28 Mart 2010 Pazar

9 AYLIK PREMATÜRE BİR TAKIM





















Adnan Polat'ın kazandığı Galatasaray olağan kongresi şu saatlerde yapılsa sonucu ne olurdu bilinmez açık söyleyeyim. Galatasaray'ın Mario Jardel transferinin olduğu 2000-01 sezonuyla beraber tarihinde en fazla paranın harcandığı sezonu büyük bir ihtimalle kupasız ve ileriye dönük olarak umutsuz kapatacak camia. Bunun dışavurumu elbette olur her ülkede. Burada da olacaktır. Önce maçla ilgili birkaç kelam etmek lazım.

Maçın daha 10. saniyesinde Mustafa Sarp'ın soldan topla girdiği bir pozisyon var. O pozisyonun gelişimi, Galatasaray'ın bugün neden dördüncü sırada olduğunun ve Rijkaard'ın neden 9 aydır Mehmet Topal-Mustafa Sarp-Elano üçlüsünden bir Iniesta-Xavi-Ronaldinho üçlüsü yaratmaktaki ısrarının yersiz olduğunun göstergesidir aslında. Pozisyonu gözlerinizin önüne getirin. Mustafa topla soldan fişek gibi girdi, yani top ona atılmadı, topu durarak almadı, önündeydi ve sürüyordu. Dolayısıyla vuruş seçimi tamamen ona aitti. Volkan'ın 2 metre önüne kadar girdi. Sarp orada golü atabilecek nitelikte bir oyuncu olduğunu hissetseydi emin olun ayağının üstü veya sağ ayağının dışıyla hafiften dibine doğru girer ve tavana asmaya çalışır ya da sol ayak dışıyla veya sağ ayak içiyle uzak köşeye bırakmaya çalışırdı (Tümer*'in 2005-06 sezonu 33. haftasında Galatasaray'a attığı goldeki gibi). Ama o topu içeriye çevirmeyi tercih etti ve Galatasaray'ın 90 dakikadaki en net pozisyonu olacak atak böylece heba oldu.

Fenerbahçe Emre'nin yokluğunu oldukça fazla hissetti maçın başında. Zira Alex Galatasaray'ın orta sahası tarafından iyi kitlenmişti ama orada farkında olmadan bir avantaj elde etmiş oldular. Zira Alex'i asimile etmek için neredeyse tüm takım sahanın orta bölümüne doğru kanalize olduğundan Wederson, Gökhan Gönül, Andre Santos gibi isimler rahat hareket alanı bulabildiler. Bu rahat hareket alanı bulmaları rakip sahada daha fazla görünmelerine neden oldu. İşte o anda Galatasaray'ın İstanbul'daki Atletico Madrid maçı ve ligdeki Ankaragücü maçının ikinci yarısındaki oyununun birebir benzerini gördük. Atletico Madrid bunu iyi kullanmış Galatasaray'a o bölümde 2 gol atmıştı. Ankaragücü doğru dürüst pas dengesi bile tutturamadığından yararlanamadı. Kalite olarak bu 2 takımın ortasında yer aldığını söyleyebileceğimiz Fenerbahçe ise, ileri ucundaki Guiza'nın artık istikrar kazanan formsuzluğu sebebiyle bir türlü topu forvetine atıp, kendisini rakip kaleye indirecek fırsatları bulamadı ama yine de rakip kalede daha fazla göründüler. Sarı kırmızılılar da kronik sorunlarına döndüler. Hücumda, defans hattıyla arasında hiçbir bağlantı olmayan 3 adam, defans hattındaki oyuncuların kendi aralarında yaptıkları yan paslar sonrası seçimsizlik sebebiyle daha maçın başında ileriye doğru atılan anlamsız uzun toplar. Bir takımın, maç boyunca yaptığı pasların % 50'si, taç çizgisi kenarında, çizgiye paralel olarak yapılmış paslarsa bu takım kendi alanını daraltıyor ve sıkıştırılmış bir oyun stiline mahkum oynuyor demektir. Galatasaray bunu 3 aydır sergiliyor. Üstelik büyük bir meziyet gibi gösterilen hücum hattındaki oyuncuların sık yer değiştirmesi de bunu daha da kötüleştiriyor. Keita, Arda, Jo, Santos gibi adamlar sürekli bir arayış ve gereksiz trafik içindeler. Bu yüzden de bulundukları mevkiyi düzenli tehdit edecek bir oyun karakteri oturtamıyorlar. Caner ve Sabri sürekli önlerindeki yüzün değiştiğini görüyorlar.

