28 Ağustos 2010 Cumartesi

ABDULLAH AVCI


















26 Ağustos 2010 tarihinde BirGün gazetesinde yayınlanmıştır.

Dünya futbolunda teknik direktör istikrarından bahsedildiğinde artık Sir Alex Ferguson ve Arsene Wenger’in isminden bahsetmek bir moda haline geldi. Neredeyse teknik direktörler arasında bir popüler kültür ikonuna dönüşmüş durumda bu iki isim. Aslında Ada futbolunda onlar gibi bir- çok teknik adam var, zira kulüpler değişimin ve yapıp tekrar yıkmanın yerine var olan yapıyı restore etmeyi daha uygun görüyor. West Ham United kuruluşundan beri geçen 115 yılda sadece 13 teknik adam değiştirdi. Bu neredeyse 9 yılda bir teknik adam değiştirdikleri anlamına geliyor. Onları 113 yılda 18 hoca değiştiren Liverpool ve 105 yılda 17 kez değişikliğe giden Manchester United takip ediyor. Türkiye’deki birçok futbol takımı bu değişiklik rakamına son 10 yılda ulaştı. Son 10 yılda, Fenerbahçe 10, Galatasaray 9 ve Beşiktaş 9’ar, Trabzonspor 12, Ankaragücü 14 kez teknik adam koltuğunda değişime gittiler. Ama bunlardan ayrılan ve son 20 yılda bu ülkede koltuğunda en uzun süre kalmış bir adam var. Geçtiğimiz hafta sonu, bu sezonun “FC Hollywood”u olan Beşiktaş’ı İnönü’de mağlup eden İstanbul Büyükşehir Belediyespor’un teknik direktörü Abdullah Avcı.

Günümüzün üst düzey teknik adamlarına benzer şekilde futbol kariyeri çok da göz önünde değildi Avcı’nın. 1979 yılında Vefaspor genç takımında başlayan kariyeri Karagümrük, Rizespor, Kahramanmaraşspor, Bakırköy, İstanbulspor, Nişantaşı ile devam edip başladığı yerde bırakacak şekilde 1999’da Vefa ile son buldu. Teknik direktörlüğe Ziya Doğan’ın teşviki ile başlamış bir isim. Sırasıyla Metin Türel ve Aykut Kocaman’ın yardımcılığını yaptı İstanbulspor’da. Ardından 2004’te Galatasaray altyapısındaki görev. “Kadroda 1984’lü oyuncular çoğunluktaydı ama ben gençlerdeki potansiyele güvendiğimden 1987’lilerle oynamayı tercih ettim” diyor Avcı o günler için. Derken Türkiye Futbol Federasyonu yetkilileri Cem Pamiroğlu’ndan boşalan 17 yaş altı milli takım teknik direktörlüğüne, Galatasaray’dan izin alarak onu getirdi. Bu, kariyerinin dönüm noktasıdır aslında. Tüm Anadolu çapında yapılan araştırma ile Caner Erkin ve Mehmet Yılmaz gibi isimler milli takıma kazandırıldı. Avcı’nın kadrosu 2005 yılında Türk genç milli takımlar tarihinin en çarpıcı performansına imza attı. Takım önce İtalya’da düzenlenen Avrupa 17 yaş altı şampiyonasında finalde Hollanda’yı mağlup ederek Avrupa şampiyonluğuna ulaştı, ardından da aynı yıl Peru’da düzenlenen dünya şampiyonasında müthiş bir performansla dünya dördüncülüğünü elde etti. Özellikle Nuri Şahin, Caner Erkin, Tevfik Köse gibi isimlerin yıldızlaştığı turnuvanın yarıfinalindeki Brezilya maçında, 3-0 geriden gelen Avcı’nın ekibi, 10 kişi kalmasına rağmen maçı 3-3’e getirmiş, Brezilya’nın son dakikalardaki golüne engel olamayıp maçı 9 kişiyle 4-3 mağlup tamamlamıştı. Bu başarılar Abdullah Avcı’nın doğrudan ligdeki bazı takımlar tarafından mercek altına alınmasını sağladı. Gençlerle yaşadığı bu başarıyı iyi analiz eden bir kesim ise onun, bu jenerasyonla geleceğin A milli takımını oluşturabileceğini düşünüyordu. Ancak Peru’daki turnuvadan sadece birkaç ay önce milli takımlar teknik direktörlüğüne getirilen Fatih Terim, Abdullah Avcı’yla çalışma fırsatını değerlendiremedi. O tarihteki gelişmeleri Avcı’nın ağzından bizzat dinleyelim. “Öncelikle Haluk Ulusoy ve TFF Yönetim Kurulu bana son derece olumlu yaklaştılar, benimle çalışmak istediklerini söylediler. Ancak aynı desteği Fatih Terim’den alamadım. Direkt olarak onu suçlamıyorum elbette. Aslında ben de milli takımlarda onun yoluna benzer bir yolda ilerliyordum. Hatırladığınız gibi kendisi de genç ekolle birlikte A milli takımın başına geçmişti. O yüzden önümü açabileceğini düşünüyordum. Bunu kendisinden istemedim, sadece bekledim. Mesleki anlamda bana ne düşündüğümü sormadı

