3 Ocak 2010 Pazar

O HARİTA YILLARDIR BİZİM


















Euro 2016 adaylığımızla ilgili stadyumlar açıklandığından beri ortada dönen tartışmaları hepimiz biliyoruz. Bunun üzerine yılbaşından önce bir yazı yazmayı planlıyordum ama zaman olmadığı için, biraz da bu konu hakkındaki tüm görüşleri dinleyip, konu ile ilgili araştırmayı yapıp son olarak da UEFA'nın Euro 2016 için açıkladığı organizasyon kriterleri ile ilgili 203 sayfalık dökümanın özellikle organizatörlüğe aday ülkelerin taşıması gereken özellikleri anlatan 55 sayfalık kısmını dikkatlice okuduktan sonra bu işe girişmenin zamanının geldiğine karar verdim. Dökümanı linkten doğrudan indirebilirsiniz. Uzun bir yazı olacak belirteyim, zira her ne kadar zor olsa da konuyu etraflıca ele almaya çalışacağım. Mümkün olduğunca son bölüme kadar da keskin yorumlar yapmakta kaçınacağım.

Türkiye Futbol Federasyonu'nun ve organizasyon komitesinin açıkladığı 7 aday kent İstanbul (2 stadyum), Ankara, İzmir, Bursa, Antalya, Eskişehir ve Konya. Bu 7 kentin ilk dördü isim olarak çok tartışılmadı. Şehirlerden birisi sadece Türkiye'nin değil tüm dünyanın en büyük metropollerinden birisi iken kalan üçü de üç ayrı coğrafi bölgeden seçilmişti. Kalan 3 şehir ise varlıklarından çok, tercih edildikleri iller açısından değerlendirildiler. Özellikle Trabzon ve Diyarbakır ismi çok fazla öne çıktı, buna ilaveten Konya'nın varlığı da oldukça sorgulandı. Bu kısma geçmeden o tartışılmayan isimlerden en önemlisinin, ismi açısından değil de kullanılacak stadyumları açısından başlayan tartışmaya bir göz atmak gerekiyor. Yani meşhur Atatürk Olimpiyat Stadyumu-Türk Telekom Arena ve Şükrü Saracoğlu Stadyumu etrafında dönen tartışmaya.

Dökümandan gidelim isterseniz. UEFA 2016 adaylık kriterleri dosyasının Sector 3/4. sayfa yani 26. sayfasında stadyum kriterleri belirtilmiş, çok net şekilde. En az 50.000 kapasiteli 2 stadyum, en az 40.000 kapasiteli 3 stadyum ve en az 30.000 kapasiteli 4 stadyum. Ancak 50.000 kapasiteli stadyumlar için parantez içinde şöyle bir ifade var: Bu 2 stadyumdan birisinin 60.000 veya üstü kapasiteli olması tercih edilebilir. Yani bir kere şunu kenara koyalım. UEFA, Euro 2016 için, ev sahipliği yapacak stadyumlarda 60.000 kapasite şartını aramıyor, bu tamamen tercihe bırakılmış. Bir not daha var. Bu 50.000 kapasitenin üzerindeki 2 stadyum açılış ve kapanış, yani final maçlarına ev sahipliği yapmak zorundalar. Örneğin Euro 2000 finalinin oynandığı De Kuip 51.577 kişilik. Euro 2008 finalinin oynandığı Ernts Happel Stadion 53.008 kişilik. Euro 2012 finali kapasitesi turnuva için 69.000 kişiye düşürülecek Kiev Olimpiyat Stadyumu'nda oynanırken, açılış maçı 55.920 kişilik Varşova Ulusal Stadyumu'nda oynanacak. Yani Atatürk Olimpiyat Stadyumu'nun aday stadyumlar arasında yer almasının sebebi kapasite değil. Peki nedir? Bunu açıklamadan önce yavaş yavaş Şükrü Saracoğlu ve Türk Telekom Arena'yı da işin içine katalım. Şunu açıkça ifade edeyim. "peki nedir?" sorusuna aşağıda vereceğim yanıt olmasa idi ben Şükrü Saracoğlu Stadyumu'nun stadyum listesinde olmamasına ciddi bir muhalefet edebilirdim. Ama Türk Telekom Arena'nın yerine değil, Atatürk Olimpiyat Stadyumu'nun yerine. Sebebini anlatalım.

Aşağıda da daha etraflıca alacağımız bazı kriterler Olimpiyat Stadyumu'nun geçtiğimiz yıllarda sınıfta kaldığı kriterlerdi. Örneğin UEFA ev sahipliği yapacak stadyumlara en az 3 farklı kara yolu ile ulaşılmasını şart koşuyor. Ayrıca bir şartları daha var. Bu stadyumlardan şehir merkezine en fazla 75 dakikada ulaşabilmek. Atatürk Olimpiyat Stadyumu'nda Galatasaray'ın 3 sezon önceki Şampiyonlar Ligi maçları sebebiyle gitmiş aynı zamanda Liverpool-Milan maçı öncesi ve sonrasını da iyi takip etmiş birisi olarak o stadyumun ne durumda olduğunu biliyorum. İngilizlerin, yeşil tepelerden yürüyerek stadyuma vardığını, insanların gece yarısından sonra araçsız kaldıklarını ve stadyuma Halkalı'da, Avcılar'da, Bahçeşehir'de oturan insanların bile gitmekten çekindiklerini biliyorum. Olimpiyat Stadyumu'nun bulunduğu alanın oldukça geniş bir arazi olması dolayısıyla da taraftar alanları (aşağıda anlatacağımız) güvenlik ve kontrol noktaları gibi konularda uygun bir ortam teşkil ettiği aşikar. Ancak bunlar stadyumun taşıdığı bir dolu kusuru örtmüyor. UEFA'nın en büyük felsefelerinden birisi, şevk ve katılım üzerinedir ki bunu da turnuvalarında çok fazla öne çıkarır. Atatürk Olimpiyat Stadyumu Türk insanı için yıllardır gitmeye ayak sürüdüğü, zulüm gibi görülen bir yolculuğu simgeliyor, yani manevi değeri de yok. Bir Wembley olması planlanmıştı belki ama bugün geldiği yer içler acısı. Yine UEFA stadyumların bulunduğu yerin güneşe doğru olan açısına ve rüzgar alıp almamasına da büyük önem veriyor. Haziran ayında yapılacak bir organizasyon için rüzgar konusu büyük bir engel teşkil etmeyebilir ama yine de bu konuda da ufak tefek pürüzler var. Bir de tabii yukarıda bahsettiğimiz "en fazla 75 dakikada şehir merkezine ulaşma" şartı. Mutlaka bu problem aşılacaktır. Metro ve alternatif ulaşım araçları 6 senelik sürede, zaten yapılması planlanıyorken gerçekleştirilecektir.









Şükrü Saracoğlu Stadyumu'nun da devreye girdiği yer burası. Stadyumun sevdalıları son UEFA finaline ev sahipliği yapan bir stadyumun liste dışında bırakılmasına içerliyorlar. Yukarıda belirttiğim tüm kriterlerde birisi dışında Olimpiyat Stadyumu'ndan önde durumdalar. O da arazi. Fenerbahçe Stadyumu, bulunduğu lokasyon dolayısıyla "şu anda" UEFA'nın taraftar alanları, güvenlik prosedürleri ile ilgili kriterlerini karşılayacak durumda değil. Buna savunma olarak, yukarıda belirttiğimiz 6 senelik süre gösteriliyor. "6 senede giderilmesi beklenen Olimpiyat Stadyumu'nun dezavantajları, Şükrü Saracoğlu'nun da dezavantajlarını giderilecek süre de olabilir" diyorlar. Kenan Evren Lisesi'nin yıkılması, stadyum arazisinin bugünkü Salı pazarının olduğu yere kadar genişlemesi gibi. Bu uzun süreli ve kapsamlı bir plan. Bu konuda insanlar ikiye ayrılmış durumda. Zira Şükrü Saracoğlu Stadyumu, trafik açısından da pek elverişli bir konumda değil. Stadyumun etrafına tesis edilmesi şart olan ve sadece biletli seyircilerin girebileceği, ilk güvenlik alanı (ya da dışarıdan stadyuma gelirken son) özellikle Fenerium tarafında problem yaratabilir. Bu, E-5 ve diğer taraftaki yolların durumunu etkileyeblir ve söz konusu yollarda ulaşımı imkansız hale getirebilir. Hem yine yukarıda bahsettiğimiz "en az 3 farklı ana yolla ulaşım" şartı bu problemle birleştiğinde Saracoğlu'nun dezavantajlarını artırıyor. Ayrıca yine grup maçlarında 30, grup maçları sonrasında 60, finalde de 100 kamyonluk bir park alanının mutlak surette elverişli hale getirilmesi lazım. Tabii takımların kendi otobüsleri hariç. Bunların 6 yıllık dönemde çözülmesi imkan dahilinde elbet. Ancak üçüncü paragrafın sonundaki yere dönelim şimdi. Yani "Atatürk Olimpiyat Stadyumu'nun aday stadyumlar arasında yer almasının sebebi kapasite değil. Peki nedir?" kısmına.















