31 Ocak 2008 Perşembe

EZELİ REKABET - 6

ÖZÜRE GEREK YOK



The Sun gazetesinin haberi bu. İnandırıcılığı ne kadar doğru tartışılır anlayacağınız. Ama Maradona ile yapılan röportaja göre 1986'daki İngiltere maçında "Tanrı'nın Eli" ile attığı gol için İngilizlerden özür dilemiş. Ardından da "yine de o turnuvanın en iyi oyuncusu oldum ve Arjantin de şampiyon oldu sonuçta" diye eklemiş. Kanaatimce Maradona böyle bir şey demez. Dese bile böyle bir özüre gerek yoktur.

Zira birincisi Maradona bu golü attığında “Tanrının Eli”yle kaydettiği golden sadece ve sadece 3 dakika geçmişti. Dolayısıyla üzerinde bu gol yüzünden kalacak lekeyi adeta temizlemek ister gibi bir gol atmış oldu. Böylece Dünya Futbol tarihinin en haksızca kaydedilmiş gollerinden birinin etkisini, aynı tarihin en güzel golüyle karşılamış oldu.




İkinci olarak bu golü Hoddle, Reid, Sansom, Butcher ve Fenwick’ten oluşan 5 kişilik İngiliz duvarını delerek ve tamamen kaleyi dik kesip 50 metreye yakın sürerek atmıştı ki bu, fizik gücü yüksek İngiliz futbolcuların arasında danseden 1.68’lik bir adamın zaferiydi adeta. Nitekim kendisi de yıllar sonra “bu golü bu kadar değerli kılan İngiliz defansına karşı atılmış olmasıdır, ilk başta topu Valdano’ya vermeyi düşünüyordum, ama etrafımda bir sürü İngiliz oyuncuyu görünce işi kendim halletmeye karar verdim” şeklinde görüş belirtmiştir. Son bir not, söz konusu gol FIFA’nın 2002 dünya kupası öncesinde yaptırdığı bir anketle Yüzyılın Golü seçildi. İtirazı olan var mı?

HOLLANDA'DAN TARAFTAR MANZARALARI vol. 1

SC Heerenveen









NO. 2



Tüm dünya kulübedeki ikinci adamların değerini anladı, hatta her geçen gün bu değer daha da artıyor ama hala bizim ulusal takımımız ve kulüp takımları "one-man show"u izlemekten bıkmıyorlar. Hatırlayanlar vardır İsveç milli takımının son bir kaç turnuvadır iki teknik direktörü vardı. Tommy Soderberg 2004 yılından sonra 21 yaş altı takımını çalıştırmaya başladı ve Lars Lagerback tek başına görevi devam ettirdi. Jurgen Klinsmann 2006'da yanında Joachim Löw'le takımını yönetti. O Löw'ün Almanyası fırtına gibi esiyor şimdi. 1990 Dünya Kupası'nda da Franz Beckenbauer'in arkasında Holger Osieck vardı. 1970'lerde Helmut Schön'ün yanında Jupp Derwall'in olduğu gibi. 1950'lerde Sepp Herberger'in yanında Helmut Schön'ün olduğu gibi. Ya da Derwall'in yanındaki Mustafa Denizli. Sepp Piontek'in yanındaki Fatih Terim. Sayılan isimlerin neredeyse hepsi ikinci adamlıktan çıkıp büyük hocalar oldular. Bir önceki yazıda belirttik, Avram Grant Chelsea'yi Henk Ten Cate ve Steve Clarke'ın yardımlarıyla rayına oturttu.



Diyeceğimiz şudur, Jurgen Klinsmann bu işin değerini iyi bilenlerden olacak ki gelecek sene oturacağı Bayern Münih teknik direktörlük koltuğundaki ikinci adamını buldu. Amerikan Ulusal Ligi takımlarından Chivas USA'nın yardımcı antrenörü Martin Vazquez (karışıklığa mahal vermemek için Real Madrid efsanesi Rafale Martin Vazquez değil). Klinsmann 2003'ten beri tanıdığı Vazquez'in liderlik kabiliyetleri ile Bayern'de büyük işler başaracağını iddia ediyor.

Bir takımın (gelecekteki) hocası yanına oturtacağı yardımcısının liderlik vasıflarını övüyor. Yok bu kadarını kaldıramayız. Ama "niye" diye sormak lazım. Üstelik futbol tarihinin en büyük iki yerli hocasını ikinci adamlıktan yetiştirmiş bir ulus olarak.

ÇARŞAMBA MESAİSİ



Güzel bir Çarşamba oldu, Avrupa'nın neredeyse tüm futbol ülkelerinde maç oynandı. Bir çok gelişme var önümüzdeki haftaları etkileyecek.

Öncelikle Valencia cephesinin Ronald Koeman'a Pazartesi verdiği güvenoyunun da gazıyla takım haftalar sonra sevinecek bir şey elde etti. Kral Kupası çeyrek finalinde, sahalarında 1-0 kazandıkları maçın rövanşında, Atletico Madrid deplasmanında 3-2 kaybetmelerine rağmen yarı finale yükseldiler. Koeman bu kupaya deli gibi sarılır aklı varsa, zira ligde bu sezon bir şey elde edecekleri yok bu gidişle. Üstelik Joaquin dün "tecrübeli oyuncuların kadro dışı kalması ve üstüste aldığımız kötü sonuçlar moralimizi şu an sıfıra indirdi" şeklinde bir açıklama yaptı.

