21 Temmuz 2011 Perşembe

SEZON AÇILIŞI


* hep fırat mı yapacak, bugün de ben yapayım. akşamki maç öncesi şu yazıyı cilalayayım istedim. çok şey değişti 2 senede gerçi, ama olsun çıksın yukarı. haydi bakalım..

Malum bugün sezon açılışı vardı Fener'in. Saat 10.15 vapuruyla karşıya geçtiğimizde bizi mahşeri bir günün beklediğini Kadıköy'deki kalabalıktan anlayabiliyorduk. İskelede toplanmış işportacılar, sarı ve tabi ki maviye boyalı ipleri, el işi örgü atkıları, üçüncü sınıf baskı sarı mavi kazak-formaları satmaktaydı yine. İlk defa maça gelenler dışında pek de rağbet yoktu aslında onlara. Kalabalığın pek çoğunun üstünde annesinin ördüğü atkılar vardı o sıcakta. Benim de üstümde Mahmutpaşa'da bulup aldığım sarı mavi tişört vardı. İki hafta önce alır almaz binbir güçlükle Sirkeci'de bir örücüde armayı da bulup tişörtün üzerine diktirmiştim. İki haftadır üzerimden çıkarmıyorum desem yeridir.

İner inmez Cem'le buluştuk. O da nerden bulduysa harika bir sarı beyaz tişört bulmuş. "Bu ne lan" dedim, "kuruluş renklerimiz abi" dedi. Kadıköy çarşıdan bulmuş, adam Mısır'dan mı getirmiş ne. Ama tabi o arma bulamamış, ben 1-0 öndeyim.

Hemen yürümeye başladık stada doğru, boğaya gelmeden simit aldık birer tane, acıkmıştık iyi geldi. Birer tane de yedek aldık içeride yemeye. Sonra yandaki abilere de sorduk, biletler kaç lira diye ama onlar da bilmiyor. Aslında bugün Fotospor'da da yazmıştı bedava olacak diye. Ama emin olamadık, boru değil o kadar transfer yaptılar, kaç lira isteseler hakkı. Biz de neyse vereceğiz, bütün yaz para biriktirdik. Sezon açılışı nasıl kaçar? Yeni transferleri ilk gören ben olmalıyım. En son Gaziantep maçında girebilmiştim stada, özledim.

Bit pazarının arasına girdik sonra. Çok güzel şeyler var ama alamıyorum, stada sokmazlar. Maçtan sonra bakarız diyoruz Cem'le, epey zamanımız olacak son otobüsten önce. Bir an önce stada yollanmalıyız, vakit kaybetmemek gerek. Maratonun önüne gelince, malum sonla karşı karşıyayız. Hıncahınç kalabalık. Herkes yememiş içmemiş sabahın bu saatinde sıraya girmiş. Muhabbet koyu, arada bir kaynayanlara hop hop sesleri. Konu belli, yeni transferler ve gelecek sezon. Alman hocadan umutlu kalabalık, 3 yıl önceki başarılar unutulmamış. Ama yeni futbolcular konusunda tereddütler var. Arkadaki genç ama epey bir şey bildiği belli abi, "bana güvenin" diyor. "İkisi de şahane topçular, bizim kayınbiraderin brezilyalı bir arkadaşı var o söyledi" diyor. Cem'le birbirimize bakıyoruz, mutluyuz.

Kuyruğa geçtik ama tedirginiz, sıra bize gelir mi diye. Sonra birden "Tuncay" diye bağıran bir ses duyuyorum. Babamın kahveden arkadaşı Mahmut abi bağırıyor. Sıranın en önlerinde. Gel lan buraya diye işaret ediyor, ben utanıyorum. Gelsene lan .. diye küfrediyor gidiyorum. Sevmem arkadaşlarımın yanında babamın arkadaşlarıyla muhabbet etmeyi işte. "Gelin lan bizim yanımıza geçin" diyor yanaklarımı sıkıştırıp, iyice gıcık oluyorum. Ama teklif iyi. Cem'i de çağırıyorum. Biraz homurdanma geliyor sağdan soldan ama Mahmut abi duruma hakim. "Arkadaşlar simit almaya gitmişti bize, ne var ulan" diyor. Ben de simitleri sallıyorum bir yandan. Cem'le yine birbirimize bakıyoruz, yine mutluyuz.

Sanırım üç saat kadar bekliyoruz kapıda, binlerce kez açıldı açıldı yalanları arasında. 14'de açıyorlar kapıları. Hakikaten bilet yok, giriş beleş. Bu ligin ilk maçına da gelebilecek paranın cepte kaldığı anlamına geliyor zaten. İte kaka giriyoruz içeri. Mahmut abiler, köşeye sessiz bir yere gidip çekirdek çitleyecek biliyorum. O yüzden girer girmez bilerek kayboluyoruz onlardan. Efsane maratonun göbeğindeyiz, özendiğimiz abilerin arasında.

