21 Nisan 2010 Çarşamba

O EZİK BENİM


















Bloga desteklediğim takımla ilgili çok yazı yazmadığımdan haftada 2 yazı yazınca "abi bu ara Galatasaray'ı çok yazmaya başladın" diye yorum geliyor o yüzden üstüste 2 gün sarı kırmızı görünce lacivert ekran vermeyin baştan söyleyeyim. Zaten aşağıdaki yazı bir kulüple değil, bir kavramla, bir gelenekle ilgili. Önemli bir konu bu, aslında dün yazacaktım ama bizim kaptanın maceraları patladı o yüzden bugüne kaldı. Şu meşhur, Galatasaray-Bursaspor maçı ve "yatış" meselesi...Ya da daha usturuplu bir tabirle tüm Galatasaraylıların önümüzdeki hafta Bursasporlu olacağı konusu...Önce biraz teoriyi konuşalım.

21. yüzyıl, futbol sahalarından ve futbolu takip eden beyinlerden romantizm ve idealizmin giderek kaybolmasını ve realizmle materyalizmin etkisinin artmasını da beraberinde getirdi. Futbol ekonomisi, maddi kaygıların hedeflerin belirlenmesinde ve kulüp politikalarının uygulanmasında birinci plana alınması, o sokağa kadar inen (zaman zaman da içi boşaltılmış) "endüstriyelleşme" denen akımın giderek etkisinin artması yeşil sahada amatör duyguların giderek kaybolmasını ve yerini "profesyonellik" ana başlığı altında tanımlanan bir çok "formel", "soğuk" ilişkiyi de beraberinde getirdi. Tribünlerden, saha içi futbolcu ilişkilerine, kamuoyu-kulüp ilişkilerinden sponsorluk anlaşmalarına kadar. Bu gidişin getiri ve götürülerini tartışmak değil işimiz. Sadece durumu ortaya koymak. Bu gidişte halen o amatör duyguları koruyabilen, informel, idealist, romantik duyguların kaldığı ender olgular vardır. Bunlardan birisi de "derbi" ve "ezeli rekabet"tir...

Şimdi geçtiğimiz haftaya gidelim. Twente Hollanda Ligi şampiyonluğunda son haftaya girilirken kendi evinde Feyenoord'u konuk ediyordu. Tarihindeki ilk Eredivisie şampiyonluğuna ulaşmak için kalan 2 engelden birinde rakibi Rotterdam takımıydı. Peşindeki Ajax 1 puan gerisindeydi ve Amsterdam takımının şampiyonluğu için Feyenoord'un, yani uğruna insanların sokaklarda birbirine bıçak sapladığı rekabetin diğer tarafının Twente'den puan alması için dua ediyordu. Hafta içi hiçbir Feyenoord'lu bu maçı kazanmak istemedi Hollanda'da. Çünkü biliyorlardı ki Twente'den puan alırlarsa ezeli rakipleri, nefret ettikleri, Ajax zirveye kurulacak ve şampiyon olacaktı. Kendilerinin taktığı çelme ile. Hepsi Twente'ye mağlup olmak istedi. Oldular da. Onlar istediği için mi? Hayır elbet. Ertesi gün iş yerlerinde Ajax'lı olmayan herkes Ajaxlılarla dalga geçiyordu, mağlup olmuş Feyenoordlular da dahil. Tabii onların bir başka dayanağı daha vardı. 1 hafta sonra Hollanda Kupası finalinde Ajax ile oynayacaklardı.

Şimdi bu hikayede Twente-Bursa, Ajax-Fenerbahçe, Feyenoord-Galatasaray değişikliklerini yapıp okuyun, kupa finalinde karşılaşmak dışında. Liderin tarihindeki şampiyonluktan tutun da fikstüre kadar her şey aynı adeta. Ama lafımız bu kadr mı? Değil.

