2 Mart 2010 Salı

ARIZALARIN EFENDİSİ BİR ADAM: ROBIN FRIDAY














Arıza futbolcular dendiği zaman listelenecek futbolcular aşağı yukarı bellidir. Vinnie Jones, Eric Cantona, Roy Keane, Marco Materazzi, Mark Van Bommel, Hristo Stoitchkov, Bruce Grobbelar, Robbie Savage, Paul Gascoigne, Gennaro Gattuso.....gider bu liste. Saha içinde sadece oynadıkları futbolla değil, genelde şiddet eğilimi ve rakibe karşı yapılmış sertlik şeklinde kendini gösteren, ne zaman ne yapacakları belli olmayan adamlardır bunlar. İç dünyaları bilinmez, dışarıdan bakıldığında da tekin olmayan bir yüze sahiptirler. Örneğin Ümraniye'de gece dar bir sokakta yürürken karşıdan Vinnie Jones'la Bruce Grobbelar bana doğru yürüse, daha hiçbir şey olmadan kelime-i şahadete başlarım büyük ihtimal. Bugün anlatacağımız adam da bunlardan birisi. Ama tarihin tozlu yapraklarında kalmış, bugün bu muhabbetlerde adı pek geçmeyen ancak yukarıda saydığımız adamların tümüyle yarışabilecek ve zaman zaman onları cebinden çıkartacak bir adam. İngiliz futbol tarihinin en olay adamlarından Robin Friday.

Onun için "görmediğiniz en iyi futbolcu" lafını kullanırlar. Zira kariyeri boyunca alt liglerde ve sadece dört takımda oynamış ama sahip olduğu yetenek ve vaad ettikleri ile İngiliz futbolunun kaybolmuş yetenekleri arasında en üstlerde yer alan adamlarından birisidir. Örneğin sadece 3 sezon formasını giydiği Reading FC tarihinin gelmiş geçmiş en iyi oyuncusu olarak bilinir. Ona "Milenyumun en iyi Reading Oyuncusu" unvanını verenlerin bir çoğu hiçbir maçını izlememişlerdir bile.




















Friday, 27 Şubat 1952 yılında Londra'nın Hammersmith bölgesinde dünyaya geldi. Futbol yetenği daha çocukluk yıllarında bellidir ama daha sonra bunun yanında, onu futbol sahalarının Londra'nın amatör ekiplerinden Walthamstow Avenue'de başladı kariyeri. Takım o zamanlar İngiliz futbolunun yedinci kademesi olan ve Londra ile Güneydoğu İngiltere bölgesini kapsayan Isthmian League'de mücadele etmekteydi. Friday ilk maçına çıktığında ve 1 ay sonra ilk golünü attığında 18 yaşındaydı. Kariyerinin başlarında çıktığı maçlarda oldukça iyi bir performans gösterince sezon sonu Londra bölgesinin diğer takımlarından biri olan Hayes FC'ye transfer oldu. Takım Konferans Ligi'nde mücadele ediyordu. Hayes kariyerindeki bir hadise onun geleceğinde nasıl bir oyuncu olacağının sinyallerini veriyordu adeta. Takım onun kadroda olduğu bir maça 10 kişi çıkmak zorunda kaldı. Zira Friday maçın oynandığı sıralarda yakındaki bir barda bira içiyordu ve içkisini bitirmeden gitmek istememişti. Stadyuma varıp oyuna girdiğinde maçın 10 dakikası oynanmıştı. Ayakta zorlukla duruyor ve sarhoş olduğu her halinden belli oluyordu. Rakip takım onu pek önemsemedi tabii. Ta ki o haliyle maçın tek golünü atıncaya dek.























