1 Haziran 2010 Salı

ADAMS ÆBLER

























İskandinav sinemasından son yıllarda izlediğim en iyi örnek, İsveçten gelen ve bana göre 2000-10 arasının en iyi 10 filminden birisi olan Låt den rätte komma in'di. İskandinavyanın soğukluğunu, alışılagelmiş vampir filmlerinin dışına çıkan bir dille aktaran film enfes bir örnekti. Danimarka sineması deyince akla ilk gelen adam Lar von Trier'dir tabii ki.Benim pek tarzını sevmediğim Trier'nin üçlemeler şeklinde önümüze sunulan filmlerinin Türkiye'de de belli bir hayran kitlesi vardır. Avrupa Üçlemesi'ndeki The Element of Crime, Epidemic ve Europa, Altın Kalp Üçlemesi'ndeki Breaking the Waves, Idiota ve Dancer In the Dark, Fırsatlar Ülkesi Üçlemesi'ndeki Dogville, Manderlay ve çekimi sürekli ertelenen Wasington özgün ve hayran kitlesi sağlam filmlerdir. Ancak Danimarka sineması Lars von Trier'den ibaret değil. Örneğin 1988 En İyi Yabancı Film Oscarı kazanan Pelle te Conqueror ve 2007'de aynı ödüle aday olan After the Wedding diğer örnekler. Bugün bahsedeceğimiz film ise 2005 yapımı bir komedi filmi. Adams æbler, yani Adem'in Elmaları.

Şartlı tahliye ile salınan ve bir kilisede topluma kazandırılmaya çalışan Hitler yanlısı, Neo-Nazi Adam Pedersen ve kilisenin egzantrik rahibi Ivan etrafında geçiyor film. İskandinav ülkelerinin dini açıdan hafiften zayıf olması sebebiyle kilisedeki ayinlerde de in cin top oynuyor tabii. Filmin sonuna doğru yapılan insanın kendi içindeki iyiliği bulma ve bunun Tanrıdan gelen bir mesaj yoluyla olma tarafı insanı sıkmayacak şekilde verilmiş. Bir "kendini iyi hisset filmi" olarak fazla hüzünlü ama bir drama olarak da fazla eğlenceli bir film Adams æbler. Bu yüzden de aradaki dengeyi çok iyi tutturuyor. Ayrıca Ivan'ın hayatındaki bir dolu olumsuzluğu yokmuş gibi gösterme çabası ve aşırı iyimserliğinin bazı sahnelerde kahkahalara yol açtığını söylemek lazım. Bu filmin insanda yol açtığı bir başka duygu var. Anında mutfağa girip elmalı pay yapmak. Nitekim bize de öyle oldu. Film biter bitmez una, yumurtaya, hamura bulandık. O tarihten bu yana da sürekli tekrarlıyoruz. Bizim evde yapılan elmalı payların müessibi bu filmdir. Fİlmde Türk asıllı Danimarkalı aktör Ali Kazım da rol alıyor. Uluslararası birçok festivalden ödüllerle dönen bu naif filmin çok sevdiğim bir diyaloguyla bitireyim.

Ivan: What a handsome man. Your father?
Adam: That's Hitler.
Ivan: No, Hitler had a beard.....oh, You're right. I'm thinking of that Russian guy. I'll leave you to it.

8 yorum:

canoğlan dedi ki...

istanbul film festivali'nde seyretmişim bunu ve o günden beri bilinmeyen efsane filmler arasında hep ilk başlarda gösteririrm bunu. her arkadaşımın izlemesini isterim.

Atilla Çelik dedi ki...

Yanlış hatırlamıyorsam 1,5-2 yıl önce izlemiş ve etkilenmiştim. Film aslında İskandinav filmlerinde her daim olduğu gibi yer yer rahatsız edici, soğuk kareleri fazlasıyla içeriyor. Bazı yerlerde katıla katıla güldüğümü hatırlıyorum. Oyunculuklar kesinlikle harika..

Gökhan dedi ki...

Bu filmi izlemedim ama soğuk ülkelerin sinema filmlerinden bahsedeceksek 101 Rekjavik'i atlamamak lazım. İzlanda yapımı güzel bir filmdir.

Blogda bununla ilgili bir yazı dizisi yapılabilir aslında.

outlaw dedi ki...

çok güzel bir film, ama "çin'de köpek yerler" ve "danish delicatessen"in üstüne tanımam iskandinav sineması denince...

outlaw dedi ki...

bu arada ali kazım "müslüman terörist" mi?

Kerem dedi ki...

Bir cok yerinde kahkahalar atarak izledim. Kara Mizah bu olsa gerek. Ayrica tiyatrosu da oynanmakta. Ilk firsatta gidecegim. Tavsiye ederim.

nebuchadnezzar dedi ki...

bende 1 sene falan önce izledim. walla züper entresan bir film .. iyi ki izlemişim... biz de türklerdede böle arıza filmler olmalı :D

kido dedi ki...

sahane bi filmdi. zaten anders thomas jensen'i gordun mu izleyeceksin direk (bu filmin yonetmeni ve senaristi). bu filmi sevenler mutlaka sunları da gorsunler: "in china they eat dogs" (bunu baska bi arkadas da belirtmiş zaten), "flickering lights" ve "the green butchers". hepsinin yonetmen veya senarist koltugunda anders thomas jensen'in adı geciyor.