14 Ağustos 2010 Cumartesi

BÜTÜN ATLAR AYNI HIZLA YARDIRIYORDU. BİRİNCİLİĞİ MİRHAT'A VERDİLER



















Yaz aylarının maçsız ve amaçsız boşluğunda, klasik bir Kadıköy yürüyüşü.

Pendik-Kadıköy hattı dönüş yerinde, Paşabahçe köşesinde in.

Kitabevi-sahaf gezintisinden sonra öğle yemeğine doğru yollan.

Havuzun hizasında, sağ kolda kalan KFC'nin sokağından gir.

Dümdüz ileride, erotik filmler oynatan sinemayı da geçip, sola dön.

Tam köşede 1 milyona bol köfte kültü.

Dershaneye giderken favori mekanımız. Ve tabii menümüz köfte-piyaz.

Bu köftecinin hemen çaprazında "1 Numaralı Ganyan Bayii" vardı. Kocaman, iki katlı, 5 makineli bir bayii idi. Şimdi çiçekçi olmuş.

Tarih, 27 Haziran 1998.

Karnı tok, sırtı pek her yarışseverin yapacağı üzere içeri girdim. Usta yarışçının bülteni Arşiv'i ve de tekaüt atçının göz bebeği İstanbul Puanlı'yı aldım. Az miktarda altılı ve bol bol bahis kuponunu da bülten arası yaptıktan sonra, gönül rahatlığıyla masalardan birisine çökecektim ki tükenmez kalemimin olmadığını fark ettim...

Aç parantez; Yarış oynayan birine "Kaleminizi verir misiniz?" demekle "Annenizin, dünyanın en eski mesleğini icra ettiğini düşünüyorum" demek arasında herhangi bir fark yoktur. En azından, kalem isteğine mukabil bakışlar onu anlatır. Kapa parantezi...

Ezberime göre yakınlarda kırtasiye yoktu ama yapacak bir şey de yoktu. Caferağa Spor Salonu'nun oradaki kırtasiyeye kadar gidip, bir kalem aldım.

Ganyana geri döndüğümde insanların "Allah rahmet eylesin. Gencecik çocuktu" falan demelerinden, yokluğumda kimin vefat haberinin ulaştığını tahmin etmeye çalışırken, daha muhtemeller yayınlanmaya başlamadığı için normal yayında olan televizyondan Kerim Tekin'in trafik kazasında öldüğü haberinin yayınlandığını gördüm. Haber tekrar yayınlandı, insanlar tekrar taziye bildirdiler vs. vs. Sonra her şey normal seyrinde ilerlemeye başladı. Ta ki diğer bir ölüm haberi daha gelinceye kadar...

"25 Nisan 1993 dogumlu, Kanatlı 3'den olma, Cansever'den doğma, Al Arap aygırı Mirhat'ın vefat ettiği" bildirildi TJK'dan.

Bu haberin gelmesinin ardından yaşananları bugün bile şaşkınlıkla anımsıyorum ve hakkıyla tasvir etmem mümkün değil ama deneyelim.

Ganyan bayii bir anda dalgalandı. Dışarı koşan iki üç kişiyi çok net hatırlıyorum. Sanki işgale uğramışız da haber yetiştirilecek yerler varmış gibi, hepsi birer Manastırlı Hamdi edasıyla fırladılar. İçeride bağırış çağırışlar hasıl oldu, "Olmaz, olamaz" sesleri geliyordu. Yarış sonuçlarının yazıldığı beyaz tahtanın üzerine karalanan "Mirhat Öldü. Camiamızın Başı Sağ Olsun" yazısı bir yana, birinin gözleri dolu dolu halde, tükenmez kalemle duvara yazdığı "Mirhat Ölmez, Vatan Bölünmez"e öylece bakakalmıştım. Gören, orada bunları yapan herkesi Mirhat'ın kazancına ortak sanırdı. Ben üzüntünün böylesine samimi olanına az rastladım.

Yıllar geçti. 12 sene olmuş. At merakım hoş bir sada olarak geride kaldı sayılır ama ezber bozulmuyor haliyle. Ne zaman, o günlerin atçılarını görsem ve ne zaman konusu açılsa "Nur içinde yatsın. Büyük attı" diyene rastlanır. Sadece Mirhat da değil, vefat eden diğerlerine de bu vefa gösterilir, ama o biraz farklıdır.

Mirhat, katıldığı 29 yarışta, sadece 2 ikincilik, 1 altıncılık almasına karşın, 26 yarışta birinci olmuştu. Ekstra bir şey vaadetmeyen orijini ve çoğunlukla vasat jokeylerle koşmasına rağmen, rahat rahat kazandığı yarışlar, hakkında "Yarım Kan" dedikodusunun çıkmasına neden olmuştu.

Hayatının ilk koşusunda geçtiği atların hiçbiri, sonradan kendi çaplarında bile başarılı olmamışlardı. O zamanlar Arap atı koşuları, şimdiki gibi yaşa göre değil, gruba göre yapılırdı. Belirli şartlar üzerinden "A Grubu, B Grubu, C Grubu" yarışları vardı. Bizim gibi orijin manyakları belki de o yüzden bakmadılar Mirhat'ın yüzüne, en başlarda.

