21 Mayıs 2009 Perşembe

İSTANBUL FİNALİ NOTLARI



Haftalardır Mayıs ayını methedip duruyorduk. Finalin Kadıköy'de oynanacağı belli olduktan sonra, dua etmekten başka çaremiz kalmamıştı. Pekçokları gibi bizim gönlümüz de bir İngiliz'in gelmesinden yanaydı. Hele karşısına şöyle Fransa'nın haşin çocuklarından biri çıksa, her şey daha güzel olacaktı. Olmadı, olamadı. Olabilecek en fena iki takım final oynadı sanırım. Adamlar sevinmedi yahu, kafayı yiyecektim.

Dün öğleden sonra izin alıp gittik Kadıköy'e. Fotoğrafları da çekip Fırat'a yolladım, canlı yayın yapalım diye. Ama iPhone'un azizliğine uğradık, maçın ilk yarısında pili bitti telefonun. Gün içinde başımıza gelenleri kısaca özetleyelim en iyisi.

* Öğlen 3 gibi geçtik karşıya arabayla. Yollar açık. Arabayı da klasik park yerine koydu Hasan. Ziverbey'de sokak arası. İlk hedef Kadıköy iskele. Oraya doğru giderken ekibi yavaş yavaş kalabalıklaştırıyoruz. Taraftar alanı deniz otobüsü iskelesinin yanındaki burunda kurulmuş. Güzel bir seçim, ama İstanbul'a hakim serin hava, bu bölgede etkisini daha fazla hissettiriyor. Sıkı rüzgar var üç yanı denizlerle çevrili taraftar alanında, üşümemek elde değil. Zaten içerisi de bomboş. Werder Bremenli taraftarlara ayrılmış burası. Ama onları ara ki bulasın. İçeride fiyatlar da el yakıyor. Bildiğimiz döner sandviç 8 avro. Dışarda 3 lira anasını satayım. Bira 5 avro, dışarda ikibuçuk lira. Eh tabi gelmez adamlar içeriye!

* Karnımız aç, ekspres köftede doyuruyoruz mideyi. Sonra da Moda tarafına doğru yollanıyoruz. Kadro yine genişledi tabi. Ankara'dan aramıza katılan Ufuk'la beraber bira saatlerini de açıyoruz. Yanınızda Cem gibi alkolik bir adam olunca durmak da bilmiyorsunuz haliyle. Rota Moda sahilinden Yoğurtçu parkı ve stat etrafı. Maç atkıları çeşit çeşit yapılmış ve satıcıların ellerinde. Fiyatlar 10-15 TL arasında. Bunun yanında yine çakma maç t-shirtleri, flamaları da satılıyor. Official Merchandising de fiyatlar konusunda acımasız. T-shirt 35 TL, şapka 20 TL. Maç dergisi ise 15 TL'ye satılıyor. Dergiyi alıyoruz, yapacak bir şey yok.

* Stat etrafı saat 5 sularında yoğun. Ağırlıklı olarak Shakhtarlıları görüyoruz. Cinsiyet bakımından ise erkek egemenliği var ortalıkta. Ufaktan Kalamış'taki taraftar alanına doğru yol alıyoruz. Nazlı'nın önü biraz kalabalık, ama burada olanların çoğu, varsayılan olarak buraya gelen Fenerliler. Maç öncesi başka yerde içilir mi? Kalamış'taki taraftar alanı ise yine bomboş. Tek tük Shakhtarlılar'dan birisi yanımıza yaklaşıyor. Hasan'ın arabasından inerken bagajdaki Fenerbahçe atkılarından birini takmışım boynuma. Eleman da onun peşinde. Shakhtar atkısını gösterip "Change?" diye soruyor. "Change, koçum" deyip veriyorum atkıyı değişiyoruz. Yalnız benim verdiğim atkı sıfır, onunki ise leş gibi kokuyor. Boyna takamıyoruz, elde geçiriyor atkı bütün geceyi.

* Geri dönüyoruz oradan da. Nazlı civarlarında mesken tutmuş birkaç Shakhtarlı'nın yanındayız. Amcaların kafa bi dünya. Önce bir Fenerbahçeli'nin eşofman üstüne yapıştığı sırada farkediyoruz onları. Üstündeki Shakhtar formasını değiştirecek adam arıyor. O kurtulduktan sonra, adam bizim Cem'e yapışıyor. Cem'in üstünde 100. yıl forması ama ne forma. Bizim meşhur bir efsaneleri yakalama hadisemizden kalan imzalı forma. Cemiller, Alpaslanlar, Rıdvanlar.. Adam yapıştı Cem'in formaya bırakmıyor. Ben de fotoğrafını çekiyorum. Meğersem o sırada adam baya hırpalamış çocuğu. Neyse ki Ufuk kurtarıyor da kaçıyoruz. Cem'in ağzına sakız oluyoruz bütün gece.

