22 Mart 2010 Pazartesi

WHEN I GO FORWARDS, YOU GO BACKWARDS
























Frank Rijkaard ve Galatasaray'ın oyun planı hakkında daha önce bir çok şey karaladık. Bugün çok uzatmayacağım sadece Galatasaray'ın sahip olduğu bir dolu sorundan bir tanesine ve bunun yol açtığı minör sorunlarDan birisine değineceğim. Tabii bu kimilerine göre büyük bir sorun olarak da görülebilir. Aslında uzatmama sebebim, bu sezon Galatasaray için yazdığımız yazıların tümünde belirttiğimiz sorunların hala yerinde duruyor olması ve üzerine yenilerin gelmesi. Sezon başında Frank Rijkaard göreve geldiğinde, Galatasaray'lı taraftarlar şubat ve mart aylarında oturmuş bir kadro, oturmuş bir sistem ve sahaya çıktığında ne yapacağı belli olan bir takım hayal ediyorlardı. Takımın "şiir gibi" top oynayacağını hayal edenler de azımsanmayacak sayıdaydı. Bugün Galatasaray'lı taraftarların sahaya umutlu çıkmalarının tek bir nedeni var. Maçın Ali Sami Yen Stadyumu'nda oynanması. O da % 100'lük bir başarı grafiği içermiyor. Ve o umut gelecek hafta en az seviyede olacak. Mantıktan uzak, tamamen aşka dayalı "ben Fenerbahçe maçında her zamankinden daha fazla güveniyorum takıma" diyecekleri bir kenara bırakırsak, Galatasaray, tarihinde kendi evinde en az başarılı olduğu takımın karşısına çıkacak. 9 aydır doğru dürüst bir oyun planı oturtmadan ve her hafta bir önceki haftadan daha geriye giderek. Aslında dünkü maç kadar 1 hafta önceki Ankaragücü maçına da bakmak lazım. Elinde sadece bir tek kupa kalmış olan Galatasaray, Ankaragücü maçının ikinci yarısında 50-80. dakikalar arası tek kelime ile "rezalet" bir futbol ortaya koydu. Galatasaray'da bu sezon değişen en önemli şeylerden birisi bu. Takım kendi evinde dahi, üstünlüğü sağladığı zaman rakibin üzerine gitmiyor. Muhafaza etmek Galatasaray'ın birinci önceliği haline geldi, üstünlüğü sağlamlaştırmaktan çok. Neyse bu daha ayrıntılı konuşulacak bir konu, ben başta belirttiğimiz şu minör soruna geleyim.

Şu soruyla başlayalım ki aslında yazının da özetidir aslında. Cristiano Ronaldo sizce Sporting Lizbon'dan ayrıldığında Manchester United yerine, Hamburg'a, Sampdoria'ya, Tottenham Hotspur'a gitseydi bugünkü gibi bir oyuncu olabilir miydi? Ya da Wayne Rooney Everton'dan ayrıldığında yolu Manchester'ın kırmızı tarafına değil de mavi tarafına doğru olsaydı? Bu 2 oyuncu da sahip oldukları yetenekleri gittikleri takımın onları yüceltmesine borçlular. Manchester United'ın yıllardır makine gibi işleyen, anahatları belli düzeni onların yeteneklerini geliştirmesine ve takımla beraber büyümelerine önayak oldu. Sinerji denen şey biraz da budur. Oturtulan sistem ve istikrar oyuncuların kendi performanslarını zorlamasına ve hatta onu aşmalarını sağlarlar. Bugün Türkiye'de forma giyseler her maç sonrası "bunlardan 2. ligde 100 tane bulursunuz" şeklinde yorum fakirliklerine maruz kalacak 2 adam Darren Fletcher ve Michael Carrick Avrupa'nın son 3 yılda Barcelona'yla beraber (hatta ondan daha öndeler) en formda takımının orta sahasını oluşturuyorlar. Mircea Lucescu'nun Galatasarayında bugünkü kadroda belki de ilk 18'e bile giremeyecek isimlerin nasıl kritik rol oynadıklarını hatırlayın. Galatasaray'dan sonra Çaykur Rizespor'a giden Victoria, Fleurquin, bugün işsiz olan meşhur "manevi evlat" veya "futbol katili" Bülent Akın, yine bugün ilk 18'de yer bulamayan Emre Aşık gibi adamların. Sistemler oturtulduğunda ve takım karakteri istikrar kazandığında futbolcuların kendilerini geliştirecek ortamlar bulmasına da yardımcı olurlar. Geliştiremese de oyun içinde takıma maksimum katkıyı yapmasına.

Galatasaray'lı futbolcular sezon başladığından beri neredeyse toplu halde bireysel anlamda geriye gidiyorlar. Ne ilginçtir ki bundan 3 ay öncesine göre kendisini geliştiren tek adam Leo Franco. Kurtarış ve hamle sayısını artırdı, her ne kadar bazı hatalarına devam etse de. Caner Erkin'in hali bir çöküşün göstergesidir. Futbol sahası boyuna ortalama 68 metredir(64-75 metre arasında değişir). Futbol kalesinin büyüklüğünün de 7.32 olduğu düşünülürse yakın direkle taç çizgisi arasındaki uzaklık aşağı yukarı 30 metredir. Caner Erkin'in son 1 aydır yaptığı ortalar 25 metreden öteye geçemiyor. Bu dünkü maçta o kadar alenen görünüyordu ki takım arkadaşları bile defalarca isyan ettiler. Dahası maç boyu yaptığı ortaların tümü kale sahasına bile ulaşamayan bir adam, Galatasaray'ın, maçın sonundaki son şansı olan korner atışı için topun başına geçti. Burada bir problem var. Frank Rijkaard'a işini öğretmek kimsenin haddine değil. Ama tavsiye vermek haddimize. Neden Hollandalı, maç sırasında kenardan çıkıp Caner Erkin'e yaptığı ortalar konusunda uyarılar yapmadı bilemiyoruz. Hollandalı futbol aktörleri, genelde ellerine temel eğitimini almış, akademi çıkışlı oyuncular geldiğinde, fundamental konusunda çok fazla tavsiye vermezler oyuncularına. Çünkü o oyuncu zaten onu oturtarak gelmiştir önüne. Hele bunu Ajax çıkışlı bir adamın yapması daha zordur. Bu yüzden de bir Hollandalı, alaturka öğelerle karşılaştığında hafiften bocalar, garipser, bazı hareketlere anlam veremez. Henk ten Cate'nın, bu sezon Panathinaikos'tan kovulduğunda "liderlik koltuğunda oturuyordum, nasıl böyle bir şey oldu hiç anlamadım" demesi de bundandır biraz. Ten Cate son 13 yılda 1 kez şampiyon olabilmiş takımı liderlik koltuğuna oturtunca kendisiyle 4 yıllık ekstra mukavele imzalanacağını sanar çünkü. Ama burası Akdeniz diyarıdır, Kuzey Avrupa değil. Başkadır atmosferi.

