1 Ağustos 2010 Pazar

YANLIŞ ANLAMAYIN!*


***

Yazıyla alakasız ama ilk dinlediğimden bu yana “Unutulmayanlar” listemde ilk sıralarda yerini alan bu eşsiz şarkıyla okumanız önerilir.

***

“Pardon bağyan tanışabilir miyiz?”in yerini “Merhaba, yanlış anlamayın”lar almış bu sıra. Yeni nesil farklı tabi, özgüveni daha yüksek. İlk cümlenin “pardon” diye başlamasından kendini daha ilk kelime ile belli eden özgüvensizlik artık sonraki kelimelere kaymış “yanlış anlamayın”! Aslında özgüvensizliğin içeriği de değişmiş. Tercüme edecek olursak :

“Pardon bağyan tanışabilir miyiz?” = “Pardon, sizi fiziksel olarak beğendim. Anlaşabilirsek sizinle bir ara evlendikten sonra sevişmek isterim.”

ve

“Merhaba, yanlış anlamayın” = “Merhaba, fiziğinizi beğendim. Mümkünse en kısa zamanda sevişmek isterim. Hatta ne duruyoruz?”

Geçmişte memleketimin okumuş kesimlerinde bile cinsellik evlilik sonrasına saklanırken, kadınların ekonomik özgürlüklerini kazanmalarına ilave insan olduklarını ve erkeklerle eşit haklara sahip olduklarını kısmen veya bütünüyle anlamaları sonrası evlilik öncesi cinsellik de daha yaygın olmaya başladı. Muhtemelen buna bağlı olarak tanışma cümlesinin içeriği de “yanlış anlama”lara açık hale geldi.

Gece hayatında tanışıp da mutlu bir ilişki sürdüren kimseyi tanımadım şimdiye kadar. Hatta gece hayatında tanışmalara çoğunlukla tek gecelik olarak bakılır. Bu, nasıl bir tüketim kültürünün, bencilliğin, yalnızlığa mahkum bir bireyselliğin bakış açısıdır çok da kavrayamıyorum. Kınadığımdan değil. Herkesin dönem dönem fiziksel olarak beğenildiğini hissetmeye ihtiyacı olur. Ama kendimden ve kadın arkadaşlarımdan bildiğim kadarıyla sevmeden sevişmek kadınlar için neredeyse imkansızdır. Tek gecelik ilişki tarzının kadınlar için sürekli hale gelmesi, benim kısıtlı bakış açımla hayattan bıkmışlık ve hatta hayattan vazgeçmişliğe işaret eder. Zira doğada hemen tüm canlılarda görüldüğü üzere dişi seçici olandır. Kadınlar her seviştikleri erkekten çocuk yapmak istemez elbette. Bu gerçeği göz önünde bulundurarak diyebiliriz ki dişi hayvanlar için eş seçme, onların bizimki gibi bir beyni olmaması itibariyle yalnız fiziksel üstünlüğe göre belirlenirken, dişi insanların akla ya da zekaya bakıyor olması da kaçınılmaz. Bir merhaba dediğiniz kişinin aklının size ne kadar yakın/uygun olduğunu anlamak da zaman alır elbet. Sonuç olarak kadın için tanımadığı biriyle sevişmek imkansızlaşır. Bazen böyle olmasa hayat kadınlar için çok daha kolay olurdu demeden edemiyorum. Ama işte yasak elmayı yemişiz bir kere, çile bizim kaderimiz…

Erkekler ise sperm dağıtmakla yükümlü olduğundan tanımadan da rahatlıkla sevişebiliyorlar. Spermlerin hangi yumurtada tutunabileceği belli olmaz, bol bol dağıtmak lazım. Hem vahşi doğaya baktığınızda memelilerde çoğunlukla erkek hayvan çocuk yetiştirmekten yükümlü olmadığı için spermlerin dağıtırken hiç kafa yormak zorunda değil. Dağıt dağıtabildiğin kadar!

İşte gerçek ortada: Gece hayatı=alkol=yükselmiş libido=sevişmek.

***

En yakın arkadaşımla bir gece kadın kadına dışarı çıkmışız. Ayrı kentlerde yaşadığımızdan zaten çok nadir görüşebiliyoruz. İkimiz de rock ve alkol severiz. Ankara-kampüs alışkanlıkları tüm hayatımızı belirlediği gibi eğlence anlayışımızı da halen etkiliyor tabi… Eski günleri yadetme modunda önce rock-pub tadında öğrenci işi bir bara oturduk. Kurban’ın albümü yeni çıkmış. Ben günde 20 sefer baştan sona dinliyorum albümü. Gittiğimiz bar albümü çalmayı kabul etmediğinden biralarımızı ısmarladık ve mp3 playerdan albümü dinlemeye başladık. Bu arada gözüme uzaklarda bir masa takılıyor ara ara. Zira o masada 3 çift göz bizi kesiyor. 3. biralarımızı ısmarlarken o masada bir hareketlenme oldu ve masadaki 2 erkekten biri yanımıza gelip “Pardon, yanlış anlamayın…” diyerek bir şeyler gevelemeye başladı. Sonra iki hoş beş ettik. Bizden epeyce genç oldukları belli olan bu grupla o gece bir saat kadar çok eğlenceli bir sohbet ettik. Sonra kibarca yaşıtlarıyla takılmaları gerektiğini vurgulayıp mekandan ayrıldık. Gittiğimiz ikinci mekanda metal çalan bir grup sahnede. Bizim kafalar iyice güzelleşmiş, hoplayıp zıplıyoruz. Yine uzaklardan bir iki göz üzerimizde. Bir süre sonra bunlardan biri yanımızda bitti: “Pardon yanlış anlamayın…” (((:

Grup canlı müziğe ara verdi. Ben de İstanbullu misafirperverliğiyle “Bir de şurası var, orayı da sana mutlaka göstermeliyim” diyerek sevgili misafirimi bir başka mekana sürükledim. Yine şahane müzik çalıyor, alkol son raddede ve biz kankiler kendimizden geçercesine dansediyoruz… Omzumda bir tıklama “pardon, yanlış anlamayın…” Artık kendimi tutamadım, bir yandan kahkaha atarken diğer yandan “Ya neyi yanlış anlayacağım, her şey apaçık ortada. Merak ettiğim bir şey var, siz erkekler arasında benim bilmediğim bir sözleşme mi var da hepiniz aynı cümleyle giriyorsunuz?” Karşıdaki pek bir şey diyemedi elbet. “Pardon bağyan, tanışabilir miyiz?”den “Pardon sevişebilir miyiz?”e daha yenice evrilen bir toplumda elbet çekingenlikler hemen atılamayacaktır.

