3 Haziran 2012 Pazar

DIRK KUIJT VE FENERBAHÇE




















"Fenerbahçe karşıma geldiğinde, zaten onların olmuştum". Dirk Kuijt'ın imza sonrası görüşleri böyleydi. Hollanda kampında futbolculara verilen izin gününde, futbolcunun menajeri Rob Jansen, Alaattin Yıldırım, Hasan Çetinkaya ve teknik direktör Aykut Kocaman'la bir araya gelip yıllık 2,5 milyonluk sözleşmeye imza attılar. Jansen onun Fenerbahçe'yi 14 kulüp arasından seçtiğini yazıyor. Oyuncu kısaca 6 yıl boyunca Liverpool'da oynadıktan sonra ayrılmanın çok zor olduğunu, ancak Fenerbahçe'nin hedefleriyle uyuşan tekliflerle geldiğini, Fenerbahçe'yi hem Feyenoord forması giyerken oynadıkları Şampiyonlar Ligi ön eleme maçlarından hem de günümüzde tanıdığını, takımın geçtiğimiz yıl Galatasaray ile girdiği şampiyonluk mücadelesini son hafta ve sadece 1 puan farkla kaybettiğini, 52 bin kişilik stadyumundaki tüm maçların kapalı gişe oynandığından haberi olduğunu açıkladı Hollanda basınına ve eklemeyi de ihmal etmedi. "Kulübün renkleri de çok güzel". Kuijt aslında sezon içinde Feyenoord'a dönmeyi de defalarca gündemine almıştı ama Genel Direktör Martin van Geel ile yıllık ücrette anlaşamadılar.














Rafael Benitez Liverpool'ının değişmez adamlarından, Duracell lakaplı adam Dirk Kuijt'ı şu an oturduğum eyalet ve çalıştığım şehir Utrecht'ten biliyorum. Utrecht yıllarında taç çizgisi kenarında forvet hattını destekleyen adam değil doğrudan hücumda oynayan bir adamdı. Utrecht'e transfer olduğu, doğduğu Katwijk kasabasının takımı Quick Boys bugün adını stadyumundaki bir tribüne vermiş durumda. FC Utrecht'te özellikle 2000-03 yılları arasında Karadağlı golcü Igor Gluščević ile olan müthiş ortaklığı kulübe üstüste 2 Hollanda Kupası getirdi. Bunlardan ilkinde Ajax önünde 2-1 kazanmak üzerelerken maçın hakemi  René Temmink Wamberto'nun uzatma dakikalarında açık ofsayt olan pozisyonda ağlara gönderdiği topa gol kararı verdi. Ibrahimovic uzatmalarda skoru tayin etti ve halen Utrecht taraftarları Ajax'ın o kupasına "çalınmış kupa" gözüyle bakarlar. 1 sene sonra ise bu sefer kupayı kimse onlardan alamadı. Utrecht şampiyonluğa giden yolda önce PSV'yi 2-1 sonra da finalde Feyenoord'u 4-1 mağlup edip kupaya uzandı. Kuijt bu maçta perdeyi kapatan golü atmıştı.



















Bir bakıma Utrecht'te yapabileceği her şeyi yapmıştı zira takımın şampiyonluk yoluna girişi çok zordu. Finaldeki rakipleri Feyenoord'un hocası, bugünün Hollanda milli takım hocası Bert van Marwijk onu transfer etti. Son sezonunda ligde 20 gol atmıştı Utrecht ile. Feyenoord'da bu rakamı tekrarladı ve ilk sezonunda takımın en fazla gol atan ismi oldu (o sıralar 20 yaşındaki Robin van Persie de Feyenoord kadrosundaydı). İzleyen 2 sezonda da bu unvan değişmedi. Van Persie de zaten Arsenal'in yolunu tutmuştu. Attığı 29 golle sadece Feyenoord'un değil Eredivisie'nin en çok gol atan ismi oldu ve krallığı kazandı. Tüm sezon toplamda 36 gol atmıştı. Son sezonunda da ligde 22 gol attı. O sezon aynı zamanda Van Marwijk sonrası göreve gelen Erwin Koeman ona kaptanlığı da vermişti. Liverpool onu 18 milyon euro bonservis ve haftalık 45 bin pound maaşla renklerine bağladı.




















