27 Aralık 2009 Pazar

AVATAR

James Cameron'ın nasıl bir yönetmen olduğunu anlamak için 1989'dan bu yana bakmak lazım aslında. The Abyss gösterime girdiğinde, o güne kadar sinemada görülmemiş bir görsel efekt çalışması olduğu ve bu yüzden de sinemada devrim yapacağı söyleniyordu. Film görsellik açısından müthişti, En İyi GÖrsel Efekt Oscarını kazandı, anlattığı hikayeye az sonra Avatar sebebiyle geleceğiz. Gişede iş yapmadı. Cameron 2 sene sonra Terminator II: Judgement Day'i çekti. T-1000 tasarımı (namı-diğer cıva adam) ağızları yine açık bıraktı, 4 Oscar kazandı film, yine En İyi Görsel Efekt dahil olmak üzere. 6 sene sonra Titanic geldi. Yine görsellik dalında bir devrimdi sinema tarihinde, 11 Oscara gitti Cameron. Ve Avatar. 1989'dan beri görsellik alanında yaptıklarını hiç değiştirmediğini gösteriyor yine bize. Titanic ilk gösterime girdiğinde "Avatar isminde bir proje üzerindeyim" diyordu. Yani 12 yıllık bir proje bu. Saydığım filmlerde yaptığının yine aynısı var karşımızda. Görsel efekt alanında devrim yaratan, muhtemelen 5 sene sonra Cameron bir film daha çekene kadar yanına yaklaşılması zor olacak efektler. Nitekim bugün Titanic'teki bazı sahnelerin kalitesine hala ulaşılamadı. Dolayısıyla görsel efekt tarafında bizi son derece doyuran bir filmle karşı karşıyayız, zaten filmi 3D teknolojosi ile izlerseniz bunun ne anlama geldiğini anlayacaksınız.

Biz işin daha önemli tarafı hikayeye gelelim. Hikaye net bir biçimde, insan ırkının fethetme, sahip olma, iktidar hırsının nasıl tahribata (insanın ve doğanın tahribatı), en yakınına bile zarar vermesine (filmde Jake'in ağzından "onlar annelerini bile öldürdüler, kardeş kardeşi öldürüyor" lafı gözümüze sokuluyor) yol açtığını anlatıyor ve bu anlayışa yine çok gözümüze sokulan bir eleştiri var. Yukarıda not düştüğüm şeye gelelim. Cameron bunun birebir aynısını The Abyss'de yaptı. Bu sefer insanoğlu denizin altındaki uzaylılara bulaşmıştı ve ne ilginçtir mavi tonların yine ağırlıkta olduğu bir filmdi. Filmin sonunda Bud'ın uzay gemisinde geçen bölümleri, Jake'in Pandora'da bulunduğu sahnelerle birebir örtüşüyor. İnsanoğlunun kendi yarattığı silahlarla kendi sonunu getirmesi ve makinelerin gücüne olan vurgu Terminator II'yi hatırlatıyor. Filmin iç mekan tasarımları ise fena halde Aliens'ı. Örneğin filmin başında ve sonunda gördüğümüz, insan vücudu ile kontrol edilebilen dev robotların bir minyatürünü Aliens'da görmüştük. Hatta Sigourney Weaver'ın filmde ilk görüldüğü sahnede bir kapsülden uyanması o filmlere hoş bir göndermedir. Filmin sonunda insanlar, kendi ülkesine dönerken onlar için "aliens" lafı kullanılıyor. Aynı zamanda "yabancı" anlamına gelen bu kelime insanoğlunun her zaman efendi, yerli, toprak sahibi değil aynı zamanda "yabancı" olabileceğinin de bir göstergesi. Aslında senaryo bir dolu filmin kolajı gibi The Abyss, Terminator II, Aliens ve hatta Cameron'ın olmayan Dances With Wolves, The Last Samurai hatta insan ırkının sadece savaşarak diğer ırkları değil doğayı da tahrip ettiği temasıyla The Thin Red Line. Bu yüzden Cameron'ın tanıdığım filmlerinin senaryolarının birleşip üzerine her işinde yaptığı görsel efekt devriminin işlendiği bir film gibi Avatar. Yeni bir şey hiç söylemiyor, bu yüzden bana göre bir sinema filmini yücelten asıl değerler tarafında zayıf. Filmdeki bazı ufak detayların ve karakter çizimlerinin de çok "deja-vu" ve klişe hissi verdiğini söylemeliyim. Albay Quatrich karakteri, çok klişe bir kötü adam portresi. Suratında yara izleri olan, insanlıktan nasibini almamış bir parazit gibi resmedilmiş, Titanic'teki Billy Zane'in karakteri gibi. Giovanni Ribisi'nin şirkete hizmet eden bilim adamı Parker Selfridge karakteri de Aliens'daki Carter Burke karakterinin kopyası gibi. Sigourney Weaver yine bir nevi Ripley. Hatta Alien serisindeki kaderi gibi, filmde bir Na'vi'ye dönüşmesi var. Ayrıca Neytiri ile Jake arasındaki aşk hikayesini de çok ucuz bulduğumu söylemeliyim.

