22 Eylül 2009 Salı

HAFTASONU NOTLARI 2010 - 5


2 haftadır yapamadık, hastası yoktur notların; ama takip edenler kusura bakmasın artık. Eskiden gazeteler "yazarımız yurtdışında olduğundan.." diye başlayan cümleleler geçiştirirlerdi böyle günleri. Laptop çıktı mertlik bozuldu. Ben de fazlasıyla yollarda olduğum için yazamadım aslında bir süredir. Çarşamba günü de haftasonu notları yazmak komik olurdu haliyle. Neyse bu kadar mazeret yeter. Bayramın son gününde geçtiğimiz haftasonuyla ilgili bir şeyler yazalım, nitekim gündem yoğun!

* İçimde kaldı, önce geçen haftasonu için aklımda geçen bir şeyi yazayım. Mustafa Denizli'yle ilgi. Deli mi dahi mi sorusunu Daum için sorar Türk basını. Ama Mustafa Denizli de bu ülkenin o açıdan en enteresan karakteri bence. Daha önceki dönemde diğer görev yerlerinde de yaptığı satranç hamleleriyle anıldı hep. Galatasaray'da Bülent Korkmaz'ı daha 20'sine basmadan Avrupa kupası maçında sahaya sürmesi, Fenerbahçe'de şampiyonluk maçında Yusuf ve Ali Güneş'i bambaşka rollerde oynatıp kupayı getirmesi hatırlanan hamlelerden birkaçı. Ama Fenerbahçe'deki kaderini değiştirenler de böyle hamlelerdi, onu da hatırlayalım. Örneğin o sıfır çekilen Avrupa macerasında Ali Güneş'in kaçırdığı golleri, Ali Akdeniz'in çizgiden çıkan kafasını da unutmamak gerek. Kumarları tutmadığında da büsbütün batıyor Denizli. Galatasaray maçında da Serdar Özkan'dı kumarı. Aslında tuttu da. Şimdiye kadar hazırlık maçında bile dört net gol pozisyonuna girmemiştir Serdar Özkan eminim. Ama işte şansın döndüğü an vardır ya, o yoktu. Üzerine Manchester United ve Kayseri mağlubiyetleri de gelince koltuk sallanıyor. Denizli'nin sezon başından beri devam etmek için pek hevesli olmadığını gözlüyorduk, ama şimdiki hamlesi hem kendisinin hem de Beşiktaş'ın geleceği açısından daha belirleyici olacaktır.

* Evet normale dönelim. Haftaiçinde Avrupa mesaisi olunca büyükler haftasonunda da sıraya dizildi. Bayramda maç olmaz, olmamalı. Bir kez daha görüldü işte. Fenerbahçe'nin maçını kaçıracağımız belli olunca imdadımıza Eskişehirspor yetişti. Cumartesi tribünlerdeydik. Son iftarı müteakip, çayları içtikten sonra stada yollandık. Esstore'dan yepyeni parçalı formayı da aldık tabi, koleksiyona o da girsin. "Sırt numarası basıyor musunuz dedim", "yok" dediler. "Basacak mısınız orjinali" dedim. "Zor görünüyor, ama Maya Reklam var orada basıyorlar" dediler. Bu da böyle bir ticaret mantığı işte ne yaparsın.

* Maça girdiğimizde İstiklal Marşı okunuyordu. Merdivenlerde o tereddütü yaşadım yıllar sonra. Dursam mı yürüsem mi? İçeri girdiğimizde de iğne atsan yere düşmez bir vaziyet vardı. Eskişehir Atatürk Stadı'nı bilen bilir, kötü bir mimarisi vardır. Kenarlarda bir yere oturmak zorunda kaldık. Saha görüşümüz zayıftı ama tribünlere hakimdik. Yani oynanan futboldan ziyade tribündeki ahengi anlatacağım ona göre. Maç malum, hakem çok konuşuluyor. Penaltıyı da çizgiyi geçen pozisyonu da pek göremedik. Hele 3. golde korner dışardan geliyor diyorlar onu anlamam hiç mümkün değildi. En nihayetinde Eses namağlup koşuya devam ediyor. 6 maçı namağlup geçip 12 puan toplamak önemli. İlk 6-7 içinde yer bulabilirler mi bilmem ama en azından geçen seneki korkuyu çekmemek adına bu toplanan puanlar çok kıymetli.

