25 Mayıs 2009 Pazartesi

ROLAND GARROS 2009

























Roland Garros başladı dün itibarı ile. Birkaç yıl öncesine kadar pazartesi başlardı bu maçlar, nedense Pazar başlayınca böyle bir rehavetle bakıyor insan televizyona. 3-4 maç izleyebildim, şansıma 3 televizyon da farklı kortlardan maçlar yayınlıyordu. Roland Garros Grand Slamler arasında en sevmediğimdir, zira toprak kortta iyi oynayan tenisçiler gelir, sırf bu kortun kendine has topu yavaşlatan ve sektiğinde normalden daha yükseğe havalandıran özelliği nedeniyle turnuvaları kazanırlar, sonra da esameleri okunmaz. Bereket İspanyol safkan geldi de bu çizgiyi bozdu Wimbledon ve Avustralya Açık'ı da kazanarak. Yoksa neler gördü bu gözler, Thomas Muster, Gustavo Kuerten, Gaston Gaudio, Juan Carlos Ferrero, Albert Costa, Jevgeni Kafelnikov, Sergi Bruguera ve daha nicesi. Bruguera Roland Garros dışındaki Grand Slamlerde kariyerinde ancak 4. tur görebilmiştir. Muster Wimbledon'da doğru dürüst maç bile kazanamamıştır, bazı senelerde de katılmamıştır bile, diğerlerinin içinde sadece ve sadece Kafelnikov 1 kez Avustralya Açık'ı kazanmıştır o kadar. Bu saydığım 7 tenisçiden Fransa dışında sadece 1 tane Grand Slam zaferi çıkmıştır. O yüzden de pek hazetmem ortaya çıkan tablodan. En azından erkekler tarafında.

















Girelim erkek tarafına. Nadal'ın şampiyon olamayacağını düşünen var mı? Kim çıkar karşısına bilemiyorum. Federer Madrid'de geçen hafta Nadal'ın Madrid hegemonyasına son verdi ve uzun süre sonra İspanyol'u mağlup etti ama aynı şeyi Roland Garros'ta tekrarlar mı? Zor. Murray, Djokovic gibi isimlerden de pek ümidim yok. Hatta bakıldığında sezonun sonucu en fazla belli olan Grand Slam'i diyebiliriz. Avustralya'daki müthiş maç sonrası Verdasco'nun da bir şeyler yapabileceği fikri uyanmıştı bende ama o gazı fazla sürdüremedi. Zaten adamın tipinde mahallenin Almanya'dan gelmiş şımarık çocuğu havası var, görünce tepem atıyor. Turnuvayı 2000 yılından beri Latin kökenli tenisçiler kazanıyor. Brezilya, Arjantin ve İspanya. Son 4 senedir de Nadal'ın zaten. Hakikaten yazacak çok bir şey yok. Dün Marat Safin'in maçını izledim. Eskiden de savruk oynardı ve çok çabuk kopardı ama sanırım son senesi olduğundan iyice salmış kendini. Sıkılıyor uzun rallilerden ve top 4-5 tur attıktan sonra topları dip çizgilere vurup puana döndürmek için sıklıkla da dışarı atıyor. 4. tura gelse dahi sürpriz olacak bu haliyle. Nerede Ivanisevic'in son Wimbledon'ındaki o konsantrasyon ve heyecanı nerede Safin'in son Roland Garros'undaki vurdumduymazlığı.

