İngiltere'de Rafa Benitez şampiyonluk defterini kapattı. West Ham deplasmanında 1-0 mağlup oldular. Hep söylüyorum yine söyleyeceğim, Liverpool son 17 yıldır şampiyon olamıyorsa ligin son 10 sırasındaki takımlara verdiği puanlar yüzündendir. Chelsea ve Manchester United kazandı. Zirve artık resmen 3 takıma kaldı. Belirtilmesi gereken bir nokta daha var ki, ceberrut surat Avram Grant, Henk Ten Cate'nın da yardımıyla işleri rayına oturttu. Ballack'ın dönüşü ve Anelka'nın gelişiyle Chelsea son düzlüğe kadar gidecektir. Hatta, BBC'de hafta içi Avram Grant daha çok saygı görmeli diye bir makale bile yayınlanmıştı.

Hollanda'da 2 dev maçla ligin düğümü bir ölçüde çözüldü. Türk Basını olsa "PSV Şampi..." diye başlık atardı. Ajax'ı Amsterdam Arena'da 2-0 mağlup ettiler. Bizim görüşümüzle "yeni Ribery" Dzsudzsak yine golünü çaktı. Feyenoord da evinde AZ'la 2-2 berabere kalınca PSV 8 puanlık bir fark yapmış oldu. Ardındaki 4 takım birbirlerinden birer puanla ayrılıyor.

Almanya'da da dünden kalan kupa mesaisi sürdü. Carl Zeiss Jena, Hamburg ve Stuttgart turlarken Schalke penaltılar sonucu Wolfsburg'a elenerek kupaya veda etti.

FLYING DUTCHMAN IS EŞEĞİ SUYA YOLLADI BEKLİYOR



Msn'de bu modadan zaten bıkmıştım. Şimdi bu facebook illetinde de başladı. Aslında ne zamandır var. Şu "XXXXXX is doing xxxxx" olayı. Msn'de de Facebook'ta da beni ne yaptığınız ilgilendirmiyor kardeşim. Bütün bir günü oraya yazan var. "Flying Dutchman is sabah Moda'da kahvaltı, akşam arkadaşlarla bardayız heyooo". Dakika dakika rapor veren var. "Flying Dutchman is tost yapıyor". "Flying Dutchman is derste". "Flying Dutchman ise çok yorgun evde". "Flying Dutchman is DVD". "Flying Dutchman is uyuyor". Arkadaşlarına mesaj veren var. "Flying Dutchman - bana ne sizin kedinizden yahu". 48 ay askerlik yapsam anonslu kasete koymayacağım sözler yazan var. "Flying Dutchman - Bazen her şeye yeniden başlamak gerek, hayatı geri döndürmek sevdiceğinle"

Eskiden çizgi filmlerde bir laf vardı. "Bu öyle bir silah ki iyilerin eline geçmeli, ama eğer kötülerin eline geçerse dünyanın sonu olabilir". İşte internet o silah.

EURO 2008 ANKETİ



Oylamayı açarken ufak çapta bir "Fenasi Bey" olayıyla karşılacağımızı tahmin etmiyordum. Zira "Euro 2008'de kim şampiyon olur?" oylamasının galibi 329 oyla Türkiye oldu. En yakın rakibine 237 oy fark atarak. Dolayısıyla bir daha Türkiye'nin de içinde bulunduğu bir organizasyon için oylama yaparken şıklara Türkiye'yi koymayacağız, bunu öğrenmiş olduk. Oylamanın sonuçları aşağıdaki gibi oldu. İlginç, birinci ve ikinci 2010 Dünya Kupası elemelerinde aynı grupta. İspanya'ya yine umutlar bağlanmış. En fazla çeyrek final görürlerse şaşırmayın. Son iki sıradaki ülkeler ise ev sahibi.

Bizim şampiyonluk adaylarımız ise Almanya ve Yunanistan. Yunanistan biraz garip gelebilir ama Kral Otto takımın başında iken ben Yunanistan'a her zaman şans veririm. Gönlümüze gelince elbet Türkiye'den yana. O olmazsa da Rusya olsun.

Türkiye 329 oy
İspanya 92 oy
İtalya 90 oy
Almanya 77 oy
Fransa 56 oy
Hollanda 52 oy
Portekiz 42 oy
Hırvatistan 37 oy
Rusya 15 oy
Çek Cumhuriyeti 15 oy
Romanya 7 oy
Polonya 6 oy
Yunanistan 4 oy
İsveç 4 oy
İsviçre 3 oy
Avusturya 2 oy

30 Ocak 2008 Çarşamba

TORCIDA SPLIT





Hırvatistan Ligi takımlarından Hajduk Split'in taraftar grubu. 29 Ekim 1950 günü Red Star Belgrad'ı yenerek şampiyon olan Hajduk Split takımının kutlamalarından hemen önce Zagreb'li gençler tarafından kuruluyor. İsimlerindeki Portekizce Torcida kelimesi İngilizce'de "twisted"ın karşılığı. Türkçeye "döndürülmüş" şeklinde çevirebiliriz. 1950 Dünya Kupası'ndaki Brezilya taraftarlarından esinlenerek alıyor grup ismini. Dünya tarihinin ilk taraftar grubu olarak kabul ediyor kendilerini Split taraftarları. O Ekim günü şampiyon olan Hajduk Split taraftarları ve grubun ilk kurucuları kutlamalar sırasında polis tarafından göz altına alınıp 3-4 yıl hapse mahkum oluyorlar.