UEFA'nın bu sene açıkladığı ve zorunlu hale getirdiği bir kriter var. Adı "C value". Hafiften karışık bir hadise. Şöyle anlatayım. Şekillerde gördüğünüz gibi, koltuğunuzu açtığınızda, yaslandığınız yerin yerden yüksekliğinin en fazla 30 cm olması gerekiyor. Ayağınızı bastığınız yerin, yani her tribün basamağının genişliği ise en fazla 80 cm olması lazım. Bu ne demek, basamakları dar, dolayısıyla da dik stadyumların kriterlere uymaması demek. C Value nasıl hesaplanıyor? Formül resimde. Tek bir basamak yüksekliği ile o tribünün tüm yüksekliği toplanıyor, daha sonra herhangi bir basamakta oturan seyircinin kuş uçuşu, en yakın saha çizgisine havadaki izdüşüm uzaklığı ile çarpılıyor, ardından yine bu uzaklıkla, basamak genişliğinin toplamına bölünüp, tribünün tam yüksekliğinen çıkartılıyor. Biliyorum karışık ama şekilden daha iyi anlaşılabilir. Çıkan rakamın 9 santimetreden daha az olması gerekiyor. Bir başka kriter de stadyumun herhangi bir koltuğundan, uzak korner bayrağına olan uzaklık, kuş uçuşu 190 metreden fazla ise bu da kriterlere aykırı demek. Yalnız burada bir püf noktası var. UEFA "bu şartlara uymayan koltuklara sahip stadyumlar stadyum listesine giremez" demiyor. "Bu koltuklar net kapasite hesabına katılmazlar" diyor. Yani, örneğin 80.000 kişilik bir stadyumda uzak köşe direğine 190 metreden daha uzak olan, üst katlardaki 5.000 koltuk düşülüp 75.000 kapasite kabul edilebilir. Ama bu pek pratikte iyi sonuçlar vermeyebilir. Üst katları tamamen boş bir stadyumun görüntü açısından hoş olmayacağını söyleyebiliriz. Sonuç olarak bu kriter dik, yükselen stadyumlar yerine, ilk katları yayvan ve geriye doğru olan, sonra yavaş yavaş dikleşen stadyumları tercih ediyor. Bu da günümüzün kolozyum türü stadyumları, yani olimpiyat stadyumları demek. Kısacası Olimpiyat Stadyumu'nun listede olmasının en büyük dayanağı budur. Tabii bu aşılabilecek bir engel midir, yani taviz verilebilir mi, orasını bilemem.














Sonuçta bu İstanbul içi tartışmayı bağlarsak, Türk Telekom Arena'nın varlığının kaçınılmaz olduğunu (turnuva için yeni yapılan stadyumun gözardı edilmesi zordur), bir tartışma yapılacaksa Atatük Olimpiyat Stadyumu ile Şükrü Saracoğlu Stadyumu arasında olması gerektiği düşüncesindeyim. Olimpiyat Stadyumu için "o kadar para saydık, kullanalım" felsefesine katılmıyorum. Önümüzde net bir Atina Olimpiyat Stadyumu örneği var. Yunanistan stadyumdan kurtulmaya çalışıyor. Arazisi satılarak yerleşim alanına dönüştürülebilir veya firmalara devredilebilir.

Gelelim aday şehirlerin son üçünün üzerindeki tartışmaya.

Eşim futbolla alakalıdır. Takip eder, sever, bazen bana haber bile paslar. 1 hafta önce turnuva şehirlerinin işaretlendiği haritayı gösterdim. Euro 2016 hakkında pek bilgisi olmadığı halde ilk lafı "neden Trabzon ile Diyarbakır yok, acaip olmuş" oldu. Bunu haklı ya da haksız olduğunu göstermek için anlatmadım. Turnuva hakkında kapsamlı bilgisi olmayan bir insanın, haritayı gördüğünde ilk verdiği tepki budur, bunu bir kenara koyalım. Şimdi geçelim şu meşhur "biz niye yokuz, onlar niye var?" kavgasına. İsmi geçen şehirlerden birkaçı üzerinde konuşacağız ama önce şunu not düşelim. UEFA turnuva organizasyonunu bir ülkeye verdiğinde, o ülkenin görevlerini iki kısıma ayırıyor. Federasyonun görevleri ve turnuva organizasyonunda ülke hükümetinin oynadığı rol. Özellikle bu ikinci kısım, siyasi otoritelerin turnuvanın düzenlenmesine yaptıkları katkı, istikrar, organizasyon faaliyetlerinin etkin biçimde yürümesine olanak hazırlama gibi görevler. Tabii bu görevlerin arasına stadyum inşaatı, ulaşım konusunda yapılan reformlar, konaklama olanaklarına yapılacak katkıları da içeriyor. Bu bilgileri dökümanın 6. bölümünde ayrıntılı olarak bulabilirsiniz.

Bunu belirttikten sonra ufaktan şu Trabzon hadisesine bir giriş yapalım, zira önemli. Ancak başlarken belirteyim, "belli ki Konya'ya hiç gelmemişsiniz", "belli ki Trabzon'u hiç bilmiyorsunuz" gibi yorumlara riayet etmeyeceğim, bunları "toprak reaksiyonu" olarak değerlendiriyorum. Trabzon bu ülkenin öyle ya da böyle futbol kentlerinden bir tanesi. Şunu not düşeyim, ülke futbol tarihinde şampiyonluk kazanan 4 takımdan birisi olmasının bu görüşümde hiçbir etkisi yok, olmamalı da zaten. Zira bu tür turnuvalarda, organizatör şehirler ülke futbolundaki başarılarına göre seçilmezler. Önceki turnuvalarda Leipzig, Arnhem, Bari gibi şehirlerin seçilmesini bu kıstasla açıklayamayız. UEFA'nın dökümanında kullandığı çok önemli bir kelime var. 9. bölüm 3. sayfada görebilirsiniz. "Attractivenes"..."Çekicilik" anlamına geliyor. Bu bana sorarsanız tüm sportif ve turistik verileri içeren bir kavram. Organizatör şehirler seçilirken, o ülkede inşa edilecek ya da restore edilecek stadyum özellikleri, o şehre dışarıdan ve şehir içindeki ulaşım olanakları, turistik faaliyetler, sosyal hayat gibi tüm faktörler hesaba katılıyor ve sonuçta ortaya bu "çekicilik" unsuru çıkartılıyor. Euro 2016'yı bir kenara bırakalım. Trabzon, Konya ile karşılaştırıldığında en az onun kadar önde gelen, sportif anlamda Türk futbolunda daha fazla yer sahibi olan, turistik ve kültürel anlamda da yine en az onun kadar önemli bir şehir. Trabzon'un önündeki en büyük engelin ulaşım problemi olduğu konusunda herkes birleşmiş durumda. Bu konuda birkaç veri ile beyin fırtınası yapalım.



















Öncelikle şunu kabul edelim. UEFA'nın bu tür organizasyonlarda tercih ettiği 2 ana ulaşım tipi var. Havayolu ve demiryolu.Trabzon'un ikincisi konusunda zaafları olduğu bir gerçek. Bununla beraber bazı şeyleri dile getirelim. Bildiğiniz gibi bu tür turnuvalarda takımların, ülke içine dengesiz dağılması gibi bir durum söz konusu değildir. Türkiye onun kadar olmasa da, coğrafi açıdan diğer ülkelerden daha büyük olan ABD'nin 1994 dünya kupası organizasyonundan örnek vereyim. A grubunda maçlarını yapan 4 takımın tümü Kaliforniya eyaletinde maçlarını yapmış. Evet farklı stadyumlarda bazen ama hiç eyalet değiştirmemişler. Diğer gruplar da böyle, inceleyebilirsiniz. Yüzölçüm açısından daha küçük ülkelerin düzenlediği Euro 2008'e bakalım. Maçlarımızın birini Zürih'te, ikisini Cenevre'de oynadık. Aslında yüzölçüm olarak gayet küçük iki ülkede bile, bırakın ülke değiştirmeyi ülkenin doğu tarafına hiç geçmedik ve güneybatı ile kuzeyinde maçlarımızı bitirdik. Bunu şundan anlatıyorum. Türkiye'de de organizasyonun alınması halinde, Trabzon'da maçlarını oynayacak bir takım, ertesi gün tası tarağı toplayıp Antalya'ya gitmek zorunda kalmayacak. Muhtemelen bir sonraki maçını Kayseri'de oynayacak ya da Ankara'da. Belki de ilk 2 maçını Kayseri'de oynayıp sonra Trabzon'a geçecek. Bursa'daki de böyle olacak. Bursa'da ilk maçını oynayacak bir takım, 15 gün önceden Bursa'da oteline yerleşecek, maçını oynayacak, sonra da İstanbul veya Eskişehir'de maçını oynayabilecek. Örneğin Trabzon'a gitmeyecek. Yani bu tür turnuvalarda bölgesellik söz konusudur ve taraftarlar her gün ulaşım araçlarında olmazlar. Genelde grup maçları boyunca şehirlerinden ender olarak ayrılırlar. Hele de ülke sınırları genişse (ABD'de Kaliforniya'da maçlarını oynayan Romen taraftarların, maç olmayan günlerde Florida'ya yüzmeye gittiklerini sanmıyorum).

