"TAKIMININ PEŞİNDE" sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster
"TAKIMININ PEŞİNDE" sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster

17 Şubat 2009 Salı

TAKIMININ PEŞİNDE-4



















Altay'ın peşinde takibine devam eden Sercan Akan'ın yazılarına devam ediyoruz. Sercan bu hafta Manisa deplasmanındaydı.

Maçtan iki gün önce Ankara'dan bir arkadaşla konuşuyoruz.14 Şubat'ta maça gideceğimi söylüyorum.Ahlar vahlar ile alay eden bir cevap vermesini beklerken "o da senin sevgililer günün" diyor.Açıkçası hayatımın hiçbir döneminde futbolu bir numaraya koymadığımı düşünüyorum ama yine de dediği mantıklı geliyor.İşin felsefi ve psikolojik boyutuna inmeden "Kant ve Freud da Türkiye'de doğsa Altay'ı tutardı" diyerek konuyu kapatıyorum.Hele ki Freud çubuklu formanın çubuklarıyla ilgili.. Neyse konuyu dağıtmayalım.

Manisa oturduğumuz yere çok yakın olmasına rağmen Alsancak'a gidip dernekteki abilerin kiraladığı minibüse atlıyoruz.Onların deplasman anılarını dinleyerek yolu bitiriyoruz.Stadın önündeki köftecide maç saatini bekledikten sonra şiddetli yağmurun başlamasıyla beraber biz de kale arkası tribününe giriyoruz. Bizim taraftarlar yağmura rağmen kendilerine ayrılan yeri dolduruyorlar fakat Manisa taraftarı maça ilgi göstermiyor.

Manisa oldukça küçük bir şehir ve futbolla pek ilgili değiller. Fakat böylesine kaliteli bir kadronun 500 kişiye maç oynaması gerçekten üzücü ve düşündürücü.Biz babamla "adamların takım çok iyi" muhabbeti yaparken Manisalıların yaptığı tezahüratı duyuyorum.Kulaklarıma inanamayıp sağa sola sorunca gülsem mi ağlasam mı bilemiyorum.Altay'ın lakabı olan "büyük" sıfatına atfen "Küçük Altay" şeklinde bağırıyor Manisa taraftarı.Bizim tribün bu büyük sıfatıyla ilgili çok küfür duymuştur ama böylesine bir tezahüratı hiç beklemediklerinden önce afallıyorlar.Sonra da esprili bir cevap veriyorlar.



















Bu sırada takımlar sahaya çıkıyor fakat hakem oyunu başlatmıyor.Herkes niye oynamıyoruz acaba diye düşünürken hakem bizim tribüne doğru dönüp e hadi ama işareti yapıyor.O anda bizim amigolardan birinde jeton düşüyor ve burjuva İzmir'in takımlarının Manisa maçlarında söylemesi farz olan 'köylüler çapa'ya tezahüratı yapılıyor.Ben köylüyü milletin efendisi olarak gördüğümden bu tezahürata katılmıyorum ama maç başlayacağı için de memnun oluyorum.
Maçın başlarında karşılıklı goller kaçırılıyor.Kesinlikle okunamayan skorboard 36. dakikayı gösterdiğinde sol kanattan gelişen bir Manisaspor atağında ters kademeye giren sağ bekimiz rakip oyuncuyu ceza sahasında düşürüp penaltıya sebep oluyor ve aynı zamanda kırmızı kart görerek oyuna adeta damgasını vuruyor.Fakat kaleci Gökhan penaltıyı kurtarıyor ve fark olur denilen maçta takıma ve taraftara umut veriyor.Daha sonraki dakikalarda defansa çekilen Altay karşısında pozisyon bulamayan Manisa skoru değiştiremiyor




















Futbolcular soyunma odasına giderek biz de sırılsıklam olmuş biçimde tribünün alt tarafına sığınıyoruz.Geleneklerimizden vazgeçmeyelim ve devre arasında staddan bahsedelim.Manisaspor'un stadı yaklaşık 5000 kişilik.Kapalı, açık ve iki kale arkası tribünden oluşan stadda misafir takıma 'Gediz' adlı kale arkasının bir kısmı tahsis ediliyor.Misafir takımın tribününden teller sebebiyle yakın kale, mesafe sebebiyle uzak kale görünemezken Spil manzarası göz kamaştırıyor.

