28 Mayıs 2009 Perşembe

ANKARA'NIN ÖLMEDEN ÖNCE GÖRÜLMESİ GEREKEN 10 METAFORU

Geçtiğimiz hafta başlattığımız Top 10 serisi yurt ve dünya çapında büyük bir etki uyandırınca, yazarımız mafalda Atina Belediyesi'de davet edilip "hanımefendi, lütfen bu listede Atina'ya da yer verin yoksa nice olur halimiz" şeklinde yalvarıp yakarılınca, Le Foot'a Kıbrıs kumarhanelerinden "bu listede Kıbrıs yer almazsa kumarhanaleri yakarız" ültimatomu gelince, ben de Alaska'dan Amazon ormanlarına, Çin seddinden, sahra çöllerine kadar milyonlarca mektup ve e-mailler alınca söz verdiğimiz gibi seriyi devam ettirmeye karar verdik. Sırada Ankara var. Öncelikle belirteyim Ankara listesini yapmak daha kolay oldu nedense, belki de İstanbul'un kozmopolit yapısında bu kadar keskin unsurlar bulmanın zor olmasındandır. Listeyi yapıp bitirdikten sonra dahi eksik kalan şeyler vardı, misal "Salı Pazarı"nı atladığımızı fark ettik. Muhtemelen Ankara'da da böyle olabilir, bizi destekleyiniz. Bir Hacettepe mezunu olmamdan mütevellit 4 sene boyunca yaşadım Ankara'da. Doğrudur 1 ay sonra hafiften sizi sıkmaya başlayan bir şehirdir, hele İstanbul'lunun alışması çok zordur. Bir de "abi belli bir yaştan sonra Ankara'ya yerleşeceksin, sistem şehri" diyen adamlar vardır ki onları Karapürçek otobüsüne binerek söz konusu sistemi test etmeye davet ediyorum.

1-Maltepe Pazarı: İlk götürüldüğüm anı dün gibi hatırlarım. Ankara'nın Maltepe bölgesi'nde hafta içleri 30.000 civarı olan nüfus hafta sonları 100.000'e yaklaşır sebebi de ilin dört bir yanından gelen öğrencilerin bu korsan cennetine akın etmesidir. Bu nedenle Maltepe Pazarı bir yönüyle Ankara'nın Amsterdam'ı bir yönüyle de Port Royal'ıdır. "Burası Ankara, korsanların bile bir düzeni olur" felsefesiyle işletilen pazarda, pazartesi günleri meyve-sebze geri kalan 5 gün boyunca da (pazar günü kapalıdır) cep telefonundan, pantolona, çaydanlık takımından, cd'ye, kasetten ayakkabıya kadar her türlü malzeme satılır. Panasconic, Telefonken gibi markaların buradaki karşılığı bot markası "Greyder"dir (Caterpillar yan sanayi). Maltepe Pazarı'nın bazı değişmez gerçekleri vardır. Hiçbir korsan kasetin A ve B yüzünün son şarkıları kasette yer almaz (bu yüzden ben Black Albüm'deki "Don't Tread On Me" ve "The Struggle Within"i yok saymış, yıllarca Metallica'nın albüme 10 şarkı koyduğunu sanmışımdır), alınan her polar mont sağlam çıkar, her kulaklığın bir kulaklığından daha az ses gelir ve maksimum ömrü 3 aydır, her walkmanin geri sarma tuşunda problem vardır vesaire....vesaire...

2-Sıhhiye Köprüsü: Efsaneye göre Musa peygamber Kızıldeniz'i ikiye böldükten sonra, hazır elim değmişken bir de Ankara'yı böleyim diye asasını yere vurmuş ve o anda Ankara'nın Sıhhiye muhitine bir köprü inşa olmuştur. Bu köprü asırlardır Ankara'yı entellektüel başkent insanı ve Angara'lı olarak ikiye bölmektedir. Köprünün güneyindekiler Pink Floyd dinler, kuzeyindekiler Sincan'lı Turgut, köprünün güneyindekiler Kebap 49'da yemek yer, kuzeyindekiler Hacı Mıstaa Efendi Pide Salonu'nda (aile salonu üst kattadır), köprünün güneyindeki Vakko'dan giyinir, kuzeyindeki Çamdibi Giyim'den, köprünün güneyindeki tiyatroya sinemaya gider, kuzeyindeki Keçiören Belediyesi Ramazan Çadırı'na, köprünün güneyindeki çocuğunun ismini Berk ve Berrak koyar, kuzeyindeki Ramazan ve Fatma.....böyle gider bu. Bir de bu köprünün tam üstünde tren istasyonu ve otobüs durakları yer almıştır ki hengameyi iki katına çıkarır. Köprünün alt katından da otobüs egzosu aromalı tavuk döner, yarım ekmeği 75 kuruşa alınabilir. Daha doğrusu alınabilirdi bizim zamanımızda. Onu yedikten sonra istikamet belli tabi...Sıhhiyeeaaa..Sıhhiyeeaaa....anladınız siz onu