Liverpool'daki gol sayısının düşmesindeki en önemli etken elbette Anfield'deki ilk sezonu sonrasında rotasyon manyağı olan Benitez'in onu Torres'i destekleyici forvet olarak oynatmasıydı. İlk sezonunda ise Bellamy ile beraber hücum hattını oluşturmuştu Kuijt. Forvet hattının en çok maça çıkan oyuncusu oldu (27'si ilk 11 olmak üzere 34 lig maçı) ve 12 golle de takımın en golcü ismiydi. Fernando Torres'in Madrid'den gelişi ile birlikte Benitez'in de oyun yapısı değişmişti ve 4-2-3-1'in sağında Steve Finnan'ın önünde görev yapmaya başladı. Bu aslında Hollanda milli takımındaki rolüne de uyuyordu. O sezon gol sayısında bir düşme oldu ama yine de Şampiyonlar Ligi'nde attığı 7 gol takımın o sezon Avrupa'daki en golcü ismi yaptı onu. 2008-09'da görevi değişmedi ama gol sayısını tekrar 12'ye çekmeyi başardı. 2009-10, 2010-11 ve 2011-12'de de yine aynı hikaye. İlginç olan bu 4 sezonda Liverpool'da hücum hattındaki Torres'in, arkasındaki Gerrard'ın ve sağdaki Kuijt'ın yerini hiç kaybetmemesi ancak soldaki ismin önce Riise, sonra Riera sonra Benayoun, son olarak da Maxi Rodriguez şeklinde değişmesidir. Dalglish dönemi ise kadrodaki revizyona rağmen onun yerini kaybetmediği bir dönem oldu. Liverpool'da oynadığı 6 sezonda hiç bir zaman 30 maçın altına düşmedi ve hiç bir zaman ilk 11 çıktığı maç 20'den az olmadı.

Bu verilerin sebebi açık. İngiliz basınına göre bir zamanların Non-Flying Dutchman'ı (çünkü ondan gol bekliyorlardı ve Kuijt hiç bir zaman 15 golün üstüne çıkamadı), benim de blogda bir hayli eleştirdiğim Kuijt sonradan çok önemli bir 21. yüzyıl oyuncusuna dönüştü. Onun bu değişimde en beğendiğim yanı, zayıflıklarını bilmesi ve bunları bilmesine rağmen işi inada bindiren oyunculardan farklı olarak, güçlü tarafları geliştirmeye çalışması. Yoksa aslında Sneijder, Van der Vaart, Huntelaar, Van Persie gibi isimlerden şöhret olarak aşağıda olan bir adamın Hollanda milli takımında da değişmez oyuncu olmasının açıklamasını nasıl yapabiliriz?  Tabii günümüz futbolunun yetenekli oyunculardan çok görev bilincine sahip, oyun disiplininden kopmayan, çalışkan oyunculara prim vermesinin de bu yükselişte payı büyük. Bu yüzden, bizim ülkemizde eksikliği çok çekilen yukarıdaki özellikleri kapatması açısından Kuijt yararlı olacaktır.


