Bu olayın üzerinden aylar geçti. Dün bir kız arkadaşımla bir kafeye gittik. Mekan kalabalık olduğundan boş bulduğumuz tek masaya oturduk. Birleşik koltuğun önünde tekli bir sürü masa dizildiğinden neredeyse dirsek mesafesinde bir çift erkek oturuyor. Giydikleri beyaz gömlek, mavi kot, beyaz spor ayakkabı ve erkek erkeğe çıkmış olmaları ile sohbetlerinin pek de koyu olmaması, sıklıkla susmalarından, gece için hain planlar yaptıkları okunuyor. Epeydir görüşemediğim kız arkadaşımla çok keyifli bir sohbet içindeyiz. Konu konuyu açıyor ve ben yukarıda özetlediğim geceyi arkadaşıma anlatmaya başlıyorum. Keyfimiz pek bir yerinde olduğundan desibelimiz de muhtemelen yüksek. Bir ara yan masadakilerden biri kalkıyor. Tek kalan, muhtemelen tek olmanın da verdiği cesaretle:

“Şey… Merhaba… çok güzel sohbet ediyorsunuz. (Bu sırada arkadaşım ve benim gözlerimiz ciddi bir ifadeyle girişimde bulunan gencin yüzüne dikilmiş, ne gelecek merakıyla bakıyoruz; ama muhtemelen bu bakışlar onu çok gerdi.) Yanlış anlamayın diyeceğim, ama gerçekten yanlış anlamayın…”

Biz kahkahayı bastık tabi. Bir taraftan da ayıp olmasın diye açıklama yapmaya çalışıyoruz:

“Ya kusura bakmayın, tam da benzer bir konu konuşuyorduk (Halbuki her kelimemizi dinlediğinden eminiz.)”

“Bir planınız yoksa Reina’ya gideceğiz, bize eşlik eder misiniz?”

Biz istemsizce bir kahkaha daha patlattık. Bir yandan da yurdum erkeğinin cesaretini kırmak istemiyorum. Zira bence ortamın ne olduğu fark etmeksizin insanların birbiriyle tanışmak istemesi, tek gecelik ya da binlerce gecelik eş araması son derece doğal. Ama sorduğu şey, beni çok az tanıyan misal siz okurlar için bile o kadar absürd ki ne diyeceğimi, peşpeşe attığımız kahkahaları nasıl açıklayacağımı bilemeyip en sonunda:

Kusura bakmayın, size gülmüyoruz tam olarak. Sadece ben Reina’ya gitmem.” “Neden?” “Rockçıyım…” “Hımm, o zaman Beybilon’a filan mı gidiyorsunuz?” Ben yine tutamıyorum kendimi. Beybilon ne yaaa (: Sonuç olarak konuşmayı fazla uzatmayıp kibarca reddediyoruz. Onlar da belki zaten planladıklarından, belki de gerildiklerinden hesabı ödeyip kalkıyorlar.

Yazıyı tamamladıktan sonra maillerimi karıştırırken tamamen unuttuğum bir maile rastlıyorum. Aklını çok beğendiğim ve şu an arkadaşım olan, hatta birlikte yazı yazmaya başladığımız ismi lazım değil bir şahsın ilk maili gözüme çarpıyor. Üstelik bu şahıs uzun zamandır Türkiye'de yaşamıyor. Yani Türk erkekleri arasında kadınların bilmediği, "Yanlış anlama" başlıklı bir sözleşme varsa da bu arkadaşın haberdar olmaması gerekir. O da ne! Mailin ilk cümlesi içinde "Yanlış anlama" geçmesin mi :) Artık %100 eminim erkekler arasında evrensel bir sözleşme var :)))

***

Ne zaman bir Türk delikanlısı tanışmak için yanıma gelse, aklıma Londra’da geçirdiğim 1 hafta geliyor. Güniçinde eğitimdeyiz. Öğleden sonra eğitimden çıkıp haldır haldır kenti geziyoruz. Gece de gece hayatına akıyoruz, tabi ona gece hayatı denirse. O bir hafta boyunca pub pub dolandık. Arada canlı müzik aradık. En sonunda bulamayıp kendimizi müzikallere verdik. Meğer bu ecnebilerde sanatçılar pek bir değerliymiş. Canlı müzik yaptırmak isteseler müzisyenlere dünya para ödemek zorunda kalıyormuş mekan sahipleri. Memleketimi bir kez daha öpüp başıma koydum. Canlı müziksiz yaşayamayan biri olarak oralarda yaşasam, konser için gün saymaktan ömrümü yerdim herhalde… Neyse işte, Londra’da geçirdiğimiz her gece yanımıza birileri geldi tanışmak için. Ama tavırlar o kadar farklıydı ki uzun bir süre düşündüm üzerine. Cümleler “Merhaba, nasıl gidiyor.” “Şarkı güzel değil mi?” ya da “Eğleniyor musunuz?”a kadar çeşitlilik gösteriyordu. Muhabbete öyle bir doğallıkla giriyorlar ki ilk günlerde çekingen ve nemrut yüzlerimiz sonraki günlerde onların doğallığına uyum sağladı. İlk günlerde “Konuşmak istemiyorum.” gibi cevaplar verirken sonraki günlerde kendimizi Hint, Afrika, Latin Amerika kökenli ama çoğunlukla Londra’da yerleşik bu insanlarla sohbet ederken bulduk. Çünkü ilk günlerde “Hayır.” dediğimiz insanların “Peki teşekkürler.” diyerek nazik ve saygılı şekilde yanımızdan ayrılışları bizde güven uyandırdı. Sonradan orada yaşayan bir arkadaşım suç oranının ülkede yüksek olmasına rağmen ortalama kalitede mekanlarda bir kadının taciz edildiğini ifade etmesi halinde polisin direkt ilgili şahsı gözaltına alabildiğini bu nedenle çok güvenli olduğunu ve erkeklerin de kesinlikle ısrar etmediğini belirtti. Bana ise bu kadar basitçe açıklanabilecek bir konu gibi gelmedi. Sokaklarda dolanırken restoranlar dışında Londra’da en çok rastlanan şeyin publar olduğunu fark ettim. Bir diğer tespitim de publarda müziğin genelde çok kısık sesli olması, insanların çılgınlar gibi sohbet etmesi oldu. 7 gün boyunca da bu durum değişmedi. Ben de ister istemez “Yahu bunlar bu kadar çok konuşacak konuyu nerden buluyor?” dedim. Düşünsenize, 7 gün boyunca her gece dışarıdasın. Yaşamda ilk hatırladığın günden başlasan 7 günde tüm yaşamını kritik detaylarına kadar anlatabilirsin. Diğer bir açıdan bakacak olursak, demokrasi geleneğini 13. Yüzyıda başlatmış bir toplumda düşünce ifade etmek neredeyse hiç baskılanmadığından, her gün arkadaşlarla bir araya gelip hoş beş etmek bizim topluma göre çok daha kolay olur. Zira pek de korkuları yok, burada ne söylesem, şöyle desem aptal gibi görünür müyüm diye. İnsanlar birbirlerini farklılıklarıyla kabul edip bireye saygı duyduğunda iletişim çok daha kolay oluyor. İletişim kolay olduğunda baskılanmış kişilikler olmuyor. İşte bu halde yaşam daha kolay oluyor. İnsanlar ne istediklerini daha iyi biliyor. Cinsellik zaten sorun olmadığından, erkekler aç olmadığı ya da alkol almış her kadına becerilmesi gereken bir canlı gibi bakmadıklarından, sık ziyaret etmemiz itibariyle en kolay sosyalleşme ortamı olan bar ya da kafelerde tanışmak da daha kolay ve insani amaçlara yönelik oluyor. Daha sağlıklı ilişkiler kurma olasılığı artıyor.