Bir örnek alalım ele. C grubunda maçlarını oynayacak olan Almanya, 2 maçını Ankara ya da Kayseri'de, 1 maçını da Trabzon'da oynayacak olsun. Bu şartlarda Trabzon'a ulaşım nasıl gerçekleşir. Bunun için UEFA verilerine göz atıyoruz. Aşağıdaki veriler, bundan önceki tüm Avrupa şampiyonalarında taraftarların, maçın oynanacağı şehre nasıl ulaştıklarıyla ilgili bir araştırma. Çok önemli bir bilgi olduğunu düşünüyorum.Biz ilk sütuna bakacağız, zira Türkiye Avrupa'nın orta kısmında değil, güneydoğu ucunda. İlk satır, Avrupa şampiyonalarında, herhangi bir maçta stadyumu dolduran taraftarların kaçının havayolunu kullandığı ile ilgili. % 50-65 arasında değişiyor görüyorsunuz. Yani bu demek oluyor ki, Türkiye'de yapılacak bir turnuvada, herhangi bir stadyumda maçı izleyecek olan taraftarların en az yarısı, sadece havayolu ile o şehre gelecek. İkinci satır daha da önemli. O da herhangi bir maçta, o maçın oynanacağı günden 10 saat öncesinde şehre gelip, 10 saat sonrasında ayrılanların oranı. Toplam seyircinin % 40-80'i arasında değişiyor bu da. Yani örneğin 2 maçını Ankara ya da Kayseri'de oynayacak olan bir takımın taraftarların % 40'ı (belki de 70'i), 1 maç oynayacakları Trabzon'a sadece o gün gelip, akşam uçağı ile ayrılacaklar. Bu rakamı 40 ve 80 arasında değiştiren şey, o şehrin turistik olanakları ve otel kapasitesi. Yani günübirlik şehre gelen taraftarlar kalacak yer bulabiliyorlarsa ve şehri turistik açıdan vakit geçirmeye değer buluyorlarsa belki 1 gün daha kalabiliyorlar. Yani Trabzon'un sorunu havayolu ile ulaşacak bu % 50'lik dilim değil. Diğer ulaşım olanakları ile ulaşacak olan % 50'lik dilim.







Buradan yavaş yavaş sona gelmekte fayda var. Trabzon'un yada Diyarbakır'ın özellikle demiryolu konusundaki zaaflarının 6 yıllık sürede giderilmesi mümkündür elbet. Ama şunu kabul etmemiz gerekiyor, ki 2 haftadır sağda solda okuduğum, belki onbinlerce fikirde, bunu ortaya koyan 1 ya da 2 kişi vardı (ki birisi de Noat SamisA'dan Salih'tir). Bu bir futbol sorunu değildir. Bu bir Türkiye sorunudur. Dün ana haber bülteninde bir çocuğu gördüm. Ağlayarak Kars-Akyaka arasındaki tren seferlerinin kaldırılmasını protesto ediyor, babasının bunun yüzünden iş yapamayacağından bahsediyordu. O beni başka bir şeye götürdü. 3 yıl önce, annemin karayolu seyahatinden hoşlanmaması sebebiyle, İstanbul'dan Zonguldak'a gemi seferinin olup olmadığını öğrenmek için Ulusoy firmasına gitmiştim. Görevli bana "eskiden vardı ama talep olmadığı için kaldırdık" demişti. Trabzon halkının, şehirlerinde demiryolu olmadığı için sokaklara dökülüp protesto ettiklerini kaç kez okudunuz? Ya da etrafınızda "tren yolu çok sıkıcı ya, en güzeli otobüs" diyen kaç tane sürüyle adam var? Türk halkı her zaman trene, demiryoluna üvey evlat muamelesi yapmıştır. Bu yüzden de birkaç yıl önce tren yollarına saçılan canların hesabı hiçbir zaman ciddi biçimde sorulmamıştır ya. Bu problem yıllardır önümüzdeydi. Yine önümüzde olduğunu anlamamız için bir "ecnebinin" bize "bunlar size lazım" diye ortaya çıkmasını bekledik. 6 yılda, Ankara ile Trabzon arasına ve Trabzon'un şehir içinde bir demiryolu ağı kurulur mu? Kurulur elbet. Ama bunun için bir futbol şampiyonasını düzenlemek beklenmemeliydi. Ve eğer 6 yılda bu olanaklar sağlansa bile bu, okullara müfettiş geldiğinde, yapılan o göstermelik temizlikten öteye geçebilecek mi? Yani bir demiryolu ile biz ülkenin doğusunu yıllardır gözardı ettiğimiz gerçeğini değiştirecek miyiz? Avrupa'nın güneydoğusunda yer alan bir ülkenin, yıllarca "bizi adam yerine koymayan Avrupalı" diye söze girip kendi güneydoğusuna bu derece sırt çevirmesi ironik değil midir? Tekrarlıyorum, bu bir Türkiye sorunudur, futbol sorunu değildir. Bu yanlışın gelişmişlikle alakası var. Yıllardır Türkiye'nin her şehri aynı şartlara ve fasilitelere sahip olmuş da de Euro 2016 stadyumları açıklandığında o şehirler atlanmış gibi davranmak çok mantıksız geliyor. Türkiye'nin yıllardır doğusu ile batısı arasında uçurum vardı, bundan sonra da olacak. Bunu Euro 2016 adaylığı açıklanınca anlamış gibi davranmak komiktir. Sorun stadyum dağılımında değil ülkenin tüm olanaklarının dağılımında.

Yine çok sık duyduğum bir görüşe değineyim, Avrupa şampiyonalarının, yine UEFA dökümanında dikkatlice okuduğumdan yola çıkarak söylersem, "ülkeyi birleştirme", "her tarafına futbolu götürme" gibi bir felsefesi yok. Birleştiricilik özelliği daha çok Avrupa ülkeleri arasında tanımlanmış. Yani, UEFA'nın, turnuvayı ülkenin doğusuna da götürme gibi bir durumu olmayacak. Bu yerel hükümetlerin ve organizasyon komitesinin görevidir. Almanlar, bunu 2006 Dünya Kupası'nda, ülkede popülaritesini kaybeden futbol üzerinde mükemel oynayarak ders vermişlerdir ve bugün en üst kademeden üçüncü lige kadar her maçta stadyumların tıklım tıklım dolu olmasının sebebi de budur. Bu bir tercih meselesidir, Türkiye bu tercihi yapıp yapmamakta serbesttir, en azından coğrafi dağılım açısından bunu yapmamıştır.

Yukarıda belirttiğimiz bir dolu şeyin yanında, maç öncesi bilet gişelerinin durumu ve gişelerin önündeki kalabalığın artışının önlenmesi, maç günleri, bilet sahibi taraftarların, şehir içi ulaşım araçlarından bedava yararlanması, yine maç günleri 24 saat boyunca özellikle şehir için trenlerin faaliyette olması gibi giderilmesi gereken eksikliklerimiz var. Bir de sosyal anlayış konusunda kaygılarımız var. Örneğin Konya'da, haziran ayında, saat 12:00'de, halka açık parklarda bikinileriyle güneşlenen (misal) Çek ve Ukraynalı bayanları ne kadar kaldırabilecek ya da bu konuda ne kadar medeni olabileceğiz? Ya da İstiklal Caddesi'nde yılbaşı gecesi, gördükleri Rus ve Romen kızlarına toplu halde taciz taaruzu yapan şehir magandaları, 10 bin tane Alman, Rus, İspanyol kadını İstiklal'de içkili halde yürürken görünce nasıl davranacak? Gördüğünüz gibi bu saydıklarımız da birer ülke sorunu, sosyal sorun, futbolla alakalı değil. Türkiye'nin yıllardır aday olup alamadığı olimpiyatların arkasında yatan nedenlerde olduğu gibi. Bunun farkına varalım. Bu turnuvayı düzenlesek de düzenlemesekde, sosyal sorunlarımız bizimle kalacak ve düzeltmediğimiz sürece hep karşımıza, başka dallarla alakalı olarak karşımıza dikilecekler. "Boşuna konuşuyoruz, nasıl olsa bize vermezler" gibi acaip yorumların da sebebi bu sosyal kafa yapısından kaynaklanmıyor mu zaten? Bu komik iddiayı desteklerken lobiden bahsedip duran adamlar Japonya ile Kore'nin dünya futbolunda ne gibi bir lobisi olduğunu açıklayabiliyorlar mı misal?

Kapatırken bir de soru sorayım. Neden 5 tane yeni stadyum inşa edecek bir ülke, her türlü olumsuzluk ihtimaline karşı 3 tane yedek stadyum belirlemez? (Belirlediysek, cevaplamadan, benim ihmalime verin)

46 yorum:

Borges dedi ki...

Bu emek saygiyi hakediyor kesinlikle.

helal olsun sevgili FD. Cok güzel bir calismanin ardindan güzel ve doyurucu bir analiz olmus.

Adsız dedi ki...

Dünyanın en kötü adamında bile incelerseniz iyi özellikler görülür.
Bu C-60 Value falan Olimpiyat Stadı'nın devasa kusurlarını örtmeye yetmez.Yazının başında dendiği ve yazı sahibinin katılmadığı ''para harcadık kullanalım'' mantığıdır.Tersini düşünelim ve Olimpiyat Stadı'nın kullanılmadığını varsayalım.Gelecek sorgulamaları düşünebiliyor musunuz?
Ayrıca şu haritalara bakıldığında seçilen kentlerin coğrafi yakınlığı savına binaen Trabzon'un devre dışı kalmasının pek savunulur yanı kalmıyor.