Ezeli rekabetin genel-geçer, kitaplarda açıklanmış bir tanımı var mıdır bilemem ama bana göre 2 getirisi vardır. 1-Ezeli rakibinden daha başarılı olmak, 2-Eğer ondan başarılı olamazsan, en az onun da kısa vadede kendiniz kadar başarısız olmasını istemek. Bu yurt içi veya yurt dışı müsabakalara göre değişen bir durum değildir. Hiçbir Everton taraftarı, Liverpool 2005'teki efsane final sonunda Şampiyonlar Ligi kupasını kaldırdığında "İngiliz futbolu gelişti" diye sevinmez. Bütün Real Madridlilerin, Inter'e duacı olduğu gibi. Bazıları bunun sebebinin o ülkelerde futbolun zaten geliştiğinin, Avrupa'da prestij artırmaya ihtiyaç duymadıkları olduğunu söyler. Peki o zaman hala prestije ihtiyaç duyan, Hollanda (Feyenoord-Ajax), Portekiz (Benfica-Sporting Lizbon), İskoçya (Rangers-Celtic), Hırvatistan (Hajduk Split-Dinamo Zagreb), Yunanistan (Panathinaikos-AEK) rekabetlerini nasıl açıklayacağız. Bu temelsiz bir görüştür (yurt dışında yaşayan, "gurbetçi" dediğimiz taraftarların durumu çok farklıdır, bu insan topluluğu yaşadığı ülkede "davetsiz misafir" ve mensubu oldukları ülkede kendileriyle hiç bağlantısı olmayan olayların bile bir parçası olarak görüldüklerinden Avrupalıyı dize getiren her Türkü kendilerinden bir parça olarak görürler, Fenerbahçe'nin Twente'yi Hollanda'da yenmesinin anlamı, Türkiye'de büyümüş bir Galatasaraylıdan farklıdır, onun için o galibiyet Fenerbahçe galibiyeti değil, bir Türkün Hollandalıyı evinde diz çöktürmesidir, ertesi gün işe gider ve tüm Hollandalı arkadaşlarıyla dalga geçer, Twente İstanbul'da Fenerbahçeyi yendiğinde ertesi gün "sizi yendik" diye dalga geçen Hollandalılar gibi). Ezeli rekabet demek içinde barındırdığı o romantizm sebebiyle bu tür somut gerçeklerin önüne perde çekecek kadar idealist bir olgudur. Yani bir Galatasaray taraftarı Mehmet Demirkol'un belirttiği gibi "Bursaspor şampiyon olursa şampiyonluk pastasından artık onlar da pay alır ve kulübümün geliri düşer" şeklinde düşünmez. Onun düşündüğü bir tek şey vardır, başarılı olmak (olmadığı zamanda da), ezeli rakibine bakmak. Bu yüzden de hiçbir Galatasaraylı kendisi şampiyonluğa ulaşamazsa, önüne Bursaspor ve Fenerbahçe gibi iki seçenek konulduğunda seçim şansını kullanmamazlık yapamaz, kendimizi kandırmayalım, "Bursaspor" der kayıtsız şartsız. Zaten aksi halde benim için bir problem var demektir. Aynı durum kırmızı ve lacivertin yer değiştiği durumda da geçerlidir.

Çok sevdiğim Fenerbahçeli bir abimizle Arjantinli kaleci Roa ve 2000 yılında kıyametin kopacağı inancıyla futbolu bırakmasını konuşurken ona kıyamet kopmayınca futbola geri döndüğünü söylemiştim. O da cevap olarak"2000 yılında kıyamet nasıl kopmadı Fıratcım Galatasaray UEFA'yı aldı bundan daha büyük kıyamet olur mu?" demişti. Bu onu başlıkta kullandığım, çok sevdiğimiz ifadeyle "ezik" mi yapmıştı? Hayır. Yukarıdaki düşünceler sebebiyle beni yapmadığı gibi. İkimizin de ortak noktası aynıydı. Ezeli rakibimizin başarısına sinirleniyor, gıcık oluyor, başarılı olduğuna dövünüyorduk. Ve evet itiraf edelim kıskanıyorduk. Bu bizi kıskanç yapar mıydı? Evet, ama ezik? "Ezik", kelime anlamı gereği gerçekte varolsun ya da olmasın kendisiyle ilgili bazı yetersizliklerin yarattığı psikolojik durum nedeniyle bunun aksini iddia etme çabasında olan ama bunu yaparken yetersizliğini daha da dışarı vuran insandır bana göre. Kendiyle barışık olmanın öbür ucunda bulunur. Türk futbolundaki bu 2 büyük kulübün taraftarları bu duyguyu yaşamayacak kadar başarı yaşadılar. Her ikisi de...Kendilerini alçak hissetmekten çok zirvede hissedecekleri bir dolu şey var camialarında. Dolayısıyla ezeli rakibin düşününden zevk almayı (ama bunu hep söylediğim gibi hiçbir zeka kırıntısı içermeyen, beşinci sınıf şakalarla ve laflarla değil, ezeli rekabet denen şeyin ruhuna uygun şekilde yaparak), bu "eziklik" kavramına vardıranları anlayamadım, anlayamayacağım da.

