16 Temmuz 2010 Cuma

KALDIRIMLARINI SEVDİĞİMİN MEMLEKETİ











İnsanoğlu doğayı terk edip şehirleşmeye başladığından bu yana kendi yaşam alanının doğasını yaratmaya çalışıyor. Doluya koyuyor almıyor, boşa koyuyor dolmuyor. Ama bir şeyler yapıyor. Kentleşmenin en güzel örneklerini de ister istemez daha uzun süredir yerleşik olanlar veriyor.

Hayatınızın bir kısmını sakin bir kasabada ya da küçük bir kentte geçirdiyseniz, kaldırım gibi basit bir detayın insanın gündelik konforunu ne kadar etkileyebileceğini fark etmişsinizdir. Elinizi kolunuzu savura savura, nereye bastım diye habire bakmaksızın aylak aylak yürümenin keyfi metropollerde pek mümkün olmuyor…

Memleketimde kaldırımlar binbir çeşit. Misal, Çorum’a ilk gittiğimde fark etmediğim, yıllar sonra birinden duyunca anımsayıp tekrar gidişimde de net şekilde tespit ettiğim şey, Çorum’luların kaldırımları otopark sanması gerçeği oldu. Kentin hangi köşesine giderseniz gidin tüm kaldırımlar otomobille doludur.

Sivas’ta şaşırtıcı derecede iyidir. Ne çok geniş ne de ağaçlar tarafından daraltılmış. Sizi üzmeyecek kadar yeterli…

Bolu’ya gittiğinizde kaldırımların genelde sonradan düşünülüp oraya koyulmuş gibi olduğunu fark edersiniz. İnsanın düşünmeden, önüne dikkatlice bakmadan yürüyebileceği bir genişlik ve düzlükte değildir. Abuk subuk fırlamış, kenarı köşesi kalkmış taşlar ise ülkemin kronik sorunu zaten. Her kent için ayrıca belirtmeye gerek yok. Halbuki Bolu dediğiniz kent neredeyse dümdüz bir ovaya kurulmuştur. Yani birazcık planlamayla çok daha insancıl yapılabilirmiş.

İzmir ve Antalya’da gözlemlediğim kadarıyla ülkenin düzgün kentleşmesinin örneklerini görebiliyorsunuz. Bir şehrin kentleşmesi ile orada yaşayan insanlarının hayata bakışının doğrudan ilişkili olduğunu düşünürüm. Deniz insanı konforuna düşkün olur. Ne uğraşacak öyle daracık sokaklar, kaldırımlar filan…

Mardin’de, iki farklı kent olduğundan iki farklı kaldırım yapısı vardır. Yeni kent, tipik bir Türkiye örneğidir. Kaldırımlar varla yok arası “eh bu da lazım olabilir” denerek yapılmışçasına… Eski Mardin’de ise tamamen o nefis tarihi doku ile uyumludur. Mecburen… Zira o güzelim tarihi dokunun ortasından yol geçmiştir ve kaldırımlara da pek yer kalmamıştır… Neyse ki kalabalık bir kent değil de kaldırımlar insanı çileden çıkartmıyor. Daha iyisi olamaz mıydı? Olurdu elbette…

Gelgelelim İstanbul’a. Kendisi kadar kaotiktir kaldırımları. Ne sadece otopark, ne sadece ağaç bahçesi, ne sadece çocukların oyun alana ne de sadece Çingene çiçekçilerin seyyar dükkanı… hepsi birden ve aslında hiçbir şey… Tuhaftır, semtin ne kadar eski olduğuna değil ne kadar zengin olduğuna göre bu kentteki kaldırımların insancıllığı değişiyor. Caddebostan’da Prag’da yürüyormuş gibi hissedebilirsiniz kendinizi . Nişantaşı, Paris’i andırır sanki… Etiler, biraz Londra sokaklarıdır… Oysa bir de Alibeyköy var… Ya Okmeydanı… Ah Avcılar...

Ne idüğü belirsiz -yerleşke mi, iş merkezi mi, ulaşım merkezi mi belli değil- Mecidiyeköy gibi semtlerde ise yaşayanların gelir düzeyinden de bağımsız olarak tamamen kaotik, her an değişebilen bir kaldırım yapısı var. Yol mu genişleyecek, çal kaldırımdan; ağaç mı dikilecek, çal kaldırımdan; sokak lambası mı değişecek, pislet her tarafı kablolar aylarca yerde dursun; hafriyat mı yapılacak, 3 ay önce yenilenmiş kaldırımı kır ki kamyon girebilsin…

Bu ülkenin kaldırım mühendislerine ihtiyacı var!

By Gand

2 yorum:

Adsız dedi ki...

bir izmirli olarak izmir yorumu çok ezberden geldi bana. Izmirliler artık kaldırım değil yol bile bulamıyor gidecek maalesef metro çalışması sebepli. 10 senede tek bir durak ilerleyemeden. Antalya ise evet çok daha düzgün. bu konuda birde güzel batı şehirleri kadar Çin şehirlerini de söyleyebilirim. özellikle sonradan gelişenler gerçekten oldukça iyiler.

Nina dedi ki...

Kaldırımdan çok gelir düzeyine göre değil de sadece insan olduğu için insan gibi muamele görmeye ihtiyacı var. Zaten o zaman kaldırımlar da düzelir bir sorun kalmaz, olaya bu yönden bakılsaydı tabi.