3-Çinçin: Dünya üzerinde çok mekan vardır belalı olan. Ruanda, Etiyopya, Myanmar, Endonezya, Kuzey Irak, Çeçenistan....Ama hiçbirisi Ankara'da yer alan Çinçin Mahallesi kadar belalı olamaz. Fernando Meirelles'in Tanrıkent'i Çinçin'in yanında Melekler Şehri gibi kalır. Mahallenin bir tarafından girip diğer tarafına soyulmadan, dayak yemeden veyahut bıçak saplanmadan ulaşmak imkansızdır. İnsanların sokaktan geçen arabaların önüne çocuklarını veya evcil hayvanlarını atarak arabaları durdurduklarını ve soygun yaptıkları söylenir. Bir diğer efsaneye göre Çinçin aslında hiç varolmamış bir şehir efsanesidir. Bir nevi Atlantis'dir. Mahalleden geçerken dayak yemenizi garantiye aldıracak bazı şeyler vardır. Keçi sakal, kısa şort, kulaklıkla müzik dinlemek, cep telefonu ile konuşmak, bir kızla elele tutuşmak gibi. Yıllar önce mahallenin bilgilerini almak için mekana gelen Google Earth personeli mahalle sakinlerince kalaşnikofla kovalanmıştır, yol yapım çalışmaları sırasında mahallede 2 adet roketatar bulunduğu ve her evde 2-3 adet G3 tüfeği, kalaşnikof, M5 bulunduğu iddia edilir. Hayatı karamsar bulan ve intihar etmek isteyen tüm günümüz emo gençliğine sesleniyorum. Buyurun Çinçin....tek gidiş...selametle...

4-Gençlik Parkı: Sıhhiye köprüsünün kuzeyinde bulunması sebebiyle profili az çok 2 numarada açıklanmış bu egzantrik mekana ilk olarak 90'lı yılların başında gitmiştim. 10 sene sonra gittiğimde ise bir enkaz buldum. Gençlik Parkı'nın içinde bir dolu kafe, birahane, kıraathane türü dükkan bulunur ki bunlar en yakın tarihlisi 2002 yılından olan sucuklu tostları 6 senedir vitrinde bekletmektedir. Tabi gençlik parkı deyince havuzda pedallı teknede tur atan ve sadece bayramlarda mahallesinden dışarı çıkan güruhu da unutmamak lazımdır. Ankara belediyesinin müthiş gayretleri ile sonunda sadece, cep telefonuyla kızların etek altı fotoğraflarını çekip adult sitelerinde "Ankara'lı Hande: bol caps mevcuttur" türünde konular açan yurdum sağ el dostu gençliğinin bir numaralı mekanı olan parktan Ankara'da yaşadığım sürece, sadece ve sadece tren istasyonuna giden yolu kısaltmak için gittiğimi belirtmekten mutluluk duyarım.

5-İstasyon Alt Geçit Çarşısı: İşte yurdum tren istasyonları çarşılarının kralı. Amsterdam Schiphol, Chicago O'Hare, Paris Charles De Gaulle ve Londra Heathrow havalimanlarındaki alışveriş merkezlerinin yanında Alibeyköy Dadaşlar Kıraathanesi gibi kaldığı bu kültür merkezi bir bienal, bir bilim fuarı, bir kermes, bir festival, bir alacakaranlık kuşağı, bir Elm Sokağı, bir yıldız kapısı tadındadır. Geçite girdiğinizde önce gözünüze "melemen 250 bin" yazıları çarpar. Daha sonra anonslu kaset, isimli künye, kasatura, yeşil atlet ve fanila, Tüdanya'nın Allah Kerim albümü ve Sibel Can'ın henüz mutant olmamışkenki halinin bulunduğu kartpostallar satan asker dükkanları sıralanır. Geçit yine "melemen", eşek etinden yapılma sucuklu yumurta ve meşhur halka tatlısının tanesini 100 bin liradan satan dükkanlar ve arabacılarla kapanır. Bu 100 metrelik pasaj insanoğlunun evriminin ilk yıllarına dönme fırsatı verir. Dükkan sahiplerinin ekseriyetle kendileri evde otururken, dükkana göz kulak olması için kaşlarının ortasını almayan, bıyıklı ve dudak kalemi yerine 0.9 uç kullanan kızlarını bırakmaları dikkat çekicidir. Bir nevi 2001 Uzay Macerası'dır, filmin açılış sahnesidir. Zira böyle bir ilkellikten bir anda Fatih Ekspresi'ne binilerek İstanbul'a yol alınır. Bir gün andım var, gidip kızlardan birisine "Pleseybooo'nun vidaut yu ay em natin albümü var mı acaba?" diye sorup evrimde 2.000 yıl atlatacağım.




