Devre arasında duran yağmur ikinci yarıyla beraber tekrar başlıyor.Bir yandan zatürreden ölür müyüm? sorusuna yanıt ararken diğer yandan "oğlum sevgililer günü anca bu kadar güzel olabilirdi.Daha da belanı mı istiyorsun?" diyorum.O sırada bizim takım sahada klasik tabirle "Çanakkale Geçilmez"i oynuyor.Fakat Manisa'da da pek heyecan yok.Pozisyon yaratamıyorlar.Son dakikalara yaklaşırken bir korner kazanıyoruz.Tireli Henry'nin açtığı ortaya Brezilyalı Tiago kısacık boyuna rağmen kafayı vurup topu yan iç ağlara gönderiyor.Attığı golle bizi sevindirmekle kalmayıp, takla atarken düşerek güldürüyor da.



















Kalan dakikalar Manisa'ya gol getirmeyince sevgililer günü hediyemizi alıp staddan mutlu ayrılıyoruz.Bloga yazdığım yazılardaki beraberlik zincirinin kırılması beni ayrıca mutlu ediyor.
Not: Yazı çok uzadı.Bu sebepten haftaya "Büyük Altay"ı ve genç kaleci Gökhan'ın hikayesini anlatacağım.

Takımının Peşinde

27 Ocak 2009 Salı

TAKIMININ PEŞİNDE-2



















Altay'ın peşinde bu sezonun 2. yarısında takımının iç saha ve deplasman maçlarını takip ederek Türkiye'nin sistemli ilk "groundhopping" denemelerinden birisini gerçekleştirecek olan Sercan Akan'ın yolculuğu sürüyor İzmir Alsancak Stadı'ndaki Altay-Giresunspor maçı ile. Önümüzdeki 3 deplasman sırası ile Karşıyaka, Manisaspor ve Boluspor deplasmanları. Dolayısıyla gelecek hafta İzmir derbisi ile ilgili doyurucu bir yazı bizi bekliyor.

-------------------------------------------------------

Gerek -pek gitmesem de- okulumun Ankara'da olması, gerekse farklı şehirlerdeki stadları tanıtmanın herkese daha çekici gelecek olması sebebiyle Flying Dutchman ile deplasman serisi yapma konusunu konuşmuştuk. Fakat İzmir'de iken boş durmayalım dedim ve Altay-Giresunspor maçını da seriye eklemeye karar verdik.

Havanın güneş mi açsın, yağmur mu yağsın karar veremediği bir İzmir gününde Kordon'da kısa bir tur attıktan sonra maça gidiyoruz. Dev bir yolcu gemisi limana yanaştığı için ortalık Japon turist kaynıyor. "Gelin oğlum futbol görün biraz" diyorum. "İlhan Mansız İlhan Mansız" diyerek kaldırım taşlarının fotoğraflarını çekmeye devam ediyorlar.





















Üstüste üç ışıktan Elvan Abeylegesse hızında geçip, bozuk parayla çiğdem aldıktan sonra bir de barikat aşıp maçı izlemeye hak kazanıyoruz. Stadın adı "Altay Alsancak Stadyumu". Önündeki Altay ismi, bizim kulübün önümüzdeki 49 yıl boyunca stadın kullanım haklarını kiralamasından ötürü var. Hani yıllardır tartışılagelen bir konu vardır ya: Şehrin iki takımı aynı stadı kullanır mı? Bu soruya "evet" cevabı verenlerin yegane örneği de Milano şehrindeki San Siro'dur. Halbuki Altay Alsancak Stadı bu konuda bir efsanedir. Hatta dünyanın bir numarası bile olabilir. Çünkü tam beş İzmir takımı maçlarını bu stadda oynuyor. Atatürk Stadı da zaman zaman kullanılıyor fakat asıl yük bu emektar stadın omuzlarında.

