28 Eylül 2009 Pazartesi

TAKKE DÜŞTÜ AFRO GÖRÜNDÜ
















Galatasaray'ın durumu ile ilgili ancak bu söylenebilir. Zira ortada bir kellik yok elbet. Takım Temmuz ayında başladığı maç trafiğinde ilk kez sahadan istemediği şekilde ayrıldı. Böyle bir takımı alıp yerden yere vurmak ve olabildiğince kötülemek oldukça insafsızlık olacaktır, ama görmemiz gereken gerçekleri ortaya koyması ve bazılarını yattığı uykulardan uyandırması sebebiyle dün akşamki sonucun yararlı tarafları da görülebilir. Rijkaard'ın dün akşamki maçın bitiş düdüğü çalana kadar tüm Türkiye'de yarattığı hava Fatih Terim'in 2002-03 sezonunun başında göreve geldiği andaki hava ile aynıydı. "Galatasaray'ın artık durdurulması imkansız bir makine olduğu". Hani Rocky IV'te Dolph Lundgren Sly'ı yumruklar yumruklar, paçavraya çevirir, en sonunda bir karşı darbeyle Rusun kaşı açılınca, koçu "o da insan, gördün mü?", der ya, dün akşam Eskişehir'in attığı da bu yumruk oldu. Kimse şimdi çıkıp "benim zaten içime doğmuştu", "Eskişehir hep ters bize abi" türünden kendisinin bile inanmayacağı yorumlar yapmasın. Galatasaray taraftarlarının tümü 10. haftaya kadar bu takımın kayıpsız geleceğinden emin gibiydiler. Futbolda şu meşhur "bu mağlubiyet aslında yararlı bile olabilir" muhabbetinden nefret ederim. Futbolda mağlubiyet yararlı falan olmaz hiç bir şekilde. Kötü futbolun ve hataların galip gelmesiyle mağlup olması arasındaki tek fark, mağlubiyet halinde onları konuşanların sayısını artırmasıdır o kadar. Yoksa yararı falan yoktur. Buyurun bu hafta her yerde Galatasaray'ın kusurlarını anlatanların sayısı on katına çıkacak. Dolayısıyla bir düzeltme yapılacaksa zaten testi kırılmadan yapılması lazımdır.

Yukarıda belirttiğimiz gibi henüz testinin kırıldığı yok ama ufak bir darbe almış durumda. Galatasaray'ı tam olarak değerlendirmek için Eylül ayının ortasına gelmemiz gerektiğini, bir derbi ardından bir Avrupa Ligi maçı oynamanın bazı şeyleri göstereceğini söylemiştik. Aslında o dönemi kayıpsız geçip, bir adım sonrasında takıldılar. Blogda sıkça yaptığımız, maddeler halindeki saptamaları Galatasaray için yapalım.

1-Sorumluluk dağılımı: Maçı tekrar izlerseniz, Galatasaray'lı futbolcuları durum 1-1 olduktan sonra dikkatlice takip edin. Özellikle de Mehmet Topal ve Mustafa Sarp'ı. Boş durumda olan bir çok arkadaşlarını es geçtiklerini göreceksiniz. Gözleri başkalarını arıyor. Başka 2 adamı. Arda ve Keita. Galatasaray'da haftalar ilerledikçe sorumluluk bu 2 adamın üzerinde yoğunlaşmaya başlıyor aşırı derecede. Bunun sayısız sakıncaları var. Rakip takımların çok daha kolay çözüm üretmesi (sadece 2 adamı kitleyerek), muhtemel bir sakatlık, oyuncuların formsuzluğu vesaire. Bu orta saha oyuncularının da pas hatası sayısını artırıyor tabi. Mehmet Topal bu sezon son 2 sezondaki inanılmaz performansının uzağında. Arda ve Keita'nın da sık sık 2-3 kişi arasına girerek pozisyon üretmeye çalıştığını görüyoruz. Bu hem ekstra bir efor sarfedilmesine, hem de daha fazla darbeye maruz kalınmasına yol açıyor. Galatasaray hücum hattında Harry Kewell'ı neredeyse hiç kullanmamaya başladı. Bu gün geçtikçe diğer futbolcuların "nasıl olsa 3 gol ortalamayı böyle yakaladık" diyerek her sıkıştıkları anda gözleri bu ikiliyi aramalarına sebep olur ki, Arjantin milli takımının bugün Messi ile yaşadığı problem de bu. Veron bunu birkaç gün önce dile getirmişti örneğin.

