daha önce Hollanda milli takımında forma giydiğini açıklamıştı ancak henüz A milli formayı giymedi.

Ödülü geçtiğimiz yıllarda kazananların listesi şöyle

 1999: Mark van Bommel
2000: Arnold Bruggink
2001: Rafael van der Vaart
2002: Robin van Persie
2003: Arjen Robben
2004: Wesley Sneijder
2005: Salomon Kalou
2006: Klaas-Jan Huntelaar
2007: Ibrahim Afellay
2008: Miralem Sulejmani
2009: Eljero Elia
2010: Gregory van der Wiel
2011: Christian Eriksen

7 Mayıs 2012 Pazartesi

BAS DOST'UN SEZONU VAN MARWIJK'IN SEÇİMİ























Karşınızda Hollanda'nın Euro 2012 için açıkladığı 36 kişilik ilk aday kadro. Van Marwijk her ne kadar Mulder ve Cillessen'i de İsviçre kampına götürecek olsa da Stekelenburg, Krul ve Vrom'un kupadaki kaleciler olacağını açıkladı. Bana göre Ricky van Wolfswinkel ve Bas Dost'un kadroda olmaması ama Jeremain Lens ve Dirk Kuyt'ın olması yanlış bir karar. Kadro önce 27'ye sonra da 23'e inecek. Aşağı yukarı kadro belli gibi. Aşağıda boldladığım 17 kişinin  neredeyse yeri garanti .Muhtemelen Afelay da kadroya girecek. Siem de Jong orta sahaya, Maduro ve Vlaar da defansa eklenebilir. 23 kişilik kadro tahminlerimi aşağıda boldladım.


Kaleci
Jasper Cillessen (Ajax), Tim Krul (Newcastle United), Erwin Mulder (Feyenoord), Maarten Stekelenburg (AS Roma), Michel Vorm (Swansea City).

Defans
Vurnon Anita (Ajax), Khalid Boulahrouz (VfB Stuttgart), Wilfred Bouma (PSV), John Heitinga (Everton), Hedwiges Maduro (Valencia), Joris Mathijsen (Málaga), Erik Pieters (PSV), Nick Viergever (AZ), Ron Vlaar (Feyenoord), Stefan de Vrij (Feyenoord), Gregory van der Wiel (Ajax), Jetro Willems (PSV).


Mark van Bommel (AC Milan), Urby Emanuelson (AC Milan), Nigel de Jong (Manchester City), Siem de Jong (Ajax), Adam Maher (AZ), Stijn Schaars (Sporting Lissabon), Wesley Sneijder (Internazionale), Kevin Strootman (PSV), Rafael van der Vaart (Tottenham Hotspur), Georginio Wijnaldum (PSV).

Forvet
Ibrahim Afellay (Barcelona), Klaas-Jan Huntelaar (Schalke 04), Ola John (FC Twente), Luuk de Jong (FC Twente), Dirk Kuyt (Liverpool), Jeremain Lens (PSV), Luciano Narsingh (SC Heerenveen), Robin van Persie (Arsenal), Arjen Robben (Bayern Munich)


Dost Eredivisie'nin en değerli oyuncusu. Attığı 32 gol onu gol kralı yaparken yaptığı 6 asisti onu ligin en değerli oyuncusu yaptı. Sezona müthiş başlayan Dries Mertens asistlerin de etkisiyle ikinci sırada. Narsing ligin asist kralı ve bu performansı onu yukarıdaki aday kadroya soktu. Suriyeli Sanharib Malki sezonun tilki forveti. Muhtemelen takımdan ayrılacak ve Türk kulüpleri için büyük bir maden olabilir. John Guidetti ilk yarıdaki formunu devam ettiremedi yoksa Dost'un yerini zorlayabilirdi. Sporting Lizbon'da çok iyi bir sezon geçiren Van Wolfswinkel ve Dost'un olmamasını sadece aday kadroya değil turnuvaya da etki edeceğini düşünüyorum. En azından birisi Van Persie'nin 2010'daki kronik formsuzluğu ihtimaline karşı alternatif olarak kadroya alınabilirdi.

Turnuva yaklaştıkça daha çok yazacağız.


