20 Mart 2009 Cuma

ABOUT LAST NIGHT
















Bir Galatasaray'lı için düşüncelerini kelimelere dökmek zor dün akşamı anlatırken. Şöyle diyeyim, markete gitmek için evden çıkıyorum, alışverişi fazla uzatmadan yapıyorum, eve döndüğümde saate bakıyorum 45-50 dakika geçmiş oluyor. Bundan çok daha kısa sürede futbol dünya üzerinde milyonlarca insanın bütün vücut kimyasını değiştiriyor. Dün 22:35 sıralarında Galatasaraylılar Baros ikinci golü attığında dünyanın en mutlu insanlarıydı. Sadece 40 dakika sonra yer yarılsa da içine girsem diye ekrana boş boş bakıyorlardı tahminim. Futbol böyle bir oyun. Şahsen maçtan sonraki ilk 5 dakika hakikaten içime oturduğunu itiraf edeyim. Bunun maçı 2-0'dan vermekle, ya da "3-0 kaybetseydik bu kadar üzülmezdim" lafı ile alakası yok, 3-0 kaybetsek niye üzülmeyeyim yine üzülürdüm. Üzüntüm 2000 yılı kadar iyi bir takım olmamasına rağmen, turnuvadaki takımların durumuna baktığımda cidden kupa alma şansımızın olduğu bir uluslararası turnuvayı elden kaçırmaktı. Geri kalan takımlardan en şöhretlisi Manchester City dün akşam Danimarka'dan penaltılarla kurtulabildi, hem de bütün bir 120 dakika mahkum oynadığı bir maç sonucu. Dolayısıyla üzülmemek mümkün değil. Ama bazı şeyleri toparlamak lazım.

İlk olarak insanların maç sonrası oldukça yazdırgadığım bir psikolojiye girmesine şaşırmış durumdayım. Şöyle diyorlar "Baros, Kewell ve Arda kalsın gerisi nereye giderse gitsin, "Baros Kewell kalsın, Arda Avrupa'ya gitsin kurtarsın kendini gerisi temizlensin", "Bülent sene sonu istifayı versin". Bu adamların aynısı 2 saat önce "yürüyoruz Kadıköy", "Büyük Kaptan bizi finale götür", "Tur atlarsak ne pahasına olursa olsun Arda elde tutulsun, bayrak futbolcumuz olsun, yeni bir Maldini olsun". Şimdi bir kere bu mantık 2 açıdan güdük. Birincisi maçtan 2 saat önceki düşüncelerin bir 40 dakikaya bakarak Mersin'e giderken tersine gitmeye başlaması. Bu Türk insanının karakteri, ortamız yok bizim, ya herro ya merro, ya zirveye koyuyoruz ya uçurumun dibine. 2 saat önce "bayrak futbolcu" olsun denilen Arda'ya "Avrupa'ya git kurtar kendini" diyen adamın tek dayanağı 40 dakikalık bir maç. Birkaç maçı geçtim 40 dakika bir taraftarın görüşünü değiştirmeye yeterli olmalı mıdır? Bu adamın düşüncelerinin tutarlılığına ne kadar değer verebiliriz ki? Madem hepsini kovacak kadar kötü bür takım vardı ortada, bu adamlarla nasıl kupayı alma hayali kuruyordunuz? Bu geçmişte yaptığımız bir dolu, meşhur "tesadüf" kavgasına da ihanet değil midir? "Yıllarca 2000 başarısı tesadüf değil" dedik (ki değil), şimdi tamamı formayı çıkarması gereken bir takımla kupa almayı yani resmen bir tesadüfü gerçekleştirmeyi üşünüyoruz. Ne iştir bu? İkinci güdük yan ise zaten sahada bunu söyletecek bir oyun olmaması. Baros ve Kewell gol attı, Arda da bu camianın en büyük yeteneği diye bütün diğer oyuncuları sildik. Serkan Kurtuluş dün Pitoipa'yı birkaç pozisyonda kaçırması dışında kötü mü oynadı? Ayhan Akman dün kötü müydü? Barış Özbek dün kötü müydü? Bu çocuklar canlarını dişlerine takarak oynadılar. Barış orta sahada her Hamburg atağında karşılarındaydı, Serkan Kurtuluş tek bir bireysel hata yapmadı. Ayhan'ın da kötü oynadığını düşünmüyorum. Zaten diğer oyuncular da, Hasan Şaş dahil, artık dün akşamdan sonra ismini bile anmak istemediği 10 numarayı giyen ve biraz sonra değineceğim 2 adamı" bir kenara ayırırsak ellerinden geleni yaptılar. De Sanctis'in gollerde hata yaptığını düşünmüyorum. İlk golde olduğunu düşünüyordum ama sonradan izledim, bu gol ölü noktaya giden, yenilecek bir gol. Yenilecek golü kurtaran kaleci maç kurtaran kalecidir zaten. Baştan beri aynı fikirdeyim, De Sanctis yenilecek golleri yemeyen, maç kurtaran bir kaleci değil sadece iyi bir kaleci. O gollerin hepsi ortalama bir kaleci tarafından yenirdi. O da yedi zaten, o yüzden ona özel bir protestoda bulunmayı yersiz görüyorum.