Kapalı tribünün kulüp binası tarafından stada giriyoruz. Zaten öbür taraftan giriş yok.Saha zeminini kontrol edip berbat olduğuna kanaat getirdikten sonra top-kale atışını beklemek için kapalı tribünün en sonuna, arkadaşların yanına doğru yol alıyoruz. Atış yapılıp rakip takım giriş tarafındaki kaleyi alınca aynı yolu gerisin geri yürüyüp takımın atacağı golleri yakından izlemek üzere tribüne kuruluyoruz. Burada ufak bir bilgi vereyim: Altay taraftarları, takımları hangi kaleye atak yapacaksa tribünün o tarafında konuşlanırlar.



















İlk düdükle beraber iki takım da atak bir futbol sergilemeye başlıyordu.Altay, Arjantinli oyuncusu Molina’nın hırsı ve iyi oyunu sayesinde sol kanattan ataklar geliştirirken, Galatasaray’dan Bucaspor’a kadar geniş bir yelpazedeki tüm takımlarca tanınan sol beki sebebiyle Giresunspor’un geliştirdiği tüm atakları da yine sol kanattan karşılamaya çalışıyordu.Bu sol bekin oldukça ileri görüşlü olan ve çocuğuna bir peygamberin ismini veren ailesi sayesinde, çarpılmaktan korkan Altay taraftarı küfür edemiyor, dayanışmaya en çok ihtiyaç duyulan şu günlerde bizim kulüp toplu küfür yüzünden para cezası ödemekten kurtuluyordu. Molina’nın getirdiği toplarla tehlikeli olan Altay, yine sol kanattan gelişen bir atağın sonunda Merter’in topa düzgün vuramayıp kaleciyi yanıltması sayesinde öne geçiyor, henüz bir dakika önce takımı defansif bir taktikle oynattığı için teknik direktöre kızmakta olan Altay taraftarlarının öfkesi yerini müthiş bir sevince bırakıyordu. Kalan dakikalarda Altay gol atmayı ya da yemeyi beceremiyor ve soyunma odasına evsahibi takımın 1-0 üstünlüğüyle gidiliyordu.





































Madem devre arası oldu, biraz Alsancak Stadı’ndan bahsedelim.Açık tribün, kapalı tribün ve balkon tribününe sahip olan stad resmi olarak 15000 kişilik. Göztepe ve Karşıyaka taraftarlarının oturuş stiliyle kapasitesi ikiye katlanabilen stadda genellikle balkon tribünün bir bölümü konuk takımın taraftarlarına veriliyor. Universiad oyunları için yenilenen stadın koltukları sarı ve beyaz renkte. Yani altı İzmir takımının da renklerinden farklı. Tribünlerin oyun sahasına çok yakın olması futbolcularla sohbet etmek için hoş bir ortam yaratıyor. Altay kulübünün bu stadla ilgili bazı projeleri var fakat henüz atılmış somut bir adım yok.

Soyunma odasında bizim hoca, sol beki ve bir orta saha oyuncusunu oyundan çıkarıyor, yerlerine sağ ayaklı bir sol bek ve bir forvet oyuncusu alıyor, maçta farka giderek taraftarın gönlünü almayı planlıyordu. İkinci yarı başlayıp, biz giren forvet oyuncusunun kondisyon durumu hakkında tartışırken yaklaşık 75 metrelik bir depar atarak lafımızı bize yediren eleman ceza sahasında bir Giresunsporlu oyuncuyu düşürüp penaltıya sebep oluyordu. Topun başına geçen oyuncu penaltıyı gole çevirerek eşitliği sağlayınca Alsancak’ta tansiyon yükseliyordu.Golden sonra rakip kaleye yüklenmeye başlayan Altay’da bu sefer Brezilyalı Tiago sazı eline alıyor, Giresunspor’un sol kanadını parçalıyor, ancak gol bir türlü gelmiyordu.Savunma güvenliğini ikinci plana atan Altay kalesinde de tehlikeli ataklar görüyor fakat bunları Yiğitcan sayesinde savuşturuyordu. Karşılıklı atakların olduğu maçın son düdüğü çaldığında açk tribün ile ambulans kapısı arasında kalan skorboard 1-1 yazıyordu.




