Rijkaard'ın bu atmosfere kendini adapte etmesi yanlış şekilde oldu. Bursaspor'un rakiplerinin, onlara karşı çok içten oynamadıklarını ifade etmek yerine başka alanlara yönelmeliydi. Bunların arasında futbolcuların bireysel eksikliklerinin de giderilmesi yer alıyor. Hollandalı Messi'yi Barcelona'nın saha içi taktiğine yediren adamlardan bir tanesi. Bu işi hiç yapmamış bir adam da değil üstelik. Caner Erkin, sezon başındaki hali ile şimdiki hali arasında dağlar kadar fark olan Mustafa Sarp, 2 yıl önceki Galatasaray şampiyonluğunun Servet Çetin'le birlikte mimarı olan (bence baş mimarıdır) Mehmet Topal ve evet Servet Çetin gibi oyuncular tanınmayacak haldeler. Özellikle Mehmet Topal'ın hali çok önemli bir göstergedir. "Bu takımın oyuncusu değil" diyenleri gördükçe balıkların bizden daha hafızalı olduğunu düşünüyorum. Bu adam bundan 2 yıl önce Türkiye'nin en iyi orta saha oyuncusuydu, hatırlatmak lazım. Üstelik, bu, sadece Türk oyuncularda geçerli değil. Yukarıda Ronaldo ve Rooney için söylediğimiz şeyi tekrar hatırlamak lazım. Oturmuş sistemler ve işleyen çark oyuncuların, görevlerini yapmalarının yanında kendilerini geliştirmelerini de sağlarlar. Aslında bu ikisi aynı anda gider. Galatasaray'ın hala sahaya oturtup, maç içinde en azından 40 dakika uygulayabildiği bir sistemi olmadığı için oyuncular kendilerini geliştirmeye fırsat da bulamıyorlar. Bu da takımın tüm yükünü, o gün formda olan oyunculara, genelde de Keita ve Arda'ya bağlıyor. Son 3 aydır "ah bir Baros'la Kewell dönse" söylemleri ile zaman geçiren Galatasaraylılar, birkaç hafta sonra 2 oyuncunun da tamamen dönmesiyle hiçbir şeyin çözülmediğini gördüklerinde hayal kırıklığına uğrayacaklar. Çünkü bu 2 oyuncu da oturmamış bir sisteme geri dönecekler.

Yazıya gelecek haftaki derbiye ufak bir atıf yaparak başladık. Yine öyle bitirelim. Yukarıda saydığımız sorunların neredeyse tümünün Fenerbahçe'de de varolması ve bu 2 takımın Türk futbolunun lokomotifi olarak görülmesi Türk futbolunun halinin nice olduğunun da bir göstergesidir aslında. Gelecek hafta, yine futbol açısından kısır, 2 takımın da istediğini yapamamaktan sinirlendiği, sonu meydan kavgasına bağlanmış, bol sulu bir derbi izlersek çok şaşırmamak lazım. Bursaspor taraftarları, bu akşamdan itibaren ellerini ovuşturmaya başlayabilirler.

38 yorum:

bonaventure dedi ki...

hocam sen galiba başka bir spor dalından bahsediyorsun. bu dediklerinin futbolda bir karşılığı yok. ilk paragrafı okudum galatasaraylı değil galatasarayı dışarıdan takip eden birisi belliki dedim. 2. yi okudum 9 sene önceki emre aşıkla bugünkünü bir tutmaya çalıştığını farkettim. galiba mantıksız bir arkadaş dedim. üçüncüyü okudum futbol sahasının boyu 68 metredir demişsin. aslında bunun adı da bilgisizlik oluyor. ama "çizgiden başlamıyor top sürmeye" diye bir bahanen olabileceğini tahmnin ettiğim için bende diyorum ki 68 metre boyuncada top ayağında kalmıyor. ya da her soldan yapılan atakta 68 metre koşmuş olmuyor. amaaan neyse. dur ben biraz dinleneyim sonra devamını okurum bu yazının. bakalım nereye gidecek bu konu:))

not: son paragrafa bir göz gezdirdim. sadece bir şey diyeceğim. galatasary'ı yermek için muhtemelen taraftarı olduğun takımı kullanmak zorunda değilsin.

not2: şimdi diyebilirsin tabii ki "beni eleştirecekseniz bunu maille yapın burda görünce zoruma gidiyor". isterseniz yayınlamazsınız. ama gerçekten komik bir yazı olmuş. neyse hadi iyi günler.

Back of the Post dedi ki...

Biraz karamsar fakat çok doğru bir yazı olmuş. Zaten Galatasaray'ın mevcut sorunlarını artık herkes biliyor. Şu Caner örneğiyle destekli anlatımınıza oldukça katılıyorum. Rijkaard bunları önceden belirlemiştir diye düşünüyorum. Ayrıca maç içinde gözlemlediğim kadarıyla Elano, Keita, Caner sırayla veya karışık olarak kornerleri kullandılar. Arda olursa o da bu döngüye katılıyor. Bazen diyorum dediğiniz gibi Caner 25 metreye orta açamıyorsa Rijkaard ne yapsın? Mehmet, Mustafa en basitinden bir boşa çıkıp top isteme zahmetinde bulunmadığı zamanlar da Rijkaard ne yapsın? Baroş ve Kewell'ın yokluğu takımı oldukça etkiliyor fakat çözüm kesinlikle onların dönüşünde değil.
Haftaya için düşüncem eğer erken bir gol atarsak çok rahat bir maç geçirebileceğimiz yönünde. Gerçi o zaman da takımın kapanma durumu gibi bir ihtimal var. Şu son iki deplasmandaki gibi kendi kendimize gol yemeyelimde..

Borges dedi ki...

Hem Parma'nin mac yorumuna hem de buraya diyeceklerim cok fazla. Dolayisla ben kisa bir özet geceyim ama bu gece olmadi bir iki gün icerisinde genis analizi de blogda yapacagim zaten.

Gelisme gösteren oyuncular:

Caner bu macta ve sol bek oynadigi zaman kötüydü de geldigi günden beri gelecek vaad eden genc bir yetenek konumuna yükselmemis midir ? Elinizi vicdaniniza koyun, bir iki maci degil Arda'ya kestigi ortalari, oynadigi maclarin ortlaamasini alalim, gelisme göstermemis midir ? Rusyada uzun zaman forma giymeyen oyuncuydu, hatirlatalim.

Sabri, hani o Fiorentina istiyor dediklerinde gülmekten yerlere yattigimiz Sabri'yi BAyern Munih alacak dedikleri zaman sasirmadigimiz ve benim inandigim Gökhan Gönül'ün üzerine para verseniz degismem konumuna getiren kimdir ? BIr gelisme olmadigini herhangi birisi iddia edebilir mi ?

Cok sevdigim yer yer alaya da aldigin sevgili Skibbe'mi en cok hangi konuda elestirdim biiyor musn ? Arda Turan konusu. Geriletiyordu Arda'yi. Geriye kosmalar, yerlerde sürünmeler, etkisizlik.. Kos anam kos. Arda bu sene RIjkaard yönetimi altinda tektardsan Gerets dönemindeki parlakligina dönmüs, takimin yildizi olmustur. Gelisme olmadigini söyleyen katilmiyorum.