Stat tıklım tıklım dolu. Herkes sarı lacivert ne bulduysa getirmiş. Paşalı da şahane bir pankart yapmış yine, yeni sezonda takıma başarı diliyor. Saha içindeki şanslı çocuklara imreniyorum. Gerçek formayı alabilirler yahu.

İçeride de bir iki saat kadar bekliyoruz. PAF takım, genç takım, yıldız takım çıkıyor arada. Onları tanıtıyorlar. Bir gösteri maçı oynuyorlar ama çok tırt. Abiler yine birilerini beğeniyor. PAF'ların 7 numarasında iş var diyorlar, bence yok.

Nihayet takım çıkacak sahaya, mikrofon Ateşböceği Ercan'da. Önce Fenerli sanatçıları çağırıyoruz sahaya. Ercan Saatçi, Hakan Peker geliyor. İbrahim Tatlıses son anda ekmiş, Kibariye geliyor. Tüm tırt şarkıları söylüyorlar birer birer. Arada tribünle karşılıklı yapmaya başladıklarında coşuyoruz sadece.

Ve işte. Orta sahada bir koyun kesiyorlar önce, kanı sahaya akıtılıyor. Önce kaptan Alex boynunda çiçeklerden yapılmış o çelenk gibi şeyle, kanı alnına sürerek çıkıyor sahaya, sonra da diğerleri. Yeni çocuklar Santos'la Cristian anlamıyor muhabbeti Sivaslı Bilica anlatıyor. Alınlarında kanla çok şirinler. Sırayla hepsini tribüne çağırıyoruz. En büyük alkışı Santos alıyor, bir de Kayseri'den gelen şu çocuk. Ben alkışlamıyorum onu, transfer hikayesi çok canımı sıkmıştı. Tribün, yazın popüler şarkılarını uyarlamış hemen. Güzel söylüyorlar ama kimse bilmediği için sesleri pek çıkmıyor. En büyük coşku "Bu sene son olmalı, arkası olmamalı" tezahüratında çıkıyor ortaya. Tek yüreğiz.

Hep birlikte sahaya çıktıklarında alkış kıyamet tekrar kopuyor. Bolu da sahada. Arkadakiler konuşuyor, tam da benim düşündüğümü. Takımın üzerindeki forma yeni sanki, bayılıyoruz. Ah şans olsa da bir tane de bizde olsa. Reklam da değişmiş galiba göğüsteki. Esas merak edilen kim kaç numara giyiyor. Evet biliyorum her maç değişecek ama bazılarınınki hep aynı kalacak işte. Santos'ta 7 var, yakışmış.

Takımı "şampiyon" sesleriyle tekrar çağırıyoruz tribüne. İşte artık hazırlar. Maça da hızlı başlıyorlar. Sağlı sollu ataklar, güzel oyun derken, goller peşpeşe geliyor. Taraftar mest olmuş. Tam 5-1 bitiyor maç. Hepsi birbirinden güzel goller. Umutlanıyoruz sezon için. Bize göre takım hazır ama arkadaki abiler hala transfer lazım diyorlar. Savunma aksıyor falan diyorlar.

Hadi kalk gidelim diyor Cem. C Blok'ta oturup izlemişiz maçı, B'den kovdular ya bizi. Sene 2009, tribünler boş, ben hülyalara dalmışım, hiç göremediğim yılları hayal ediyorum. Yukarıdaki paragrafların hepsi mazide kalmış. Bugün gittiğimizde Fenerium'da 5 çeşit yeni forma görüp birini almışız. İçeride koltukların boyandığını, tuvaletlerin yenilendiğini farketmişiz. Onu bırakın sigara içmeye izin vermiyorlar hakikaten, gelip enseliyorlar iki dakikada. Tribünler bomboş, nerde eski heyecanlar? Sezon açılıyor, yeni futbolcular ilk kez sahada ama pek çok kimse maç olduğunu bile bilmiyor.

Biz büyüyoruz, futbol değişiyor, endüstriyelleşme mi her ne boksa almış başını yürüyor. Sırtlarda isim yazmasını isterdik cahiliye zamanlarımızda, yazdığında modernleştik diye göbek atmıştık. Bırak sadece numara ve ismi, ismin yazacağı yeri de reklam kaplamış, bir kutu çikolata yemişiz gibi midemiz bulanıyor. İstanbul-Ankara otoyolu gibi olmuş Fenerbahçe takımı, Brezilyalı Bilica'da bile Sivas plakası. Neyse ki hala çubuklu giyiyorlar, hala top dönüyor ortada ve biz bir şekilde futbol adındaki o şeyi izliyoruz. Değişimi kabullenmek şart artık, hayata normal hayata dönelim.