Dolayısıyla şahsım adına konuşursam, yukarıdaki filmlerin hiçbirini görmemiş bir insan, hem senaryo hem de görsel efekt açısından filmi gayet iyi bulabilir. Ama benim için Avatar, Cameron filmografisinin altlarında yer alan, sonuçta önceki filmleri görseniz ya da görmeseniz de yapılmış olduğu için Cameron'ın beyninden fikir anlamında hiçbir yeni şey sunmayan ama tabii görsel anlamda yine sinemada devrim yaratmış bir eser. Cameron'ın bir sonraki projesinde sadece görsellik anlamında değil, fikir anlamında da yeni bir şeyler sunmasını umut ediyoruz. Özellikle etrafta duyduğunuz "dünya tarihinin en iyi filmi" veya "sinema tarihinin miladı" gibi overrated yorumlara kulak asmayınız, bu da son notum olsun.

14 yorum:

AbSurDMaN dedi ki...

Filmin konusu hakkında herhangi bir fikrim yok, fragmanlarını vs. izlemediğim gibi netteki hiçbir yorumu da okumuyorum ki neyle karşılaşacağımı bilmeden düşük tuttuğum beklentimle filmi izleyeyim. Doğal olarak bu yazıyı da okumadım :p Bakalım nasıl birşey çıkacak benim adıma...

van auger dedi ki...

bir şey sorucam.bir filmin hikayesinin,olay örgüsünün iyi olması yönetmene mi bağlıdır, yoksa senariste mi? yani cameron yanına iyi bir senarist alıp film çekse bu sorununu çözer mi yoksa kendisinin de mi birşeyler yapması gerekiyor?

Flying Dutchman dedi ki...

aslında bunu bütün olarak ele almak lazım. yani yönetmenlik sanatı ile eldeki senaryonun kullanılmasını..zaten yönetmenlik sanatı bu kullanımı da içeriyor. yani harika bir senaryoyu atıyorum kim-ki duk çekse enfes bir film ortaya çıkabilir, roland emmerich çekse rezil bir şey çıkabilir...tabii uçurum bu kadar olamz ama senaryoları görselleştiren de o yönetmenin becerisi olmalıdır...genelde orta karar filmleri vasatın üstüne çıkarıp ya da altına düşüren de budur bana sorarsanız...

Emilio Santos dedi ki...

"İyi bir senaryodan iyi bir yönetmen çok iyi bir film yapabilir, kötü bir yönetmen ise sıradan bir film yapabilir. Ama kötü bir senaryodan dünyanın en iyi yönetmeni bile iyi bir film çekemez." Alfred Hitchcock

Spooky dedi ki...

ben senaryonun yenilikten uzak olsa da kendi içinde kusursuz olduğunu düşünüyorum. evet, bilindik bir hikaye (hatta hikayelerin birleşimi) olayların nedenleri, sonuçları çok sıradan, çozümler sıradan... bunlara rağmen filmi izlerken, öff, püff demedim. hatta diğer filmlerle, hikayelerle bulduğum benzerlikler beni rahatsız etmedi. görselliğin ve cameron'un etkisidir bence bu.

cameron hem avatar hem de terminator ile ilgili bahsettiğim şeyleri doğrulayan bir röportaj vermiş. gelecekten gelen robot fikri benim değil ama onu insan formuna sokan benim demiş. fikrinde orjinallik olmasa da tekniğiyle ve görselliğiyle bu kusurlarını örtüyor.

ekşi sözlük'te de "senaryo çok sıradan, iğrenç, rezil" diyenler, esip gürleyenler olmuş. bir an hepsi birer memento yazdı heralde diye düşündüm. orjinal senaryo ve sinemayı derinden etkileyen filmler birkaç senede bir geliyor zaten. filme bu açıdan vurmaya çalışmak yanlış olur.
(yazıda bu hava yok ama not düşeyim dedim)

tek bir cümle daha söylemem gerekirse James Cameron'un filmografisinin üst sıralarında değil bu film. kesinlikle katılıyorum ama iyi film.

frentzen-rvn dedi ki...

Flying Dutchman'in yazısına, özellikle son paragrafına, katılıyorum.