Keita'nin Lyon ve Galatasaray performansini karsilastirdiginiz vakit gelisme-gerileme de görülecektir keza Kewell bu kadar golü nerede atabilmis, bu kadar önemli olabilmis midir gecen sene ?

Gel gelelim herkesin hakli oldugu ve herkesin sorun ettigi, dün maci izlerken yanimdaki adamin dahi görebildigi bir soruna.. Orta üclü. Sistemsizlik de Mehmet Topal,Baris Özbek'in süpürücülügün ilerisine gecmek durumunda kalip da gecemeyisi ya da defansin top cikartamamasi da her sey burada kilitleniyor. Tüm kilit nokta burasidir. Defans topu cikarmior geyik yahu öndeki capasina verecek, kurtulacak.. oysa veremdigi zaman orta sahalasmak durumunda kaliyor, ve her sey de burada bitiyor. Ali Sami Yen artisi da baskiyi yiyen takimlar karsisinda orta üclüye gerek kalmadan oyunu önde kurmalarindan kaynaklaniyor ve sorun yoktur o zaman.. Arkasi yarin misali devami bugün ya da yarin ölmezsek bloga yazilacaktir.Cok ciddi temel ve tek bir problemi vardir bu takimin: Orta üclü.

CaRtMaNtR dedi ki...

Sorunlar veya oyuncuların performansındaki düşüş konusunda tartışılabilir elbette ama geçen haftaki maçta ikinci yarıdaki oyuna rezalet denebilir mi bundan emin değilim.

Zaten ilk golle rakibin tüm oyun planı olan beraberliğe yatmak çöpe atılmış ve ikinci golle zaten gayrı resmi olarak bitirilmil bir maç söz konusu. Rakip kuru bir baskı yapıyor ama bununda herhangibir pozisyona çevirecek üretkenliği gösteremiyor.

Son dakikalarda puan için son bir hamle yaparak saldırıp defansta boşluklar yaratacaklarıda düşünülünce o son dakikalara kadar oyunu soğutmak top kazanıldığında bol bol pas yaparak yada en azından yapmaya çalışarak süreyi eritmek bence makul bir stratejiydi.

Bu haftaki maça gelirsek. Orta üçlüde defansif açıdan rolleri olan iki oyuncununda rollerinin hakkını verecek kapasitede olmadıkları bir gerçek ama yinede en amiyane tabirle topunda Galatasaray'ı istemediği bir maç yaşadık. İhtimaller üzerinden maç yorumu olmaz ama şu maç daha 12. dakikada 0-2 olabilecek seviyeye gelmişti.

Ha işte mevzunun can alıcı notkasıda bu. Rijkaard sistemini oturtabildiğinde bu duruma gelen maçta o skor alınacaktır.

Uyum ve sistemin efektif olarak işlemesi konusunda ise. Skibbe ile pasa dayalı futbol için belli adımlar atılmıştı ama böyle bir mantalitenin ülkemiz gibi oyunculara yetersiz alt yapı eğitimi verildiği bir ülkede oturması hemde yarım sezonda oturması çok kolay olmasa gerek.

Yinede oyun olarak pek karamsar olmayı gerektirmeyecek bir durum söz konusu. Kadronun eksiklikleri belli. Yazın bu konuda doğru teşhis konulursa gelecekte dahada iyi bir oyun seyretmemiz olası.

Tuğberk dedi ki...

'' Sistemler oturtulduğunda ve takım karakteri istikrar kazandığında futbolcuların kendilerini geliştirecek ortamlar bulmasına da yardımcı olurlar. Geliştiremese de oyun içinde takıma maksimum katkıyı yapmasına. ''

Bunun en enteresan örneklerinden biri Sergio Busquets'in Barcelona'da ilk 11 çıkması olsa gerek..Türkiye'de olsa Maldonado muamelesi görür..

Flying Dutchman dedi ki...

@bonaventure

yaziyi tamamen yanlis anladigin gibi bir de bundan yola cikarak arguman uretmissin ama yaziyi komiklikle ithaf ederken seninki biraz trajikomik olmus

kisaca 2 sey soyleyecegim sen gerisini idrak et

9 sene onceki emre asikla simdiki emre asikin karsilastirmasi yok yazida...sistemin ortalama oyunculari nasil ust duzeye tasidiginin ornegi icin 9 sene onceye ornek verdim bu bir

futbol sahasinin boyu 68 derken bir tac cizgisinden obur tac cizgisini kastettigimi degil bir kaleden obur kaleyi kastettigimi anlayarak da zirveye ulasmissin...yahu tac cizgisinden kaleye demisim bari oradan cikaraydin...evet ben futbol sahasinin boyutlarini bilmiyorum...:))top ayaginda 68 metre surmek falan da yine o yanlis varsayimin sonucu ne top surmesi be kardesim

yaziyi bence tekrar oku derim...elestiri yapacagim diye elestirmeyin...fena hezeyanlara dusuyorsunuz

aksilaz dedi ki...

Galatasaray'ı 15 dakika izleyen bir kişi futbolcuların birbirinden bağımsız hareket ettiğini çok kolay anlayabilir. Ancak rijkaard görmüyor işte meselede buradan başlıyor.

Kimse kimsenin açığını kapatmak için çaba sarfetmiyor. Kısacası sahada takım değil bireyler oynuyor.

Sade dedi ki...

Sistem, ne garip şeydir ki Türkiye'de bir türlü oturmaz /oturtturulamaz!

Nedenleri milyon tane, çözüm arayanları gözleri, kulakları,... hep bu nedenlerle tıkalı.

Azıcık aralayınca neden perdesini, Teknik direktör olarak Rijkaard'ı getirirsin, sonra perde ağır gelir kollarına salıverirsin. "Rijkaard da kimmiş" dersin! Burası Türkiye!

Burada sistem mistem yok! Yürü be koçumla döner dünya, Futbol sahasındaki top neden yürü be koçumla dönmesin ki?!

nocturnal dedi ki...

Rakiplerin Bursa'ya karşı oyunları ile ilgili birşey sormak istedim. Bu demecin Riijkard tarafından nasıl dillendirildiğine şahit oldunuz mu? Ben direk Riijkard'ın cümlelerini İngilizce haliyle duymadım ama bazı yerlerde olayın tercüman kaynaklı olduğu ve Riijkard'ın aslında "Bursa'ya karşı oynadıkları düzen ve taktikle bize karşı oyunları farklı (örn. bize karşı daha defansa yönelik kapalı bir oyun benimsiyorlarken Bursaspor'a karşı daha cesur bir oyun sergiliyorlar gibi)" dediğini okudum. Eğer Riijkard gerçekten olayı "Anadolu takımları Bursaspor'a yatıyor"'a getirdiyse çok büyük hayal kırıklığı olacak kendi adıma.

T.Ç. dedi ki...