Doksanıncı dakikaya kadar takımlarına destek veren Altay taraftarları maç bittikten sonra ‘Destek bitti Feyyaz istifa’ diye bağırmaya başlıyor, soyunma odasına gitmekte olan Feyyaz Uçar boynundaki akreditasyon kartını çıkararak sahaya, taç çizgisinin dışına bırakıyordu.

Bense kaçırdığımız galibiyetten çok forvet oyuncumuzun kondisyonu hakkındakı yanlış yorumumuzla çocuğun hakkını yememize üzülüp Karşıyaka maçını beklemeye koyuldum.

Not 1: Birinci Lig’de takımların 21 yaş ve altında iki yabancı oyuncu oynatma hakları var.

Not 2: Feyyaz Uçar henüz resmi olarak istifasını vermedi.

Takımının Peşinde-1

3 Mart 2009 Salı

TAKIMININ PEŞİNDE-5



















Kartalspor-Altay maçının devre arasındaki mucizeyle başlayan seride bu maçla beraber yarıya geldik. Yarıya geldik ama hala bir tarz oturtamadık o da ayrı konu. Maçtan önceki gün kendimizi PES'e kaptırınca saatin sabah beş olduğunu görüyoruz. Evden çıkmak için kalan üç saati uykuyla değerlendirmem durumunda Altay'ın ancak iki hafta sonraki deplasmanına yetişebileceğimi bildiğimden uyumamayı tercih ediyorum. Tesla da neredeyse hiç uyumazmış.Ben de onun gibi olurum belki diye düşünürken kendimi FreeCell'e kaptırıyorum. Tabi bulacağım formüller de yalan oluyor.

Bolu'ya gitmek için terminalde buluştuğumuzda dört kişiyiz. Altay'lı bir arkadaşımın yanı sıra bölümden iki arkadaş da takviye geyik kuvveti olarak bizimle geliyor. Otobüste "iki gazete al da kültürlenelim ehehe" diyerek arkadaşa aldırdığım gazetenin kapağını bile açamadan uyumaya başlıyorum. Bolu'ya indiğimizde hayal ettiğim gibi küçük bir şehirle karşılaşıyorum.Gazeteleri alan arkadaş daha önce bir süre Bolu'da yaşadığından şehri bize o gezdiriyor, kültürümüze kültür katıyor. Arkadaş değil kültür ateşesi.




























Bolubeyi'ne blogun selamını götürdükten sonra yaklaşık 1 saatlik bir sürede Bolu'yu baştan aşağıya geziyoruz. Bolu'yu kısaca anlatmak gerekirse İzzet Baysal ve Köroğlu kelimeleri yeterli. Oldukça küçük ve sakin bir şehir. Biz de turumuzu tamamladıktan sonra İzzet Baysal caddesindeki bir gözlemeciye oturuyoruz. Gözlemecinin adını herhalde tahmin etmişsinizdir. Etrafta pek çok Bolu atkılı insan var. Benim üzerimde Altay eşofmanı ve Altay forması olduğundan başta 'acaba?' diyorum. Fakat beş dakika geçmeden ne kadar yanıldığımı anlıyorum. Arka masamızda yemek yiyen Bolusporlular yanımıza gelerek 'hoşgeldiniz' diyorlar ve hatıra fotoğrafı çekiliyoruz.

Stada gidip iki tur attıktan sonra bilet gişesini buluyoruz ve içeri giriyoruz. Kendi kendimize eğlenmeye çalışırken bizim taraftarlar "Ufaklık buraya üçlü çektir Altay'a" demeye başlıyorlar. Ufaklık kim abi? demeye kalmadan Bolu tribünlerinden 5-6 yaşlarında bir çocuk pokemon misali sahaya salınıyor. Ellerini sallaya sallaya bizim tribüne doğru gelirken, bir yandan da futbolculardan seken topları tekmeliyor. Tribünün önüne gelince de önce şştt yaparak herkesi susturuyor. Sonra da kollarıyla 1-2-3 yaptırıp tezahüratı yönetiyor. İşi bitince de tribünlerdeki yaklaşık 5000 kişinin alkışlarını alarak kendi yerine dönüyor. Biz keyiften dört köşe oluyoruz. Klasik bir tabir olacak ama sahalarda böyle görüntüler görmek insanı gerçekten sevindiriyor.
