6-Sakarya Caddesi-SSK: İşte Türk üniversite gençliğinin Champs-Élysées'si. Tabi boyut olarak biraz daha küçüktür ama SSK iş hanının varlığı ile birleştirildiğinde bir fenomene dönüşür. Bu maddede bir değişiklik yapıp bir anımı anlatayım. Bir üniversite gecesi. Son sınıf yanlış hatırlamıyorsam. Gölge Bar'ın her zamanki müşterisi bizleri damsız almayacağı tuttu. Biz de karar verdik, yoldan geçen ilk "damsız" kız grubuna "dam olma teklifi" yapacağız. Talihli amele için çöp çektik, afedersiniz ben aldım elime. Bekledim 5-10 dakika alternatif rock-grunge silüetindeki yalnız kızları. O zamanlar Barney Stinson da yok ki örnek alalım. Bir grup yaklaştı en sonunda "pardon Gölge Bar'a mı gidiyorsunuz" diyecek oldum, "aaaaaeeeaaaay" diye Thriller'ın klibindeki hatun gibi bağırıp kaçtılar. Ben de kaçan kovalanır düsturuyla kovaladım biraz, meğer o aşkta oluyormuş. Çareyi taa Tunalı'da oturan arkadaşımızı çağırıp bizi içeri sokmasında bulduk. Kız bizi soktu, tekrar uyumak için eve gitti. Ha değdi mi değdi? O gece bir hatun yaptık bir hatun yaptık sormayın gits.........yok lan ne hatunu sap girdik sap çıktık....

7-Tunalı Hilmi: Ankara'lı arkadaşlar kızmasınlar ama sadece Türkiye'nin değil dünyanın en overrated caddelerinden birisidir Tunalı Hilmi. Yıllar boyu Ankara dendiğinde ortamda iki cadde atılır ortaya. Tunalı ve Bahçeli 6. cadde. Bahçeli'ye hiç girmeyeceğim artık Ümraniye'nin ana caddesi bile oradan iyi sanırım. Tunalı Hilmi ise Kadıköy'ün sıradan bir caddesiyle bile yarışacak durumda değil maalesef. Yine de vakit geçirmek için güzel bir mekandır. Özellikle Küçükesat'tan yürümeye başlayıp, Kuğulupark'a varana kadar laflamanın zihni açacağını düşünüyorum. Ancak yine de ömrünü Tunalı Hilmi'de Ray-Ban gözlükler ve BMW Z3 araba ile geçirerek dünyanın en arzu duyulan erkeği unvanına kavuşmak isteyen bir takım dangozlar caddenin imajını gözümde zedelemiştir. Aslında bir gün Tunalı conconuyla, Çinçin apaçisini götürüp Melih Gökçek's Harikalar Diyarı'nın ortasına bırakıp izleyeceğim. Ortaya çıkan tepkime Eryaman 15. etapı oluşturabilir ondan korkuyorum. Ayrıca bir muhitin siteleri niye "etap" diye ayrılır ki? Formula 1 yarışı mı yahu bu?

8-İsim Babası: Etlik, Kalaba, Karakusunlar, Karapürçek, İvedik, Dikimevi, Dikmen.....bu isimleri kim bulmuştur Ankara'da cidden merak ederim. Ankara semtleri, ilçeleri ve caddelerinin isimleri ile apayrı bir çığır açmıştır dünya tarihinde. Örneğin Ankara'nın en sosyetik semtlerinden birisinin adı "Ayrancı"dır. Bana Ayrancı deyince sosyetik semt değil Edirnekapı minibüs duraklarının olduğu yere benzer bir mekan geliyor. İstanbul'da Tarabya, Etiler, Nişantaşı gibi yüksek hayat standardının olduğu isminden belli olan mekanlar verken bu mekanların adı Ankara'da Ayrancı, Gaziosmanpaşa, Ümitköy gibi isimlerdir. Bir de Ankara'nın meşhur cadde isimleri var. John F. Kennedy Caddesi, Simon Bolivar Caddesi, Alexander Graham Bell Caddesi, Arjantin Caddesi, Thomas Edison Caddesi. Sanırsın Edison elektriği orda bulmuş. Halbuki bir gidiyorsun Telsim Bölge Müdürlüğü ve Türk Eğitim Vakfı Ek Hizmet binası. Neyine Thomas Edison Caddesi lan buranın. Buranın adı anca Menteşe Caddesi olur.