@FD

oldukça başarılı bir yazı.aynen katılıyorum.

@borges

hiç beklemediğim bir yorum olmuş.şimdiye kadarki analizlerin ile bu yorumun arasında fazla irtibat kuramadım açıkcası.beğendiğin (benimde beğendiğim) skibbenin oynattığı oyun ile rijkaardın oynatmaya çalıştığı oyun arasında çok fark var.skibbe lehine.ardanın skibbe zamanında geriye çok geldiğini yazmışsın ve bundan şikayetlerini belirtmişsin.aslında modern futbolda doğru olan ardanın geriye gelmesi sadece ardanın değil tüm takımın top defansta iken geriye gelip yardımlaşması.manu bunu rooney dahil yapabiliyor.antonio valencia gerektiğinde beke kadar geliyor.yada rooney orta alanın kendi yarıalanına kadar geliyor.top kendilerinde olduğu zaman bile.carrick gerektiğinde flecter gerektiğinde hucuma çıkıp gol pozisyonu üretiyor.takımı hucumcular ve defansçılar olarak ikiye ayırmak hata.emre güngörün pozisyonu aslında galatasarayı özetliyor.emreye top geldiğinde en yakınında kimse yok.yani yardımlaşma sıfır.oysa çok beğendiğimiz benfica maçında arda baros-lincoln-mehmet topal ayhan vs aynı karede görebiliyorduk.topla birlikte toplu hucum buna denir cinsten bir maçtı benfica maçı.şimdiki durum ise top defanstayken orta saha ile forvet topsuz ileriye yerleşiyor.ve defanstan uzun top bekliyorlar.mesafe uzun olduğu için.trabzonun golü galatasarayın sisteminin iflasının en güzel örneğidir maalesef.

crossover-d dedi ki...

futbolcuların sezon başı formuyla karşılaştırdığımızda söylenenlerin çoğunun doğru olduğunu görebiliriz. bu noktada önemli noktalardan biride bugünlerdeki geri kalmışlığın sadece rijkaard a bağlayamayacağımız. takımın bir bütün halinde oynamıyor oluşunda ki sebep lider özelliklerine sahip sadece 1 oyuncu kalmış olmasıdır.. arda oynadığında takımı bazen taşıyabilse de kötü gidişlerde çok fazla yabancı ve umursamaz oyuncu oluşu toparlanmayı mümkün kılmıyor..

ayrıca türk oyuncular arasında zeki insan olmayışıda trajikomik bir durumdur.. galatasarayın bundan daha iyi bir oyun oynaması bu zeson için mümkün görülmüyor.. tam tersini umut etsemde sezon sonunu yine geçen seneki gibi yaşayacağız gibi duruyor...

Mr. Harvey dedi ki...

@bonaventure

türk blog tarihine geçecek bir yorum olmuş bu:D
okuduğumuzu anlayalım, ilkokul 1.

Can dedi ki...

Galatasaray oyunu 60 küsür metrede oynuyor. Top defansta iken ön üçlü sıkışmıyor. Yani bu sistemi oynayan takımlar rakip baskı altına aldığında nasıl geriye yanaşıp blok biçimde ileri çıkıyor ise Galatasaray'ın da yapması gereken budur. Sezon başından beri sorun aynıdır ve en ufak bir ilerleme kaydedilememiştir. Ortaya kimi alırsanız alın oyun alanı kısalmadıkça baskı yedikçe geriden topa vurursunuz. Ön alanda baskı yaptığınızda da rakip kolayca geçer alan geniş olduğu için. Galatasaray'ın bu sezon oynadığı en iyi maçlar bu mesafelerin kısa olduğu maçlardır.

Mehmet Topal ile ilgili kendi blogumda bir yazı var; yabancı bir ismin onun hakkındaki görüşü ile ilgili. Hala kesiciliğine laf söylemem ama top kullanmada gram becerisi olmadığı bu yapıda ortaya çıkmıştır. Takke düştü kel göründü yani.

http://mcanmutlu.blogspot.com/2010/01/athole-still-ve-mehmet-topal.html

QdR dedi ki...

" Reykart " ne boş adammış ya okudukça öğreniyoruz.

Hiç beğenmedim bu yazını. Seni kınıyorum ve sana laflar hazırladım.

mert ergün dedi ki...

çok karamsar bir yazı olmuş.

fenerbahçe maçında güiza'nın salladığı o top girmese,
trabzonspor maçında gio ve jo'nun ilk pozisyonları gol olsa,

fenerbahçe 50 puanla 4. sırada, beşiktaş'ın altın psikolojik olarak bitmiş,
galatasaray trabzonspor'a fark atmış, 56 puanla lider olup dosta güven, düşmana korku salmış olacak,

galatasaray taraftarı şampiyonluktan başka hiçbirşey düşünmeyecekti.

bugün barcelona taraftarı bile korkuyor, messi'ye bişey olacak diye.

Flying Dutchman dedi ki...

hazırlamışken söyleyeydiniz elinizi korkak alıştırmayın :)

bir de reykart değil raykard :)
çok dolu adamdır katılmıyorum size

borges hoşgeldin :)

ardanın gelişmiş görünmesinin sebebi Messi'nin Arjantin milli takımdaki problemiyle aynı...Sıkışan onu arıyor çünkü...

Sabri'nin kendini geliştirdiğine katılıyorum yalnız...de başka bir oyuncu yok pek...bir de zaten dikkat edersen benim karşılaştırmam hem geçmiş senelerle hem de bu sezonun başındaki haliyleydi...sarp ve keita örneğinde olduğu gibi..

Cem Kalay dedi ki...

Tamam, takım kötü de, bir yerlerden başlamak gerekmez mi Avrupa'daki takımlara benzeyen, makine gibi işleyen düzene sahip olmak için ?

Bu yazı , şampiyonluk gitse dahi, biraz erken değil mi ?

EmrE dedi ki...

Adam 3-0 kazandığınız maçın 30 dakikasındaki oyuna rezalet diyo, siz hala Guiza'nın golü girmeseydi de, Jo atsaydı diosunuz. Öyle olsa bir de korku salacakmış. Galatasaray şu an ki haliyle kimseye korku salacak bir halde değil. Maça kendini vermiş formda bir Keita veya gününde olan bir Santos verebilir ama takım olarak zor.

Flying Dutchman dedi ki...

@Cem Kalay elbette bir yerden başlamak gerekir ve bu istikrar denen şey zamanla olur...Ama onun oturacağına dair sinyalleri de alırsın 9 ay sonunda...Böyle bir sinyali var mı Galatasaray'ın?Fatih Terim'in milli takımına gidecek bu iş ondan korkuyorum...3 sene sonunda oyun planı denen bir şey yoktu ortada...Zaten cevher görsek ileriye doğru işleyebileceğimiz bir şeyler olur...o yok takımda

yani nesi iyi ya da iyi olacağına dair bir sinyal veriyor Galatasaray'ın sistematik açıdan? kanat akınları? Şut organizasyonları? Yan top organizasyonları? Orta sahadaki presi? Alan daraltması? Yardımlaşması? Savunma güvenliği? Hücum varyasyonları? Tempo? Pas trafiği?...bunların hiçbirinde yokuz...Bireysel anlamda adamların formda olmasına dua ediyoruz...problem burada zaten...böyle iyi takım olunmaz

Romantik Fanatik dedi ki...