Fenerbahçe'de Alex'in bu kısır oyunda her şeye rağmen ısrarla sakinliğini koruması ve Galatasaray defansının boşluklarını kollaması önemli. Gökhan Gönül ve Lugano da Galatasaray'ın savruk hücum akınlarını önlemekte çok zorluk çekmediler. Hem de maçın sonlarına doğru Bilica'nın topu ayağında anlamsız şekilde uzun süre tuttuğu anlarda bile. Hücum varyasyonları bu derece zayıf olan bir takım için de sahada performansını vasatın üstünde tutan bir kaç oyuncu puan için yeterli oldu. Bu "puan"ı "puanlar"a çeviren de Selçuk'un tavşanı oldu. İlk yarıda çok kötüydü Selçuk, zira tüm Galatasaray orta sahası Alex'in başına çullanmışken, kendi sahasına çekilmişken ve hücum elemanları da birbirine 20 metre uzaklıkta seyreylerken biraz daha ileriye adım atıp aktif olabilirdi. O kötü Galatasaray'ın ateşleneceği golü önlemeyi tercih etti.

Rijkaard'la ilgili bu blogda o kadar uzun yazılara ve analizlere imza attık ki tekrarlamanın manası yok sanırım. Burada sorgulanması gereken bir dolu şey içinde dikkat çekilmesi gereken, daimi savrukluk, sezon başında ve devre arasında "Galatasaray hücum hattına bir dolu adam transfer etti ama savuması zayıf kaldı" denilen bir takımın hücum hattının bu derece sönük kalması yanında en iyi sezon transferinin Lucas Neill isimli savunma oyuncusu olması, oyun içindeki anlaşılmaz keyfilik ve belirsizlik (Caner Erkin'in geçtiğimiz haftaki kötü kornerleri sonrası Galatasaray'ın ilk yarım saatteki 3 kornerini sırasıyla Dos Santos, Keita ve Elano kullandılar, bu takımın çalışılmış bir duran top taktiğinin dahi varolmadığını gösteriyor) ve en önemlisi de Rijkaard'ın ısrarla kafasında bulunan optimum sisteme takımı oturtma ısrarı sebebiyle oyuncuların taktik bütünlüğü sağlamak bir yana bireysel anlamda da yeteneklerinden çok şey kaybetmeleri. Açık konuşalım, Galatasaray son derece kısır, yaratcılığın neredeyse hiç olmadığı, plansız bir oyunu oynuyor ve bunun adı "güzel futbol" değil emin olun.