Bayanlara gelelim zaten asıl çekişme de burada olacak. Dün teletekstten maç programına bakıyorum. Hangi sayfayı açsam ova, eva, skova, ovna, vski, ovska ile dolu. Bunu daha önce çok yazdık ama artık kabak tadı vermeye başladı. Ana tabloda 128 tenisçi varsa 100 tanesi doğu bloku kökenli sanırım. Rusların maşallahı var bu iş eğitimle beraber artık doğuştan gelen bir yetenek haline gelmeye başladı. Ana Ivanovic-Sara Errani maçını izledim dün. Safin için ne düşünüyorsam, Ivanovic için de aynısını düşünüyorum. İlk setin sonundaki tie-break'te durum 3-2 iken hakem Errani'nin moralini bozan kararı vermese ve seti 7-6 almasa, son şampiyon daha ilk turda elenecekti. Onun da çok ilerleyeceğini sanmıyorum. Daimi yarı final tenisçisi Dementieva yine bir yarı final oynayacaktır büyük ihtimalle. Sharapova da var uzun süre sonra kortlarda. İlk turda Bulgar Yakimova ile oynuyor. Onu geçse bile ikinci turda Nadia Petrova geliyor karşısına ki daha ileri gideceğini sanmıyorum. Zaten giderse Avustralya Açık'taki Jelena Dokiç macerasına döner iş. Dokic'in de ne yapacağını göreceğiz. Babasından bir manevra daha bekliyorum ben. Eiffel'in kulesine tırmanıp "Kızım Tescilli Bir Orta Malıdır" pankartı asabilir. Adam iyice uçtu son 1-2 yılda. Tabi hiç bahsetmek istemiyorum ama insan azmanı Serena yine turnuvada. Bu turnuva Dinara Safina için Serena'nın kendisi hakkında ettiği "Grand Slam'siz 1 numara olmaz, hala 1 numara benim" lafını yedirme turnuvasıdır. Sonuna kadar arkasındayız. Avustralya Açık'taki gibi bir final görmeyiz umarım. Gönlümüzden geçen favori biliniyor tabi de, çok konuşmayayım nazara gelmesin. O kendini biliyor (kıskanan Kazakistan cemaati çatlasın).

Kapatmadan önce belirteyim bir kez daha. 2 naif, alçakgönüllü Belçika'lı acilen dönmeliler kortlara. Clijsters yavaş yavaş ısınma turlarını atmaya başladı. Henin'dan da aksiyon bekliyorum. Bayanlar tenisinde baldırı 10 tane aileyi doyuracak isimler görmekten bıktım.

Son notumuz güzel bir haber. Fahri İkiler sanırım TRT-3'ten turnuvayı aktaracak çok uzun bir süre sonra. Sesini duymak güzel.

13 yorum:

rıza yaşar dedi ki...

Dutcman,

Nadal son 4 yılın şampiyonu, bu sene de kazanırsa 5 olacak ve Bjon Borg ile paylaştığı Roland Garros'yu 4 sene üst üste kazanma rekorunu eline geçirecek. Allah mı söyletti acaba 5 sene diye :)

Bayanlarda ise nazar değmesin diye ismini yazmamışsın ben de yazmayayım :) içimde O'nun bu kez kazanacağına dair derin hisler mevcut. Mevcut ortam çok müsait. Hiçbir rakibi çok iyi durumda değil. Safina belki çok formda ama ben onun halen daha Grand Slam'lerde yarı final-final maçları için yeterli mental yeterliliğinin oluşmadığını düşünüyorum. Final maçlarında her an ağlayacakmış gibi bir görüntü çiziyor ki ben izlerken gerim gerim geriliyorum o halini görünce :)

Flying Dutchman dedi ki...

@rıza yaşar çok teşekkürler düzelttim

e 5 olacak dediğim gibi :)

rıza yaşar dedi ki...

Ben maçları digitürk üzerinden seyrediyorum. digitürkte eurosport ile trt-3'ün yayın kalitesi arasında çok ciddi fark var. bu sebeple mecburen eurosport'ten izliyorum. yoksa Fahri İkiler gibi bir spikerden maç izlemenin/dinlemenin yerini hiçbir spiker tutamaz. onunla tenisi sevdik ne de olsa. yine de ara ara TRT'ye dönerim bu sebeple.

roland garros dedi ki...

