15 Ağustos 2010 Pazar

SURVIVAL OF THE FITTEST

















Geçtiğimiz yıl Hamburg'un HSV Stadion'da oynanan Atletico Madrid-Fulham finaline çıkan 2 takımın kadroları şöyleydi.

Atletico Madrid: De Gea, Ujfalusi, Perea, Dominguez, Lopez, Reyes, Assunçao, Garcia, Simao, Forlan, Agüero

Fulham: Schwarzer, Baird, Hughes, Hangeland, Konchesky, Duff, Etuhu, Murphy, Davies, era, Zamora

Atletico Madrid 2-1 kazandı mücadeleyi. Forlan maçın uzatma dakikalarının sonlarına doğru kendilerine kupayı getiren golü attığında Fulham'ın finale gelene kadar Amkar Perm, CSKA Sofia, Basel, Roma, Shakhtar Donetsk, Juventus, Wolfsburg, Hamburg'dan oluşan koşusuna nokta koydu. Roy Hodgson'ın takımı kadro kalitesi olarak kendisinden çok daha üst düzeyde olan rakiplerini birer birer mağlup etmişti. Final maçında mükemmele yakın oynayan Norveçli Hangeland kariyerine Viking'de başlamış, FC Copenhagen'da devam etmiş 29 yaşında bir defans oyuncusuydu. Orta sahanın ortasındaki Danny Murphy, Liverpool eskisi bir 33 yaş orta saha oyuncusuydu. Fulham, El Fayed döneminde bir dolu kriz yaşadı. Harcanan yüksek transfer ücretlerinin geri dönüşü olmamasından, düşme tehlikesine girmeye ve sezonun son haftasında mucizevi şekilde ligde kalmaya kadar. 131 yıllık tarihinde, müzesinde tek bir kupa bulunmayan bir takımdan bahsediyoruz.

19 Mart 2002 tarihinde, Ali Sami Yen Stadyumu'nda oynanan ve Galatasaray'ın üstüste ikinci kez çeyrek finale kalmak için Barcelona'yı mağlup etmek zorunda olduğu maça ise takımlar şu kadrolarla çıktılar (bu kadronun Galatasaray'ı, Niculescu takviyesiyle sezon sonunda şampiyonluğa ulaştırdığını hatırlatalım).

Galatasaray: Mondragon; Bülent, Emre, Perez, Ergün; Hasan, Ayhan, Fleurquin, Berkant; Ümit Karan, Arif

Barcelona: Bonano; Coco, Abelardo, Christanval, Puyol; Overmars, Rochemback, Xavi, Luis Enrique, Gabri; Kluivert

2010 Dünya Kupası'nda çeyrek final oynayan Paraguay'ın orta sahasını Atalanta'lı Barreto, Libertad'lı Caceres, Cruz Azul'lu, Riveros (sonradan West Ham'a gidecek olan) ve Wolfsburg'da yedek kulübesinde oturan Jonathan Santana (sonradan Kayserispor'a gidecek olan) götürüyordu. Karşılarındaki Xavi-Iniesta İspanyasına penaltı kaçırarak mağlup oldular.

Bütün bunları yazma sebebim anlaşılmıştır. Futbolda saha içindeki başarısızlığı artık futbolcu yeteneklerinin zayıflığına bağlama devri geçeli aşağı yukarı 10 yıl oldu. Teknik adamlar bunun için varlar. 80'lerin efsane futbolcularının hala "teknik direktörün yeteneği bir yere kadardır, iş futbolcuya bakar" diyerek, hissettirmeden kendi yeteneklerini övme çabaları ve medyadaki kalitesiz yazılardan şikayet edip "bu malzemeyle tabii yemek olmazcılar"ı bir kenara bırakırsak tüm dünya, geçen her günde bu işin değiştiğini biliyor. Dolayısıyla artık istikrarlı (bakın bu kelime çok önemli ki savımızın en önemli şartlarından birisi) başarısızlığın sebebini futbolcu kadrosunda aramak, o 80'lerin kafa yapısında kalmayla eş değer geliyor bana.

