30 Eylül 2009 Çarşamba

SO MUCH INJUSTICE



Tüm Latin Amerika'yı turladıktan sonra böyle der Ernesto Guevera...Çok fazla adaletsizlik vardır...doğrudur...

SERGEI BUBKA














Sırıkla atlamada 1984-1994 arası 17, aynı dönemde kapalı alanda da 18 Dünya Rekoru. Sovyetler Birliği ile 1 Olimpiyat ve 3 Dünya, Ukrayna ile 3 Dünya Şampiyonluğu. Ukraynalı uçan adam hakkında hoş bir söylenti vardır. Olimpiyat Komitesi olimpik dallardan birinde rekor kıran sporcuya ilave bir ödül parası verir. Efsaneye göre Sergei Bubka rekoru 6.00 metreye yükselttiğinde aslında 6.10 civarında atlayabilmektedir. Sırf her seferinde rekor ödulünü alabilmek için dereceyi bir anda 10 santim birden yükseltmez. 3 ayda bir birer santimetre yükselterek her seferinde ödülü alır. Gerçi bu hoş bir söylentiden öteye gitmemiştir. Aynı söylentinin bir başka versiyonu Puma ile imzaladığı sponsorluk sözleşmesinde de benzer ödül parasının olduğu şeklindedir.

Bu adamı görünce aklıma Arkhimedes'in sözü geliyor. Bubka'ya uyarlarsam. Bana bir sırık verin dünyanın bir ucundan diğerine atlayayım.

100 YILA BEDEL PERFORMANS
















Bir şeye dikkat ettiniz mi bilmiyorum, Liverpool bu sezon başında İngiltere'de Rafael Benitez'in sezon başında göreve gelmesinden bu yana ilk kez bu kadar az konuşuldu. Özellikle geçtiğimiz sezonun başında şampiyonluk adayları arasında gösterilmeleri üzerine yıllar süren şampiyonluk hasretine son verecekleri konuşuluyordu. İlk yenilgilerini almaları kasım ayını bulmuştu ve ilk 10 maçta 8 galibiyet 2 beraberlik almışlar, Şampiyonlar Ligi'ndeki ilk 3 maçta 7 puan toplamışlardı. Ancak, 2000 sonrasında, belki de ilk kez bu kadar umutlu başladıkları lig onlar için yine hüsranla bitti. Aslında şunu gözden kaçırmamak lazım. Liverpool,ü son kez şampiyon olduğu 1989-90 sezonundan sonra sadece 2 kez ikincilik koltuğuna oturabilmişti. İzleyen 1990-91 sezonunda Arsenal'ın 7 puan gerisinde ligi bitirdiler. Sonraki ikincilik için 11 yıl beklediler ve 2001-02 sezonunda yine Arsenal'in ardında, yine 7 puan farkla yer aldılar. Geçtiğimiz sezon şampiyonluktan beri geçen zamandaki en iyi derecenin egale edilmesiydi hatta en iyisiydi, zira şampiyon Manchester United'ın 4 puan arkasına kalmışlardı. Tabi ikinciler pek konuşulmadığı için Liverpool'ın da bu derecesi pek konuşulmadı. Transfer döneminde de Amerikalı patronlar Benitez'in eline pek bir maddi kaynak bırakmadılar. 30 yaşındaki defans oyuncusu Sotirios Kyrgiakos, sağ bek Glen Johnson ve Alberto Aquilani dışında bir transfer yapılmadı bile neredeyse. Andriy Voronin de Hertha Berlin'den dönerek tekrar takıma katıldı.

Bunun üzerine lige Tottenham deplasmanındaki mağlubiyet eklenince bu sene yarıştan erken kopacakları düşünüldü. 2 hafta sonra Anfield'da AstonVilla'ya 3-1 mağlup oldular. Tablo pek iyi görünmüyordu. Ancak sonra toparlandılar ve izleyen 4 maçta 4 galibiyet aldılar. Bu 4 maçta 16 gol atarak. Maç başı 4 gol ortalaması. Bu performans aynı zamanda son 114 yıldaki en skorer lig başlangıcına da imza atılmasını sağladı.
