Harika bir şekilde tribün yöneten ufaklıktan sonra Bolu'da bizi şaşırtan bir görüntü daha oluyor. Maraton tribünden yapılan kırmızı tezahüratına, kapalıdan beyaz karşılığı çok ince bir tonda geliyor. Biraz daha dikkatli izleyince tribünün özel bir kısmının -çoğunluğu kız- çocuklardan oluştuğunu görüyoruz. Hem Boluspor'u hem de taraftarlarını tebrik ediyoruz ve özeniyoruz. Maçın başlamasına yakın tüm stadı dolduruyorlar.



















Maçı çok kısa özetlemek gerekirse Altay ilk yarıda sahaya beraberlik için çıkmış bir görüntü sergiledi ve kapandı.Boluspor daha önce de bahsettiğim sol kanat oyuncumuzdan haberdar olduğu için 3 kişiyle Altay'ın solundan yüklendi ama etkili olamadı. İkinci yarıda ise Altay galibiyet için bastırdı ancak aradaığı golü bir türlü bulamadı. Maç da iki takımın da maçtan önce 'berabere bitsin kabul eder misiniz?' deseler balıklama kabul edeceği şekilde eşitlikle bitti.

Son olarak Boluspor'un stadyumundan bahsedelim-değişiklik yaptım bu sefer-.S tad Bolu'nun merkezi sayılabilecek İzzet Baysal caddesinden yürüyerek 15 dakikalık mesafede. Hemen yanında da pazaryeri var. Maçtan çıkan insanlar için büyük bir kolaylık düşünülmüş. Stadın kapasitesi yaklaşık 7000 kişi. Bolusporlular da kendilerine ayrılan tarafı boş koltuk kalmamacasına doldurdular ve gerekli yerlerde bağırıp hakemin üstünde baskı kurarak güzel bir taraftarlık örneği gösterdiler.




































Maç bittikten sonra saatlerce kar altında beklemenin yorgunluğunu güzel bir tabak Bolu mantısı yiyerek atan bizler de otobüse atlayıp Ankara yollarına düştük.


by Sercan Akan

3 Şubat 2009 Salı

TAKIMININ PEŞİNDE-3



















Sabah olabildiğince geç kalkıyorum maça kadar çok beklememek için. Kahvaltı edip Alsancak'a gidiyorum. Arkadaşlarla biraz vakit geçiriyoruz. Maçta görüşmek üzere ayrılıp babamın yanına gidiyorum. Futbol oynarken bacağını sakatlayan kardeş de fizyoterapiden çıkmış. "Bu maç kaçmaz ben de geleceğim" diyor.Onu da alıp Atatürk Stadı'na doğru yola çıkıyoruz. Altaylı taraftarların olduğu kısımda park etmek yasak olduğu için Karşıyakalıların toplandığı kısımdaki otoparka giriyoruz. Karşıyakalıların arasından geçerek katetmemiz gereken yaklaşık 500 metrelik bir mesafe var. Yolu konuşmadan yürüyoruz. Belli bir kısımdan sonra Karşıyaklılardan "hop hemşerim ters tarafa gidiyorsunuz.Orası rakip takımın.Lan? Koş koş" gibi bağırtılar duyar mıyız acaba diyorum. Gecenin karanlığında farkına varmıyorlar.

Stada girdiğimde gördüğüm manzara beni şaşırtmıyor. Kapalı tribünün yarısından fazlasını doldurmuş Karşıyakalılar, az sayıdaki Altay taraftarını 1,2,3..,10 şeklinde bağırarak saymaya çalışıyorlar. Altaylılar da Karşıyaka Çarşısı hakkında fikirlerini beyan ediyorlar. İki takımın ısınması sırasında KSK tribünleri stadı yıkarken Altaylılar kendi halinde maça ısınıyor.
Maç başlamadan önce kendime söz veriyorum çok heyecanlanmamak için. Çünkü Atatürk Stadı'nda son izlediğim Altay-Galatasaray maçında yediğim künefelerin kalp damarlarıma verdiği tahribi son raddesine kadar hissetmiştim.



