Çok uzatmayacağım bu yazıyı da, zira Galatasaray ve Rijkaard üzerine çok yazdık. Tekrar gibi geliyor her şey. Rijkaard kötü hoca mıdır? Net bir şekilde hayır. Şu veya bu futbolcuyla bir takımı Şampiyonlar Ligi'nin ve La Liga'nın tepesine oturtuyorsanız size kötü hoca demek tam bir yetersizliktir. Nasıl ki kötü futbolun sebebi sırf oyuncu kadrosunun profiline bağlanamazsa, büyük başarılar da sadece o oyuncuların üstün yeteneklerine maledilemez. Evet, Rijkaard kötü hoca mıdır? Değildir. Peki Galatasaray'ın bugünkü durumunun sebebi kadro yetersizliği midir? O da değildir. Bu ikisini halen birbirinden ayıramayanların ya da dediklerimizi anlamamakta ısrar edenlerin gidip biraz Rus edebiyatı veya Noam Chomsky okuması gerekiyor. Bu ikisi birbirinden farklı şeylerdir. Bazen dünyanın en iyi hocaları dahi, üst düzey veya alt düzeyde herhangi bir takıma veya o ülke şartlarına uymayabilirler. Bu futbolcular için de geçerlidir. 44 yıl boyunca çalıştırdığı Auxerre'i 3.ligden alıp Fransa şampiyonluğuna taşıyan Guy Roux'nun, Lens'ın başına geçtikten sonraki 4. maçının devre arasında istifa etmesini nasıl açıklayabiliriz ki? Roux kötü hoca diyerek mi, yoksa bu Lens kadrosuyla bunu yapabilirdi zaten bahanesiyle mi? Ya peki efsane Brian Clough ve son şampiyon Leeds United'daki o belalı 44 gününü?

Konuşulması gereken bir başka konu var. Rijkaard'ın takımı dönüştürmeye çalıştığı iddia edilen ve sabredilmesi gerektiğini hatırlatan insanlar, dönüşeceğimiz şeyin ne olduğunu açıklamak zorundalar. Örneğin umduğumuz, hala 1974'ün 4-3-3 Hollandası veya 1988'in 4-4-2 Hollandası ise zaten ortada bir problem var demektir. Bu sistemlerin anavatanının başındaki teknik adamın, o sistemlerin başarısını tekrar ederken, "artık Total Futbol denen şeyi unutalım, geride kaldı, ben maçları kazanmak istiyorum" demesi üzerine hala 36 yıl öncesine özlem duyuyorsak zaten Rijkaard'dan yapamayacağı bir şeyi bekliyor ve ona da haksızlık ediyorsunuz demektir. Burada bir hocadan beklenmesi gereken, içinde bulunduğu takımın güçsüz yönlerini, eksik taraflarını da göz önüne alarak bir takım kurgulamasıdır. Futbolda saha içi dizilişler ve stratejilerin giderek çeşitlenmesi, takımların yetersizliklerini örtme çabasının da bir sonucu olarak ortaya çıkmadı mı sonuçta? Yoksa eğer işi sadece kadro yetersizliğine bağlarsak, bu ligin 4 büyüğünün kadrolarından geçmiş, kariyerinin sonuna yaklaşmış 2 adam Ömer Erdoğan ve Hüseyin Çimşir gibi 2 adamın, geçtiğimiz yıl, tarihinde ilk kez ligin tepesinee çıkmasını ve mevkilerinin kilit adamları olmasını nasıl açıklayacağız? Kadro kalitesinin yüksekliğine mi, yüksek takım gelirlerine mi, Bursaspor yönetiminin çağdaş-Avrupai tarzına mı, yoksa Ertuğrul Sağlam'ın Hollandalıdan çok daha iyi bir teknik adam olmasına mı?

Başarısızlığı tamamen teknik direktörden bağımsız görmek isteyenlerin ortaya koyduğu bir başka bahane, Galatasaray yönetiminin çarpıklığı. Bu çarpıklığı ben de başta olmak üzere bir dolu adam bu alemde belirttiler. Değişen hiçbir şey yok elbette. Frank Rijkaard oldukça çarpık bir düzende, 2 adamın iktidarındaki bir kulüpte çalışmak zorunda. Ama bu ortam onun 1 seneyi aşkın bir süredir sürekli geri giden bir takımının açıklaması olamaz. Bunu hep söylüyorum, Rijkaard kendi teknik adamlık yeteneklerine de zarar vermeye başladı. Dün saha kenarındaki asabi tavrının sebebinin kulüpteki bu absürdlükten kaynaklandığına ya da büyük payı olduğuna kesinlikle katılırım. Ama sahadaki hiçbir parıltı vermeyen takımın bahanesi olduğuna katılamam. Arda Turan'ın, kariyerinde doğru dürüst tek bir frikik golü yokken, her düdükte topun başına gelip, topları tribünlere göndermesinin, buna rağmen kendisine teknik heyetten hiçbir uyarı yapılmamasının ve onun da topları aynı adrese göndermesinin açıklaması Adnan x 2'nin yönetiminde olduğunu düşünüyorsanız kendinizi kandırıyorsunuz demektir. Galatasaray yönetimi çarpık bir yönetimdir? Kesinlikle evet. Ama Galatasaray teknik heyeti de sahadaki futbol anlamında, kendi etki edecekleri alana zerre kadar etki edememektedir. Buna da kesinlikle evet.