Orta Saha

SERDAR GÖZÜBÜYÜK HOLLANDA'NIN EN İYİ HAKEMİ




















Yıl boyu kendisinden haber verdik. Hollanda tarihinin bir profesyonel maçta görev yapmış en genç hakemi ve Eredivisie'de görev yapmış en genç hakem unvanlarını alan Serdar Gözübüyük 2011-12'de Hollanda'nın en iyi hakemi oldu. Sezon boyunca alınan puanların ortalamasına dayanarak yapılan sıralama sonunda Gözübüyük 20 maçtaki 6.70 puanı ile zirvede. Ona en yakın isim ise Pieter Vink oldu 6.35 puanla. Gözübüyük henüz 26 yaşında ve FIFA'nın gözde hakemlerinden birisi olmasına kesin gözü ile bakılıyor. Kendisi hakkında 2 sene önce adını daha çok duyacağımızı belirten bir yazı yazmıştık. Daha bu başlangıç






















Serdar Gözübüyük

6 Mayıs 2012 Pazar

ROBIN VAN PERSIE VE 30 BARAJI





























Robin Van Persie'nin dün attığı 2 golle ulaştığı "1 sezonda 30 lig golü" barajını daha önce geçen oyuncularla ilgili bir tablo. Van Persie, Huntelaar ve Hollanda'nın muhtemel 2012 planının ayrıntılarını perşembe günü BirGün'deki Uçan Hollandalı köşesinde okumanız mümkün olacak.

GALATASARAY DERGİSİ 112.SAYI



Mayıs ayında Galatasaray dergisinde benimle yapılmış bir röportaj da var. Röportajı gerçekleştiren ve ilgi gösteren Tarık Ünlütürk'e de teşekkürlerimizi iletelim. Ayrıca dergide bu ay yer alan konular da şöyle.

----------------------------------------------------------


Topun Durduğu An: Selçuk İnan
Kariyeri boyunca her defasında doğru adamı atan Selçuk İnan, 2011-2012 sezonu öncesinde ülke futbolu için de önemli bir tercih yaptı. Mayıs 2011’de Galatasaray’a transfer olan yıldız oyuncu, sanki yıllardır Parçalı formayı giyiyor! Galatasaraylılar gerçekten çok şanslı, Selçuk İnan gibi bir futbolcuları var.

Efsanelerimizle Geçmişe Yolculuk
Onlar, yıllarca Galatasaray'ın eli ayağı oldular. Yeri geldi futbol takımımız için ter döktüler, yeri geldi topu ellerine alıp hentbol oynadılar. Bülent Eken, Turgay Şeren ve Fazıl Göknar'a Galatasaray'ın hentbol takımını sorduk, onlar bize çok daha fazlasını anlattılar.

A.N.Other Team
İlk Türk futbol takımı olduğu için, “Saray” kelimesinden korkulup Galatasaray’ın söylenemediği, dönemin spora yer veren tek gazetesinde takımımızın adının “Another Club” olarak yazıldığı dönemin, 1906 yılının, belgelerine ulaştık ve ilk kez yayınlıyoruz.

Muslera Sonrası Golcü Kaleciler
Futbol sahasının en dikkat çekici figürdür, yalnızdır. Yeri gelir, tüm gösterinin kahramanı olur. Gol atmak hayaldir onun için. Ama o hayali gerçekleştirenler de vardır…

Elmander ile Stockholm Turu
İsveçli yıldızımız Johan Elmander, ülkesinin başkenti Stockholm için bizlere rehberlik yaptı. Şehir merkezindeki adalardan Djurgården ile yakından tanışmamızı sağlayan Johan The Great, Stockholm’e yolumuzun düşmesi hâlinde işimize yarayacak tavsiyelerde bulundu.

Florya Mezunları
“Biz mağlubiyetten sonra bile dik duran, ‘helal olsun’ denebilen bir takım yaratmak istiyoruz. Bu da Florya'dan başlar” demişti Temmuz 2011’de Fatih Terim. Tarih boyunca işleyen sistem, yine hata yapmadı. Galatasaray, bir kez daha kendi içinden yetiştirdiği oyuncularla başarıya koşuyor. Ve yardımcı faktörler de işlemeye devam ediyor.

Taksim Spor Kulübü
İstanbul’un semt takımlarının peşinden gitmeye devam ediyoruz. Bu sayımızda merceğin altında Taksim Spor Kulübü var. 1940 yılında Güneş, Nor Şişli ve Esayan Kale kulüplerinin birleşmesiyle kurulan kulübün tarihini Başkan Garo Hamamcıoğlu ve bir dönem Taksim’de forma giymiş olan gazeteci Onur Belge ile konuştuk.

Şarık Tara
Başarı hikâyelerini anlatmak zordur. Sıradan insanların sıra dışı yaşamlarından bir tanesinin aktörü Şarık Tara. Öyle “bana önlerden bir yer” diyerek ayırdığı yerde değil, şansı ile azminin buluştuğu noktada… ENKA Holdin kurucusu ve iyi bir Galatasaraylı Şarık Tara yapılan geniş söyleşi dergimiz sayfalarında

Flying Dutchman…
Futbola, müziğe hatta hayata dair yastık altında kalan birçok hikâyeyi son yıllarda spor bloglarından takip ediyoruz. İşte en önde gelenlerinden “Flying Dutchman”in yazarı Fırat Topal dergimizin 112. sayısına konuk oldu

Kemal Suman
Bursa’da ilkokul birinci sınıfta Özhan Canaydın ve Ateş Ünal Erzen ile tanışan Kemal Suman’ın hayatı o gün Galatasaray’la kesişir bir daha ayrılmamacasına.

