5 Eylül 2011 Pazartesi

ÖĞRENCİNİN WALKMAN EL KİTABI




Bağlantı















İlk walkmanim Sony idi. Kapağından içeri görünen, ama ön camı kolormatik olan radyosuz, adi plastikten yapılmış bir alet. Ömrümde aldığım ilk yabancı kaset olan Phil Collins'ten "But Seriously....." albümünün ilk şarkısı olan Another Day In Paradise'ı kafamızdan salladığımız "zitsinneniyeeeeyuuuenmi paradaaaaays" şeklinde söylediğimiz yıllar. Sonra lise yıllar geldi çattı ve biz de sınıf atladık. Aiwa, 2 yönlü çalabilen dijital walkman. Aiwa ve Sony arasında bitmeyen bir rekabet vardı o yıllarda. Sony elbette kraldı ama aynen bugünkü blogspot/wordpress ya da Windows/Mac rekabeti gibi, Aiwa'nın da kendine özgü çok önemli ayrıntıları vardı ve rivayete göre Aiwa'yı bir kullanan bir daha Sony'e geri dönemezdi. Bir gün bu Aiwa walkmanle okuldan çıkmış, Altunizade'deki (Haydarpaşa Lisesi yılları) otobüs durağına yürüyordum, derken ayağım taşa takıldı, klipsinden belime taktığım walkmanin kapağı öne sarsılmayla açıldı, kaset içinden fırlayıp (sanırım Bon Jovi These Days albümüydü) yola gitti ve üzerinden geçen BMC kamyonuyla Bon Jovi 4 kolluya bindi. O tarihten sonra klipsten bele takmak yerine, ceketin iç cebi baş tacımız oldu. Bunlar dışında her gencin walkman kullanırken uymak zorunda olduğu kurallar vardı. Sunay Akın tadıyla...

1-Kaset sarma: Her walkman sahibinin o yıllarda bildiği gerçek FFWD ve RWD tuşlarının alındığı günden itibaren kullanılmaması gerektiğidir. Zira bu 2 tuş pili anında bitirmekte ve tam istenen şarkıyla havaya girilmişken tüm tadın alınmasına yol açmaktadır. Çözüm bulunur, 2-B kurşun kalem ve eski Rotring pilot kalemler bu konuda birebirdir zira köşeleri kasetin deliklerine oturmaktadır. Kalem delikten geçirilir ve el havaya kaldırılıp hızlıca çevrilir. 5 dakika sonra kaset sarılmış pil parası cepte kalmıştır. Nica genç zamanında böyle kas yaptı. (resim nohutun blogundan)

2-Şarjlı pil: İşte kalemle sarmadan o kullanılmayan tuşlara terfi. Şarjlı pil+şarj makinesi kombosu zamanında bana "olm nasıl lan pil bitmiyo mu şimdi", "bitiyor da dolduruyosun abi 1000 doldurmalı al" şeklinde muhabbetlere konu olmuş ve benim şarjlı piller 2 günde bir doldurulmaktan içindeki sıvının akmasıyla karşı karşıya kalmıştı. Yıl 2011, hala wireless mouse için şarjlı pil ve şarj makinesi kullanıyorum. Uçan Araba çıkar şarjlı pil kavramı değişmez.



















3-Evde kasetleri sarıp hazır hale getirme: Yemini bozup walkmane bir cebe bir kasetle okula gelenlerin bir gece önce en büyük uğraşı o günkü derslerin tekrarı ya da ertesi günkü derslerin hazırlanması değil, kasetlerin tam istenen şarkının öncesine getirilerek ertesi gün için doping kıvamına getirilmesiydi. O yıllarda yanlış hatırlamıyorsam nice genç, Gala'nın Freed From Desire'ını bir gece önceden hazır hale getirir, okul bahçesine öyle girer, ondan sonra da koşa koşa merdivenleri çıkardı.

4-Boş kaset: Akmar Pasajı'na gidilir, albüm sorulur, cevap alınır, boş kasetçiye gidilir. Eğer albüm rock albümüyse 60'lık, helalinden heavy metal albümüyse 90'lık kaset alınır, Akmar'a dönülür, satıcıya verilir. 1 saat sonra son albüm o boş kasettedir. Bazı gençler ileri gidip kapağın renkli fotokopisini çektirir. Akmar, çekme kaset, walkman üçlüsü yıllar boyu akıllarda kalacaktır.