Maçı ilk yarısında Galatasaray neredeyse istediğini tam olarak sahaya yansıttı. Bundan daha verimli bir oyun olamazdı. 10 kişi oynadık tüm bir devreyi (meşhur Brezilyalımızdan mütevellit) ve buna rağmen maçın başında Olic'in vurduğu kafa dışında tek bir pozisyon vermedik, Kewell ve Hakan Balta'nın ve onlara katılan 2 kenar adamının oyun kurma sırasında ayağa yaptıkları pasların önemi büyüktü ki Galatasaray defansı bir maçta ilk kez ayağında bu kadar oynadı topla, pas hatası yapmadı ve üstelik yine ayağa topla çıkılan bir akında golü de buldu. 49. dakikada ise ipi çekmiş gibiydik. Olmadı. Guerrero'nun pozisyonu topun bir türlü bizde kalmak istemediği bir akının sonunda çekilen bir şutla geldi. Sonrada konsantrasyon kalmadı zaten. Kewell ve Hakan Balta'nın beraber oynamamış olmaları o dakikadan sonra ortaya çıktı işte. 3 dakika sonra gelen Guerrero golü bunun sonucu. Bir dolu yerleşim hatası ve yerinde olmayan müdahaleler. 90. dakikadaki üçüncü gole kadar da zaten bu dağılmanın ve bağlantının tamamen bozulmasının getirdiği bir dolu problem yaşandı ki maç çok daha erken bitebilirdi. Bunu Hamburg'da sahanın en iyisi olan adam 22 yaşındaki Burkina Faso'lu Jonathan Pitroipa yaptığı driblinglerle çok iyi kullandı. Ancak son yarım saatte yapılan tüm atakların yan orta ile kurulması ve bunların tümünün ön direkteki savunma oyuncusunun, genelde de Marcell Jansen'ın kafasına bitmesinin de etkisiyle veda ettik turnuvaya. O dakikada Bülent Korkmaz'ın çok içindeki yüz ifadesini atlatıp oyuncularına yan top yerine defansın arasına, göbekten yapılacak verkaçların daha verimli olacağını söylemesi gerekiyordu, hem de 2. golü böyle bir akınla bulmuşken. Ama kariyeri boyunca, takım son dakikalarda geriye düştüğünde geriden top şişirerek çare arayan bir adamın bunu o nda düşünmesini beklemek de çok iyimserlik olabilir. Korkmaz'ın bildiği, öğrendiği yol buydu, skor sıkışınca topu havaya kaldırmak. Olmadı işte, umarım kariyerinin başında bu maçtan bir ders almıştır.

Hasan Şaş'a geleyim. Evet fazla kiloları göze çarptı, evet neredeyse tüm topları kötü kullandı ama dünya üzerinde 1 senelik sakatlıktan çıkmış ve ilk kez bu kadar uzun süre alan bir adamı, hem de bu takımda 1o yıla yakın süredir top koştururken protesto etmek o tribünlerin bir ayıbıdır. Günah keçisinin birebir tanımı oldu Hasan. Stoper sıkıntısı, sakatlıklar, oyuncu-hoca çekişmesi, yenilen goller ve bir dolu şeyle zerre ilgisi olmamasına rağmen gelip sahaya çıktı ve 90 dakika sonucu tüm tribünlerin onu protesto ediyordu. Maç sonunda ona tekrar sevgi gösterisi yapma çabası zaten yukarıda belirttiğimiz Türk seyircisinin tutarsız yaklaşımının bir sonucu. Bu sefer 2 saat bile geçmedi, sadece 3 dakika. Tarihinde kupa sayısı açısından ve kupaların değeri açısından ülkenin en tepesinde yer alan takımının taraftarının bu derece tutarsız ve sağduyudan uzak olmaya hakkı yok. Şunu hatırlatayım kendilerine. Transfer dönemi bitti, gelecek sene Avrupa vizesi almak için kalan maçları bu oyuncular oynayacaklar. "Hepsini sezon sonu gönderin" diye çığırtan adamın da zaten şampiyon olunması halinde "kadromuz çok iyi, bir kaç takviye ile gruptan çıkarız" yoluna gireceğini de biliyorum tabi.