Uzun uzun anlatıyorum ama, mottosu “Her sevgilim bana versin ama karım bakire olsun.” olan bir toplumda bazen duvarlara nutuk atıyormuşum gibi geliyor.

Muhterem bir erkek arkadaşımın dediği gibi: Bu ülkenin cinsel devrime ihtiyacı var!

Not: Bu notu yazının sonuna saklamaktan büyük zevk duydum. Kaç kişi "Ama erkeklerin işi de zor." diye düşündü merak ediyorum. Keşke bunu ölçebilen bir alet olsaydı. Zira beğendiğim insanla ben de tanışırım ve ne kadar kasıcı bir süreç olduğunu bilirim. Evet dünyanın dört bir yanında böyle kadınlar da var. Kimilerinin deyimiyle kaşar, kimilerinin deyimiyle moderin/batılı/medeni. Her ne hal ise... Reddedilme riski, reddedilme sonrası yüz kızarması, özgüven kaybı... daha neler neler... her reddediliş geçer, özgüven tazelenir ve geriye anlatacak komik bir reddedilme hikayesi kalır. Yani "Geride bekleyenin mi var, aldıra! At kendini denize!"

*Beni her zaman cesaretlendiren, benimle ettiği uzun sohbetlerde özgüvenimi pekiştiren ve hep destek olan, en önemlisi yetiştiği toplumun geleneklerini umursamayıp kadınlara karşı tamamen içinden gelerek saygılı olan ve zaman zaman kadın haklarını kadınlardan bile daha iyi savunan, tüm bu saydıklarımı kurduğu cümlelerden çok yaşam biçimiyle yapan FD’ye adansın bu yazı.

By Gand

41 yorum:

Adsız dedi ki...

türk kızları denyo olunca ingilizler gibi "doğal" girmek zor oluyor ama o da var.. bunlar hep kısır döngü. türkiye de erkekler de kadınlar da eşit derece yargılanmalı.

vd dedi ki...

feridun düzağaç'ın feministliğini ben de hep takdir etmişimdir.

Tümer dedi ki...

Dinsel bir devrim gerçekleşmeden cinsel bir devrim gerçekleşebileceğine inanmıyorum ama güzel bir durum tespitiydi. Elinize sağlık.

Umutation! dedi ki...

kızlar "türk erkekleri abaza," erkekler de "türk kızları burnu havada soğuk nevale" dediği sürece devrim mevrim olmaz zaten. işin kötüsü iki taraf da haklı. öyle olmayan azınlık da birbirlerini bulmaya çalışıyor işte, gece olmuş gündüz olmuş fark etmemesi lazım ha? yanlış anlama ama katılmadım bu konuda bak =)

Ümit dedi ki...

Merhaba,
Yanlış anlamayın ama çok güzel bir yazı olmuş. Beraber bir ıslak hamburger yesek?

okan yücel dedi ki...

''Her sevgilim bana versin ama karım bakire olsun.''öyle yerinde bir tespitki bu. kendisi evlenene kadar bir eli yağda öbürü balda gezen adamın karısından bakire olmasını beklemesi nasıl bir iki yüzlülüktür nasıl bir şuursuzluktur anlam veremiyorum.

cihan dedi ki...

asagilik kompleksli feminizmi bir noktaya kadar algilayabiliyorum da, en hafif manasiyla bu ecnebi ozentiligini aklim almiyor bir turlu. Bir haftalik, bir aylik birkac iyi insan ile edinilmis sozum ola tecrubeleri bu adamlar da bu kadar muhtesem bu kadar yuce diye okuyucularina yedirmeye calismak, Ayse Arman ezikliginde yazilar cikarmak, bunlari yaparken de gunluk hayatini, aslinda cok da sikayetci olmadigi cevresini, yasadigi toplumu, belden asagi vurarak elestirmek...

Kendi karakterimizi utanmadan ortaya koyabilmenin zamani gelmistir, birileri icin fazla 'oryantal' olsa da.

Sevgiler

onur dedi ki...

Tüm gençliğimde beraber olduğum kadınları akşam araba ile evlerinden almaktan, sonra o araba ile trafikte gece hayatına doğru ilerlemeye çalışırken helak olmaktan, park yeri aramaktan, kapıdaki görevliye içeri girebilmek için dil dökmekten, kadının hesabını da ödemekten, çıkışta alkollü olarak çevirmeye yakalanmamak için binbir plan yapmaktan, bir sonraki buluşma için plan yapmaktan, hep ilk arayan olmak zorunda olmaktan, sevişebilecek bir mekan ayarlamaktan, sürekli prezervatif kullanmaktan o kadar sıkılmıştım ki sonunda evlendim. Artık bu kendi küçük kapladığı alan büyük dertlerim olmadan son derece mutlu yaşıyorum. Çapkınlık yapmak isteyen kadın erkek tüm insanlarımız için sesleniyorum: Ya evlenin ya da yurtdışına yerleşin; hayatı çekilmez kılmak sizin kararlarınızın sonucudur...

Flying Dutchman dedi ki...

@cihan'ın parmak bastığı noktaya 2 açıdan kulak vermekte fayda var. Ben de bu "yabancı her şeyde yücedir", "yabancı iyidir, bakın bizde boktan onlarda süper" modundaki davranışları ve çok yerinde belirttiği gibi Ayşe Arman gazeteciliğini çok komik buluyorum. Avrupa'da da bizde olduğu kadar hanzo var. Kıza barda yanaşırken rahattır ama adama sinemadan, müzikten, spordan laf açarsın bir bok bilmez, o adam hatuna cesaretli yaklaşsa ne olur....

Öte yandan şunu belirtmek lazım, 1600lü yıllarda Avrupa'daki kadın erkek ilişkileri de modern değildi tabii...Yine evlenmek için babalardan icazet alınır, yine uzaktan bakışılırdı, nişan=evlilikti.....Derken 1940-70 arası, 30 yılda 2 savaş geçirmiş olan ülke ABD'de bir değişiklik oldu. Filmlerde bile görürsünüz, asker cepheden gelip kızla barda bakışır sonra gidip kibarca dansa davet eder falan...Vietnam savaşı sonrası başlayan ve benim "ziyan" olarak nitelendirdiğim çiçek hareketi bugünkü duruma getirdi biraz...İnsanlar daha cesaretli oldular...Biz o yılları 2 darbeyle geçirdiğimiz için biraz yamulmuş bireyler olarak büyüdük...Bu değişimin bize uğramama sebebi biraz bu olabilir..