Bu yazdıklarımdan elbette, haftasonundaki maçı kaybetmek istediğim yönünde bir anlam çıkaranlar olacaktır. O görüşte değilim elbet, değiliz ya da. Hiçbir Galatasaray taraftarı, maç içinde meydana gelen bir penaltıyı kullanma görevi ona verilse topu bilerek taça atacak psikolojide değil elbet. Galatasaray taraftarı aynen Fenerbahçe taraftarı gibi her maçını kazanmak ister. Ama sonuçta genel olarak istediği şey de yukarıda yazdığımız satırları içerir. Bu bir dilemmadır. Ama kulübün güvenililirliğini tartışacak bir noktaya gelmemelidir. Bir camianın yarışma kültürüne saygısı ile, ezeli rekabet kavramına bakışı farklı şeylerdir.

Son 5 yıldır futbolun ruhunun kaybolduğundan ve meşhur "endüstriyelleşmeden" bahsedip duruyoruz. Endüstri Mühendisi gibi (endüstri mühendisleri affetsin) davranmayı bırakalım o halde...Şu ezeli rekabet denen şey başımızdan eksik olmasın

27 yorum:

Havenless dedi ki...

Hislerime tercüman olan bir yazı olmuş ve bence blogdaki en iyi yazılardan birisi. Endüstriyel futbola en karşı duran şeyin, aslında tutkuyla ve duygularla sıkı sıkıya bağlı olan ezeli rekabetlerden geldiğini çok güzel anlatmışsın. Sevgiyle ve tutkuyla taraf olmanın getirdiği samimiyet futbolun en güzel parçası gerçekten de.

Ellerine sağlık.

emre dedi ki...

Selamlar,

Mehmet Demirkol Galatasaray liseli ancak koyu bir fener taraftarı olduğunu duymuştum hani doğru mu yanlış mı bilemem, ama yazdıkları da sanki Fenerbahçeli olduğunu çıkarmaktadır bana göre.

Saygılarımla

Adsız dedi ki...

bence galatasaray feyenoord benzetmesi tam oturmamış. galatasarayın şampiyonluk şansı küçümsenecek düzeyde değil. fenerbahçe nin son 4 maçında 5 puan kaybetmesi imkansız değil bence. galatasarayın 4 te 4 yapması da gayetihtimal dahilinde. bu nedenle bir dilemma yaşanmaması gerek.

Istanbuleben dedi ki...

Şampiyonlar ligi faktörünü unutmuşun sanki. Benim için soru şu şekilde: Bir GS taraftarı olarak hangi sıralamayı tercih edersin:

1-Bursa
2-FB
3-GS

mi, yoksa

1-FB
2-GS
3-Bursa

mı?

Bir çok GS li arkadaşım ilkini tercih ederken, ben ikincisi gerçekleşsin istiyorum, çünkü şampiyonlar liginde GS yi görmeyi çok ama çok özledim.

Flying Dutchman dedi ki...

Galatasaray sezonun ilk başındaki serisi dışında ne zaman 4'te 4 yaptı ki

bu takım sezon sonuna kadar 4'te 4 yapamaz, yapsa bile bu Fenerbahçe'nin 5 puan kaybetme ihtimalinden daha düşüktür

hoş yazının konusu o değil zaten

Adsız dedi ki...

Galatasaray sampiyonluk icin oynamazsa bile en azindan amaci ikinci olup SL katilimaktir. Hatta 03-04 sezonunda 33 haftada Trabzon'da Trabzonsporu 4-1 maglup etmistir, ustelik Galatasaray'in hic idasi yoktu.

Kalau dedi ki...

sanki ki cl'ye katılıp kuş mu konduracaz..şampiyonlar liginden gelecek para 10 milyon euro, fener'i şampiyonluktan etmenin değeri; paha biçilemez!!! :)

mre dedi ki...

Gerçekten güzel yazı. Açıkçası kazanı hale bir umut veya şampiyonlar ligi şansıyla, yenilip Bursa'nın önünü açmak arasında git-gel'ler yaşıyorum. İçimden "bir mucize olup da şampiyon olacaksak yenelim, aksi takdirde yenilelim" diye dua ediyorum ki bu da halimin aynasıdır.

spoilsport dedi ki...

