12 Mayıs 2009 Salı

İNTERRAİLCİNİN SEYİR DEFTERİ-2 İKİ YIL SONRA





















Interrailcinin Seyir Defteri-1

Üniversiteye başlar başlamaz arkadaşlarımı ikna etmeye çalıştığım interrail olayı pek çok kişi gibi onlara da pek gerçekçi gelmemişti.Bense tek gördüğüm yer olan Paris'i anlata anlata bitiremiyordum.İkna çalışmalarının çıkmaza girdiği yerlerde, erkekler için kapalı savunmayı açan üç Messi gücündeki "Abi Avrupa'da kızlar teklif ediyormuş.' cümlesini kurup olayı hem gol hem penaltı olm daha ne istiyorsun şekline sokarak kafa karıştırıp kendime çıkar sağlamakta da bir sakınca görmemiştim.Çalışmalarım nisana doğru sonuç verdi ve dırdırımdan bıkan arkadaşımla beraber ağustos sonu için Almanya bileti aldık.Yuh birader naptınız diyenleri duyar gibiyim.Eğer bileti alıp işi kesinleştirmesek, her daim boş olmaktan dert yanan benim arkadaşlar ağustosa mutlaka bir iş icat edip gelmekten cayarlardı.Ağustos gelip de gitme vakti yaklaşınca işin ciddi olduğunu anlayan bir arkadaşı daha uçak biletine fazladan bir deste euro vererek transfer ettik ve vize için Alman konsolosluğunun kapısına dayandık.














Gitmeden önce Goethe'nin tüm eserlerini okuduğumdan için rahattı.Hatta zorda kalırsam 'ışık, daha fazla ışık' demeyi planlamıştım.Fakat bunların hiçbirine ihtiyaç kalmadı.Tarihi geçmiş yeşil pasaportu görüp benim sıkı bir Proustsever olduğumu anlayan vize memuru zorluk çıkarmadan beni gönderdi.Arkadaşıma ise 'kardeşin nereli', 'baban ne doktoru' gibisinden ipe sapa gelmez sorular sorarak ter döktürdüler.Hiçbir kişisel hırsı olmayan çocuk o gün bugündür Alman firmalarından alacağı teklifleri reddetmek için yaşıyor.Bütün belgeleri tamamladıktan sonra don, gömlek ve çerezden oluşan sırt çantamızı da hazırlayıp Adnan Menderes'e gittik-diğerlerini yeri geldikçe anlatacağım.Biletimizi low-cost airline tabir edilen ucuzcu bir firmadan aldığımızdan bagaj konusunda problem yaşayacağımızı tahim etmiştim ancak yanılmışım.Sıkıntı aprona açılan kapıda adeta vücut bulmuştu.Sebebi de uçaktaki koltukların içeri girdikten sonra dans yarışmalarındaki gibi önce oturan tarafından kapılacak olmasıydı.Şu an düşündüğümde bunu dert etmek oldukça mantıksız geliyor ancak o gece ortam o kadar stresliydi ki bebekler dayanamayıp teker teker ağlamaya başlamışlardı.
















Altımızda şimşekler çakarken ve benim başım ağrıdan çatlamak üzereyken - çatlasaydı daha memnun olabilirdim- güzel Alman hosteslerle yaptığımız yolculuk süresince doğal olarak heyecanlıydık ve bu heyecan da çenemize vurduğu için pek uyuyamadık.Yağmurlu bir ağustos sabahı saat 6 sularında Köln-Bonn havaalanına indiğimizde bizi karşılayan havaalanı memuru interrailin ne olduğunu açıklamamı istediğinde kendimde olmadığımdan olsa gerek 'neden soruyorsun ki, bilmiyor musun ne olduğunu ?' dedim.'Bir kere de senden duymak istiyorum' cevabını alınca refleks olarak seni seviyorum diyecektim ki beynim devreye girdi ve 'gör g.tüm yolları abi işte başka ne olacak' diyerek muhabbeti uzatmadan sıradan çıkma vizesini aldım.Havaalanının altındaki istasyondan trene atlayıp Köln'e gittik ve Amsterdam trenini beklerken hemen garın yanındaki büyük kiliseyi gezdik-adı Dome olabilir olmayabilir de.Hepimiz zeki çocuklar olduğumuzdan daha ilk sabahtan çantaların ne kadar büyük sorun teşkil edeceğini anladık ve paramızı hesaplı harcayıp gittiğimiz şehirlerde mat üstünde değil hostellerde yatmamızın ruh ve beden sağlığımız açısından çok faydalı olacağına karar verdik.Gara dönüp donut ve kahveyle kahvaltı ettikten sonra, yanlış trene binip ceza yememek için her gördüğüne soru soran beni, yaşlı bir Alman'dan 'bunu az önce kadına da sordun oğlum gerizekalı mısın nesin ?' şeklinde azar yerken gören bizim köftehorların neşesi de yerine geldi.Yaklaşık iki saatlik beklemeden sonra gelen Amsterdam treninin kabin ekibinden de nazik biçimde ayarımızı yedikten sonra elemanların ice adını verdikleri (intercity express) güzel trene binip kah uyuyup kay uyandırılarak Amsterdam'a vardık.Yolculuğun ilk ve en güzel kazığını buradaki turist ofisten yedik ancak onu da diğer yazıda anlatacağım.





Yazıyı Richard Trevithic'in meşhur aforizması ile bitiriyorum.


"Avrupa'da hiç böyle değil abi, trenler tam zamanında geliyor."







by Sercan Akan

5 yorum:

mehmet akar dedi ki...

eğlenceli bir yazı. Zevkle okudum.

Karamurat dedi ki...

Hani yazıya yeni ısınmıştım ki bitti. Daha uzun olmasını beklerdim. Bir de hiç Almanya'yı gezmeden mi gittiniz Amsterdam'a???

voodoo girl dedi ki...

bahsi geçen tipteki bir uçağa almanya'dan türkiye'ye dönerken bindim. her binen genelde yanındaki koltuğa eşya koyunca 5-6 kişi ayakta kaldı, kimse eşyasını kaldırmaya yanaşmıyor, pilot "oturun lan artık" tadında anonslar yapıyor.

sonra ayaktaki adamlar biri bir efsaneye imza attı: "haydi ben ayakta giderim de, bu yaşlı kadın da mı ayakta gitsin!"

Sercan Akan dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
papaz dedi ki...

ben de 5 temmuz'da istanbul-bari uçuşuyla 2.interrail macerama başlıyorum, geçen sefer almanya'ya sadece kıyısından koln ve dusseldorf'a uğramıstım, bu sefer berlin'e de uğramayı dusunuyorum.

Bu sene yalnız cıkıyorum bu arada yola, sonumuz hayrola :)