2 Mart 2012 Cuma

BİZ ZAMANLAR FUTBOLSEVERDİK






















Eskiden kasabada Çalık Oğlan derler bir aklı eksik oğlan varmış. Bizim köyün kocalarından Memiş Ağa bir gün kasabaya varmış ki, bu Çalık Oğlan Pazar yerinin ortasına oturmuş ah vah ederek ağlayıp durmakta. “Nedir, neye ağlarsın hey Çalık Oğlan” diye sormuşlar buna. Çalık Oğlan da demiş ki: “Benim bir ayağı çukurda çok yaşlı bir anam var. Babamı dersen, genç bir yiğit...Şu anam olacak karı ölse de, yiğit babam da taze bir gelinle evlense...Eve gelen taze gelini hem babam sevse hem de ben sevsem...İşte bunun için dua ederim..” Bizim rahmetli Memiş Ağa da oradakiler gibi, Çalık Oğlan’ın bu akılsız sözlerine gülüp geçmişler.

Gel zaman git zaman Memiş  Ağa yine bir gün kasaba pazarına varmış. Bakmış ki Çalık Oğlan yine pazarın orta yerinde ah vah ederek gözyaşı dökmekte, ama bu kez daha yanık çağırıp, saçını başını da yolmakta....Memiş Ağa “ulan Çalık Oğlum nedir yine derdin?” diye sormuş. Çalık Oğlan da demiş ki: “Anam ölsün de yiğit babam taze gelinle evlensin, taze gelini hem babam sevsin, hem ben seveyim diye dua ettiydim. Duam yerine geldi, ama tersinden yerine geldi. Yaşlı anam öleceğine cıvan babam öldü. Cıvan babam evleneceğine, kocakarı anam evlendi. Eve taze gelin geleceğine yiğit bir delikanlı geldi. Babamın karısı taze gelini hem babam sevecek hem ben seveceğim diye beklerken, anamın kocası olan herif hem anamı seviyor hem de beni seviyor..ben ağlamayayım da kimler ağlasın....


Edebiyat tarihimizin usta yazarlarından Aziz Nesin’in İt Kuyruğu isimli kitabındaki “Nah Buraya kadar Geldi” hikayesindeki bu bölüm, ülke futbolunun içinde bulunduğu durumun bir özetidir adeta. Türkiye’deki futbol sevdalıları aylardır Mehmet Ali Aydınlar’ın görevi bırakması için dua edip durdular. Bırakmalıydı da. Siz onun istifasının ertesi günü televizyonlara çıkıp “süreci kötü yönettiğimiz doğru değil, süreç bundan daha iyi yönetilemezdi Mehmet Ali bey” dediğine bakmayın, süreç basbayağı kötü, hatta berbat yönetilmişti. Peki istifasının ardından aday olan isimler kimlerdi. Beşiktaş taraftarının başkanlıktan istifa edeceği için festivale hazırlandığı Yıldırım Demirören ve Haluk Ulusoy federasyonlarının ikinci adamı Ata Aksu. Yukarıdaki hikayedeki Çalık Oğlan bizleriz aslında.

Yıldırım Demirören’in Beşiktaş kulübünün üzerine kabus gibi çöktüği dönemdeki faaliyetlerinden fırsat bulup federasyon ve futbolumuzun geleceği üzerine fikirlerini açıkladığı zamanlar, şike davası sebebiyle başlangıcı ertelenen Süper Lig’in geleceği ile ilgili görüşmeler sırasındaydı. Hatırlarsanız “şike davasıyla karanlığa düşen ligimizin marka değerini yükseltmek için play-off sistemine geçtik” onun vecizesidir. Ona göre ortada kanunlara ve yönetmeliklere aykırı bir durum ve bunun yarattığı doğal sonuçlar varsa bunun çaresi aykırılıkları bulup düzeltmek değil formatı değiştirmekti. Kulüpler Birliği Başkanı son 6 aylık süre içerisinde futbolun geleceği hakkında başka vecizeler de sundu bize elbet. Bunlardan sonuncusu olan “gerekirse Avrupa kupalarına 3-5 yıl gitmemek” onun önerilerinden birisi. 6 ay önce marka değerinden bahseden bir insanın (bu değeri artırma yollarını ararken herhalde uluslararası alanı hedef almıştı, yoksa Ahmetle Mehmeti değil) geçen sürede o marka değerini bir anda hiçe sayması daha şimdiden başkanlık koltuğundaki muhtemel icraatları hakkında bilgi veriyor.