1980 yılında grup tekrar canlandırılıyor. Yugoslavya ile başlayan ayrılıkçı hareketlerde de baş rol oynuyor Torcida. 90'lı yıllarda bir çok tribün olayında sabıkalı hale geliyor. Hırvatistan bağımsızlığını kazandıktan sonra da ezeli rakipleri Dinamo Zagreb maçları Torcida Split'in en çok gündeme geldiği maçlar oluyor. Sebebi de Torcida'ya hakim olan sağ kanat merkezli siyasi anlayış. Grubun başı, Kasım 2007'de yaptırdıkları t-shirtlerin üzerinde yazan ve Almanca "Hitler Jugend (Hitler Gençliği)" sloganından üretilen "Hajduk Jugend" ifadesi ile derde girdi.



DEMPSEY & MAKEPEACE



Hafta sonu bir mağazada DVD Setini görünce "heeeey gidi yıllar" dedim kendi kendime. 1985-1986 yıllarında ITV kanalında yayınlanan bu İngiliz polisiyesi bizde de önce TRT-1 sonra da TRT-2 tarafından "Zorlu İkili" adıyla yayınlanmıştı. Teğmen James Dempsey ve ve soğuk ama güzel İngiliz kadınının ete kemiğe bürünmüş hali Çavuş Harriet Makepeace isimli iki dedektifin maceralarını anlatan dizi 3 sezon ve 30 bölüm boyunca sürdü. TRT tabi ki her zamanki gibi serinin tümünü yayınlamadı. Meğer seri boyunca birbirleriyle Mulder-Scully misali ilişkisi olan iki karakter son bölümde aşklarını daha fazla saklayamamışlar. Biz tabi bunu sonra öğrendik. Aynen bu iki ismi canlandıran Michael Brandon (62) ve Glynis Barber'ın (53), 1989 yılında gerçek hayatta da evlenmeleri gibi. Bir yerde bulursanız ve koleksiyon işine meraklıysanız kaçırmayın derim. 3 sezonu da DVD olarak Amazon.com'da satılıyor. Bu da şimdiki halleri. Yaşlanıyoruz.

OKUMA

TOP TOPLAYICILIĞI ÖNEMLİ MESLEK



Modern futbolun ilklerinden birini daha yaşadık dün. Serie A takımlarından Palermo başkanı Maurizio Zamparini, hafta sonu 1-0 kaybettiği Roma maçında, Roma'nın golünün geldiği korner öncesi, top toplayan görevli çocuklardan birisinin topu korner bayrağına acele ile kendisinin getirip koyduğu, kuralların bu görevli çocukların reklam panolarının ön tarafına geçmelerinin yasak olduğunu göstermesi gerekçesi ile maçın tekrarı veya Palermo'nun 3-0 hükmen galip sayılması yönünde İtalyan Federasyonu'na başvurdu. Ancak disiplin komitesi dün bu başvuruyu reddederek olayın kurallar dahilinde gerçekleştiğini açıkladı. Görüntülerde Mancini'nin attığı golde Taddei'nin korneri öncesi, hakikaten de top toplayıcı çocuklardan birinin hızla korner noktasından uzaklaştığı görülüyor.

İtalyan MHK'sinin bir numaralı adamı Pierluigi Collina Serie A'da artan hakem şikayetleri ve yabancı hakem talepleri karşısında La Gazzetta Della Sport'ta yayınlanan açıklamasında "İtalya, İspanya ve Fransa hakemlerden bizden daha çok şikayetçi, hangi yabancı hakemi çağırayım?" şeklinde eleştirilere cevap verdi.

Şahsi yorumumuz nizami atılan bir korner, kule gibi yükselen bir Mancini ve gayet normal bir golün üzerine Zamparini'nin buzağı avına çıktığı.

Pozisyon da burada. Spikere de dikkat tabi. Serie A maçlarını bir grup martı sunuyor herhalde.

GALATASARAY'IN KALECİ SORUNU (!)



Manchester City kalecisi Andreas Isakson'un demeci yayınlandı İngiltere'de. Galatasaray'ın kendisinin Euro 2008'de oynayabilmesi için düzenli oynamasına yardımcı olacak bir takım olduğunu bu yüzden kendisiyle ilgilenen bir takım varken gitmek istediği yazıldı. Şöyle diyor Isakson "Galatasaray kulübü bana beni oynatmak için aldığını söyledi, kulübede oturmak hakikaten çok kötü". City menajeri Sven Goran Erikson da Isakson gitmek istediği takdirde önünde durmayacaklarını açıkladı. İngiliz basınına göre bu transfer yakında gerçekleşecek.

Aykut Erçetin 2003 yılında geldi Galatasaray'a. Yıllarca Mondragon'un arkasında yedek bekledi. Zaman zaman kaleyi devraldığı maçlarda da görevini layıkıyla yerine getirdi. Aykut'un hatası ile kaybedilen bir puanı hatırlamıyorum. Orkun Uşak kaleye bu sene geçti. Yenilmeyecek bir golü yediği, puan kaybettirdiği bir maçı hatırlamıyorum. Bu iki kalecinin teslim edildiği Galatasaray kalesi bu sezon rakiplerin en az gol attığı kale. 20 maçta 14 gol. Galatasaray ligin en az gol yiyen iki kalecisini beğenmeyerek ve üstelik oynama garantisi vererek bir yabancı kaleci transfer ediyor.