Burası 2012 evsahibi Ukrayna:

http://2.bp.blogspot.com/_OCPUEUO59Sw/SzvZYBD0qbI/AAAAAAAAAjM/USCD2SEiHA4/s320/Euro-2012-poland-ukraine.png

Burası 2014 evsahibi Brezilya:

http://3.bp.blogspot.com/_OCPUEUO59Sw/SzvZLvXLs3I/AAAAAAAAAi8/An2zgeWdtDQ/s320/2014+brezilya.jpg

Can dedi ki...

Bende bayadır araştırıyordum bu konuyu ve yazmak istiyordum ama link vereceğim sadece; zira daha kapsamlı ve açık yazılamaz bana göre. Her iki görüşün de haklı, haksız yanları açık bir biçimde ortaya konulmuş burada.

Son 2 paragraf bence en büyük defomuz. Genelde baktığımızda da, bahsettiğin homojenlik sıkıntısı çözülmeden bu tarz turnuvalar öncesi benzer sıkıntıları yaşayacağız. Federasyonlar özerk ve futbolun birincil amacı bu değil kesinlikle; ama iş bizimki gibi ülkelere geldiğinde "ama" demek zorundayız. Atıyorum; güvenlik meselesi sadece Diyarbakır'a özgü bir sorun değil. Sosyal yapı da sadece oraya ait bir sorun değil. Bunların tamamına yakını da bir kuşak problemidir ve 6 senede aşılacak şeyler değil maalesef.

Gerekli olanaklar sağlanamaz mı 6 senede sorusunun açılımı da son derece yerinde. Seçilen illerin tamamının Türkiye'nin en gelişmiş, ekonomik açıdan en rahat iller oluşunun altında yatan sebepte bu herhalde. Ama gelecek gelirin bile homojen dağılmayışı, turnuva sonrasında sıkıntı olacaktır. Yani yapımız itibari ile ne yapsak işin içinden çıkamayacağız düzgün biçimde.

Stad sorunu bana göre en yapay olanıdır. Urfa, Rize gibi şehirler bile stad yaptı; üzerinde çalışılarak kolayca uygun hale getirilebilecek şeyler bunlar. Ama işin sosyal boyutunu çözmenin 87 senedir bir yolunu bulamadı bu ülke.

Antalya'da ciddi iklim problemi var bana göre. İstanbul'un herhangi bir maç gününde geldiği durum ortada. Eskişehir tarihi anlamda ne kadar yeterli dışarıda kalan illeri düşündüğümüzde? Konya keza söylediğin gibi; kaldırabilecek mi öğlen vakti elinde birayla gezen bikinili bayanları?

Yani seçtiğimiz illerin bile defoları büyük. Neresinden bakarsak bakalım çıkamayız içinden. Söylendiği gibi, futbol probleminden ziyade ülke problemidir ve çözülmedikçe bana göre hüsran yaşamaya devam ederiz.

Tekrardan ellerine sağlık; teşekkürler harcadığın zaman için.

Flying Dutchman dedi ki...

ben bu harita işine şundan girmedim...bakılırsa destek bulunabilecek org.lar da var, karşı örnek konulabilecek de...örneğin güney afrika da doğu ve kuzeyden hiç stadyum göstermemiş dünya kupası için...

Adsız dedi ki...

samsun ve erzurumdan trabzon o kadar uzak degil,ayrıca bu iki ilde havaalanıda mevcut,demiryoluda varmış üstelik buralara gelip ordan karayolu ile devam edebilirler,3-3,5 saat civari sürer tahminimce buralardan trabzon.illaki tek vasayıtta gidecek halleri yok,statin kapisinda birakmiyor sonucta trende.ayrica su kadikoye ulasim konusu sacma geliyor bana,olimpiyat stadina gidene kadar 10 kere giderler kadikoye.stada metrobusle,deniz yoluyla,karayoluyla,demir yolu ile ulasım mumkun,bu kadar genis bir ulasim yelpazesi hangi stadyumda var bilmiyorum.

Adsız dedi ki...

İyi niyetinizden şüphem yok ancak G.çAfrika da verdiğiniz örneğe uymuyor.

http://3.bp.blogspot.com/_OCPUEUO59Sw/SzvZftgH8OI/AAAAAAAAAjU/b6FWhlZ5diU/s320/g.afrika.jpg

Bir de şunu hatırlatmak isterim:
Uefa prosedürleri olması gerekenin en idealize olanını belirlemek üzerinedir.Bir stadyumun hem şehir merkezinde olmaması hem de yeterli ulaşımının kusursuz olması, gelişmiş ülkelerdeki son zamanlarda yapılan birkaç stad haricinde mümkün olmayan bir durumdur.Özetle bütün şartların sağlanması gibi bir durum söz konusu olamaz.Aynısı meşhur Uefa kriterleri için de geçerlidir.
Kısacası seçiciler samimi değil ve/veya belli şartlar nedeniyle baskı altında.Bu yüzden üzerinde tartışmak yahut seçilen yerleri savunmak beyhude bir çaba.

ihk dedi ki...

ben konuya biraz farklı bişr açıdan bakıyorum. federasyon şehirleri belirlerken hangi şehirler bu turnuvada olmayı daha çok hak ediyor' şekiln de değil de 'hangi şehirleri aday gösterirsek şansımız daha çok artar' diye bakmış.

rakiplerimiz ukrayna veya bukgaristan değil. kıtanın en büyük futbol ülkelerinden italya ve fransa'yla yarışıyoruz.

trabzon ve diyarbakır burada olmayı hak ediyor ama bu şehirlerin listede olması şansımızı artırır mı? işte o konuda şüpheliyim.

bence konya yerine hem izmir'e olan yakınlıklarından hem de turist potansiyellerinden dolayı denizli veya manisa bu listede olmalıydı.

Adsız dedi ki...

ıyuıyuı

Adsız dedi ki...

çok güzel bir inceleme yazısı olmuş.
sadece konya ile alakalı olan kısımda hiç bir şüpheniz olmasın. Bu tür konularda en tutucu il gibi gözükse de medeni davranma konusunda en güvenilir ildir.

Böyle bir turnuvayı türkiyede kaldırabilecek bir kaç ilden biridir.

turhanatakan dedi ki...

bu bir turnuva alacak olsak hangi şehirlerde düzenlerdin muhabbetini yıllardır yapmışızdır, o sebepten benim önceliğim trabzon'un yanı sıra gaziantep gibi hatta birkaç yıldır süper ligin dışında olsa da izmit ve samsun gibi şehirlerin de listede olması olurdu. tabii adana da nüfusu ve taraftar potansiyeliyle listeye girerdi ama benimkisi tamamen öznel bir istek.

bu esnada ne oldu, kayseri'de yapılan stadyum ve şehrin takımının güçlenmesi girdi işin içine, 2016'da ne olur bilinmez gerçi. ancak atlamamamız gereken bir nokta da işin siyasi boyutu bence. bu ülkede yıllardır bazı şehirlere üvey evlat muamelesi yapıldığını söylüyoruz ama en azından şu an çalıştığım iş sebebiyle daha net anladığım şey sadece birkaç şehre öz evlat muamelesi yapıldığı.

flying dutchman'in söylediği konuya gelirsek, açıkçası şükrü saraçoğlu'nun listede olmayacağını önceden biliyordum ve gerekçelerin -bildiğim kadarıyla- geneli yazıda anlatılmış. uefa veya şampiyonlar ligi finali düzenlemek çok önemli başarılar ancak benim yazıdan anladığım özet ya da kendi görüşüme uyan kısım diyeyim şu: turnuva düzenlemenin farklı kıstasları var. tabii ki ulaşım bir uefa finalinde de sorun teşkil eder ama daha öncelikli bakılan stadyumun yeterliliği. turnuvadaysa genel bütünlük daha önemli olacaktır. şehirleri geliştirebilirsiniz, stadyumlar yapabilirsiniz ama uefa'ya da birşey sunarken "hocam ödevin bu kadarını yetiştirebildim, finaller bitince geri kalanını tamamlarım" mantığıyla davranılamıyor diye anlıyorum ben. yani şu anda en cazip şehirleri sunmak gerekliydi ki yine de tartışılır bazı şehirler, ama esas konuşmamız gereken trabzon'un veya listede olmayan diğer şehirlerin şu andaki yetersizliklerini neden bertaraf edemediğimiz diye düşünüyorum.

ikimaratonikikale dedi ki...

Öncelikle,bir konyalı olarak KONYAnın seçilmesiyle gurur duyuyorum...

İkinci olarak bir tcdd çalışanı olarak ankara-trabzon arası demiryolunun çok ama çok fazla maliyetli olacağını ve bu işin çok kolay olmadığını özellikle belirtmek isterim.Çünkü dünyanın her yerinde olduğu gibi sarp dağların bulunduğu bölgelere demiryolu döşemenin zorluğundan genellikle bu şehirlere havalimanları yapılarak ulaşım havayoluna yönlendirilmiştir.Şimdi neden akdeniz ve karadenizde demiryolu olmadığını daha iyi anlamışsınızdır.Yani FD kardeşimizn dediği gibi ankara-trabzon demiryolu 6yılda halledebilecek bir kuruyemiş meselesi değildir.Çok büyük bir yatırım gerektirir.Çünkü birçok dağın delinmesi gerekir.Ankara-İstanbul otobanındaki Bolu tüneli bile yıllar süren bir çalışmayla büyük paralarla bitirilmiştir.Sen şimdi trazona demiryolu götürmek istesen 4 tane bolu tüneli yapman lazım.Yani demek istiyorum ki trabzona demiryolu götürene kadar aynı parayla 3 tane stadyum yaparsın.Abartmıyorum!

birde İHK kardeşimiz turizm potansiyeli açısından denizli ve manisayı KONYA ile eşit görmüş heralde.Kendisini araştırmaya davet ediyorum.