Şunu da belirtmel lazım. Bu düzen Türkiye'de yıllardır var. Değişmesi gerekiyor mu? Evet. Bunu belirli aralıklarla başaran insanlar oldu. 4 senelik Fatih Terim dönemindeki Ali Dürüst-Terim, Bülent Tulun- Gerets ve bence takımın saha dışındaki en uyumlu ikilisi Abdürrahim Albayrak-Lucescu ikilisinin yaptığı gibi. Görüldüğü gibi bir takımda yönetim-hoca ilişkisini uyuma oturtmak için Otobüs şirketi sahibi ile basının yakıştırması ile "çingene" Rumen de başarılı olabiliyor. Devri kapanmış, Klasik Total Futbol felsefesi veya Batı Avrupalı oturmuş sistemlerin başarının tek anahtarı olmadığı ortada. İtiraf etmek lazım Guus Hiddink ve Louis van Gaal'in kariyerlerinde yaptıkları "gittikleri takımın şeklini alan" teknik direktör yetilerini Frank Rijkaard Türkiye'de göstermekte başarısız oldu. Alman futbol ekolünden çıkmış Karl-Heinz Feldkamp ve Klasik Ada Futbolu'nun en önemli savunucularından olan Gordon Milne'in kupaları topladıkları dönemde Galatasaray veya Beşiktaş, CEO ayağında Peter Kenyon, başkan tarafında Joop Munsterman veya Hoeness tarafından yönetilmiyordu, bunu görmek gerekiyor.

Kapatırken tekrar değinelim. Futbolun evrimi sadece felsefeler ve saha içi dizilişler anlamında kullanılmıyor. Buna teknik adamların kendini geliştirmeleri ve içinde bulundukları şartlara göre aksiyon almaları da dahil. Hollandalı'nın bu evrim süreci "survival of the fittest" felsefesinin gereği onun yeteneklerine ve kulübün geleceğine malolmadan, daha rahat evrimleşebileceği bir takımda kendisini denemesi mantıklı olacaktır. Gidişinin kayıp olup olmayacağı konusunda kesin görüş bildirmenin sağlıksız olduğu, gelişinin takımı çağ atlatacağı yönündeki beklentilerin bugün geldiği yere bakıldığında çok bellidir.

12 yorum:

Borges dedi ki...

Bu lig her sene bir sampiyon ve bu acidan bakilirsa "bir dogru" cikaracaktir. Her cikan Sampiyonun dogrusu evrensel midir buna da bakmak gerekiyor.

Milne,Feldkamp,Veselinovic'e kadar uzanan "Basarililar" listesi olsa da tek Avrupa Kupasi 4 yillik bir sürecin sonunda "Terim Yönetimi" sonrasinda gelmistir. Futbolcu eskisi bir adamin futbolu yönetmesi sonrasi.

Eger Terim sonrasini cöpe atan bir Lucescu basarisindan bahsedersek, Saktar'da gecirilen onca yil sonrasi gelemeyen Sampiyonlar Ligi finalllerinin, ceyrek finallerinin üst turlarinin da bir muhasebesini ypamak gerekir, öyle ya Fleurquinlerle bunu basaran adam on milyonluk oyuncularla Avrupada basaridigi nedir ? Demek ki is sadece Lucescu ile ilintili de degil.

Basari oldugu zaman herkes kendi icerisinde onu bir yere atar ama kim basarida ne kadar "etkin" rol oynuyor burasi öyle bahsedildigi kadar cok net bir durum degildir. Bu yüzden karisik bu yüzden baska ve belki bu yüzden güzel cok sey..

Adsız dedi ki...

