16 Nisan 2012 Pazartesi

YAKAMIZDAN DÜŞ ARTIK BELÖZOĞLU



















Sevmiyorum bu adamı. Hatta çok kez tekrarladığım gibi 20 yıllık futbol izleyiciliğimde daha fazla sevmediğim bir adam olmamıştı. 17 yaşında Galatasaray forması giydiği günden beri kendisini sevmiyorum. Hakan Şükür attığı golden sonra onu ayağına yatırıp "dandini dandini dastana" diye ninni söylediği andan beri. Atmamız lazım bu adamı futbolumuzun dışından. Fenerbahçe'nin, Galatasaray'ın, Trabzonspor'un, Beşiktaş'ın, Tavşanlı Linyit'in, Karagümrük'ün selahiyeti açısından. Ülke futbolunun selahiyeti açısından. Ama atamıyoruz işte, ekseni kaymış görüşler, kulüpçülük, dar bakış açısı ve bir dolu faktör, yıllardır kademeli olarak zarar verilen futbol sahasında olup biten olayları tartışma platformlarını da çöplüğe döndürüyor.

Ne yaptı Emre? Bir siyahi futbolcuya, dünya üzerindeki herhangi bir siyahi insana yapılabilecek en aşağılayıcı laflardan biriyle hakaret eti. Bugünkü basın toplantısında bahsettiği "prick" sözcüğünü kullanmadığı görüntülerden aşikar o yüzden bunu tartışmıyorum. Ya da şöyle diyeyim, Emre "prick" sözcüğünü kullanmışsa bile bu kameralara yakalanan pozisyondan başka bir pozisyondan bahsediyor demektir ama düpedüz aynı pozisyondan bahsediyor. Dolayısıyla 24 saat içinde ırkçı söylemlere başvuran bir futbolcu olmanın yanına göz göre göre yalancılığı ekledi.

Peki bu laf ne hissettirir bir siyahi insana? Buna daha önce bu kelimenin kullanılışına çok az rastladığımız Türkiye'de yaşayan insanlar olarak bakarsak elbette masumane gelebilir. Bir kaç ay önce iş yerinde, Türk marketinden aldığım Negro bisküvisini tüm takım arkadaşlarına dağıtırken Dominik Cumhuriyeti'nden gelen Jose'ye de uzatmış, Jose bir bana, bir paketin üstündeki kelimeye bakıp benden böyle bir şey beklemediği için "Serious man?" demişti. O ana kadar benim negro bisküvisi ile olan ilişkim arasındaki krema ve kakaolu olmasıyla ilgiliydi. Jose'den böyle bir tepki gelince baktım, siyahi bir insana üzerinde "negro" yazan kakaolu bir bisküvi ikram ediyordum. O benim gördüğüm şeyi görmüyordu elbet. Ben de onun gördüğünü. Hiç bir insan bu bisküviyi ismindeki kelimenin barındırdığı anlamla düşünmemişti. Ben de ona uzun uzun bu işlere pek bulaşmadığımızı, bisküvinin yıllardır Türkiye'de satıldığını ve bir kere bile bu konunun gündeme gelmediğini anlattım, ikna oldu tabii ama o gördüğü andaki tepki benim için bir dersti.

Yıllar önce bir beyaz Amerikalı'ya bu sözcüğün Afro-Amerikalılar için ne ifade ettiğini sormuştum. "Bunu anlamaya çalışmamak lazım, eğer diğer hakaretlerle kıyaslarsan sabaha kadar tartışabilirsin, ama bu insanlar bu laf kendilerine söylendiğinde bizim hissettiğimiz duygulardan başka şeyler hissediyor" demişti. Hani zamanın birinde Hıncal Uluç Rijkaard'a "Go Home" başlıklı bir yazı yazmıştı da Bilgin Gökberk "Surinamlı, Hollanda'da atalarının yıllardır "Go Home" laflarıyla karşılaştığı bir adama büyük puntolarla "Go Home" yazıyorsunuz, kimbilir o an o başlığı okuduğunda ne hissetmiştir" şeklinde cevap vermişti. O hesap