Bu maçtan 24 saat önce Schalke 04 Bayer Leverkusen karşısındaydı. Felix Magath ile Frank Rijkaard'ın takımlarının başında bulundukları süre aynı. Bayern Munich'in yaptığı transferlerle ve kurduğu kadroyla karşılaştırıldığında ortalama kalan Schalke 04, Bundesliga'da zirveye oturdu. Gelecek hafta kendi evlerinde Bayern'i mağlup ederlerse ligin bitimine 5 hafta kala büyük bir avantaj yakalayacaklar. Geçtiğimiz sezonu sekizinci sırada bitirdi Schalke. Felix Magath denen adam bu takımı sadece 9 ayda Avrupa'nın 5 büyük liginden birinin tepesine oturttu. Cumartesi günü attıkları golleri izlemek lazım. Alman televizyonunun 3 boyutlu görüntülerle takımın sahada nasıl tek bir kütle halinde hareket ettiğini gösteren analizlerini keşke buraya taşıyabilsem. Takım oyunu anlamında değil sadece, yukarıda değindiğim bireysel anlamda da aşama kaydetti Schalke oyuncuları. Kevin Kuran'yi'nin "kariyerimin en iyi sezonunu geçiriyorum" lafı önemlidir. Bütün bunları 9 ay içinde yaptı Magath. Bunları niye anlatıyorum? Magath, Rijkaard'dan iyi hocadır demek için mi? Hayır hep tekrarladığımız şey için. Frank Rijkaard bir gün Galatasaray'ı çok iyi yerlere getirebilir. Ama bunun için takımın, kendi istediği seviyeye gelmesini beklerse Galatasaray o seviyeye gelene kadar çok şey kaybedebilir. Magath'ın bu sezon şampiyon olmasa bile Schalke'de değiştirdiği birçok şey var. Bunlar gözle görülüyor ve elle tutuluyor. Bu yüzden de Gelsenkirchen'deki insanlara 4 yıllık kontratı süresince umut sağlıyor. Biz de Rijkaard'dan umutluyuz tabii. Bu blogda defalarca istikrarın, teknik direktöre sabrın başarı için gerekli koşullar arasında olduğunu savunduk. Peki elimizde umut için ne var? Kenarda Rijkaard'ın Neeskens'le beraber oturması ve bu 2 adamın geçmişlerinde futbolcu olarak parıltılı, birisinin de teknik direktör olarak önemli işler başarması dışında...Yani geçmişleri dışında, bugün bize umut veren bir şey var mı? Ya peki orada da bir sorun varsa...Bu sorunun ciddi anlamda sorulması lazımdır.

Kapatırken ekleyelim. Alex'e atılan su şişesi için yorum yapmaya gerek yok sanırım, herkes aynı fikirde. Halka açık pet şişe sergisi yüzünden 5 maç sahasını kapatan bir takımın taraftarı hala sahaya hem de aynı takımla karşılaşırken su şişesi atıyorsa o adama takılacak en kibar sıfat "moron" olur. Ama benim lafım Keita'ya. Trabzon maçındaki tiyatrosunu bugün de devam ettirdi. Trabzon maçında sahaya su şişesi atan, en az yukarıda bahsettiğimiz adam kadar suçlu ve bugün Mehmet Topuz un yaptığı hareket de faul. Buna lafımız yok da, Keita'nın olayları kullanmasına hem de bunu herkesin farkettiği bir üçüncü sınıf açıkgözlülükle yapmasına gerek yok. Rivaldo'ya 2002 Dünya Kupası'ndaki tiyatrosu için lanet okuyanlar bu konuda da dürüst olmalı. Hakan Ünsal'ın Rivaldo'ya topu vurması hata mıydı? Hataydı elbet. Ama Rivaldo'nun bunu bir ortaoyununa döndürmesi daha kötü bir görüntüydü. Keita'nınki de aynı derecede oluyor ve sevimsiz duruyor. Özellikle yere düşerken yüzünün bir tarafını, düştükten sonra da diğer tarafını tutarak işin içine bir de Ben Affleck'ten beter oyunculuğu katınca.

*Sergen-Tümer düzeltmesi için yorumcu arkadaşlara teşekkürler...

26 yorum:

Adsız dedi ki...

çözüm nedir abi var mı çözüm yoksa bekleyeckmiyiz?

Flying Dutchman dedi ki...

bekleyeceğiz mecbur, yine bu takımı kurtaracak adam Rijkaard da, çözümü beklerken bulgur kalmayacak evde ondan korkuyorum

salamura dedi ki...

Defans yapan, deplasmanda uzun toplar çıkaran bir takım düşün. O takımın tek forveti de gelen her topu eziyor, durduramıyor kaptırıyor, defans oyuncularına kafa toplarında faul yapıyor, topu alsa da tekrar arkadaşlarına dönemiyor. Bu forvet kötü oynamıştır.