* Gakgoş çiğköftecinin köşeye konuşlanıyoruz. Trafik hareketli. Maç saati yaklaştıkça gelen giden artıyor. Yine başka bir hikayelik gönderme yapalım. Ufuk'a Euro2008'de çok fena kazık atmışız. Nerde bir ünlü görsek vermişiz eline fotoğraf makinesini geçmişiz Ahmet'le kadraja! Bu da hırs yaptı aylardır. İsviçre'den döndük, adamın elindeki tek fotoğraf Amigo Birol'la! O yüzden dün fazla hareketli. Feyyaz Uçar geçiyor yakınlardan, beni tutup bağırıyor arkasından: "Feyyaz abi, Feyyaz abi", geçiyorlar çekiyorum fotoğraflarını. Gece boyunca, Ali Kırca, Ersin Korkut, Paşalı Birol karşılaşmalarında sahne tekrarlanıyor. Hırsını alamıyor, bulduğu Shakharlılar'a da sarılıp fotoğraf çektiriyor.

* Beklerken en güzel an gelip geçen tanıdıkları görmek. Futbolu sevenlerle buluşabileceğiniz güzel bir noktadasınız çünkü. Gerçi bazıları karaborsa yaparız diye stok yapan adamlar. Bunlardan bir tanesi elindeki bileti satamayınca bizim eski asker Ahmet'e alıyoruz biletin birini epey ucuza. Onu da katıyoruz maç kadrosuna.

* Artık içeri geçme zamanı. Girişi maraton tarafından sanıyoruz ama maalesef değil, o yüzden gittiğimiz yolu geri gelip Numaralı tribün altındaki kapıdan içeriye giriyoruz. Biz giriyoruz 15 dakika sonra maç başlıyor zaten. Yerimiz iyi, ikinci sıradayız. Ama tribünler hıncahınç dolu değil maalesef. Bremenliler tam karşımızda, klasik Alman seyircisi. Hazırlıklı gelmişler ve iyi şov yapıyorlar. Maç boyu sağı solu seyrediyoruz biz de zaten. Maçı Fırat da anlatmış sabahki yazıda. Olağanüstü bir oyun yok sahada ama dengeli bir maç var. Shakhtar derli toplu, Bremen eksikleri arıyor gibi. Türk taraftarlar arada sıkılıyor, geyiğe dalıyorlar. Dağ başını duman almış giriyor, bir köşede her zaman her yerde en büyükçüler, bir tarafta üçlü çekenler. E ama bunda Shakhtar'lıların da payı var. Adamlar bağırmıyorlar. Gol oluyor sanki iddiasız maçta sıradan gol atmış gibiler. Maç sonrası da devam ediyor bu durum. Adamlar kupayı aldı, sevinen yok. Bitse de gitsek modunda kupa töreni izliyorlar. Sanki 3. lige yükselme maçını kazanmışlar. Kaldı ki o maçı kazanan takım taraftarı bile daha çok sevinir eminim. Gören de her hafta avrupa kupası kazanıyorlar sanır.

* Hakikaten ne bir ağlayan var, ne bir "nası koyduk ulaaan, i.ne kiev" diyen. Memleketin soğuğu içlerini de dondurmuş adamların. Dışarıda da durum aynı. Efendi gibi yollarda yürüyorlar. Hiç bir coşkunluk taşkınlık yok. İki tanesini çevirip "birader ne ayaksınız manyak mısınız" diyesimiz geliyor, ama ingilizce de bilmiyorlar ki!

* Çıkışta protokol tribünün önüne doğru yürüyoruz. Etraf kalabalık, millet bekleşiyor. Ufuk tribünde maç atkısını, bir Shakhtarlıyla değiştirmiş, ikimizde de Shakhtar atkısı. Tipi de zaten Rus'a benziyor, Türkçe anlamaz edayla dalıyoruz içeriye. Kimse bir şey de demiyor zaten. Merdivenlerden yukarı çıkıyoruz, şeref tribününün içindeyiz. Biraz önce kupa verilen koridordan geçiyoruz. Koltukların üstünde isimleri yazılı yetkililerin. Sonra Ufuk saha içine dalıp, güvenliği oyalıyor, ben de soyunma odalarına giren tüneli zorluyorum. Ama karşıma çıkan amca "ne arıyorsun burada" diye soruyor. Ben "Exit" falan deyip anlamaz havaya bürünüyorum. Yok burdan exit deyip gönderiyor beni, ben de kaçıyorum zaten.