Alman hocaların kaleci seçimleri konusunda son yıllarda hep bir bocalama var. Christoph Daum Beşiktaş ve Fenerbahçe'de kaldığı sürece bu sorunu hep yaşadı. Auman, Enke, Rüştü, Recep, Mhyre, Asper, Volkan. Alman milli takımının hocası Klinsmann 2006 Dünya Kupası'nda Oliver Kahn ve Jens Lehmann arasında büyük bir ikilemde kalmış ve hangi kaleciyi oynatacağını maçtan bir gün önce açıklayabilmişti. Karl-Heinz Feldkamp'ın ligin en az gol yiyen kalesi üzerinde yaşadığı bu telaş nedir, ya da bu iki kaleci kalede olmaları için daha ne yapmaları gerekiyor. çözebilmiş değiliz. Bazen sezon başı 3. kaleci olmak istemediği için takımdan ayrılan Fevzi iyi mi yaptı diye de düşünüyoruz.

ÖMRE BEDEL BİR KARİYER



Nev-i şahsına münhasır bir futbolcu Raul. Belki Avrupa futbolunu takip edenlerin rüya forveti değildir, belki ilk 11 say deseler çoğu kişi forvet hattına koymaz ama Raul dendi mi akan sular durur. Bu şuna benzer. "En beğendiğin 10 filmi say" deseler sayarsın da "unutamadığın film hangisi" diye sorduklarında başka bir film söylersin ya. İşte o hesap. Transfer dönemlerinde kariyeri boyunca adı geçmez Raul'un. Ama bunun sebebi kimsenin onu istemediği değil isteyemediğindendir. Zira Real Madrid kulübü Raul'un paha biçilemez olduğunu bir kere deklare etmiştir. Paha biçilemez. Futbol dünyasında bedeli olmayan tek futbolcu belki de. Real Madrid bu onuru daha da yukarı taşımak istiyor İspanyol EFE Haber Ajansı'na göre. Raul'a ömür boyu kontrat önermek üzereler. Hayatının sonuna kadar Real'e bağlılık. Futbolculuğundan sonra da. Teklifteki madde de ilginç. Futbolculuğundan sonra kulüpte hangi görevi yapacağına kendisi karar verebilir.

Simge olmak kolay değil. Her futbolcuya da nasip olmuyor. Hele dünyanın gelmiş geçmiş en büyük kulübünde.

ALLE MANIAK AACHEN



Hollandaca "hepsi manyak" demek yukarıdaki. Biraz Star gazetesine özendik. Sebebi de şu. Alamania Aachen bu akşam Almanya Kupası mücadelesinde evinde 1860 Münih'i konuk etti. Dakikalar 82'yi gösterdiğinde maçı 2-0 önde götürüyorlardı. Maçı 3-2 kaybettiler. 83'te Danny Schwarz, 84'te maç boyunca kale dibinden akıllara zarar 3 gol kaçıran Bosna asıllı Mustafa Kučuković ve 88'de Fabian Johnson Münih temsilcisini çeyrek finale taşıdı. Naklen yayınlanan Borussia Dortmund-Werder Bremen maçı da gayet çekişmeli geçti ve Diego skor Dortmund lehine 2-0'ken gole çevirdiği penaltıdan 1 dakika sonra bir başka penaltıyı Ziegler'e teslim edince sarı siyahlı ekip 2-1'le turu geçti. Bayern ve Hoffenheim turu geçen diğer ekipler. Bayern Wuppertal deplasmanında 5-2 galip gelirken son gol Hamit Altıntop'tan geldi. Maç 3. Lig temsilcisi Wuppertal'in Stadı'nın maça olan ilgiye karşılık küçük kalması sebebi ile (ki Wuppertal'ın stadı da 28.000 kişilik) Schalke Auf Arena'da oynandı. Wuppertal Bayern'i 2 kere yakalamasına ve ilk yarıyı 2-2 kapatmasına rağmen ikinci yarı tutunamadı.

4 maçın da görüntülerinde gözümüze çarpan ve Alman futbolunun kulüpler ve kendi ligleri bazında son yıllardaki yükselişinin en önemli sebebi olan şey tribünlerin yine tıklım tıklım olmasıydı. Alman profesyonel müsabakalarında son 2 yıldır boş tribünlü bir maçı hatırlamıyorum.

29 Ocak 2008 Salı

OI! IRISH PUNK!



Türleri için Irish Punk-Rock diyebileceğimiz iki grup. Dropkick Murphys'i Departed filminin harika açılış şarkısı "I'm Shipping Up to Boston"dan hatırlayabilirsiniz. Diğeri de İrlandalı müzisyenlerden oluşan ve şarkılarında mütemadiyen "drink, whiskey, beer" gibi kelimelere rastlayacağınız "The Pogues". "Müzeyyen Senar'lı fasıl albümlerini dinleyenlere saygım sonsuz ama Irish Pub" deyince akan sular diyorsanız tam biçilmiş kaftan. Hafta toplama albümlere de ilginiz varsa Irish Drinking Songs veya Irish Pub Songs isimli bir çok albüm internette mevcut.

AL SANA CEHENNEM



El Stadio Da Luz (Işık Stadyumu). Lizbon. Benfica'nın mabedi.

BALLON D'OR (!)



Hafta sonu Premier Lig ekibi Manchester City'i FA Cup çeyrek finalinden eden maç. Sheffield'ın Bramall Lane Stadı. Dakika 12. Sheffield United'ın Manchester United'dan kiralık oyuncusu Lee Martin soldan topla iniyor. Ortaya kesiyor. Top, kaleci Joe Hart'ın önünden kale çizgisine paralel giderken hemen kalenin önündeki, sahaya atılan 10 kadar balondan birine çarpıyor. Topu uzaklaştırmaya hazırlanan Michael Ball (azizliğe bakın ki soyadı "top" anlamına geliyor) bu olay sebebi ile ivmesi değişen topu ıska geçiyor. Meşin yuvarlak arkaya süzülüyor ve Jamaikalı Luton Shelton cezayı kesiyor. Sheffield ilk golü balonun da yardımıyla atıp maç sonu 2-1'le FA Cup'ta çeyrek final vizesi alıyor. Futbol Asla Sadece Futbol Değildir. Aşağıdaki de golden sonra kaleci Hart'ın balonları cezalandırması. Bu da pozisyonun videosu.