Adsız dedi ki...

yazının özünü her türlü genellemeleri bir yana koyarak anlayabiliyorum. önce tarihsel bir şeyi ortaya koymalı. pub kültürü sanayi devriminin en ağır dönemlerine uzanan en tabii halini ingiltere de bulan bir oluşum. 'pub' yahut 'bar' sanayi devriminin yıkımının bir sonucu oluşmuş toplumsal 'rahatlama' mekanlarıdır. fakat bu topraklarda doğan her birey bir ikilemle nefes almaya başlıyor. bu coğrafyanın ,doğrusu doğu coğrafyasının değerleri.. bir de dönüşmeye başlayan kentlerin batı muadili mekanlarını yaşamaya çalışan insanların çelişkisi. bu çelişkiyi tümüyle aşmış , nesillerdir doğu alışkanlıklarını unutmuş çok azınlıkta bir topluluktur. buraya kadar sadece bir hatırlatma yapıyorum. tüm bu karışıklığn içerisinde iki cins için de sudan çıkmış balık hali var.

kadınlar için de farklı sorunlar var. bir kız arkadaşım da şu tesbiti yapmıştı. çoğu arkadaşı hoşlandığı erkeği yahut çekici bulduğu erkeği onun adım atmasını beklerken kaçırıp hepsi de sözleşmişcesine adımı karşıdan bekliyordu. cinselliğini yaşamak isteyip kafasındaki kötü kadın olmamak için kendini tutuyordu.

bu paranoyanın kendini aşıp basit bir merhabayı taciz girişimi algılaması da olabiliyor.

fakat bu çelişkili ruh halini farketmek gerekli. kısa bir avrupa gezisi yapıp -evet insanlar çok rahatlar demek biraz basite kaçmak oluyor. oryantalizm yapmadan insanları anlayabilmek gerekli

Canarino dedi ki...

Cinsel devrime ihtiyaç varsa, yapabilen yapsın. Tutan mı var?

Aklıma şu hikaye geldi. Müsaadenizle arz edeyim.

Biz üç arkadaştık (*) Her gün onunla buluşacak ve her gün birimiz, anlattıklarını yazacaktık. Daha o gün işe başladık. Arkadaşlarımızdan biri olan şair Nazım Hikmet onun adaşıydı. Doktor Nazım ne kadar sakinse şair o kadar heyecanlıydı. Hatırat katipliğinden onu kısa zamanda ıskartaya çıkarmamız lazım geldi.

Çünkü şair, doktorun naklettiği hatıraları yazmıyor, doktorla becelleşiyordu. Örneğin doktor meşrutiyetten mi bahsetti, tamam! Şair hemen şahlanırdı:

- Meşrutiyet inkılabı mı dediniz? Saçma! Dünyada bir tek hakiki inkılap vardır. O da proletarya inkılabı! Meşrutiyet de neymiş? Reaksiyoner burjuvazinin bir oyunu? Hele sizin meşrutiyetiniz? Alman emperyalizminin ve istilacı kapitalizmin bir istismar vasıtası...

Bu şahlanan şairi zaptetmeye çalışırdık. Doktor Nazım sinirlenmezdi. Tane tane konuşurdu:

- Canım oğlum, sen gene bildiğin inkılabı yap! Ama ne yapalım ki bizim zamanımızda beklediğimiz inkılap, meşrutiyet inkılabıydı. Biz de meşrutiyetçi olduk. Onu başaralım dedik. Hoş onu da yüzümüze gözümüze bulaştırdık ya...

(*) Şevket Süreyya Aydemir, Nazım Hikmet, Vâlâ Nurettin,

bellatrix dedi ki...

bilimsel zımbırtı:
doğada da dişiler, erkeklerin fiziksel özellikleri ardına gizlenmiş üstünlüklerini arıyorlar aslında. zeka değil belki ama... örneğin tavus kuşunun daha parlak ve canlı kuyruğunun ardındaki gücü arıyorlar; yavrularını koruyup kollama, yiyecek bir şeyler bulma yeteneğini...

bizde bu, dişilerin ne istediğine göre değişiyor olabilir; iyi bir görünümü iyi bir işin, paranın simgesi olarak görmek veya üstünde boydan boya moschino yazan gömleği bir statü sembolü olarak görmek gibi.

Mafalda dedi ki...

Yaziyi okurken haberlerde yunaistan`a gelen ingiliz turistlerin icler acisi halini gosteriyorlardi. hatta bir doktor her sabah en az 30 ingiliz kadinin kapida siraya girip ertesi gun hapi icin yalvardigini soyledi simdi. bu zivanadan cikmis gibi her gece hastanelik olana kadar icip gecede 3-4 erkekle beraber olan ac ingiliz kadinlarini nereye koyalim? eger iliskilerde sorun varsa bu hicbir zaman tek tarafli olamaz. kadinlarin kafalarindaki, seks isteyen erkek=tacizci hatta tecavuzcu erkek yanilgisindan kurtuldugu, seksin tek tarafli bir ihtiyac olmayip kendi arzularini da kabullendigi vakit yaratici tanisma replikleri de duyulur belki.

Gand dedi ki...

CEVAP I (sığmıyor, devamı geliyor)


Aman yarebbi oryantalistliğimiz mi kalmış ayşe armanlığımız mı :)

Yazıyı böyle bir dikkatle okuduğunuz ve yorumlarınız için teşekkürler. Dilediğim kadar dikkat çekmesi sevindirici.

ama :)))

Londra'daki gözlemin nasıl olup da bütüncül bir Batı yüceltmesine dönüştüğünü ben anlayamadım. Mısır'da tecavüzün normal olmasından ya da Hindistan’da recm cezasından her yıl kaç kadının hayatını kaybettiğinden bahsetseydim tam bir anglo sakson hayranı ilan edilecektim herhalde. Bu arada Avrupa'nın yüzyıllarca dünyanın geri kalmış ülkelerini sömürüp şimdi aynı ülkeleri insan hakları ihlalleri nedeniyle eleştirmesi orta sınıf iki yüzlülüğünden bahsetmemem benim eşekliğim olmuş. Yazıyla tamamen alakasız ama önyargıları hafifletip ana fikri vurgulayacağından gerçekten olmazsa olmaz bir detaymış...

Spesifik bir iletişim şekli, yani gece hayatı içinde kurulan bir iletişim üzerine iki ülke arasındaki farkları vurgulamanın oryantalist bir bakış açısını işaret ettiğini düşünmüyorum. Aslına bakarsanız ne zaman Batı dedikleri coğrafyadan örnek verecek olsam memleketim insanının 3. dünya kompleksi canavarının uykusundan uyanmasından ödüm kopuyor. Halbuki her şeyi salt siyah ya da beyaz diye yorumladığımız çağların geride kaldığını sanıyordum. Ülkemle ilgili bir eleştiri yapıp dünyada bildiğim sınırlı sayıda ülkeden her örnek verdiğimde, öncelikle “Ne mutlu Türküm diyene!” demem gerektiğini düşünmüyorum. Ülkemle ilgili sevdiğim şeyler bırakın bana kalsın ya da yeri gelirse onlar da anlatılır elbet. Ama tekrar tekrar bakıyorum ve yazının hiçbir yerinde oryantalist bir kompleks göremiyorum. Belki de benim körlüğümdür.

Gand dedi ki...