Bence çok doğru analizler var yazıda. Türk futbolunun en büyük eksikliği futbolcuların altyapıda aldıkları eğitimin yetersizliği. Rijkard altyapı hocası değil ki bu adamlara topu kontrol etmeyi, düzgün pas vermeyi, doğru pozisyon almayı, doğru yere topsuz koşu yapmasını öğretsin.

Türk futbolunda yabancı sınırlaması birkaç sene kaldırılsın, bizim sahte yıldızlarımız kadroya girebilmek ve kendilerini geliştirebilmek için çalışmaya başlasınlar, işte o zaman futbolumuz düzelir. Rekabet olmadan bu oyuncuların kendilerini geliştirmesi mümkün olmadığı gibi, takımlarımız da çağa uygun futbol oynayamaz, isterse başlarında Riijkard, Mourinho olsun.

T.Ç. dedi ki...

@romantik fanatik
kendini yabancıların kucağına bırakmışsın.bu kadar yabancı hayranlığı fazla kanımca.uefa kupasınını süper kupayı hatırlatırım.

algon dedi ki...

Yazi cok guzel, ozellikle sistemde oyuncu gelisimi kismini cok guzel aciklamissin. Sabri ve Keita disinda gelisim gosteren oyuncu yok, buna katiliyorum.

Yalniz Galatasaray gelecege yonelik o kadar kotu sinyaller vermiyor bence. Fazla karamsar diyenler olmus, ben de oyle dusunuyorum.

Chao Grey dedi ki...

@FD;

Bu oyuncularla sistemin oturacağına dair bir ümit yok açıkçası. Yazıda demişsin ya "fundamental konusunda çok fazla tavsiye vermezler oyuncularına" diye, işte tam da bu yüzden öğrenmek isteyen bir şeyler alabiliyor bu adamlardan. Topal'ın kafası Everton'da, Barış'ınki Almanya'da, Servet'inki Marsilya'da, Arda "abi"lerinden öğrendikleriyle meşgul (evet Elano'ya pas atmamasından bahsediyorum, gördük atmadığı zamanları) vesaire vesaire... Devre arasındaki transferler çözüm olmamış olabilir ama devre arasında da kalıcı çözüm üretmek çok kolay değil takdir edersiniz ki. Bu insanların istedikleri sistemi oturtmak için gerekli ortama ihtiyaçları var ve bu Türkiye'de her şeyden önce zaman demek. Analitik maç yorumu yapıp süreci inceleyenleri bilemem ama ben bu zamanı veriyorum kendisine, ve taraftarın da bu değerli insanları elimizden kaçırmamak için gerekli olan desteği vermesini sağlamaya çalışıyorum elimden geldiğince.

Rijkaard benim için sezonun en büyük hayal kırıklığı değildir; en büyük kazanımıdır. Burada Neeskens'le beraber bulunması; Gio'yu, Keita'yı, Elano'yu getirmesi; Sabri'yi adam etmesi bile yeter sırf bu sezon için. Gelecek sezon elindeki malzeme daha uygun olursa kafasındaki şablona, o zaman eleştiriler daha haklı olabilir. Türkiye'de işlerin nasıl yürüdüğünü anladığı için günlük planlar peşinde koşuyor gibi görünüyor, şampiyon olmadan kimsenin kredisini kazanamayacağını anladığı için. Planları uzun süreli. Zaten bir haber uçursa başına geçebileceği Avrupa devleri varken Galatasaray'a gelmesinin sebebi de Türkiye'de kalıcı işler yapmak istemesi değil mi? Yoksa ben mi çok romantik oldum yine?

İsteyen istediği gibi de eleştirebilir tabii; kimseye bir şey söyleyemeyiz bundan dolayı. Fakat Galatasaray'daki şu gelecek planlamasına sabretmek gerekirken her fırsatta yere vurduğumuz/vurduğunuz Türk spor medyası mantığıyla yazılan şu inceleme hiç hoş değil.

Hadi biraz daha samimi konuşayım; bu satırları aylardan beri okuduğum Flying Dutchman mi yazmış emin olamadım. Artık bu görüşlerim umrunda olur mu olmaz mı onu da bilemem...

mre dedi ki...

Önce deplasman sonuçları hakkındaki nacizane yorumumu yapayım. can rumuzlu arkadaşın söylediği kilit noktadır. deplasmanda oynarken belki daha tedbirli olmak adına takımın boyu çok uzuyor. savunma orta saha çizgisinin çok gerisinde kalıyor. orta saha forvete yakın oynasa savunma aksıyor, savunmaya yakın oynasa baskı kurulamıyor. dolayısıyla her deplasman maçında 5 savunmacıyla 5 hücumcunun kendi maçı oynanıyor. savunmacılar yemezse, hücumcular atarsa kazanılıyor.
oysa sami yen'de orta saha çizgisine yakın bir savunma, önde basan orta saha ile en azından belli periyotlarda baskı kuruluyor becerikli ayaklarla sonuca gidiliyor.
sözümün özü; savunma bu kadar geride oynadığı müddetçe, biz orta sahadaki 3 ismi tartışıp dururuz, o isimler değişse bile. demiyorum ki o bölgedeki oyuncular çok yetenekli ama elano-topal-barış 3'lüsü en azından kağıt üstünde birbirini tamamlayabilecek belli bir standardın üstünde oyuncular.
birbirini tamamlama deyince takımı oluşturan 11'in dişlilerinin de birbirini tamamlaması çok önemli bir örnek vermek gerekirse. sabri ile caner aynı savunmada uyumsuz olur. uğur ile balta' da ideal değildir ikisi de savunma yönü ağırlıklıdır. sabri-balta daha uyumludur çünkü biri daha hücumcu ve savunması zayıf, diğeri savunma bilgisi daha üst düzey ama hücuma katkısı sınırlıdır. tüm takımı oluştururken bu matematiğe oturtmak bence başarıda önemli faktördür. yani uzunu-kısası-hücumcusu-savunmacısı-tekniği-hızlısı-zekisi-hamalı bir takımın dişlileri olmalı.

Sacit Tekin dedi ki...

Mehmet Topal'ı 2 sene öncesinde en iyi orta saha oyuncusu yapan etkenleri açıkçası merak ettim?

Kendisini ne zaman dikine oynayıp, top taşırken, kaleye sezon boyunca attığı 1-2 gol dışında isabetli şutlar atarken gördük acaba? Bugündne farkı daha fazla kesici olmasıydı. Eğer herhangi bir sezonda Mehmet Topal mevcut potansiyeli ile en iyi orta saha oyuncusu oluyor ise kusura bakma Dutchman o ligin çivisi çıkmıştır. Keza yanı şey Servet için de geçerli.