"Kanatlı 3 neymiş lan? Yarım kan olsa ne olur o? Yarışı değil, anca benimkinin yarımını alır meh meh meh meh" şeklinde çirkinleşenlere inat, uzak ara aldığı ilk yarışından sonra, yirmi gün içerisinde üç yarış daha kazandı. Daha üçüncü koşusunda, handikap puanı üç haneli rakamlara ulaşmış, ganyanı 1.05'e düşmüştü. Halis Karataş'ın olduğu yarışta hiçbir kuponda tek atılamayacak jokey Aykut Arıcı, Mirhat'ın sefasını sürüyordu.

Yaklaşık bir aylık bir aradan sonra, bu kez Ali Kılıç idaresinde "Grup 1 Açık" koşuda start aldı Mirhat. İlk jokeyi Aykut, Çiğdemcan'daydı. Yarışın diğer ilgi çeken ismi de kantarmasına dokunulduğu zaman gücenip, duraklayan ve jokeyine adeta "Ben kendi kendime koşuyorum kardeşim. Sana ne yahu?" diyen Sıh Taha idi. Bu güzel hayvan, onca sene nasıl oldu da koştu, yarış kazandı, hala aklım almaz. Bir ittirilince dururdu yahu! Neyse... Akın Özdeniz de idare edince, biz Mirhat'ın yanına karalamakta sakınca görmememiştik kendisini. Ne var ki Mirhat onları da sallamadı. Yarış nispeten kısa ara bitmişti ama paşa paşa gelmişti şampiyon.

Oysa "Açık da koydu ya. Artık sırtı yere gelmez" denen Mirhat, İstanbul sezonunun son startında, yarış yaşamının en kötü koşusunu sergileyecekti. Yukarıda bahsi geçen, anarşist safkan Sıh Taha, gelecekte bir bayram günü ilk ayakta 26 lira ganyanla yarış kazanıp ahaliyi şoka sokacak Sebina, her pistin ve mesafenin atı ruh hastası Börühan ve ara sıra adı gibi deli koşan Deli Mavi'nin 3 saniye arkasında altıncı bitirdi yarışı Mirhat.

Bu yarıştan bir ay kadar sonra, Ali Kılıç Adana'da, Mirhat'ın üzerinde, geleceğin kum şampiyonu Beyefendi'yle beraber Sıh Taha'yı da geçip intikamını aldı ama "Müşterek Bahis Harici" olduğu koşu boyunca ganyan bayiilerinde bir önceki koşusuyla hatırlandığı için, yeteneğinin "küfredilerek" sorgulanmasını engelleyemedi elbette. "Ulan benim ilkokul 3'e giden çocuk binse getirirdi o hayvanı. Senin ben yedi sülaleni" sesleri eşliğinde...

Bir jokey için en talihsiz zaman, sürdirek atı finişe birinci sokamadığı zamandır. Aradan yıllar da geçse, yatmış kuponların laneti jokeyi kovalar. Süleyman Akdı ve Halis Karataş dışındaki bütün jokeyler için bu geçerlidir. Bu ikisine gelseler de gelmeseler de küfür eksik olmadığı için tasnif dışıdırlar. Bir de fakirim Ahmet Atçı'nın kulağı çok çınlatılırdı. "Lan sepeeeeeet, bari bu sefer getir atı. Bak tek başına koşuyorsun. Moralin düzelsin diye başka at kaydetmemişler yarışa. Düşme lan sakın" şeklinde. 50 yaşında adamlar bunu söyleyen...

Bunu anlatmışken Sadettin Boyraz'ı anmadan geçmek olmaz. 2000 yılının Gazi Koşusu olduğu gün, ilk ayakta favori Sunday Surprise'ı getiremeyip, yarışı Fuat Çakar'ın Nasıl'a kaptırdığında hemen hemen bütün hipodrom yuhalamıştı kendisini. Üstüne üstlük ikinci ayakta 4 lira ganyanla Nurayfer'i, Gazi'de de 10 küsurla Sheer Honor'ı patlatınca öfke daha da kabarmıştı. Helal olsun ama... Üçlü ganyandan iyi para indirmiştik o gün. Caprice tek, Çukurova tek, Sihirli Yüzük iki atta. 50 misli. O gün bugündür de üçlü koyduğumuz yok. Neyse... Dönelim Mirhat'a...

1997'de Adana'da, ikisi Kazım Yıldız ikisi de Tekin Kolcuoğlu ile olmak üzere, dört yarış daha koştu şampiyon. Bu arada "Sülo'nun binişi, Kazım'ın itişi" meseliyle şöhret yapmış Kazım baba, Mirhat'a binip de yarış kazanamayan tek jokey oldu. Kendisinden 3 yaş büyük Kartalbey'in arkasında ikinci olduktan sonra, bir dahaki koşuda bu kez 5 yaş büyük Timurhan'a geçildi Mirhat.

