14 Ağustos 2010 Cumartesi

YALNIZ VE GÜZEL ÜLKEM - 1



"Türkiye'de güzel şeyler de oluyor." Nasıl ezik bir cümledir. Ülkede olanları sığ politikacılar, magazinel bebekler, terörün türlü çeşidi ile sınırlarsa bir insan, kolaylıkla ağzından çıkabilecek bir cümle bu. Medyanın kitleler üzerindeki etkisi sosyoloji tezlerine konu olacak kadar önemli hale gelmişken yukarıda saydığım örnekler basit bir vurgudan öteye gitmez… İlk cümlenin ironisi ise her şeyi müthiş bir vehametle sunan felaket tellalı medyanın kendi yarattığı sanal cehennemi çürütürmüş gibi yaparken bile hala toplumu aşağılık kompleksine sürüklemeye çalışması...

11 Eylül saldırısı olduğunda ABD’nin nasıl bir korku toplumu olduğu ve bu olaydan sonra ruh hallerinin daha da vahimleştiği hem anlatıldı hem de saldırganlıkların ve aşırı savunma hallerinden bunu net şekilde gördük. Kendi toplumuza objektifi çevirmek için ABD’ye ihtiyaç yok elbette ama benzerlikleri fark ettiğimde hayrete düştüm. Hollanda’da kaldığımın 10. günüydü. Arkadaşım TV’de haber izliyor, Hollandaca. Dili bilmediğimden ben ilgisiz kalıyorum doğal olarak. Bir ara bir milletvekilinin trafik kazasında öldüğüne dair bir haber ilgimi çekti. Haberin hiç ilginç bir görüntüsü ya da sesi yoktu. Çarpılmış bir otomobil, tipik hristiyan cenazesinden çıkan gözü yaşlı insanlar. Günler sonra bu haberin neden ilgimi çektiğini keşfettim. 10 gündür ilk kez ölüm haberiyle karşılaşıyordum ve 10 gündür dayak yemeyip de ansızın tokat yiyen bir çocuk gibi hissetmiştim kendimi. Kendimi bildim bileli haberlerde terör duyarım. Bir ara PKK ile olan çatışmalar dindiğinde bu kez de trafik terörü ülkenin başına bela olmuştu. O biter maganda terörü başlardı. Noluyoruz ya? Türkiye, dünyadaki bir çok ülke ve özellikle ABD’ye kıyasla uzun yıllar suç oranı daha düşük olmuş bir ülke. Yayılmaya çalışılan bu terör fobisinin asıl amacı ne ola ki? 

11 Eylül’den sonra İngiltere’de metroya bombalı saldırı düzenlenmişti. Aynı dönemde Türkiye’de hem metrolarda hem de havaalanlarında sıkı önlemler alınıp güvenlik görevlileri yerleştirildi her bir yana. Bu durumla yaşamaya alıştık. 11 Eylül’den çok sonraları İngiltere metrosunda böyle görevliler olmadığını görünce hayrete düşmüştüm. Bir diğer örnek de Prag havaalanı idi. Rehbere sigara içmek için dışarı çıkmak istediğimi ,ama tekrar aramadan geçip içeri girmenin zor olacağını söylediğimde kapıları göstererek “ne araması” demişti. Prag havaalanında girişte arama filan yoktu. İroninin boyutu beni hala hayrete düşürüyor… El Kaide dedikleri örgütün üyeleri Müslüman değil miydi? İstanbul’da o dönemde gerçekleşen saldırılar toplu taşıma aracı vb. değil de daha çok konsolosluklar vb. değil miydi? 11 Eylül’le vücut bulan sözümona uluslararası terör İslam vs Hristiyanlık hali değil miydi? Peki Hıristiyan Avrupa bu kadar rahatken  Müslüman Türkiye’de neden ABD kadar önlem alınıyor?

Özal'ın başlattığı küçük amerika olma çabası hiç bu kadar eğreti durmamıştı. Durduk yere bir korku toplumuna dönüştürüldük ve yazık ki bu ruh hali 2000'lerden sonra seçimlerimizi daha da etkiledi. ABD'deki bireysel silahlanma bizde varmışçasına komşumuzdan bile korkar olduk. Herkes birbirine düşman kesilmeye başladı.