Sona bıraktım meşhur 10 numaramızı. Bu dakikadan sonra ona maaş vermeyi bile gereksiz buluyorum o kadar söyleyeyim. Onun hakkında verilen disiplin cezası ve Bülent Korkmaz'ın Hamburg maçında oyundan almasının doğru olduğunu düşünüyordum. Ancak dün akşam hatalı olduğunu düşünüyorum. Zira Korkmaz'ın Brezilyalıyı daha beşinci dakikada kulübeye çekmesi gerekirdi, çünkü sahada "ben bu maçta bilerek oynamayacağım" diye bas bağıran bir adam vardı. Maç boyu bütün mücadelelerden kaçtı bilerek ve isteyerek, dikkat ettim, onu izledim bir tek bazı pozisyonlarda, gözünün önünde defansın arası bomboş dururken kaçmadı oralara, korner bayraklarının dibine gitti hep top istemeye, kendisine atılan her topta topa gitmek yerine rakibine şarj yapmaya çalıştı ve kendini yere bıraktı ardından da, zaten faul falan da beklemiyordu, tribünlere "ben düşürüldüm bakın çabalıyorum" imajını vermeye çalıştı. 65. dakikada da yine ve yine sahada kalan 11 arkadaşı skoru çevirmeye çalışırken, kalan 25 dakikayı ve takımının kaderini izlemek yerine soyunma odasına kaçtı gitti. Bir pozisyon var, acı içinde izledim. Arda topla defans arasına girdi, Lincoln'e baktı, Lincoln taç çizgisi kenarında dikiliyor hiçbir hareket yapmıyordu, defansın arasına kendisi girdi, topu ortaladı, top defansın kafasından havalandı, Lincoln'ün bulunduğu taç çizgisine geldi, Hamburg'lu bir oyuncu topu onun burnunun dibinden aldı, Lincoln hala dikiliyordu orada, ortayı yapmış Arda geriden gelip o adama pres yapmaya çalıştı, Lincoln hala orda duruyordu. Onun yaptığı bu ihaneti hiçbir zaman unutmayacağım. Geçen hafta yaşanılan hadiseye rağmen tribünler onu maç öncesi çağırdı. Farzedin ki bütün bu süreçte Bülent Korkmaz hatalıydı, futbolcu ahlakı, görev bilinci olan bir adam dün akşam sahaya çıkıp görevini yerine getirirdi. Üstelik dediğim gibi onu buna teşvik edecek 30.000 kişilik bir güruh vardı arkasında, hatta o güne kadar onu hep desteklemiş bir grup. Yapmadı, kişisel kaprisi uğruna tüm bir takımı sabote etmeyi seçti, sonra da çekti gitti.