Rijkaard Barca'daki imkanları bulamadığı için kendince elinden geleni yaptığını düşünüyor olmalı.

Ben bu kadroya içinde Licoln'ün olduğu bir 4-2-3-1 oynatılırsa bir çok şey şimdikinden daha iyi olurdu diye düşünüyorum.Şimdi bir Lincoln bir çok sorunu çözebilirdi bence.Ama iş işten geçti.Şimdilerde Missimovic lafları ediliyor ama alınabileceğini hiç sanmıyorum.Yani şu anki kadroyla 4-3-3 oynatılmaya devam edilirse Rijkaard'ın Galatasaray günleri hızla tükenicektir.

Adnanlar'ın huylarını az çok öğrendik.Bence Rijkaard'ın devre arasını bile göremeyeceğini düşünüp bir stepne bile hazırlamışlardır.Büyük ihtimalle Fatih Terim veya Tugay Kerimoğlu'nu hazırda tutuyorlardır.

Benim tahminim Rijkaard'ın devre arasını göremeyeceği yönünde.

talha dedi ki...

çözüm nedir noktalarını her ihtimale bir kulp takılarak kapatılabiliriz. Rijkkard büyük hocadır iyi hocadır ama deyip farklı açılardan yüklenmek, yönetimin dandikliklerini hocanın ve takımın üstündeki etkilerini yok sayarcasına minimumdura getirmek pek doğru bir pencereden olaylara bakamamaktır. Olaylara ne kdar dıştan bakarsanız o kadar uzak konu dışı analizler - çözümler bulursunuz. Sadece 90 dakika değil galatasarayın sorunu çoklu ve bir o kdar da dallı budaklı... Bu yönetim bu oyuncular ve maalesef rijkaard bunları çözebilecek durumda değiller, Peki kim çözecek? Sakallı amca mı bekleyeceyiz?

Adsız dedi ki...

yahu zaten dünyada kaç tane hocanın elinde her mevkiisi mükemmel olan bir kadro var. öyle olan takımları da çalıştırmak maarifet m

Northx dedi ki...

Çok güzel bir yazı ortaya koymuşsun, senin yazdıkların kadar temele yönelik değil ama yine de kadro seçimini sorgulamadan rahat edemezdim.

1- Aykut neden hala Galatasaray'da futbol oynuyor? Bir kalecinin cepheden gelen toplara kedi gibi sıçraması onun iyi kaleci olması için yeterli bir sebep değildir. Kaldı ki bunu da muhteşem yaptığını düşünmüyorum.

2- Mehmet Batdal Baros'un yokluğunda neden ilk 11'de oynamıyor? Orta sahada Elano gibi nokta pas verebilecek biri oynamadığı sürece Kewell'a gol pası gelmesi çok düşük bir ihtimal.

3- Biz orta sahada iyi basıldığımız sürece Servet'in ya da Neil'in uzun paslarıyla mı gol arayacağız? Bu basit şeyi yapabilen her takım bizi net bir şekilde zorluyor.

4- Sabri Sarıoğlu oynamadığı sürece biz sağ kanattan atak geliştiremeyecek miyiz? Sabri'nin yokluğu takımın hücum gücünü yüksek bir oranda düşürüyor.

Bu problemler çok uzun zamandır yaşadığımız şeyler ve neden hala çare bulunamadığına akıl sır erdiremiyorum.

tedirgine dedi ki...