22 golü var Liverpool'ın 7 maç sonunda. Dağılımı yukarıda hafta bazında. Fernando Torres bu gollerin 8 tanesine imza koydu ve gol krallığı yarışında lider. Torres Liverpool kariyerindeki 92 maçta 58 gol kaydetti. Özellikle Anfield'daki performansı mükemmele yakın. 34 maç-33 gol. İspanyolun Liverpool formasıyla yaptığı dördüncü hat-trick oldu bu aynı zamanda. Daha önce 2007 Carling Cup'ta Reading'e karşı (4-2) ve 2008 yılında Middlesbrough (3-2) ve West Ham United'la (4-0) oynanan lig maçlarında da 3 gol atmıştı. Steven Gerrard da 4 asistle, asist krallığında Ryan Giggs'in 1 gol pası arkasında. Ligin en çok gol atan takımı durumundalar, hatta onların rakamına en yakın takım 18 golle Arsenal. Ancak 10 gol gördüler kalelerinde. Ligdeki 11 takım onlardan daha iyi bu konuda. Liverpool son olarak 1895-96 sezonunda ilk 7 maçta 27 gol atarak sezona başlamıştı. Ancak belirtelim o sezon ikinci ligde mücadele ediyorlardı.

NEW YORK COSMOS























Pele, Carlos Alberto, Ramón Mifflin, Franz Beckenbauer, Vladislav Bogićević, Giorgio Chinaglia, Hubert Birkenmeier, Rick Davis, Marinho Chagas, Andranik Eskandarian, Johan Neeskens, Dennis Tueart, Werner Roth, Julio Cesar Romero, Roberto Cabañas, Carlos Caszely, Shep Messing, Yasin Özdenak, Mordechai Spiegler, Jomo Sono.....Bu adamların tümünün ortak bir noktası var. Kariyerlerinin sonunda ABD'nin kalbinin attığı New York şehrinin yolunu tutmuş olmaları. 1971 yılında kurulan ve kapanmasına rağmen halen finansal açıdan ABD'nin gelmiş geçmiş en iyi kulübü olarak bilinen New York Cosmos 70'lerin sonu ve 80'lerin başında dünya futbolunun emekliliğe yaklaşmış yıldızlarını yeni dünyaya toplayarak futbol dünyasına adım atmış bir kulüptü. Şimdilerde ise geride Brezilya milli takımında esinlendikleri formaları ve egzantrik isimleri kaldı.

















New York Cosmos 1971 yılında kurulmuş bir kulüp. Kurucuları tanıdık isimler. Ertegün kardeşler. Yani Ahmet ve Nesuhi Ertegün. Ahmet Ertegün'ü anlatmaya gerek yok sanırız. Ray Charles, BB King, Aretha Franklin, Led Zeppelin, Phil Collins, Neil Young gibi isimlerle çalışmış olan Atlantic Records'un sahibi olan Ahmet Ertegün ve kardeşinin ABD'ye yerleşme sebebi Türkiye'nin ABD büyükelçisi olan babası Münir Ertegün'dür. Kardeşinin de teşvikiyle caz müziğine merak salan Ahmet Ertegün'ün müzik piyasasına girmesi veAtlantic Records'u kurması da sonraki 20 yıllık döneme rastlar. Ertegünlerin müzik kariyeri başka bir konu, biz odak noktamızı kaybetmeyelim. 1971'deki kuruluşta kulübün ismini bulan adam o yıllarda gazetecilik mesleğiyle uğraşan ama Genel Direktör olarak New York Cosmos'ta işe başlayan, bugün CONCACAF yani Kuzey ve Orta Amerika ile Okyanusya Federasyonu'nda görev yapan Clive Toye. Şehrin beyzbol takımı New York Mets'in Metropolitan kelimesinin kısaltılmış hali olan Mets'i alan Toye, Metropolitan'ı Cosmopolitan'a çevirmiş daha sonra da Mets'de olduğu gibi kısaltmış. New York Cosmos. Kurulduktan 1 yıl sonra şampiyon olur takım. 1975 yılında Pele'yi transfer eder Ertegün biraderler Cosmos'a. Siyah İnci 2 yıllık bir emekliliğin ardından dönmüştür futbola. Yankee Stadyumu tıka basa dolar onun için. 1977'de takıma 2 yıldız daha katılır. 38 yaşındaki, Brezilya'nın 1970'de kazandığı dünya kupasında büyük pay sahibi olan Carlos Alberto ve "Kaiser" Franz Beckenbauer. O sene takıma bir de Türkü getirir Ertegünler. Galatasaray ile şampiyonluklar kazanmış kaleci Yasin Özdenak. 28 yaşındadır New York'a geldiğinde. Pele, Beckenbauer, Carlos Alberto gibi oyuncularla top koşturur ve takım Pele'nin son sezonunda Kuzey Amerika Ligi şampiyonu olur. Bu da Pele'nin aktif futboldaki son senesidir. Takıma 2 sene sonra yine 28 yaşında Johann Neskeens katılır ve tam 5 yıl oynar Cosmos'ta. 1982'de son 10 yıldaki 5. şampiyonluklarını kazanırlar. Ancak yolun sonu da yaklaşmıştır.


