* Gelelim tribüne. Son zamanlarda izlediğim maçlar arasında gördüğüm en iyi tribün performansıydı kesinlikle. Evet Fenerbahçe'nin bazı maçlarında bazı dönemlerde yüksek katılımlı tezahüratlar oluyor. Ya da işte Şampiyonlar Ligi finalinde Manchester United taraftarları da çok iyiydi. Ama Gaziantepspor maçında Eses taraftarının performansı bir başkaydı. İlk düdükten itibaren Espana'yla yapılan şovu ilk defa gördüm. Hakikaten çok iyiydi. Bando Eses'in de hakkını verelim bu iyilikte. İkinci yarıda da karşılıklı şinanari (kırmızı / şimşekler) şovu takımın vitesini arttırdı. Üçüncü gol tribünlerin bu galeyanını takiben geldi. Eh bayram öncesi de herkes coştu tabi. İkinci gol biraz homurtulara neden oldu ama üç puan Eskişehir'de bayramın havasını değiştirmeye yetti. Yüksek sesle olmasa da üçüncülüğün sürdürülmesi ve hatta mümkünse daha ileriye götürülmesi isteniyor. Bakalım, haftaya Ali Sami Yen'de görebileceğiz vaziyetin sürdürülebilir olup olmadığını.

* O değil de, tribünlerin amatör hali hakikaten hoşuma gidiyor. Amcalarla çevrili bir etrafta izlenen maç, aralarda acıbadem, kağıt helva, çekirdek satan satıcılar. İstekler art niyetsiz, sevinçler abartısız, dozunda. Elinden tutulup maça getirilmiş veletler, şovları izlerken ağızları açık kalan hevesli gençler. Güzeldi be.

* Arıza atmış, Beşiktaş karışmış. Tekrar söylüyoruz, Beşiktaş toparlar toparlamasına, yüksek ihtimalle ilk üçte de yer alırlar. Sadece bu yıl sinir bozucu bir Fener-Galatasaray dominasyonu olabilir. Ona karşı dirayetli durabilmek lazım. Kayseri de kedi olalı İstanbul'da bir fare tutabildi. Yıllardır bunu yapamadıkları için bir çıt yükselemediler, bu sefer becerebilecekler mi göreceğiz.

* Bu sefer kronolojik sırayla gidelim kendi kişisel tarihimize. Bayramın ilk günü karmaşadan kaçıp Sheakespeare'e attık kendimiz. Dışarıdaki panoda Rusya-Türkiye basket maçını verecekleri yazıyordu, ama girişte bir ayar çektik. Siz burada Birleşik Krallık'ı temsil ediyorsunuz, size Manchester derbisini vermek yaraşır dedik, gaza geldiler hemen açtılar. Ama izlediğimize de değdi be arkadaş. Fırat yazmış alt tarafa. Golleri çıkar bambaşka bir maç çıkar ortaya ama, Bellamy'nin golleri, Manchester'ın baskısı, kalecinin hataları, 90+ heyecanı falan neydi öyle. Ağzımız açık izledik işte öylece. City'liydik ne yalan söyleyelim, ama son goldeki o pas ve Owen'a yakışır son vuruş da keyfimizi harladı. Sonrasında aynı heyecanı Londra derbisinde de bekledik ama Chelsea-Tottenham'ı fena harcadı.

* Akşam Fener'e ayrıldı vakit. Bu yıl ilk kez maç kaçırdık Kadıköy'de. TFF bizi de düşünsün, ailemizi ziyaret etmeyelim mi kardeşim! Perşembe günkü şok üzerine ve de bayramın birinci günüyken, tribünlerin boş kalması sürpriz değil tabi ki. Eh sağolsun yönetim de inadından vazgeçmiyor, insan bayram hediyesi diye bir kıyak yapar! Oyuna geçersek, ya da geçmesek mi? Fenerbahçe ilk yarıda Twente maçına göre biraz daha kıpırdanır gibiydi aslında. Atak girişimleri, koordine çabalar falan. Golden sonra o da bitti. Gol de Vederson için bir gaz unsuru olur umarım. Carlos'u kesebileceğini kendi de görsün bize de göstersin, Türk pasaportunun kıymetini bilsin.