2-Servet Çetin: Seviyoruz böyle oyuncuları, kabına sığmayan, kendisini aşmayı deneyen, mücadele eden...Fatih Akyel de böyle bir adamdı. O yüzden hücum hattına çok katkısı olmuştur Galatasaray'ın. O daha erken çekildi sahneden. Dün Servet'in maçın başında Ümit Karan'a kaptırdığı top bana Fatih'in 10 sene önce Bilbao'da kaptırdığı topu hatırlattı. Onun da problemi aynıydı, oyun disiplininden çok çabuk kopması ve maçın içinde dalıp gitmesi. İkincisi pek yok Servet'te ama birincisi fena halde var. Geçen hafta Kasımpaşa maçında durum 1-1'ken Rijkaard'ın direktifi olmdan "ileri gideyim mi?" diye sordu Hollandalı'ya ve red cevabı aldı. Bu hafta Eric Gerets'in ikinci senesindeki Galatasaray'ın, kabuslarımıza giren denemelerini gösterdi bize. Dakika 60 iken kendi ceza sahasından şişirmelere başlama. Hiçbirisinde başarılı olunmadığını göre göre hem de. Bu topların Galatasaray'a, özellikle Hakan Şükür ayrıldığından beri, hiçbir yararı olmadığını birilerinin anlatması lazım. Hakan Balta'da böyle bir sorun yok örneğin. Umarım Uğur Uçar, bu konuda iki abisinden "Balta olanı" örnek alır. Zira bazen onda da şuursuz şişirmeler görüyoruz.

3-Santrafor: Nonda'nın yükselen formu, Çek milli takımının 1 numaralı forveti (Koller'in gidişinden sonra). Galatasaray'ın çok net görünen bir problemi var. Nokta bir santraforunun olmayışı. Nokta kelimesinden kastım Mario Jardel gibi, oyunda hiç görünmeyen ama top kendisine geldiğine deftere golü yazacağınız bir adam değil. Piramidin en ucuna koyabileceğiniz istikrarlı bir adam. Galatasaray hücum hattında, fiziksel darbelere rağmen ayakta kalabilen tek adam var neredeyse Keita. Kewell, Baros, Elano, Arda, Nonda, hemen hepsi omuzomuza mücadelelerde zayıf kalıyorlar. Baros ve Kewell'in bu problemi bu sene iyice açığa çıktı. Dün Kewell'ın ve Baros'un birer pozisyonu var bunu test edeceğimiz. Birisinde Kewell topla buluştuğunda, kaleye en yakın adamdı. 10 metre sonra defans oyuncusunun 2 metre gerisine düşmüştü. Diğerinde Baros şarjlardan topa dahi doğru dürüst vuramadı. Eğer ocak ayında Linderoth ile ilişki kesilecekse Baros veya Nonda'dan birisi de yanına katılıp Drogba modelinde, veya Fatih Tekke'nin 2-3 sezon önceki yapısında bir oyuncu transferi gerekebilir.

4-Oyun zekası: Aslında bu maddenin adı Sabri Sarıoğlu ama çok acımasız olmayalım dedim. Dakika 80. Durum 1-1. Galatasaray gol atmak zorunda. Top Eskişehirspor'lu bir oyuncunun ayağında, oyuncu kendi korner bayrağının dibinde, yüzü, korner bayrağına dönük ve sıkışmış durumda. Topa dönerek vuracak ve büyük ihtimalle top ya taça ya da kendi sahasında 1 Eskişehirli futbolcuyu bekleyen 3-4 Galatasaraylı'dan birisine gidecek. Yani muhtemelen 2 veya 3 saniye sonra topu ayağına alacak sarı kırmızılılar. Ama bakın ne oluyor. Sabri Sarıoğlu bu adama arkadan faul yapıyor. Hakem düdük çalıyor. Sabri hakeme itiraz ediyor. Duruma göre kart görüyor. Ona da itiraz ediyor. Sonra Eskişehirspor kendi sahasından rahat bir serbest vuruş kullanıyor. Top yine az önceki durumun sonunda olduğu gibi Galatasaray'a geçiyor. Ama farklar var. Aradan 1 dakika geçmiş oluyor (tekrarlıyorum durum 1-1 ve dakika 80 sonrası)ve bir Galatasaray'lı oyuncu bazen sarı kart görüyor. Özellikle bunu her maçta sıklıkla yapan Sabri'ye ve diğer herkese birilerinin "bunun adı mücadele etmek, kıran kırana savaşmak değil, rakibi rahatlatmak, o yaptığınla formanı terletmiş olmuyor takımına zarar veriyorsun" şeklinde kafasına vura vura öğretmesi gerekiyor. Kewell bunu çok iyi yapıyor örneğin. Korner bayrağına sıkışmış oyuncuyu oraya kadar sürüklüyor, sonra da oyuncu tam dönüp vururken kendisini çekiyor ve top tekrar kendi takımına geçiyor. Doğrudan veya taç olarak.

