16 Kasım 2011 Çarşamba

NEDEN OLMADI?

















Olmayacaktı da ondan?

Bu örneği hep veririm ve hatırlarım. Hollanda'daki ilk günlerim. ATM sırasında bekliyorum, sırada ya dördüncü ya beşinciyim. En önde parayı çeken yaşlı kadının işi gereğinden fazla uzadı, bir süre sonra uzamayı geçti kabak tadı verdi. Paralar yere düşüyor, bozukluklar etrafa saçılıyor, eldeki kağıtlar o elden o ele geçiyor, tam panik anı. Ben önce atkıyı gevşettim, sonra kafamı sağ ve sola doğru uzatarak ne oluyor diye görmeye çalıştım, derken yerimde oflayıp puflayarak hareket etmeye başladım, sonra kafa uzatmayı geçip sağa sola adım atarak önü kesmeye başladım, derken aynı anda sıradaki diğer insanlara baktım. Onca adamın durduğu sırada bir tek ben altımda kurt varmış gibi oynuyordum. Kadın işini olağandan 4-5 kat daha uzun sürede bitirdi ve gitti. Muhtemelen sıradan birisi kadına yardım etse gideceğimiz yere daha önce giderdik, ama Hollandalıların hiçbirisi bunu düşünmediler. Oturmuş norm olduğu üzere işlem yapan kişinin en az 4-5 adım gerisinde durmayı tercih ettiler. Örneğin yanına gidip "teyze yardım edelim mi diye kartı elinden almadılar?"...Hangisi doğru...Daha doğrusu hangisi yanlış?...İkisi de değil...İşte bunu kimse ne Hiddink'e anlattı ne de kendisine...

Realist bir Hollandalı ve Sürrealist bir Ülke

Guus Hiddink daha play-off maçlarına başlamadan, Azerbaycan maçından sonra şöyle diyordu kameralara "eğer 'biz duygusal bir takımız' derken kastettiğiniz şut atılmayacak ve pas verilecek yerde orta sahadan şut atmaksa, yerini kaybedip ileri çıkmaksa (Almanya maçında yenilen 2. golden örnek vermişti) ben yanlış adamım". Yanlış adamdı işte Hiddink ve bunu anlaması 2011 yılının sonlarını almıştı. Bunu federasyonun Hiddink'e teklif etmeden önce anlaması, Hiddink'in o sözleşmeyi gördüğü anda anlaması ve hiç değilse yine federasyonun o Azerbaycan gecesi anlaması lazımdı. Onların anlaması, 12 Kasım 2011 günü oldu.

Hiddink realist bir adam, bunu sadece son 2-3 ayda ağzına pelesenk ettiği "realist" lafından çıkarmamak lazım. Adamın hayatını incelemek, otobiyografisini okumak, yani kendini nasıl gördüğünü anlamak lazım (bunu hiçbir federasyon görevlisi yaptı mı merak ediyorum, ortada görünen "milli takım uzmanıdır bastıralım parayı alalım" anlayışından başka). Onun için Almanya'nın olduğu bir grupta ikinci olmak ve dünya sıralamasında 13 basamak üstte yer alan bir takıma mağlup olmak "gerçekçi" sonuçlar. Bugün kovulduktan sonra hala aynı şeyleri yineliyordu. Ama sorun şu ki, Türkler ve daha da öte Türk milli takımı realist değil, sürrealist ve hatta ütopist bir takım.


















Tam 42 yıl boyunca hiçbir uluslararası turnuvaya katılamadıktan sonraki 4 turnuvanın 3'üne katılan ve bunların son ikisinde sırasıyla çeyrek final ve yarı final oynayan bir takıma alışmış bir ülkeye geldi Hiddink. 1996'da turnuvaya egosu yaptığı işten küçük Fatih Terim ve yanında gerçek bir ikinci adam olan Rasim Kara vardı (futbol tarihimizde çok az görüldüğü üzere bu 2 adam Euro 96 sonrası 2 büyük takımın başına geçtiler). 2000 yılında Mustafa Denizli'nin turnuvaya götürdüğü takım, Türk futbol tarihinin gördüğü, belki de bir daha göremeyeceği bir takımın üzerine kurulmuş bir iskeletti. 2 yıl sonra Uzakdoğu'da bu iskelet Mircea Lucescu'nun kontrol delisi futboluyla Avrupa'nın devleriyle başa güreşen bir takımın üzerine kurulmuştu. Sonra 2 yıl ortada görünmedik. Bir daha göründüğümüzde turnuvada, maçları önde götürdüğümüz dakika sayısı 10u geçmiyordu ama yarı final oynamıştık. Böyle acaip bir takım için "realizm" çok uzak bir kavramdı.

