23 Mayıs 2011 Pazartesi

TOP 10 "YA OLSAYDI" TRANSFERİ

























Appiah-Galatasaray kesişmesi ve futbolcunun Fatih Terim'in ilk döneminde Galatasaray'a gelmesi mümkünken Fatih Terim tarafından istenmemesi bilinen bir hikayedir. Jimmy Floyd Hasselbaink-Samsunspor da böyledir mesela. Hasselbaink 2003 yılında AZ tarafından serbest bırakıldığında 1,5 sezon profesyonel futboldan uzak kalmış, hatta Hollanda amatör takımlarından Neerlandia'da top koşturmuştur. Bu sırada 1994 ekim ayında Samsunspor'a gelmiş, Samsunspor'la deneme antrenmanlarına çıkmış, 1 hafta tesislerde kalmış, daha sonra Gigi Multescu tarafından beğenilmeyip ülkesine geri gönderilmiştir. Hasselbaink de 1995'te Portekiz Ligi'nden Campomaiorense'ye imza atmış ve gerisini getirmiştir. Sami Hyypia da gençlik yıllarında Samsunspor'un Gerede kampına katılmış ancak Gigi Multescu Hyypia'yı da "genç ve tecrübesiz" olduğu sebebiyle beğenmemiştir. Hatta "zaten o dönemlerde oldukça ağırdı" şeklinde sonradan kendini savunmuştur (sanki sonradan adam rüzgarın oğluna dönüşmüş gibi). Sonuçta Ercan Koloğlu, Hyypia'ya tercih edilmiştir, Fin de eli boş Türkiye'den ayrılmıştır.

1-Ronaldinho (St. Mirren): Bu hikayeyi artık biliyorsunuzdur. Ronaldinho 7 yaşında FC Gremio'da yetişmeye başladıktan 6 yıl sonra bir gençler maçında, takımının 23-0 kazandığı maçtaki tüm golleri atmıştır. Ardından genç takıma girer. Genç takımdaki hocası Britanyalı Liam Higgins'tir. Dolayısıyla, Britanya'daki bazı kaynaklara Ronaldinho'nun ismini bildirir. 2001 yılında, 21 yaşında iken Arsenal onunla ilgilenir ancak AB vatandaşı olmaması ve yıl içerisinde yeterli milli maç oynamaması sebebiyle transfer suya düşer. O sırada İskoçya'nın ortalama takımlarından St. Mirren Ronaldinho'ya talip olur. Avrupa'da tecrübe kazanmak isteyen genç Brezilyalı da kiralama teklifini kabul eder. Her şey hazırdır. Ancak o sırada oyuncunun başı, kendi ülke otoriteleri ile pasaport sahtekarlığı sebebiyle derde girer. Brezilya hükümeti onun ülkeden çıkışına izin vermez. Transfer suya düşer. Ronaldinho birkaç ay sonra 5.1 milyon euroya PSG'ye imza atar.

2-Eric Cantona (Sheffield Wednesday): 1992 yılında, Fransa Ligi'nde Nimes forması giyen, ve hem o takımda hem de daha önce O.Marseille ile Montpellier'de bir dolu hadise yaşamış olan Cantona, Aralık 1991'de, bir maç sırasında hakeme top fırlatır. Disiplin Komitesi ona 1 ay ceza verince, komitenin her bir üyesinin üzerine yürür ve onlara "geri zekalı" der. Ceza 3 aya çıkar. O da "ben futbolu bırakıyorum arkadaş" der. Platini araya girip, onu futbola döndürmeye çalışır, hatta onu daha önce Liverpool'ın başında olan Greame Souness'a önermiştir. Cantona İngiltere'ye kafasını toplamak ve yeni bir başlangıç yapmak için gider. Sheffield Wednesday ile 1 haftalık deneme kampına çıkar. Menajer Trevor Francis, bu süreyi 1 hafta daha uzatmak ister. O da reddedip kısa süre sonra Leeds United'a imzayı atar. Attığı gibi de lig şampiyonu olur. Gerisi Manchester United'daki "Talisman" efsanesidir.

3-Paul Gascoigne (Manchester United): Sir Alex Ferguson'un otobiyografisinde ayrıntılı anlattığı, meşhur olayın özeti şöyledir. Fergie 1988 yılında Newcastle United'dan ayrılacak olan Gascoigne'le bağlantı kurar, bizzat evinden gün boyu telefon görüşmeleri ile Gascoigne ile anlaşır. Bu önemli transferi bitirmenin rahatlığı ile evden çıkar, tatile gider. Tatilde havuzbaşında gazeteyi eline alır. Gazetede "Gascoigne Tottenham'da" yazıyordur. Ünlü teknik adam otobiyografisinde, Gascoigne'e kızgın olmadığını, ancak oyuncunun ileriki yıllardaki kariyerini görünce, bu karardan kendisinin pişman olduğunu açıklar. Hakikaten o gün Gascoigne Tottenham'a gitmek yerine, Ferguson'un elinde olgunluk yaşlarını yaşasaydı, bugün nerede olurdu düşünmemek elde değil.