* Sonra Shakhtar tünelinden çıkıp Bremen tarafını zorluyoruz. Bu kez aşağıda soyunma odalarına açılan kapının önündeyiz. Önce Shakhtar eşofmanlarıyla Fernandinho geliyor, yanında sağlık ekibi. Dudağını tutuyor Fernandinho. El kol işaretiyle "Are you ok" falan yapıyoruz buna. Her şeyin yolunda olduğunu işaret ediyor, asansöre binip gidiyorlar. Aynı asansörden inenler bu kez Thomas Schaaf ve ekibi. Basın toplantısından dönüyorlar yüksek ihtimalle. Gidip omzuna dokunuyorum Schaaf'ın "Photo" diye. Ters ters bakıp "no no" deyip gidiyor. Zaten simsiyah giyinmiş, insan final maçına gelirken cenazeye gelmiş gibi giyinir mi?

* Aynı kapıdan bu kez UEFA kupası çıkıyor, güvenlik görevlilerinin elinde, bizde "N'oluyoruz lan" bakışları. Arkasından da Lucescu geliyor. Etrafında bir sürü güvenlik. Biz hala şaşkınız. Sonra güvenliğin biri bizi farkediyor ve atıyor bizi dışarı. Çok yaklaşmıştık lan kupayı çalmaya!

* Sonra dışarıdan biraz hatıra topluyoruz. UEFA Final brandası falan sarıyoruz koltuk altına. Ufuk'un elinde de bir tane F Block girişi tabelası. İskeleye inip yemek falan yiyoruz. Yanımıza Shakhtarlılar geliyor, oturuyor. Alabildiğine ayılar. Ersin Korkut da yanında bir hanımla aynı mekanda oturuyor o sırada. Mekan da, bu sayfalarda daha önce tanıttığımız Kilisli Fiko! Geğiriyor bir tanesi, Ersin'in yanındaki hanımdan yüzyılın geyiği: "Onlarda geğirmek ayıp değil yaaa, ondaan!" Ufuk'u zar zor koparıyoruz adamların yanından, evimize dönüyoruz.

Evet sonlandıralım. Netice olarak bir final daha oynandı Türkiye'de. Organizasyon olarak dört dörtlük iş çıkarıldı. Her şey yolundaydı, herhangi bir problem de yaşanmadı bildiğim kadarıyla. Bir daha ne zaman böyle bir maçı ülkemizde izleriz bilemiyorum, ama şunu biliyorum ki, hayatımın geri kalanında bu tip maçları kaçırmamak için para kazanmaya devam edeceğim. İlk hedef haftaya Roma. Taze müjde de Fifa'dan geldi. 2010 Güney Afrika'da ikinci tur bileti satmışlar bana sağolsunlar. Şimdi E grubu birincisinin Brezilya, F grubu ikincisinin Arjantin olmasına duacıyız.

Son olarak. Kupa törenini vermeyen Show TV, abi bu takımların maçlarına gidilir mi diye fırsatı varken bu maçı kaçıran sözde futbolseverler, sessiz Shakhtar taraftarları; siz fena yanlarıydınız gecenin. Kupa törenini sonuna kadar sessiz sakin izleyen Werder Bremenliler, gün boyu birbirleriyle gayet dostane geçinip, hiç tanımadığı bir rakip takım taraftarına şaka yapabilen Türk taraftarlar, organizasyon iyi geçsin diye ellerinden geleni yapan Türk halkı; bu önemli günün güzel yanlarıydınız!

by tunchay

6 yorum:

AcC dedi ki...

güzel yazı olmuş ellerine sağlık bazı yerlerde baya baya koptum

Cthulhu dedi ki...

Nefret ettim Show TV'den nefret. Bizim canlı yayınımız anca bu kadar olur zaten.

Herifler maçın en güzel yerini kestiler abicim ya. Sanki maçı sunan herifin kelime vurgulama ve tonlama özürlülüğü yetmiyomuş gibi. :)

Ghetto Ultras Tribune Group dedi ki...

Süper yazı
"Onlar osurunca da ayıp değilmiş abii" diğer geyiktir buda..

abeyle dedi ki...

bi fotograf cektirmeyen schaafa selamı çaksaydınız maçtan sonra kıyafeti maç sonu için giymiştir belki...

socratesla.blogspot.com

Frapppedaki dedi ki...

Kediye noldu??

varol döken dedi ki...

kedi panoların üstünden atlayıp kayboldu... ama ne atlayış wiese'nin yerine kalede olsa bremen almıştı belki maçı:)

@tunchay
uzun uzun yazıyorsun ya... ellerine sağlık:)

ben sadece ortalama taraftar profilini ekleyeyim:

shatkhar: 40/m/donetsk/göbekli/single

werder bremen: over 45/m-f/bıyıklı (bıyıklı kadın da gördüm orası karışmasın)/couple

arada gençler vardı ama ukrayna kızları masal çıktı:) bir de sürekli ağlayan bremenli bir abla vardı, harbi söyle tunchay maçtan önce sen kırdın değil mi kalbini, photo isteğine no çekerek...

schaaf almış intikamını soğuk soğuk, hiç boşuna sinirlenme!