Bunun tam tersi bir forvet taktik içinde gayet başarılı oynamış demek olur.Guiza bugün iyiydi. Sahadaki taktik gereği yapabileceğinin maksimumu buydu. Ona doğru atılan hiç bir uzun topu ezmedi. Rakip defansa faul de yapmadı. Hatta biri gereksiz ofsayt, biri yine gereksiz elle oynama kararı yüzünden gollük pozisyonlardan oldu. Tabi bir de servet'in tokadı var. Her topu olumlu kullanmaya çalıştı.

Bari burda şu adama desteksiz sallamayın.

Erdem Karakuş dedi ki...

Ortada Mustafa-Arda-Ayhan oynarken hiçbir sıkıntımız yoktu. Ne zaman Elano oraya sokulmaya çalışıldı, o günden beri yokuz sahada. Bireysel yeteneğe döndük tamamen. Şampiyonlar Ligi'de gitti bence bundan sonra. Haftaya bu kadronun aynısını görücez, 1 tek Arda girer Topal çıkar. Bir de Servet-Emre.

ender tolga dedi ki...

evet iğneyi kendine-mize- (galatasaray) batırmışken çuvaldızı da son dakikadaki penaltıyı ver-e-miyen hakeme ve topu ötesiyle kontrol eden bozuntuya hem de tam kontrol ettiği yere gelecek şekilde batırmak lazım

liquefied dedi ki...

Rijkaard hoca falan değil belli oldu. Oynadığı dakikalarda maçın en iyisi olan Topal'ı çıkartmak nasıl bir cesarettir? Bırak oynamayı, kadroya girmemesi gereken Elano'ya 90 dakika tahammül etmek nasıl bir sabırdır? Elano'yu savunanlara ayrıca değinmek lazım. Nasıl bir kendini adamışlıktır bu böyle? Kötü işte adam. Top oynamaktan aciz. Tek bildiği topu havaya kaldırmak. Hani Rijkaard gelince tamamen sona ereceğini düşündüğümüz şey bu. Top şişirmenin kibarı. Sabri atınca top şişirmek olur, Elano atınca uzun top olur. Taraftar kendine gelsin bir an önce. Elano'ya pankart açacaklarına, ıslıklasınlar. Belki en azından vasat oynamaya başlar Elano. Ayrıca şu cahil taraftara argüman veren Dunga'ya da teşekkür ediyorum buradan. Bize de yeni yeni eğlenceler çıkıyor bu sayede.

erdem diye biri dedi ki...

blog'daki rijkaard yazıları derlenip başlık açılsa aslında ne güzel olur...

Cübbeli Lappap Hoca dedi ki...

abi çok önemi var mı bilmiyorum ama, 2. paragrafın sonunda bahsedilen gol tümer'in.

Ceza Sahasının Dışı dedi ki...

Bu yazı, maç sonrasında okuduğum en aklı başında yazı oldu.

Sorunumuz genel olarak bu: Renklerin büyüsüne, futbolun hararetine kapılıp gerçekleri öteleyiveriyoruz, biz taraftarlar bunu sık sık yapıyoruz. Bu keskinlik de en sonunda ya kör bir desteğe ya da kör bir kösteğe varıyor.

Sezar'ın hakkı Sezar'a keşke her yazar tarafından teslim edilse böyle...

Asphalt Monkey dedi ki...

ufak bir düzeltme, sol ayak iciyle golü atan Sergen degil Tümer'di

Adsız dedi ki...

Çok güzel yazmışsın.Bende bir Fenerbahçeli olarak ekleyim son dakikada Luganonun hareketi penaltıydı ve çalınsa maçın hakkı olan beraberlik olacaktı belki ayrıca maçın son anlarında gereksiz yere Baros ve Keitanın üzerine yürüyen ve de topu bilmem neresiyle stop eden Volkanın da yaptığı düpedüz şebeliktir...

Ferman

natura horror vacui dedi ki...

2005-2006 sezonunda Galatasaray'a golü atan Sergen değil, Tümer'di.

CaRtMaNtR dedi ki...

