15 Nisan 2009 Çarşamba

DÜN GECE NE OLDU? - İKİNCİ PERDE



Klasik geyiğe girmeyelim ama adalet denen şey bu olsa gerek. 2 gün arayla bize bambaşka şeyler gösterdi hayat. Pazar günü boktan bir sezonun (taraflara göre tabi) acısını ezeli rakibinden çıkarmak üzere iştahla ekranın başına kurulmuş olan milyonlar, kuru bir futbol, yavan pozisyonlar ve enteresan bir final izlemişlerdi. Salı gecesi ise, 3-1'in rövanşında kuru bir 0-0, hadi bilemedin 1-1 bekleyen futbolseverler, şampiyonlar ligi tarihinin en enteresan maçlarından birini izlediler. Ah bir de o sunum olmasaydı!

Maç başlar başlamaz Liverpool'un oyunun kontrolünü eline almaya çalıştığını gördük. Gerrardsız oynama zorunluluğunu Kuyt ve Benayoun'un üretkenliğiyle çözmek niyetiyle sahadaydı Liverpool. Orta sahada Mascherano'nu cezadan dönmüş olması da ilk yarıdaki üstünlüğün başlıca sebebiydi bence. Mascherano-Alonso-Lucas orta sahası Essien-Ballack-Lampard üçlüsünü darmaduman etti ilk 45 dakikada. Pozisyon anlamında çok üretken bir ilk yarı olduğunu söyleyemeyiz belki ama, Liverpool oyun üstünlüğünü, duran toplarla sonuca taşıyıp bir anda 2-0 yaptı skoru.

Bu dakikalarda gerçekten oyuna etki eden değişiklik olarak Anelka'nın girişini gösterebiliriz. Derin olarak maçı analiz etmeye kalkışmayalım ama, Anelka'nın girişiyle Chelsea'nin bir türlü rakip alana taşıyamadığı oyununun bir anda nasıl değiştiğini gördük. 15. dakikaya kadar Malouda olarak bize anons edilen adam, Kalou, bunu bir türlü becerememişti çünkü.

Nitekim ikinci yarının hemen başında Anelka'nın götürdüğü böyle bir top, "talihsiz" bir şekilde gol oldu. Hemen arkasından Drogba'nın "Gooooool" olarak anons edilen frikiğiyle "n'oluyoruz lan" çekmeye başladık. O gol değildi ama hemen ardından Alex'in frikiği işleri tam terse çevirdi.

Çok popülist yaklaşmak istemiyorum ama, böyle bir psikolojiyle başlanan maçta Liverpool'un bu kadar diri ve üstün olması etkileyiciydi. Onun üzerine, yıkım iki golün ardından Hiddink'in takıma etkisini ise ikinci yarının ilk 15 dakikasında gördük. 76'da 3-2'ye gelen maçın ardından, her şey bitti derken; bu sefer de sahadaki Liverpoollu futbolcuların pes etmez hali çıktı karşımıza. Önce Lucas, sonra Riera'nın ortasında Kuyt, kale arkasındaki kırmızıları tekrar coşturdu. Bu kritik anda yine hücum elemanlarının kendi başına yaptıkları golle Chelsea yarı final biletini aldı.

Başta da söyledim, arada iki gün olunca insan ister istemez karşılaştırıyor maçları. Ama aradaki ayrımı "orası İngiltere, burası Türkiye abi, bizimkiler mal, mal!" sığlığından da ayırmak lazım. Dünkü maç fazlaca 2000-2001 sezonundaki 4-4 biten Fenerbahçe-Galatasaray kupa maçına benziyordu. Maç içinde 3-4 kez sahip değiştiren tur en sonunda penaltılarla Fenerbahçe'ye gelmişti, hatırlarsınız.