Ve tabi, şu Turkcell SüperLig, n'olur başlasın!

by tunchay
(ilk yayın tarihi: 26 Temmuz 2009)

13 yorum:

lifelessness dedi ki...

Gecenin bir yarısı yarı uyur halde başlayınca okumaya, dedim içimden "ulan aynı maçı mı izledim, aynı günü mü yaşadım ben". Sonra düştü tabii, anladım ironiyi ve keyifle okumaya devam ettim. Gayet güzel yazı olmuş. Her ne kadar bomboş tribünler, ülker ürünlerinden oluşan bir 11'den bahsedilir olsa da..

Beercholic dedi ki...

Elinize sağlık!

massimo dedi ki...

ellerine sağlık. harika bir yazı olmuş.

canoğlan dedi ki...

yeni fenerbahçe kültüründen nefret ediyorum, sevimsiz ve mekanik. ulan a blok'taki duvara ne güzel pankart asılır diye konuşurken oraya bile çat diye telekom reklamı konmuş.

sezon açılışları, jübileler ve tsyd geri gelsin !

aksilaz dedi ki...

Çok sıcak bir yazı olmuş teşekkürler.

serhat dedi ki...

herseyi sineye cekiyoruz bi sekilde cubuklu askina ama o arkadaki reklam resmen mide bulandiriyor. neyse parasi verelim taraftar olarak, kalksin o reklam..

müşkülpesent dedi ki...

4 yıllık 27 milyon euro değerinde bir reklam.

Diego dedi ki...

yılda ortalama 7 mio euro yapar, kabataslak o da 15 mio TL. 3 milyon fenerli 5 TL verse yeter yani :) yada 1 milyon fenerli 15 TL versin ne olacak :) ya da 500 bin fenerli 30 lira :)

tunchay guzel acmis sezonu insallah oyle de gider...

Blogspor dedi ki...

Harika bir yazı,elinize sağlık.
Nerde eski sezon açılışları,nerde eski tribünler,nerde eskiler?

varol döken dedi ki...

sevilecek her şeyi kaplasalar bile fenerbahçe sevgisi çıkacak bir delik bulur!

şimdi o ülkerlerin üstüne sticklerla neler konulur?

mcD dedi ki...

aklıma geldikçe öfkeleniyorum bu konuya, sonuç olarakta bi ton küfür ettim yazıyı okurken bu duruma getirenlere, bu durumla övünenlere.
bir arkadaş nekadar sıcak bir yazı demiş ya aynen öyle ama yazının sıcak olmasının sebebi ozamanki samimiyet. şimdilerde nekadar da soğuk biletix gişeleri!

Zafer dedi ki...

Yazıyı okurken "resim efsane sezonu,yazı 95/96 sezon açılışını anlatıyor" diye düşünürken finali 2009/2010 ile yaptık.

Ben de Parreira'lı dönemin sezon açılışına gitmiştim, saat sabah 9'da başlamıştık beklemeye. Gittiğim ilk açılıştı. Maraton tribününün arkasında başlamıştık kapıların açılmasını ama bizim gibi beklemeye tahammülü olmayan apaçiler tırmanarak girmeye, akabinde domates biber peynirli sandviçleri, simitleri iplerle tribüne çekmeye başlamışlardı bile. Hayatımda gördüğüm ilk faça bu apaçi arkadaşlara aitti zaten. Parmak kalınlığında façalar. Ve hayatımın ilk copu, maratona girdikten 2 dakika sonra, sebepsiz.

Sigara dumanı, sezonun yeni ve iştirak etmekte zorlanılan tezahüratları, maratonun direkleri, efsane amigolar.

Kapıda beklemeye başladıktan en az 5-6 saat sonra içeri girmek ve içeride maçın başlamasını yine en az 3-4 saat beklemek. Nerede yapıldığı belli olmayan yiyecekler, ne idüğü belirsiz tola insan.

Hakikaten yahu bu ne biçim şey böyle, ne berbat birşey şu an maça girmek, maçın başlamasına 5 dakika varken rahatça girip yerine oturabilmek.

Hakikaten eskisi gibi 12 saat işkence çekmek isteyen varmı?

outlaw dedi ki...

galatasaraylıyım, ne zaman kewell formamı giyim nürnberg sokaklarında salınsam, millet "ülker kim?" diye soruyor...