Bugün şirketteki bir kaç siyahi arkadaşa da sordum bunu doğrudan. "Bir basket maçında, tanımadığınız bir adam size gelip bu lafı söylüyor. Ne hissedersiniz?" Hiç birisi o anki söylendiği andaki halden alınmayacaklarını ancak bunun defalarca tartışılmasına rağmen hala kullanımının art niyetli olduğunu ve "karşıdaki insanla bir problemleri olacağını" söylediler. "Hangisi daha kötü" dedim "ailenize küfredilmesi mi? Bu mu?" (zira kendisini ailesine küfredildiği için savunanlar var). "Geldiğin kültüre göre değişir" dediler. Örneğin St. Maarten'den gelmiş Angelo "Karayiplerde baba evden uzaktadır hep, anne evi çekip çevirmiştir, çocukları büyütmüştür. Anne Tanrı ile eş değerdir nerede ise. Orada anneye edilmiş bir hakaret daha kötü algılanabilir" dedi. Öte yandan Senegalli, yıllarca Fransa'da yaşamış Jeanne Nicole, "yıllarca bu sözcüğün Fransızca kullanımını metrolarda gördüm, 3 kez bana karşı kullanıldı, ne zaman duysam bana her gün metroda o kötü gözle bakılan yıllarımı hatırlatıyor. Anneye edilen küfür çocukluk ama bu bambaşka bir nefret söylemi" dedi bana.

Dolayısıyla bu laf bazen insandan insana, kültürden kültüre, diğer hakaretlerin yanında daha kırıcı oluyor ya da daha hafif. Bizde zaten böyle bir karşılığı yok. Zaten problem de burada. Bu hareketi hayatı boyunca Anadolu'da top koşturmuş bir adam yapmıyor. Senelerce yurt dışında top oynamış, bu konuda dünyanın en hassas futbol ülkesi İngiltere'de top koşturmuş ve defalarca adı, rakip futbolculara yaptığı ırkçı söylemlerle gündeme gelmiş bir adam yapıyor. Afrikalı bir oyuncuya...İngilizce olarak..."Pis zenci" demiyor...."Kodumun Arap'ı" demiyor...."Fucking Nigger" diyor...Bilerek...İsteyerek....İngilizce....

Buraya kadar yazdığım şeylerin herhangi bir takımı desteklemekle alakası olduğunu düşünenler varsa ben onlara ulaşamıyorum demektir. Dolayısıyla sonrasını okumamakta serbestler.

Gelelim bu işin takım olgusuna. Emre Belözoğlu Galatasaray'da futbola başladı. 2 akıl hocası vardı başlarda. Fatih Terim ve Hagi. Terim'in onun gelişimine yaptığı olumlu katkı kadar, olumsuzluğu da vardı elbet. Hagi ise  onun bugünkü geldiği yerde suçlanacak adam değildir. Hagi hakeme tükürmüş adamdı, Hagi rakibe dirsek atmış adamdı, Hagi bununla beraber büyük bir yetenekti. Eğer Emre bu problemli Romen'in dirsek ve tükürüğünü örnek aldıysa bu Hagi veya Terim kadar onun da hatasıdır. Hele hele her ikisinin de örnek alınacak iyi özellikleri varken. Hele hele Hagi'nin. Yıllar sonra İngiltere'den döndüğünde öğrendiği kelime "prick" olacaksa (ki bizzat kendisi kelimeyi İngiltere'de öğrendiğini söylüyor) o adamın öğrenme kanallarında bir problem var demektir. Eğer geçmişteki akıl hocaları onu bu hale getirdiyse, zamanında Hayatım Futbol'a yazmıştık Aykut Kocaman olmayı denemeliydi biraz da. Ama o da biliyordu bu ülkede kabadayılığın, ve sesini en fazla yükseltenin prim gördüğünü. Aynı Aykut değil miydi bir kaç yıl önce empati yaptığı için kulübünden kovalanan. Aykut Kocaman olmakta prim yoktu, Fatih Terim olmakta vardı.