Magath örneğinde kendisinin yaptığını eleştirmek yada beğenememek gibi bir durumda elbet olamam ama Rijkaard örneği ile tam olarak örtüştüğünede inanmıyorum.

Magath genç ve diri oyuncuları ile fiziksel ve rakibi ısıran bir oyun anlayışını tercih ediyor bence, fakat Rijkaard'ın oynatmaya çalıştığı tarzda (ki basın toplantısında aklınızla oynarsınız demeside buna bir atıftır) oyuncunun fiziksel yeterliliği kadar futbol aklının ve saha görüşününde çok fazla önemi var.

Ülkemiz gibi futbol altyapısı kısır olan ülkelerde böyle komplike bir sistemi oturtmak ve doğru oyuncuları bulmak pek kolay olmayacak.

Ama Rijkaard ile ortata konan hedeflere ulaşmanında kolay olmayacağını zaten açıktı.

Bu nedenle şu yaşadığımız süreçte sisteme ayak uyduramayan oyuncular net bir şekilde ortaya çıkarken gelecek sezon için yerlerine daha uygun parçalar aaranmaya başlanmalıdır.

Misalen Caner'in bonservis bedeline onun işini yapabilecek bir yerli bulunamıyorsa onunla anlaşıp onun kaliteli bir "yedek" olarak değerlendirmek lazım ta ki kendisi Sabri'nin geçirdiği bir evrim geçirene kadar.

Keza orta üçlüye Hamit gibi oyunu iki yönlü onayabilen ve oyun zekasıda fena olmayan bir oyuncu katılması mükemmel olur.

Eldeki yabancılara bakacak olursak. Derbide taraftarında tepkisini alan Leo Franco muhtemelen sezon sonu elden çıkarılabilir.Bu durumda kendisinin yanına Aykut'ta eklenerek yollanmalı ve Denizlispor'un muhtemele düşüşü sonrası ucuza kapatılabilecek Cenk yedek kaleci yapılarak Ufuk'u as kaleci yapma riskine girmek gerekir.

Keza Denizlispor'un yetiştirdiği ama bu sene kullanmak yerine kiraladığı Ali Helvacı gibi isimleride bence sezon sonunda bir değerlendirmek lazım.

Yabancu konusuna dönersek. Bu yaz eğer Elano dünya kupasında iyi bir vitrin yaratırsa kendisini güzel bir fiyata (yani aldığımızdan fazlasna) satmakta sakınca yok. Birde o parayla Üstünel sihrini buluşturup Nuri Şahin gibi birini alabilsek masal gibi bir yaz geçiririz.

Birde kiralık Jo ve Santos'un bonservisleri alınıp. Fransa'dan genç ve Viera fizikli bir önlibero (Gönül Moussa Sissokko ister ama oda biraz imkansız) alınsa Bir Florya Masalı diye belgesel çekimi yapılır herhalde :)

Hayallerden gerçeklere dönersek. Devre arası transferlerde Jo ihtiyaçtan alındığından kimsenin ona itiraz edeceğini sanmam. Dos Santos ise belki ihtiyaç olunan bir adam değildi ama o potansiyelde bir adamı birde bonservis hakkı ile kiralamışsak ben bu transfere yanlış diyemem.

Sonuç olarak bu sezon şampiyon olamasakta hataları ve eksiklikleri iyi analiz edebilirsek gelecek sezon ve sonrasında çok daha güzel şeyler bizi bekliyor diyebiliriz.

En azından iyimser olamak için bence hala bir neden yok.

Flying Dutchman dedi ki...