CEVAP II (devamı)


Yine atladığım bir başka konu, misal Güney Amerika'daki güncel devrim uygulamalarının Türkiye'deki cinsel devrim için bir örnek teşkil edeceği... Yani ideolojilerin yerelleşmesi… En nihayetinde cinsel devrimin tek bir yöntemi olduğunu söylemek pozitivist bir yüzeysellikten öteye geçmezdi. Cinsel devrimin olması gerektiğinden bahsedip de yöntemi konusunda hiç yorum yapmamış olmamsa tamamen bir kazadır. Heyhat, blogda yazı dizisi yazmayı hiç düşünmemiştim.

Çok samimice belirtmek isterim ki olumsuz eleştirilerden çıkardığım sonuç konunun daha bile detaylı işlenebileceği üzerine. Demek ki bu alanda bir boşluk var. İşin iyi yanı gerçekten donanımlı eleştiriler gelmiş olması.

Kusura bakmayın ama yine batı demokrasilerinin, bazen komedi derecesinden olsa da (bkz. ABD düşük bel pantolon davası)her konuyu rahatlıkla konuşabilmesini örnek vereceğim yine. Yok vazgeçtim, en güzeli antik yunanda doğrudan demokrasi uygulamalarını örnek vereyim. Ne de güzelmiş öyle herkesin (köleler hariç) söz hakkının olması. En nihayetinden insanlar konuşa konuşa anlaşıyor. Ama Yunan da batı di mi? ne ola ki bu batı??? halbuki bizim hafızların okuduğu mevlit ilahileri tamamen Bizans müziğidir... Mozaik? Ne mozaiği lan???

Gand dedi ki...

CEVAP III (son)



Konuşmaya ihtiyacımız var ve bir yerlerden başladık işte… “Kadınlar ne ister” diye sızlanıp durmaktansa rakı sofrasında kadın-erkek ilişkilerini kurtarmak yeğdir.

Haydi bakalım Gladyatörler, kuşanın kılıçlarınızı kalkanlarınızı… ayh bu çok oryantalist oldu. Haydi bakalım Kılıç kalkan ekibi! Allah allah allah… Saldırın kompleksli pis feministe (:

Eh ben dedim bu işin sonu yazı dizisi olur diye (:

Yine not koymadan edemeyeceğim. yukarıdaki smileyler kaliteli bir tartışmaya espiri katma amaçlıdır. aman ha kimseyi aşağılamıyorum, aksine fikrinizi ifade etmeniz itibariyle nezdimde tüm erkek milletine kıyasla 10-0 öndesin. sizin için bir şey ifade ediyorsa tabi benim ne düşündüğüm...

böyle şerh koya koya nası yazacağız bakalım...

Gand dedi ki...

@mafalda

aslına bakarsan Birleşik Krallık'ta cinsel taciz üzerine istatistikler bile durumun vehametini anlatıyor:

http://blog.protectthehuman.com/each-year-around-1-in-10-women-in-britain-experience-rape-or-other-violence/

http://www.cwasu.org/page_display.asp?pageid=STATS&pagekey=107&itemkey=12

bunu da ayrıca yazmalı tabi...

Türkiye'deki kadınların psikolojik arızaları ise apayrı uzuuuunca bir konu. ve bence yine yazıyla alakasız.

zaten yazının neresinde "lanet erkeklerin suçu her şey" denmiş ben bilemiyorum. bu kadar basit, spesifik, eğlenceli bir konuya bir de erkek boyutundan bakmayı gereksiz buluyorum.

"Türkiye'de Kadın Erkek İlişkileri" başlıklı bir yazı olsaydı, çok saayıda erkek arkadaşımla yaptığım uzunca sohbetlerden edindiğim deneyimleri de aktarırdım elbet.

amaan her neyse.

Canarino dedi ki...

Devrimin cinseli nasıl oluyor, biri bizi aydınlatsın madem. Kadrosu, yapısı, kurultayı, şuyu, buyu... Bizim Fenerbahçe'de mesela ıvır zıvır her değişikliğe, her atamaya devrim deniyor. Bu da onun gibi mi, yoksa teorik bir takım şeyleri var mı? Vardır kesin; koca cinsellik işi bu. Kafa yoranların kafalarını bilenler yazsın da aydınlanalım.

Zübeyde Hanım fikrinden gidiyor sayılmam. Yani "erkeğin okumuşu kadı, kadının okumuşu cadı olur" demiyorum ama bu memlekette okumuşlar bir işe "olmalı da olmalı" diye el attığı zaman, o işin gayetle bokunun çıktığını düşünüyorum. O yüzden önce bir siyasi, mali ve kültürel olarak "insani" şartlar oluşsun da sonra milletin cima işlerine dair inkılap düşünelim Türkiye'de. Ha "Bu da kültürün bir parçası zaten. Hem bunları bekleyeceksek, ömür yetmez" fikrine de saygı duyar, boynumu bükerim ama "Devrim lazım" deyip, peşinden "hadi içmeye ve mekan gezmeye devam edelim" (*) dendiği zaman da tuhaf oluyor. Birileri başlatsın, belki cümbür cemaat gelip, yoldaş yazılacağız. Böyle sırf lafla olmaz ki...

Gand dedi ki...

@canarino

Tam olarak neyi öğrenmek istediğini anlamadım. Bakalım sorunun cevabı olacak mı:

Cinsel devrim kavramının ve tarihte hangi olayları ifade etmek için ortaya konmuş bir kavram olduğu ortada: http://en.wikipedia.org/wiki/Sexual_revolution

Batı dünyasında 60'lı 70'li yıllardaki bir çok politik olayın yanı sıra cinsel devrim olarak adlandırılan bu durumun birebirinin Türkiye'de aynı ya da benzer şekilde ortaya çıkmasının mümkün olduğunu düşünmüyorum.

Ancak evrimsel bir sürecin, kadınların iş hayatında yer almaya başlaması ile ilk sinyallerini vermeye başladığı düşüncesindeyim. Evlilik öncesi cinselliğin yaygınlaşması buna işaret ediyor bence.

Diğer yandan sivil toplumun gelişmeye başladığı 90'lı yıllarla birlikte kadın hakları algısı, STK'ların çalışmaları sayesinde yaygınlaştı. Daha çok yolumuz var ama namus cinayetlerinin eskisi kadar örtbas edilememesi, sanatçılardan yazarlara ve hatta medyaya kadar kadın haklarının daha çok konuşulur olması cinsel özgürleşme yolunda önemli adımlardır.

Rakı sofrasında kadın-erkek ilişkisi konuşmak ise kişisel gözlemlerim itibariyle yakın çevremizde yaratacağımız küçük değişimler açısından çok faydalı oluyor. her iki cinsiyet de birbirini daha iyi anlamaya başlıyor. insanların konuşa konuşa anlaştığı konusunda hemfikir olduğumuzu varsayıyorum...

Mekan gezmeye devam edelimi ayşe arman demiştir belki orda bir karışıklık olmuş. ama istersen İstanbul gece hayatından tut, Türkiye'nin dört bir yanına ve dünyanın bir çok ülkesine kadar gezme konusunda kaydadeğer tavsiyeler verebilirim. uçak biletinden kalınacak otele, gidilecek yerlere ve hatta özellikle yurtiçinde rehber ismine kadar.

cihan dedi ki...