Hem 5yıldızlı otel sayısı ile,
hem karayolu ulaşımı ile(duble yol),hem havalimanı kalitesi ile,hem 2yıla bitirilecek demiryolu (hızlı tren)ile KONYA kesinlikle HEM TRABZONDAN HEM DİYARBAKIRDAN HEM şanlıurfadan hemde manisa ve denizliden daha avantajlıdır.

Bence şehirlerin seçimi çok güzel yapılmış.Zaten şehirler içerisinde diyarbakır ve trabzon bulunsaydı kesin alamazdık turnuvayı.Belki şimdide alamıycaz ama seçilecek en iyi şehirler seçilmiş.Yedek şehirlerin ADANA ve GAZİANTEP olmasını isterim.
BURSA,KAYSERİ,KONYA ve ESKİŞEHİR illeri büyükşehirdir.Turnuvayı layıkıyla kadıracaklarına inanıyorum.Bu 4 şehirin yerine ADANA yada ANTEP olsaydı hiç şaşırmazdım.Çünkü onlarda aynı kalitede bu organizasyonu kaldırabilecek şehirlerdir bence.

ihk dedi ki...

@ikimaratonikikale

konya ile denizli/manisa karşılaştırmasını sadece turizm açısından yapmadım. kıstasım turizm olsaydı listenin başına direk muğla'yı yazardım. benim aklımdaki daha geniş bir fikir ve açıklaması biraz uzun sürecek.

federayon nasıl düşünüyor bilemem ama ben grup maçları için istanbul dışındaki şehirlerin, çeyrek final ve sonrası için de sadece istanbul'un kullanılmasının organizasyon kolaylaştıracağını düşünüyorum.

bana en mantıklı gelen ankara-eskişehir-bursa ve izmir-denizli-antalya şekilinde iki şehir grubu oluşturarak bütün grup maçlarını buralarda oynatmak. izmir ve antalya'da kalan takımlar kalan takımlar 2'şer maçlarını bu şehirlerde, birer maçlarını da denizli'de oynamalı.aynı mantık ankara-bursa ikilisiyle eskişehir için de geçerli.

hazırlık kamplarıyla beraber takımlar istanbul haricindeki şehirlerde 3 hafta civarında vakit geçirmiş olurlar ki bence yeterli bir süre. grup maçları bittikten sonra da turu geçenler istanbul'a gelir ve turnuva burada devam eder.

açılış maçı içinse önerim izmir.

umarım yeterince açıklayıcı olmuştur.

ilquer dedi ki...

Yedek stadyumlar olarak Urfa Adana ve Trabzon belirlenmiş. Mahmut Özgener lansman yapılırken söylemişti.

Ayrıca bizim gibi futbol altyapısını oluşturmayı bir türlü becerememiş bir ülke eğer böyle bir organizasyonu düzenlemek istiyorsa bundan en iyi şekilde istifade etmesi gerekir. Bunun için de organizasyonun yurt sathına yayılması gerekir. O yüzden TFF'nin böyle bir tercih yapma konusunda bana göre bir serbestliği olamaz.

onur dedi ki...

Öncelikle belirteyim ki "c value" meselesinin sağlam bir lobi ile aşılabileceğini düşünüyorum...Olay daha karışık bence:

Aziz yıldırım'ın, Kenan Evren lisesi arazisi üzerinde AVM inşaası ve kale arkası tribünlerin büyütülüp yeni AVM'nin stada bağlanması projesi ortada. Hazır bu proje varken stadın çevresindeki yollar yeraltına alınsa, salıpazarı arazisi stad otoparkı olarak tanımlansa, çevredeki binalar devlet tarafından kamulaştırılıp yıkılsa ve rekreasyon alanı vs. olarak kullanıma sunulsa fena mı olur? Hem kulübün cebinden para çıkmaz, hem de kombinelerin fiyatı artar! E bu tezi Aziz Yıldırım kendi dillendiremeyeceği için basından bir "kalemşör" işi üstlenir; sebep olarak "milli duygular" sosu ile bir yemek hazırlanır; fareli köyün kavalcısı'nın peşindeki tayfa ise takip eder. Tabii ki bu tayfa güneydoğu'ya ya da karadeniz'e gitmemiştir (merak etmez çünkü; bar&restoran yok, otel yok, yol yok, terör var, sıkıntıdan patlayacak mı oralarda?); okumaz&araştırmaz; hatta neden bu fikri savunduğunu bile bilmez! Sadece sahibinin sesini takip eder!

O Diyarbakır'ı, Elazığ'ı, Van, Bitlis, Muş'u öneren (Sivas, Erzurum, Adana gibiöneriler en azından daha mantıklı olurdu) vatan evlatları sıkıysa gitsinler kız arkadaşları ile oralara, tutuşsunlar elele, koklaşsınlar gönlünce sokaklarda, sonra da gitsinler akşam aleme de göreyim! Yemiyorsa elin ecnebisinden beklemesinler bu cengaverliği!

Adsız dedi ki...

federasyon sadece işi başarmış olmak için yapıyor.bizim ülkede sayılan şehirlerde futbol zaten tesis durumu konusunda gelişmiş durumda.hakikaten çok güzel bir şansımız vardı bu euro 2016 konusunda ama bize bir yararı olmayacak gibi görünüyor.
Eğer Türkiye'de futbolun gelişmesiyle amaç, daha iyi futbol altyapı oyuncuları falansa güney amerikalı afrikalı oyuncu getirip ligde kalmaktan başka birşey bilmeyen kulüplerin değişmesi lazım.Sadece bir tane profesyonel takımı olan trakya'da futbolun gelişmesi lazım.Son yıllarda nerdeyse hiç futbolcu çıkarmamış Trabzon'un değişmesi lazım.Süper lig de takımı olmayan doğu anadolu'nun kaderinin değişmesi lazım.Böyle büyük bir şans bu kadar kolay harcanmamalı.

juan dedi ki...

Tebrik ederim çok iyi bir çalışma yapmışsınız. Burası yazmak için doğru yer mi bilmiyorum ama sizden bir ricam olacak: Türkiye'ye gelmiş en kariyerli yabancı futbolcu kimdir? Böyle bir analizin varsa paylaşabilir misiniz acaba.

Mafalda dedi ki...

Yani sirf komitenin bile bilgisi oldugu supheli bir C value nedeniyle mi secilmis olimpiyat ben yazdiklarindan onu cikardim. Ne value imis butun dezavantajlarini sifirlamis.

Saracoglu`nun ulasim probleminin de cok buyutuldugunu dusunuyorum. Daha onceki postunda adsiz bir yorum vardi onu tekrar okusaydin keske. Yakin bir gelecekte o ulasim problemleri de kalmayacak. Etrafinin genisligi konusu da abartiliyor. Yani memleketin heryerine metro tren agi yaptik bi Saracoglunun etrafini genisletemedik. Saka gibi. Bu zaten kulubun senelerdir mucadelesini verdigi bir proje. Belki secilseydi onunde engel kalmayacakti proje onay alacakti. Simdi ben bir Fenerbahceli olarak burda bilincli olarak secilmedigini dusunmekte haksiz miyim??

Dediginin tam tersi insanlar tt arena ile karsilastirmiyor aslinda saracoglu`nu. Cok az yorum gordum o yonde. insanlar daha cok olimpiyat stadi uzerinden saracoglu`nu savunuyor. Ama bana kalirsa tt arenanin bile o kistaslari saglamasi saracoglunun hazir hale getirilmesinden cok daha az ihtimalli. oraya yazdigin ulasim kriterlerinin yapilabilmesi cok zor yillar ister. 6 yil icerisinde ulasim ve trafik acisindan olimpiyatla yarisir ancak.

daha onceki postunda da dedigim gibi stad secimleri hatta olmayan stad secimleri, secilebilmek icin degil rant faydasi dusunulerek hazirlanmis. Yoksa kimsenin gelecekte imkanlar dahilinde neler yapilabilecegini goz onune aldigi yok belli ki. Gelecek diyoruz da 16 degil sadece 6 yil var onumuzde.

birkan dedi ki...

@onur
Arkadaşım kimsenin başına Fenerbahçe kadar değil en ufak taş bile düşmesin.Sana sadece SeyRANTepe (pardon Beleştepe) diyorum.
Ayıptır, yazdıklarını başka kulüp taraftarları yazsın, siz değil.
Bu kadar duyarlıysan önce koskoca beleş stada karşı çık.

solo dedi ki...

bir de maç günü zaman geçirecek bir dolu taraftarı istihdam edecek eğlence mekanı mevzuu var, saraçoğlu sırf bu sebepten bile bu c value maddesini silebilecek kapasitede. taraftarlar maçtan sonra aos'nın tepelerinde ellerinde meşaleler kurt mu kovalasın yoksa barlar caddesinde bağdat caddesinde ortama mı aksın?

pclion dedi ki...