Bu ülkede güzel şeyler hep vardı ve olmaya devam ediyor. Bu ülkede Mardin’de 3 yıldır işsiz olan insanların evinde hala sefalet yok. Nasıl karınlarını doyurduklarını sorduğunuzda “akrabalar, komşular sağolsun” diyorlar. Anadolu’da hemen her kasabada, köyde bir misafirin asla kalacak yer, yiyecek aş sıkıntısı olmuyor. Anadili ne olursa olsun halkın hemen hepsi “başım gözüm üstüne” deyip kapılarını sonuna kadar açıyor ve hatta yemezseniz küsüyor. Bu ülkede insanlar hala 30 yıllık kredi borcuna giremediği için daha günlük yaşıyor; sadece gelecek için çalışmayı nispeten reddedip akşamları keyif yapıyor. Ucuz işgücü için Türkiye’ye fabrika kuran yabancı markalara inat, mesaisinden çıkan işçi komşusuna gidip okey oynuyor. Mesaiye kalmaktan anası ağlamış bankacı kazandığı parayı gezmeye, tozmaya, yemeye, içmeye, her çeşit ehl-i keyfe dibine kadar harcıyor. Bu kadar işsizliğe inat bu ülkede gençler hala hayal kuruyor, hayallerini gerçekleştirmeye çalışıyor. Yıllardır sürdürülen ırkçı manipülasyonlara inat bu ülkede insanlar hala Ermeni komşusu ile yan yana yaşamaya devam ediyor. Henüz hala komşusu içerdeyken evini yakma eylemini sürekli hale getirecek derecede ırkçı olmadı bu ülkede insanlar. Komşusu köpeğini belediyenin çimlerine işetti diye ispiyonlamıyor bu ülkede insanlar. Komşuluğa kurallardan daha çok değer veriyor.

Ters giden, çarpık bir sürü şey var ülkede. Dünyanın her yerinde olduğu gibi. Kuralsızlığımızdan dolayı çok eleştiri alırız. Oysa sıcak ülkelerde kuralların daha esnek olması tesadüf değildir. Kuzey Avrupa’nın aşırı kurallı haline bizim ülkeden birini götürseniz sudan çıkmış balığa döner. Her şeyin düzenli olmasının insana güvenlik hissi verdiğini söylerler. Bu kadar tek boyutlu olması mümkün değil. Her şeyin aşırı düzenli ve kurallı olduğu bir refah ülkesinde Türkiye’de doğup büyümüş birinin canının sıkılması yüksek olasılıktır. Elbette kuralsızlığı kendimize eğlence bellediğimizden değil. Ama Kuzey Avrupa’da gözlemlediğim toplum yaşamını düzenleyen kuralların bireysel yaşamlara da aşırı işlemiş olması. Kaç yaşında evden ayrılacaklarından akşam saat kaçta evde olacaklarına, haftasonu bahçe ile uğraşıp yaz tatiline İspanya’ya gideceklerine kadar “bireysel özgürlük” sunan bir sistem yüzyıllar önce yerleşik hayata geçmiş Avrupa halkları için idealken, Orta Asya’dan kalma konar göçer geleneği ortadan kaldırmak amacıyla devlet eliyle yüzyıllarca yerleşik hayata geçirilmeye zorlanan ve buna rağmen hala konar göçer topluluklar barındıran Türkiyeliler için küçük bir cehennem tanımı oluyor. En azından 36. enlemden öyle görünüyor…

İnsanın kendini olduğu gibi kabul etmesi yıllarını alır. Sonunda o aşamaya gelindiğinde ise güvenlikten huzura en temel insan ihtiyaçlarını insan kendi kendine otomatik olarak karşılamaya başlar. Geceleri rahat uyur. Toplumun en küçük hücresi insan olduğuna göre, tıpkı kendi kendimizi kabullenmemiz gibi Orta Doğu'nun dibinde ve hatta onun bir parçası olduğumuzu, bu nedenle binyıllardır bu topraklarda savaşın hiç eksik olmadığını ve muhtemelen olmayacağını, o çok yüceltilen batı gibi bir yaşam biçiminin bizimki gibi aşırı karmaşık bir topluma göre olmadığını, zaten o tipte bir değişikliğe de ihtiyacımız olmadığını, Osmanlı'nın çökmeye başlamasından bu yana ekonomik zorluklar nedeniyle en temel yaşamsal haklarından bile mahrum kalan bu halkın düşünsel reform sürecini henüz tamamlamamış olmasının çok da ilginç olmadığı, bir takım kriterlere göre geri kalmışlığımızın genlerimizden ya da salaklığımızdan olmadığını ve bunun değişebileceğini, her şeye rağmen memleketin memleket olduğunu ve sırf bu yüzden bu ülkeyi sevdiğimizi, insanın memleketini sevmesi için büyük zenginliklere ve dünyanın o ülkeyi takdir etmesine ihtiyacı olmadığını kabul ettiğimiz gün uyuyacağımız uyku bugünkünden daha rahat olacak.