@CartmanTr

teknik adamlık farkı da burada ortaya çıkıyor işte...Sence Magath elinde o anlattığın oyun stiline uygun adamlar olmasa o stilde ısrar eder miydi? Ya da 9 ay sonunda hala geleceğe dönük hiçbir umut vermeyen bir takım mı yaratırdı. Burada iki takımın karşılaştırması yok, teknik direktörlük açısından da şu var. Teknik adamların esneklik yeteneği ve icraatlerinin gözle görülebilmesi.

zargonyali dedi ki...

maç dün tamamiyle galatasaray'In orta sahasında geçti. atletico maçı gibi aynı. rijkaard bunu kendi tercih ediyor sanırım ama orta sahalarımız bu yükü kaldıramıyor. bunun çözümü ya orta sahaları değiştirmek ya bu anlayışı değiştirmek.

bu kendi sahanda kabul etme anlayışı değişirse de defanstaki kişisel hatalar, kalecinin angutluğu vb goller yeniliyor.
o zaman çok gol yeniliyor diye ortalığı yaygaraya verdik şimdi de defansif oynayınca kızıyoruz.

dünkü maçta fenerbahçe ceza sahasına bile girmemişken tıpkı 10 yıl önceki gibi şans vb şekilde açıklanmayacak bir şekilde golü buldu. bu da galatasaray'In fenerbahçe şanssızlığı.

keita'nın karakteri hakkında da biraz dinginlenmeli bu adam. mental ve kültürel açıdan dolu olamadığı için zaten şu anda galatasaray'da. pirekazi misali. onlar da olsaydı gider barça'da oynardı :D

baroş ile jo'Nun forvette oluşu çok şey farkettiriyor. bunu da gözönünde bulundurmak lazım bu maç için.

inşallah önceki senelerde erik gerets'e yaptığımız ayıpları tekrarlamayız.

gidip tesisleri basmadığına, are you goalkeeper are you big goal keeper ha? diye bağırmadığına göre hala umudum var daha. sabredebilir bu camia!

CaRtMaNtR dedi ki...

O konuda yani Magath'ın eldeki malzeme ile iyi yemek yapmayı bilmesi durumuna bir itirazım yok.

Bence örneğin yanlış olduğuna inanmama neden olan fark. Galatasaray'ın Rijkaard ile eldeki malzemeden iyi yemek çıkarmayı değil uzun yıllar devam edecek şekilde sürekli iyi yemek uygulayabilecek bir tarif için doğru karışımları oturtmaya çalışmasıdır.

Kendi adıma hala iyimser olabilmeme neden olan nedenlerin başında en azından sorunun ne olduğunun açık olması. Bu nedenle doğru teşhisin konarak yola o şekilde devam edilebileceği ve zaman zaman bu aksaklıklara rağmen takım olarak istenen pas aksiyonlarını uygulanabilir gibi olması.

Ha bu aşamada yanlış eleştirilmemeli filan gibi bir anlayışta değilim ama yinede bu maçtan yada bu sezodan ayrı olarak gelecekte bu teknik kadronun istenen etkili ve başarı getiren futbolu ortaya koyabileceğine olan inancım yaz başında ilk imza atıldığı dönemdeki kadar güçlü.

thezehir dedi ki...

valla magath isirin istiyor bizim ki top oynatacak futbol demek bana biraz toz konduramamak gibi geliyor.mustafa ve mehmet topal in ikisindende neden vazgecmiyor rijkaard anlamis degilim.amacim akil vermek degil ama su on liberoda lucas neill i denese ortaya da ayhan-elano veya arda-elano yapsa,denese(bir mac ya) olurmu acaba cok merak ediyorum.ki stoper neill in asil mevkii degil.ama ne kadar saglam ve akilli oynadigini goruyoruz.
ayrica elano nun da kulagini bi ceksin.tam alisti oh be dedik,kendisi 3-4 haftadir kayip.
bu kadar sayiyoruz ama gecen seneki gibi manasizca ligden umudu kesmez ise taraftar ve futbolcular gs hala en kotu ikinci olur.fener ve besiktas in oyunlari ve fiksturleri bana bu guveni veriyor.

Ferhat dedi ki...

Rijkaard'ın şu an için ışık vermediği doğru ama açıkçası iyi bir hücum hattı ile vasat bir savunma arasında hiç olmayan bir ortasaha ile de anca bu kadar olur.