1973 yılında, 21 yaşındayken, Reading FC onu kadrosuna kattı ve Friday kariyerinin ilk profesyonel kontratına imza atmış oldu. Onu transfer eden Reading hocası Charlie Hurley, bir sezon önce takımının Hayes ile FA Cup'ta oynadığı ve 4-1 kazandığı maçta Friday'ı izlemiş ve çok beğenmişti. Bu, aynı zamanda onun efsane statüsüne yükseldiği yılların da başlangıcı oldu. 10 Şubat 1974'te Reading forması ile kendi taraftarının önüne çıktığı ilk maçta Exeter City'e 2 gol atarak 4-1'lik galibiyette büyük rol oynadı. 1974-75 sezonunda, Reading forması ile tam sezon forma giyebildiği ilk sezonda, taraftarların sevgilisi oldu ve taraftarların verdiği "Player Of The Year" ödülünü aldı. 195-76 sezonunda bu unvanı tekrar kazandı. Attığı goller takımı Üçüncü lige taşıdı. Reading'de oynadığı 3 yıl boyunca çıktığı 135 maçta 55 golün altına imzasını koydu. 1976 Mart ayında, Tranmere Rovers'a attığı gol, "göremediğimiz en iyi futbolcu"nun attığı dünya futbol tarihinin "görülmeyen en güzel golü" olarak kabul edilir. Zira o yıllarda alt lig maçları ne yayınlanmakta ne de kaydedilmektedir. Friday maç sırasında, ceza sahasının sol köşesinde kaleye arkası dönük olarak beklerken, havadan gelen topu kontrol eder ve 180 derece dönüş ve voleyle topu ağlara yapıştırır. Öyle ki maçı yöneten hakem Clive Thomas gol sonrası ellerini yüzüne götürür ve şaşkınlığını gizleyemez. Sonrasında "ömrümde gördüğüm en güzel gollerden birisiydi" diye anlatacaktır.

























Bu parıltılı döneme rağmen Reading, 1976 yılında 30.000 pounda Cardiff City'e satar. Bu oldukça düşük bir fiyattır. Cardiff hocası Jimmy Andrews, bunun sebebini sorduğunda "Görürsün" cevabını alır. Görür de...Cardiff'le antrenmana çıkacağı ilk günden önceki gece 5 saat barda zaman geçirir. Ertesi gün trene kramponları ve 6 kutu bira ile biner. Birkaç saat sonra kulübe Friday'in polis tarafından tutuklandığı haberi gelir. Zira Cardiff'e giden trene sadece peron bileti ile binmiştir (Platform Ticket olarak bilinen bu bilet İngiltere'de peronlara giriş izni veren ama trenlere binilemeyen bir bilet, yakınlarını uğurlamak isteyen insanlar için tahsis edilmiş). Fulham karşısında takımının formasını giyeceği ilk maç öncesi Londra barlarında sürter, bir düzine şişe bira içer ve oteline dönüp sızar. Ertesi gün Bobby Moore gibi bir efsanenin yönettiği Fulham defansına o haliyle 2 gol çakar. 31 Ekim 1977 tarihinde, Brighton & Hove Albion ile oynana maçta, rakip takım oyuncularından Mark Lawrenson'a kafa atar, oyundan atılır. Atıldıktan sonra da rakip soyunma odasına gidip Lawrenson'ın malzeme çantasının içine büyük tuvaletini yapar. Bunu daha önce de bir maçta rakip soyunma odasının banyosuna yapmıştır. Ancak Cardiff kariyeri ilerledikçe, izinsiz antrenmanlara gelmemeye, içkiyle zamanını geçirmeye devam eder. 21 maç oynayarak, 6 golün altına imza koymuşken tüm kulübü ve taraftarları şoke eden bir karar alır.













25 yaşında futbolu bırakır. Kendi gerekçesine göre "kendisine ne yapılması gerektiğini söyleyen insanlardan bıkmıştır". 1977-84 arası Reading menajeri olan Maurice Evans ona "3-4 yıl istikrarlı olarak oynarsan, İngiltere milli takımına seçilebilirsin" der. Friday ona "Kaç yaşındasın? Senin yarı yaşındayım ama senin hayat tecrübenin iki katına sahibim" diye cevap verir. Cardiff City'li takım arkadaşları ise onun bir içki problemi olduğunu bilirler. Ayrıca futbolu bıraktıktan kısa bir süre sonra uyuşturucuya (LSD) sarmıştır. Bazı psikolojik problemleri baş gösterir. Jimmy Andrews daha sonradan "onu transfer ettiğimde, yardımcı olabileceğimi ve durumunu düzeltebileceğimi düşünmüştüm, ama Robin umutsuz bir vakaydı" demiştir onun durumu için.