Gecmisin yetersiz kadrolu ama iyi sonuc getirmis ornekleriyle karsilastirma uzerinden yapilan Rijkaard analizleri son kertede yine "tabelaci" olmaya mahkum oluyor. Buradaki elestirinizin dogrudan Rijkaard'a yonelik olmadigini, daha ziyade Rijkaard'i elindeki kadronun yetersiz oldugu argumani uzerinden savunanlara yonelik oldugunu anliyorum, yine de bu Rijkaard'in elindeki malzemenin kotu oldugu gercegini degistirmiyor, keza zamaninda Lucescu'nun Gerets'in ya da Kalli'nin (ikinci doneminde) elindeki malzemelerin iyi olmadigi gercegi gibi. Yalniz skor odakli dusunmeden, o gunleri ve futbolu samimi ve hakiki olarak animsadiginizda, arada, "oyun guzelligi" bakimindan anlamli farklar gorebiliyor musunuz? Ben acikcasi pek de goremiyorum. Bugun Lucesculu, Geretsli donemleri "efendim onlarin da elinde yetersiz adamlar vardi ama sampiyon oluyorduk" uzerinden yad edip bugune elestiri yoneltmek maalesef gozumde "tabelacilik"tan pek de farkli degil. Haa isi tabii ki "Rijkaard sanssiz, talih biraz onun yaninda olsa"ya baglayacak degilim; onun talihsizligi daha cok saha disi faktorlerde ve teknik direktorluk baglaminda olmasa bile "karakter ve tiynet" ozelinde bu ulkenin tabiatiyla futbola da sirayet eden kulturune uyumsuzlugunda yatiyor. Ama demeye calistigim su ki, teknik direktorlerin iyi-kotu oluslarini "elindeki malzemeyi iyi kullanmak" uzerinden tanimlayacaksak, Rijkaard icin de gayet iyi bir teknik direktor diyebiliriz. Mesela, Besiktas'ta duzenli forma giymemis muzmin sakat Gokhan Zan, yillarca hicbir gelisim gostermemis devsirme sagbek Sabri, onceki yillarda surekli dusmeme mucadelesi veren takimlarda oynayan Mustafa Sarp, onceki 2-3 sezonu neredeyse bos gecirmis Aydin Yilmaz gibi adamlarla sezon basinda, Skibbe'nin 2 aylik donemi disinda kanimca Galatasaray'in Fatih Terim sonrasi en keyifli futbolunu oynatabilmeyi basardigi icin Rijkaard da basariliydi. Ama iste kistas o degil pek galiba, en azindan benim inancim o yonde.

mre dedi ki...

Başka bloglara da aynı yorumu yaptım ama burada da tekrarlamakta sakınca yok sanırım.
Sen dünyaca ünlü bir aşçıyı getirip önüne kesmeyen bir bıçak seti, eksik ve 2. kalite malzeme, dağınık ve pis bir mutfak veremezsin. Verirsen de eski mutfağında yaptığı lezizlikte yemekler bekleyemezsin. Çünkü o adam alışık değildir bu koşullara. Onun alışık olduğu kusursuza yakın bir mutfak düzeni, eksiksiz mutfak gereçleri ve görece olarak 1. kalite malzemedir. Bunlar olmadığı zaman bocalar, saçmalar şöyle ağız tadıyla bir omleti dahi zor yersin.
Oysa Daum, Lucescu hatta Yılmaz Vural gibileri için elde olanlardan bir şeyler çıkarmak önemlidir. 2 yumurta, biraz yağ biraz domatesle sana leziz bir menemen yapar ama o şeften de uluslararası bir menü, bir lezzet, bir mutfak çıkmaz.
Sözün özü Galatasaray yönetimi dünyaca ünlü bir aşçıya köfte-ekmek tezgahından hallice bir mutfak vermiştir. Şayet mutfak bu olacaksa bu kadar para vermeye gerek yok, bu yemeği hatta daha iyisini yapacak 10 tane isim bulunur. Bulunur da o yemek de ancak karın doyurur. Galatasaray yönetimi karar vermek durumundadır. Ya karnını doyuracak ya da....?

NOT:Bu arada "küçük olsun benim olsun" hocalarından olan Lucescu'nun tarihin belki de en iyi Galatasaray kadrosunu, 2001 de nasıl oynattığına da bakmak gerekir. Sonraki yıl ise çok daha zayıf bir kadro ve kiralıklarla şampiyon yapmıştır çünkü o kadro istediği gibi egosuz, yıldızsız, sözünden çıkmayan askerler topluluğudur. Tam da yukarıda anlatmak istediğim gibi.

Ati dedi ki...