5-Kulaklık: Çekme kaset = Akmar ise zamanında Kulaklık = Yazıcıoğlu demekti. Optimum bir sahte kulaklığın ortalama kullanım süresi 3 aydır. Benim kişisel rekorum 11 aydı ve bu rakama ulaşmak bile benim için bir övünç kaynağıydı. Kulaklıkların başına gelen en büyük kaza, cepten aşağı sarkması ve yürürken üstüne basılarak kopması veya hoparlör kısmının parçalanmasıydı. Hiç unutmam bir kulağın içine doğru giren steteskop türü kulaklıklar vardı ki bozulduğunda kulak temizleme aracı olarak kullanmıştım. Böyle de çokamaçlı bir aletti.

6-Çift çıkış: Sevdiceği olan, olma hesapları içinde olan, yavşayan, yavşanan herkesin acil durum çantasında olması gereken alet. Çift çıkış. Çift çıkış aynı walkmanden, 2 kişinin, 2 ayrı kulaklıkla müzik dinlemesini sağlayan araçtı. Bu araç bugüne kadar nice izdivaçlara yol açmış, nice çocukların doğmasını sağlamıştı. Çift çıkış alamayan fakirler ise (örnek bendeniz), sevgilisini tek kulaklığa mahkum eder ama erkekliği bozmayıp "L bu L, sol kulağına sokacaksın onu al, R bende" şeklinde olaya bir görev bilinciyle yaklaşırlardı.










7-Open ear party: Müzik açılır, havaya girilir, James Hetfield abimiz Nothing Else Matters'ın solosunu girmiştir, hatta abartıp air gitar yapılır, hop omuzda bir el. "Arkadaşım sesini biraz kısar mısın?". Ben sana dünya müzik tarihinin en nadide eserlerinden birini dinletiyorum, sen bana kısar mısın diyorsun? Bir de dinlerken arada kulaklığı çıkartıp dışarıya ses gidiyor mu diye kontrol eden tedirgin tipler vardır ki bu insanlar genelde okul bittiğinde devlet dairesinde çalışmaya başlarlar.

8-Doğal yedek parça: Genelde her walkmanin bir süre sonra, bantı okuyan kristali bozulur. Bu noktada yapılması gereken kapak ve kaset arasında bir kağıt yerleştirmek, olmadı kağıdı o kristale doğru sokuşturmaktır. Doğal yedek parçanın en sık görüleni, walkman kapağının bozulması sonucu, kapağın kapalı durması içni takılan lastiktir. Bu yolla walkmanin ömrü en az 6 ay uzatılır.





















9-Saran kaset: Fear of the dark...fear of the daaark...I have a constant fear that somethsdfsyuıyusdaufabsuabsyubabf.......Aha boku yediniz kaset sardı. Yapacak şey, durdurup, kapağı açıp saran bantı okuyucudan kurtarmaktır ama iş işten geçmiştir bir kere. Büzülen bantın ilgili kısmında Bruce Dickinson'ın sesi vuuuykkk uuuuyyukkk muyyyuuuuk şeklinde çıkar. Kasetten bir daha % 100 performans alınmaz. Bazıları yemini bozup vidaları söker ve kasetin içini açar. Heyhat..Büyük hatadır.

10-Kasetin sonundaki boşluk ve potpori: 70'lik albüm için, o zamanlar 75'lik kasetlerin azlığından dolayı 90'lık kaset alınmış ve çekilmiştir. Gelin görün ki sondaki 20 dakikalık bölüm boş kalmıştır. Burada artık kaderiniz kaseti çeken arkadaşın insafına kalmıştır. Black Album'ün sonda kalan bölümünü Judas Priest'in Painkiller'ı ile doldurulanlar şanslıdır ama bu alem Blind Guardian'ın Somewhere Far Beyond albümünün sonuna çekilen Offspring'i de görmüştür. Burada yapılması gereken satıcıya "sonuna da attır bir şeyler Stratovarius'dan" mesajının
verilmesidir.

















by Barad-dur and FD


11 yorum:

GÖK-TÜRK dedi ki...