Kulüp 1983'te 7 sezon takımda oynadıktan sonra futbol bırakan İtalyan Giorgio Chinaglia'ya (resimde en solda) satılır. O sezon play-off'a dahi kalamazlar. Bu el değiştirme flaş transferleri de durdurmuştur. 1984 seoznunun sonunda taraftarlar da elini ayağını çeker takımdan. Takım indoor futbol ligine katılır. Ancak orada da ilgiyi göremeyince 1 yıl sonra kapıya kilidi vurur. O tarihten bu yana Cosmos'u yeniden diriltek içni bir kaç çaba görüldü. Örneğin 2002 yılında Pele'nin başını çektiği bir grup takımı yeniden canlandırmak istedi. Hatta Cosmos ismini basketbolun Harlem'i gibi, tüm şehirleri dolaşan ve futbol cambazlığı yapan bir takıma vermek istediler. Ancak başarılı olmadı. Bu hareketlerin en sonuncusu 3 ay önce yaşandı. ABD'de futbolu geniş kitlelere yağmak isteyen MLS yetkilileri bir ikinci lig kurma hesabı içindeler. New York Cosmos bu ikinci lige dahil olabilir. Ligin ancak 2012'de hayata geçirilebileceği konuşuluyor. Takımın logo, isim hakları ve eski Genel Direktör Peppe Pinton'ın elinde. Özellikle aynen Cosmos gibi Kuzey Amerika Ligi takımı olan ve onlarla aynı dönemde mücadele eden ancak 1983'te kapanan Seattle Sounders'ın Seattle Sounders FC adıyla 2007'de tekrar kurulup bugün MLS'de mücadele eden bir takım haline gelmesi de önemli bir teşvik oldu. Aynı dönemin takımlarından Portland Timbers da 2011'de MLS'ye dahil olacak.

















Cosmos ismi bugün New York'ta olmasa da uzak bir diyarda futbol dünyasında varolmayı sürdürüyor. Takımın 1977'deki efsane kadrosunun oyuncularından Güney Afrika'lı Jomo Sono emekli olduktan sonra ülkesine dönerek satın aldığı Highlands Park takımına ismiyle oynadığı takımı birleştirerek Jomo Cosmos ismini verdi ve takım bugün Güney Afrika Premier Ligi'nde mücadele etmeyi sürdürüyor.

SİSTEKİ MELODİLER vol.5



















Geçenlerde dergilerden birisini karıştırırken Ahab isminde bir grup gördüm. Yaptıkları müziğin türü Progessive Funeral Doom. Yani Progresif Cenaze Doom Metal. Korktum dinlemeye, öğle namazından sonra Amersfoort merkez Camii'nden cenazemiz kalkar diye. Nasıl bir türdür bilmiyorum. İnsanı karamsarlığa, bunalıma özellikle sürüklemek amacıyla yapılmış müzik türlerinden hazzetmiyorum. Ben o havayı kendim sezmeliyim melodilerden. Serinin bir önceki maddelerinde incelediğimiz Marillion ve Dire Straits buna çok net iki örnektir misal. Mark Knopfler belki On Every Street'i elinde fotoğrafıyla sokaklarda aradığı sevgilisi için yazmıştır ama o şarkının her yerinden melankoli ve buğu yükselir. Serinin bu maddesinde de bu yönde 2 ismi inceleyeceğiz.
