Rijkaard'a ne olursa olsun süre verilmeli.Teknik direktör istikrarımız kalmadı.Sezon başına 2 teknik direktör ortalamasıyla oynar olduk.Bana göre vasat bir teknik direktör bile minimum iki yılı hakeder.Rijkaard'a iyi ortasaha oyuncuları verilip tekrar ne yaptığına bakmamız lazım.O yüzden bu yıl bir ölçü değil.(Tabi bana göre.)

Leo Franco ve Elano gönderilip açılan iki kontenjan kullanılmalı ya da Nuri Şahin ve Hmit alınmalı.

Ortasaha oyuncularının vasatlığından bahsederken çok pahalı olup, çok da kazandığı halde sahada nerdeyse hiç görünmeyen ruh gibi bir oyuncuya da bir iki kelam edelim.Elano diye biri var.Adam ilk dönem hadi hazırlık kampını görmedi diyelm şimdi neyi var bu adamın Allah aşkına? Ne defansına gelir yardım eder ne hücumu organize eder.Ruh gibi geziyor sahada.Arda pas atmıyor argümanı eskiden geçerliydi.Şimdi pas da alıyor ama yine bir olay yok.

Leo Franco'yu suçlamayın.Adam yalvarmadı bana para verin oynatın diye.Bonservissiz diye adamın üstüne bizim yöneticiler atladı.Bir an önce yabancı kaleci sevdasından vazgeçmeliyiz.Yabancı hakkını fazla bir olayı olmayan Franco gibi birinden yana kullanmak bize pahalıya mal oldu.Bir kaç ay daha iyi-kötü oynayabilecek bir Nonda'dan mahrum olduk.

Ha bir de Mert Çetin'in torpili nereden yahu.Ben bile lise İngilizcemle ondan iyi konuşup anlıyorum.Yönetimden İngilizce bilen kimse de izlemiyor mu bu basın toplantılarını? Basın ve Halkla İlişkiler konusu kiminse bu acemi çevirmen de onun sorumluluğunda.

gokmen78 dedi ki...

Aslında kimsenin ciddiye almadığı ama gayet doğru bir tespit var. Elano iyi bir oyuncu olabilir, ama Galatasaray'ın önlenemez düşüşü onun ligin başında bu takıma monte edilmeye çalışılmasıyla başlamıştır ne yazık ki. Arda orada harikalar yaratırken Elano'yu kazanmak ya da faydalanmak için takımın içine adeta bomba yerleştirilmiştir. 2. yarının başlarında gösterdiği birkaç maçlık mücadeleci performans sonrası ( bana göre bu tamamen milli takıma seçilebilmek adına ortaya çıkan bir performanstır. ) umutlandığımız ancak sabırları artık taşıran bu adamdan bundan sonra bir fayda beklemek sadece hayalcilik olur. En iyi olasılık dünya kupasında birkaç maçta kendini göstermesi ve de en azından maliyetine satılmasıdır.
Bu kadar olumsuzluğa rağmen ve hatta kaleci franco'ya rağmen şampiyonlukta hala şansımız var diye düşünüyorum.
Önümüzdeki sezon orta sahası için ise Arda-Topal-Hamit üçlüsü gayet yeterli olur. Kewell-Baros-Gio üçlüsü de forvet için ideal. Keita biz istesek de durmayacak gibi görünüyor. ve de defansın ortası ve sol bek için halen kaliteli adamlar lazım.
Bu arada lafı çok uzattım ama önümüzdeki sezon için Rijkaard'ın Milan'a gideceği Galatasaray'ın ise Fatih Terim ile anlaşacağı konuşuluyor. Ama gönül ister ki Terim değil de Magath olsun...

SuMMaNuS dedi ki...