Emre şimdi de Fenerbahçe'ye geldi. Emre'nin bugünkü geldiği yerde Galatasaray'ın ne kadar suçu varsa veya yoksa, Fenerbahçe'nin de o kadar suçu var veya yok. Türk futbolunun oynadığı takımdan bağımsız olarak en fazla nefret toplayan adamıdır Emre Belözoğlu. Bir Aziz Yıldırım, bir Fatih Terim, bir Diego Lugano, bir Bülent Korkmaz değildir Emre Belözoğlu. Zira bu isimler gönül verdikleri renkleri değiştirseler, eleştiren ve savunanların da renginin değişeceği isimlerdir bana göre. Emre Belözoğlu, Ergün Penbe'nin, Aykut Kocaman'ın, Süleyman Seba'nın zıttıdır...Hizmet ettiği renklerden bağımsız herkesçe nefret edilmeyi başarmış bir adam.

Onu savunmak için ortaya konan şeylerin tümü temelsiz ve kıyaslama kabul etmeyen şeyler. Ne Fatih Terim'in yıllar önce Saffet Susic için söylediği "bu hakaretleri haketmedim, hele bir Yugoslavdan hiç etmedim" sözleri (ki bu lafın elle tutulacak yanı yoktur), ne Nouma'nın şortundan içeri soktuğu eli, ne Riera-Melo kavgası, ne şike-teşvik süreci ne şu ne bu. Bu örneklerin tümü havada kalıyor. Emre'nin yaptığı hareketle eşdeğer tutulabilecek örnek Milan Baros'un O.Lyon forması giyen Rennes'li Mbia'ya yaptığı harekettir. Aynı ölçüde bilinçli olarak, bayağıca yapılmış bir insanlık ayıbı. Ben Baros'un o resmini gördüğümde bir Galatasaray'lı olmanın öncesinde bir insan olarak utanıyorum. Türkiye sınırları içerisindeki her insan da gönül verdiği renklerden bağımsız olarak bu adamın yaptığından, bir insan olarak, kendisi adına değil onun adına utanmalı.

Peki utanacak mıyız? Hayır. Emre'ye sadece giydiği forma için sahip çıkanlar, Emre üzerinden Fenerbahçe'ye giydirmeye çalışanlar, ırkçılık söz konusu olduğunda geçmişinde yeteri kadar vukuat bulunan "yamyam saptama merkezi" kulüp taraftarları....Hiçbirisinin bir diğerinden farkı yok. Futbol tartışma sahnesinden silinip gitseler keşke ama öyle olmayacak. Muhtemelen Emre ile beraber bizimle kalacaklar. Zaten Emre de bugün sahneden çekilse muhtemelen 15 gün sonra kendisini TV ekranlarına yorumcu olarak atacak. Bu kervan böyle yürür, bizim gibi itler de anca ürür....

13 yorum:

Canarino dedi ki...

Lan bu yazıyı benim yazmam lazımdı :)

Barakuda dedi ki...

aykut için 2-3 sene öncesine kadar galatasaray'a gelse gık çıkarmam minvalinde konuşurdum.. ancak o balon patlayalı çok oldu.. dolayısıyla bu adamı ergün penbe'yle birlikte anmak abes kaçıyor..

maç önceleri türlü dalaverelerle rakip kadrolarını öğrenen ve bundan gram gocunmayan adam, şenol güneş gibi bir beyefendi'yle saraçoğlu'nda ego yarıştırmaya çalışan kompleksli bir adam, adamlığın simgesi olamaz..

raul #7 dedi ki...

yazınıza tamamen katılıyorum lakin Hakan Şükür'ün Emre'yi dizine yatırıp sallama olayı gayet sempatikti bence

Flying Dutchman dedi ki...

yazaydın arkadaş, tutan mı oldu. Direklerarası'nı sayacağına :)

@Barakuda

söz konusu kadro öğrenme olayı doğruysa bile bunu Aykut Kocaman'ın yaptığını sanmıyorum. Bunu yapmakla suçlanan adam şu an cezaevinde. Aykut Kocaman'ın teknik direktörlüğünü tartışırım ama ayrıksı bir adamdır, maçlar sırasında saha kenarındaki duruşunu beğendiğim takdir ettiğim bir adamdır.

Bu "adamlık" lafının üzerinde çok oynanmaya başladı. Aykut Kocaman sportmen bir insandır benim gözümde. Emre'ye karşı alacağı tavrı da merak ediyorum

cihankilic dedi ki...

adam hafta sonlari amerikaya ziyarete gidiyormus. nereye atiyorsun !?

Celal Abbas dedi ki...