Artık tamamiyle profesyönelleşmiş futbolun içinde hala amatör kalabilmiş tek şey taraftardır. O bakımdan da bu gibi duygusal siteklerde ya da hareketlerde bulunmaları normaldir. Ama bana kalırsa artık onların da ellerin geldiği kadar profesyönelleşmeye ihitiyaçları var artık. Fenerbahçe'nin şampiyon olmamasını istemek yerine Galatasaray'ın şampiyonlar ligine kalmasını istemek gibi. Demişsiniz ki, Galatasaray'ın kalan maçlarda 4'te 4 yapma ihtimali yok, doğrudur belki ama Bursaspor'un eğer Galatasaray'a yenilirse Fenerbahçe'nin liderliği ele geçirmesi durumunda Kayseri ve Beşiktaş maçlarını kazanacağının garantisi yok.

outlaw dedi ki...

mehmet demirkol galatasaray lisesi mezunu, ama fenerbahçeli, yani bilgin doğru emre...

bursaspor'a yenilmek gelmiyor içimden, ama ne yalan söyleyeyim, "fenerbahçe şampiyon olacağına bursaspor olsun" şiarından uzakta da değilim. biz yenelim, ama şampiyon olamayacaksak - ki olamayacağız gibi duruyor - bursa şampiyon olsun...

delioglan dedi ki...

bursa'ya çelme takarsak adnan polat ve futbolculari affetmem.

ismail dedi ki...

türk ligi ikincisininşampiyonlar ligine katılması imkansıza yakın

Ortega dedi ki...

Açıkçası bugüne kadar bizim yenmemiz ya da yenilmemizle ezeli rakiplerimizin şampiyonluğunu ilgilendiren bir maç oldu mu, yakın geçmişte böyle bir şey var mıydı, şu an hatırlamıyorum. O bakımdan biraz varsayım üzerine konuşacağım. Şimdi tam tersi olsaydı ve bugün Gs'nin yerinde biz olsaydık, ne hissederdim? Öncelikle kaçan puanlara üzülürdüm herhalde. Onlar nasıl bizden üst sırada diye yakınırdım. Sonra da ciddi bir ikilem yaşardım. Hayatım boyunca Fenerbahçe'nin maç kaybetmemesini isterken bir gün aniden kaybetmesini istemek zor. Yani varsayım üzerine konuşuyoruz ama orada bile istemek zor yahu. Çok garip hissettim kendimi. En iyisi tam olarak ne düşündüğümü başka bir dille anlatayım. Haftasonu önce bizim Kasımpaşa'yı yenmemiz lazım tabi ki de. O maçı alırsak, Gs-Bursa maçının berabere bitmesi için duacı olacağım. Bunun iki sebebi var; birincisi Gs'nin kazanması benim lehime gözükse bile aynı ligde yarışırken bunu beklemek bana garip geliyor. İkincisi eğer berabere biterse ikisi birden olduğu yerde saymış olacak. Bu da güzel bir olay. Gs her zaman şampiyonluk yolunda en ciddi rakibimizdir. Arka arkaya şu form durumuyla 4 maçı birden kazanması zor gibi gözükse de ne olur ne olmaz diyorum. En iyisi o maç berabere bitsin :)

müşkülpesent dedi ki...

yatış konusunu düşünenler 2003-2004 sezonu trabzonspor-galatasaray maçının sonucuna bakıp o maçın sonucuyla o gece fenerbahçe'nin şampiyon olduğunu unutuyorlar galiba.

o zaman da gs trabzona yatıcaktı çünkü hiçbir iddiası yoktu ligde şimdi iddiası varken bu lafları çıkaranlar ya 6 sene öncesini hatırlamıyorlar ya da bjk ye yatışlarını unutmuşlar.

simon dedi ki...

bu dilemma içinde en güzel olay da herhalde kasımpaşa-fenerbahçe maçının bizim maçımızdan önce olması.... inşallah kasımpaşa şu feneri yenerde bizde çıkıp bursaya karşı rahat oynarız.... sonuç olarak biz bursaya yatmadan yenilsek bile (bu ihtimal hiç de az değil) yattı diyeceklerdir. kasımpaşa yensin feneri bizde en azından yenilsek bile adam gibi yenilmiş oluruz...ki kasımpaşa yenerse feneri şampiyonluk şansımızın ciddi bir biçimde artacağını düşünüyorum...

pclion dedi ki...

Daçmın, sana tuttuğun takımı öğretecek halim yok elbette ama Galatasaray bu işleri asla beceremeyen bir takımdır. Kendisiyle tarihsel yakınlığı olan Trabzonspor'u bile sırf şaibe olmasın diye Avni Aker'de 4'leyip Fenerbahçe'yi şampiyon yapan da Galatasaray'dır. Bursaspor'un puan kaybetmesi en muhtemel maç Galatasaray maçı, hatta Pazar günü Galatasaray'ın rahat kazanacağını düşünüyorum ben...

pushkin dedi ki...