Maçın ilk yarısında Altay tutuk bir oyun sergiliyor.Karşıyaka daha etkin gözüküyor ve net bir gol pozisyonunu yukarıda bahsettiğim Altay-Gs maçının kahramanı kaleci Gökhan kurtarıyor.Yeni teknik direktörümüz Altay ruhu yaratmak adına sahada hiç bir varlık göstermeyen fakat su götürmeyecek derecede Altaylı olan futbolcuları inatla kenarı almıyor.

Devre arasında staddan bahsetmek içimden gelmiyor. Çünkü gerçekten futbol zevkini katleden bir stadyum. 1971'de İzmir'de düzenlenen Akdeniz Olimpiyat Oyunları için inşa edilen stad resmi olarak 60.000 kişilik.Tribünlerle sahanın arasında koşu pistine ek olarak geniş bir çimenlik de mevcut.Vakti zamanında(1981) bu stadda oynanan bir Karşıyaka-Göztepe maçı biletli 60.000 seyirci ile ikinci lig rekoru kırmıştır. -Biletsizlerle beraber bu sayı 80-85 bin arasıdır-.

Böylesine bir rekoru kıran taraftarlardan bahsetmemek olmaz. Karşıyakalılar kendilerini İzmirli olarak görmezler.Yazabildikleri her yere 35 1/2 yazarlar ve söyleyebildikleri her yerde İzmirli değil Karşıyakalı olduklarını belirtirler. Göztepeliler ise 'Tam 35' cidirler.Gerek çok sayıda ve ateşli taraftara sahip olmaları gerekse yıllarca ikinci ligde aynı grupta mücadele etmiş olmaları sebebiyle bu iki takımın taraftarları birbirleriyle kanlı bıçaklıdır.




















Altay taraftarı ise yaklaşık 7-8 sene önceye kadar Göztepelilerle dosttu.Ancak Joe onese Ateşdağlı'nın da daha önce belirttiği gibi tribün dengeleri dinamik ve değişken.Bu dostluğun bozuluşu da içinde Göztepeli olan kuzenimin de bulunduğu bir grubun Alsancak'ta dolaşırken canları sıkılınca destek olmak için Altay maçına gelmesiyle başlıyor. Bu arada belirteyim onlar stada girdiklerine Altay 2-0 mağlup ve çok kötü top oynuyor. Kapalı tribüne sosyete tabir edilen tarafından giren Göztepeliler bağırmaya başlayınca yaşlı amcalardan "Ne bağırıyorsunuz oğlum.Buna da kafa diyorlar. Şişti kazan gibi oldu." azarını işitince fanatiklerin tarafına doğru yol alıyorlar. Ancak onların da hiç keyfi yok. "Hadisenize bağırın biraz.Takım gaza gelsin." diyen Göztepelilere "Siz önce kendi takımınızı gaza getirin abi. 15 yıldır bir kere olsun birinci lige çıkamadınız." cevabını veriyorlar.Bu hırsla staddan çıkan Göztepeliler 3 gün sonraki kupa maçında Sakaryaspor tarafına giriyor ve atkı açıyor. Altay taraftarı da küfürlü kelime sayısı/ toplam kelime sayısı altın oranı veren bir tezahürat yapıyorlar ve iki takımın taraftarı arasındaki bağ kopuyor. Daha sonra düşmanımın düşmanı dostumdur felsefesi ile Altay ile Ksk taraftarı yakınlaşıyor fakat o da aynı ligde puan mücadelesi vermeleri sebebi ile uzun soluklu olmuyor.


