İlki Norveç'ten çıkan müzisyenlerin arasında en ilginç kişiliklerden bir tanesi. Andrea Haugen. Haugen sadece bir müzisyen değil aynı zamanda bir yazar. Haugen kariyeri boyunca iki projede yer aldı. İkisi de kendi oluşturduğu projeler. Nebelhexe ve Hagalaz' Runedance. Biz özellikle ikincisini inceleyeceğiz. Hagalaz' Runedance Haugen'in, sonuncusu 2002'de olmak üzere toplam 4 albüm çıkardığı projesi. Albümler Haugen'in güçlü sesinin öne çıktığı, Kelt müziği ezgilerinin sonuna kadar hissedildiği, İskoç tepelerinde gezintiye çıkmış hissi veren eserler. Özellikle 1998 çıkışlı "The Winds that Sang of Midgard’s Fate" ve 2002 çıkışlı "Frigga's Web" bu özelliklerin doruğa çıktığı albümler. Kafanızda bir imaj oluşması açısından Loreena McKennit albümlerinin, biraz daha melankolik, atmosferik hale gelmiş melodilerinin daha kırılgan ama güçlü bir sesle birleşimi şeklinde tanımlayabilirim. Haugen albümlerinin tümünü Kuzey Avrupa'nın Pagan öğretisine dayandırarak oluşturmuş. İlginç olan Haugen 2002'deki son albümden sonraaslında kafasındakilerin bu albümdekilerden daha karanlık olduğunu açıklayıp Nebelhexe isimli projesine start verdi. Hatta korku filmi senaryolarına da imza atması aynı paraleldeki işlerindendir.

Nebelhexe ise onun daha popüler taraf kaydığı bir proje. İlginç olan, aslında kafasındakilerin daah karanlık olduğunu iddia etmesine rağmen Nebelhexe albümlerinin çok net biçimde Tori Amos izlerini taşıması. Karanlıktan ziyade bir tür "psycho circus" durumu var, özellikle son albüm Dead Waters'da.





















İkinci inceleyeceğimiz isim ise Of The Wand and Moon. O da Danimarkalı müzisyen Kim Larsen'in projesi. Doom metalin, neo-folk ezgileriyle karıştırılması sonucu ortaya çıkan bir proje. Yine Pagan felsefesinin öne çıktığı ve atmosferik havanın sonuna kadar hissedildiği bir eser. Yalnız burada karamsar hava daha da baskın. Larsen'in "Emptiness, Emptiness, Emptiness" isminde bir LP'si var örneğin. Bu LP'de Lost In Emptiness isminde bir şarkı mevcut. Kafanızda oluşmuştur şekil, evde bir bunalım havası. Albümlerin tümünde en baskın enstrüman Kim Larsen'in klasik gitarı. Buna ilaveten de keman ve klavye tınıları sık sık göze çarpıyor. Özellikle ilk albüm "Nighttime Nightrhymes" edinilesi. Lost In Emptiness'ın canlı kaydı için buradan buyurun.

Sisteki Melodiler

KİTLELERİN AFYONU SİNAN



Aşağıda bahsettiğimiz olayın saha dışındaki görüntüsü. Futbolun kitleleri nasıl etkilediği üzerine enfes bir video. Tarih 16 Mayıs 2009. Yer Liege. Belçika Ligi'nin 34. haftası. Anderlecht ve Standard Liege son haftaya 74'er puanla girerler. Ligi aynı puanda bitirirlerse şampiyonu belirleyecek çift ayaklı bir play-off oynanacaktır. Anderlecht Racing Genk deplasmanında 2-0 kazanır. Standard da AA Gent deplasmanında 1-0 öndedir. Dakika 92. Bugün Milan'da oynayan Liege'li Oguchi Onyewu, Gent'li Milos Maric'i indirir. Hakem penaltı noktasını gösterir. Liege kentindeki insanlar yıkılırlar. Şampiyonluk Anderlecht'e doğru yola çıkmıştır. Bryan Ruiz topun başına geçer, vuruşu yapar, Sinan Bolat uçar........gerisi görüntüde