4-Kaká (Gaziantepspor):Bizim Tuncay'ın Antep'te Samba Rüzgarı yazısını tavsiye ederim bu maddeyle beraber. Bu samba rüzgarının esintilerinden bir tanesi olan Kaká, 2000 yılında Sao Paulo rezerv takımında top koştururken (o sırada 18 yaşındadır), genç takımlar bazında kazandığı başarılarla ismini Avrupa'ya hatta Güneydoğu Anadolu'ya duyurur. Gaziantepspor kendisine 1,5 milyon dolarlık bir teklif yapar. Sao Paulo kulübü teklifi kabul eder. Ancak Celal Doğan kendisinden beklemediğimiz şekilde, ileriye dönük bu yeteneği değerlendiremez ve bu kadar paranın Kaká gibi bir oyuncu için fazla olduğunu düşünür. Transferden vazgeçilir. Brezilyalı 3 yıl sonra 8,5 milyon euroya Milan'a transfer olur. Gerisini anlatmayalım.

5-Ruud Gullit (Ipswich Town): Profesyonel krariyerine Haarlem HFC'de başlayan Ruud Gullit 1980 yılında, Ipswich Town'ı çalıştıran Bobby Robson'ın dikkatini çeker. Robson, daha önce 2 Hollandalı'yı daha takıma kazandırmıştır. Arnold Muhren ve Frans Thijssen. Gullit'i de takibe alır. Onu deneme kampına çağırır. Ancak bir türlü transfer etmek konusunda kendinden emin olamaz. En sonunda Haarlem'e geri yollar. Oyuncu 2 sene sonra Feyenoord'a imza atar. Daha sonra da PSV, Milan derken tarihi yazar.

























6-Kenny Dalglish (West Ham United): Dalglish, Glasgow kentinde kolej takımında futbol oynarken, 16 yaşında West Ham ile kısa bür deneme süresi geçirir. Menajer Ron Greenwood ilk seferde ikna olmaz. Bir kere daha kampa çağırır. İkincisinde ilkinden de kötü bir karar verip transferden vazgeçer. Dalglish Glasgow'a döner. Celtic'e imzayı basar (aslında Glasgow Rangers taraftarıdır). 1969'da A takımla oynamaya başladıktan 8 sene sonra, 26 yaşında Liverpool'ın yolunu tutar ve son Liverpool efsanelerinden birisini yaratan adamlardan birisi olur. 6 Lig, 3 Şampiyon Kulüpler Kupası şampiyonluğu.

7-Matthew Le Tissier (Tottenham Hotspur): Southampton kulübü için bugün artık kutsal haline gelmiş bir oyuncu olan penaltı üstadı Le Tissier, 1990 yılında Tottenham Hotspur'dan gelen teklifi kabul eder ve kontrata imza dahi atar. Ancak sonra fikrini değiştirir ve Southampton sevgisine ihanet etmez. 16 yıllık kariyeri boyunca bir tek takımda oynar. İmza atıp sonra yarı yolda bıraktığı Tottenham'ın hocası Terry Venables bunun intikamını, 1994-96 yıllarındaki milli takım görevinde ve Euro 96 sırasında Le Tissier'i kadroya çağırmayarak alır. Halbuki 1993-94 sezonunda Le Tissier 30 gole ulaşmıştır ve penaltı vuruşlarında talihi pek iyi gitmeyen İngiltere'nin en iyi penaltıcısıdır (49 penaltı, 48 gol).

8-Michael Laudrup (Liverpool): 1983 yılında, henüz 18 yaşında iken Borndy'deki performansı ile birçok büyük kulübü peşine düşüren Michael Laudrup, Liverpool'ı da peşine düşürür. Aslında iş peşine düşmeyi de geçer, Liverpool ve Brondby ve Laudrup anlaşırlar. Hiçbir problem yoktur. Derken Liverpool, oyuncuyu 3 değil 4 yıl için transfer etmek ister. Bu pürüz yüzünden transfer suya düşer. Laudrup, Danimarka transfer rekorunu kırarak 1 milyon dolara Juventus'a gider. Torino, Madrid ve Barcelona kentlerini sarsarak kariyerini sürdürür. Liverpool aslında çok da dövünmemiştir, zira 1983-90 arası 4 şampiyonluk kazanmışlardır ama yine de elden kaçırılan bir balıktır.