bence çeyrek final belirleyici olur nadal açısından. o eşiği geçerse bir problem kalmaz bence. muhtemel rakibi verdascoyu bundan önce 9 kez yenip hiç yenilmeyen nadal, elbette bir gün ona kaybedecek.
bir de nadala her nerden olursa ordan geçirme içgüdüsü oluşmuş kimi çevrelerde. ntvspor.net'te m.sevinç murray'nin topraktaki durumu hakkında:'Murray’deki bu gelişimi Nadal’ın çimdeki gelişimine benzetebiliriz. İspanyol tenisçinin zar zor maç kazandığı Wimbledon’da şampiyonluğa ulaşması zaman almıştı.'
ben de şunu düşünüyorum. sanki başka şampiyon tenisçiler analarının karnından şampiyon olarak mı doğuyorlar da hemen nadal örneği veriliyor. nadalın wimbledonda final oynadığı yaşlarda iken çeyrek final oynadığı için göbek atabilecek durumda olan wimbledon rekortmenleri var. mesela federer wimbledondaki ilk şampiyonluğundan önce 4 kere katıldığı turnuvada 3 kere 1. turda elenirken, sadece birinde çeyrek finale ulaşabilmişti. üstelik nadal ve federerin wimbledonda zafere ulaştıklarındaki yaşları aynı.

K. A. dedi ki...

Bayanlarda ispanyol carla' ya güvenim sonsuz. Henin gibi bir stili var; ama Henin' siz Wta hep eksik geliyor bana. Ayrıca Hollandalı genç Arantxa Rus' u unutmuşsunuz. Sizin oralardan genç yetenek. Juniorlarda dünya 2 numarası olmuştu. Roland Garros' ta elemelerden gelip ilk turu geçti bile. Dikkat edilmesi gereken bir isim Arantxa Rus'ta. Juju olacaktı kolunda saati, mütevazılığı ile bir kez daha şampiyon olur, herkes Allez Juju diye bağırırdı.

Erkeklerde del Potro deniyor; ama ben pek ihtimal vermiyorum açıkcası ona.

K. A. dedi ki...

bir de 16 yaşında ana tabloda yer alan bir isim var, Michelle Larcher de Brito. Onu da unutmamak lazım. Ayırca İpek Şenoğlu' da çiftlerde Belçikalı Yanina Wickmayer ile ana tabloya kaldı. Bu sefer 3. turdan ileriye gitmesi dileğiyle...

Adsız dedi ki...

Nadal'ın bir sorunu olduğu kesin ama sorunun ne olduğuna dair henüz bir ipucu yok ortalarda.
Maç sonrası basın toplantısındaki tavrı bile pek normal değildi.Konuşmayı sevmiyor genelde biraz da İngilizcesinin etkisiyle ama bir derdi var.Bugün blogunda yazacaklarından bir şeyler çıkarılabilir belki ama süprizi bol bir Grand Slam olabilir zira Rafa muallak, Federer Madrid'e rağmen favori gösterilemiyor, Novak Madrid'de Nadal'a karşı kaybedişi onu soru işareti haline getiriyor belki Murray tüm bunlardan yararlanabilinir ama o da hala motive değil. Biraz garip bir turnuva olacak ama Vamos Rafa!

Adsız dedi ki...

roland garros 2009 nadalı tek favori gösterenlerin yanılacağı turnuva olacaktır zira böyle düşünmek de bana göre saçmalıktır daha da önemlisi diğer oyunculara saygısızlıktır..her ne kadar federerin kurası çok zor da olsa finale kadar çıkacaktır ve karşısında nadal olacaktır ve federer asla geçen seneki gibi oynamayacaktır ve bence federer koleksiyonundaki tek eksiğini tamamlamak için çok çalışacaktır.nadal federer karşısında herkesten çok galibiyet aldı bu bir gerçek bunda bence 1. etken yine federerin kendisiydi nadal karşısında çok çabuk değişen psikolojisiyle maçları bazen elleriyle verdi rakibine ama bence artık bazı şeyler değişmeye başlıyor hatta değişti son galibiyetten sonra eğer bir rüya final olursa bu kez çok eğlenceli bir maç izleyeceğiz en azından benim gibi federer severler için ..tabi bunlar tahmin her zaman her şey olabilir.Ama ben daha fazla nadalı şimdiden şampiyon ilan eden haberler, yorumlar görmek istemiyorum :]

Sosyal_FB dedi ki...

Neyini kıskanacağız o Jankoviç'in, onu anlamadım ben. Ama tabii yetenek desen onda, başarı desen onda, güzellik desen onda. Lan bu sonuncusunu makaradan da yazsa çarpılır insan :)))

krAmer dedi ki...