5. bir şampiyonun naklen yayın gelirleri dağılımında 4 büyüklerin aldığı - bence adaletsiz - aslan payını en azından bjk ve trabzon aleyhine tartışmaya açacağını da unutmayalım. 2004 yılında iddiasız G.Saray'ın Trabzon deplasmanındaki galibiyetini de daha farklı ama temelde ekonomik kaygılı yönetim motivasyonuna yormak bence çok yanlış olmaz.

onur dedi ki...

1) Seneler önce (şimdi hangi yıldı hatırlayamayacağım ama sanırım BJK'nin Metin-Ali-Feyyaz'lı yılları) GS ve BJK şampiyonluğa giderken BJK karşılaşmasına FB takımı "cezalı oyuncu" ile çıkmıştı. Maç oynanmış ve BJK kazanmış, sonrasında hükmen 3-0 BJK lehine tescil edilmişti. Bugün radyospor'da da bahsedildi hatta bu konudan. Demek istediğim "varsayımsal" değil "gerçek" örnekler var geçmişte Dutchman'i destekleyen!

2) Gelecek sene hiçbir FB taraftarı "ulan helal olsun yendiniz Bursa'yı aslanlar gibi bizi şampiyon yaptınız" demeyecek. "En son kim koydu, en çok kim koydu, zaten Atatürk de FB'liydi" diyecek. 3 ay sonra maç skorunu filan kimse hatırlamayacak bile. Dolayısı ile "FORZA BURSA!"

3) Son 5-6 yıldır paramız yoktu da ne oldu? Varsın 1-2 yıl daha olmasın!

Black Pearl dedi ki...

Flying dutchman dedi ki…

(yurt dışında yaşayan, "gurbetçi" dediğimiz taraftarların durumu çok farklıdır, bu insan topluluğu yaşadığı ülkede "davetsiz misafir" ve mensubu oldukları ülkede kendileriyle hiç bağlantısı olmayan olayların bile bir parçası olarak görüldüklerinden Avrupalıyı dize getiren her Türkü kendilerinden bir parça olarak görürler, Fenerbahçe'nin Twente'yi Hollanda'da yenmesinin anlamı, Türkiye'de büyümüş bir Galatasaraylıdan farklıdır, onun için o galibiyet Fenerbahçe galibiyeti değil, bir Türkün Hollandalıyı evinde diz çöktürmesidir, ertesi gün işe gider ve tüm Hollandalı arkadaşlarıyla dalga geçer, Twente İstanbul'da Fenerbahçeyi yendiğinde ertesi gün "sizi yendik" diye dalga geçen Hollandalılar gibi)



Buna ben cevap vermek istiyorum. Hollandalilarda da boyle bu, feyenoordlu, Ajax mesela Bayern Munchen’a oynadi mi Ajax’i tutuyor. Fenerbahce Feyenoordu yendiginde gelip tek tek beni tebrik ettiler. Evet, bu yasanmasi guzel olan bir tecrube degildi.



Ama Galatasaray 2000 yilinda UEFA’yi aldiginda fenerli kardesim bizim kadar sevinmisti, sokaklara dokulup arabalarla korna calmistik. O yillarda fener alsaydi ben de sevinirdim ama durum su an degisti. Fener o fener degil. Ben o gurbetcilerden degilim, fenerin ya da beşiginin herhangi bir macta (buyuk bir farkla) kaybetmesini istiyorum.



Ben Galatasaray’in hicbir maci hicbir nedenle kaybetmesini istemiyorum. Galatasaray büyük bir kulub (bknz en buyuk) ve bu kadar buyuk kulube sirf rakibi sampiyon olmasin diye mac kaybetmek yakismaz.

Adsız dedi ki...

BORNOVA BELEDİYESİ: 77 – FENERBAHÇE ÜLKER: 71
=
GALATASARAY CC playoff sansi 0.

Futboldan bahsederken, herkes bunu gözünden kacirmis nedense.
Sakin ha Galatasarayda maglup oldu demesin kimse, Fenerbahce Bornova karsilasmasindan gelen habere göre birakivermis Galatasaray 3. ceyrekte.

Almanyadan Suat

MBC dedi ki...