SİNAN BOLAT

















Hollanda takımlarının bu sezonki Avrupa performansına kendi oyuncuları kadar kimse darbe vurmadı herhalde. Twente'nin Şampiyonlar Ligi ön elemelerinde elenmesi Sporting Lizbon maçının son saniyelerinde kendi futbolcularının zorla yedirdiği gol sebebiyle olmuştu. Dün akşam AZ'in tarihindeki ilk Şampiyonlar Ligi galibiyetine de Héctor Moreno darbe vurdu. Maçın 92. dakikasında Sinan Bolat'ın kendi sahasında taç çizgisinin yakınından AZ kalesine şişirdiği topu yakın direkteki Traore'nin önüne indirdi, o da topu Alkmaar kalesinin tavanına gönderdi. Ronald Koeman'ın da Louis Van Gaal'in mirasını çarçur etme dönemi devam etti böylece. Yazının konusu bu değil zaten, biz Belçika takımının kalesini koruyan ve dün bize kendisini hayran bırakan Sinan ismindeki adamdan bahsedeceğiz.

Dün Hollandalı spiker maçın sonuna kadar, özellikle ikinci yarıda öve öve bitiremedi Sinan'ı. Haklıydı da, AZ ikinci devrenin başında öne geçtikten sonra, defansın arasına atılan bir sürü top onunla Mounir El Hamdaoui'yi karşı karşıya bıraktı, gol dışında hepsinde başarılı idi. Golü de izlemenizi öneririm, bir kalecinin o topu kurtarması çok zordur. Ceza sahasına inanılmaz hakimdi. Standard Liege'in son 2 sezondaki şampiyonlukta büyük payı var. 20 yaşında bir adamın, transfer olduğu, ülkesinin üst düzey takımında, 2 senedir kaleyi koruyan bir kaleciden kaleyi kapması çok zor bir iştir. Bu yılın başından itibaren Sinan'ın yaptığı bu. Kayseri doğumlu bir adam ama kariyerine FC Zonhoven takımında başladı. 17 yaşında profesyonel kariyerine Racing Genk takımında başladı ama sadece 3 maça çıkabildi. 2009 yılı haziran ayında kontratı bitiyordu. Genk bu bitişi beklemeden 2008 Aralık ayında, onu sadece 150.000 euroya Standard Liege'e sattı. O sırada Liege'in kalesinde Ekvator'lu Rorys Andrés Aragón oynuyordu. Sinan onun arkasında biraz bekledi, ligin bitimine 7 hafta kala da formayı kaptı. Son7 maçta kaleyi korudu ve sadece 2 gole izin verdi. O maçlarda da takım 3-1 ve 4-1 galip gelmişti. 2009-10 yılında da 1 numaralı kaleci olmayı garantilemişti. Bunun üzerine Aragón bana müsaade dedi. Nereye gitti? Sinan'ın memleketi Türkiye'ye, Diyarbakırspor'a.

2008-09 normal sezonunun son maçı olan AA Gent deplasmanının Sinan Bolat'ın kariyerinde çok önemli bir yeri var. Anderlecht ile Standard Liege son haftaya aynı puanla girmişlerdi ve ligin o şekilde bitmesi halinde iki ayaklı bir play-off oynayacaklardı. Anderlecht son hafta maçını kazandı, Liege ise Gent deplasmanında 1-0 öndeyken 92. dakikada aleyhlerine bir penaltı verildi. Topun başına bugün Twente forması giyen Kosta Rikalı Bryan Ruiz geçti. Ruiz daha önce çok az penaltı kaçıran bir adamdı ve bunu tekrarlaması Anderlecht'i 2 puan farkla şampiyon yapacaktı. Ama Sinan topu kurtardı, Liege deplasmanda 1-0 galip geldi, play-off oynamaya hak kazandı, Sinan sahadan omuzlarda ayrıldı ve ardından da takımı şampiyonluğa ulaştı (bununla ilgili az sonra enfes bir videomuz var).