Kuijt halen bir golcü mü? Hollanda Ligi'nde oynadığı yıllardaki performansının yanıltmaması lazım. Marco van Basten 2006 Dünya Kupası'nda, grup maçları sırasında maç taktikleri yüzünden tartıştığı Ruud van Nistelrooy'u, 2. turdaki Portekiz maçında (meşhur Battle of Nurnberg maçı) kulübeye çekmiş ve ileri uçta Kuijt'a şans vermişti. Kuijt da bir dolu fırsatı harcamış ve takım 1-0 mağlup olarak kupaya veda etmişti. Ama zaten Aykut Kocaman da onu Hollanda'daki yıllarına göre değil Liverpool'daki performansına göre aldı. Yıllık 2,5 milyon euronun ne olursa olsun 31 yaşındaki bir futbolcu için fazla olduğunu düşünmekteyim. 14 kulüp arasından seçilmenin ve "Fenerbahçe benim hedeflerimle tamamen uyuşuyordu" şeklindeki açıklamanın arkasında bunun büyük bir rolü var elbet. Tabii 1 milyonluk bonservis bedelini ise aynı ölçüde uygun buluyorum. Bundan bağımsız düşünürsek arkasında oynayan oyuncunun da aynen Stoch'da olduğu gibi performansında büyük etkisi olacak. Liverpool'da sırasıyla Finnan, Arbeloa ve son 3 sezon da Glen Johson'ın önünde oynadı. Fenerbahçe'de Gökhan Gönül'ün önünde oynayacak olması onun etkinliğini büyük ölçüde artıracaktır. Fenerbahçe hücum özellikleri çok güçlü olan bir bekin önüne, savunma özellikleri olan bir hücum oyuncusu transfer etti. Bunun yararını görecekler ve tabii İngiltere'den bir kaç gömlek aşağıda olan Türkiye Ligi'nde Kuijt istenildiğinde Hollanda yıllarında olduğu gibi ileri uçta da kullanılabilir. Arkasında Stoch gibi Hollanda Ligi okulundan geçmiş bir adam olacaktır.





















Maliyeti dışında oldukça iyi bir transfer yaptı Fenerbahçe. Stoch transfer olduğunda bu satırlarda "ezeli rakibimin beni kıskandırdığı bir transfer" demiştim. Bugün belki o seviyede değilim ama sarı-lacivertliler çok iyi bir oyuncu kazandılar. Kısa sürede mücadeleci oyunuyla tribünlerin de kalbini kazanacaktır. Son olarak ekleyelim, Kuijt'ın bir çok yardım projesinde de rolü var. Karısı Gertrude kocasının getirdiği şöhretle hayatını değiştirmeyen ve hemşireliğe devam eden sorumlu bir vatandaş. Her ikisinin başlattığı Dirk Kuijt Derneği engelli çocuklara destek olan bir kuruluş.


2 yorum:

orkun dedi ki...

Maliyeti hesaplarken toplam maliyete bakmak gerekmez mi? Yani, 4 milyon bonservis ve yıllık 1.5 milyona gelseydi yine mi yüksek olacaktı? Aynı şey değil diyorsanız da bence Kuijt (Kuyt) gibi bir adama 2.5 milyon gerçekten fazla değil.

Mel dedi ki...

Beni en çok memnun eden Elmander örneğinde de olduğu gibi Türkiye liginin özellikleri düşünülerek yapılmış akılcı bir transfer olması. Hatta bu açıdan son yıllardaki en doğru transfer diyebilirim. Fizik kuvveti oyun zekası, iş disiplini, pozisyon bilgisi üst düzey bir oyuncu. Fenerbahce Deivid gittiğinden beri sağ kanattan gol anlamında istediği katkıyı alamıyordu, atacağı minimum 8-10 gol ile bu sorun da ortadan kalkacaktır. Savunmasıyla Fenerbahce'nin hem içeride hem dışarıda daha fazla ön bölgede kalmasını sağlayacak, deplasmanlardaki silik futbolun dönüşmesine de katkısı olacaktır.

Aslında maliyetinin de uygun olduğunu düşünüyorum. Bonservis ücretinin 1 milyon Euro ve senelik eline geçecek paranın maç başı ücretlerle birlikte aşağı yukarı 3.5 milyon Euro olacağını düşünürsek iki yıllık toplam maliyet 8 milyon Euroya tekabül ediyor. Yıllık maliyet 4 milyon Euro bonservis ücreti de verildiği düşünüldüğünde gayet mantıklı. Sözleşmenin iki yıllık olduğunu da unutmayalım--normalde bu gibi son sözleşmelerine imza atan futbolcular üç yıldan aşağı kontrat düşünmüyorlar, haliyle 3 yıllık ve senede toplam 3 milyon Euroluk bir sözleşmeden daha mantıklı şu anki anlaşma.

Bu adam Fenerbahce'ye senede 4 milyon Euro kazandırır mı? Net. Azını asla, fazlasını muhtemelen.