SON NEFESTE İBB



İsmi itibariyle pek sempatik gelen bir takım değil Büyükşehir Belediye. Ancak özellikle antrenörü ve oynadıkları futbol sebebiyle beğeniliyorlar. Gerçi tabeladaki yerleri ve puanları biraz can sıkıcı ama olsun futbolu sevenler onların arkasında!

Fakat İBB’nin “üstünlüğü koruyamama” sendromu haftalar gittikçe alışkanlığa dönüşüyor. Geç olmadan dur demeleri gerekli ki, şu anda bile geç kalmış olabilirler.

İş 8. haftada başladı. Konya’da 2-1 öne geçtiler ama maç bittiğinde skor 3-2 aleyhlerineydi. Sonra 14. haftada Galatasaray’a Ali Sami Yen’de sahayı dar edip ilk yarıyı 2-0′la geçtiler. İkinci yarıda ise kalelerinde iki gol görüp beraberliğe razı oldular. 16. haftada ise bu sefer de Trabzon’dan 3 puana yaklaşabilirlerdi, ama son 15 dakikada yedikleri 2 golle Karadeniz’den puansız döndüler. İkinci yarının başında da Fenerbahçe karşısında 84. dakikaya 2-0 önde girdikleri maç 2-2 bitti. Bu maçların tamamında skoru korumayı başarabilseler şu anda 31 puandaydılar.

Son darbe de pazar günü OFTAŞ’tan oldu. Oftaş karşısında 14. dakika geçilirken 2-0 öne geçmişlerdi bile. Ne olduysa bu dakikadan sonra oldu ve İBB kalesinde 3 gol görerek maçı yine puansız tamamladı. Son gol 84′te geldi.

Yani bu maçla birlikte toplam kayıp 13 puan oldu. Şu an 34′ü toplayabilmiş olsalar da yerleri 5. lik olacaktı. Futbol, bir acaip oyun!

by Tuncay Yavuz

Hayatım Futbol/Futbol Günlüğü sitesinden alınmıştır.

KARA KITADAN NOTLAR



Afrika Kupası’nda çeyrek final vizeleri yavaş yavaş alınmaya başlandı. Dolayısı ile gruplarda çok da üst düzeyde olmayan futbol zevkinin yavaş yavaş düğümün çözüleceği anlara yaklaşınca artmasını beklediğimiz anlara geliyoruz. Kupa milli takımlar bazında her uluslararası turnuvada olduğu gibi bu turnuvada da sürpriz isimler çıkartıyor önümüze. Ismael Bangoura’yla başlayacaktık ama Dinamo Kiev’in sezon başında onu zaten bağlaması sebebi ile pek keşfedilmemişliği kalmadı diyebiliriz. Şu ana kadar Gine’nin en etkili ismi idi turnuvada ve onun önderliğindeki takım bugün çeyrek final vizesi aldı. Gana’lı Muntari ve Angola’lı Manucho da artık tanınan isimler.

Angola’lı Flavio Amado dikkati çeken bir başka isim. Manchester United’ın yeni kulesi Manucho’nun milli takımdaki partneri. Çok uyumlu bir ikili oluşturuyorlar. Flavio Mısır ligi’nde Al Ahly takımının formasını giyiyor ve ligde şu anda gol krallığında zirvede. Angola’nın kalecisinden de bahsetmek lazım. Lamá En beğendiğimiz kaleci şu ana kadar. Angola Ligi’nde Petro Atletico takımında oynuyor. Angola Ligi mi? Diye düşünmemek lazım, Manucho Manchester United’a bu takımdan transfer oldu. Mısırlı Hosny Abd Rabo turnuvanın bir başka sürprizi. 23 yaşında henüz. 3 gole turnuvanın gol krallığı yarışında zirveyi paylaşıyor. Mısır Ligi takımlarından Al-Ismaily takımında oynuyor ki 1 senelik kısa bir Strasbourg macerası da var. Yukarıdaki resim de o günlerinden kalma. Mısır çeyrek final vizesini bir muciza olmazsa alacak ve biz de ilerleyen turlarda Abd Rabo’yu büyük bir ihtimal menajerlerle beraber izleyeceğiz.

Güney Afrika Cumhuriyeti, Senegal ve Nijerya şu ana kadar hayal kırıklığı yarattılar. Senegal’in hocası Henryk Kasperczak Angola karşısındaki 3-1’lik mağlubiyetten sonra istifa etti. Güney Afrika’da Parreira’nın takımı ev sahipliği yapacağı Dünya Kupası öncesi hiç iyi sinyaller vermiyor. Nijerya için ise şimdiden Berti Vogts’un yerine gelecek hoca adayları konuşuluyor ki Alkmaar kentinde suyu giderek ısınan Louis Van Gaal bunlardan en önemlisi.