Manchester United ve Arsenal'in onu dikkatle izlediği belirtiliyor. Türk milli takımının 19 ve 21 yaş altı milli takımlarında forma giydi ama artık A milli seviyeye geldiğini düşünüyorum. En azından Rüştü'nün kariyerini noktalama aşamasına geldiği dönemde Volkan'ın arkasına yerleştirmek fena olmayacaktır. Haziran ayında Fransa ile oynanan hazırlık maçında kadrodaydı. Düzenli oynadığı ilk sezonda 9 maçın 6'sında gol yemeyen bir adamdan bahsediyoruz. 1-2 yıl içinde çok daha büyük bir takımda göreceğiz büyük ihtimalle.

DEMİRSPOR KÜLLİYATI 2010-2



















Evet biraz süre geçti üstünden ama ne yapalım. İşten vakit bulup anca yazabildik. Bayramın üçüncü gününe adres belirtmiştik. Eski mekan Selimiye.

İlk maç olan Haydarpaşa Demirspor – Çavuşoğlu maçında Gorky de yanımda. Çavuşoğlu güçlü bir ekip.Geçen sene son anda Süper Amatör şansını kaybetmişler.H.Demirspor arjantinvari formaları ile şekilde sahada.

Geçen seneye göre bir hayli değişmiş kadro. Cumhur,Yavuz ve birkaç tanıdık sima dışında pek fazla aşina olduğumuz isim yok.Maçın başlamasıyla görülüyor ki Çavuşoğlu gerçekten de iyi bir takım. İyi top çeviriyorlar. Henüz maçında başlarında, 5.dakika civarı bir topları direkten dönüyor.Demirspor oyunda dengeyi kuruyor ve 20. Dakikada 10 numaralı oyuncusunun ayağından üstünlük golünü buluyor.



















Bu arada tribünlerden bahsedelim biraz. Uzun süre sonra Demirspor maçını ilk kez bu kadar kalabalık gördüm. Ama çoğunluk Çavuşoğlu oyuncularının aile eşrafıydı sanırım. Sahaya seslenmeler,el sallamalar, “akşam söz vermiştin Emre gol atacağım diye” tarzı kız kardeş istek ve hatırlatmaları. Baya bi curcuna ortam. Tekrar maça dönelim. Haydarpaşa Demirspor golü bulduktan sonra oyunda üstünlük kuruyor gibiydi. 28. dakikada bir topları çizgiden çevrildi. Bu pozisyondan 2 dakika sonra da 11 numaralı oyuncunun ayağından 2. Golü buldular zaten. Ulan dedik kendi kendimize takım daha bi sağlam olmuş. Bunu dememize kalmadı ki Çavuşoğlu hafif baskı kurar gibi oldu.İlk yarının sonlarına doğru da Çavuşoğlu direkten dönen topu kafayla tamamlama sonucu farkı bire indirdi. 10 numaralı oyuncularının attığı bu gol belki de Demirspor’un moralini bozdu.



















Devre.Çaydı tosttu gazozdu derken kısa bi mola veriyoruz.Tekrar tribüne çıkarken, Fenerbahçe için deplasman arkadaşım Korhan’ı görüyorum tribünde. O da eski Selimiye müdavimlerinden.Kısa bir sohbet sonrası maça dikkat kesiliyoruz. Bu arada Demirspor maçından sonra başlayacak maç olan Selimiye – Yoncaspor maçını bekleyen Yoncasporlu oyuncular da tribünde.

İkinci yarıya hızlı başlıyor Demirspor.52. dakikada ikinci golün sahibi 11 numaranın ayağından 3. Golü bularak farkı tekrar ikiye çıkarıyorlar. Yalnız şunu da söylemeliyim ki Demirspor santrforsuz oynuyor resmen. Niall Quinn görünümlü 9 numaraları, görüntüsünün hakkını veremedi. Bu dakikadan sonra daha rahat olması ,oyunun kontrolünü ele alması gereken Demirspor’ken, bunu Çavuşoğlu yapıyor. 57. Dakikada 6 numaralı oyuncularının ayağından buldukları erken gol, güvenlerini yükseltiyor. Burada Çavuşoğlu’nun 7 numaralı oyuncusuna dikkat çekmek lazım. Takımını kurtaran kapatan misaliydi. Yanlış hatırlamıyosam Sercan isimli bu arkadaş acilen keşfedilmeli.