İnsanların Bülent Korkmaz'ı bu konuda "kaprisli" olarak değerlendirmesini aklım almıyor ve okuduklarıma inanamıyorum. Bülent Lincoln'ü oyundan alırken hatalı. Peki. Bülent Lincoln'ü yedek bekletirken hatalı. Ona da peki. Bülent Lincoln'ü ilk onbirde sahaya sürerken de hatalı. E hadi ona da peki. Sorabilir miyim, Lincoln ne zaman hatalı olacak? Topu kendi kalesinin önünde alıp De Sanctis'e şut atarken mi? Hoş o zaman da "oyuncunun psikolojisini bozarsanız böyle olur" diyecek kişiler çıkacaktır. Okuyorum bazı arkadaşlar oyuncu yönetiminden ve sürekli Hagi-Terim ilişkisinden bahsediyorlar. Ya Hagi'yi hiç izlemediler ya hiç sakal uzatmadılar. Hagi iyi bir profesyoneldi. Oyundan çıkarken teknik direktöre bozuk attıktan sonra soyunma odasına kaçmıyordu, Hagi hiçbir antrenmanı aksatmadı hayatında, Lucescu onu bir Avrupa Kupası maçında oyundan aldıktan sonra gidip elini sıkmadı ama kulübeye oturdu, ertesi maçta sahaya çıktığında elleri belinde kaçak dövüşmedi, yine forması için mücadele etti, yine taraftarlarını mutlu etmek için oynadı. O yüzden şu andaki hadiseye örnek vereceğiniz adamın karakter olarak Brezilyalıyla eşleşmesi gerekiyor. Ben kusura bakmayın, bu forma altında kendi keyfi için bir Avrupa maçında bilerek ve isteyerek sahada gezinen bir adamı hiç görmedim. Böyle bir adamı bulun gelin, ondan sonra meşhur "oyuncu yönetimi" hakkında konuşuruz. Alex Ferguson'un Eric Cantona futbolu bırakmak üzereyken ona yaptığı bir oyuncu yönetimidir, üstelik burada Cantona bir taraftara uçan tekme atmıştır. Adama ceza vermeyen merci kalmamışken Cantona çıkıp ilk maçında Arsenal'e karşı maç çevirmiştir. "Kulübüm bana ceza verdi, FA beni aforoz etti, kamu hizmeti yaptım" diye eli belinde dolaşmamıştır sahada. Oyuncu yönetimi denen şeyin olması için nasıl teknik direktörün yaklaşımı önemliyse, sahadaki oyuncunun da buna istekli olması lazımdır. Yoksa tavır koyulacak yer UEFA Kupası çeyrek finale yükselme maçı değildir. Yukarıda anlattığımız tüm şeyleri çöpe atsanız dahi 65. dakikada, ikinci kez, takım sahada zor durumdayken koşarak soyunma odasını kaçmasını bana açıklayacak tek bir adam yoktur bu dünyada. Lincoln çok yetenekli olabilir, çok iyi bir futbolcu olabilir, ama alem-i cihan olsa da spor ahlakına sahip bir adam olmadığını artık dün gece perçinleyerek kanıtlamıştır. Tabi, son tahlilde başa dönüyorum, dün hata onun bu tavrının alenen belli olduğu maçın başında oyundan almayan Bülent Korkmaz'a da eleştiri yapmak gerekiyor.

Uzun süreden sonra Nisan ayını görmeye bu kadar yaklaştı Galatasaray. 2002 yılı çeyrek final eşiğinden beri en iyi Avrupa performansı olduğunu unutmamak lazım. Yapılacak şey hatalardan ders almak ve üzerine tuğla koyarak devam etmek. Avrupa başarılarının sil baştan takımlarla gelmesinin tek yolu cebinizde devasa bir güç olması. Zenit'in yaptığı gibi, CSKA'nın bir kaç sene öncey aptığı gibi. Eğer bu yoksa istikrara güveneceksiniz. Villarreal'in yaptığı gibi, Galatasaray'ın 1996-2000 arası yaptığı gibi. Korkmaz umarım bu hatalardan ders almıştır, futbolculuk kariyerinde Avrupa arenasına çıktığında 20 yaşındaydı ve hatalarından ders aldığı için bu kulübün efsanesi oldu. Teknik direktör olarak da ders alması gerekiyor. Taraftar da ders alacak tabi. Tutarlı olmayı öğrenecek, sağduyulu olmayı öğrenecek. Bülent Korkmaz Galatasaray için Paolo Maldini demek. Kaç tane Milan taraftarı Maldini için takımının başında aldığı ilk yenilgiden sonra (ne yaparsa yapsın) "sezon sonu çeksin gitsin" der acaba. Bu soruyu kendinize sormanızı ve biraz düşünmenizi rica ediyorum.

22 yorum:

TD-erkut dedi ki...

Harikasin Mayken, özellikle de son iki paragraf..

Bu taraftar Bülent Korkmaz'a hic kimseye cikmadigi kadar sahip cikmali.. Bunu senin kaleminden okudugum icin seninle de gurur duydum..

Öperim ellerinden...

DaesAgelmar dedi ki...