9-Kurtuluş-Cebeci-ODTÜ-Bilkent-Beytepe hattı: Bu hat Bakü-Ceyhan hattından daha önemli olan ve hatta Sokullu Mehmet'in Don ve Volga nehirlerini birleştirme planından daha başarılı bir planı gerçekleştirmiş bir hattır. Tahminime göre Kurtuluş-Cebeci semtlerinde toplam 50.000 kişi yaşıyorsa bunun 49.000'i öğrencidir. Her Eylül ayında sokaklar ev arayan gençlerle dolar, 3 kişiyi bir araya getirip ev tutabilenler şanslıdır, diğerleri öğrenci yurtlarına mahkum olur. Ardından hafta içi hergün Kızılay ve Sıhhiye'den 3 üniversiteye (Beytepe Hacettepe Üniversitesi'nin kampüsüdür) Eskişehir Yolu'ndan akın başlar. Bu akın Kavimler Göçün'nden daha ciddi bir akındır zira halen gelişimini tamamlamamıştır. Yolculuk "abi ODTÜ'nün kampüs planı ABD'ye doğru tabanca şeklindeymiş", "abi Bilkent kantininde burslu ve köpekler giremez yazıyomuş", "abi yok yok burslu köpekler giremez yazıyormuş", "oha çüş lan abartma" , "abi Beytepe öğrenci evlerinde iki kişi sevişiyormuş, güvenlik görevlisi gelmiş biraz yavaş sevişin demiş ehüehüehüe" şeklinde muhabbetlerle geçer. Gün bittiğinde geri dönüş yolculuğu öğrenci eine ısmarlanan pide ile son bulur.

10-Melih Gökçek: George Lucas Star Wars evrenini yaratırken bütün karakterleri tasarlar. Ancak Episode 6: Return Of the Jedi'ın girişinde de önemli rolü olacak, Han Solo'dan alacağı olan bir kötü karakter yaratması gerekmektedir. Karakterin yanında yardakçılarının olması, para pul meseleleriyle ilgilenmesi, ekseriyetle sırıtması gerekmektedir. Bir gün banyo yaparken kafasını küvetin kafasına çarpar. Çarpmasıyla kısa süreli bir görüntü belirir kafasında. Bıyıklı, gözlüklü, her daim sırıtan bir insan silüeti. Hemen Industrial Light&Magic'teki adamlarını arar ve kafasındakileri anlatır. Stüdyoya gittiğinde yapımcılar kendisine Jabba the Hutt'ı gösterirler. Tüm Star Wars hayranlarının kalbinde yer etmiş Jabba the Hutt aslında gelecekte peydah olacak Melih Gökçek'ten esinlenilerek yaratılmıştır. Dünya tarihi çok bürokrat, çok belediye başkanı, çok kamu görevlisi görmüştür ama Melih Gökçek gibisi gelmemiştir, gelmeyecektir. Belediyenin dağıtacağı burs kuyruğunda türbanlı olmayan kimseye burs vermeyen, her seçim öncesi Keçiören ve Sincan'a makarna servisi yapan, Kızılay trafiği ile ilgili halk oylamasında 304 otobüslerle hayatında mahallesinden çıkmamış 70 yaşındaki nineleri otobüsle Kızılay'a oy vermeye götürten, siyasi hayatının tüm nutuklarını "benim götüm kara ama seninki benden kara" temeline oturtan İ.Melih hakikaten heykeli dikilecek adamdır....ve evet....mutlaka görülmelidir.

36 yorum:

alperensaylar dedi ki...

1- maltepe pazarı artık pazar günleri de açık, gazi mmf in karşısında ve hizmette son nokta: servislerle eve de götürüyorlar:)

2- melih gökçek için havada durdu diyorlar, şahitleri varmış:)

3- steve guttenberg'in adını kim koymuş merak ediyorum:) ayrıca o isimlerin %40'ı eskişehirde de var artık ne kadar popülerse:)

Mafalda dedi ki...

Yine muhtesem olmus.. Bu yazilarin ustune oturup Atina mi yazilir orasi da ayri konu :))

sinem dedi ki...

10 metafor da izmire isterük!

voodoo girl dedi ki...

'hocam' tunalının yanında bahsi geçen cadde bahçelievler 6 değil 7. caddedir. bana sormadan yazdığınız için bu yazıyı çıkıyor tabii böyle hatalar :P

dolab dedi ki...

maltepe pazarı yerine artık MALLtepe alışveriş merkezi yaptılar malesef. pazarıda baska yere tasıdılarki (istasyon altgecidinin 400mt yakınına) artık pazarlıgı kalmadı. bahçeli 6.cd degil de sanki 7.cd olacaktı o cadde. nys zaten dedigin gibi 7den 6ya sonra 5e ... düşerek cazibesini kaybetmekte. birde eryaman 2.etapta oturan biri olarak diyorum ki hakikaten etap etap ayırmak faydalı bişi

Flying Dutchman dedi ki...

vudu hanım size soracaktık da yoksunuz ortada...

ayrıca bundan sonra sanırım izmir-eskişehir-trakya-adana şeklinde gidip sonlandıracağız.....

devamı haftaya :))

Empyrium dedi ki...

İ.Melih Gökçek konusunda başka, kapsamlı bir analiz isteriz.Şaka bir yana seri çok güzel devam ediyor.
Teşekkürler.

ziggytheking dedi ki...

4 yılın da vermiş olduğu deneyimle hiç zorlanmamışsınız belli ki :)

1-Maltepe Pazarı'nın yerinde artık Mall tepe diye hatırladığım bir alışveriş merkezi var. Daha aşağıdaki yeni Maltepe Pazarı'nınsa eskisinin tadını vermediğini söylemişti gidenler.

