26 Haziran 2011 Pazar

WHITE LIES

























Ankara'daki SSK İşhanı'nın bende ayrı bir yeri vardır. Her katı, her barının önünden geçilmiş, en az yarısına girilmiş, gerektiğinde 10 metrekarelik sahne önünde pogo yapılmış, gerektiğinde Türkü Bar'da otururken halay çekilmiştir (yapmayan anlayamaz). Gölge Bar günlerinde Raindog ile tanışmam da aynı döneme rastlar. Bugünlerde Zakkum diye anılan bu grup Ankara barlarında cover şarkılarla adını duyurmuştu. Müzikle ciddi anlamda ilgilenmeye başladığımdan beri heavy müziğe gönül vermiş bendeniz de, tayfanın sürüklemesiyle Gölge Bar'ın müdavinlerinden olmuştum. Placebo, Muse, Radiohead, HIM, Tonic ve daha bir dolu alternatif rock grubunun şarkılarını dinlerken hep aynı duygu vardı bende. Tamam hepsi dinlenesi şarkılar ama bu gruplarda beni kendine bir türlü bağlayamayan bir eksiklik var. Çözemediğim bir eksiklik (Radiohead hariç tabii).

15 gün önceki Pinkpop festivalinde yer alan 3 sahneden, merkeze en uzak sahneye yürürken ana sahnede bir grup arz-ı endam eyliyordu. Beyaz gömlekli bir adamın vokali kulağıma takıldı ve öbür sahneye yürümeyi bırakıp dinlemeye başladım. Sonradan adının Harry McVeigh olduğunu öğrendiğim bu adam beni konserin bitimine kadar olduğum yerde tuttu. Meşhurdur bizdeki "abi yeni bir grup keşfettim klişesi"...Genelde bu keşfedilen gruplar en aşağı 10 yıldır müzik yapıyordur. Ben üniversitedeyken neredeyse müzik kariyerinin sonuna gelen Santana'yı keşfedenler vardı. Neyse ki benim Londralı grup White Lies'ı keşfedişim ilk albümlerini çıkardıktan 2 yıl sonra oldu. Yazının girişinde bahsettiğim yıllarda hissettiğim tüm eksikler ancak bu kadar güzel doldurulabilirdi. White Lies köklerini Talking Heds'e borçlu. Bir kesim de onları Joy Division ve Tears for Fears'la aynı kulvara koyuyor. Bu grupların hiçbirinin müptelası olmayan ben White Lies'ın ilk albümü olan To Lose My Life'ı günde 2 kere dinliyorsa ortada bir gerçek var demektir.

Tüm zamanların en iyi debut albümlerinden birisi To Lose My Life. İçinden tek bir şarkıyı bile ayırmak istemiyorum. Indie rock, deneysellik, alternatif denemeler, zekice yazılmış sözler, karakteristik bir vokal, atmosferi çok keskin şarkılar. İlla bir şarkıyı çek al diyorsanız Price of Love ve E.S.T. arasında kalırım ama bu şarkıların notu 100 üzerinden 95 ise diğer şarkıların 90'dır. Peki devam albümü Ritual. Onun aşağı kalır yanı var mı? Yok elbet. İkinci albümleri en az ilki kadar önemli bulurum. Zira ilk albümler, yıllar boyu üzerinde çalışılan, belki de grubun kurulduğundan beri tüm enerjisini yansıttığı albümdür ama devam albümü en az onun kadar önemlidir, öünkü grubun geçek anlamda yaratmaya başladığı albümdür. Ritual bu tarafta da sınıfı pekiyi ile geçiyor.

Yeni milenyumun en iyi gruplarından biri ile karşı karşıyayız. Aşık olunacak bir debut albüm, çok iyi bir devam albümü. İyi bir canlı performans. Zekice yazılmış sözler, enfes melodiler, underground öğelerin bulunduğu karmaşık bir atmosfer ve İngiliz rock öğeleri...White Lies'ı dinleyip beğenmeyen bizden değildir...Pinkpop'taki Price of Love performansı ile kapatalım.

2 yorum:

marlonbarando dedi ki...

Eski Gölge Bar ayarında İstanbul'da bir yer önerebilir misin?

Muratonovic dedi ki...

Eski Gölge zamanında bir de Yeni Limon vardı, asıl efsane orasıydı.. Duman, Manga, Çilekeş gibi gurupların doğduğu yer.. Hatta Manga'nın bir klibinde göndermede yapılmıştı oraya.. Oranın tadını alamadım hiçbiyerden daha sonra.. Mundar ettiler güzelim yeri..

İstanbul'u bilemem ama Ankara'da bile kalmadı o eski Gölge ayarında bir yer..