Tabii Sıh Taha'nın, Kartalbey'in ve Timurhan'ın jokeyi olan Selim Kaya'nın da hakkını vermek lazım. Üç kez geçilen Mirhat'ı üçünde de geçen Selim'dir.

Tekin Kolcuoğlu ise, kantarmasına aldığı Mirhat'la, tam on sekiz yarış üst üste birincilik kutladı. Adana dönüşünden sonra koştuğu iki İstanbul yarışında, yeni kayıpları akılda olduğu için ganyanı 1.25 keserken, bilhassa Caş ve Bozdağ gibi müstakbel şampiyonlara uzak salladığı Niğbolu koşusundan sonra 1.05'in üstüne çıkmadı.

1997 senesi boyunca geçmedik at, kazanmadık mesafe bırakmayan Mirhat 1998'e de aynı hızla girdi. Adana'nın ağaları Beyefendi ve Kartalbey'e resmi geçit yaparak kazandığı kum yarışından sonra, "Doyamadım koymalara" deyip, aynısını dört kez daha tekrarladı.

1998 Haziran'ı geldiği zaman, yıllardır beklenen gerçekleşmiş, Halis Karataş ve Mirhat'ın yolları kesişmişti. Zaten yarışlarını rahat kazanan Mirhat'ın, bu tercihle beraber İngiliz atı derecesinde koşması beklenmiyordu tabii ama, kimse de Halis'ten başkasını onun jokeyliğine yakıştıramıyordu. Şampiyon, ancak şampiyonla koşmalıydı.

Bursa'da start aldığı ilk ve tek yarışta, Vali Kupası'nda kendisinden çok zayıf olan gruba, ve onların en iyisi olan kumun şampiyonu Arslaneray'a 2 saniyeden fazla fark atarak birinci oldu. Hemen iki gün sonra ise İstanbul'da, yine Halis Karataş ile start aldı. Boş koşuda, yıllardır kapıştığı Bozdağ'ın önünde bir kez daha fotofinişi önde geçti.

Bu onun son yarışı oldu. 20 gün sonra ölüm haberi geldi. Mirhat'ın ölüm sebebine "Bağırsak Düğümlenmesi" demişlerdi ki atlar için çok yaygın bir vefat nedenidir.Ancak aradan zaman geçtikçe tevatürler artmaya başladı. Birini anlatayım. Ölmeden bir kaç gün önce, tan vakti galobunu yaparken, beraber idman yaptığı vasat bir ata geçilince, üzüntüden hastalanmış ve bir kaç gün sonra kahrından ölmüş.

"İterek Bozdağ geliyor, Sergen saldırıyor, Beyefendi de veriyor. İki boy kadar Mirhat önde. Potayı da Mirhat buluyor" seslerini az duymadık. Nur içinde yatsın.


by Canarino

7 yorum:

aLican dedi ki...

Güzel yazıymış :) At yarışı ve kumar yüzünden ailesi dağılanlardan olduğum için pek hazzetmem..Ancak babamın altılı oynadığı zamanlarda küçükken bültenleri okur bahsettiğin jokeylerin isimlerini ezberlerdim..Hatta küçükken bültenlerde verilen puanlara göre yorumlar yapar dediğim atın tutup babamın söylediği gelmediğinde az küfür yemezdim babamdan,evde kovaladığını hatırlarım :)

olcay dedi ki...

çok güzel bir yazı olmuş. at yarışı ile benzer dönemlerde ilgilenen biri olarak burada okumaktan çok zevk aldım. hatta birkaç gündür tekrar bakmaya başlamıştım bültenlere, tam üstüne gelince de ayrı bir güzel oldu benim için :)

ERKUT dedi ki...

At yarışı'nın çok daha romantik tutkular içerdiği 90'lı yılların efsanelerinden Mirhat temelinde yazdığınız yazı beni o günlere götürdü. Halen at yarışı oynayan bir yarışsever olarak üzüzlerek söçylemeliyim ki o günlerin kalite ve sınıf safkanlar artmasıan karşın bu günlerde yok. Bir günde kısmetse Şubat yazısı bekleriz.

Adsız dedi ki...

Beyefendi,Nurtay,İbocan,Bilgin Ulan Adana da ne Koşardı bu A grubu arap atları ama beyefendiyi tek geçerim Adana da kumun kralı idi ve almadığı kupa kalmadı..

Playful Penguin dedi ki...

Ellerinize sağlık uzun zamandır bu kadar güzel bir yazı okumamıştım.

Bir at yarışı blogu dedi ki...

At yarışı sadece altılı oynamak değildir. At yarışı bir zevktir.

ercan dedi ki...

Bugüne kadar Mirhat gibi startla kafayı alıp sürekli uzak çekerek kazanan atların hepsinin özel harada yetiştirilmiş olması son derece mide bulandırıcı.Bunları sayarsak sayıları 10'u geçmez fakat şunu da eklemek gerekir ki Türkiye'de arap atlarının çoğunluğunu devlet haraları yetiştirir. Benim gördüklerim adına konuşacak olursak Turbo ve Çetin bildiğiniz yarımkandır. Mirhat'ta benzer özellikler taşıdığı için bana göre yarımkandır.