* Kazım-tribün dalaşı sürpriz değil. Tribünlerdeki öfke hezeyanı artarak sürüyor. Başkan buna çare bulsun, futbolcunun arkasında dursun bu kez!

* Maçın en iyisi Bilica'ydı, öldürdüğümüz yiğidin hakını da vermek lazım arada.

* Ve sonra pazartesi mesaisi. Aile ziyaretleri vesilesiyle Muttalip'teydik. Bilen bilir şehre yakın bir köydür orası. Çocukluğumuzun önemli bir süresi orada geçti, şimdi de büyükşehire bağladılar, bildiğimiz köy şehirleşiyor. Halkın buna uyum sağladığı pek söylenemez ama doğalgaz kazıları bile tamamlanmış, o derece. Normalde maç için Eskişehir'e dönecektik ama olmadı köyde kaldık, bir kahveye attık kendimizi. Sigara yasağına uyuluyor önce bunu söyleyelim. Gerçi tek tük çürük kiremit çıkıyor ama buna da şükür. Bunda jandarmayla birlikte gezen sağlık görevlilerinin etkisi olduğunu da duyduk. Hemen köy kahvelerinin önüne masalar ve rüzgar kesen perdeler koyulmuş, şimdilik idare ediyorlar. Ama kışın ne olacak bilemem. Maçta ise ciddi bir tribün peydah olmuş kahveye. Bir yanda Fenerliler öte yanda Galatasaraylılar. Kasımpaşa maçı epey bir süre önde götürünce gaza geldi Fenerliler ama Nonda üçlemesiyle maç sonu mesut olan taraf cimbomlular'dı. Ali Güneş'in müthiş plonjonunu kaçırmıştık, sonradan gördüm efsaneymiş. Hakem zaten genel olarak başkaydı. Aslına bakarsanız bu haftaki genç hakem politikası genel olarak ürkütücüydü, ne efsaneler varmış bekleyenler arasında.

* Yine de Kasımpaşa'nın 90. dakikaya kadar direnişi, hem Galatasaray için hem de Galatasaray'ın rakipleri için epey öğretici olacaktır. Galatasaray küçümsememeyi öğrenecek, Anadolu takımları da Galatasaray'dan puan alınabileceğini.

* Yılmaz Vural nasıl gazlamış çocukları. Sancak nasıl hırslıydı? Üç oyuncu değişikliğini de mecburiyetten yaptılar. Üç topçu da fazla zorlamaktan kendilerini sakatladılar. Eh çıkmayanlar arasında da 3-4 çürük vardır. Takıma bu kadar aşırı yüklenmek uzun vadede epey üzücü olabilir Paşa için.

* Yine de Galatasaray'ın bu maçı kazanamaması için mucizeler gerekliydi. Ve mucizelerle dolu geçti maç. Kalecinin kurtardıkları hakemin "görmedikleri"... İkinci gol 70 civarında gelse beş olurdu o maç.

* Diğerlerini kısa geçelim. Trabzonspor seriye bağlamaya başlayabilir, yabancıların katkısı görünüyor gollerde. Uyum arttıkça, skor da artacaktır. Gençler Ankara'da tek kalmaya niyetli. Kahe'den de bu yıl ciddi verim alıyorlar. Sivas kümeye mi acaba? Volkan Şen'in golü haftanın en iyilerinden. Yeni çıkanlar yenişememiş.

Fazla da uzatmayalım. Futboldan ziyade tatlılarla, şekerlerle dolu bir haftasonuydu, yedik tükettik. Eskişehir'den yazıyoruz bu satırları birkaç saat sonra da dönüş yoluna geçeceğiz. Bu vesileyle bayramın son anlarında herkesi kutlayalım ve güzel bir hafta dileyelim.

by tunchay

2 yorum:

Kaan Özaydın dedi ki...

kayseri geçen sezon kadıköyde fener'i 4-1 yenmişti. bu büyük bir fare olsa gerek..

=))))

varol döken dedi ki...

beraber yürüdük biz bu yollarda
beraber ıslandık yağan yağmurda
beraber maç kaçırdık bu bayramda
bana 200 lira seni hatırlatıyor