O kristal bozulduğunda genelde ben pamuk ve kolonya kullanarak temizlemeye çalışırdım :)

Shareef dedi ki...

Ne biçim bi Türk gençliğiymişiz... Doğusu Batısı, Zengini Yoksulu aynı yollardan geçmiş :D

roland deschain of gilead dedi ki...

muhah resmen beraber yaşamışız o dönemleri. ben hala audio cd çekeceğim zaman (arabada dinlemek için vs) cd nin boş kalan yerine alakasız şarkılar doldururum. misal and justice for all'un sonunda lake of tears dan "so fell autumn rain" vardır. hala alışamadım.

okka dedi ki...

şu kesinlikle eklenmeli:

doldurulan kasetin üstüne kaza ile kayıt yapılmasın diye kasetin üst tarafındaki damakların kırılması.

Batistuta35 dedi ki...

Şu kaset sarma olayı ne güzel kasetlerimi yediydi be. Yırtılan bantları yapıştırırdım falan:D

Muratonovic dedi ki...

Ben bir de radyo dinlerken boş kaset bulundururdum walkman'de, sevdiğim bir şarkı çıktığında hemen record tuşuna basardım.. bir ay sonra felan o boş kaset benim sevdiğim şarkılardan oluşan bir karışık kaset halini alırdı.. Şarkıların çoğunun ismini de bilemediğimizden karışık kaset için en ideal yoldu benim için..

Walkman yıllarının son dönemlerinde, mp3 kavramının yeni icad olduğu zamanlarda bilgisayardan walkman'a şarkı atma konusuna da çokca kafa yormuştum. En sonunda bilgisayarın kulaklık çıkışını, walkmanın mikrofon girişine sokarak (onun için bayaa bi ara kablo aramıştım) bilgisayardaki şarkıyı winampta çalmak suretiyle walkmendeki boş kasetime geçirmiştim ki bu ilk deneyimi de hiç unutmam Cake'den "I will survive" ile yapmıştım. Çok mutlu olmuştum.. Sene 1998 kışı, daha henüz Zidan Brezilya'yı yıkmamış..

Cezbeden Yazar dedi ki...

Önceleri kaset doldurturduk, sonra çift hazneli teypler çıkınca kasetlerimizi kendimiz kopyalamaya başladık, özel radyolar çıkınca radyonun başında beklerdik, güzel şarkı çıktığında kayıt tuşuna basardık, böyle nice potpuriler hazırlamıştım, tabii ben de walkman sahibi olan şanslılardan oldum sonra. CD'ler ve daha sonra CD-Writer'lar çıktı. Paraya kıyıp CD-Writer almıştım. Bir CD'yi bir saatte kopyalıyordum. Arkadaşla koleksiyon yapmaya bile başlamıştık. Sağdan soldan ödünç aldığımız orijinal albümleri kopyalıyorduk, o da yetmiyor, kapak resminin renkli fotokopisini çekiyorduk. Sonra ne mi oldu, mp3 çıktı, mertlik bozuldu.:)

raul #7 dedi ki...

kopan kaset bantlarını asetonlayıp az bi uhuyla yapıştırırdık. kopan kısım eksilirdi illaki ama kasetin tamamını böylece kurtarmış olurduk

Old Sports Pub dedi ki...

En üsteki AIWA dan bende de vardı. Maalesef Bostancı sahilinde basketbol oynarken çalınan çantamın içindeydi. Çalana ne beddua etmiştim. Beddua tuttu ise muhtemelen Kulak-Burun-Boğazcı dan çıkmıyordur.

Selen GÜRÜN dedi ki...

bende bu dönemin sonuna yetişen biri olarak o günlere geri döndüm. hala saklarım sony walkmanimi

hevesli bardak dedi ki...

mp3lerin bilgisayarda, mp3 çalarların teknoloji dergilerinde olduğu zamanlar mp3ten karışık kaset yapmıştık evde. nasıl olduysa stereo kayıt tek çıkıştan yapılmış. no leaf clover'ın solosu var ya, işte o solonun gitarları olmayan çıkış. yıllar sonra no leaf clover'ı tekrar dinlediğimde yeniden hayretler içinde kalmıştım.