Maçı seyredemedim. GS harici bir takımı tutuyor olsamda tüm takımlarımızın yabancı takımlarla oynadıkları maçlarda kendi takımımızı destekledim. GS'nin elenmesi gerçekten üzücü bir durum ama yenilgileri de galibiyetlerimiz gibi karşılamamız gerekiyor ki büyük takımlar olalım. Avrupanın her anlamda Güney Amerikalıları damgasını yemek hoş olmuyor.

CaRtMaNtR dedi ki...

altına imza atılacak cinsten bir yazı olmuş

Chao Grey dedi ki...

Maalesef dün akşam skor 2-2 iken o maç boyunca bağıran taraftar suskun bir haldeydi. Dün akşam o taraftar beni iki kez şok etti; birincisi az önce söylediğim, ikincisi ise Hasan Şaş'ı yuhlamaları. Hadi yuhladın bari arkasında dur, tribüne çağırma. Gelmedi haklı olarak Adanalı. Ben de olsam gelmezdim.

Mete dedi ki...

Keşke Lincoln'ün ahlakını tüm Galatasaraylılar, A.S.Yen'de ki, Fenerbahçe ile yapılan kupa maçından sonrada görebilselerdi. O zaman ile bu zaman arasında bir fark yok, sadece o zaman rakip takıma ahlak fakirliğini gösteriyordu şimdide kendi T.D'sine.

efess dedi ki...

okuduğum en güzel yazı.elinize yüreğinize sağlık

Adsız dedi ki...

Valla Galatasarayın Kadıköyde final oynaması fikri epey ürkütmüştü beni ne yalan söyleyim,hele gecen turlarda ki futbolu görünce eyvah dedim ama neyse ki korkukan başa gelmedi,sizin adınıza üzgünüm ama dürüstce duygularımı ifade etmek gerekirse dün gece dünyanın en mutlu adamlarından biriydim :))))

Ferman

flamboyant forward dedi ki...

geçen seneki kadroya meira,baros,kewell eklendi ama geçen seneye göre elde edilen sadece 1 fazla tur.

Number 7 dedi ki...

elinize yüreğinize sağlık. Dün akşam stadda Hasan'ı yuhlayan tüm taraftarlara ezberletilmesi gereken satırlar bunlar

Adsız dedi ki...

Hocam ilk postu klasik ehehe Fenerli tadında yazdım tabii ki.

Yazın üstüne konuşmak lazım gelirse yaa ne denir bilmiyorum ki,eğer sen haftada 2-3 defa Tv'ye çıkmıyorsan,Ercan Saatçilerin,Selçuk Yulaların,Hınçalların,Tanburacaların hergün yazdığı köşelerde bi yerin yoksa bu ülkenin koskoca bi ayıbıdır.

Eline yüreğine sağlık on numara hatta yüz numara bi yazı olmuş...O güzel beynin ve ellerin dert görmesin inşallah...

Ferman

gulphi dedi ki...

bülent korkmaz'ı eleştirmeyelim tamam ama hasan şaş'ı kurtarıcı olarak oyuna sokmak akıl karı bir hareket miydi peki? Hele taraftar bu kadar ateşliyken, hata yapmasının affedilmez olacagini pekala biliyor olmalıydı. Sonuc olarak bu taraftar turk spor tarihinin acik ara en basarili futbolcusu olan hakan sukur'u bile defalarca yuhalamisken hasani bu gece bos gecmeyecekleri belliydi. 2-2den sonra eminim 4-3 bordeaux macindan sonra izleyen herkes golu bekliyordu, kimse umudunu kaybetmemisti, o sebeple hasanin harcadigi her top net bir gol pozisyonuymus gibi algilanacakti.
Sonucta kadromuz son yillarin en komple, en zengin kadrosu olmasına ragmen sahadaki 11+7 maalesef yeterince iyi degildi. Bunca sakatlikla basa cikamayan bir takım, ancak bunu yapabilirdi, bunu yapabildi. Yedigimiz goller bariz bir sekilde savunma oynamamis oyuncularin yaptigi hatalardan oturu oldu. Calimlaya calimlaya gelen goller bunun gosteriyordu bence. O yuzden yazida da belirtildigi gibi bilerek oynamayanlardan baska kizilacak pek kimse yok ortalikta, ama hasan hic oynamasaydi dun gece onu daha cok seviyor olurdum hasani su an.