Amerikadan GSnin cok daha genel, bir nevi kus bakisi analizini yapmaya calisacagim:
1.Adnan Polat son secimlerde aldigi oydan hic memnun kalmadi Camiada ciddi bir muhalefet oldugu kokusunu aldi. O yuzden butun planlari onumuzdeki secimlere yonelik. Rijkaardin TRye uyumuyla ilgili supheleri ve konjonktur geregi bu seneyi de pekala gozden cikarmaya razi. Adnan Sezgin sadece bir piyon, kimse transferde onu suclamasin.
2. Rijkaard yonetimdeki karmasanin farkinda. Ustelik transferde kendi isteklerine olan kayitsizligin ve gecen seneden bile beter bir kadronun eline verilmesinden sonra, bu sene icin umudini coktan yitirdi ve sene sonu parasini alip ayrilacak.
3. Adnan Polat onumuzdeki sene kongre oncesi son kozunu oynayacak. Bu seneki maas kesintileri de aslinda onumuzdeki seneye hazirlik. Transfere buyuk paralar harcayacak ve muhtemelen Fatih Terimi basa getirecek.
4.Bu seneki oyuncu kadrosuna taraftarin memnun kalacagi iki (Misimovic,Baptista,Ireland vb.)takviye olsa bile basari cok zor. Rijkaard cok ozel bir oyunun pesinde ve benzer bir oyun yapisini daha evvel TRde denemeye kalkan Hiddink, Del Bosque ve Aragones gibi hayal kirikligi yasayacak. Oyuncular butun bu hengamede takima aidiyet ve basari icin sorumluluk alma hislerini kaybetmisler.Ustelik Arda haric cogu Turk oyuncunun ne yonetime ne de Rijkaarda itimatlari yok.
5. Bu oyuncu kadrosu yine de daha basarili olabilirdi. Kalli veya Ersun Yanal tarzi uzun top-ani baskin tarzi bir oyun ve kendilerini pispislayacak bir yonetim tarzi bir de hem doverim hem severim tadinda Dogu kulturlerine has yasca buyuk abilerin motivsyonuyla (bakiniz 2006-08 Hakan Sukur)pekala ligi zorlayabilirlerdi. Bu sekilde Avrupada kalici basari gelir miydi? Hayir.

Volkan dedi ki...

ortada bir suçlu varsa, kesinlikle rijkaard değildir!

sene sonunda galatasaray çok iyi bir konumda olacak, bunu öngörebiliyorum.

Oylum Tanış dedi ki...

Rijkaard ülkeye adım attığında "devrim" lafı 80'lerden sonra ilk defa haykırılmaya başlanmıştı tüm spor aleminde ve bloglarında. Ne değişti şimdi?

Rijkaard'ın Cimbom'a futbol oynatamaması elbette sorgulanmalıdır, zira birtakım sıkıntılar olduğu gayet açık. Ama olaya "başarı sadece iyi oyuncularla kazanılmaz" şeklinde yaklaşıp Rijkaard'ın Galatasaray'la uyuşmadığını söylemek de mevcut sorunları gözler önüne sermez malesef. Ertuğrul Sağlam örneğin, büyük takımlarda ne denli başarılı olabilir? Bunun net bir cevabı var mıdır?

Rijkaard'ı savunurken "bok gibi bir orta saha var arkadaş" deyince bugünlerde suçlu oluyoruz niyeyse! Topu alıp da 30-40 metre ileri taşıyabilen bir orta sahası mı oldu takımın. Hayır yani ıskaladıysam söyleyin. Elbette takımı mevcut kadroya göre değerlendireceğiz. Rijkaard'ın şapkadan tavşa çıkarmasını bekleyenler bugün hayal kırıklığına uğrayan kişilerle aynıdır.

Rotasyon oyuncusu olarak aldığın Sarp bugün ilk 11'in müdavimiyse zaten farklı şeyleri konuşuyoruz demektir. Geçen seneden beri, 27. hafta sonu ligden kopan takım için futbolcu arayışına girilmemesinin ceremesini çekiyoruz. Rijkaard da çekiyor. Sonra çıkıp "ya Rijkaard değil mi bu, bunları adam edemiyorsa niye var?" demenin sapkınlığı günden güne artıyor. Ve bu adamlar çıkıp, "bu yıl da aynı kupayı verecekler 3 sene sonra da aynı şampiyonluk alınacak" diyorlar. Bu şartlarda devrimin radikalliğinden dem vurmak çok ama çok komik zaten.

Lucescu örneği verilmiş. Gayet de sevdiğim bi adamdı, başarılı da oldu bizde. Ama başarılı lafını açmakta yarar var. "Adam boktan kadrolarla başarılı oldu, ee Rijkaard'ınki de boktan o niye olamıyor" ana fikirli yazı yazmak pek de anlaşılabilir değil!

Düne kadar Emre Çolak süratle takımda yer almalı diyenler, Sivas maçında yahu forvete Batdal kanada Kewell niye konmaz diyebiliyorlar! Bu işin net bir doğrusu var mı? Varsa kim belirliyor bu netliği?