Zaman zaman görülen performanslar aslında ülüzyon ama bunları doğru okumak lazım. Ne Topal ne de Servet yeterli futbol zekasına sahip oyuncular e bugün bulunndukları konumun üstüne koyacak adamlar değiller.

Özellikle orta saha oyuncusu için ön libero diyerek sadece kesicilik yapması ya da mücadele etmesi yeterliymiş gibi gösterilerek asıl orta saha oyuncusu gereksinimlerinden (sikine oynama,oyunu hızlandırıp yönünü değiştirme gibi temel özellikler en basitinden) sıyrılarak değerlendirilmesin karşıyım. Bu açıdan bakınca da Mehmet Topal2ın overrated olduğu kanısındayım.

Eğer Galatasaray Topal-Ayhan-Barış-Sarp 4'lüsünden herhangi 2'si ya da Barış-Topal-Topal 3'lüsünden 2 sinin yerine gerçek orta saha oyuncusu özellikleri taşıyan 2 adam koyabilseydi bugün çok farklı bir yerde olurdu.

Ya da bu adamların olduğu yere Emre Belezoğlu özelliklerinde ya da farklı olarak topu ileride tutarak arkadaki bu kısıtlı yeteneklerin top tutma ihtiyaçlarını azaltacak bir adam koyabilseydi Elano yerine çok daha farklı olurdu aynı şekilde.

Mesele Elano değil, bu adamların olduğu yere Elano gibi adamı alarak kısırlığı çözümsüz hale getirecek trasnfer politikasına sahip olmak Galatasaray için asıl mesele.

Gelecek adına da en büyük sorun takımın geleceğini şekillendirebilecek vizyon ve organizasyon (Kodro mühendsiliği v.b) becerisine sahip kişilerin futbol takımının başında olmaması. Atatürk Havlimanına isimler getirerek sansasyon yaratabilirsin ama takım kurabilmek çok farklı bir beceri.

Mesele bu 2 si arasındaki derin farklılığı görebilmekte ama bunu GS de görebilecek varmı , aradan 3 yıl geçti hala gelecek inşa ediliyor, her sezona 3 kupa hedefi ile başlanıyor.

Varmı daha ötesi???

Flying Dutchman dedi ki...

@Sacit Tekin bence Mehmet Topal'ı bugünkü performansından yola çıkarak yargılıyorsun. Toplum olarak kolay unutuyoruz. Ben o sezonki performansını unutmadım. Mehmet 2 sezon önce tek kelime ile muhteşem bir sezon oynadı. Yanyana oturup tüm maçları beraber izlemeye hazırım....

@Chao Grey

Yukarıda yazdığım şey burada da geçerli. Bakın futbol takımlarında istikrar denen şey atıyorum 2 senede oluşturulursa bu 23 ay boyunca silik futbol oynayıp 24. ay bir anda sihirli değnek demiş gibi muhteşem oynamaya başlamak değildir. Bu süre devam ederken takımdan siyaller alırsın...Atıyorum, takımın defansı 6 ayın sonunda birbiriyle uyumlu oynamaya başlar, 1 sene sonra 4-4-2 oynuyorsan kenarlardaki toplam 4 adam birbiriyle uyumlu oynamaya başlar ve varyasyonlar artık ezberlenir..2 sene sonunda da takım oturur tamamen...Farz-ı misal tabii bunlar, bu süreler değişirler..

belirtmeye çalıştığım şey şu...O takım oturma yoluna girmişse, sen bunun sinyalini alırsın. Yukarıda Cem Kalay nickli kullanıcıya sorduğum şey de o, bu takım hangi yönde umut veriyor ki?

Rijkaard'ın kazanım olmasının bir tek sebebi var. İsmi Frank Rijkaard. Ama isimlerle bir yere gelinmiyor futbolda. Gelecek sezonda bir şeylerin oturacağının sinyali bu sene veriliyor mu ki sana yoksa tamamen adı Rijkaard olduğu için mi böyle düşünüyorsun? Birinci şıksa eğer ne yönde ve hangi sinyal? Bu takım kötü oynuyor kabul edelim yahu. 5 kasımdan beri tüm kupalar dahil tek farklı üstünlüğü geçebildiği sadece 2 maç var. 5 kasım-28 şubat arası tek farktan başka kazandığı maç yok. Her zaman kötü oyunun göstergesi değildir ama böyle bir veri var elde. Bu da işin skora yansıması.

Bir de şu Keita, Elano'yu kim getirdi karar verelim. Haldun Üstünel mi Rijkaard mı?

Chao Grey dedi ki...

FD;

Keita kendisi açıkladı "Galatasaray'a gelmek aklımdan bile geçmiyordu ama Rijkaard'ın ismini duyunca fikrim değişti" diye. Özellikle Rijkaard'ın istediği de belli, zaten transferin Rijkaard'ın bilgisi dahilinde olmaması pek mümkün değil ama; Keita'yı ikna eden Rijkaard'sa, getiren de o oluyor.

Ben diyorum ki, bu kadroyla vereceğin ışık bu kadar olur. Evet kötü oynuyoruz; bunu görmeyen yok ama bu adamlara güvenmek gerekir ve bunun yolu da biraz görmemekten geçer hatalarını -Türkiye koşulları bunu gerektiriyor- zira hepimizin önünde bir Barcelona örneği var konunun dönüp dolaşıp geldiği. Eldeki oyuncuların kalitesi ve tipi malum, Rijkaard'ın da orada yaptıkları da ortada. E o zaman kendisine gereken sabrı göstermek için ne gerekiyor daha?

Flying Dutchman dedi ki...

Keita gururumuzu okşamış hafiften bizim. Rijkaard'ı değil de banka hesabını görünce değişmiş olmasın o fikri. Hayır bu lafların tümünü biz Fatih Terim, Skibbe, Feldkamp için de okuduk. 21. yüzyıl transfer piyasasında artık bu tür açıklamalar gurur okşayıcı laflardan öteye gitmiyor. Keita'nın menajerine (bak kendisine de demiyorum) istediği para verilmiş ve bu transfer gerçekleşmiştir.

Chao Grey dedi ki...

Bizim nasıl gururumuzu okşasın ki; Rijkaard'ın ismiyle ikna oldum demiş adam. Ayrıca normaldir, Mecidiyeköy'de geçmedi sonuçta çocukluğu; istediği parayı alınca gelmiş olabilir. Ben açıklamasına bakıp söyledim onları, yalan söylediyse de beni bağlayan bir tarafı olmaz bunların.

T.Ç. dedi ki...

keita rijkaard var diye geliyorsa bu galatasaraya hakarettir.galatasaray küçük takım ama rijkaard ısrar etti geldim demeye gelir.eğer böyle birşey varsa.yada teknik adama jest vs gibide olabilir.şu gerçekki paraya geldikleri malumdur.gerisi teferruat.

bir tutturmuşlar barca modeli.kızıl elma barca modeli.inanılır gibi değil.hiç mi avrupada başka takımların neler yaptığına bakılmaz.sanki barcadan başka dünyada güzel oynayan takım yok.yada barca harici sistemler tukaka.yok böyle birşey.

