14 Temmuz 2009 Salı

DIABLO SWING ORCHESTRA

Müzikte deneysellik her zaman tasvip ettiğim bir şey değil. Rock ve heavy metali örneğin ele aldığımızda klasik parça yapısı olan yavaş intro-hızlanan ritim-sözler-köprü-nakarat-sözler-köprü-nakarat-solo-nakarat-outro zincirini üstüste dinleyince bıkmaktan kendinizi alamıyorsunuz. Axel Rudi Pell bunun için benim müzik setime 3 yıldır giremiyor örneğin. Kaç yıl geçti kendini bir değiştir be adam. Tamam iyi çalıyorsun gitarı ama Satriani de iyi çalıyor (gerçi ona iyi demek hakaret olur), adam her albümde yeni bir şeyler deniyor ve bunu esas tarzından kopmadan yapıyor. Pell yıllardır aynı şarkı yapılarıyla gidip geliyor. Neyse dağıtmayalım konuyu, bu deneysellik zaman zaman ucubeler de çıkarabiliyor örneğe, orijinal işler de yaratabiliyor. Orphaned Land konunun başarılı örneklerinden birisidir mesela (grubun bir fanı değilim). Ama bir de Rhapsody of Fire'a bakalım. Kapı gibi 2 tane albümle müzik dünyasına girdikten sonra adamlar bir anda elektronik müzik dalgasına kapılıp bunu enstrüman kalitesi açısından üst düzey bir müzik olan heavy metalle buluşturalım dediler. Dedikleri gibi de listemden çizildiler. Bu işi daha makul yapanlar da var tabi. Radiohead'in her albümü neredeyse deneysellik içeriyor.

Avantgarde metal bu ekolün ortaya çıkardığı müzik türlerinden bir tanesi. Benim hiç sevmediğim türdeki klasifikasyonların ortaya çıkardığı bir tarz. Ben progresif metal demeyi tercih ediyorum ama hemen ikisi arasındaki farklılıkları ortaya koymuşlar. Avantgarde metal batı enstrümanlarının yanına doğu ve otantik enstrümanları da etkileyip, bunlara bir de telefon çalması, kapı çarpması gibi sesler de etkileyip progresif metaldeki alışıldık güçlü parça yapılarını oluşturan klasik enstrümanların dışına çıkıyormuş. Bu açıklma böyle yapılıyor da ben yine progresif metal derim çıkarım işin içinden. Bir de bunun avantgarde black metal, avantgarde death metal, avantgarde grindcore gibi alt türleri var ki hiç çıldırmayayım. İsveç'li Diablo Swing Orchestra, bu türün tek albümle meşhur olmuş temsilcilerinden. Debut albümleri "The Butcher's Ballroom" kulağımızda gayet orijinal tatlar bırakan bir albümdü. Her şeye rağmen, hala bir şeylerin eksik olduğunu düşündüğüm albümdeki Ballrog Boogie, Poetic Pitbull, Ragdoll Physics, Porcelain Judas şarkıları çok sağlam parçalardır (bu arada Poetic Pitbull'un girişindeki elektro solosunu dinlerken bir Muse şarkısı dinler gibi olurum ya). 21 Eylülde ikinci albümle geliyorlar. "Sing-Along Songs for the Damned & Delirious".

Bu arada ben diyorum ki İsveç'e veya Finlandiya'ya gitsem, elime 1-2 tane enstrüman alsam direk çalmaya başlar mıyım? Yahu arkadaş burada doğan çocukların doğrudan beynine Matrix'teki gibi müzikal yetenek mi ekleniyor? Şuraya beğendiğimiz bir grup için Belçika'lı, Çek, İtalyan, Çin'li yazmak nasip olmadı. Ya Finlandiya ya İsveç ya da Alman....Dünya savaşı çıksa ve İskandinavya yeryüzünden silinse dünya üzerinde bir yılda verilen konser sayısı % 50 oranında düşer.

2 yorum:

alchoburn dedi ki...

Bu blog'dan duyduğum ve hala zevkle dinlediğim bir gruptur kendileri. Gene bir "en iyi on" listesinde denk gelmiştim, diğer parçaları sevdiğimden indirmiştim. Sağolasınız diyeyim bu nedenle.

Cthulhu dedi ki...

Ama ama, Dutchman, abi sen BU grubu da biliyorsun ya, ulan bir tek ben dinliyorum sanıyordum.

Tekrardan öpüyorum baba seni. :)

now playing: Ballrog Boogie