Koreografi Kralı
Bu sezon şampiyonluğun en güçlü adayı olan Galatasaray tribün şovlarında şimdiden şampiyonluğu garantiledi. Sezon başından bu yana tribünlerde yapılan görsel şovlar, 3D koreografilerle taraftarımız liderliğe yükseldi.

Levent Nazifoğlu
Galatasaraylı Sporcular Derneği Başkanı Levent Nazifoğlu tüm aktif ve veteran sporcularımızı Galatasaraylı sporcuların her türlü sorununun çözümünde kolaylaştırıcı olan derneğe davet etti ve “Derneğimizle güçlüyüz” dedi.

Arjantin'deki Galatasaraylı
Cimbom’u uzaktan sevmek, aşkların en güzeli değil belki ama ekstra bir saygıyı hak ettiği su götürmez. İşte Arjantinli Cimbomlu Jorge Martinetti Montanari’nin tüylerimizi diken diken eden hikâyesi…

Gücümüz Sizsiniz
Galatasaray yeni yönetimi ve yeni vizyonu ile gücünün kaynağı olan taraftarıyla daha rahat bütünleşeceği uygulamaları hayata geçiriyor. Online kombine satış sitesi gucumuzsizsiniz.com da bu uygulamalardan biri.

Akademi'de Geçen Ay
A2 Ligi Final Grubu'nda beş maçlık galibiyet serisi yakalayan Galatasaray, geçen yıl olduğu gibi bu yıl da şampiyonluğa yürüyor.

Maç Günü
Galatasaray’ın Nisan ayı içerisinde oynadığı karşılaşmalar; maçların değerlendirmeleri ve hikâyeleri, fotoğraflarla Galatasaray Dergisi’nde.

İstatistik
İstatistik sayfamız, Galatasaraylı oyuncuları bir de rakamlarla değerlendirmeyi mümkün kılıyor.

Basketbol Maçları
Kadın ve erkek basketbol takımlarımızın bu ayki maçlarını mercek altına alıyoruz. Fenerbahçe Ülker ve Beşiktaş Milangaz zaferleri ve kadın basketbolunda sona eren sezondan geriye kalanla bu sayımızda.

Haberler
Geçtiğimiz ay sarı kırmızıya dair olanlar…

Müzeden Objeler
Galatasaray’ın başarılarına ve tarihine ışık tutan eserler artık her sayımızda okurlarımızla buluşuyor.

Tarihten Sayfalar
Nostalji güzeldir. Hele ki Galatasaray gibi bir tarihiniz varsa. Eski gazete kupürleriyle, zaten hiç akıllardan çıkmayan anılarımızı yâd ediyoruz.

Fotoğraflarla Geçen Ay
Galatasaray Dergisi’nin beğeniyle takip edilen köşesinde bir önceki aya ait en özel fotoğraflarını bulabilirsiniz…

Yakın Plan
Arşivlik fotoğraflarla günümüzden ve tarihimizden görsel anlar.

NBA
Bu ay Memphis Grizzlies'in ilgi çekici öyküsüyle karşınızdayız.

Kültür & Sanat
Sinema, tiyatro ve edebiyat… Tavsiyelerimiz, Galatasaray Dergisi’nin 110. sayısında.

Aslan Parçası
Aslan parçalarına sarı kırmızı sayfalar. Haydi bakalım çocuklar, bu sayfalar da sizler için… Galatasaray Dergisi'nin 110. sayısında dünyaya çocukların gözünden bakmaya devam ediyoruz ve yine sarı kırmızı gözlüklerle.

Okur Mektupları
Sizlerden gelen öneriler, tavsiyeler, sorular…

Efsane 11’im
Köşemizin bu ayki konuğu, efsane kaptanlarımızdan Cüneyt Tanman…

TOPÇU HUNTELAAR



















29 gol ve Bundesliga tarihinde gol kralı olan ilk Hollandalı oyuncu olma ödülü. Hollanda'dan dışarı çıktığında iddialı olanı denedi Huntelaar. Ama gittiği kulüp yanlıştı. Real Madrid gibi 3 maç üstüste ortalama oynayacağınız bir yerde formsuz döneminde tutunması çok zordu. Van Nistelrooy'un Manchester United'a gidişi gibi değildi onunki. Başarısız Milan döneminden sonra, evine yakın Raul gibi bir adamla ortaklık kuracağı Schalke'yi seçti. 1975-76'da Schalke formasıyla 29 gol atan Klaus Fisher'ın rekoruna artık ortak. Ama daha önemlisi Bundesliga tarihinin en golcü yabancı futbolcusu oldu. 2 Brezilyalıu Ailton (2003-04) ve Grafite (2008-09) bu rekoru 28 golle paylaşıyordu. Huntelaar aynı zamanda 2005-06 sezonunda Ajax formasıyla tüm kupalarda 44 gol atmıştı. Bu sezon attığı 48 gol kişisel rekorunu da tarihe gömdü.