Chelsea-Liverpool maçında da inanılmaz futbol, harika işler yoktu. Belki hatasızlık açısından, iki takımın son yıllarda yaptığı maçların da gerisindeydi. İki takımın savunması da enteresan hatalar yaparak, maçı değişik bir hale soktu. Kaleciler bambaşka konu zaten, belki ikisi de bu yılın en kötü maçlarını oynadılar. Ama aksine hücum elemanları epey etkiliydi. Drogba'yı son zamanlarda ilk kez bu kadar etkili gördük. Anelka girdikten sonra Aurelio'nun kanadını silkeledi. Malouda topla birlikte dikine girişlerde Arbeloa'yı zorladı. Öte tarafta da Benayoun'un hareketliliği, Kuyt'un sinsiliği Liverpool adına önemli artılardı.

Toparlayalım. Güzel bir maç izledik. Oynanan maçın heyecanı her şeyin üzerindeydi, Uğur Önver'in berbatlığı bile engel olamadı bu keyfe. 2 gün önce biraz "hay böyle oyuna" deyip yerin dibine vurduğumuz (çok duydum bunu etraftan) futbolla barışmamız neyse ki çabuk oldu. Yarı finaldeki Barcelona-Chelsea kapışmasının da nefis olacağını öngörüp ellerimizi avuşturmaya başlıyoruz. Ama şu kesin ki, maçı kesinlikle Star'da izlemeyeceğiz.

Notlarla bitirelim:

- 1 dolar 1, milyon değil! (Alex'in PSV'den Chelsea'ye future anlaşmalı transferi için)
- Bu arada hemen açıklayalım neden 1 dolar olduğunu, Bosman'la geçti de ondan (Oha! Bilmiyorsan sallama.)
- Bu bağıranlar Liverpoollular sayın izleyiciler, Chelsealiler susuyor (Kameralar ayakta bağıran mavileri gösteriyor???)
- Bugün Londra'da kendimizi İstanbul'da gibi hissettik. Herkes İstanbul ruhu diyor (Bildiğimiz kadarıyla Liverpool Londra'da deplasmanda, Chelsealiler de mi İstanbul ruhu istiyor bilemedik)
- Liverpool'un iki golü de çalışılmış gol (Penaltı da mı?)
- Bay bay Liverpool (Sana da baybay canım)

Off çok fazla çok. Popüler olmak için bunu yaptıysa, bravo hakikaten başardı. Bırak be kardeşim bu işleri. Olmuyor işte. Liverpool TV'de hissettim kendimi ilk 20 dakika sonunda, ayıptır günahtır.

by tunchay

8 yorum:

ozgurr dedi ki...

istanbul ruhu istanbul ruhu diye diye maçı izlediğimizede pişman etti herif.

Manu dedi ki...

böylesi daha iyi oldu..son dakikaya kadar umut verip verip, ondan sonra patlatmak o hayalleri ,o ruhu...
:))

varol döken dedi ki...

eğer uğur önver şu an bütün blogları yüzünde ruhsuz bir sırıtmayla gezmiyorsa ben de florent malouda'yım!

Adsız dedi ki...

http://news.bbc.co.uk/2/hi/uk_news/england/merseyside/7999279.stm bir yazı gelirse....

venezia dedi ki...

ya bi de drogba'nın gol sandığı pozisyonu için kendini savunması yok mu sıçıp sıvama işlevinin yüksek lisans tezi gibiydi.illüzyon bi pozisyon tanımı ne ya !! hayır yeni mi çıktı,bilelim de.

sana tek tavsiyem;
save your soul, mr.önver :)

Protanopia dedi ki...

Ben en çok şunu garipsedim

"Kaleci baraja zplayın dedi. Evet. evet. Zıplayın dedi. Çok önemli bi nokta"

Sanki ilk defa barajda birileri zıplayacak...

CaRtMaNtR dedi ki...

ikinci yarıda da ciddi bir chelsea sempatisi ile anlattı maçı beyfendi ki bay bay liverpool ile iyice işin tezeğini çıkardı

calaquendi dedi ki...

birde maç 2-2 yken "rafa benitez babel'i çağırdı. muhabbet edicek herhalde, ancak muhabbet etmek için çağırır" dedikten sonra maç bir anda 4-3'e gelipte benitez babel'i oyuna alırken "benitez hemen yapıyor değişikliği, ne taktisyen ama" diye 180 derece dönüşü vardı ki bir ömre bedel :)