Ben "bunları en güzel nasıl yazıya dökerim"i düşünürken ikinci yarı başlıyor.Bu sefer gol kaçırma sırası Altay'da. Brezilyalısı ile iki çok net gol kaçıran Altay, Karşıyaka'nın ataklarından birinde pozisyonu direk sayesinde savuşturuyor. Maçın son dakikaları Karşıyakalı oyuncuların sıkça sakatlanıp yere düşmeleri nedeniyle pek oynanamıyor. Son atakta boş kaleye bir gol daha kaçıran Altay deplasmandan bir puan almanın sevinciyle evine dönerken ben de yazdığım üçüncü maçın da berabere bitmesine şaşırarak evin yolunu tutuyorum.




















by Sercan Akan

22 Ocak 2009 Perşembe

TAKIMININ PEŞİNDE-1


2 hafta önce Groundhopping isminde bir yazı yayınlamıştık. Linkten zaten ayrıntıları ile okursunuz 2 kelime ile özetlemek gerekirse "Stat Gezginliği". Yani dünya üzerinde olabildiğince fazla stada giderek cv'nizi genişletmek. İngiltere, İskoçya'da ve çok geniş şekilde Almanya'da bu aktivitenin kuralları ve resmi internet siteleri dahi mevcut. Ancak Türkiye'de böyle bir girişim söz konusu değil. İnsanların künyesindeki kaç maça gittikleri bilgisi tamamen sözden ibaret, "geçen sene hiçbir maçı kaçırmadım" veya "her sene 4-5 deplasmana giderim" şeklinde. O maça gidilene kadar geçen yolculuktaki otobüs, tren, maç bileti ve maçta çekilmiş resimlerle desteklenmiş bir hatıra defteri yok. Böyle bir çalışmaya yakında girişeceğiz umarım. Blog yazarlarından tunchay'ın yakında başlatacağı bir çalışma var. www.statgezginleri.com start verilmeyi bekliyor. Bu yazı aynı zamanda bir nabız yoklama olabilir gelecek yorumlara göre.

Sercan Akan 21 yaşında üniversite öğrencisi Altay taraftarı bir stat gezgini. Şöyle diyelim stat gezgini yolunda bu sene önemli adım atacak insanlardan bir tanesi. Bizimle birkaç hafta önce bağlantıya geçip Altay'ın tüm deplasman maçlarına gitmeyi hedeflediğini belirtti ve yazı ve resimlerinin yayınlanmasıyla ilgili bir talepte bulundu. Severek kabul ettik. İlk maceranın sonuçları bugün ulaştı. Kartalspor-Altay maçı. Umarım gerisi gelir ve sezon sonunda enfes bir "stat gezginliği" günlüğü elde etmiş oluruz. O Altay'ı deplasmanda kovaladığı sürece biz de buradan günlüğe not düşeceğiz. Maç yazısı ve resimlerini paylaşıyoruz.

-----------------------------

Flying Dutchman'e mail atmaktaki amacım 15 farklı ili temsil eden 18 takımdan oluşan ama gözlerden uzak bir ligi biraz olsun tanıtmaktı.İlk adımı bugün atıyoruz.Büyük bir engel çıkmadığı sürece iki haftada bir Altay'ın deplasmana gittiği stadların fotoğraflarını ve maçın kısa bir öyküsünü sizlerle paylaşacağım.İlginizi çekecek ve merakınızı giderecek bir çalışma olmasını umuyorum.Son olarak da herkes kendi şehrinin takımının maçlarına gitmeye başladığında Türkiye'de futbolun çok daha zevkli hale geleceğini lütfen unutmayın.




















Yaklaşık 15 yıldır Altay'ı takip ediyorum.Play-off maçları ve birkaç deplasman harici İzmir dışındaki maçlara neden gitmediğimi soruyorum kendi kendime Joe Jonese Ateşdağlı'yı okurken.Mantıklı bir cevap bulamayınca da düşüyorum yollara.Finalleri boşverip atlıyorum Ankara'dan otobüse elimde valizle. Oldum olası sevmediğim İstanbul'u arkadaş çekilir hale getiriyor benim için. Ertesi gün maça geç kalmayalım diye erkenden dönüyoruz eve. Maçtan üç saat önce evden çıkıyoruz fakat planlamadığımız birşey var: İstanbul'un semtleri arası uzaklık. Kadıköy'den Kartal'a giden otobüse bindiğimizde maçın başlama düdüğüne 30, maçın başlayacağı stada ise 55 dakika uzaklıktayız. Otobüsle bir yere kadar gidip taksi gördüğümüz ilk yerde otobüsten iniyoruz. Taksici bize stad işte burası dediği zaman önce bir afallıyorum çünkü karşımda sadece apartmanlar var. Kafamı sağa çevirmemle beraber tepenin altındaki stadı görüyorum. Kartal'ın Beşiktaş ile ortak bir diğer özelliği de beleştepeymiş diyorum kendi kendime.





