"Yukarıda bir ifade var. "Hazır stad varken niye TT Arena diyenlere ise turnuvanın 2016'da düzenleneceğini hatırlatmak lazım."....İşte bu yüzden Trabzon'un ulaşımı zorlu lafı da biraz havada kalıyor...Yine Demirkol'a katılıyorum oraya 6 senede turnuvayı aldıktan sonra uygun koşulları tahsis edemedikten sonra zaten manda isteyelim."

Benim beş gün önce yayınladığım yazıya bıraktığın şu yorumla bu yazının ana fikri arasında büyük bir farklılık var açıkça. Değişimin sebebinin statüyü okuman olduğu açık, güzel ve açıklayıcı bir yazı da olmuş ancak yine de şu üstteki yorumu yazmışken 5 gün sonra yazdığın yorum ise şu:

"6 yılda, Ankara ile Trabzon arasına ve Trabzon'un şehir içinde bir demiryolu ağı kurulur mu? Kurulur elbet. Ama bunun için bir futbol şampiyonasını düzenlemek beklenmemeliydi.

Bu yanlışın gelişmişlikle alakası var. Yıllardır Türkiye'nin her şehri aynı şartlara ve fasilitelere sahip olmuş da de Euro 2016 stadyumları açıklandığında o şehirler atlanmış gibi davranmak çok mantıksız geliyor."

Benim yazının başında ve sonunda vurguladığım da buydu zaten, 'konuyla ilgili en güzel yorum' diye tanımladığın Salih'in yorumu da buna paraleldi. Hal böyleyken benim yazıma büyük ölçüde katılmaman, Demirkol'u haklı bulman şu yazıyla biraz havada kalıyor bence. Benim söylediklerim de büyük ölçüde senin statüyü okuduktan sonra yazdıklarından ibaretti zaten. Şu yazıyla o yorumu ben kafamda birleştiremiyorum. Ya ordaki çıkışta problem var, ya da bu yazıda...

Mehmet Ali dedi ki...

Nedenebilir ki, inanılmaz bir yazı olmuş. araştırmacı bir yazar ve konuya hakim bir yazı. hangi konuda bişeyler ekleyebilirim diye düşündüm de galiba insanlarımız hakkında olduğunu gördüm. evet inanın bu ülkenin çivisi çıkmış durumda. ahlak, örfler, adetler, herşeyden önemlisi saygı. bu ülkede bitmiş durumda. hangi şehir almış hangisi alamamış bunlara hiç girmicem. yav şu adaylığımız bile bana okadar komik geliyorki. herkes ilk başta önündeki dev aynasını kaldırsın sonra sözlerime devam edeyim. bu ülke şu sosyal yapısıyla hiçbir şeyi haketmiyor. he bunun sebebini konuşabiliriz. hatta bu yerme konusunu ciltletebiliriz, sayfalara sığmaz nedenleri. ama insanlarımız o kadar cahilki, yaptıkları hareketlerin, davranışların farkında değiller. hayatında hiç kitap okumamış okadar çok insan ve onların yetiştirdiği okadar çok yetişmeye çalışan yetişkin var ki, ipin ucuuuu çokkkktannn kaçmış. kitap mı nediyo lan bu diyenlere söylüyorum. inanın kitap okuyup empati sini geliştiren herşeye daha farklı bakabilen bir insanın evlat yetiştirmesiyle, kitap okumamış insanın kine bir bakın. vardır etrafınızda mutlaka bir bakın ve kıyaslayın. bu ülkede 2. sinden okadar fazla varki %47 den bile fazla. onun için bu ülke şu haliyle sadece kaos u hakediyor. çünkü normal yollu bir çıkış normal toplumlar içindir.

Flying Dutchman dedi ki...

PcLion, şöyle merak gidereyim.

Yanlış bir varsayım var. "Statüyü okuduktan sonra fikrim değişmedi", zira "fikrimin değiştiği" de yok. İkisinde de o süre zarfında Trabzon'a gerekli yolların yapılmasının imkan dahilinde olduğunu savunuyorum. Sadece ilkinin sonuna ekleme yapmamışım "bunu zaten çok önce yapmalıydık, bu turnuva için değil" şeklinde, çok uzatmak istemediğimden. Zaten Trabzon'a 6 senede demiryolu yapılabilme ihtimali ile turnuva statüsünü okumamın alakası ne olabilir? Birisi devletin iç meselesi, öbürü bir turnuva kriter dökümanı. Benim dökümanı okuduktan sonra edindiğim bilgiler C Value, güvenlik bölgeleri, şehre gelen taraftarların hangi yolları daha çok kullandığı ve yazıda yazdığım diğer şeylerle alakalıdır.

Dolayısıyla değişimin sebebi açık değil, zira ortada değişim de yok. İkisi de aynı noktadan çıktı. Ben hala bu turnuvanın grup maçlarının Trabzon'da düzenlenebilmesinde çok büyük bir engel görmüyorum. Ama bu "sosyal mesele" diye başlayan görüşlerimi değiştirmiyor.

Not düşeyim tabii, meseleler üzerinde konuşmak daha yararlı olacaktır şahıslar üzerinden gitmek yerine. Ha mutlaka "ben de aynı şeyi söylüyordum" ise takıldığın yer, zaten aynı yorumumda yazında katıldığım yerler olduğunu da söylemiştim.

shelbyl dedi ki...

Su yazinin altindaki yorumlarda bile Fenerbahce - Galatasaray rekabeti gorunce catlamamak mumkun degil. Bizi bir Giuseppe Meazza/San Siro paklar ancak. Yoksa 2038'e aday oldugumuzda bile "Ama o stadyum, ama bu stadyum" kavgasi yapariz biz.

pclion dedi ki...

Fırat abi, fikrine her zaman saygım vardır, %100 yanlışsın desen bile oturur düşünürüm ama ben şu konuda hala dediklerini anlayabilmiş değilim. Bana bıraktığın yorumda Saraçoğlu dışındaki bölümlere katılmadığını, büyük ölçüde Demirkol'a katıldığını söylemiştin, yorum orda duruyor. Şimdi ise yazdığın yazı Demirkol'u tekzip yazısı gibi, benimkine çok daha paralel. Burda değişiklik yok diyorsan saygı duyarım ama ikna olmadım ben kendi adıma. Şu yazıyı yazacak araştırmayı yaptıysan daha önce yorum bıraktığın yazının altına da "statüyü araştırdım, şu şu doğru olabilir" diye bir not düşmeni beklerdim, en azından senin yorumlarını okuyan ve doğru diyen insanlara aslında ne düşündüğünü göstermek için. Ha, zorunda mısın, o ayrı bir konu. Cevap için teşekkür ederim...

Adsız dedi ki...

Burada Konya'dan bahsedenler gerçekten objektif mi yoksa şehir şövenizmi mi yapıyorlar? Bu turistleri en rahat ağırlıycak yermiş... Güldürmeyin abicim adamı.

zafizaf dedi ki...

FD bu çalışma için teşekkür ediyorum, burasının öylesine kurulmuş bir blog olmadığının göstergesi, emeğine sağlık tekrar teşekkürler.

şu günlerde çok sık duyduğumuz açılıma kalemlerini dayayarak prim yapma çabasında olan insanların ortaya çıkardıkları yorumları amiyane tabirle sallamıyorum bile. madem bu kadar sosyal sorumlu hissediyorlardı kendilerini bahsettikleri şehirlerin kulüp başkanlarıyla valileriyle belediye başkanlarıyla yaptıkları röportajlarına rastlamadık o şehirlerin futbol kültürlerini bize yazılarında yansıtmadılar. benim bildiğim hıncal uluçun yılmaz büyükerşenle yaptığı bir röportaj var o da kendi dostlarından kaynaklanıyor.

benim düşündüğüm bu şehirler seçilirken kentlerin sosyal kültürel yapısına da çok önem verildiği. FD ninde satır arasında bahsettiği gibi ukraynalı bikinili kızlar diyarbakırda nerde ve nasıl güneşlenecekler. bu işin esprisi tabi ki. ama bursanın eskişehirin antalyanın yerine anadoludan hangi şehri koyabilirsiniz bu açıdan çok merak ediyorum.

sonuç olarak, biz daha olmadık. nereden bakarsak nereden tutarsak bir yerler hep elimizde kalıyor. daha üzerinde herkesin ortak olduğu bir stadyumumuz bile olmadığı için sosyolojik olarak tartışmaya gerek bile yok. anlayacağınız daha çok yol almamız lazım.

aydın dedi ki...

Shelbyl Fenerbahçeliler o kavgayı yapmıyor ama Galatasaraylılar sağolsun anti Fener olsun da ne olursa olsun derdinde.
Yukarıda biri çok güzel açıklamış
Olimpiyat stadı atıl duramaz o yüzden konu kapanmıştır.

Ortega dedi ki...

Türkiye'de futbolla ilgili her yorum bir yerden sonra Fenerbahçe- Galatasaray rekabetinde tıkanıp kalıyor. Herkes birbirini tuttuğu takıma göre değerlendiriyor ve yorumlarını da tabii. Acı ama gerçek.

algon dedi ki...

Kendi adima cok sey ogrendim, tebrikler yazi icin.

Çağdaş dedi ki...