Fark bire inince Çavuşoğlu daha da yükleniyor. Ve 65. Dakikada beraberlik golü geliyor. Coştukça coşuyor Kartallılar.Maç boyu maçı kameraya alan bir abimiz “hadi beeee… yenerseniz 5’er lahmacun benden” diye inliyor. Bu muhteşem motivasyon işe yaramış gözüküyor.Beraberlik golünden 3 dakika sonra Rio Ferdinand’ı andıran 5 numaranın golüyle Çavuşoğlu maçta ilk kez öne geçiyor ve maçın sonu : 3-4



















İki kez iki farklı öne geçilen bir maçı kaybetmekle büyük avantaj kaybedildiği kesin.
Günün ikinci maçında, eski semtimizin takımı Selimiyespor, süper amatörün yeni ekibi Yoncaspor karşısında. Gorky yanımızdan ayrılıyor. Korhan kardeşimle muhabbetle geçen bir ilk yarı olduğundan fazla maça dikkat edemiyoruz. Selimiye’nin attığı ofsayt kokan golü görebiliyoruz. Devre de bu golle Selimiye’nin 1-0 üstünlüğüyle bitiyor. Tribünlerde Yoncaspor’a destek veren 20-30 kişi, ve Selimiye’nin yerlisi olan 15-20 yaşlı abimiz var. İkinci yarıyı seyretmiyoruz ancak sonradan Selimiye’nin karşılaşmayı 3-1 kazandığını öğreniyoruz.
Salı günü oynanan bu maçlardan sonra hafta sonu oynana maçlarda, H.Demirspor, İstanbul Darülaceze ile deplasmanda 2-2 berabere kaldı. Selimiyespor ise Büyükçekmece deplasmanından golsüz beraberlikle döndü.








TAKIMLAR

O

G

B

M

A

Y

P

Av.

1

BEŞYÜZEVLER

2

2

0

0

7

2

6

5

2

EROKSPOR

2

2

0

0

4

1

6

3

3

SELİMİYE

2

1

1

0

3

1

4

2

4

KADIRGA

2

1

0

1

9

3

3

6

5

KARAGÜMRÜK

1

1

0

0

3

1

3

2

6

K.ÇEKMECE

1

1

0

0

1

0

3

1

7

A.HİSARI

2

1

0

1

3

3

3

0

8

REŞADİYE

2

1

0

1

3

3

3

0

9

İSTİKLAL

2

1

0

1

3

4

3

-1

10

B.ÇEKMECE

2

0

1

1

1

2

1

-1

11

YONCASPOR

2

0

0

2

1

4

0

-3

12

M.K.PAŞA

2

0

0

2

2

7

0

-5

13

İGDAŞ

2

0

0

2

1

10

0

-9












1.Hafta










Formun Üstü

F.K.GÜMRÜK

Formun Altı

3

1

İSTİKLAL







M.ŞEVKETPAŞA

1

5

BEŞYÜZEVLER







A.HİSARI

2

1

REŞADİYE







KADIRGA

7

1

İGDAŞ







EROKSPOR

2

1

B.ÇEKMECE







SELİMİYE

3

1

YONCASPOR







K.ÇEKMECE

t

t

BAY

Formun Altı

















2.Hafta










Formun Üstü

YONCASPOR

Formun Altı

0

1

K.ÇEKMECE







B.ÇEKMECE

0

0

SELİMİYE







İGDAŞ

0

2

EROKSPOR







REŞADİYE

2

1

KADIRGA







BEŞYÜZEVLER

2

1

A.HİSARI







İSTİKLAL

2

1

M.ŞEVKETPAŞA







F.K.GÜMRÜK

t

t

BAY

Formun Altı




































by Barad-dur