Terim’in ona vermediği destekle ilgili bugün hâlâ birçok iddia var. Egosu oldukça yüksek olduğu bilinen teknik adamın kendi etrafında bu derece başarı potansiyeli olan bir ismi bulundurmama isteği bunlardan birisi. Böylesine büyük bir başarının sahibi olan Avcı’ya yaş grubu atlatılması beklenirken 16 yaş altı milli takıma kaydırılmak istenmesinin mantıklı bir sebebini bulmak kolay değil. Ancak bu süreç ligimizin en istikrarlı teknik adamlarından birisini yarattı. 2. ligdeyken başına geçtiği İstanbul BŞB Spor’u önce 1.lige çıkardı, ardından da 12., 9. ve geçtiğimiz sezon 6. olmak üzere sürekli yukarı tırmandıran bir grafik sergiledi. Üstelik bunu yaparken maç başı 1.000 rakamına bile ulaşamayan bir seyirci ortalaması ve bir futbolcunun kendisinin maça konsantrasyonunun çok güç olduğu bir stadyum ile. Takım bu lig derecelerini alırken hemen her sezon ligin büyüklerine karşı da flaş sonuçlar aldı. Son 3 sezonda, İstanbul’un 3 büyüğüne karşı oynadığı toplam 19 maçta 6 galibiyet, 5 beraberlik ve 8 mağlubiyet aldı. Hiç de fena bir performans değil. Şu an ligde görevine devam eden teknik direktörler arasında aralıksız en uzun çalışan isim ve üst üste beşinci sezonunu yaşaması sebebiyle de son 30 yılda, Türkiye 1. Futbol Ligi’nde aralıksız en uzun süre görev yapan yerli teknik adam.

Galatasaray’ın son 2-3 sezondaki her teknik adam değişiminde akla gelen bir isim olmasına rağmen belki de kendisini henüz hazır hissetmediğinden, belki de başka sebeplerden istikrarı seçti Avcı. Futbolculuk kariyerinin çok parlak olmaması, teknik adamlık kariyerinin emin adımlarla ilerlemesi ve görev istikrarı onu ligin en “özgün” hocalarından birisini yapıyor. Henüz 47 yaşında. Bundan 5 sene sonra onu çok daha farklı bir yerde görebiliriz.

13 yorum:

ometeci dedi ki...

son 30 yılda aralıksız en uzun çalışan demişsiniz. bildiğim kadarıyla Gordon Milne 1987-1994 yılları arasında 7 yıl çalışmıştı beşiktaşta.

aks111 dedi ki...

şimdi birazdan biri gelip buraya"orda çalışmak kolay gelsin taraftar baskısında çalışsın görelim" dicektir beklemeye başlayım ben :)

Her Yol Roma dedi ki...

Sayın FD,

"üst üste beşinci sezonunu yaşaması sebebiyle de son 30 yılda, Türkiye 1. Futbol Ligi’nde aralıksız en uzun süre görev yapan teknik adam" demişsin ama Gordon Milne daha uzun değil miydi yahu?

"yerli teknik adam" olmalı belki de..

Flying Dutchman dedi ki...

@ometeci, doğru biliyorsun. "yerli" ifadesini eklemeyi unutmuşuz oraya, uyarı için teşekkürler..

Burak Kereci dedi ki...

Fatih Terim'in etrafında kendinin yaptığı çıkışa benzer çıkış yapmış birini görmek istemediğine eminim.

Flying Dutchman dedi ki...

sayın Her Yol Roma düzeltildi

bianconeri dedi ki...

Abdullah Avcı'ya sezon sonunda 9. olacaksın desek ligden çekilir. Net.
Takımı İBB, 3-4 yıldır aynı. Ne bir adım ileri ne bir adım geri. Ben buna istikrar diyemem. Yerinde sayma derim.
Yıllardır ortasıralarda seyreden; Sezona, elimizden gelenin en iyisini yapalım parolasıyla başlayan bir takım ve o takımın çalışkan memur hocası. İBB ve Avcı'nın özeti benim için budur...

bahadır dedi ki...

a avcı,gereksiz bir takımın başındaki gereksiz bir antrenördür.a avcı'yı bir rıdvan ,rıza,aykut gibi büyük takımın başına geçince(yada geçebilince) görelim.

Flying Dutchman dedi ki...

Frank Rijkaard'a "Barcelona'yı şampiyon yapmak kolay bir de küçük takımı yapsın" diyoruz

Son 3 sezonda sürekli takımını yükselten bir adama da da "bir büyük takımın başında görelim".

Ne zaman biz hocaları kendi takımlarının başındayken değerlendirebileceğiz? Misal Roy Hodgson için de bugün aynı şey deniyor mudur? "Fulham'ı final oynatmak kolay, Liverpool'da görelim bir de"...yoksa adam kendini kanıtlamak zorunda değildir de zaten kanıtladığı için mi o takımın başına getirilmiştir...