BARBARA CARTLAND



60 ve sonraki dönemde doğup annesinin kitapları arasında bu kadının kitabını bulmayan adamdan şüphe duymak lazım. 700’ün üzerinde kitap yazmıştır Cartland. 99 yaşına girmesine 2 ay kala vefat ettiğinde geride aşk romanlarının kraliçesi unvanını da bırakmıştır. Hoş romanlar genelde hiç bir şeye benzemezler ama dedim ya her kitaplıkta mutlaka kendine yer bulur. Cartland’ın en büyük özelliği kitaplarının arkasına kendi resmini basması ama mutlaka şömine önünde çektirdiği bu fotoğraflarda yanında bir köpeğin bulunmasıdır. Ancak, doğal olarak 99 yıl yaşayan bu hanımefendi köpeklerin ortalama ömürleri 9-10 yıl olduğundan, fotoğraflarda periyodik olarak değişik köpeklerle görülmüştür. Kısacası kendisine hayvan dayanmamıştır.

AFONSO ALVES MESELESİ



Osmanlı’nın başını yıllarca ağrıtan Karamanoğulları’nın yaptığı zulmü Heerenveen’e çektiriyor Brezilyalı. Hollanda’da hangi gazeteye baksam Afonso Alves’i görmekten gına geldi. Hollanda futbol federasyonu ve transfer komisyonunun dün akşamki toplantısından sonra kararın açıklanacağı belirtiliyordu. Şimdi bu iş Perşembe’ye kaldı. Yani ara transferin son gününe. 1 Şubat’ta Alves’in hangi kulüpte futbol oynayacağı ortaya çıkacak. En azından artık 3 aday var. AZ, Middlesborough ve ilginç olacak ama mevcut takımı Heerenveen. Alves komisyondan çıkacak karara göre bu kadar hengameden sonra Heerenveen’de kalabilir. Tam bir arap saçı. Alves’in muhtemel Middlesborough transferi Stewart Downing’in de Tottenham’a transfer dedikodularını daha da çoğaltacaktır. Yani transfer sadece bir değil bir kaç oyuncuyu etkileyecek.

28 Ocak 2008 Pazartesi

EZELİ REKABET - 5



Jonh Mc Enroe vs Bjorn Borg

SINAV GÜNLERİ ŞİMDİ BAŞLADI



3-4 defa yazmıştık. "Sivasspor’da işler bu kadar iyi giderken yapılan zamansız çıkışlar, işler çok ufak derecede de olsa kötü gitmeye başlarsa takımı tepetaklak götürebilir" diye. İşte o günler gelip çattı. Sivasspor Basın Sözcüsü bugün 4-1’lik Fenerbahçe mağlubiyetinin ardından konuşmuş. Tam 5 paragraf var konuşmasında. “Kaybedilenin sadece bir maç olduğunu ve ligin bitmediğini” konuşmasının sonunda 2 cümleyle belirtiyor. Geri kalan sözleri mi? Hepsi fırından yeni çıkmış mazeretler. İşte bahsettiğimiz buydu.

Basın Sözcüsü Fikret Ünsal takımın medyanın gözünün önünde çok tutulduğunu ve bu yüzden gündemde kalmanın takıma yaramadığını ileri sürüyor. Bunu söyleyen adamın kendi kulübesine bir bakması gerekir. Bülent Uygun son 2 aydır neredeyse her hafta “ben takımı medyadan uzak tutuyorum” diyerek takımı medyaya yakın tutuyordu. Şimdi Uygun ve kulüp övgü yerine olası “baş aşağı yolculuk” senaryolarına çare üretmek zorundalar. Hiç bir zaman zirve takipçisi bir kulüp olarak görünmek istemediklerinden oradan düşmenin yordamını da nasıl hallederler bilemem.

Bunun dışında Ünsal bir dolu hakem kararı, yüksek ilgiden doğan motivasyon eksikliği ve konsantrasyon kaybı mazeretine sığınıyor. Sivas için asıl sınav günleri başlıyor. Kendi evinde bugüne kadar yemediği kadar golü bir maçta yiyen bir takımın bunu iyi analiz etmesi lazım. Ama işte görülüyor ki analiz yerine şimdilik panik kol geziyor.

NO COUNTRY FOR OLD MEN




Burada öngörümüzü yapmıştık. Bir aksilik olmazsa Oscarlarda Atonement'la çekişip ödül yarışında galip gelecek. Coen'ler bundan çok daha iyi filmler yaptılar tabi ama, en azından Intolerable Cruelty ve Ladykillers'tan sonra biraz daha köklerine döndükleri bir film. Ama imdb'de tüm zamanların en iyi 30. filmi olma gibi unvanları veya 8.7 puanları haketmiyor, biraz overrated, zaman geçtikçe o notu düşecektir.

Öncelikle çok ağır tempolu bir filmle karşı karşıyayız. Ortalama Türk seyircisi elbette "böyle sıkıcı film görmedim, resmen uyudum" moduna girecektir. Filmin hareketlendiği sahneler Javier Bardem'in kötü adam rolü ile arz-ı endam ettiği bölümler. Zaten filmin o dinginliğinin içinde oldukça zıt karakteri ile parıldıyor Bardem. Bu sene En İyi Yardımcı Oyuncu dalındaki tüm ödülleri topladı. Oscar'ı da çok rahat alacaktır.

Bu film için geçerli olmasa da yine bu film bir kere daha kanıtladı ki en kötü filmin bile kötü adamı eğer iyiyse, o film iyidir. Ha bu tür hikayeleri içeren türde bir başyapıt istiyorsanız Marathon Man'i izleyin derim.  