Guus Hiddink önemli bir futbol zekası. Bugün kovulması bunu değiştirmeyecek elbet. Guus Hiddink parayı seven, hatta çok seven bir adam. Bu da bugünden yarına değişmeyecek. Otobiyografisini okursanız kitapta para ile ilgili bölümlerin çok az yer tuttuğunu ve sadece "maddi konuları hemen hallettik" şeklinde geçtiğini göreceksiniz. Hatta para konusunun en fazla bahsedildiği bölüm (tesadüf!) Fenerbahçe'ye transfer olduğunda kendisine verilen daire, imzadan caymaya kalktığı sırada gazete kağıdına sarılı getirilen ve yolda birisi beni soyacak diye korka korka, çantada Hollanda'ya götürdüğü marklar...Hollanda'da sık sık bankayı ziyaret edip hesabını kontrol ettiren, Hollanda polisi ile vergi yolsuzluğu konusunda başı derde girmiş (adresini Belçika'da göstermesi dolayısıyla) bir adam. Böyle bir adama, yukarıda bahsettiğimiz geçmişi olan bir ülkenin yaptığı teklif, olmayacak duaya besmele çekerek başlamaktı. Hiddink, bu yanlışı gördü (görmeyecek adam değil), ama elinin tersiyle itmektense hem Rusya'ya imzası sırasında da kendisine teklif yapan (bu da aynen kitabında geçmektedir) Türkiye Futbol Federasyonu'na bu sefer boyun eğdi (muhtemelen o zamandan çok daha yüksek bir rakama), hem de bir şeyleri değiştireceğini düşündü.

Gittiği her ülke futbol takımının üstün özelliklerini görüp bunu ön plana çıkaran bir adam Varsseveld'li adam. Korelilerin çalışma ahlakı ve pes etmemeleri, Avustralya'nın kavgacılığı (ilk antrenmanında maçları nasıl 11 kişi bitireceğini düşündüğünü söyler), Rusların mekanikliği ve zaten çok iyi bildiği Hollanda'nın futbol kültürü. Bizim güçlü yanımızın düzensizlik olması, hayatını düzen üzerine kurmuş bir Lego ülkesinden gelen (mimarisi ve şehir planları açısından) bir adamın anlaması çok zordu. Anlamaması biraz zaman aldı, anladığında ise çok geçti ve artık o da inanmamaya başladı.

Yunanistan'ın Karşı Devrimi ve Türkiye'ye Etkisi

Tabii bu süreci hızlandıran çok önemli bir başka gerçek var. Türkiye 1996-2002 yılları arasındaki başarıların hemen ardından, komşusundan çok ağır bir kazık yedi. Otto Rehhagel ve 2004 Yunanistan'ının yaptığı karşı devrim. O turnuva orta karar ve alt sınıf futbol takımlarının tümünde oyun disiplini ve yerleşme planının yaratıcılıktan çok daha önemli olduğu düşüncesini uyandırdı ve tüm Avrupa futbolunun çehresi değişti. 33 yaşında AEK forması giyen Theodoros Zagorakis, Matthias Sammer, Zinedine Zidane, Xavi gibi adamların aldığı "MVP" ödülünün sahibi oldu. Ancak bu karşı devrimin bir problemi vardı bizim açımızdan. Öne çıkardığı ve cilaladığı tüm gereklilikler bizim zaaflarımızdı. Yerini kaybetmemek, oyun disiplini ve konsantrasyon. 2002 sonrasındaki 5 turnuvanın sadece 1'ine gidebildik, şu meşhur acaiplikler turnuvasına...Ve (tesadüf!), bu süreci başlatan Fatih Terim'in taktik devrimi ve yatırımından çok, gol olduğunda tüm takımı üzerine koşturacak motivasyonu ile...














Bundan sonra ne olacak?

Türkiye Futbol Federasyonu yukarıdaki itirafın geldiği Azerbaycan maçı sonrası, bugün verdiği tazminatı verip Hiddink'le yolları ayırabilir ve play-off'a Mustafa Denizli ile girebilirdi. Bugünkünden daha kötü bir sonucun ortaya çıkmayacağında hepimiz hemfikiriz. Ama bugüne kadar aldıkları bir çok kararda cesaret örneği göstermemiş bir kurumdan bunu beklemek yersiz olurdu.

