30 Ocak 2012 Pazartesi

TINKER, TAILOR, SOLDIER, SPY

 

Robert Mitchum'un ağır giden karanlık filmlerini hatırlattı bana İngiliz sinemasının 2011'de çıkardığı en ilginç
işlerden birisi olan "Tinker, Tailor, Soldier, Spy". Asıl adıyla David John Moore Cornwell, yazarlıktaki takma adıyla John le Carré'nin 1974 yılında piyasaya sürdüğü roman 5 yıl sonra BBC tarafından sinemaya uyarlandı. Alec Guinness kitabın baş kahramanı George Smiley rolündeydi. İngilizler 30 yıl sonra projeyi yine masaya getirdiler. Yardımlarına koşan blogda da övgüye boğduğumuz, benim gibi vampir filmlerinden hiç hazzetmeyen bir adamı bile kendisine hayran bırakmış "Lat Den Ratte Komma In"'in İsveçli yönetmeni Tomas Alfredson oldu. Alfredson yurt dışına ilk çıktığında, İsveç'te çektiği 4 filmdeki o ağır havayı, kitap ve dizinin atmosferine son derece başarılı şekilde oturtmayı başardı ve İngilizlerin oldukça başarılı uyguladığı, kısa rolleri olan çok sayıda başarılı oyuncunun bir araya gelmesiyle oluşan kadro formülünü de arkasına alıp sınıfı geçti.

Gary Oldman'ın Smiley rolünü aldığı ve fazlasıyla Alec Guinness'i analiz ettiği her anından belli olan filmde, İngiliz istihbarat teşkilatının, Rusların içlerine sızdırdığı köstebeği bulmak için, zorunlu olarak emekli edilen bir istihbarat üyesini tekrar görevlendirmesini konu alıyor. Film Budapeste'nin Buda tarafında, Buda Kalesi'nin (Budin) önünde başlıyor ve İngiltere'ye ulaştıktan sonra İstanbul'a uğrayıp İngiltere'de finali yapıyor. İstanbul, beyaz perdede görmeye alışmadığımız ölçüde oldukça modern şekilde tasvir edilmiş ve gayet hoş bir sanat yönetimi mevcut. Bir saat gibi tıkır tıkır işleyen filmin finali de oldukça dingin ama grilimli biçimde son bulduğunda, seyirciyi etkilemek için ucuz manevralara başvurmayan kapı gibi bir casusluk draması kalıyor geriye. Oldman, bir Oscar adaylığı aldı filmdeki rolü ile. Colin Firth, Tom Hardy, John Hurt, Toby Jones, Mark Strong, Benedict Cumberbatch, Ciarán Hinds ihtişamlı kadronun oyuncuları. 2011'de batıdan çıkmış en iyi filmlerden birisi karşımızda.

4 yorum:

enes dedi ki...

Benedict cumberbatch'ın Sherlock rolünü mükemmel oynadığını biliyorum fakat bunda nasıl olduğunu bilmiyorum..

Baris dedi ki...

Kitabını okumuştum, muhteşemdi. Türkçeye "köstebek" olarak çevrilmişti.Üç kitaplık seridir aslında, diğer iki kitabı da çok iyidir. Onların Türkçesi yok galiba.
Filmi de dört gözle bekliyorum

Celal Abbas dedi ki...

bu filmi ve international filmlerini aynı gün izledim. ikisinde de türkiye istanbul geçiyordu ilginç bir tesadüfdü benim için. güzel bir film.

Kaan Kavuşan dedi ki...

Genelde İstanbul'daki Doğu Avrupa havası es geçilirdi ve Orta Doğu yönü iyice baskınlaştırılırdı. Bu klişeye düşmemişler sağ olsunlar.