Bundesliga'da sayısız unvan kazanan Huntelaar ve İngiltere'y kasıp kavuran Robin van Persie. Bu 2 oyuncunun formu devam ederse Bert van Marwijk turnuvanın en iyi hücum gücüne sahip olacaktır.

5 Mayıs 2012 Cumartesi

BİRA GEÇİDİ vol.12: TSINGTAO & ASAHI




















Bir kaç ay önce bir suşi restoranındayım. Çin ve Japon restoranlarının genel felsefesi şudur. Ortalama 20 euroya   5 kez sipariş verme ve her siparişinizde de menüden "5 yemek" seçme hakkınız vardır. Başta "5 tane dişimin kovuğuna gitmez" diyen hemen her kişi daha 2. raundun sonunda düğmeyi çözer, göbeği masanın üstüne koyar. 4. raunda çıkanı henüz bu gözler görmedi. Sebebi de şudur. Porsiyonlar küçük değildir. Örneğin suşiler genelde porsiyon başına 2 ya da 4 parçadır. Et türlerinin porsiyonları daha büyüktür. Uzakdoğulu kardeşlerimiz bunu bildiğinden, açgözlü Avrupalıların nefsini ve cüzdanındaki paranın saçılmasını engellemek için şu kuralı koymuşlardır. "Eğer sipariş verip tabakta bıraktığınız bir şey olursa, onu ödersiniz". Yani "ben bunu yiyemiycem hayatım" diye bir şey yok. Anne deyimiyle "o tabak bitmeden kalkma yok". Bu yüzdendir ki grupla gidilen suşi restoranlarında yemekten erken kalkıp tabağında bırakanlar arkadan çok küfür yemiştir çünkü kalanları bitirme işi masadakilere yıkılır.

Neyse ne diyordum, bir kaç ay önce böyle bir restorandayım. Kapanma saatine yarım saat kala geldiğinizde bütün suşileri yarı fiyatına alabileceğiniz (onun da felsefesi aynı, dükkanda artık bırakmamak) bir restoran. Hazır gitmişken 1 de bira içeyim dedim. Eleman dolaptan "Asahi"yi aldı. Açar açmaz köpüren bira tezgaha yayıldı. Bizimki özür dileyip, 1 tane daha aldı. Hop o da köpürdü. İlyas Salman'ın karpuz kesmesi gibi, artık eleman köpürmeyen birayı bulana kadar 4 tane bira açtı hepsinde de "aha bu da kabak, allah senin belanı vere karpuzcu" der gibi suratıma bakıyor. En sonunda tezgahtan diğer çekik gözlü kızımız, "ne beklersin Japon birası" diye bir anda Çin Ülkü Ocakları'ndan kopup geldi. İşte o an anladım ki dostlar bu 2 ülke arasında birada da bir rekabet var.

Asahi Japon pazarının liderlerinden. % 40'lık bir pazar payı var. Bizim Çinli kardeş açamadı ama tadı güzel biradır samuraylar bozulmasın. Osaka'da 1889 yılında kurulan ve 1. Dünya Savaşı'nda Almanların çaıştığı bir bira fabrikası ki zannedersem bira bugün bir şeye benziyorsa Almanlarn parmağının olduğundan şüpheliyim. Lager, stout, black lager gibi türevleri var ama en bilinenleri % 5'lik oranı ile lager olanı elbet. Tsingtao ile aralarnda bir de evlilik oldu. Grup, 2009'da Tsingtao biralarının % 19,9 hissesini 667 milyon dolara aldı ve Tsingtao Bira Grubu'ndan sonra en büyük 2. hissedar oldu. Asahi'nin Tokyo'daki genel merkezinin tasarımı modern mimarinin en güzel örneklerinden birisi. Aşağıda ön kısımda tepesinde alev sembolize edilmiş bina onlara ait.

























Gelelim Tsingtao'ya. Made in China gördüğünüz her şeyden kaçmayacaksınız onun kanıtıdır ve bana göre Asahi'den daha güzel bir tadı vardır. Evet yine Almanlar bu ülkenin bira geçmişine de karışmıştır ve hatta 1903'te bira fabrikasını Almanlar kurmuştur. Bugün pazar payının % 15'ine sahip. Son derece hafif, yemeklerle beraber içebileceğiniz, bir muhabbet birası Tsingtao.Pilsner türünde % 4,7 alkol oranıyla da zaten kendisini belli ediyor. Firmanın ürettiği dark biranın alkol yüzdesi bile % 5,2 anlayın durumu. Hatta firmanın yeşil birası da var ve yeşil çay hesabı sağlığa iyi geldiği söyleniyor. Ben sadece pilsner olanı denediğim için bu konuda pek bir bilgim yok.Hoş bir not, Blade Runner filminde Deckard, Zhora'yı (yılansever striptizci) öldürdükten sonra bir tezgaha gidip bu birayı içiyor. İkisi arasnda bir karşılaştırma yapmam gerekirse bu sefer Çin malı Japon malını geride bırakmış derim. Herhangi bir Uzakdoğu restoranında en azından ikisinden birini, bazen her ikisini de bulmak mümkün.