Jelena konusunda Canarino'ya sonuna kadar katılıyor ve her ne kadar iyi sinyaller vermese de son 2 senenin finalisti Ana'mıza başarılar diliyoruz.. Kalbimiz onunla çarpıyor :)

Adsız dedi ki...

Nasıl ki Wimbledon denince akla Federer geliyor ve turnuvanın en güçlü favorisi ise Roland Garrosu 4 kere üst üste kazan ve bunu yapan nadir oyunculardan biri olarak Nadal da bu turnuvanın kimilerine göre en güçlü adayı ama Rafael Nadal sadece bir sonraki maçı düşündüğünü, önümüzdeki hafta umarım burada olurum diye cümleler kuruyor,defalarca Federere olan saygısını belirtti, ilk defa kazandığı Avusturya'da Federer üzüldüğü için neredeyse sevinemedi. 232 hafta peşinden koştuğu Federeri geçtiği için üzülemez , bu nihayetinde oyun diyen Nadal ile bitirelim bu konuyu çünkü nasıl ki başarıları kadar hayran kitlesinin de yarattığı etkiyle Fedex diye bir kavram var ve bu da bu sporu keyifli kılıyorsa şimdi sıra Nadal'da.Unutulmaması gereken bir durum var ki Madrid'deki finalde Nadal'ın motivasyon eksikliğinin etkisi büyüktü hatta korta çıkmak istemeyen bir tavrı vardı ki bu Nadal'ın kariyerinde pek rastlanır bir durum değildi.Federer açısından doğru değerlendirilmesi gereken bir nokta bu.Milli duyguları çok güçlü olan Nadal kendi seyircisi önünde Barcelona ve Madride korta bu nedenle çıktı.Barcelonadaki final zira daha önemli noktaları ortaya çıkardı toprakta Novak'ın ne denli kendini geliştirdiğini ama nihayetinde yine de Nadal'ı yenemediği final olarak daha önemli idi bence.
Federerin rakibi tablonun aynı tarafındaki Djkovic olacak gibi geliyor bana, yani önce onu yenmeli.Roland Garros'a hep kötü başladığını ve bunun da sorun olmadığını turnuvada kaldıkça herşeyin yoluna gireceğini söylüyor Nadal, umarız da öyle olur, favorisiz görünen Roland Garros'ta yine de gönlümüz 5'in peşinde koşan, koşan adam Nadal'dan yana. Federer'e saygılar

shenem dedi ki...

...ve dün itibariyle Nadal elendi..düştü..yetmedi dengesini kaybetti..o da yetmedi..sonuçta Soderling mahvetti Nadal'ı:) vay anasını!!

Adsız dedi ki...

Daha önce de biraz garip bir turnuva olacak demiştim ama garipten de öte oldu neredeyse tüm favoriler (bence hepsinin ayrı ayrı sorunu vardı) Federer hariç turnuva dışında kaldılar .Büyük süpriz tabi ki Nadalın kaybetmesi idi ama Wimbledon için hazırlanacak vakti olur belki maç sonrası açıklamaları kaybetmenin acısndan çok dinleneceği için sevinen çocuk gibiydi.
5 yıl sonra doğum gününü sevdikleri ile kutlayacağı için mutlu olduğunu söylerken hayranlarını da o derece üzüyordu neyse şimdi Federer tek favori gibi görünüyor ama bence turnuva süpriz kokuyor.
Bu süpriz en çok Nadal' yarayacak hiç şüphesiz.
Beklentiler o kadar yükseltildi ki Nadal açısından sadece fizik gücüyle kazanıyor diyenlere de iyi bir cevap oldu kaybederken de aynı derecede efor sarf etti ama teknik açıdan daha çok aksadı aslında görmek isteyenler için, Nadal maçlarına ayrı bir motivasyonla çıkan tenisçilerden biraz kurtulabilir, tüm taktikleri didik edilen Nadal'ı yenmek o kadar da prestij getirmeyebilir (zira 1 numarayı yenemk her zaman prestijlidir ama bir fenomeni yenen Nadal aynı şeyin kendi başına geldiğinde gerçekten durumu iyi yöneltti ve normal karşıladı) benim hala umudum var benim gibi Nadalseverler için de önümüzde Wimbledon gibi büyük bir ümit