18 Şubat 2010 Perşembe

LILLE OSC 2 - 1 FENERBAHÇE













Avrupa kariyerlerindeki ilk golleriyle tanışan, çok fazla rakip fileleri havalandırdıkları görülmemiş 2 adamın golüyle başladı maç. Lille'in orta sahada defansa yönelik yırtıcı oyunu sebebiyle Rotweiler lakabını almış Florent Balmont Volkan Demirel'in hatasından yararlanıp fileleri havalandırdıktan kısa süre sonra Wederson, bu sefer Landreau'nun oldukça önde yakalanmasının da etkisiyle müthiş bir şut çıkardı ve skoru dengeledi. Bu sürecin karşılıklı birer gol atılmasına rağmen Fenerbahçe'ye büyük yararı oldu, zira maçın başında oluşması gereken ilk 15 dakikalık "birbirini tartma" dakikaları o zaman başladı, ama bir farkla: Fenerbahçe deplasmanda gollü beraberlik durumuna gelmişti. Aslında bütün her şey yolunda gidiyordu ki Diego Lugano'nun sakatlandığı pozisyon yaşandı. Pozisyonu ilk golün hatalı adamı Volkan savuşturdu ama uzun vadede Lugano'nun sakatlığının oyuna büyük etkisi oldu tabii. Özellikle Bilica-Lugano ikilisinden daha güven verenin kenara gelmesi ve zaten o bölgede çok iyi işler yapmamış Deniz'in oyuna girmesi Fenerbahçe'nin en zayıf hattını defansın ortası haline getirdi ki bu bir Fransa deplasmanında başınıza gelmesini isteyeceğiniz son şeylerden birisidir. Gerçi en zayıf hat derken Guiza'yı atlamamak lazım. İlk 15 dakikada tehlike yaratabilecek 2 güzel Alex pasını rakibe teslim etti doğrudan.

Lille ik yarı boyunca Balmont'un da attığı golün desteğiyle yönlendirdiği oyunun sonucunda ataklarının büyük bölümünü Belçikalı genç yetenek Eden Hazard'ın tarafından yani sol kanatta gerçekleştirdi. Gol dışında Wederson'un ve Andre Santos'un ilk yarının ilk yarım saatinde sahada pek görünmemesinin sebebi budur. Ağırlıklı savunma görevlerinde karşılarında pek atak gelişimi görmeyince oyuna çok dahil olamadılar. Ancak Fenerbahçeli oyuncular toplu halde Lille'in bu kanatlardan gelişen hücum karakterini iyi sezince o oyun içinde iyi bir takım oyunuyla Lille'in hareket alanlarını daralttılar. Böyle olunca da ilk goldekine benzer derinlemesine paslar yerini yan paslara ve geriden atılan uzun toplara bıraktı. Hazard da sık sık kanat değiştirmek zorunda kaldı. Nitekim 30. dakikadan itibaren Hazard sağ kanattan gelmeye başladı ama karşısında sağlam bir Wederson buldu. 35. dakikadaki pozisyon için ne diyeceğimi bilemiyorum, top Guiza'ya geldiğinde kaleciye nişanlayacağını düşünmüştüm ama o tamamen kendini aştı.

İkinci yarıda Fenerbahçe tempoyu kontrol ediyordu ki Deniz Barış'ın yukarıda bahsettiğimiz problem yaratabilecek değişimi kendini gösterdi. Pozisyonda yanlış görmediysem Volkan'a geri pas vermek istedi Deniz, oysaki o alanda tek başınaydı, topu taça atmayı ya da kendi bölgesinde havalandırmayı deneyebilirdi. Birkaç dakika önce benzer pozisyonda kafa pasıyla Volkan'ı görmüştü, tekrar denediği yerde ise yanlış bir seçim yaptı, bunu da değerlendiren O.Lyon forması giyerken de Fenerbahçe'ye 1 golü bulunan Frau oldu. 60-70 arasındaki futbolun kalitesi ise yerlerdeydi. Fenerbahçe'nin tek bir hücumu dışında iki takım da 3 pası üstüste yapamadı. Maçın son bölümüne kadar Fransızların yakalaması muhtemel kontratak şanslarını da genç Belçikalı heba etti. Bu, Kadıköy'deki maç için önemli bir gösterge. Lille, Kadıköy'de de uygulayacağı kontratak futbolunu, Fenerbahçe'ye karşı çok iyi kotaramadı, zira son bölgede çok fazla pas hatası yaptılar.