Asahi
Alkol oranı: % 5
Tür: Lager
Uyruk: Japonya
Standart Ambalaj: Şişe (33 cl), Kutu (33 cl, 50 cl)
FD'nin Notu: 3,5/5

Tsingtao
Alkol oranı: % 4,7
Tür: Pilsner
Uyruk: Çin
Standart Ambalaj: Şişe (33 cl), Kutu (33 cl, 50 cl)
FD'nin Notu: 3,9/5


Bira Geçidi

BONSERVİSİ ELİNDE 10 TRANSFER HEDEFİ

03.05.2012 tarihinde BirGün gazetesinde yayımlanmıştır. Her ne kadar Şenol Güneş, Süper Final öncesi yapılan programda Bosman Kanunu’nun futbola çok zarar verdiğini söylese de Selçuk İnan, Engin Baytar ve Ceyhun Gülselam’ı kaybetmiş olmanın bu sözlerde büyük etkisi vardı. Dolayısıyla geçen sezon takımının iskeletini kaybetmiş bir adamın tepkisini anlayabiliyoruz. Ama bonservisi olmayan bir futbolcuyu transfer etme süreci, kulüple yapılan pazarlığı tamamen ortadan kaldırdığından hem futbolcuların kendisine hem de alıcı kulüplere yıllardır büyük bir yarar sağlıyor. Üstelik bu kanun, kontratı 1 sezon sonra bitecek oyuncular için hem alıcı hem de bonservis sahibi kulüplerin erkenden harekete geçmelerine ve oyunculara kendilerini güvende hissedecek kontratları önermelerine ön ayak oluyor. Ancak en önemlisi bu oyuncuların 6 ay önceden geleceklerinin belirlendiğinden sezon planlarının buna göre yapılabileceği. Örneğin bonservisi elinde olan iyi bir forvetle izleyen sezon için anlaşan bir kulüp, elinde bulunan ve bonservis ücreti kulübe yüklü para getirebilecek bir forveti elden çıkarma planları yapabiliyor. Galatasaray’ın son yıllarda Türkiye’ye getirdiği en iyi yabancılardan olan Johan Elmander’in kulübe kazandırdıkları, “bedava” transferlerin önemini ortaya koyuyor. Üstelik bu transferlerden beklenen performansın alınamaması halinde de elde edilen zarar ödenen yüksek bonservis bedeleriyle karşılaştırıldığında oldukça az. Tabii bütün bu özelliklerinin yanında sadece bonservisleri elinde olduğu için kadroları birer oyuncu çöplüğüne de döndürmemek lazım. Bu sezon sonunda Avrupa’da talipleri oldukça fazla olacak, kontratları biten ve henüz kulüpleriyle anlaşmamış oyunculara biz göz atalım.

1- Hugo Rodallega (Wigan Athletic): Takımının 4 sezondur lige tutunmasında Roberto Martinez kadar onun da payı büyük. Henüz 26 yaşında Premier Lig ayarında bir golcü olarak yazın en çok konuşulan isimlerinden olacak. Wigan’dan ayrılacağını çoktan açıkladı. Everton, Arsenal ve PSG onun için sırada. Kim kadrosuna katarsa ekonomik açıdan büyük bir iş yapmış olacak.

2- Dimitar Berbatov (Manchester United): Wayne Rooney, Hernandez ve Danny Welbeck’in arkasında dördüncü tercih durumuna düşüşü sebebiyle sezon sonu ayrılacağı çok önceden konuşulmaya başlandı. Sir Alex onu 1 sezon daha tutmak istiyor ama 31 yaşındaki oyuncu yeni sezonda büyük ihtimalle yeni takımında forma giyecek.

3- Didier Drogba (Chelsea): Söylenecek pek bir şey yok. Aslında sezonu bu safhasında takımı için bu kadar önemli olacağı düşünülmüyordu. Ancak 50 milyon pound ödenen Torres’in hali 34 yaşındaki oyuncuyu yine takımın en büyük hücum silahı haline getirdi. Şampiyonlar Ligi finali oynayacağı bir sezonun sonunda elinde bonservisi ile muhtemelen teklif rekoru kıracak.

4- Ricardo Montolivo (Fiorentina): İtalya ulusal takımında oynayan bir orta saha oyuncusu ve bonservisi elinde. Floransa’da yeni kontrat imzalamayı reddetti. Arsenal, Milan ve Juventus’un onunla ilgilendiği dedikoduları şimdilik yalanlandı. 27 yaşında ve bonservis değeri 13 milyon avro civarındaydı.