@Gand
Oncelikle naçizane gayet basarili bir yazar oldugunu soylemem gerek. Okuyucunun bam teline basip, aslinda ben oyle demek istememistim genelleme yapmak gibi bir niyetim yoktu mazeretinin arkasina siginmak sanirim benzetilmekten oldukca alindigin yazar kumesinin de sikca basvurdugu bir yol. Kendi adima kolay yoldan, yapilan elestirinin kisisel degil, yargisal bir kritik oldugunu vurgulayayim ki gereksiz bir tartisma yasanmasin. Yaptigin yorumlari yazindan cok daha derin buldum o ayri..

Samim Şükrü Barlas dedi ki...

bu yazıyı yazan bağyanı anti-klişe timi kovalasın... yıllardır aynı konu, aynı laflar. bi kere de başka bir açıdan yaklaşın, belki bir çözüm bulunur? kanaatimce cinsel değil zihinsel bir devrim lazım.

Mafalda dedi ki...

Gand,
erkek boyutu yaziyla alakasiz tartismaya gerek yok diyorsun. kadinlarin psikolojik arizalari da ayri bir konu diyorsun. e bize konusacak bir sey birakmadin. tartismaya gereksiz bir yaziymis o zaman.

Canarino dedi ki...

Benim merak ettiğim, “Cinsel Devrim” kavramının Türkçesi ve bunun için kimlerin neler yapmayı düşündüğü. O muhterem gibilerden benim çevrede bir türlü denk düşmediğimiz için ilgimi çekti. Tamam, “Tek Yol Devrim!” ama nasıl? Başka memleketlerin başka şartlarında oluşmuş tecrübelerine benzer şekiller yaşayamayacağımızda hemfikir olduğumuza göre, “Gün doğdu, biz uyandık, yataklara dayandık” şarkısını tek başına terennüm ederek mi? Merakım odur.

Benim kanımca bu ülkede “evrilerek devrilelim” işi olmaz. Adına “batılılaşma hareketi” denen yenileme çabalarının bile, ezelden beri “höööt!” diye yapıldığı güzide memleketimizde, normalden farklı bir iş yapılacaksa bunun basamaklarının adı konmalı. Bunun için çabalayacak insanlar ortaya çıkmalı. Böyle olmadığı zaman, sadece lafız türetmek bana, boş iş gibi geliyor. Ha, bakınız “Cinsel Devrim” diye elinden geleni ardına koymayana, katılmasam bile saygı duyarım. Kaldı ki memleket ebedi payitaht İstanbul, sonradan başkent Ankara ve levanten İzmir’den oluşmadığına göre bu devrimin diğer şehirlere de ulaşması lazım. Misal buralarda “rıza” ile değil “zorla” bile olsa evlilik öncesi cinsellik gayet yaygın. Devrimci arkadaşların bunu engellemek ya da hiç olmazsa gündeme getirmek için ne gibi bir çabaları var, onu da merak ederim. Devrim tek yön değil ya!

Namus cinayetlerinin eskisi kadar örtbas edilememesinin bu yoldaki çabalardan ziyade iletişimin artmasıyla alakası var sanırım. Geçmişte olan bitenin % 1’ini duyarken, şimdi bu oranın % 3’e çıkmasının, övünülecek bir şey olduğunu düşünmüyorum. Sabit bir kamuoyu oluşturulmaya çalışıldığını, “özel” birkaç hadise haricinde bu konuya sürekli ilgi sağlandığını, Güldünya mevzuu dışında organize bir çabayı hatırlamıyorum ben. Yanılıyor da olabilirim ama önemli olan bizim gibi basit insanların kafasında bile “Uğraşıyor adamlar” algısını uyandırabilmek. Sanatçılar, yazarlar, medya “daha çok” konuşuyor da ne oluyor? Cinsel özgürlüğün bayraktarı denen Ayşe Arman, Halis Toprak’ın kendine cariye almasını, suya sabuna dokunmadan kahkahalarla yazıyor. Bir kişi de “Ne oluyor?” demiyor. Özel hayat, bireysel bilmem ne, falan filan ama bunlar toplumun resimleri.

Rakı sofrası tabii ki lazımdır. Ama o sofradaki insanların bir taraftan da sahada mücadele etmesi lazım. “Sabah işe gideyim. Akşam yatıp, uyuyayım. Öğle arasında ve hafta sonları da küçük etkileşimlerle devrime faydam dokunsun” diyerek olmaz. Bir muhteremin lafı yüzünden böyle uzun uzun yazdım ama “Devrim” lafı duyunca sıktım sıyrılıyor artık. Herkeste bir “yapmak lazım” var, olmasına da “Hadi” deyince gelen yok.

Fikrimi açık söyleyeyim, Türkiye’de cinsel devrim falan olmaz. Daha doğrusu Türkiye’de adı “Devrim” olan hiçbir şey kolay kolay olmaz. Araya olağanüstü şartlar girecek de, o şartlar olağanüstü insanlar çıkaracak da, o insanlar olağanüstü yetkiler edinecek de… İki yüz elli yılda bir olacak şeyler… Ama “olmayacak iş” diye bu tip şeylerin ardını kovalamayı kesmektense, çabalayan insan büyüktür benim gözümde. İster tuttuğu takım için olsun, ister cinsellik için, ister ülkesi için… Bık bık ötüp elini kıpırdatmayan da “Ne mozaiği ulan!” diyenin onda biri bile adam değildir.

Canarino dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
outlaw dedi ki...

"cinsel devrim" deyince insanlarin aklina cankaya'ya yürüyen ciplak ve silahli kadinlar, polisi silahsizlandiran escinsel örgütleri, basbakan olan ünlü bir playboy ve lise edebiyat dersinde penthouse'un okur mektuplarinin okuma metni olarak zorunlu hale getirilmesi mi geliyor; bilmiyorum, ama bir gercek var ki, türkiye de degisiyor cinsellik konusunda.

hippielerimiz yok (40 yil gecikmeli olarak komik kacardi zaten), yaslilar abd'de oldugu kadar kalp krizine sürüklenmiyor gördükleri nedeniyle vs., kisacasi ortada bir "devrim" yok, ama varligi yadsinamayacak bir degisim gerceklesiyor.

el ele tutusmanin büyük olay oldugu, olursa masum bir öpüsmenin yillar süren bir sevgili iliskisinin doruk noktasini olusturdugu bir ebeveyn jenerasyonuna sahibiz. ki bu el ele tutusanlar, öpüsenler yine ülkenin "batili", "özgür" vs. kismiydi.

bugün (cok sükür) hafiften sevismeyi ögrendik. bir "cinsel devrim" yasamis ülkelerden daha gec yasta basliyoruz sevismeye. cinsellikle iliskimiz belki daha sorunlu. ama insanlar yavas yavas bir seyleri - el yordamiyla da olsa - ögrenmeye basladi. az bir sey degil bu.

yarin benim cocugum (muhtemelen cocugum olmayacak olmasini bir kenara birakirsak) ne sevgilisi oldugunu, ne de sevistigini gizlemek zorunda kalacak. hem belki kizima barda nasil erkek tavlanacagina dair elimden geldigince taktik de veririm.

toplu sevisme örgütü kurup köy köy dolasip anadolu'yu "bir insan - bir posta" kampanyasi yapmiyoruz, ama toplumlar bazen de böyle "sadece yaparak" degisiyor.