2-Bir de o Sıhhiye'deki o köprünün oradaki banliyö durağı inatla Yenişehir olarak belirlenmiştir.

3-Çinçin forever!

4-Gençlik Parkı'ndaki Küçük Tren'den de bahsetseydiniz keşke diyeceğim ama sene 1960 falan :)

5- O tezgahtar kızlar da orada çalışmanın vermiş olduğu tecrübeyle asker ile öğrenciyi ayırt ederler. Bana birşey satmaya çalışan hiç olmamıştı :)

7- Tunalı Hilmi fazla olmuş. Kısaltma Ankara insanının vazgeçilmezidir. Ekseriyetle Tunalı diye geçer ve kimse bu zatı tanımaz.

8- "Ne demek Ankara, Balgat niye Balgat?" ve türevinden bir kitap ve serisini çıkarmıştı ODTÜ Yayınları. Ankara kitabının üç ciltte yayınlanmasının düşünüldüğü daha sonra vazgeçildiği söylentiler arasında.

9- O hattın ve Ankara'nın "Hocam" dolmuş ve otobüs şoförleri sitemlerini ilettiler.

10- İMG the Invincible diyoruz biz. 4 and ever!

n0s dedi ki...

ksk sayesinde geçenlerde ankarada biraz takıldık ssk işhanı acaip gerçekten bürokrasi ve eğlence içiçe. bi de melihin her köşe başına koyduğu 1 liraya 1 şişe portakal suyu standlarıyla halkı müptezel yapıp seçim üstüne seçim kazanması var. ama kanımca ankaranın olayı kulislerdir, herkesin politik jargona hakim olması ve o tarz konuşması ilgimi çekmişti. espriler fln bile didaktik levent kırca tarzında :)

AbSurDMaN dedi ki...

Yazıyı okurken farkettim ne kadar abuk şey olsa da seviyorum ben bu şehri ya :) Memur zihniyetinde bir adam mıyım diye ara ara düşünürüm bu yüzden :P

2 sene önce okuldan bir arkadaş eve çıkmıştı, İtfaiye meydanından (bak buraya değinmemişsiniz, öğrenciler vs. için 2. el ev eşyaları olarak ne ararsanız bulabileceğiniz, Sıhhiye köprüsünün kuzey tarafının kültürüyle yoğrulmuş bir mekandır, en az 1 kez görmek lazım, porno endüstrisinin önemli bir ayağı da orasıdır :) alınan ucuz eşyaları eve götürmek gerekti, ordan bir kamyonetle anlaştık neyse malları yükledik gidiyoruz. Ben önde şoförün yanında, arkadaş da benim ikizle birlikte kamyonetin kasasında havadar bir şekilde gidiyorken şoför abi "durun la sizü çünçünden geçüreyim ehühehe" şeklinde haykırmasıyla birden o elim yola saptık. "Abi napıyorsun g.tümüzükeserleroordaööğğ" diye bağırıp direksiyona atlamasam belki de bu satırları yazmıyor olacaktım :D Biz 3 kişi saçlı sakallı halimizle tırt bir glam metal grubu şeklinde olduğumuzdan başımıza gelecekleri biliyordum :) Neyse ki mahalleye yaklaşırken yan mahalleye saptık, yol boyunca sokaktaki kızlar ve çakallar tarafından bildiğin recm edildik, atılan ilk taş yan cama ufak çapta zarar verince şoför abi tabi gazı kökledi, zor kaçtık oradan. Neyse ki arkada giden bizimkiler çamaşır makinesini kendilerine siper etmişler o ara, yara almadan kurtulduk çok şükür :)

Bu da böyle bir Çinçin anımdır :)

Her Yol Roma dedi ki...

* Maltepe Pazarı'nın yerinde şimdi Malltepe var;

http://heryolroma.blogspot.com/2009/04/malltepe.html

* Ayrıca Sıhhıye Köprüsü (yakın zamanda bi değişiklik olmadı ise) çarşı iznine çıkmış askerlerin geçebilecekleri bölgenin sınırı olarak da belirlenmiştir. Ulus-Opera-Adliye istikametinde giden 'favorisiz' askerler Sıhhiye Köprüsü'nden ileri Kızılay istikametine geçemezler. Değişmediyse böyle idi.

* Çinçin'e polisin bile giremediği de rivayet edilir.

* İstasyon Alt Geçit Çarşısı, Ankara'da asker çarşısı olarak bilindiğinden, tezgahtarlar hep 'bağyan'dır. Dikkat çekici nokta her tükan camında "bayan anonslu kaset çekilir"in bulunmasıdır. Karşıdan karşıya geçmek için kullandığım bir sırada, merak edip bir şeyin fiyatını sormuştum ve "asker misin?" cevabını almıştım. Şaşırtıcı olan nokta, o dönem yarım metreye yaklaşan saçlarım ve keçi sakalım olmasına rağmen bu sorunun sorulmasıdır.