Tabii burada şunu sormak lazım. Kendi evinde, Fenerbahçe'nin gol bulmak için rakip alanda organize olduğu dakikalarda kaptığı topları bu kadar kötü kullanan bir takıma mağlup olmak ne kadar iyi bir sonuç? Ve tabii ki en önemlisi, geçtiğimiz yıl Şampiyonlar Ligi finali sonrası söylediğimiz gibi. Bazen futbolda başarı için doğru oyuncuları doğru yerlerinde ve doğru anda oynatmak yeterlidir. Semih Şentürk'ün en azından Lille'in hücum hattının oldukça oyundan düştüğü anda son 20 dakikada kullanmamak (hem de oyun karakteri bu tür sonradan girdiği maçların kaderini değiştirmekle tanınmış bir adam olduğu düşünülürse) nasıl açıklanır bilemiyorum. Bu iş bu kadar basit miydi? Evet bu kadar basitti. Bu basit kararı almayınca, bir başka şeye daha sebep oluyorsunuz. Alex'i oynatmanızın anlamsızlaşmasına. Zira Brezilyalı'nın servis yapmak için oynadığı bölgedeki fonksiyonu anlamsızlaşıyor. Dahası tüm bir takımın da kimyasını bozuyorsunuz, zira piramidin ucundaki kısım işlemiyor. Tabii bunlar maçı kazanmak isteyen bir adamın derdi. Eğer oyunun gelişimine rağmen gollü mağlubiyete razı oluyorsanız, son dakikadaki Alex-Selçuk değişikliğini yapıyorsunuz.

Kısacası kağıt üstünde iyi görünen bir sonuç Fenerbahçe için İstanbul'daki maça Lille'i galip gelmek zorunda iken çıkarabilirdi.

8 yorum:

VodviL dedi ki...

sayende maçlara bakmaya gerek duymuyorum. :)

Tuğberk dedi ki...

Daum'un kafasındaki tek çözüm Alex - Guiza ataklarıyla gol bulmaktı..Semih'in etkili olabileceği bir maç değildi çünkü Lille'in kuleleri Semih'in top indirip dağıtım yapmasına müsade etmezdi..Fenerbahçe zaten 2-3 kişilik ataklar yaptı ve oyunun hiçbir bölümünde oyunu rakip yarısahaya yıkmadı..Bu nedenle Semih'in tercih edilmemesi çok absürd gelmedi bana..Guiza bugün sadece 2 pozisyonda doğru iş yapsa Fenerbahçe maçı kazanırdı..

Ha rövanşta mutlaka Semih olmalı..Fenerbahçe çok adamla hücum yapıcak ve kanat atakları artacaktır..Rövanşa Guiza ile çıkılması böyle ilk maç geçiren bir oyuncuyu ateşe atmak olur zaten Kadıköy'de..

geniş yazı .. ; http://atleticobonito.blogspot.com/2010/02/lille-2-1-fenerbahce.html

Sekhranikos dedi ki...

Menejerlik oynarken dahi bir adam bir iki maçı heba ederse kesiyoruz. nasıl oluyorda defalarca maç heba eden bir guiza rahat rahat kadroda yer buluyor.

Alexin beslemesi kısmında ise bu adam benim kanaatim semihde değildir. hızlı ve hareketli ve en önemlisi becerikli bir adamdır ki yıllardır fenerde böyle bir forvet bulunmuyor. Aslında Hızlı bir PVH ne güzel olur:)

sallanyuvarlan.blogspot.com dedi ki...

Guiza onları atsaydı 3 olurdu 5 olurdu bir oyuncu bu kadar beceriksiz olamaz. gol makinesi mi yok canım bulaşık makinesi. özer,christian,emre ,wederson ,bilica,deniz bunlar iyi olmayanlar benim gözümde he bir de guiza var nasıl unuturuz.alex ve gökhan gönül göze batanlar. gökhan gönül çok çırpındı,zaten defanstan çıksaydı çok kötü olurdu.defans boş kalırdı. alex in milimetrik pasları tek kelime ile harikaydı. hiçbirşey belli olmaz top bu. Ama fenerbahçe gibi oynarsak yeneriz. Bugünki gibi değil yani.

Kaan Kavuşan dedi ki...

Alex bu maçta çok kötüydü yine. Aktif olmayı öğrenemeyecek bu adam. Bir de zemin inanılmaz buzluydu. Yerden atılan her pas iki katı hızla yuvarlandı ki bu Fener'in işine gelmedi. Dahası defans ve kaleciyi tedirgin oynattı ki Deniz garip bir hata yaptı. Volkan iki golü de çıkarabilirdi. İlkinde zaten büyük hatası var. Ayağıyla çıkarabileceği bir topun üzerine kapaklanmak istedi. Her zaman yaptığı yararsız gösterişçi işler...

Mafalda dedi ki...

Bilica nasil kotuydu ya?

varol döken dedi ki...

alex üst üste bu kadar maç iyi oynamıyorsa mutlaka kişisel bir problemi vardır... yoksa her şeyiyle mutlu olan bir alex sevilla'da 120. dakikada defanstan top çıkaracak kadar kendini diri tutmayı başarır...

güiza'ya atıp tutmak bile yorucu artık...

tıpkı iki maçı art arda beyoğlu'nda çoğunluğu galatasaraylıların doldurduğu bir meyhanede izlemek gibi...

Adsız dedi ki...

aslında fener iyiydi o kadar koşan lille gibi bir takım karşısında. ama güiza yerine semih olsaydı böyle olmazdı. bir de bilica defans falan değil sivas'ta oynar orası ayrı. lugano olmazsa 2. maç da yalan olur.

gökhan gönül'e de bişeyler yazsaymışsın keşke bence maçın adamıydı. baktı defans kötü kademeye girip çoğu pozisyonu bitirdi.