şu olmayacak sistem uğruna kadroda bulunan yararlı oyuncular gözden çıkarılırsa gerçekten yazık olmuş olur.galatasaray bana göre 2-3 yılda iyi bir 25 kişilik kadro kurmuştur.bu kadroyu kötü gösteren tek şey sistemle uyumsuzluğudur.taraftarlar ne istiyor.güzel oyun. güzel oyun için illa barca modeline gerek yok.güzel oyunu başka sistemlerlede elde edebilirsin.bu kadro güzel oyunu oynamıştır.geçen 2-3 yılda.

barca modeli türkiyede işlemez diyorum.iki neden var. birincisi türkiyedeki futbol yapısı.nedir?mücadele etmek didişmek üzerine kuruludur.ve ispanyaya göre daha serttir.bundan dolayı barca modeli futbolcular uygun olsada türkiyede verim elde edemez.
ikincisi barca modelinin marjinalliği.barcaya has bir model.genel geçer bir model olsa zaten avrupanın çoğu devi bu modeli uygulamaya sokardı kendi takımında.neden marjinal.xavi-ineasta-messi gibi bir üçlüyü bir araya getirmek zordur.birde bu barca modelini italyada da uygulayamazsın.oranın futboluna ters bir durum.sertlik vs.ispanya daha uygundur.acaba messi-xavi-ineaste italyada yada türkiyede oynasaydı sakatlık ihtimali ne kadar yükselirdi.

nedense kimse düşünmüyor.bu barca modeli harika süper de (ki öyledir)neden avrupanın diğer devleri aynı modeli örnek almıyorlar.oysa yıllardır barca modeli dünyada var.ama kimse bakıp transfer etmiyor.her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır.birisini taklid edersen orginali gibi olmaz.ve geçemezsin.var olan eldeki kadrodan kendine has bir stil yaratabilmek gerekir.
güzel oyuna bir kilometre sonra ulaşabildiğin halde ne diye 5 kilometre uzakta olanı ve meçhul olanı talep edersin.

T.Ç. dedi ki...

@chao
hakikaten yorumlarına inanamıyorum.nerdeyse birçok oyuncuyu ıskartaya çıkardın ya helal olsun.sanki gs da oyuncular zeka özürlü pas özürlüymüş vs. inanılır gibi değil.daha geçen sene bu kadronun çoğu avrupada olimpiyakosu-benficayı-hertayı-hamburgu-bordoyu ezmedimi-yada iyi oynamadı mı futbol olarak.üç pas mı yapamadı.öyle bir hava var ki sanki xavi-ineaste ile topal-barış karşılaştırılıyor.ve topal-barış ikilisi xavi -ineaste ikilisi yanında çok sönükmüş.böyle garip karşılaştırmalar anlamsız.şimdi manuda flacter-carrick ikilisi var.manulu taraftar yada ferguson böyle bir saçmalığı düşünürler mi?ama manu her sene avrupada kendi liginde zirveye oynuyor.onlar xavi-ineaste aramıyorda sen niye arıyorsun.yada yok diye dert yanıyorsun.

birde rijkaard dünyada hiç bilinmeyen birşeyi biliyorda aman onu elimizde tutalım havası var.futbol ve sistemler dünyada öyle çok bilinmeyenli bir denklem değildir.herkesin ne oynadığını görebiliyorsun bu çağda.teknik adamlık bana göre elindeki malzemeden en verimli olanı ortaya çıkarabilmektir.ve 25 kişiyi idare etme sanatıdır. zorluğu burada.öyle kimsenin elinde bir sır yok o teknik ekibi transfer edelimde o sırrı bizimle paylaşsın.böyle birşey yok.kartlar açık. onu al bunu al sahaya yerleştir.oynat.ne güzel yau.FD nin dediği gibi luce yi ve fergusonu yada başka başarılı bir teknik adamın farkı elindeki malzemeden en verimli şekilde sonuçlar almaktır.fergusonda ben xavi gibi ineaste gibi oyuncu isterim diyebilir.ama demiyor.çünkü ülkesinin futbol karekteri ve 25 kişilik kadro yapısına göre transfer yapıyor.şimdi galatasaraya xavi-ineaste gelde bu kez bu takımda puyol-pique yok diyecekler.onlarıda transfer etsen bu kez kanatlarda alves abidal eksik diyeceklerdir.doğal olarak.

son olarak en hoşnutsuzluk verici durum yukarıdaki yorumlara bakarak mehmet topalın ayhanın barışın mustafa sarpın servetin emre güngörün öndeki lüks oyuncular yüzünden düşürüldüğü durumdur.elano santos hatta keita hiç yardım etmesin top galatasarayda iken ileride top beklesin defansa gelip arkadaşından top almasın(emrenin hatasında emreye yakın oyuncu varmıydı?emreye iki seçenek bıraktılar orta saha elemanları yakın olmadığı için.ya topu ileriye şişirecek-bu kez top kullanamıyor diye eleştirilecek-yada çalım atıp oyun kuracak.üçüncü seçenek yok.olması lazımdı.oda emreye yakın oynamak tek pas seçeneğini emreye sunmak) sonra fatura bu takım için mücadele eden türk oyunculara çıksın.neymiş oyun zekaları yokmuş.neymiş pas özürlüymüş. o kadarda kendi oyuncunu başarılı olmuş oyuncunu düşürmek olmaz.türk futbolcusu ve türk futbolu zirvede değil ama senin(chao) dediğin gibi yerlerde de değil.şampiyon takım şampiyonlar ligine direk katılıyor.lig ikincisi eleme yapıyor.bu ligde oynayan türk futbolcusuna patagonyoda oynuyor muamelesi yapmak yada pas özürlü demek kendini bilmemektir ancak.

Cem Kalay dedi ki...

@Flying Dutchman

Frank Rijkaard bir röpörtajında demişti ya, Türk futbolunu tanıtırken; herşeyden biraz var, hiçbir şey tam değil diye, Galatasaray'ın durumu bu, hiçbir şey yok diyemeyiz. Genel olarak kötüyüz evet, kabul, ama bazı maçlarda yapılan işler bence bu işin olabileceği yönünde.

İlk haftalardaki hücum oyunu sergilenmiyor ancak bazı maçlarda belli bölümler iyi futbol oynamıyor değiliz. Frank Rijkaard'a bir sezon daha bakalım, bir transfer dönemi daha geçsin, hamlelerini birkez daha görelim, yine aynı şeyleri konuşuyorsak, o zaman bu yazı haklılık payını alır benim gözümde.

Chao Grey dedi ki...

@T.Ç.

Tartışmayı devam ettirmek istemiyorum burada. Eğer gerçekten bu konudaki fikirlerimi merak ediyorsan profilimde e-mail adresim var, oradan bana ulaşabilirsin; tartışırız istediğin gibi. Ama burasını daha fazla meşgul etmeye gerek yok.