* Tunalı ve Bahçeli konusunda haklısın, bu arada o 7. cadde olmalı.

* Semt-mahalle isimlerinden Örnek, Babür, Solfasol, Çukurambar atlanmasın.

* İran-Arjantin Cad. vs muhabbeti 'karşılıklık' esasına dayanmakta. Biz burda Arjantin Cad. verirken onlar da orda bizim ülkenin adını vermekte ya da bi şahsın. Garip tabi, bizim orda "Bangabandhu Şeyh Mucibburrahman Caddesi" bile var, daha ne diyim?

Süper olmuş vallahi, eline sağlık..

poetaster dedi ki...

harika tespitler olmuş, yalnız 8. başlıktaki isim babası konusuna bir numaradan bile girebilecek örnek semt ismi "solfasol" adlı semtimizdir, es geçmeyelim :)

AbSurDMaN dedi ki...

İsim babasına asıl eklenmesi gereken : Keçiören. Keçi örmek bir nedir ? :)

varol döken dedi ki...

ankara'ya ilk gittiğimde 2001'di sanırım, ne şehri tanıyacak ne metafor yaratacak kadar zaman geçirmiştim ama o burun delikleri yok mu, ilk kokladığım anda aldım grinin kesif kokusunu... ankara'nın memur zihniyetinin sonradan istanbul'a atacağı en büyük kazık olan simit evlerini, ilk ankara'da gördüm ben, simit kuyruğuna giren insan ömrümde tanımamıştım... herhalde dedim simit alana araba veriyorlar... yürüdük sonra, arkadaşım bir kumaş mağazasına soktu beni, kızılay caddesinde, çocukluğuma geri döndüm, eskiden böyle bir sürü mağaza yoktu, kumaş mağazası dedin mi kot da satardı, gömlek de... şaşırdım, karadelikte takılı kalmıştı bu şehir kesin, zaman atlamıştık 0403'te... arjantin caddesi barlar sokağında hepi topu 3-5 bar görünce sırıttım, kafama göre artizlik yaptım... yine de sevebilirdim ankara'yı inanın bana, ta ki saat 23'te keçiören'de dışarda kalıp, bir taksi bile bulamayana kadar... ve otostop çektiğim araba, benzini paylaşmak isteyene kadar... o an yapıştırdım sticker'ı alnıma, ankara'nın en çok nesini seviyorum biliyor musun, bilemezsin çünkü ben istanbulluyum! diye...

ama hayat yedirir stickerları insana...bahçeli'nin o 1den 100e kadar bütün caddelerinde az sonra istanbul'a döneceğim için döktüğüm birkaç damla gözyaşının eşliğinde...

EsEs dedi ki...

sizden bi isteğim olacak :)) bu yazının Eskişehirimiz için olanını tuncay abinin kaleminden okumak istiyorum :))))
çok mu şey istiyorum yoksa :((

Semt Aşığı dedi ki...

ostim i bilirim bitek ;)

Karamurat dedi ki...

Odtü'nün tabanca şeklinde olması bir efsane değildir. Biz de çok hadi lan ordan çektik ama bir kaç araştırma yapınca internetten şok geçirdik. Yönü Abd değil kabaca Rusya'ya doğrudur. KKM'nin önündeki alan da tetik kısmıdır. Nie öyle yamuk değil mi??? Artık yeni bölümlerle biraz bozulmuş olsa da hala ana hatları bellidir. Eski resimlerde ise "ha s.ktir" derecesinde nettir.

şu iki resimden farkedilebiliyor kısmen.şimdi bulamadım eski resim.

http://www.cc.metu.edu.tr/filesTR/ng/Wireless.jpg

http://www.hafif.org/imaj/serdarsabri/metu-campus-map.jpg

Kim yapmış, derdi neymişin sebebinin bilmiyorum tabi ki.

Minero dedi ki...

Ankaraya sadece iki kere geldim ve birinde bir gün boyunca gezmeye çalıştım. Kısacık bir deneyimden sonra bu şehrin renk skalasında yeri neresi deseler gri kahverengi derim...

e.b. dedi ki...

isim babasina bir ekleme daha: oran sitesi veya daha yaygin adi ile oran. Su tur erotik diyaloglara sebep olur:

abi oran şimdi mi kalkıyor?
abi orandan gecer mi?

umut dedi ki...

bir de kuzey cenapta çakma cristiano ronaldo'lar ve yanlarında anğaralı ğızlar var. 9. maddedeki hatta takılanları da olur arada ama genelde arabayla gider gelirler okullarına anğaralı mal bebeler :P

gölge'yi de konur'a taşıdık, ssk yalan oldu böylece.

Hiç kimse dedi ki...

1) Ulus İtfaiye Meydanı.

2) AŞTİ.

3) Bayındır Barajı.