Ata Aksu vardı bir de elbet. Haluk Ulusoy federasyonunun değişmez simalarından Aksu, şike davası  ve yarattığı sürecin kellesini aldığı Aydınlar’ın yerine aday. Euro 2000 elemelerinde, Portekiz’i mağlup etmesi için Macaristan’a 750 bin euro teşvik primi gönderen federasyonun bir üyesi ve bu konuda televizyon ekranlarında “bir sorun görmediğini” açıklamış bir isim. Kısacası elimizdeki seçenekler şu andaki sürece tam anlamıyla uyum sağlıyorlar.

23 Şubat 2012 tarihinde BirGün gazetesindeki Uçan Hollandalı köşesinde yayınlanmıştır.

3 yorum:

mamo chello dedi ki...

:))) süper ya..bunu,biz CHPlilere uyarlamak da gayet mümkün..:))

doctorsherlock dedi ki...

beşiktaş kurtuldu, Türk futbolu THE END...

adl dedi ki...

Teşvik primi hakkında;
konuyla direk alakalı değil ve de yazıda geçen olayı savunmak adına değil ama haketen şu teşvik primi ile ilgili bir yazı beklemekteyim sizden. Benim tezim teşvik priminin bir şike değil tam tersine rekabette adeleti sağlamasıdır.
Teşvik primi nedir, galibiyet için verilen prim ve zaten kendi oyuncularına takımlar prim önermiyor mu. Peki bu prim ile oyuncular mevcud potansiyelini sahaya koymuyorarlar mı. Yani kimse sahada süpermen olmuyor sadece yapması gerekeni yapıyor. Para ile oyuncuların performansı adeletsizce artmaz, sadece olması gerekenni yaparlar. Mesele, para ile oyuncular messi olsaydı ..katar ve ya birleşik arap emirlikleri her seferinde dünya şampiyonu olurdu.
İşin diğer kısmı zaten, sahaya çıkan her takımın asli görevi galibiyet için oynamak değilmidir. peki biz x takımın yani iddiasız bir takımın iddialı bir takım karşısına geçince spor ahlakı gereği yenmesini bekleriz dimi. Ama malesef iddiasız bir takım olması gereken potansiyeli gösterecek neden bulamadığından zihnen kaybetmeye şartlanır. Biz bunu spor adeleti olarak normal karşılıyoruz ama, zaten yapması gereken iş için prim önerilen insanı suçluyoruz. Bununla ilgili çok örnek verebilirim. Hadi kulüp takımlarını geçelim malum bizde kulüpçülük sağlıklı düşünmemizi engelleyen bir bela.
2008 elemeleri son maçında, ingiltere-hırvatistan karşılaşıyordu ve hırvatistan yenerse rusya finallere gidecekti. Zengin bir rus her gol atan hırvat oyuncuya lüx bir otomobil vaadetmişti hatta. Şimdi avantajlı hırvatistanın zaten yapması gerekeni yapmaması ve gevşek bir oyunla yenilmesi ve berabere kalmasını ahlaklı ama hırvatistanın zaten olmasını yapması için önerilen teşvik primine ise aman ne ahlaksız diyoruz.
Mili takım elemelerinde, avrupa ve dünya kupası gruplarında böyle bir çok örnek yaşadık(kendi takımımız adına)ve diğer takımlar yaşadı.
Teşvik primi bir doping değildir sadece yapmanız gerekeni yapmak için bir motivasyondur hiç bir sıradan sol beke prim önerince roberto carlos olmaz.
Neyse haketen bu konun şöyle irdelendiği bir dosya fena gitmez.