Seçilen şehirler konusunda bir yanlışlık göremiyorum, şehircilik açısından bakılırsa Türkiye nin en gelişmiş şehirleri bunlardır heralde. Antalya ve İzmir zaten turizm bölgelerimiz, Konya ve Kayseri de Kapadokya bölgesinde bulunuyor. Ayrıca bu bölgelerimizin reklamını yapmak için çok iyi bir fırsattır Euro 2016. Eskişehir ve Bursa da ulaşım konusunda avantaj elde ediyor sanıyorum.
Sanırım çoğu insan Euro 2016 yı Türkiye nin doğusunu kalkındırma projesi olarak görüyor ama bir bölgeyi kalkındırmak için stat mı fabrika mı gerekiyor? veya okul, hastane? Bu konuyu bölücülük, doğu düşmanlığı gibi yönlere çekmeye çalışanları ise hayretle izliyorum. Bu konuların muhattabı Tff değil, bugün ve bugüne kadar bu ülkeyi yöneten hükümetlerdir.

Flying Dutchman dedi ki...

Demirkol'u tekzip yazısı gibi değil yahu:). Sadece sana yaptığım yorumda Trabzon bölümünde katıldığımı belirtmiştim, dediğim gibi hala sadece Trabzon tarafında katılıyorum ona.

Ben senin yazını asla fırlatıp atılacak bir şey olarak görmedim zaten okuduğum anda da, muhalif olduğum yeri belirttiğim için öyle gelmiş olabilir. İkna olmamanı da anlayışla karşılıyorum, olabilir. Ama şundan emin ol, eski düşüncelerimle yeni düşüncelerim arasında fark yok ve tekrarlıyorum bunun statüyü araştırmamla da pek alakası yok. En azından şu konuda...

Benim yorumumla sana yanlış şekilde saldıran olduysa, (geri kalan yorumlara bakamadım) o da onların sana karşı ayıbı olmuş ne diyeyim...

yanlış anlama olmasın aman...

Adsız dedi ki...

olaya tarafsiz gozle bakmaya calisalim,kendimizi bir avrupali yerine koyalim,adam kadikoy'e mi gelmeyi ister,olimpiyata mi 2016'da,siz olsaniz hangisini tercih edersiniz...yada trabzonu mu ister konyayi mi?

S.B dedi ki...

Yazının eleştirilecek bir iki kısmı olsa da, şu an bu olayın vehametini bizlere doğru aktaramayan çeşitli spor yazar ve akademik insanın bahsetmediği argümanları ve eleştiri noktalarını çok çok doğru aktarabildiğin için teşekkür ederim F.dutchman.

Ancak ne var ki benim de karşısında durduğum bir olay var bu olayla ilgili.

Ben Mehmet Demirkol ve bu konu hakkında bölücülük suçlaması içeren yazıları yazanları yadırgamıyorum ama açıkcası anlayamıyorum da. Mevzu bahis harita, sıradan lisede okuyan milliyetçi gençler tarafından oluşturuldu gibi bir lanse durumu var; ki akıl almıyor. Muazzam bir suçlama.

Aklı selim kişi bu haritanın bölücü fikirleri olan biri tarafından yapılmadığını, profesyonel olmayan, ya da sizin yukarıda belirttiğiniz nedenlerden ötürü endişeleri olan kesim tarafından hazırlandığnı pek alâ kavrayabilir.

Yoksa bölücülük suçlaması basit bir demagoji kadar yakın duruyor.

zafizaf dedi ki...

@ S.B

bence bu eleştirilerin içinde bir de marjinal olma kaygısı. kimsenin göremediğini hissedemediğini yazmak yorumlamak. bakın ben farklı bir yazarım bunlar anlamaz ben anlarım siz beni takip edin benim adım dolaşsın dost meclislerinizde.

Siz yazınki sizden sonra diğer yazarlar bu yazının yorumlarını yazsınlar.

bir amatör blog yazarı bile bu konu hakkında gerekli argümanları bulup inceleyip yorumunu yazıyor ama öbür taraftan bu işi mesleki anlamda eğitimi alıp yapan kişiler ise sadece duygu yüklü bir 'açılım' yapıyorlar marjinallik adına.

not: yukarıda bir mukayese yaptım teşbihte hata olmaz zira F.D benim nazarımda o yazarlardan gömlek üstüne gömlek üstündür.

delioglan dedi ki...

duyanda franse ve italya'yi sollayip turnuvayi kaptik sanar..

benim için onemli olan turkiye'nin adam gibi statlara sahip olmasi. bursa, izmir, ankara, eskisehir, konya, antalya, trabzon, adana, gaziantep, sivas, samsun, diyarbakir, .. bunlar en az kayseri stadi gibi stat yapsin ligimiz level atlar.

joe kleine dedi ki...

Şimdi konu gelip dolaşıp yok orası yakın yok gs yok fb ye takılmış durumda baştan beri söylüyorum temel problem bir konseptin olmaması yani niye bu şehirler niye bu ülke ve bu turnuva neye yarayacak sorularının bütününe cevap verebilecek bir konsept ve bunun UEFA ya sunulması...

Mesela ulaşım v.s tartışmalarına girmemiz bir kere anlamsız, buraya maç izlemeye gelecek yabancı şahıs nasıl ki, bizim yemeklerimizi yiyip bizim bakkalımızdan alışveriş yapacaksa bizim ulaşım araclarımızı kullanacak yani biz bir şehire maç vermek isteyecez de Uefa tren yolu yok diye istemeyecek böyle bir saçmalık olabilir mi? Sonuçta Trabzon'undan, Ağrısına her tarafa ulaşan karayolumuz var ve karayolu ulaşımında gayet etkiniz ha keşke her taraf demir ağlarla örülseydi, zamanında tren yolu isteyenlere gomonist diye etiket yapıştırılacana hak verilseydi...

Şimdi başa dönersek nasıl bir konsept...

1)Tanıtım amaçlı, turizm katkısı öngören, ülkeninin dünya üzerinde imajını ilerleten bir konsept...
2) Ülke içi iç barışı önemseyen ve futbolu Anadoluya yayma amaçlı ilerleyen altyapı tandanslı, futbolu geniş halk kitleleriyle barıştıracak bir konsept...
3) Batıya yaranacak, defolarımızı onlardan gizleyecek biz aslında şöyleyiz böyleyiz diye caka satacak bir konsept...
Şimdi bunları yazınca anladım ki bizim konsept üçüncüsü...3 üncü konsept olmadı da 1 ve 2 aynı anda oldu varsayalım işte önerilerim..

Bir kere İstanbul şehrinden 1 stad seçerim o da İnönü olur İnönünün deniz tarafındaki duvarını yıkar kuleler ve saat kulesini içine alacak bir proje ile stadı deniz ve dolmabahçe sarayı ile bütünleştirir stadın önünden geçen yolu iptal eder çok gerekirse swissotelin arkasından dolanan bir tranvay hattıyla stadı barbarosa bağlar, orayı yukarı da taksim aşağıda beşiktaş, kabataş ve dolmabahçeyle entegre bir spor kompleksi haline getiririm ki bütün bunları yapmak olimpiyat stadına metro yapmaktan daha kolay ve ucuz olabilir...Böylelikle gs-fb tartışmalarına girmez, gelen turistlere güzel istanbul günleri yaşatıp İstanbul halkına da maçlara gidemese de turnuvanın festival havasını yaşatmayı sağlarım...

Sonra stadları ülkeye dağıtırken bir kültür ve tanıtım meselesine göre hareket ederim mesela Trabzon yerine Sinopa bir stad yaparım orayı karadenizin incisi, Anadolunun en kuzeyi diye lanse eder Sinop limanı ve civarını eğlence ve yaşam alanı gibi planlar Sümela ve diğer yerleri gezilicek alanlar olarak sunarım böylelikle Trabzondan daha yakın bir karadeniz seçeneğimiz olur ve Trabzonluları küstürmeden, Sinopluları futbolla tanıştıracak bir seçenek sağlarım...
Sonra Diyarbakır değil de mesela Ağrı dağının eteklerine stad yapıp Ermenistan kapısını açıp Rusya turnuvaya katılırsa maçlarını oraya verip orada turnuva boyunca bir rus kolonisi oluşmasını sağlar, böylelikle Ağrılarlarla Ermenileri barıştırıp ticaret yapmalarına ön ayak olurken Rusların da dağ civarında turizm potansiyelini değerlendirmesini beklerim...
Veya Mehmet Demirkoldan kopya Gökçeada(tabi önce elektrik getirerek) olabilir veya Çanakkale boğazına stad yapıp Çanakkale savaşındaki kahramanlık insanlara tanıtılabilir.

Yani demek istediğim derdimiz düşüncesizlik, fikirsizlik, vizyonsuzluk ve saygısızlık, c value ya da tren yolu değil.

Dip not olarak alternatifleriyle şehir önerilerim

İstanbul, Ankara, İzmir, Adana(Diyarbakır-Antep), Bursa(Antalya), Kayseri(Konya), Eskişehir, Ağrı(Mardin), Sinop(Trabzon), Çanakkale

Kaan Kavuşan dedi ki...

Öncelikle bir organizasyon yaparken öncelikle o organizasyonun hakkını vermeyi düşünmek zorunda olmalı bir federasyon. Devlet belki doğuyu kalkındıralım, Güney Doğu üvey evladımız mı diye yaklaşabilir ama TFF bunu göz ardı edip temiz iş çıkarmaya çalışmalı diye düşünüyorum.