5- Solomon Kalou (Chelsea): O kulübe yeni kontrat imzalamayı önerdi ve Chelsea de bunun üzerine düşünüyor ama bu süre zarfında Arsenal ve Milan aklını çelebilir. 26 yaşındaki oyuncu kulüp bulmakta zorlanmayacak oyuncular arasında ve gideceği takımın hücum gücüne büyük bir katkı yapacak.

6- Sotiris Ninis (Panathinaikos): Yunanistan’ın “Messi”si. Yaş 22, yetenek had safhada. Atina’da bu kadar uzun kalması bile sürprizdi. Kulüpler onun için uzun bir kuyruk oluşturacak. Euro 2012’de gözler üzerinde.


7- Clarence Seedorf (Milan): Evet yaş 36, ama bu adamın adı Seedorf ve Serie A şampiyonluğuna oynayan Milan’ın orta sahasındaki en önemli adamlarından. Brezilya’ya gideceği konuşuluyor. Bizim topraklara getirirse Fenerbahçe getirir.

8- Mladen Petric (Hamburg): Takımdan ayrılacağını önceden açıklayanlardan. 31 yaşındaki Hırvat 5 yıllık bir Bundesliga golcüsü. Premier Lig’de orta karar bir takım ya da Bundesliga’da kalış onun için olası alternatifler. Euro 2012 kendini göstermesi için fırsat.

9- Tranquillo Barnetta (Bayer Leverkusen): Ağustosta geçirdiği menisküs ameliyatından sonra ancak mart ayında sahalara döndü. İtalya veya İngiltere’de futbol hayatını sürdürecek. Milan ve Newcastle resmi tekliflerini yaptılar. 27 yaşında.

10- Arouna Kone (Sevilla): Geçen sezon Sevilla’da 1 maça çıktı. Bu sezon emekliler ordusu Levante’ye kiralandı. 17 lig golü var, Levante Şampiyonlar Ligi vizesi kovalıyor ve 29 yaşındaki Fildişili serbest kalıyor. Bundan daha güzel bir transfer fırsatı olamaz.

3 Mayıs 2012 Perşembe

XXX 31


























Ajax dün gece kulüp tarihindeki 31. şampiyonluğu kazandı. Kendi evlerinde VVV Venlo'yu 2-0 mağlup ettiler. Geçtiğimiz yıl ligin son maçında lider Twente'yi konuk etmişler ve 3-1 kazanmışlardı. O maçta 2 gol atan Siem de Jong dünkü maçta da 2 golü atan isimdi. Yani son 2 sezon şampiyonluğun ilan edildiği maçlarda atılan toplam 5 golün 4'ünde onun ismi var. Ajax 2000 yılından beri 4. şampiyonluğunu kazanmış oldu aynı zamanda PSV bu dönemde 7 kez şampiyon olurken AZ ve Twente de 1'er şampiyonluk kazandılar. Ajax son 13 maçta 13 galibiyet aldı. Bu mükemmel bir seri. Frank de Boer bu kez başından sonra Ajax kulübesinde oturduğu bir sezonu şampiyon bitirdi. Geçtiğimiz sezon görevi sezonun yarısında Martin Jol'dan almıştı.

Ajax'ın şampiyonluğunda önemli pay sahibi isimler. Sezon boyunca "haşarı çocuk" Theo Janssen ile takım içi liderliğinde çekişen ve sounda hem performansı hem de ağırlığıyla İngiliz kulüplerinin transfer listelerine giren kaptan Jan Vertonghen. Sezonun ilk yarısında, sol bekten, sağ beke, sağ açığa kadar her yerde kullanılan ama orta sahada Janssen ve Enoh ile süpürücü görevine geötiğinden beri 13 maçın üstüste kazanılmasında önemli rol oynayan Vurnon Anita ve tabii ki Ajax forvetinin hr başı sıkıştığında ortaya çıkan, yukarıda da bahsettiğimiz sahte 10 numaralardan Siem de Jong. Stekelenburg'un gidişi sonrası bir çok maçta iyi performans sergileyen Kenneth Vermeer'i de unutmamak lazım.



















Ajax sezona aslında çok kötü başladı. Defansif kurgudaki büyük gedikler takımın 12. hafta sonunda (Utrecht'ten Galgenwaard'da 5 gol yedikleri haftanın sonrasında), lider AZ'in 12 puan gerisine düşmüşlerdi. Ama daha ötesi yedikleri 20 gol onu ligin en çok  gol yiyen 6. takımı yapıyordu. Aynı dönemde lider AZ 9 gol yemişti. 5. sıradaki yerlerini daha yukarıya taşıyacakları yönünde bir umut da yoktu ortada. 12. haftada puan durumu aşağıdaki gibiydi.


