Zlatan Muratanovic dedi ki...

"Her sevgilim bana versin ama karım bakire olsun"

Cok sey mi istiyoruz ???

Gand dedi ki...

@canarino

Demek istediğin şimdi netleşti. Yazdıklarından katılmadığım çok az nokta var. Sadece şu fikir ayrılığımızı dile getirmeye değer görüyorum:

Yalnız eylem değil daha çok konuşmaya, yazmaya da ihtiyacımız var. Demokrasinin henüz halkın hücrelerine işlemediği Türkiye gibi bir memlekette devletin güçlerini elinde tutanlar ya da çıkar grupları demokrasiyi kendi menfaatlerine göre kullanır. Özellikle medya vasıtasıyla yapılan manipülasyonun halkın zihnini bulandırıp egemenlerin menfaatine uygun şekilde hipnotize olmamaları, farklı seslerin, yani egemenlerin menfaatleri dışında şeyler savunanların seslerinin çıkması ile engellenebilir. V for Vendetta'da kelimelerin gücü çok güzel vurgulanmıştı: "words will always retain their power. Words offer the means to meaning, and for those who will listen, the enunciation of truth. And the truth is, there is something terribly wrong with this country, isn't there? " ben de kelimelerin bu kadar güçlü olduğunu düşünüyorum. Tabi rakı sofrasında dünyayı kurtarmanın ötesine geçildiği zaman...

@mafalda

blog dünyasında yazıda anlatılanı değil de yazının şekline ya da yazıda bulunması olası gibi görünen her açık kapıdan içeriye girilmesi çabalarına anlam veremediğim için yazı ile alakasız eleştiri konularını vurguladım. "yazında bundan niye bahsetmedin ha?!" diye saldırılacağına "bir de şu açı var" ya da "seninki kadın gözü olmuş, biz erkekler ise şöyle algılıyoruz" dense bence zerre sorun olmayacak. bunlar benim naçizane görüşlerim. elbetteki "yazında hayvan haklarından söz etmemişsin" deme hakkı da saklı herkesin...

Adsız dedi ki...

mevzuların halen doğu-batı çizgisinde tartışılması popülarite meraklısı memleket elitistleri için bile bayatlamışken vazgeçelim derim.
oryantalizm meselesine gelince... valla karışık mesele. hani öyle kokular almadım değil ama yazarın yorumda belirttiği çekinceleri de es geçmemek lazım.
bir yerde devrim lafı geçince iki kereden fazla düşünen bir zevat olarak canarinoya hak veriyorum. yani bir fatiha ardından bir kap su iyi gelir kanaatindeyim.
karışık mesele velhasıl...

Gand dedi ki...

Futbol blogunda kadın-erkek üzerine tartışma dönünce şu ilginç yazıyı çağrıştırdı, belki ilginizi çeker:

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&ArticleID=924447&Yazar=İBRAHİM

Canarino dedi ki...

Valla Gand reis, geçilmiyor işte. Geçilse, dükkan senin. Biz bile şu lümpen halimizle rakı sofrasından kalkıp boydan boya Kadıköy boyuyoruz, yazılama yapıyoruz, eylem koyuyoruz, adına "Fenerbahçe Değerleri" dediğimiz şeyler için. Uzaktan bakınca bizimki ziyan bir iş gibi gözükebilir ama ortada "egemen", "devlet" vb. kelimelerinin bolca geçtiği "halkın esenliği" hareketlerinden çoğunluğun, konuşmalarının yarısını bile icraata döktüğüne inanmıyorum ben. Öyle olunca da kendilerini eğlendiriyorlarmış gibi geliyor bana. Nasıl ki teyzelerin toplanıp, ensestten mahalle içi tecavüze kadar tartıştığı stüdyoları dışarıdan kilitleyip, yakmak istiyorsam, aynı hissiyatı bu mevzuların konuşulduğu çoğu yer için de besliyorum :)

Ayrıca İbrahim Altınsay da futbolla ilgilenen erkekleri toplayıp, balya halinde itin tenasül uzvuna sokup, çıkarmış maşallah. Bir kadın futbol alemi kurulsun da görelim, o tarafta nasıl yürüyormuş bu işler. Şu milletin bir yakasını diğerinden ayırmak kafasından ne zaman vazgeçilecek acaba? Tamam, yüzyıllar boyu kadın penceresinin gerisine, peçenin arkasına itilmiş. Tamam, gelsinler, buyursunlar, hayata her yönden katılsınlar. Tamam, dibine kadar haklarıdır. Ama Allah aşkına, futbol ve tribünler üzerinden naiflik vurgusu da yapılmayıversin.

asil dedi ki...

mojoya düşen melek geldi aklıma:)

ASVALTTAICENLER dedi ki...

cogu kisi yazinin avrupa yada batidaki erkeklerin ne kadar mukemmmel oldugu tezinde takilmis, ben ornek vermem gerekirse,

gandin kendisi zaten belirtmis, yurtdisinda publara gittiginde hint, afrika ve latin kokenli genclerin yanlarina gelip "cesitli" ifadelerle onlarla konusmak istediklerini, oradaki cesitlilik onlarin kulturlerinin farkli olmasindan geliyor, yani ayni aksam uc hintliyle karsilassan ayni hint tabirini duyacaktin o 1..

oradaki ozguven onlarin yurtdisinda ulkelerine cok uzakta olan bir ulkede yasamalarindan kaynaklaniyor, adam yillarca ulkesinde baski gormus, cinsel ozgurlugu kisitlanmis, konusturulmamis, kendisini ifade edememis, oradan bambaska ozgur bir ulkeye gecis yapmis ilk once ne yapacagini sasiriyor daha sonra oda topluma ayak uyduruyor, gecede senin gibi 5 kiza asiliyor ve bu gayet dogal cunku ayni o erkekler gibi latin, hintli, afrikali kizlarda var, onlarda ozgurlugu, o ufacik boslugu yakaladiklari andan itibaren en modern kizlardan daha curetkar olabiliyor, istedigi erkegi secip onunla o gece yatabiliyor,ailesinden uzak modern bir sehirde yasadigi icin kendi ulkesinde yasiyamadigi herseyi yasiyor, orjin bir ingilizden fazlasini yasamak istiyor cunku o ozgurlugun ne demek oldugunu yada baska bir deyisle ozgur olamamanin anlamini ingilizden daha iyi biliyor.. amerika ozgurlukler ulkesi diye bilinir, amerikada bir bara gittiginizde beyaz bir kizi kolay kolay tavliyamazsiniz, ama durum diger geri kalmis ulkelerin kizlari oldugu vakit yarim saat havadan sudan konusmaniz yeterlidir cunku siz beyaz kizi degil onu secmissinizdir, simdi sira ondadir secilenin kendisi oldugu icin sizi memnun etmek herseyi yapacaktir...
burada kesinlikle ukalalik yapmiyorum hic beyaz gecelik sevgilim olmadi cunku hic ugrasmadim, daha cok asyali, latin hatta afrikali kizlarla beraber oldum cunku ozgurlugu sonuna kadar yasayan yasamak istiyen onlar, burada elde ettigi ozgurlugu sonuna kullanan onlar..
turk kizindan hic bahsetmiyorum bile, cunku hic tanimadiginiz bir kizla tanismak zorunda kalan hep erkektir ulkemizde, tanismaya calistiginizdada karsinizda sadece mal mal gulen kizlar vardir, cunku kendini ifade edemez, icindeki bastirilmis duygulari disari gosteremez, erkeklere ozguvensiz diyen zihniyet bunu nasil aciklar?
ne zamanki barda iki erkek otururken bir kadin gelip size "pardon yanlis anlamayin" diye soze girer o zaman cinsel ozgurlugu yapariz.. saygilar

frodo555 dedi ki...