Bunlar olmazsa olmaz değildir ama yine de alternatiftir.

lowrider dedi ki...

Bir Ankarali olarak oldukca begendim ve guldum yazina.

xearoson dedi ki...

banghabandhu şeyh muciburrahman caddesi vardı bir de.yanlış yazmış olabilirim ama ona benzer birşeydi. :D

Kurtkan dedi ki...

Ankara Ankara güzel Ankara
Seni görmek ister her bahtı kara

doğma büyüme bir ankaralı olarak mümkün olduğunca uzak durun bu şehirden arkadaşlar.tahammül edemezsiniz çünkü.insanın ömründen ömür yer.

venezia dedi ki...

valla ben ankara'da sağlıklı bir yorum yapacak kadar vakit geçirmedim ama üniversite vasıtasıyla ne kadar başkentli tanıdıysam hepsi de 'angaralıydı' ankaralı deil..bi de angaralıların lugatında kardeş yoktur 'gardaş'tır çünkü o :)

bu arada ; bu posta da dünyaca ünlü melih gökçek sırıtışı cuk otururmuş hani :))

SLaSH dedi ki...

Ankara evlat olsa sevilmez,hatun olsa öpülmez.Lanet bir şehir.Zira Ulu Önder değil de bir başkası başkent yapsaydı çokca küfür yerdi.

Ankara başkent yapılmasa Çorum'dan ileri gidemeyecek bir nahiye olarak kalırdı.

kutay dedi ki...

"erkek" ve "bebe" var bi de..)
bu arada herkes sıpraris yazı istiyor, ben de bir tane bodrum için istiyorum...olursa şık olur.

turhanatakan dedi ki...

ankaraya 15 senedir küfreden birisi olarak izin verirseniz birkaç ekleme yapayım. öncelikle ayrancı diye bir semt yoktur ankarada, olayı daha da ilginç kılacak şekilde aşağı ve yukarı ayrancı vardır:) sosyetikliği tartışılır zira son 10 yılda şehrin merkezinden eskişehir tarafına doğru olan kayma nedeniyle küçükesat ve aşağı-yukarı ayrancı gibi semtlerin yapısı da değişti.

tunalı-7. cadde rekabetinde yapı olarak iki caddeye uzak olsam da yine de tunalı biraz daha çekicidir gözümde. yazıda denenlere ilaveten kafeleri, pasajları ve yanınızdaki hatunun nefret ettireceği mağazalarıyla (gerçi doğuştan nefret ederim mağazadan ama) en azından biraz daha caziptir, biraz daha yürünülesidir.

son olarak ben listeme kızılay civarındaki cadde-sokakları mutlaka eklerdim. yüksel, karanfil, menekşe, konur, kumrular, izmir caddesi hatta güvenpark (dolmuş, otobüs durakları ve çiçekçileriyle) listeye girmeyi hak ederdi. ankara'daki öğrenci popülasyonunu net görmek açısından konur sokak ideal bir yerdir misal. ayrıca olgunlar da atlanmamalı her ne kadar benzerleri diğer büykşehirlerde olsa da. tabii duygusal olarak dünyadaki en fazla uzun saçlı erkeğin yaşadığı semt olan yüzüncü yıla da bir yer açardım.

sonuçta istanbul-ankara listeleri arasında ister istemez birinde yetişme diğerinde okumanın getirdiği farklar olmuş.

mistir loba loba dedi ki...

Hakikaten çok hoş bir yazı. Her sabah Kurtuluş'tan Beytepe'ye giden bir insan olarak aynı boktan muhabbetleri zamanında başkalarının da yaptığını görmek biraz olsun içimi ısıttı :)

Bir de isim babası başlığına eklenebilecek çok semt adı var aslında. Lalegül diye bi yer var, merak ediyorum Ankara'da Lalegül adındaki bir yer nasıldır acep.

Son olarak da Kızılay'daki mendil satan çocuklar var ki Çinçin ile bağlantılı oldukları kanısındayım.

voodoo girl dedi ki...

o zaman kendi şehrine bok atanlara hot hot heat'ten gelsin:

Ugly or pretty, it's still my city.
Make up your mind and get in or get out!

Adsız dedi ki...

ankaralı olarak eklemeler yapayım ben de..

*çinçine polis girer ama çinçin mafyası saolsun etkili olamaz o sınırlar içinde sorun yaşandıysa. yan kahveden başka bir mafya babası size sahip çıkar, daha etkili olur -yaşanmıştır-
yapılması gereken son şey yanlış otobüse binip, etekle çinçinde kaybolmaktır.

*ssk işhanının en altında yıllardır var olan sakatatçı da barları kadar değerlidir, bir simgedir.

*biraz daha elit ankara'nın olmazsa olmazı Papazın Bağıdır. papazın kim olduğu bilinmez. sağolsun İMG oranın tarihi ağaçlarını da kesip otopark yapmak istemişti.