Kış arası ve bu dönemde Feyenoord ve Utrecht'ten alınan 2 mağlubiyet takımı 20 maç sonunda halen şampiyonluktan uzak tutuyordu. Takım 6.'ydı ve AZ ile puan farkı 8'di. Defans hattındaki problem de çözülmüş gibi değildi. 12. haftadan sonra oynanan 8 maçta 10 gol yemişler ve kalelerinde toplam 30 gol görmüşlerdi. Kış döneminde AZ bir ara 4 maç üstüste kazanamadı ve ancak 1 puan alabildi. Steve McClaren'i tekrar göreve getiren Twente ve PSV bu şansı iyi değerlendirdi ve puan farkını kapattı. 20 maç sonundaki tablo şöyleydi.

























Ancak o haftadan sonra Ajax'a sihirli bir değnek değdi. Takım 11 şubatta Breda'dan 2-0'lık galibiyetle döndü. O günden sonra da çıktıkları her maçta sahadan galibiyetle ayrıldılar. Üstüste gelen 8 galibiyet onları liderliğe oturttu. Evet ilk 6 takımın arasındaki puan farkı çok azdı ve şampiyonluk düğümünün son haftaya kadar çözülmeyeceği düşünülüyordu ama Amsterdam takımının korkunç formu onların son düzlükte fark yapmalarını sağladı. Ajax ligin son 13 maçında 41 gol atıp sadece 5 gol yedi. Bu performansla işi bitirdiler. Bu koşuda şampiyonluk yolundaki rakiplerinden PSV, Heerenveen ve Twente'yi mağlup etmeleri de önemli bir faktördü elbet.

3 oyuncu sezon boyunca Ajax'ta 33 maçın tümünde forma giydi. Kaleci Kennet Vermeer, "ne iş olsa yaparım abi" modundaki Vurnon Anita ve Premier Lig kulüplerini peşinde koşturan Danimarkalı genç yetenek Christian Eriksen. Siem de Jong Venlo'ya attığı gollerle gol sayısını 13'e çıkardı ve bu sezon takımın en golcü oyuncusu oldu. Onu Sulejmani 11 golle izliyor. 18 farklı oyuncu golle buluştu takımda. Christian Eriksen 15 asistle takımın lideri ve Eredivisie sıralamasında da 20 asist yapan Heerenveen'li Luciano Narsingh'in arkasında. Onu 7'şer asistle Siem de Jong ve Theo Janssen izliyor. Eriksen geçen sezon da 9 asistle bu dalda takım lideriydi. De Boer 27 farklı oyuncu kullandı şampiyonluk yolunda.



















Ajax'ın bu sezon attığı 90 golün 71'i ceza sahası içinden atıldı. Bunların 22'si kale sahası içindendi. 17 gol de ceza sahası dışından atılan şutlarla geldi.

MESSI'NIN 68 GOL RAPORU





























-Messi'nin Malaga macinda attigi 3 gol onu sezonda 68 gole ulastirdi. Boylece Gerd 'Der Bomber'Muller'e ait olan 67 golluk Avrupa rekorunu da tarihe gommus oldu.

-Messi Malaga macinda bu sezonki 9. hat-trickini yapti. Bu performansin 7'si La Liga'da 2'si Sampiyonlar Ligi'nde.

-Tum kariyeri baz alindiginda Messi'nin 3 gol attigi 19 mac var. 13 La Liga, 2 Copa del Rey, 3 Sampiyonlar Ligi ve 1 de Ispanya Super Kupasi.

-Messi'nin bu sezon attigi 68 golun kupalara dagilimi ise soyle. 46 La Liga, 2 Copa del Rey, 14 Sampiyonlar Ligi, 3 Ispanya Kupasi, 3 Ispanya Super Kupasi, 1 Avrupa Super Kupasi ve 2 de Dunya Kulupler Sampiyonasi.

-Messi'nin 68 golunun 58'i sol ayakla atildi. 3 golu kafayla, 7 golu de sag ayakla.

-Messi Camp Nou'daki 26 macta 42 gol atarken deplasmandaki 31 macta 26 gol kaydetti.

-Messi'nin 48 golunun 12'si macin perdesini acan goller. 11 golu 0-0 disindaki beraberliklerde takimini one gecirirken 3 golu takimina beraberligi getiren goller oldu. 16 golu farki 2'ye, 26 golu de farki 3'e cikaran goller.

-Barcelona'nin hazirlik maclarinda attigi 2 ve Arjantin milli takiminda attigi 5 golu de eklersek futbol sahasina ciktigi maclarda 75 golun (!) altina imza atti Messi.

-Pep Guardiola yonetiminde  ciktigi 137 macta 137 golu var.

-Barcelona formasiyla ciktigi 326 macta 248 gol onun hanesine yazildi.



