19 Nisan 2010 Pazartesi

FUTBOLU SEVMEK



Aylar sonra beni bloga bir şeyler yazmaya iten neden, bu olduğu için gerçekten çok sevinçliyim. Evet, aslında yazının ana konusu, dünkü malum maç. Kötü hakem, saçma kararlar, kalkan ya da kalkmayan bayraklar, Bilica'nın once 10'dan bir kusuru, sonra çukuru, Lugano'nun eli, Denizli'nin dizilişi, bunların hepsini sayfa sayfa yazdı herkes. Ben küçük bir anektodla noktalamak istiyorum, kendi nezdimdeki derbi gündemini.

Evet, üstte kısaca özetlediğim gibi, öyle ya da böyle bir derbi daha geçti ve bugün herkes ama herkes hakemi konuşuyor ülkede. Konuşulacaktır elbet, konuşanların haklı olduğu yanlar da vardır. Sonuçta dinamikleri bu, bu ülke futbolunun. Başrolü bazen takımların yıldızı kapar, bazen sıradanı, ama çokça da ortada düdük çalanları.

Neyse, maç öncesi. Maça 20 dakika kala Nazlı'dan hareket edip stada doğru yol alıyorum tek başıma. O sırada görüyorum onu, Kenan Evren Lisesi'nin kenarında, yanında iki kadın ve elinde Biletix'ten alındığı belli biletlerle: Thomas Doll. Tribünün arıyor, koşarak. Telaşlı, geç kalmama derdinde. Muhtemelen dün İBB-Gençlerbirliği maçının ardından başkente dönmemiş ve maç sonrası futbolcularına verdiği izni kendisi de İstanbul'da değerlendirmiş.

Şahane bir havanın hüküm sürdüğü pazar akşamüstünde Reina'ya gidip, boğaz manzaralı nefis bir yemek yeyip, birasını yudumlamaktansa, yanına karısını ve muhtemelen bir arkadaşını alıp, Kadıköy'e maç izlemeye gelmiş. Şimdi bundan nasıl ders alınmalı, üzerine ne denmeli, oturup uzun uzun düşünmek gerekli. Hepimiz farklı bir noktasındayız oyunun. Hepimizin sevdiği, hayranı olduğu, onsuz yaşayamadığı renkleri var. Kimimiz oynanan oyunu seviyoruz, kimimiz takımı, kimimiz futbolcuyu, kimimiz bambaşka bir şeyi.

Fakat, bu kargaşada, oyunun saflığının kaybolduğunu farkedemiyor muyuz? Dün Alman futbolunun çok önemli isimlerinden 50'den fazla kez milli forma giymiş, Bundesliga'da iki takım yönetmiş, sonra da Ankara'da da iyi işler yapmayı başlamış adam, elindekilerle yapabilecek onlarca şeyi olmasına rağmen, sadece futbol izlemek için, kendi edindiği biletlerle, yürüyerek girdi Kadıköy'deki stada.

Bizim izlediğimiz, konuştuğumuz, üzerine tartıştığımız, dil döktüğümüz, uğruna arkadaşlarımızla kavga ettiğimiz de aynı oyun mu sizce?

by tunchay

3 yorum:

AFO dedi ki...

"(...)Şahane bir havanın hüküm sürdüğü pazar akşamüstünde Reina'ya gidip, boğaz manzaralı nefis bir yemek yeyip, birasını yudumlamaktansa, yanına karısını ve muhtemelen bir arkadaşını alıp, Kadıköy'e maç izlemeye gelmiş. (...)"

Abi, kusura bakma da dalga mı geçiyorsun bizle? Adamdan sanki İstanbul'a ihale almaya gelmiş bir Japon iş adamı gibi bahsetmişsin. Onun asli görevi teknik direktörlük ve adam Türkiye Ligi'nde görev yapıyor. Eğer derbiyi seyretmek yerine İstanbul'da olduğu halde Reina'ya gitmeyi tercih etseydi, işte o zaman şaşırtıcı bir olay olurdu. Adam işini iyi yapmaya çalışan bir teknik direktör sadece. Hee J.B.Toschak'ı gördüm, o Boğaz'da rakı&balık yapmak yerine maç izliyor dersen o ayrı tabii.:))

Gökhan dedi ki...

Abartılacak bir şey değil bana göre ama laf açılmışken bu adamı beğendiğimi söylemem lazım. Başlarda ortasahada organizasyon sıkıntısı yaşadıklarını söylemişti ve 3-4 maç sonra ligin ortasahada en iyi pas yapan takımı oldular neredeyse. Teşhisi iyi koyan, rakibi iyi analiz eden ve bana göre ligimizin en iyi gelecek vaadeden teknik direktörüdür Bay Thomas.

Kalau dedi ki...

enteresan bir adam bu doll..maç izlemesi açısından falan değil, genelde konuşmalarını falan takip ediyorum da cidden bişeyler söylüyor yani adam. Bizim standart önümüzde ki maça bakacazcılardan değil yani. Böyle adamlarla spor daha keyifli oluyor bence..yürü dolly kim tutar seni:)