Birkaç seçenek var. İlki yine ismi olan bir futbol zekasını buraya getirmek. Ancak işi Hamit Altıntop'un önerdiği gibi "Almanları örnek alma" veya "Total Futbol için kuluçkaya yatma" noktasına getirirsek 2 yıl sonra varılan noktanın hüsran olacağı aşikar. Burada göreve getirilecek kişiye, kimsenin Hiddink'e yapmadığının yapılması gerekiyor. Oğuz Çetin ya da bir federasyon yetkilisi, bu ülkenin hangi safhalardan geçtiğini, futbol kültürünün ne olduğunu yeni gelen yabancı hocaya açıklamalı. Artık kimse yapılanmadan ve 5-10 yıllık planlardan bahsetmesin. Biz bunları bekleyemiyoruz, en azından başarı olmadan bekleyemiyoruz. Bu inişli çıkışlı futbol kültürümüzün sonucu bu. Hiçbir kültüre sahip olmamak. Bazı turnuvalarda tüm dünyayı şok edip, izleyen turnuvaya gidememeye kendimizi hazırlayacağız. Diğer yol olan istikrar bizim sözlüğümüzde yok. Bu bir suç değil, kabullenilmesi gereken bir karakter özelliği. O yüzden bunu itiraf etmeyi aşağılık kompleksi olarak görmenin de manası yok.

Diğer yol göreve denenmemiş bir genç Türk hoca getirmek. Abdullah Avcı, Ertuğrul Sağlam ve Tolunay Kafkas isimleri dolaşıyor. Hepsi çok kolay harcanabilecek isimler. Bu şekilde göreve getirilen son isim Ersun Yanal, sadece 1 futbolcuyu kadroya almadığı için aforoz edilmişti bu ülkede. Sayılan isimlerin tümünün şansının, bu kamuoyu ortamında çok zor olacağını düşünüyorum.

Eski toprağa başvurmak (muhtemelen Denizli) veya tamamen emektar bir gezgine şans vermek de (Hikmet Karaman ve yine Yılmaz Vural) seçenekler arasında. Ama yapılması gereken önce ne olduğumuzun farkına varmak. Rakip takımın 3 sene önce altettiğimiz hocasının ağzından bunu duymadan önce...

7 yorum:

raul #7 dedi ki...

Ülkemizin bu başarısızlıktan sonra diğer bir yabancı hocayı kaldırabileceğini düşünmüyorum. tercih illaki bir Türk hoca olacaktır,görünüm de zaten bu yönde.

Emilio Santos dedi ki...

Şu anda Mustafa Denizli hem kısa vadede istenen başarıları belli bir derecede yerine getirebilecek hem de uzun vadede hedeflenen yapılanmayı ve istikrarı hiç bir dış müdahaleye maruz kalmamak şartıyla hayata geçirebilecek tek kişidir.

M.Cagdas dedi ki...

Yanilmiyorsam Abdullah Avci milli takimlarin altyapilarinda gecmiste gorev yapan bir hoca, dolayisiyla altyapilari ve genc oyunculari taniyor. Ben olumlu bakiyorum Avci'ya, Ersun yanal'a yapilanin olacagini dusunmuyorum. Ve su var ki, bundan sonra gelecek en ufak iyilesme, gelisme, basari olarak sayilacaktir cunku ozellikle bu hirvat macindan sonra kamuoyunun gozunde dibe vuran bir milli takim var.

Yalniz Hiddink'e tazminat verilmedi sanirim, oyle degil mi? 2+2 sozlesmesi vardi ve opsiyonu kullanmadilar. Yani aslinda bu heryerde gecen "hiddink kovuldu" lafi da biraz sallama. Sozlesme karsilikli olarak uzatilmadi, olay bu.

Cengizhan TÜRKİŞ dedi ki...

Bu federasyondan, basketbolcu yöneticilerden kurtulmadıkça kim gelirse gelsin fasa fiso..

enes dedi ki...

Benim anlamadığım Tanjevic yıllarca Türk Milli takımının hocalığını yaptı o zaman kimse niye yabancı demedi peki konu futbol olunca niye yerli-yabancı ayrımına milliyetçilik eksenine kayıyor..

Bir tek biz mi milliyetçiyiz ona bakarsanız İngilizlerde milliyetçi ama İtalyan Capello ile çalışıyorlar 1 turnuvaya katılamamışlardı ama yine de devam ediyorlar...

Bence sorun başka birşey..

ek dedi ki...

http://www.sabah.com.tr/SabahSpor/Futbol/2011/11/17/kendinizi-kandirmayin

4numara dedi ki...

yemediğimiz adam mı kaldı takımın başında? fatih terim giderken hep bir ağızdan yabancı hoca diye bağırıyorduk şimdi tam tersi...2 yıl sonra yine yabancı demezsek ben de dinazorum...bu arada gözümüzden kaçıyor değil, yavaş yavaş abdullah avcı, okan buruk derken bir dönem gs'de oluşan uhrevi huzur, milli takıma kayıyor ey cemaat...