AVRUPA ŞAMPİYONALARI'NIN UNUTULMAZ SAHNELERİ - 1/10:DAVOR SUKER



Avrupa Şampiyonası'nın yapılacağı yılın içerisine girdik, girmekle kalmadık bilet kovalamacısını da başlattık. Haziran'da 2 turnuva sonra biz de seyirci sıfatından çıkıp katılımcı sıfatına bürüneceğiz. Turnuvaya kadar sürecek bir seri başlatıyoruz. Tabi ki yaşımızın elverdiği sürece modern futbol döneminden daha fazla örnek taşıyacak bu seri. İlk aklıma gelen Euro 96'daki Hırvatistan-Danimarka grup maçı. Bizim de içinde bulunduğumuz grupta her iki takım ikinci maçları için Sheffield'ın Hillsborough Stadyumu'na çıktıklarında Danimarka'nın 1, Hırvatistan'ın 3 puanı vardı.

Maçın 53. dakikasına Suker'in penaltısı ile 1-0 öne geçen Hırvatlar 81'de Zvonimir Boban'la bir gol daha bulunca son şampiyon turnuva dışında kalma tehlikesi ile burun buruna gelir. 90. dakika gelip çattığında sansasyonel kaleci Peter Schmeichel Danimarka adına bir gol bulabilmek için kornerde Hırvat kalesi önüne gider. Korner atılır, top uzaklaştırılır. Schmeichel da kendi kalesine uzun bir koşuya başlar. O koşarken Hırvatlar topu en uzak noktadaki Sevilla forveti Davor Suker'e ulaştırır. Suker topu kontrol eder. 10 metre kadar sürüp daha kalesine yeni gelmiş Schmeichel'ın üstünden muhteşem bir aşırtma ile ağlara bırakır. Hem de bir kaç dakika önce orta sahadan yaptığı aşırtma vuruşu çizgide çıkarıp Suker’e eliyle “olmaz” işareti yapan Schmeichel’ın. Tüm Avrupa Şampiyonaları tarihinin en güzel bir kaç golünden biri. Suker o sezon Capello'nun Real Madrid'ine transfer oldu. Hırvatlar da 3-0'lık sonucun ardından gruptan çıkıp çeyrek finalde Almanya'ya mağlup oldular. 2 sene sonra bir başka çeyrek finalde rövanşı 3-0'la almak üzere.

Hırvatlar'ın o 96-98 dönemindeki efsane kadrosunu da yazalım. Defansın sigortası Bilic şimdi
takımın başında.

Drazen Ladic, Robert Jarni, Igor Štimac, Nikola Jerkan, Slaven Bilic, Aljosa Asanovic, Robert Prosinecki, Davor Šuker, Zvonimir Boban, Mario Stanic, Goran Vlaovic (Alen Boksic)

ve o anın görüntüsü.

RESİMLER ARASINDAKİ 2 FARK

GORDON MİLNE'E SELAM



Uzun yıllar Türkiye'de kalıp Türkçe öğrenmeye hiç yanaşmayan ve 7 sene boyunca "iyi akşamlar"dan başka ağzından bir kelime duymadığımız Gordon Milne geldi aklıma Rafa Benitez’in yeni uygulamasını öğrenince. Beşiktaş’ın 1987-1994 yılları arasındaki hocası Milne’in hakkında bir ara, aslında çok iyi Türkçe bildiği ama kullanmadığı yönünde söylentiler çıkmıştı ama biz pek bir şey göremedik. Emektar tercümanı Ali Emeç, İngiliz  hocanın bu özelliği sayesinde 7 yıl boyunca en az onun kadar popüler olmuştur.



Rafa Benitez’e gelince. Malum bir İspanyol. Liverpool takımında oyuncular ve yardımcıları dahil 12 İspanyol olmasına rağmen tüm oyuncularına İngilizce dışında bir dilin konuşulmasını yasakladı. Rafa abartıp İspanyol oyuncularla arasındaki konuşmaları bile İngilizce yapıyor. Sebebi hem saha içi iletişimi tek bir dile indirgemek, hem de İngilizceye hakimiyeti eksik olan yabancı futbolcuların bu yolla, dile alışmasını hızlandırmak.

Tabi Benitez İngilizce gibi evrensel bir dilin konuşulduğu ülke yerine, Japonya’da görev yapsaydı aynı şeyi uygular mıydı bilemeyeceğiz ama hareketine alkışımızı tutuyoruz.

AFRİKA KUPASI'NIN GÖR DEDİĞİ



Devam eden Afrika Kupası bize dünya futbol literatünün ve seyirci beğenilerinin ne yöne doğru gittiğinin bir göstergesi oluyor adeta. Turnuvada şu ana kadar oynanan hemen hemen her maçta gol oldu. Hatta grupların ikinci maçlarında, her grubun bir maçı 4-5 gollü bitti. Yani nam-ı değer “futbolun meyvesi”nden çok var. Ama etrafımda futbol konuştuğum herkesten aynı tepkiyi alıyorum. “Kupa çok sıkıcı geçiyor”.

Afonso Alves Heracles Almelo’ya 7 gol atıp Eredivisie rekorunu kırdığında golleri izleyince rekorun anlamı kaçmıştı benim için de. Çünkü gollerin yarısı boş kaleye veya kaleciyle burun buruna defans baskısı olmadan atılan gollerdi. Bu yüzden belki de İspanya veya İngiltere Ligi’nde bir maçta atılan 2 golün o 7 golden daha büyük önemi vardı.

1970 veya 1982 Dünya Kupası’nın Brezilyası ile (hep bu örneği veriyoruz ama) 2004 Avrupa Şampiyonası’nın Yunanistan’ı karşılaşsa ne olur şüpheliyiz. Bundan 10 yıl önce “Brezilya dağıtır”derdik.