varol döken dedi ki...

galatasaray'ı kadıköy'de kupa kaldırınca alkışlarım diyen gerçek fenerbahçeli az bulunur, galatasaray gerçekten kupayı alsın ama bizim statta yapmasın bunu diye ben de içimden az geçirmedim değil... hele ki finale 2 tane biletim varken:)

rakip takım hakkında nadir yazarım, onlardan biri lincoln içindi... galatasaray'ın bu adama ihtiyacı yok demiştim, 40 yılda bir tutturmuşum:) galatasaray büyük olmak istiyorsa lincoln'u yarın bile değil hemen şimdi yollamalıdır. fenerbahçe büyük olmak istiyorsa internet sitesindeki o zavallı yazıyı kaldırmalıdır.

büyük olacağım demek kolay, büyük olmak hiç kolay değildir. o ne bir maçla gider, ne binlerce kupayla gelir...

not: yüreğimin bir köşesi istemese de dünkü gibi bir mağlubiyete üzüldüm, çok zordur çok acıdır 2-0dan elenmek... geçmiş olsun tüm gs'li arkadaşlara...

EsEs dedi ki...

şahane bir yazı Dutchman eline sağlık. İşte Lincoln bu yüzden hiç bir zaman kEwell ya da barosun kariyerine sahip olamayacak , bu yüzden hiç bir zaman EPL de oynayamayacak.

hagibaba dedi ki...

Kewell yine ne kadar dürüst ve karakterli bir futbolcu olduğunu gösterdi
Baros ve Arda da mükemmeldi.
Fakat Hasan Şaş gibi bir adamın oyuna girmesi Bülent in saçma sapan bi adam olduunu tekrar gösterdi
Daha önce hiç bi takımda başarısı olmayan Gençlerbirliğini mahveden Bursa yı perişan eden Erciyes i kupa finaline rağmen küme düşüren (hangisi daha önemli siz karar verin)
adam Galatasaray ımızı yönetirse böle olur işte
Ayrıca Hasan Şaş ın belki kondisyonu ve maç tecrübesi yok ama yüreğide Galatasaraylılığı adamlığı da mı yok
10 dakka top oynıcaksın arkadaş bu kadar mı olur ya
Taraftar ne yaptıysa ne yaparsa haklıdır kimse onlara ne yapçaanı söyleyemez bu durumda bence
Ayıp ve yazık diyorum

turhanatakan dedi ki...

ben bu takımı tutmaya başladığımda 14 yıldır şampiyon olamayan bir takım vardı. dürüst olayım o yaşın heyecanı, adını aldığım rahmetli dedemin galatasaraylı oluşu, şampiyonluğa koşan bir takım vardı ama işte o kadar. ne avrupa başarıları, ne de ard arda şampiyonluklar.

dün ben de kızdım, üzüldüm ama sadece bu hamburg'un gücümüzün yetmeyeceği bir takım olmamasının verdiği üzüntüydü. ama en ufak başarısızlıkta oyuncuyu yuhlayan, kulüp tarihinin en önemli oyuncusuna sadece yaptığı bir değişiklik özelinde yüklenmeyi alışkanlık haline getiren taraftarlardan da kimse kusura bakmasın utanıyorum.

hani klasik tabirle ben o adamlarla kavgaya bile gitmek istemem.

lincoln hususundaysa yine kimse kusura bakmasın, bu adamı bu hale getiren bizden başkası değil.

MOURINHO dedi ki...

varol abı keske her fenerbahcelı senın olgunlugunda ozetleseydi yasagı hıslerı ama ısın aslı ole olmuyor pek.

fırat abi super yazı olmus elıne saglık.

Güçlü dedi ki...

Aslında konu gayet basit bence. İster La liga'da, ister Bank Asya ligi'nde hangi düzeyde mücadele ediyorsanız edin başarıyı getiren formül; iyi profesyonel veya düzgün karakter sahibi futbolculardan oluşan bir takım kurabilmektir. Bu iki özelliğe beraberce sahip futbolcular bulabiliyorsanız daha da iyi ama esas sorun her iki özelliğe de sahip olmayan adamları takımınıza aldığınızda çıkar. Galatasaray'da iyi profesyonel olmadığı gibi, düzgün karakter sahibi olmayan futbolcular kimlerdir diye anket yapsak, bazı isimlerin üzerinde %90 düzeyinde mutabakat sağlayabileceğimizi hepimiz biliyoruz.