22 Aralık 1990'da Londra'daki apartman dairesinde kalp krizi sonucu hayata veda etti Friday. 38 yaşındaydı sadece. Geride eşi Maxine ve 11 yaşındaki kızı Nicola'yı bıraktı. Reading taraftarlarının onu kulüp tarihinin en iyi oyuncusu olarak gördüklerini söylemiştik. Kulüp tarihinin en iyi onbiri oylamasında d % 33.1 oyla, takımın hücum hattına yerleştirmişlerdi. Sadece 3 sene oynamıştı Reading'de. Ölümünden yıllar sonra BBC tarafından, yapılan Cardiff City'nin Tüm Zamanlar En Kült Oyuncusu anketinde birinci sırayı aldı. Robbie Earnshaw ve John Benjamin Toshack, Friday'in arkasında kalmıştı. Sadece 1 sene oynamıştı halbuki Galler takımında. Eski Oasis basçısı Paul McGuigan, 1997'de onun biyografisini anlattığı "The Greatest Footballer You Never Saw" kitabını piyasaya sürdü. Galli rock grubu Super Furry Animals grubu, 1996'da piyasaya sürdüğü singleları "The Man Who Don't Give A Fuck"ın kapağına onun Luton Town kalecisi Milija Aleksic'e, 16 Nisan 1977'de attığı ikinci golden sonra yaptığı zafer işaretini gösteren bir fotoğrafı koydular ve şarkıyı ona adadılar. BBC radyo programlarından Balls Boys, ona ithafen, her hafta futbolun kötü çocuklarını incelediği bir köşeye yer verdi. Köşenin ismi The Robin Friday "Raise A Glass Award" idi.


Kitleleri etkileyen, peşinde sürükleyen, bir kıvılcım gibi geçen isimler vardır dünya futbolunda. Robin Friday bunlardan en önemlilerindendir.

8 yorum:

Havenless dedi ki...

"...Luton Town kalecisi Milija Aleksic'e, 16 Nisan 1977'de attığı ikinci golden sonra yaptığı zafer işaretini gösteren bir fotoğrafı koydular ve şarkıyı ona adadılar."

Bence Robin Friday orada zafer işareti değil orta parmak kaldırmanın İngiliz versiyonunu yapmış. :)))

varol döken dedi ki...

önemli olan arızalık başarısı değil, reklam başarısıdır... mesela benim aklımda artık arıza adam ingiltere'den çıkar imajı pekişti iyice...

gerçek hiçbir şey, algı her şeydir!

ccemalp dedi ki...

Son fotografta zafer isareti yapmamis, bildigin el kol hareketi yapmis. Adada zafer isaretinin tersi agir kufur icerir.

man on the prowl dedi ki...

güzel yazıydı. arkadaşların da dediği gibi bildiğin british fakyu ya da fakof u diyebileceğimiz bi hareket. ayrıca oasis'in basçısı guisy'nin de böyle birşeyler(kitap) yapmış olduğunu öğrenmek hoş oldu.

kutlu can dedi ki...

ama george best işte :)

Taci Yalçın dedi ki...

Nedense ben böyle oyuncuları seviyorum Yusuf Şimşek'lerden ziyade. Türkiye'de de böyleydi, genelde de böyle. Daha fazla heyecan yaratıyorlar belki bilemiyorum.

Bir de şöyle bir istek yapalım. Ne kadar kaale alınır bilemem tabii. Avustralya'da yılın genç oyuncularına verilen (ya da ona benzer) Harry Kewell ödülleri gibi, biz de geleceğin minik Cantona'larını seçsek, ya da şimdiden keşfetsek? Belki bu tarz futbolcuları seven insanlar o gençleri bundan sonra daha farklı bir gözle izlerler. Kimisi yetenek sever, kimisi arıza. :)

bayA dedi ki...

Böyle oyuncular her zaman özel olmuştur.
Cruyff,Best,Gazza
Örnek: Gattuso çok özel yetenekleri olmamasına rağmen özel bir oyuncu

Eray Güleryüz dedi ki...

Bursaspor'un efsanevi Ugandalısı Madjid Mususi de sağlam içerdi. Sürekli Bomonti Bar'da demlenirken görebilirdiniz.Söylenenlere göre 1 şişe Jack'i devirip ertesi gün maça çıkarmış. Dini bayramlarda ise bembeyaz giyinip herkezle bayramlaşıp başka bir moda girerdi. Islak kel kafasıyla vurduğu toplar ayrı bi falso alırdı..Toprağı bol olsun!