Defans güvenliği, oynatmama, saha içi disiplin ve görev bilinci, yerini kaybetmeme, kontrol günümüz futbolu için o kadar hayati konular oldu ki, artık maçların güzelliğini bunların olup olmamasına göre değerlendiriyoruz. 4-5 gol o maçın iyi olduğunun bir göstergesi değil. Çünkü dünya futbolunda artık karşısına kim gelse gol atmayı amaçlayandan çok, karşısına kim gelse durdurmayı amaçlayan takımların sayısı daha fazla. Seyirci beğenisinin de bu yönde değişmesi son derece normal.

Bu arada son olarak belirtelim. Afrika’nın Galactico'su Fildişi, turnuvanın mutlak favorisi gibi dursa da şu ana kadar oynanan maçlar sonucu Angola, oldukça mütevazi kadrosuyla iyi işler yapıyor. En beğenediğimiz takım (kalecisi Lama başta olmak üzere) ne yalan söyleyelim.

HAKİKATEN "KAP"SALON



Hollanda’daki yeni yaşamımızdan hareketle burada Avrupa hakkında Türkiye’ye oranla bir çok olumlu şey söyledik ama yiğide hakkını verme zamanı geldi. Saç kesimi 16,5 Euro. Hem de Türk berberinde. “Yuh” derler. Bazısı ileri gidip “bbbrrrss” de diyebilir. Ben de dedim. Zira bu Hollandalı işletmecilerin berberlerinde 25-30 euroyu buluyor. Yani 50 YTL aşağı yukarı. Gir Ümraniye’de Kuaför Kadir’e 5 lira ver çık. Hem de 5 liraya saç yıkar, kulak kılını yakar, yapar da yapar. İkincisi tüm hayatı randevu sistemine bağlı olan Hollandalıların berbere gidişi de randevulu. Yani öyle arkada bekleyen amcayla, dayıyla “yahu sizin bir arsa vardı sattınız mı” yahut “Kezman ne koydu be doksana” muhabbeti yapmanız namümkün. Çünkü bekleyen kimse yok. İşiniz bitince arkadaki randevu sahibi geliyor.

Ha tabi şikayetimiz var mı? Yok. Niye? Berberlerin % 90’ı “kapsalon voor dames & heren”. Yani kadın-erkek karışık. Sağınızda ve solunuzda iki hoş bayanla aynı anda traş olmanız mümkün. Türk müyüm? Evet Türküm.

ACILARIN TAKIMI UNVANI DEVROLDU



Newcastle acıların takımı unvanını Allardyce-Keegan değişikliği ile bir süre askıya aldı. O unvanın sahibi şimdi Valencia. La Liga’da 15 mağlubiyetli tek takım var. Segunda’ya doğru durdurulamayan bir hızla giden Levante. Ardından 11 yenilgi ile bir başka çöküş Deportivo La Coruna var. Sonra da 10 mağlubiyetli 4 takım var. Birisi Valencia. Yani bir bakıma ligin en çok kaybeden 3. takımı. Dahası küme düşme hattı ile sadece 5 puan farkı kaldı. Deportivo ile Levante gelene geçene mağlup olmasalar belki de kendilerini ateş hattında bulacaklar. Ronald Koeman göreve geldiğinden beri 2 galibiyet 3 beraberlik ve 6 mağlubiyet aldılar. Üstelik bu 2 galibiyet Koeman’ın La Liga’daki ilk 2 maçında idi. Yani 9 maçtır kazanamıyorlar. 4 maçtır da gol atamıyorlar. Ligde attıkları son gol 2007 yılına ait.

Türk basını olsa hemen kadro dışı kalan eski tüfeklerin takım içine sardıkları gruplaşmadan söz ederdi ya biz ona pek bulaşmayalım. Sadece fikrimiz şunda sabittir ki, Koeman bu performansı sezonun yarısında göreve gelmiş bir teknik adam olarak değil de sezonun ilk 11 haftasını geçiren bir teknik adam olarak yapsaydı, bugünkü Almeira maçından sonra bileti eline verilmişti.

27 Ocak 2008 Pazar

RAKAMLARDA BOĞULMAK


Konu futbol olunca istatistikler biraz üvey evlat muamelesi görür. Aslında normaldir, çünkü futbol gibi oldukça komplike bir sporda (22 kişi bir topun peşinden koşmuyor) istatistikteki standart sapma dediğimiz sonucun değişkenlik gösterebileceği bant çok geniştir. Hatta istatistikler bırakın bir sonuca ulaşmayı, bu tür sporlarda yalan söylemenin bir yoludur şeklinde yorum yapanlar da vardir. Ben de bu tür maç verilerine çok takılmamak gerektigi kanısındayım.

Arsene Wenger de, Salı günkü 5-1’lik yenilgiden sonra sahada Arsenal’in Tottenham’dan daha iyi olduğundan ve bunu istatistiklerin kanıtladığından bahsetti. İstatistikler Arsenal’in 500 Tottenham’in 222 pas yaptığını, Arsenal’in topa %64 oranında sahip olduğunu, kaleyi tutan şutlarda Arsenal’in 18’e 12 üstünlüğünün bulunduğunu gösteriyor. Arsene Wenger’e bir tek şey söylemek istiyoruz. Bir maçta herhangi bir takımın daha iyi oynadığını bu verilere bakarak saptayıp genel yargılarda bulunuyorsa, kendisini 2004’teki Yunanistan Şampiyonluğu’nu analiz etmeye davet ediyoruz. Işin içinden çıkamayacaktır.

25 Ocak 2008 Cuma

SALVADOR DALI vol. 1