Diğer bir nokta; hatalarda ısrarcı olmamaktır. Mesela Hasan Şaş'ı tanıyamamak gibi. Bu adamın dün sahada yaptıkları (yapamadıkları) değil önemli olan. Saha dışında yaptığı işlerdir; medya üzerinden ve medyaya sağladığı "off the record" bilgi akışlarıyla takımı manipüle etmesi, yaptığı bizantiyen oyunlarla takımın kuruluşuna , dizilişine müdahale etme çabası...oynadığı dönemlerde bile saha içindeki tavırlarıyla karakteri hakkında herkesin fikir sahibi olduğu bu "oyuncuya" gösterilen tepki biraz tesadüfi ve gecikmiş olmasına rağmen son derece haklıdır. Diğer bir hata ise Bülent Korkmaz'ın hatalardan ders alıp iyi bir teknik direktöre dönüşebileceğini beklemektir. Bülent Korkmaz'ın oyuncu olarak başarıları, Galatasaray'a verdikleri ve Türkiye'nin gördüğü en iyi profesyonellerden olduğu tartışmaya açık bir konu değildir. Ama aynı zamanda ; iyi bir teknik direktörün sahibi olması gereken ; soğukkanlılığa, oyunun heyecanının dışında kalıp kenardan gerekli taktik ve kadrosal değişiklikleri (zamanında) yapabilecek sakin bakış açısına sahip olmadığı kesindir. Ve maalesef bu pek çok durumda doğuştan getirilen bir yetenek olup, sonradan kazanılması pek mümkün değildir. Zaten öyle olsaydı ; skor 3-1 iken Bordeaux maçında yaptığı büyük hataları, hamburg maçında durum 2-0 olduğunda tekrarlamazdı. Bu düzeyde çalışıp, UEFA kupasının böyle ilerlemiş turlarında 2 kez arka arkaya takımının aynı ölümcül hataya düşmesine izin veren teknik direktör, bu düzeye ait değildir diye düşünüyorum.

alchoburn dedi ki...

Eline sağlık. Artık sağduyulu bir şekilde yaklaşmanın vakti geldi. Önümüzde hala Türkiye ligi duruyorken, seneye şampiyonlar ligine gitme şansı varken; hele de daha ilk kurulduğu sene bu denli kendini zorlayan bir kadronun arkasında durulmalı.

"Bülent Korkmaz'ı destekliyoruz" diye bağırmak kolaydı. Oysa şu an eleştirenlerin çoğunda daha Galatasaraylı ve bir şekilde şu yeni kadronun ihtiyacı olan şey de bu: takım olmak. Hem Bülent'in hem de takımın birbirlerine birçok faydası dokunacağına inanıyorum. İki taraf da destek verilmesini hak ediyor, etrafta atıp tutan birkaç kişi dışında taraftar da bir şekilde bunu sağlayacak.

Ben başarıya inanıyorum. Bülent'e inanıyorum. Takıma inanıyorum.

caven dedi ki...

sadece lincoln ile ilgili yazdklarına katılmıyorum.gerçekten inanılmaz bir şekilde bu adamı bitirme çabası var medyada.Zamanında jardel'e yapılanın aynısı.Adam iyi oynasa yok tekrar avrupaya dönmek için oynuyor,vasat oynasa(kötü bile değil) gs ruhu yok deniyor.Bu konuda Arda ile karşılaştırılması da çok saçma.Arda çocuklugundan beri bu klüpte oynuyor tabiki Arda'nın hırsı onda yok.Bende Lincoln'un müthiş bi karaktere sahip oldugunu düşünmüyorum ama okadarda kötü değil be abi.Ben deli danalar gibi koşupta 3 metre önündeki adama pas atmaktan aciz adamı izlemektense bu adamı izlemeyi tercih ederim.Yani artık öle yürek,vatan millet sakaryayla olmuyor bu işler.

Flying Dutchman dedi ki...