Ayrıca takımın gereksizliği veya gerekliliği hocanın yeteneğinden bağımsız değerlendirilmeli. Glazer'in oyuncağı olmuş Manu'nun son 5 yıldaki işlerine bakıp Alex Ferguson değerlendirmesi de yapamayız o halde.

thieboudienne dedi ki...

arkadaşım, belediye neden gereksiz bir takım oluyor ki? adamların seyircisi olmayabilir, evet bu büyük bir eksikliktir.

ama adam çıkıp aslan gibi topunu oynuyor mu oynamıyor mu?

seyircisi olan ankaragücü gibi hatta gs ve fb gibi takımları da görüyoruz. tribün kültürü adı altında sergilenen vandalizm, haytalık, serserilik, görgüsüzlük bitmek bilmiyor. her maçta ana avrat küfür artık futbolumuzun olmazsa olmazı oldu.

bunları sergilemiyor diye mi adamlar lüzumsuz? hıncallara ermanlara ekmek çıkarmıyor diye mi adamlar fuzuli?

anadolu takımlarının mı önünü tıkıyor? adam lige nizami şekilde mücadele edip geldi çıktı. öyle darbeci generallerin başbakanların bakanların ligde uttuğu, paraların akıtıldığı takım değil belediye. çıksın anadolu takımları da alnının teriyle, o zaman yine konuşuruz.

CaRtMaNtR dedi ki...

takımın gereksizliği konusuna ben açıkçası katılıyorum. tamamen belediyenin kaynaklarının boşa harcanması gibi bir oluşum. ne gençleri spora yönetlen bir yapısı olan neden seyircilerini sürükleyen bir takım olmaması ile tuhaf bir oluşum ama konu değil.

ben şahsen abdullah avcı'yı beğenen biri değilim. tamam takımını lige girdiklerinden beri orta sıralarda tutabiliyor ama mesela yanılıyorsam düzeltilsin ama bir kaç genç oyuncu haricinde hiç genç takımlardan ülkemizin milli havuzuna bir oyuncu kazandırmadı sanırım.

genel olarak belediyenin engin kaynaklarınında desteği ile istanbulda neredeyse diğer üç büyükler kadar sağlam maaşlarla oyuncuları alabilen bir yapısı olması takımın bence bir diğer eksisi.

ha benim eksi olarak saydıklarım belki genel olarak hocanın performansını değerlendirmede doğru kriterler değildir belki ama bence o u17 performansı sonrası kariyerinin altını yeterince dolduramadı abdullah hoca.

onur dedi ki...

İBB Spor hakkında "Gereksiz" kelimesi tartışmaya epey açıktır bence de. Seyircileri olmadığı için vandalizmin olmadığı; bileklerinin hakkı ile buraya geldikleri; etliye sütlüye karışmayıp polemik yaratmadıkları; istikrarlı oldukları bir gerçek. Ancak İstanbul'da yaşayan bir vatandaş olarak taraftarı olmayan suni bir takımın, hem de aynı şehirde taraftara sahip 4 takım varken, cebimden çıkan vergiler ile finanse edilerek boy göstermesini ben de "gereksiz" olarak algılıyorum. "İBB Spor Belediye bütçesinden finanse edilmemektedir" diyecekler şimdi. Evet doğrudur; direkt olarak kaynak aktarılmamakta, belediye'ye iş yapan şirketlerden "bağış" alınmaktadır. O bağışlar da sonuç olarak yapılan işin maliyetine yansıtılmakta ve bizlerin cebinden çıkan vergiler ile finanse edilmektedir. Sonuç olarak bir GS taraftarı olarak benim İBB Spor'un "gereksiz" olduğunu düşünmem son derece haklı bir durumdur çünkü kendi takımımım yanında ona rakip bir takımı daha finanse etmek istemiyorum. Aynı şeyler bir FB, bir BJK, hatta bir Kasımpaşa taraftarı için de geçerlidir!

simitci dedi ki...

oncelikle Istanbul BSB gibi kulupler halkin parasini (kamu kaynaklarini) profesyonel spora aktarmak gibi bir ahlaksizligin aracisidir, kesinlikle kapatilmalidir,bu yuzden de gereksiz bir kuluptur. o paraya kac spor salonu kurulur, kac genc spora yonlendirilir. belediye kaynaklariyla milyon dolarlik oyuncu transferleri yapmak etik degildir. Onlerindeki sponsor bile ispark (istanbul'da yol kenarinda halktan toplanan park paralarinin bir kulube aktarilmasidir).

Abdullah Avci'nin cok iyi bir hoca oldugunu dusunmuyorum. Bildigimiz kontratak futbolu oynatiyor. Baskili bir futbol oynattigini gormedim. Istikrarli oldugu bir gercek ama istikrarli sekilde ayni futbolu oynattigi da bir gercek, ne ileri ne geri. Ingiliz mantalitesinde is yapar, guney ulkeleri her sene orta siralarda kalacagini bilerek bir hocayi tutmaz.