Benim en çok dalga geçtiğim laflardan biride "Adam gibi adam " lafıdır. NTVSpora rıdvan dilmenle fuat akdağın programına çıkan oyuncu bir anda "adam gibi adam " oluyor. bu laf ediliyor bu mertebeye yükseltiliyor. bu yüzden bu lafı duyduğumda komiğime gidiyor artık değeri kalmıyor bu kadar kolay sarfediliyor yada birilerine bu paye veriliyorsa. Bir insanı yüceltmek için böyle zorlama cümleler kurmamak lazım bence. iyi futbolcu falan de. saha içinde agresif saha dışında agresif değil de ama adam gibi adam lafını bu kadar kolay tüketmeyelim. Sonra bir üst leveli nasıl tanımlayacağız.

onurkarakose dedi ki...

Fanatizmden gözler kör olmamış, adeta ortada göz möz kalmamış! Bu enfes yazının ertesinde hala 'yok Aykut söyleydi, yok böyleydi', diye yorular yazabiliyor insanlar...

Sorun yorum yapıp, düşüncelerini dile getirebilmekte değil elbet; problem kafalarda, bakış açısında.

Emre buralardan, futboldan, bu coğrafyadan gitse ne olacak sorarım size? Bunu lütfen bir kez olsun düşünün; yepyeni emreler çıkmayacak mı sizce hemen ardından? Etrafımızda yüzbinlercesi yok mu onların?

Bence de Emre bir an önce gitsin; şahsen, hiç bir şey dahi yapmasa, geriliyorum onu görünce. Ancak bu tarz kafaları gördükçe de soğuyorum bu coğrafyadan. Emre hemen gitsin; ancak tek başına gitmesin, çünkü bu hiç bir şey ifade etmez.

Ölmüşüz; ağlayanımız olmadığı gibi, cenazemiz de kalkmış. Farkında değil misiniz yoksa, mezarın altında, tabutun içerisindeyiz biz.

Ne çabuk unuttuk İsviçre rezaletini! Kahramandık oysa değil mi, bize anlattıkları hikayelerde!

Sorunun temeli binlerce yıllık bir saçmalıkta da, anlatamam buralarda...

varol döken dedi ki...

türk futbolu benim roberto carlos'un vedasında tek başıma ortaya koyduğum duruşu görmezden gelerek çoktan kaçırdı o treni:)

Barakuda dedi ki...

onur karaköse: yahu arkadaş.. sana ne? azıcık düşünce ve izan talep ediyorsun ya bir nevi, ben de senden talep ediyorum bunu.. durduk yerde aykut şöyledir böyledir diyesim gelmedi benim de zaten.. bu müthiş yazıya ve dikkat çekilmek istenen noktaya bu adamın uymadığını düşündüğüm için, bana battığı için serzenişte bulundum, budur.. işin içine ne renk kattım ne başka bir şey.. o tarz güdülerle yazacak olsam kullanacağım ifadeler daha ağır olurdu.. her şeyi fanatizm olarak görüp oradan yola çıkarak değerlendirmek de pek sağlıklı bir bakış açısı değil.. buluttan nem kapmanıza gerek yok..

flying dutchman: sanırım tapelerle fazla ilgilenmemişsiniz bu süreçte.. eğer ki bu tapelere güveniniz varsa biraz daha detaylı incelemenizi tavsiye ederim..

konudan da daha fazla uzaklaşmayalım.. yazı için unutulmuş tebriğimi de ileteyim..

onurkarakose dedi ki...

Barakuda; sorun şu ki, katliam yapmış birisi için idam kararı veren hakimlerin, en azından hırsızlıktan sabıkalı olmaları... Umuyorum ne demek istediğim anlaşılmıştır...

Futbol Arısı dedi ki...

hakkında bu kadar uzun yazıya gerek yoktu. sevmiyoruz defolsun istiyoruz ee tamam ama gitmiyor. tümünün köküne şalgam suyu

LaCatolica dedi ki...

Emre, Zokora'ya ''fuckin' nigga'' diyerek 2 maç ceza aldı.Yani ırkçılık ve kırmızı kart görme arasında bir fark yokmuş ülkemizde...Zokora, Emre'ye soykırımcı, katil türk deseydi eğer şimdi 301 den hapsi boylamıştı...

düşkapanı dedi ki...

Mükemmel yazı, tebrik ederim.