Burada bir ara verip Kartal Stadı'ndan bahsedelim. Dört tarafı da tribünle çevrili ve yaklaşık 1000-1500 kişi kapasiteli bir stad. Hakemi ve futbolcuları baskı altına almak için çok elverişli fakat Kartalspor'un çok ve ateşli taraftarı olmadığı için ambiyansın ve sahada oynanan karşılaşmanın halı saha maçından farkı yoktu. İki kale arkası tribünü ve kapalı tribün Kartalspor taraftarlarına veriliyor ve bu tribünlerde yüksek bir tel örgü yok. Kartalspor seyircisi de bu güveni boşa çıkarmadı ve izlediğim sürece oldukça centilmen bir şekilde takımlarını desteklediler. Beleştepeden ve çevredeki apartmanlar da hatırı sayılır sayıda insan maçı izledi. Deplasman takımına verilen açık tribünde ise oldukça yüksek tel örgüler var. Tel örgülere yaklaştığınızda halı saha maçı izleyenlerde oluşan adam sakatlansa beni alırlar mı acaba hissi iyice kuvvetleniyor.




































Arayı bitirdikten sonra aynı hızla devam ediyoruz. Maç çoktan başlamış. Heyecanla tribüne girebilmek için koşuşturuyorum. Kartalspor taraftarının arasına dalmaktan son anda arkadaşın uyarısıyla kurtulup, tam ters istikamete doğru yol almaya başlıyoruz. Altay tribününe geldiğimizde ise bizi kötü bir sürpriz bekliyor. Kapı duvar ve etrafta ne bir biletçi var ne de bir görevli. O sırada Altay'lı birkaç taraftar daha geliyor. Abilerden biri cengaver çıkıyor ve kapıyı açtırtıyor fakat görevli içeri girmemize izin vermiyor. Bu sefer rota ambulans kapısı oluyor.Oradan da net bir hayır cevabı aldıktan sonra umudumuz kırılıyor ve kaldırıma çöküyoruz. Hem o kadar yol gidip hem maçı izleyemecek olmanın üzüntüsü içime oturuyor.Verdiğim sözü tutamayacak olmanın utancıyla da sıcak basıyor. Tam vazgeçip dönmek üzereyken bir mucize oluyor ve ilk yarının bitimiyle beraber kapı açılıyor.Yeni aldığı spor ayakkabıyla koşturan çocukların heyecanıyla depar atıyoruz ve içeri giriyoruz. Bu bir işaret olmalı diyorum ve fotoğraf makinemi kılıfından çıkarıp deklanşöre davranıyorum. Ben son fotoğraflarımı çekerken takımlar sahaya geliyor. Ama ayakları geri geri gidiyor sanki oyuncuların. İki takımın da kaçırdığı birer golden başka hiçbirşeye sahne olmayan bir ikinci yarı izliyoruz. Maçın son düdüğünden sonra iki takım taraftarlarına da kapıları aynı anda açıyorlar.Aslında kötü sonuçlar doğurabilecek bu hata, kimsenin taşkınlık yapmaması sayesinde görmezden geliniyor. Sabiha Gökçen'e giderken ilk iki yine yalan oldu diyorum kendi kendime. Hani sen bu ligin zevkini,kalitesini,sertliğini yazacaktın nerede bunların hepsi? diye de ekliyorum.

Onlar da diğer yazıların konusu olacak. Altay'lı futbolculardan söz aldım.


by Sercan Akan