Benim de Rijkaard'a yığınla sorum var. Ufuk meselesi en başta geliyor. Burada kaleci antrenörleri devreye giriyor sanırım Aykut için. Bu en baştaki sorundur. Elano durumu sorundur. Servet sorundur. Bunların çözülememesinde Rijkaard'ın da payı vardır. Gönül Rijkaard baştayken çözülsün ister tüm bu sıkıntılar.

Bugün kısayoldan Lucescu pek daha iyidir, Rijkaard kakadır diyenler üzgünüm ama Lucescu'nun çalıştırdığı herhangi bir takım Rijkaard'ın takımına oynattığı futbolun yarısına dahi gelememiştir. Türkiye'de Daum olmak lazım, Luce olmak lazım. Ee o zaman neden geldi Rijkaard? Türkiye'de tepkileri doğru tarafa kanalize etmek taraftarın en bürokratik görevidir!

Adsız dedi ki...

rijkaard barcelona dan ayrıldıktan sonra barcelona uçuşa geçti

Adsız dedi ki...

@Adsız "16 Ağustos 2010 19:38"

Hocam abartmayın.Hani yiğidi öldürürken bile hakkını vermek lazım.Rijkaard Barcelona'ya gelene dek de Barca hem La Liga şampiyonluğuna hem de CL şampiyonlığuna hasretti.En son şampiyonluğunu 1998-99 sezonunda alan takıma 6 yıl aradan sonra (2004-2005 sezonunda) şampiyonluk yaşattı.Hani bazılarının idda ettiği gibi parayla gelebilecek bir başarı değil bu.Eğer öyle olsaydı o 6 yıl boyunca farklı teknink adamlarla da bu başarı gelirdi.Real Madrid almış başını gidiyorken Barca'yı yeniden yukarılara çekti Rijkaard.İlk yılı iyi değildi ama sonra başarılı oldu.O gelene dek yine Real'in ambargo koyduğu CL'de Barcelona en son şampiyonluğunu 1991-1992 sezonunda almış.Dilek kolay tam 13 yıl sonra (2005-2006 sezonu)tekrar CL'de şampiyon olundu.13 yıl aradan sonra CL şampiyonu olabilmenin parayla bir ilgisi olabilir mi? O giderken Barca'nın taraftarları Laporta'yı Rijkaard'ın gitmemesi için tehdit bile ettiler.

Rijkaard Galatasaray'daki görüntüsüne bakarak aman canım o para bende olsa ben bile Barcelona'ya CL Kupası aldırabilirim diyen aklı evvel çoktur.Ama Rijkaard'ın başarısı tamamen paraya ve transfere endeksli bir başarı olmasa da Galatasaray'daki bekler ve ortasaha oyuncularının sıradanlığıyla da bir şeyler yapmasını beklemek hayal olur.

Biz Barcelona'dan çok Sparta Rotterdam'ın bir üst modeliyiz.Parasızlıktan oyuncu satan ama yerine daha iyisini alamayan bir takımız.

Kısaca Doğan SLX'e pilotluk etsin diye Schumacher'i tutmak yeterli değil.Önce daha iyi bir araba lazım.Biz bunu O'na veremediğimiz sürece başarı beklmemenin bir anlmı yok.

Eldekilerle başarılı olabilen teknik adamlarla da kıyaslanması yersiz.Biz onunla büyük hedefler. planladık.Ama önüne de işini görebilecek malzemeyi veremedik.Şimdi bir Lucescu ile kıyaslanması haksızlık.

Lucescu'nun bile bir sürü masrafla Shacktar'a ne yaptırabildiğine bakmak lazım.Uazun yıllar bir sürü paralar dökerek en fazla UEFA şampiyonu olabildiler.

Bence Rijkaard'ın değeri bu ülkeden gidince anlaşılacak.Şimdi "rijkaard barcelona dan ayrıldıktan sonra barcelona uçuşa geçti" diyenlere tavsiyem o gelene dek Barca ne durumdaymış bir bakmaları.Ve şu bilinsin Guardiola'nın bırakın Rijkaard'dan fazlasını Rijkaard'la kıyaslanabilecek bir durumu bile yok.Onun en büyük artısı huzurlu bir takım ortamı yaratması ve Ronaldinho-Eto'nun takıma verdiği zararı minimuma indirmesidir.Yoksa kurulu düzenle oynamışlığı yok.