Yukarıda sayılanların tümü çözülebilecek sorunlar. Rijkaard "henüz istediğimiz seviyede değiliz" diyorsa takım tam kıvamına gelmemiş yani yemeğe hala bir şeyler katılabilir demektir (blogda Erman hoca esintileri). Katılacak olanların bir kısmı yukarıda, unuttuklarımız varsa söz sizde.

19 yorum:

Erdem Karakuş dedi ki...

Bugün kaç tane spor yazarı, kaç tane haber, kaç tane blog okudum ama okuduklarım içinde en "anlaşılır" ve "anlatılır" yazı buydu. Amacın oduncuyu dövmek olmadığı tek tük yazılardan bir tanesiydi.

Gerçekten tebrik ediyorum arkadaşım, bravo. Futbola geniş bir perspektiften bakmayı başarabilmişsin, umarım başkalarına da yansır bu özelliğin.

Adsız dedi ki...

Birde eskişehirspor un taktiğini çok beğendiğim ben.Kendi ceza sahasında dahi faul olsa ileriye çıkıyolar uzun top atıyorlar bunu atana kadar zaten defansın çıkması zaman götürdüğü gibi atılan uzun topta aut ya da korner le sonuçlanınca hem biraz daha zaman hemde golü buldukları gibi birazda şans getirdi.Gerçektende akıllıca bişeydi beğendim ben.

Akıl Piyadesi dedi ki...

Okul yüzünden fazla bakınamamış olsam da maç üzerine yazılan yazılar arasında türünün tek örneği bu yazı. Eleştirmeyen ve gerçekleri gösteren.

Arda ve Keita'ya yüklenen sorumlulukla rakibe çok daha rahat bir savunma imkanı tanıma konusuna daha bu hafta Barnebau'da şahit oldum. Tenerife'nin ilk yarıda yaptığı üç adamlı alan daraltan presin yanında geride Cristiano Ronaldo'yu o kadar güzel kilitlediler ki Kaka'nın anahtar özelliği oyuna dahil olana kadar Tenerife'yi çözemediler, çözmeye çalışırken de açıklar verdiler ama gerek Kome'nin yavaşlığı gerekse de Nino'nun Casillas'ı alt edemeyişi Real Madrid'i sonuca taşıdı.

Eğer Mehmet Topal/Mustafa Sarp ikilisine daha etkin bir futbol oynatılmazsa oyun Arda ve Keita'ya yıkılıyor bu maçta da görüldüğü gibi. Ve Eskişehir de doğru olanı yaptı, bahsedildiği gibi Arda'yla Keita top aldığı anda abluka altında kaldılar.

Messi'yle Ronaldo'yu tek vücutta toplayıp üstüne de Xavi'yi ekleseniz ancak o zaman o kalabalıktan elle tutulur bir pozisyon çıkarılabilir.

Mustafa Sarp yetenekleri sınırlı olan ama akıllı ve basit oynayan bir oyuncu. Tıpkı Christian Baroni gibi. Baroni eleştiriliyor özellikle Rıdvan Dilmen tarafından ama Mustafa Sarp'la çok da büyük farkları olduğuna inanmıyorum. Asıl farkı taktik anlayış oluşturuyor. Mustafa Sarp, sistem içinde çok başarılı bir oyuncu. Bugün Baroni'yi koyun Sarp'ın yanına. Tertemiz. Çünkü Baroni de sistem içinde kilidi çözen pasları verebilecek bir oyuncu.