*alışveriş merkezleri açılmadan çok önceydi; seymenler parkı, atakule ve karuma giderdik o zamanlar. daha İMG başkan olup ankarayı koskocaman kültürsüz bir köye çevirmemişti.amblemimiz hitit güneşiydi, güzel zamanlardı :)

yurdum insanı dedi ki...

ankara' ya gri şehir demek yasaklanmış arkadaşlar. yakaladıklarını alıyorlar, benden demesi

disconnectus erectus dedi ki...

Ankara, Cebeci Stadı'dır...

Roy Keane dedi ki...

Ankara çekilmez diyen Ankaralı arkadaşı anlayamadım öncelikle. Evet,ben de İstanbul'a tahammül edemiyorum. Mayıs 2008 ayı...İstanbul'a gitmişim püfür püfür sakin bozkırımdan. Önce Esenler'deki saçmasapan keşmekeşte takıldım,sonra servisle E5 üzerinden Cennet Durağı'nda indim ve orada arkadaşımı beklemeye başladım. Trafiğe ve komik bir aceleyle koşturan insanlara baktıkça önce sinirlerim bozuldu,daha sonra da gülmeye başladım. Vıcık vıcık nemden t-shirtüm üstüme yapışmıştıve nefes alamıyordum. O anda bir tabela gördüm. Kadıköy- ANKARA tabelası. Arkadaş gelene kadar o tabeladan gözümü ayırmadım. Sözün özü zevkler ve renkler tartışılmaz. Yorumlarda Ankara'ya hakaretvari yazan arkadaşlara ithafen. Benim için de sizlerin yere göğe sığdıramadığı İstanbul keşmekeş haricinde hiçbirşey ifade etmiyor.Büyükada, Kalamış ve Ortaköy istisna tabi,oraları seviyorum.

Asker Çarşısı ve Melih Gökçek absürtlükte ilk ikiyi paylaşır. Üniversite efsanelerine ise kesinlikle Bilkent eklenmeliydi. "Adamın biri okula Broadway'le gelmiş,arkadaşları alay edince ertesi gün okula helikopterle gelmiş" minvalinde efsaneler(!) duymak mümkündür ama bu gözler Ferrari Porsche görmüştür,orası da kestanesi efsanenin.

Over-rated olan Bahçeli 7. caddedir, Tunalı değil. Maalesef bir paralelinde 3. caddenin ışıklardan sonraki kısmı bu cadde yüzünden pek bilinmez.

Berk ve Berrak ismini çok düşündünüz mü?(ki burayı takip ettiğim bilindiği halde ismimin bu şekilde kullanılmasına şok oldum.) Kardeşimin ve benim isimlerimiz Berrak ve Berk. Adım olan Berk, aslında entel dantel bir isim değildir ve 1000 yıldır güzel Türkçemiz'de yer almaktadır. Berk sert sağlam ve şimşek anlamını taşır,Osmanlıca'da kılıç manası taşır. Pek sosyeteye uygun değil anlamı düşünüldüğünde. Berrak da saf,temiz,duru demektir ki bir kız çocuğuna verilebilecek en zarif isim. Belki tesadüf oldu ama kalbim ister istemez kendini beyaz Türk olarak görmeyen birisi olarak hem şahsımın, hem kızkardeşimin ismini yanyana görünce ister istemez kalbim kırıldı. Mümkünse orada geçen Berk ve Berrak isimlerini değiştiriniz,Berk illa kalacaksa bile Berrak'ı rica ediyorum değiştir Fırat abi.

Yaşamasını bilene cennet,yok ben uzaydan geldim Ankara da neymiş altı üstü gri bir şehir ve içi memur dolu diyene de cehennemdir Ankara. Heryerin kendine has güzelliği vardır, tadını çıkarmak lazım.

Seviyorum bu şehri.

IBRAcadabra dedi ki...

Elinize saglik, cok guzel anlatmissiniz..
yazilan isimlere ekleme olarak şose, asfalt, kızlarpınarı (gızlarpınarı) vardır ki buralara tek ulasım Ulus Hacı Bayram dan kalkan birbirinden guzel sofor abilere sahip dolmuşlardır. universite sonrasi Istanbul'a yerlesip aradaki farki onceki tatillerimden haric iyice bi etud etmis olsamda, severım-ozlerim memleketimi Ayranci basta Bilkentiyle Arjantiniyle.bide unutmadan Yenidoğan vardır ki burayı gorunce ÇinÇin e kacmak istersınız.O filmlerde abartilan Harlemin , yanan ateslerin,her turlu illegalitenin , delinin manyagin gralı bu mahallededır.Polis Panzerinin calinip saklanma olayi gozumle gormemis olsamda heralde gercektir.I.Melih'e selamlar olsun,kulaklari cinlasin...Seviyoruz Angara'yi...

Ericsson dedi ki...

Ankara seninki bende kara! Koleje inerken 2000li yillarda bi lokman hekim furyasi vardi, hatirlayanlar!