Filmde klişeler var. Bunu söylemenin klişe olduğunu belirten görüşe katılmıyorum. Görsellik olmasaydı film bu kadar iyi olur muydu? Hayır. Mesela filmde 3 saat anlatılacak bir hikaye var mı? Hayır. Ama görsellik olağanüstü. Her parayı bulan yönetmen bunu yapabilir mi? Bence hayır.

algon dedi ki...

Bir de su var: Hollywood senaryolarinin bir noktasinda "Yasasin Amerika ve askerleri" sonucunu gormeye o kadar alistik ki; ters yonde bir ozelestiri gordugumuz noktada "Vay bu farkliymis" demek zorunda hissediyoruz.

Gercekten de Avatar'daki gibi "Bir dusman yaratirsin ve ona saldirirsin" tarzi mesajlarin (yuzeysel de olsa) orani son yillarda cok azaldi. En azindan bu acidan diger klise filmlerden (Transformers, 2012, vs.) ayirmak lazim.

Hemşo dedi ki...

Filmi genel olarak beğendim. Görsel açıdan çok farklı bir yerde olduğu belli. Sizi de ormanın içine çekiyor sahneler. Bazı sahnelerde altyazıları takip etmekte zorlandım.

joe kleine dedi ki...

Gözden kaçan bir şey var...

O da kadim, toprağıyla dost bir halkı modern dünyanın saldırganlığından yine onun içinden yetişmiş bir askerin kurtarması...

Koca halk, yeri geldiğinde dost olarak yaşadığı hayvanlardan yardım istemek yerine türbelere çaput bağlıyor ama akıl küpü dünya askeri onları uyandırıyor...
Aslında film na'vi halkını her ne kadar iyi gösterirken, yeri geldiğinde toprağını savunamayacak bir acizlik ve paganizmin kölesi olmuş bir toplum olarak resmediyor.

Ama bunu yaparken salt militarizmi kötüleyen bir şekilde yapıyor ki demek istediği zorla güzellik olmaz...Yani aslında eski model şahinlere, neo conlara savaş açan en yeni liberalizm modelinin savunması gibi...Kısacası bu filmin humanizmi Al Gore'inki kadar.

Bir de şu var film olayı bir bütündür evet Avatarın görüntü ve teknoloji kalitesi üst düzeyde ama bunun için ona başyapıt demekte olmuyor yani diyelim ki senaryosu ve replikleri iyi diye Kurtlar vadiside bir başyapıt olabilir mi? Bu da o hesap.
Film bir bütündür parçalanamaz.

Carlito Brigante dedi ki...

Titanic filmini izledim bencede gerçekten görsel açıdan iyiydi,henüz Avatar'ı izleyemedim,ama izleyenlerin yorumu çok iyi sanırım izleyeceğim.Bende yeni atıldım sinema dünyasına ama blogun 1 yıllık takipçisiyim.Saygılar.

http://carlitonunyolu.blogspot.com/

Ata İsmet Özçelik dedi ki...

Ne düşünüyorsam aynen yansıtılmış bu yazıda, ben de görsellik açıdan çok çok iyi ama senaryo-film olarak çok başarılı bulmadım Avatar'ı..

CaRtMaNtR dedi ki...

Ben şu senaryo eleştirilerini anlamıyorum. Hayır farklı olarak kendilerince bu sefer kötü tarafı insanlar olarak belirlemiş senaryo. Sonra bunun içinde de belli başlı klişeler yerini korumuş.

Ehhh klasik diyebileceğimiz ama bol bol klişede barındıran filmler varken bu filmde senaryoda yeni bir şey yok demek bana filmde eleştirilecek yön aranıyor hissi veriyor.

Ama belkide bu film gösterime girmeden önce beklentilerin çok çok fazla yukarı çıkarılmış olmasındanda olabilir. Yinede sinemada teknik olarak çok fazla yenilik getirmesi nedeniyle bile kült haline gelecektir.

Mafalda dedi ki...

Izlemedim ama izlerim bir ara. Twilight gibi bir anda fetis hale gelecek bu da eminim. Fashion movies diyorum bunlara turkcesi tam o etkiyi vermiyor kusura bakmayin.. 2000li yillarin kulturumuze son katkisi..

hakan karademir dedi ki...

eleştiriler görüşler bir yana, filme harcanan paranın yarısı kadar da reklam için harcanmış diye biliyorum ben. (300 milyon dolar / 150 milyon dolar. yuh?)
sanırım bunun kanıtı da filmi 7-8 yaşlarında bi sürü veletle birlikte izlemiş olmam. hayır altyazılıydı ulan.
bu nasıl reklam, bu nasıl pazarlama?