28 Mart 2011 Pazartesi

FUTBOLDA TEKNİK ADAMLARIN ÖNEMİ

















27 Mart 2011 tarihinde BirGün gazetesinde yayınlanmıştır

FourFourTwo Türkiye’nin mart sayısında futbol taktiklerinin gerekliliği üzerine Paul Simpson imzalı bir yazı var. Simpson, taktiklerin değil, oyuncuların maç kazandırdığından hareketle, teknik direktör açıklamalarından örnekler vererek, futbola sayıların bulaşmış olduğundan şikayet ediyor. Acaba Simpson’ın vardığı sonuç ve iddiaları ne kadar sağlıklı. Türkiye’de pek fazla yatırılmamış bu konuyu, onun verdiği örneklerden de yola çıkarak incelemek lazım.

Öncelikle taktik ve diziliş arasındaki farkı belirtelim. 4-4-2, 3-5-2, 4-2-3-1 gibi rakamlar maç içindeki taktiği değil, o takımın saha içindeki dizilişini ifade ederler. Nitekim bu dizilişin İngilizce'deki karşılığı, “formasyon” anlamına gelen “formation”dır. Sahada oyuncuların aldığı şekli ifade eder. Taktik ise bambaşka bir şeydir. O takımın saha içinde başarıya gitmek için kullanacağı felsefe ve planın bütününe işaret eder. Diziliş bu felsefenin nasıl hayata geçirileceğinin en önemli yoludur. Bu ayrımdan sonra “istatistik” konusundaki muğlaklığa da açıklık getirmek gerekir. Bir takımın sahada nasıl dizildiği istatistik ya da sayı bilimi değildir. İşin içine sözcüklerin yerine rakamların girmesi, matematiğin ya da istatistik biliminin futbola etki etmesi anlamına gelmez. Kaldı ki futbolda başarı, ödüller ve cezalar tamamen sayılar üzerine kurulmuş değil midir zaten? Liglerdeki şampiyonlar puan ve gol averajlarıyla belirlenmekte iken içeriğinin ne olduğuna bakmadan rakamlardan oluşan her türlü veriyi istatistiğin futbolun ruhunu öldürdüğü şeklinde yorumlamak pek elle tutulur bir görüş değil.

Futbolda sonucu futbolcuların ortaya çıkardığı doğrudur, ancak bu sporun son 50 yıldaki evrimleşmesi, Simpson’ın yazısında belirttiği, futbol dünyasındaki doğmanın belirttiği gibi, teknik direktörün rolünün yüzde 10 olduğu yönündeki görüşü giderek yoketmiş ve bu rolü bugün yüzde 60-70’lere çıkartmıştır. Hava koşulları, sahanın durumu gibi değişkenler de artık çalıştırıcıların hesaba katıp strateji üretmesi gereken şeyler. Ama bu değişikliğin en önemli etkeni, bundan 50 yıl önce, saha içinde futbolcuların hareket alanlarının çok fazla olmasıydı. O yılların müthiş Macaristan’ında Hidegkuti, Puskas ve Kocsis gibi oyuncular topu ayaklarına aldıklarında düşünüp harekete geçmek için 6-7 saniyelik süreye sahiplerdi. O zamanlarda dahi saha içi dizilişin önemi mevcuttu, zira yukarıdaki üç oyuncunun hücum hattında olduğu takımı, buna uygn dizilişle oynatmak teknik direktör Gusztáv Sebes’in becerisi olmuştur. Aynen ondan önce futbol dünyasında ufak çaplı bir devrim yapan Boris Arkadiev gibi.

Arkadiev, elinde bulunan oyuncuların dinamizminden ve Sovyet oyuncuların kondisyonundan yararlanıp, saha içinde sürekli yer değiştirerek rakibin dengesini bozan bir Dinamo Moskova ile Avrupa’nın tozunu atmıştır. Bu teknik adamlar ellerindeki oyunculara göre aksiyon almışlardır, kısacası diziliş tek başına başarıya giden etken olmadığı gibi önemi de yadsınamayacak bir kavramdır. Günümüz futbolunda öneminin artmasının sebebi de futbolcuların hareket alanlarının giderek azalması ve taktik anlayışlar birbirine yaklaşırken (rakibin hatasını bekleme, oyun disiplininden kopmama, futbolcuların pozisyonlarına aşırı sadık olması gibi) nüansın dizilişlerle belirlenmesine sebep olmuştur.