93-00 yılları arasında o dediğin yanlış anlamayıncılar doldururdu üst-alt kemancıyı, gitar'ı... Belirli bir hatun grubunu elde etmek için de en güvenli yol, pistte (veya barın muhtelif yerlerinde) "yanlış anlamayın"cılarla hedef hatunları ortaya alacak şekilde konuşlanmaktı. Onların saldırılarından rahatsız olup ister istemez ters tarafa hareketlenince biz kendi kendine eğlenen sevimli çocukların arasına düşerlerdi hep :p muhabbetin ilk cümlesi de "yanlış anlama" yerine "burada kal/ın kimse sen/siz-i rahatsız etmez" olurdu. Kim olduğuna tipine verilecek puanlar yerine kafadan ehven-i şer ++ puanıyla başlardın olaya...

Yanlız genellemede ciddi hata gördüm: 1NS başlayıp da şu anda evli ve hatta biri çocuklu fazla sayıda arkadaşım var.. 20 lerde sanmıyorum ama Yaş 30'u geçince böyle de tanışıp evlenebiliyor herhalde insanlar.

outlaw dedi ki...

benim en yakin arkadaslarimdan birisi de tek gecelik macera olarak baslayan bir iliskiyi birkac aydir sürdürüyor ve gayet de asik iki taraf da anladigim kadariyla. (bir tarafini biliyorum, diger tarafini tahmin ediyorum.) ama acaba bu da istisnalara kaideyi bozmaz kapmasina mi giriyor?

Çağrı dedi ki...

selam gand sevişelim mi ?!

Gand dedi ki...

İstisnalar kaideyi bozar bozar. misal ben Çağrı'ya aşık oldum. Çağrı evlenelim mi?

bu arada erkekleri yeren yazılar ararken hatırladım ki kadınları zaten hem gündelik hayatta hem medyada aşağılamaya, yermeye, dalga geçmeye o kadar alışkınız ki... Bunu en iyi futbolla ilgilenenler bilir. Kadınların neredeyse olmadığı camianızda "teknik" tartışmaların nasıl kadınlar üzerinden belden aşağı olduğu ortada.

http://bianet.org/biamag/bianet/116536-erkek-egemen-yesil-sahalara-kadin-sesiyle-mudahale

sene 2008. TV8 programcısı Candaş Tolga Beyefendiler rallici Burcu Çetinkaya'yı konuk ediyor. ben bekliyorum ki yarışlar üzerine teknik bir sohbet olsun... nerdeee.. Candaş Beyefendiler öyle sorular sordu ki bir an gerçekten İran'da filan olduğumuzu düşündüm. Bir elinin hamuruyla demediği kaldı. üstelik bunu öyle bir doğallıkla yaptı ki, ben de bir "Gand saçmalama, Çetinkaya da bıraksın bu işleri dantel filan örsün" derken buldum kendi kendime...

Ha bir de Avrupa Yakası'nın bir bölümü geldi aklıma. Dizideki erkekler kadınlardan bıkıp erkek erkeğe takılmaya başlıyorlar. Bira-maç ile başlayıp 1 haftanın sonunda konuşamayan, mağara adamlarına kadar ilerliyordu süreç.

İşin espirisi elbette bu. Sonuçta birbirimiz olmadan yapamayız, insan sosyal bir varlıktır (klişelerin hastasıyım. Canarino devrim allah devrim diyordu. Devrim atfının ne anlamda yapıldığını Outlaw net açıkladı. Diğer yandan toplumda inanç haline gelen kemikleşmiş düşünceleri değiştirmek için bazen şiddetli uyarıcılar gerekir. Ortada bir kaos olacaksa, sarsılmamış erki sarsacak tarafta olmayı ve kalıpları yıkmayı tercih etmek de bir seçenek :)

Futbol blogu okuyucularının bir çoğu başka şeyler de okuyordur elbet. Ama böyle bir camiaya bir feminist düşmesi de kaydadeğer bir itici güç yaratıyor. Suya atılan minik bir taş gibi. Eleştirilmek insanı gıcık etse de, farklı düşünen insanların da VAROLDUĞUNDAN bütünüyle bihaber olmaktan yeğdir.

Adsız dedi ki...

gördüğüm en kötü FD yazısı. "biz kız kıza eğlençektik bu pis abazan erkekler hepsi bize asıldı, zaten ben de angelina joliye benziyorum" tarzı bir yazı olmuş. sevdiğim FD blogunu günlüğe çevirmişsin.

hayırlı işler

Tuncer Muncer dedi ki...

"Yanlis anlamayin ama.." metodu belli olcude basarili olmus ki genis kitlelerce bu denli kullanilir olmus.
Alinacak gucenecek tarafi yok, insanoglu tarafindan uygulanan binlerce metodun karisina gecip omurumuzu gulerek gecirebiliriz aslinda.

Reynaya gidebilecek kadar parayi cebine koymak cin olmadan adam carpan bagyanlari "ortamdan kaldirabilecek" bir kapasiteyi garanti etmezken,
seri uretim kuafor alisveris merkezi mekikcisi disileri "baglamak" icin yeterlidir.

Tabi cumleye yanlisla baslamak da gercekten salakca, "sen dogru anlat birader derdini ben de denerim dogru anlamayi." diyip sapa mavi ekran verdirebilecek disiyle de karsilasma olasiligi oldukca dusuk.

Bir de cinsel devrimin getirisi cinsel ozgurlugu yasamak isteyen devrimci yoldaslarimiza gulunmesini kiniyorum ben. Devrim sadece sevisme dinamiklerinde olacak birsey degildir.
1 mayista grupsex yapan kerane-sen iscileri görene kadar cinsel devrim diye birşeyin varligina inanmiyorum. insanlar insanlik tarihi boyunca sevismis, uc tane sosyolog bes tane kitap yazinca mi oldu devrim.


Yoruma seklen baktigimda ben de "Yanlis anlamayin.." ile baslamisim. Hic metodum degildir, ben super seyler soylerim genelde, bazen de soyleyemem.
Olmaz her seferinde veya neye niyet neye kismet ekseninde ilerler, belli olmaz o isler.

Canarino dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
Gand dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
Adsız dedi ki...

Şöyle bir okudum da yorumları bir erkek olarak...Ne kadar kompleksli olduğumuz tekrar anladım.

Yazıda yazan ne...Erkeklerin verdiği cevaplar ne...