@caven

vatan millet sakarya'yı savunduğum onun futbolda önemli olduğunu savunduğum bir durum yok yazıda. Bak yazıda belirttiğim ortayı bulmama hadisesi burada da var. Ben adam bu maçta tavır yaptı dersem bu "11 adama da aynı anda bassın, yürek koysun" anlamına gelmiyor. Belirttiğim şey profesyonellik. İşine olan saygı. Javier Mascherano, Gattuso, Kaka, Messi denen adamlar maç öncesi "sen yaparsın, sen aslansın" gazıyla mı çıkıyorlar sahaya, adamların bir felsefesi var iş ahlakı var, sahaya çıktıkları anda işlerini yapmaya çalışıyorlar.

Bir örnek vereyim hazır basın dedin. İngiliz basını şöyle bir başlık attı Javier Macherano hakkında, Man Utd maçında saçma sapan itirazları sonucu kırmızı kart görünce. "İngiltere'nin en büyük Idiot'u"....düşünebiliyor musun Lincoln için burada "Türkiye'nin en geri zekalı adamı" diye başlık atıldığını...Senin bahsettiğin tabloid baskısının 10 katı var orada..Ama Mascherano benim başımda basın baskısı var demiyor hiç...her maçta elinden geleni yapıyor..bunun vatan millet sakarya ile alakası yok, işine saygı ve sporcu ahlakı ile ilgisi var....

Kaldı ki bir oyuncunun bu özelliği o kulüp çıkışlı olup olmamasına da bakmaz, futbol tarihi ne lejyonerlerin o takımın altyapısından çıkan adamlardan daha çok kendini oyun verdiğini gördü. Önümüzde bir Pierre Van Hooijdonk örneği var yapmayın. 33'te geldi bu adam Türkiye'ye yapmayın....

Mr.Sandman dedi ki...

O kupayı bir daha rüyanızda görebilirsiniz belki; ama 50 kişilik stadyumda top oynamak için ancak bizimle maç yapmanız gerekir ki bu da bir rüya değil kabustur sizin için, yıllardır olduğu gibi...

geçmişşşşşş olsun!

MERKEZ BURASI dedi ki...

Galatasaray'da ki En büyük yanlışlar yönetimsel yanlışlardır! Ne teknik direktörlerin nede oyuncuların bunda saçma sonuçlarda ki suçu Yöentimin suçları yada yanlışları yanında solda sıfır kalır. Teknik direktör ögütme makinesi gibi olmak bir marifettir.

Bülent korkmaz, Lincol'un oyunda kötü oyunu 2-2 den sonra mı fark edilmeliydi? 2-0 dan sonra saha içi dizilişte değişiklik yapılmalımıydı, oyuncu değişikliği yapılmalı mıydı?

2-1 de tüm oyuncular neden tur gitmiş gibi şok geçirdi ve çöktü?

Teknik direktör olarak milanın maldinisi kıvamında ki saygıdeger ve futbolculugunu en sevdigim kişilerden bir olan bülent korkmaz'ı yem olarak(!) kullanan yönetim ve Lincoln'un kötü oyununu 2-2 ye kadar sabredip 2-2 de Lincoln'u değiştiren, 1 yıllık sakatlıktan çıkmış H.Şaş'a güvenip (!) oyuna alan ve bu oyuncuları taraftara yem yapan(!) Teknik direktörümüzün hiç mi suçu yok?

2000 den bari yapılan yönetimsel hatalar, başarısızlıkları Teknik direktörlere veya futbolculara kesen yönetimler, tüm başarıları kendileri benimsemiş, benimsetmişlerdir. Teknik direktörsüzlük şampiyonluk gibi.

Transfer edilen oyuncuların bir listesini yapalım 2000 yılından beri, kaç oyuncu faydalı olmuş, kaçı faydasız olmuş nasıl, gönderilmişler? Hangi oyunculara vefa ile yaklaşabilmiş yönetimler, hangilerini kovmaktan beter etmişler?

Sorulacak yığınla soru var! Ancak şu kesin ki; Hamburg maçının tek sorumlusu Terbiyesiz(!), Disiplinsiz!, Psikolojisi bozuk Lincoln değil sadece!

2-0 da orgazm olup uykuya dalan tüm oyuncular, 2-0 da oyuna müdahale edememiş teknik direktör,
özellikle son 2 sezondur, akıl ve mantığın almayacagı işlere imza atan Yönetim! de yanlışlar, hatalar yapmıştır ve suçludur.

Hataların sonuçlara etkisine bakılmalı,

Oyuncu hataları < Teknik direktör hataları < Yönetim hataları.