9-Diego Armando Maradona (Sheffield United): 1978 yılında, Argentinos Juniors forması giyen 18 yaşındaki Diego Armando Maradona Sheffield United menajeri Harry Haslam'ın dikkatini çeker. Haslam, Argentinos Juniors kulübü ile masaya oturur ve 1 milyon poundluk transfer bedelini 180 bine kadar indirir (tabii Juniors o zamanlar, Maradona'nın ne olacağını bilseler o indirimi yaparlar mıydı ayrı bir soru). Ancak daha sonra kulübün bu parayı da ödeyemeyeceği ortaya çıkar. Transferden vazgeçilir. Onun yerine 160 bin pounda River Plate'li Alejandro Sabella transfer edilir. Maradona 1981'de, 1 milyon dolara Boca Juniors'a transfer olur.........

10-Roy Keane (Blackburn Rovers): Kenny Dalglish ile Sir Alex Ferguson'un arası yıllar boyunca hiçbir zaman süt-liman olmamıştır. Bunun birçok sebebinden birisi de bu olaydır. 1993 yılında, 22 yaşında Nottingham Forest forması giyen Roy Keane ile Dalglish her konuda anlaşırlar. Nottingham da küme düşmüştür ve Keane gidecek kulüp arıyordur. 4 milyon pounda taraflar anlaşır. Blackburn yolculuğu ufuktadır. Kenny Dalglish o cuma günü, bürokratik işlemleri halletmek ister ama Ewood Park'ta herkes evine gitmiştir. Evrak işleri pazartesiye kalır. Araya giren 2 günlük tatilde Alex Ferguson, o birçok transferin halledildiği evinden Keane'i arar, "boşver Blackburn'ü, sen Manchester'a gel" der. İrlandlı'yı kararından döndürür. Keane son gün kağıtları imzalamaz. 2 hafta sonra 3,75 milyon pounda Manchester United'a imza atarak ülke transfer rekorunu kırar. Dalglish, Keane'i arar ve bir dolu küfür savurur. "Kimse bunu Kenny Dalglish'e yapamaz" diye bağırarak ortalığı sallamıştır.

7 yorum:

BT dedi ki...

"Appiah-Galatasaray kesişmesi ve futbolcunun Fatih Terim'in ilk döneminde Galatasaray'a gelmesi mümkünken Fatih Terim tarafından istenmemesi bilinen bir hikayedir."

Nedir bu hikaye?

diskonnektus erektus dedi ki...

Ben bu Gaziantepspor - Kaka olayini hep sehir efsanesi sanirdim. Bir de Besiktas'ta Scala'nin Ibrahimovic'i begenmemesi durumu var. O gercek mi degil mi bilmiyorum.

Bir diger olay da bir degil iki degil tam 3 takimla (Sanirim Fenerbahce, Besiktas, Galatasaray sirasiyla) deneme antremanina cikip begenilmeyen Gokhan Inler. Adini basinimizda cok duymasak da Turk pasaportlu en iyi orta saha oyuncularindan biri oldugunu dusunuyorum.

Flying Dutchman dedi ki...

@BT
Ucu Tamer Güney'e giden hikaye

gerisi önemli değil... dedi ki...

terim-appiah hikayesinde atalanan nokta emre belözoğlu'dur. terim, aynı mevkiide oynayan iki oyuncudan türk olanını seçmiştir. appiah'dan da vazgeçmiştir. bunda şaşılacak bir durum da yoktur.

ama van hooijdonk da önemli bence. pvh galatasaray'a gelecekken febeye gitmiştir. nedeni de alacağı paranın adı. ayı miktar parayı galatasaray dolar, febe euro olarak teklif edince, febeye gider.

karamazov dedi ki...

@gerisi önemli değil...

pvh geseye gidecekken fenerbahçe'ye gitmiş sen yanlış biliyorsun.

çok zor şu takım isimlerini adam gibi yazmak.

onurkarakose dedi ki...

Yine leziz bir yazi olmus..

Matt Le Tissier ne muhtesem adamdi..

Ayrica, (daha once yazdin mi bilemiyorum) Turk takimlarina bir turlu gelmeyen oyunculari (belodedici, furlong, almeyda, gallardo vs.) yazsan, tadindan yenmez gibime geliyor..

f.k.c. dedi ki...

Ercan, Hyypia'dan her halükarda daha iyidir.