@Ortega;
siz trabzonspor´la cekisiyordunuz..
bizde ergün gürsoy, hakan sükür "gönlüm trabzonspor sampion olsun diyor" demislerdi..
herkez "Galatasaray Trabzon deplasmanindan 1 puan bile alamaz" demisti.. iste o maci Galatasaray 4-1 almisti.. ve siz lig bitmeden 2 hafta önce sanirsam sampion olmustunuz..
(%100 tabiki emin degilim.. asa yukari hatirliyorum..)
---
Ben Galatasaray Taraftariyim..
dogrusunu söylemek gerekirse diger takimlar umrumda bile degil...
www.yesilortam.blogspot.com

barış dedi ki...

yenilmesini istiyoruz değil de yenilirsek üzülmeyiz diyelim. ama beraberlikte ağlarım.

King Santillana dedi ki...

Yazıda geçen "2000 yılında kıyamet nasıl kopmadı Fıratcım, Galatasaray UEFA'yı aldı bundan daha büyük kıyamet olur mu ?" cümlesinin sahibi, çok sevilen Fenerbahçeli abi olarak, ben de Fırat kardeşimi gerçekten çok sevdiğimi belirtir, yazının belki mantık dışı, belki anlaşılması zor, ama bir o kadar da gerçek ve hayatın içinde olan "rekabet" denen hadiseyi tam anlamıyla tanımlayan bir yazı olduğunu belirtmek isterim. Ben de zamanında özellikle tribün dergide bu tür yazılar çok yazmıştım.

Ezeli iki rakip, birbirlerinin başarılı olmasını asla ve kat'a istemez. İstememelidir de.. Kim ne derse desin, kim ne anlatırsa anlatsın hayatın içindeki realite budur. Galatasaray UEFA kupasına doğru yol alırken, rekabet denen hadiseyi anlamayan, yaşamayan, sözüm ona Fenerbahçeli bir kısım cenah "ülkeyi temsil ediyor, ülke puanları artıyor, göğsümüz kabarıyor, çükümüz şişiyor, hede, hödö" diye şahlanıyordu. Peki sonra ne oldu ? 10 senedir Uefa Kupasının üzerinde oturuyoruz. Acaba farkındalar mı ? Uefa Kupası temcit pilavını geçeli çok oldu.. O Fenerbahçelilere sormak lazım "Uefa Kupasından sonra kimse size sağolun be, valla çok duygulandık, nasıl da desteklediniz bizi" dedi mi ? Yoksa her futbol tartışmasında altı dar, üstü geniş kupayı gözünüze (!) doğru kaktırmaya mı çalıştılar ?

Bırakalım edebiyatı.. Realiteye gelelim. Türkiye'deki ve tüm dünyadaki futbol rekabetinin özüne bakalım. Cevap orada.. Ve net: "Ezeli rakipler birbirlerini desteklemez ve desteklememelidir. Olması gereken de, olan da budur"..

Mafalda dedi ki...

Ben sampiyon olamayacaksam kim olursa olsun. butun sene puanlari carcur edip ezeli rakibim sampiyon olmasin diye mac vericem. gururuma dokunuyor sahsen.

safak temel dedi ki...

@ emre

"yani bir galatasaray taraftarı" kalıbından sonra virgül koyarsan daha rahat anlaşılır durum. yani galatasaray taraftarı, mehmet demirkolun dediği şekilde düşünmez ordaki cümlenin anlamı.

Zlatan Muratanovic dedi ki...

Galatasaray'in hala ciddi olarak sampiyon olma sansi var. Bursa maci disindakiler cok zor maclar degiller.. Fenerabahce ise bu hafta Kasimpasa'ya kaybedebilir, ben Kasimpasa'dan surpriz bekliyorum.. Ama asil surprizi son hafta Trabzonspor yapacak Fenerbahce'ye.. ahanda yazdim buraya..

http://bohemfutbol.blogspot.com/2010/04/acklyoruz-sampiyon-kim-olur.html

mekkare dedi ki...

Bir Fenerbahçeli olarak bu yoruma sonuna kadar katılıyorum. Zaten tatlı rekabetin gereği budur. şampiyonlar Ligi şansı, biraz daha fazla para kazanmak bunlar bir takımın mensubu olmanın önüne geçilemez. Bir Galatasaray taraftarı için, örneğin Bursa Galatasara'yı yenseydi ve Fenerbahçe lider olamasaydı, alacağı zevk, Fenerbahçelilere söyleyeceği laflar, bazen milyonlarca Avro'dan daha değerlidir.

Tersi FB'liler iin de geçerlidir.