Bir de, sanırım benim "Barcelona örneği" lafımı yanlış anladın. Ben Barcelona'yı kopyalayalım demedim -ki ucundan kulağından da olsa bunu yapacak olsak da- Rijkaard'ın Barcelona kariyeri gibi bir referansı var demek istedim. Yani bu adam ışığı vermişti daha önceden bir sistem oturtmak adına.

Ha; "O Barça'yı ben de oynatırdım" diyerek Hıncalcılık oynayacaksak o başka tabii...

Sacit Tekin dedi ki...

FD,

Görüşlerine saygı duyuyorum ama Mehmet Topal henim için hiç bir zaman çok iyi orta saha oyuncusu sınıfına girmedi.

Tabiki ne düşündüğümü geçmişte neleri dillendirdiğimi bilmediğin için böyle düşünüyorsun ama kendi bloğumda ben Galatasaray'ın bugün genel olarak sıkıntılı olarak değerlendirilen orta sahası için 2008 eylül'ündne beri aynı şeyleri yazıyorum, yani benim için sürpriz ya da yeni şeyler değil bunlar.


2008 sonunda yaptığım bir değerlendirmeyi seninle paylaşmak istiyorum:

http://sacitekin.blogspot.com/2008/12/galatasarayn-sorunu-2-teknik-taktik-.html

Ek olarak kaliteli ve kendine güveni olan bir oyuncunun bu kadar köreleceğine imkan vermiyorum. Yani Topal hiç bir zaman oyununun 2yönünü de oynayabilen bir adam olmadı. Yine sabit oyununa devam ediyordu ama belki daha sağlam basıyordu. Yani oyunun deli gibi 2 yönlü oynarken bu hallere düştüğünü kimse iddia edemez. En fazla daha fazla mücadele eder, daha da ötesi olmaz.

aslantepe dedi ki...

Rijkaard futbolcuların tüm bildiklerini unutmasını sağlamayı sistemi daha sonra sıfırdan kurmayı hedefliyor olsa gerek..

zargonyali dedi ki...

hafif popülerite amaçlı bir yazı olmuş gibi geldi bana.

doğru, doğru bir noktadan diğer doğru bir noktaya gitmeyle olur. başladığımız yer doğru ama gittiğimiz nokta yanlışsa bu doğru olmuyor, giderek doğrudan uzaklaşıyor.

öncelikle doğru noktadan başlayalım, hollandalı alışmış "mental olarak olgun oyunculara taktik vermeye"
işin içyüzü de burada zaten. mental olarak olgun 2-3 isim var galatasaray'da diğerleri hiçbir zaman o seviyeye çıkmadı, çıkamaz. türk futbolunun en büyük eksiği bu değil miydi zaten? terim'i milan'dan kovduran da bu değil miydi? sadece gazla çalışan futbolculara alışmış terim gazdan başka bir şey veremeyince kovulmadı mı avrupa'dan?

oyun olarak gelecek vaadeden noktalar var. kanat varvasyonları ve oyun içindeki mevki değişimi gerçekten takdire şayan durumda ama maalesef ki orta saha ve defans bu yükü kaldıramıyor. keita'yı bu kadar rahatlatan sabri'nin bir eşi de solda olsa mesela caner'i oraya hapsetmek zorunda kalır mıydı rijkaard?

elinizdeki oyuncuları sisteme adapte etmek mi sistemi oyunculara adapte etmek mi arasında gidip geliyoruz biz. duygusal baktığımızdan olaya da lucescu gibi oyuncuya göre ayarlarız bişeyler hacı sıkma sen canını diyen hocalar işimize geliyor. sistem açısından bu oyunu kaldırabilecek oyuncuları yok şu anda galatasaray'ın. orta alanda elano'nun geriye çekilmesinden de bunu görebiliriz.mehmet topal ve mustafa sarp bir yere kadar kaldırabiliyorlar ağır yükü ilerisi yok. mehmet topal çok iyi bir kesici ama ileride yok, mustafa sarp iyi ileri çıkışlar yapıyor ama geri dönmekte ve top kesmekte zorlanıyor bu seferde.
bu iki özelliği taşıyan bir oyuncu daha olsa orta alanda bu kadar göze çarpmazlar ama ayhan'In da formunun mağma seviyesinde sürünmesiyle maalesef gözümüze çarpar oldu eksiklikleri.

gözden kaçırdığımız bir diğer nokta da bu takımdaki oyuncuların birbirini yeni tanıması. bir kısmı zaten 5-6 ay önce oturdu derken sakatlıklar ve ardından gelen transferlerle byabancılıkları daha da arttı.

ayrıca bu takım temmuz ikinci haftada maçlara başlamıştı yanlış hatırlamıyorsam bu zamanlarda bir grafik düşüklüğünü zaten bekliyordu herkes. ama sakatlıklar bundaki etkiyi katbekat arttırdı.

bu tarz bir eleştiri için bence 2010 aralık ayını beklemek lazım. anlık başarı elde edecekseniz zaten alırsınız 33-35 yaşlarında avrupa'nın kaşarlanmış futbolcularını 2-3 sene oynatır 4-5 kupa alırsınız. -ki yapıldı daha önce-

türk futbolu artık mental oalrak da olgun bir nesile ihtiyaç duyuyor futbol artık sadece fizik ve teknikle oynana bir oyun değil.

Flying Dutchman dedi ki...

bunu hep söyledim yine tekrarlayayım popülarite amaçlı yazı için 5 paragraf yazı yazmam

Rijkaard adam değil, ben ondan daha iyi yönetirim takımı işte hayalimdeki kadro ve taktik diye 5 satır yazarım...çok daha ünlü olurum merak etmeyin :))

bir de "popülarite"den kasıt nedir? Blog denen şeyi okuyan adamların profili bu zaten..Ne yapacak popüler olmayı amaçlayan bir blogundan, dur bir yazı yazayım yarın Sabah'a manşet olayım Ali Kırca ile ana haber'e çıkayım mı diyecek

şu "popüler olmak için", "objektif görünmek için" türü yaftalardan vazgeçelim bir zahmet

hücum futbol dedi ki...

FD biraz daha sakinlik ve sabır dostum. dediklerinde haklısın, tespitlerin doğru ama sistem dediğin şeyi de kuran yine takımın kendisi. bir yerden sonra artık sistem kurulunca bu sefer ona eklenen parçalar sisteme uyuyor.

bu birbirini besleyen bir süreç. teknik direktörün buradaki mahareti ve becerisi bu sistemi kuran adam olması. rijkaard zor olanı seçti. oynayarak, pas yaparak, zevk vererek maç kazanan bir takım yaratmak istiyor. barça gibi.

sistemi oluşturan şey de onun yapı taşları futbolcular. adamına kafasındaki somutlaştırcak olan onlar. 1 sezon daha sabretmeyi hakediyor rijkaard. bu yıl bu takım ligi 4. de bitirse bunu yapmak zorundayız. başka bir şansımız yok.

ama şu orta sahayı da pas futboluna uygun adamlardan kurmamız lazım. ben seneye farklı bir takım göreceğimizi umut ediyorum.