Dizilişlerin gereksiz olduğunu belirten isimlerden birisi Tottenham’ın başarılı hocası Harry Redknapp. Onun bu söyleme eklediği başarısı, sözünü kanıtladığını gösteriyor olabilir ama İngiliz hoca kendini yanlışlayan işler yapıyor çoğu zaman. Rafael van der Vaart kendisinin maçlar öncesi taktik tahtasına hiçbir şey çizmediğini söylüyor ama bu sezon Arsenal’e karşı 4-4-1-1 taktiğiyle sahaya çıkıp 2-0 mağlup duruma düştüğü anda yaptığı Lennon-Defoe değişikliğini, “Rafa’yı sağa çekip, Jermain’i uca alarak ileride ekstra bir kuvvet yarattım”diyerek açıklıyor. Sonuçta kendi yaptıklarını da inkar etmemeli. Tottenham ligde geriden gelerek en fazla maç kazanan ekip, yani, Redknapp geriye düştüğü maçı çevirme konusunda oldukça yetenekli.

Louis van Gaal geçtiğimiz sezon verdiği röportajda her gittiği takımda oyuncu yapısına göre farklı bir dizilişle oynadığını ve tümünde bir süre sonra istikrarı sağladığını söylerken önemli bir gerçeği ortaya koymuştu. Simpson yazısında, Van Gaal’in arkasında yetişmiş Mourinho’nun geçtiğimiz sezon Barcelona’yı kupa dışına ittiği maçla ilgili, sahadaki dizilişinin önemini azaltmak için “Bojan’ın attığı gol, Toure’nin elle oynaması sebebiyle güme gitmese, Katalanlar finale kalacaktı” diyor. Bu mantıkla bir sezon önce Barcelona’yı Nou Camp’ta durdurmayı başaran Chelsea lehine çalınmayan 2 penaltının çalınması halinde Hiddink’in diziliş ve taktik dehasının Barca’yı elemiş olacağını söyleyebiliriz. Ama futbol varsayımlarla değil saha içindeki gerçeklerin üzerine kuruludur.

Futbolcular elbette sonuçları belirlerler ancak doğru yerde ve doğru imkanlarla oynatıldıklarında. Eğer bu gerçeği kabul etmezsek ne arkasında Ekotto ile oynayan Gareth Bale’in o dönemde dünyanın en iyi sağ beki olarak görülen Maicon’u perişan etmesini, ne Yunanistan’ın dizilişe sonuna kadar bağlı ortalama oyuncularla gelen 2004’teki şampiyonluğunu ne de tek bir gol atmayan ve belki de kupa tarihinin en etkisiz forveti olarak görülen Guivarc’h’lı Fransa’nın 1998’de Dünya Kupası’nı kazanmasını açıklayamayız. Arrigo Sacchi’nin dizilişini alıp, elindeki 3 Hollandalıyı da kaybetmiş olmasına rağmen Milan’ı dünyanın zirvesine çıkaran Fabio Capello’yu da, 4. ligden aldığı, ortalama oyunculardan oluşmuş Watford’u, oluşturduğu hücuma dönük ve pres ağırlıklı futbolla 5 yılda İngiltere’nin zirvesine oynatan Graham Taylor’ın yarattığı tabloyu da.

1 yorum:

alie dedi ki...

Hakkında çok uzun konuşulacak, hatta kitaplar yazılabilecek bir konu. Ama aşağıdaki S.Lizbon haberi bile olayı net şekilde ortaya koyan bir örnek. Başkan adaylarının hepsi T.Direktör vadediyor, kimse futbolcu vaat etmiyor.Zaten futbolcu vaat etmenin saçmalığını görmek için Maradona T.Direktörlü'ndeki Messi'li Arjantin'i izlemek yeterli.