2 Mayıs 2012 Çarşamba

EVLADİYELİK ALBÜMLER-2:THE WHO-QUADROPHENIA
























Konsept albümlere karşı bir zaafım vardır itiraf edeyim. Kafadan gözümde maça 1-0 önde başlarlar. Yarın bir gün Gökmen Özdenak "Hamamcı Teyze" adında bir konsept albüm yapsa gidip dinleyebilirim o derece. Şimdi bakın dostlar bir kere bu konsept albümlerin şöyle bir zorluğu vardır. Önce bir hikaye bulacaksın, sonra onu şarkı sözlerine dökeceksin, sonra onu uygun şekilde besteleyeceksin, sonra da hikayenin gidişine uygun bir atmosfer tutturacaksın. Bütün bunları yapıp bir de bunu başarılı şekilde yapan adamın önünde eğilmek gerekir. Konsept albümleri tema albümlerle karıştırmamak gerekir. Iron Maiden'ın "A Matter of Life and Death"i savaş temalı, Şebnem Ferah'ın "Benim Adım Orman" albümü doğa temalı albümlerdir. Ama hikaye anlatmak başkadır. Ayreon'un Human Equation albümü böyle bir efsanedir mesela. Albüm trafik kazası geçirmiş bir adamın komada iken geçmişini gözden geçirmesini anlatır. Bu girişten sonra itiraf etmek gerekir ki The Who'nun Quadrophenia isimli, albüm değil rock opera demek lazım, eseri konsept albüm tarihinin (abartmadığımı rahatlıkla söyleyebilirim) en iyi 5 albümünden birisidir.


1979 tarihli, bu albümden 6 yıl sonra Franc Roddam'ın çektiği film eli yüzü düzgün bir filmdir ama bana göre bu albümü kulağa takım 82 dakika süren bir yolculukta görüntüleri kendi kafanızda hayal etmek daha yerinde bir seçimdir. Grubun efsane gitaristi Pete Townshend 2000'li yıllarda Quadrophenia için "bugüne kadar yazdığım en iyi şarkılar bu albümdedir" demiştir. Albümde ergenlik bunalımında bulunan bir gencin 1960'lar ve 70'ler İngilteresinde yaşadığı sosyo-psikolojik sorunlar anlatılır. Bir çok kişiye göre aslında Townshend bu albümde The Who'nun 4 üyesi Roger Daltrey, John Entwistle, Keith Moon ve kendisinin o yıllarda yaşadıklarını anlatmıştır. Örneğin efsane şarkı Love, Reign o'er me Townshend'in kendi duygularını yansıtan bir şarkıdır. Hikayenin kahramanı çıktığı uzun yolculuğun sonunda, söz konusu şarkı ile kendi benliğiyle buluşmaktadır. Aslında açıklaması dinlemesinden daha zor olan bir albümdür Quadrophenia çünkü her dinleyişte tekrar tekrar keşfedebileceğiniz bu albümün 2011'de piyasaya sürülen deluxe versiyonunu edinmenizi öneriyoruz.

Benim albümdeki favorim kahramanın uyuşturucu pençesinde kişilik bölünmesinden muzdarip olduğu Dr. Jimmy şarkısıdır. Rock tarihinin en acaip sözlerinden bir grubu aynı zamanda bu şarkıda yer alır.


What is it? I'll take it.
Who is she? I'll rape it.
Got a bet there? I'll meet it.
Getting High? You can't beat it.

Doctor Jimmy and mister Jim
When I'm pilled you don't notice him,
He only comes out when I drink my gin.

You say she's a virgin.
I'm gonna be the first in.
Her fellah's gonna kill me?
Oh fucking will he.
I'm seeing double
But don't miss me if you can.
There's gonna be trouble
When she choses her man

Quadrophenia'yı hala dinlememiş rock dinleyicisi varsa, gelsin yüzünü şu tokata vursun.

Evladiyelik Albümler



FLYING DUTCHMAN'IN SEYİR DEFTERİ-62




















Yunan futbolunun "General" lakaplı futbolcusu Mimis Domazos, tam 21 yıl Yunan Ligi'nde top koşturmuştur ve lig tarihinin en uzun süre forma giyen oyuncusudur. Domazos 1978-79 sezonunda, 36 yaşında, o zamanki teknik direktörle yaşadığı anlaşmazlıklar sebebi ile transfer olduğu AEK'yı bir kenara bırakırsak kariyerinin tamamını Panathinaikos formasıyla geçirmiş, 15 yıl boyunca takımın kaptanlığını yapmıştır. Toplamda tam 536 lig maçına çıkan Domazos'un bu rekoru halen kırılamamıştır. 9 lig şampiyonluğu yaşayan ve 1971'de PAO ile Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası'nda final oynamış Domazos, kaderin bir cilvesi ki aslen Olympiakos taraftarıdır.

Seyir Defteri