Neyse çok dağılıyor toparlayayım. Rijkaard'ın benim nezdimde çözüm bulması gereken başlıca konu Sorumluluk maddesiyle değinilen durum. Aksi takdirde sistem işlemeyecek. Bunun yolu da ikili önlibero sisteminin etkin hale getirilmesi olacak. Böylece gerek ileriye çıkışlarda pas dağılımı rahatlayacak ve sadece tek bir oyuncuya sorumluluk yüklenmeyecek, geriye dönüşlerde de defans-ortasaha aralığında rakip yavaşlatılmış olacak.

ale dedi ki...

sabri bu konuda herkese yapılmaması gerekeni cok güzel gösteriyor,o kadar üst seviye maça çıkıp oyun zekası konusunda 1 milim ileriye gidememiş olması cok garip.

varol döken dedi ki...

rıza çalımbay'ın hakkını da verelim, haydi hep birlikte biz biz olalım, yemeklerden önce elleri yıkayalım, haftada bir kere saçları afro şeklinde keselim, fırçalayalım dişleri, tertemiz olalım...

bu unutulmaz şarkıyı anında mırıldanmaya başlayan 30'lu yaşların blogu...

Joseph dedi ki...

Sabri başlı başına bir yazı konusu aslında.Hatta tezi bile yazılabilir.Bunu yapsa yapsa sen yaparsın.

Murat ÖZMEN dedi ki...

Rijkaard'ın şu ana kadar ki maçlarda skoru değiştimek adına yaptığı tek değişiklik ali yerine veli oldu.Tabii ki bu kadroda bu lüksünüz var ama ya taktiğin kitlenirse.
Abiminde dün gece iyice körüklediği içimde ki bu sıkıntının adı : Acaba Galatasaray'ın B planı yok mu?

Adsız dedi ki...

asıl soru;

galatasaray'ın B planına ihtiyacı var mı? olmalı bana göre,

eğer ki rijkard'ın oynatmaya çalıştığı sistem oturursa tabi ki bu söylediğim.

Adsız dedi ki...

olması gereken havadan gelen topa vuracak bi santrafor çünkü rakip öyle bi gömülüyoki pozisyon bulana kadar imanınız gevriyo zaten uzaktan şut çekecek topçuda yoksa dünkü gibi kaza golü yiyip ortada kalıyosunuz

Adsız dedi ki...

varol doken bir tane ciddi yazi yazamiyormusun futbolla ilgili arkadasim burda yorumlarida berbat ediyorsun adam ne guzel bir yazi yazmis 4 maddede aciklamis birde uzerine fikir sormus gelmis sarkiyi hatirlayan varmi felan, blogun yazarina bole saygisizlik olurmu yahu

Can dedi ki...

Mağlubiyet iyi değildir fikrine özelinde bizim ülkeyi düşününce katılamayacağım.Ayakları yere basmamaya müsait bir yapısı var bizim oyuncularımızın.Zaten o genişliğin getirdiği bir panik vardı yenilen golden sonra.Topu bu kadar havaya atmanın başka bir açıklaması olamaz; üstelik ligin boy ortalaması en yüksek tandem-kaleci birlikteliklerinden biri varken karşıda.

Sabri zararlı bir oyuncu.Tam bu ülkenin altyapılarından çıkacak tipte oyuncu; deli danalar gibi koşmanın çok önemli olduğu gibi bir durum gözümüze sokuldu 2000'den itibaren. Ben başlarda Uğur'u yetersiz bulmuştum sakatlık sonrası. Şimdiki oynamama nedenini Rijkaard'dan daha iyi bilemem tabii. Ancak 2008 yılındaki şampiyonlukta, Uğur'un hücum katkısının göz ardı edilmesi, çabuk değil havası verilmesi canımı sıkıyor. Bir de "sol bek defansif, sağ bek hücumcudur Rijkaard'ın felsefesinde" tarzı neye dayanarak söylendiğini bilmediğim bir çıkarım söz konusu. 11 kişi değil miydi oynanılan oyun? Totaldi birde.

Galatasaray'ın bana göre en önemli problemi orta sahadır. "Ayhan olmayınca böyle oldu, efektif pas trafiği kilitlendi" yorumları acziyettir. İki yönlü oynayabilen, ayakları düzgün oyuncu ihtiyacı var Galatasaray'ın. Komik gelecek ama, Linderoth ile oynasa bu ön liberolardan biri, bu kadar sıkıntı olmaz. Mustafa Sarp kendini bilerek, acayip denemelere kaçmadan basit ve çabuk oynarken, Mehmet ekrandan çıkıp yanıma gelene kadar topu ayağından çıkaramıyor. Topun belirli adamlara gitmesindeki nedende kanımca saha içi hareketlilikten kaynaklı.