Hala şu maç için "hakemin yüzünden yenildik" diye hakemi suçlayanlar var. Guiza gole giderken verilmeyen ofsayt, yine Guiza'ya cezasahasında verilen olmayan(!) el, yine Keita'nın sağ kanatta 2 kişi ile beraber 2-3 metre ofsaytta olmasına verilmeyen çok tehlikeli ofsayt pozisyonu, Gio dos santos'un kendini 2 defa yere bırakıp üstüne itiraz etmesi, omuzuna darbe gelen Keita'nın yüzünü tutup yerlerde kıvranması, etc... Bütün bunları es geçiyorsunuz ve olmayan bir penaltı için "ama penaltımız verilmedi yeeaa" diyebiliyorsunuz. İnsanda biraz utanma denen erdem olur.

Öte yandan, galip gelmemize sevindim. Ama asla şampiyon olmamızı istemiyorum. Çünkü şampiyonluk demek, Daum'un kalması demek. Şampiyon olamazsak Daum'un gönderilmesi yüksek ihtimal. Tabi bu durumda az da olsa Aziz Yıldırım'ın da gitmesi umudunu taşıyorum. En güzeli Bursaspor'un şampiyon olması olur. Hadi bakalım.

erdem diye biri dedi ki...

elano geldiğinden beri galatasaray kötü oynuyor diyenleri ve elano gitsin hamit gelsin diyenleri esefle kınıyorum. ne olursa olsun elano bu takımı çekip çevirebilecek az sayıdaki akıllı adamlardan biri. adam her çam mehmet'in yanlışlarını düzeltmekten patlıcana dönüyor hala elano gitsin diyorsunuz ya. başta liquefied olmak üzere bütün yorumcuları konıyorum...

ımıt dedi ki...

hatırlayalım, sezon başındaki maçlarda kaleci ilerdeki arkadaşlarına bakmaksızın gayet garanti bir biçimde göbekte oynayan savunma oyuncularından birine topu verir ve topu alan savunma oyuncusu o esnada beklerden birine topu aktarırdı. top en hızlı şekilde hücum bölgesine doğru yakınlaşırdı. herhangi bir baskıda bek oynayan oyuncu kendisine yaklaşan orta saha oyuncusuna topu verir, o da oyunu açar, ileri, geri, sağa, sola, uzun, kısa ve birçok pas sonucunda rakibin direnci azalır ve nihayetinde "en iyi savunma hücumdur" düşüncesinin ispatlarından birini izlerdik.

galatasaray sezon başında edindiği tüm iyi alışkanlıkları bıraktı yerine ne yaptığını bilmeyen bir takım geldi. takım bile çok iyimser bir tanım olur. "birlikte hareket etmek" ile ilgili tüm kelimeler, terimler yersiz olur. hiçbir oyuncu orada olduğu için memnun değil gibi ve kimse birbiri için birşey yapmıyor.

rijkaard ise neredeyse 4-5 aydır acayip formsuz ve birşeyleri düzeltmek için çok isteksiz duruyor.

şunu da söylemem lazım. caner gerçekten formsuz şu aralar hatta a.madrid maçında yaptıkları takımdan kovulma nedeni olur, kabul ediyorum. ama adam birşeyler yapmak için mücadele ediyor. doğru ya da yanlış. ama sorumluluk almak için bir çaba var ve yine deniyor ne olursa olsun. jo ve neill'in çabalarını da çok takdire değer buluyorum. bir aralar mustafa sarp ve sabri de öyleydi.

ama elano'yu o şekilde görmeye tahammül edemiyorum. aldığı para bütün bahanelerin üstünü örtecek bir para. bu kadar silik ve ruhsuz oynamasının zannederim sahada takım olmadığına göre bu oyuncu topluluğu için birşey yapmama gerek yok diye düşünüyor olabilir.

erdem diye biri dedi ki...

2 yıldır oynamayan hamit'i elano'ya tercih ediyorsunuz ya helal olsun...

Canarino dedi ki...

Ben de maçın hakkı beraberlik olduğu için galibiyete sevinemeyen şebek Fenerbahçe taraftarlarına bitiyorum.

Adsız dedi ki...

rijkaard gider terim gelir

gokmen78 dedi ki...

2 yıldır oynamayan hamit'i ManU maçında gördük. Elano'dan kat kat daha iyiydi...