Pek çok yorumda da değinildiği gibi kimse kusura bakmasın ama ülkemiz hazır değil sosyal açıdan bu organizasyona. İki tane turist gören tüm magandalar, taciz için koşıuyor. Hem de İstanbul'un göbeğinde. DK'Lerde hep dev ekranlar kurulur, İstanbul için o mekan banko Taksim olacak bir düşünün. Diyarbakır zaten karışık. Kayseri ve Konya'da kültür turizmi olabilir, ama futbol bir karnaval, insanlar eğlenmek isteyeceklerdir. Bunlar göz ardı edilecek şeyler değil. TFF listeyi popülist ve gelecek tepkilerden korkarak şekillendirmiş.

İstanbul, Ankara, İzmir, Eskişehir, Antalya, Muğla ve Hatay olurdu benim seçimlerim açıkçası. Futbol turistleri bu şehirlerde daha iyi ağırlanabilir gibi.
Ama onlarda hazır değil ve beynimizdeki mezarlık çocukları ölmeden hazır olmayacak da. Örnek Taksim ve yılbaşı...

purgatory dedi ki...

Hocam eline sağlık hem iyi araştırmışsın hem de çok güzel yazmışsın.

CaRtMaNtR dedi ki...

Bence turnuva projesi kapsamında zaten iyi durumda olan yada projleri geliştirilen illerden ziyade bu turnuva alınırsa yapılacak atılımlarla gelişecek şehirleri ön plana çıkarmak gerekir.

Ha bu sayede turnuvayı alamayız ama yetkililerin o illeri geliştirmesi konusunda belki biraz dikkat çekeriz.

Neyse bu işin bir boyutu bir diğer boyutu ise sseçilenler.

Şükrü Saraçoğlu stadı şu anda ülkenin en iyi stadı kabul. Fakat 6 senede o trafik yer altına iner yada çevredik evler istimlak edilir diye kimse hayal kurmasın. O bahsedilen evlerin çoğu 40 seneliktir sanırım. Ayrıca o evde yaşayan hiç bir insan bu kadar merkezi bir yerde yaşarken taşınmak istemez gibime geliyor.

Trafiğin yer altına alınma hadisesine gelirsek. Üsküdar'ın Marmaray yüzünden ne hale geldiğini herkes görüyor. Yada yıllardır Haldun Taner'in yanındaki metro çalışmasının durumunuda insanalr görüyordur. Bunlara ek olarak yeni yapılan minibüs duraklarının kaydırılması sonrası toplu taşımada başlayan karışıklık (hangi otobüs nerden kalkıyor hareket amirliği bile bilmiyor)göseriyorki Kadıköy gibi kalabalık bir merkezde böye bir masterplan yapmak neredeyse iki Olimpiyat stadı yapmak kadar emek isteyen bir proje.

Trabzon konusunda ise çok bilgili değilim ama son yıllarda bitirilen sahil yolu projesi sonrasında ulaşımın daha rahat bir hale geldiğini düşünmekteyim. Ayrıca bu yol çalışması kapsamında oluşturulan rotaya ek olarak bir demiryolu yapılmasıda ulaşım sorununa çözüm getirebilir mi acaba diye düşünmekte gerekir herhalde.

Doğu'da bir il seçilmesi konusunda en önemli sorun Ankara ve Kayseri'ye yakınlık olacaktır. Bu nedenle sorunun çözümü adına hem doğu bölgesinden bir il hemde Adana plana dahil edilirse daha mantıklı ve mesafe olarak birbirine yakın bir haritaya sahip olurduk.

Sonuç olarak ben şu anki planla bile turnuvayı alabileceğimizden şüpheliyim. Nedenide çok açık. Taksim'de yada diğer önemli merkezi noktalarda alkolün etkisi ile çoşan yabancı ülke vatandaşlarına karşı ne kadar duyarlı olabiliriz toplum olarak. Bu konunun çözümü memleketi stadyumlarla donatmaktan daha zor bir durumdur.

Bitola'lı dedi ki...

öncelikle analiz için teşekkürler.. son paragraftaki düşüncelerine %100 katılıyorum..

istanbuldaki ulaşım sorunları konusunda çok bilgim yok ama turnuva ile aynı zamanlarda yapıldığını düşünürsek benim bu sene formula 1 için geldiğim istanbulda sabiha gökçenden kadiköy iskeleye otobüsle 2 saatte ulaştığım düşünülürse istanbulun hangi stadı olursa olsun trafik sıkıntısınnın çözümü için ekstra önlemler ve uygulamalar yapılmalı..

ama bu organizasyon açısından benim şehrim izmirin en büyük sıkıntısı stadın yapılacağı açıklanan yer.. stad en son yapılan ilçeleri bölme işlemi sonucunda karşıyakadamı yoksa bayraklıdamı olduğunu bilemediğim bir yerde ve ulaşımı sadece bir tek yönden sağlanabilecek (çünkü stad dağ eteğine yapılacak ve dağın diğer tarafında hiç bir yerleşim alanı yok) bir arazide yapılacak.. en azından tff başkanının açıklaması bu yönde.. ayrıca yapılacak olan stadyumun maket resimleri izmire yeni bir harabe ( bkz: halkapınardaki stad ve spor salonu) kazıklanmaya çalışıldığı izlenimi verdi bana.. bir diğer ayrıntıda bu stad eğer o bölgeye yapılırsa bu sadece bir tek takıma hizmet edecek ve izmirin diğer takımlarının o stadı kullanamayacağı da çok açık.. sonuçta bu şehir taraftar potansiyeli barındıran birden fazla takım barındırıyor.. bu proje onaylanıp oraya yapılırsa da bir haksız rekabet oluşturma durumu yaşanacak.. ayrıca izmirin diğer bölgelerinden karşıyakaya ulaşım inanılmaz bir yoğunluk barındırmakta ve bu durum yeni yapılan çevre yolu ile bile giderilmiş değil.. bu stadın ulaşım durumu saraçoğlu kadar içinden çıkılmaz durumda olmamasına rağmen stada geliş yönünde saraçoğlu bölgesinde yaşana sıkışıklığın bir benzeride maalesef ki mevcuttur.. buda organizasyona naçizane izmirli bir bakış açısıdır..

dt.ibo dedi ki...

Abi Saygıyla eğiliyorum, ne diyim eline sağlık

DenizEr dedi ki...

Ben bu ulasim olayinin bu kadar onemsenmesini anlamiyorum. eger oyle olsaydi ne CL finali ne de UEFA finali oynanmazdi bu ulkede. yazida gecen altyapi kriterlerinin hepsi gereksiz ayrintilar bence.

bence olayin ozu bizdeki futbol sevgi ve bilgi eksikligine dayanir ki, bunun ustune bir de asiri alkolden cikabilecek olaylari dusunmek bile istemiyorum... karar veren ekibin de bu durumdan habersiz olacagini hic sanmiyorum. o yuzden bi zamanlar ingilterenin yaptigi gibi bir sure avrupa kupalarindan uzak durmak en iyisi.

Zlatan Muratanovic dedi ki...

C value bence ufak bir ayrinti, belirleyici bir neden olmaz.. Eminim bu kritere uymayan bircok stad kullanilmistir daha onceki turnuvalarda..

Bu kadar elestiri bosuna degil, insanlar birseyler goruyor.. Bu safi milliyetcilikle aciklanamaz..

Olimpiyat yerine Kadikoy olmaliydi..

Eskisehir ve Konya yerine, Trabzon ve Antep olmaliydi..

Bosuna aksini savunmaya gerek yok, akil mantik bunu diyor..

Ilerde bos kalacak stadlar yapip paralari car-cur etmeye gerek yok, o kadar zengin degiliz..

Kadir Has stadi yapildi o kadar para harcandi ne oldu ? Bos duruyor.. Ya da 1tl bilet uzerine meyve suyu kuru pasta dagitaratk dolduruyorlar, yazik gunah paralara..

Konya'ya da ilerde boyle bos duracak stad yapmanin anlami yok ? Bak Trabzon'da millet stad stad diye agliyor, oraya yapilsaya stad.. Turnuva kazanilmasa bile millete bi hayri dokunur yapilan isin..

Olimpiyat stadi yapildi, bir CL finali disinda hic bir ise yaramiyor.. Son yillarda sadece IBB kullaniyor .. Simdi yazik degil mi bu ulkenin paralarina ? Adamlar olimpiyat icin birdcage yapiyor Cin'de, biz gecekondu gibi her yeri pufur pufur stadla olimpiyat alacagimizi zannediyoruz..

Ustune hatamizi kabul etmeyip, elde Kadikoy varken ustune biraz daha masraf yapip yine Olimpiyati aday gosteriyoruz.. Bence olimpiyat stadi emekliye ayrilsin.. Istanbul'a uc buyuk stad yeterli, bosuna kasmaya gerek yok..

Flying Dutchman dedi ki...

C Value kriterine uymayan birçok stadyum elbet daha önceki turnuvalarda kullanıldı. UEFA kuralı bu sene uygulamaya aldı zaten.

Adsız dedi ki...

doğuya maç verip elin avrupalısına suriye,iran,ırak ın dibinde maç mı yaptıracaksınız,türkiye avrupada değildir dolayısıyla bu organizasyonu alamaz kabul edin.

varol döken dedi ki...

bu ülkede düzenlenecek bir dünya şampiyonası var... hem de bu sene... neden o konu hiç tartışılmadı mesela... basketbol diye mi?

konu futbol, şehir veya stat odaklı değil... konu kültür odaklı...

alabileceğimize inanmamaktan çok almayı hak ettiğimizi düşünmüyorum ben...