Kısacası, oynanması zor bir sistem deniyor takım. Bu seviyeye bu hızla gelişi bile süper bana göre; ben bir yılı pas geçeriz diyordum. Zaten bu seviyeden daha iyisini yapmak işin zor kısmı. Buradan sonra ivmelenme beklemek yanlış olur. Çalışkan adamlar var takımın başında. En fazla resmi maçı yapan takımın bir yerde olacaktı kaybı; her maçı kazanırsa başka takımı tutarım. Yenilebileceğini bilmektir, yenilmektir galibiyeti anlamlandıran.

Çok fazla konuşmuşum; kusura bakılmasın.

ix dedi ki...

Keita'nın olumsuz yönlerinin başında gelen şey, Maccabi Netanya maçında attığı türden golleri sürekli denemeye çalışması. Maçın kritik anı, rahat anı demeden sürekli spektaküler vuruşlar deniyor. Dün de 80'li dakikalarda rahatça indirip tavana asabileceği bir topu gelişine vole ile auta attı. Ankaraspor maçında da böyle iki pozisyonu var.

Özellikle gol pozisyonlarında biraz daha basit düşünmesi gerekir bence ona mükemmel katkı yapıyor diyebilmemiz için.

euphrates dedi ki...

Rijkaard'ın B planı yokmuş.

Rıdvan etkisi diyorum ben buna Türk futbolunda.

Her teknik direktörlük deneyimi başarısız olmuş Rıdvan ve B planı.

Peh.

Bu adam sistem, altyapı üzerine kurulu bir futbol kültüründe yetişmiş,kulüp bazında dünyada yılın teknik direktörü olmuş bir adam.

Komik oluyorsunuz.

Caner dedi ki...

Ben eskişehiri beğenenlere şaşırıyorum. Amerikan futbolunda başlangıç vuruşu yapılıyor gibi oynanıyor oyunun her anı. Biri geriden vuruyor, hürrraaa herkes ileri koşuyor, GS hücum ediyor, denk geldiğinde bir daha vuruyorlar ileri. İzlerken gıcık oldum, iki pas yap be kardeş.

Sivas'da buna benzer oynuyordu, tek fark onlarda sadece Mehmet Yıldız koşuyordu ileri vurulan toplara. O tutabilirse diğerleri de çıkıyordu.

Murat ÖZMEN dedi ki...

Hayatımda yazdığım ilk internet yorumu ve dersimi aldım.Kusura bakma Flying Dutchman gizli gizli blogunuzu takip edeceğim hatta günde üç öğün ama bir daha yorum yapma cüretini göstermeyeceğim.Biraz daha Rıdvan,Mehmet Demirkol,Zeki Çol,Mustafa Doğan falan dinleyeyim kültürümü arttırayım.

Schumy dedi ki...

Rıdvan' ın Ntv' den sonraki B planı ne acaba ?

Zira teknik direktörlük değil büyük ihtimalle o plan...

Adsız dedi ki...

Ayhan gelecek dertler bitecek :D

kutay dedi ki...

sabri'nin oyun zekasının kıtlığına katılmakla beraber, bu maçta abartı eleştirilidğini düşünüyorum.
bahsedilen pozisyonda faul kararı yanlıştır bence, sarı kart daha da yanlıştır.
ama kendi blogumda ve bir çok blogun yorum kısmında da yazdım;
senin bahsettığın sorumluluk duygusu kesinlikle doğru. hıcbır futbolcu sorumluluk alamadı. bence arda da almadıi keita birşeyler denedi. ve keita dısında kalan 9 futbolcu, top kullanması için sabriye pas verdi. bir sağ beke. sabri o topları sağa sola verip kaçak dövüşebilirdi ama yapmadı. birşeyler denedi. sabri kalitesi sonuçta basaraılı olamadı, ama denemeyenlerden daha fazla hatalı değildir.
saygılar...

varol döken dedi ki...

@adsız
blogun yazarına saygısızlık kısmına blog yazarı cevap versin de türkçe ye saygısızlık etmeyelim, soru eklerini bağlaçları birbirinden ayıralım... burası milliyet yazı işleri değil, baskıya gazete yetiştirmiyoruz, fikrimiz olursa esirgemiyoruz, herkesin fikrine benziyorsa söylemiyoruz, araya çeşni katıyoruz, berbat oluyorsa at makineye yıka geçer...