Belki o zaman, "gelişmiş" ülkeler ve onların abidik gubidik kurumları tarafından bize dayatılan, farkında olmadan içine düştüğümüz aşağılık kompleksinden de kurtulacağız.*

*Her yazıya müzik koymak adetimizi bu kez filmle değiştirelim. Korku toplumu demişken... ABD ve Kanada kıyaslaması kısmı dikkatle izlenmeli... 

By Gand

15 yorum:

aLican dedi ki...

Biraz iyimser bir yazı olmuş,özellikle gençlerin hayalleri var kısmında tam katılamayacağım...Çünkü bu durum çok ufak bir kitle için geçerli geri kalan gençlik boş beleş işlerle uğraşmaktan ülkenin içinde bulunduğu durumdan haberleri bile yok.Benim bu ülke gençliğinden bir gram ümidim yok.

Flying Dutchman dedi ki...

dur Ruhi Düzen gelmeden ben yazayım sinir olsun

En sevmediğim Gand yazısı

outlaw dedi ki...

bu blogda okudugum en kötü yazı açık arayla, ayrıca gand sen ne lüzumsuz bir insansın. oldu mu, fd?

Gand dedi ki...

Ruhi Düzen'le Varol Döken'in kafiyeli olması bir tesadüf mü?

Ama bi dakka, Gand allah belanı versin!

Ruhi Düzen dedi ki...

Vay anasını sayın seyirciler beni bekleyenler olmuş.

En güzel Nuri gand Ceylan yazısı nerden kes yapıştır yaptı acaba?

Hakkaten bağyan sen neden böyle yazılar yazmaya gerek duyuyorsun?

Canarino dedi ki...

Yalnız ben nicedir yazılarda "ataerkil" kelimesini görmedim. Olmuyor böyle :)

Gand dedi ki...

@caranino

ben size neden yazılarınızda "saha" kelimesini kullanıyorsunuz diyor muyum?

Flying Dutchman dedi ki...

caranino kimdir....

Yok Anna Karanina

Flying Dutchman dedi ki...

yalnız ben bu Ruhi Düzen'i sevmeye başladım...

Nuri gand Ceylan :))))))

Canarino dedi ki...

FD blogda intihal iddiası.. Yer yerinden oynadı. Orhan Pamuk da zamanında intihal yapmıştı. Galeri için tıklayınız.

Gand dedi ki...

@Ruhi Düzen

hemşerim memleket nere?

Ruhi Düzen dedi ki...

Söyleyeyim de hemen kişilik tespiti yap. Karadeniz insanısın o yüzden kadınlara karşı tavırın böyle. Doğulusun hayvanlığın oradan gelme falan mı diyeceksin ey gAnd?

Gand dedi ki...

estağfurullah.
kadınlara karşı nasılsın ne biliim ben, bu muhabbet nasıl başladı onu da hatırlamıyorum.
aa doğru sen maille bana hakaret eden kişisin di mi :) ama o sözler benim yazar kişiliğimeydi hatırladığım kadarıyla. işte her zamanki gibi "gand sen niye varsın ki? zaten rezalet yazıyorsun. dil bilgisinden anlamıyorsun. köyle kent yaşamı arasındaki 7 farkı bulamıyorsun" gibi bişilerdi.
bu arada ben senin nickini rUhi dÜzen diye yazıyor muyum?!
bak geçmişe dönünce aklıma geldi. bir de "neden ingilizce"ciler vardı. onlardan özür dileyerek düzeltiyorum, nick değil mahlas.

Ruhi Düzen dedi ki...

höööööyt olmuyor ama Gand! Ben sana eleştiri bazında mail atıyorum sen hakaret diyorsun. Herşeyi yine istediğin gibi görmeye başladın.

Bu arada gAnd yazmışım ya yukarıda Gand yazacaktım yanlışlık olmus ama sen bunun altında da birşey aramışsın.

Önce sen söyle senin memleket nire?

Gand dedi ki...

Hiç unutmam, bi gün Nuri'yle oturuyoruz. Başladı sızlanmaya: "Gand sanki tüm yaratıcılığımı yitirdim. Ödül töreninde öyle bir söz söylemeliyim ki akılda kalacak kadar kısa, unutulmayacak kadar anlamlı olsun! Ama olmuyor, olmuyor!"