
Takımının Peşinde yazılarıyla bloga katkıda bulunan Sercan Akan bu hafta Altay'ın 19 yaşındaki kalecisi Gökhan Değirmenci'nin ilginç futbolculuk kariyerini bize aktarıyor.
----------------------------------
Öncelikle belirtmem gerekir ki ben kaleci analiz edebilcek kalitede bir futbol izleyicisi değilim.Örnek vermek gerekirse Flying Dutchman'in en yeteneksiz 11'de kaleyi teslim ettiği Şanver'i yıllar yılı bayıla bayıla izlemiştim. Takvim yaprakları 2007 yılının takribi mart ayını gösterirken, sıkıntılı okul günlerini atlatmaya çalışan bana ilaç gibi gelen Türk Telekom randevusunda görmüştüm Gökhan'ı ilk kez.O müthiş müsabakanın oynanacağı dev (!) stada çıktığında bacakları yavru ceylan gibi titriyordu..Konu yine sapıttı.
Halı sahadan hallice olan stadda bizim arkasında bulunduğumuz kaleye ısınmaya gelince herkes şaşırıp kalıyor.Adını bile tellerin ardından muhabbet ettiğimiz diğer yedek kaleciden öğreniyoruz.Dev randevunun ilkyarısında uzak kalede olduğu için hakkında bir fikir yürütemiyoruz. Ancak acı gerçek bize sadece bir devre arası uzaklıkta. İkinci yarı başlayıp da Gökhan kaledeki yerini alınca o zamana değin Ankara'da yaşadığım sıkıntıların bundan sonra yaşayacaklarımın yanında bir hiç kalacağını anlıyorum. Gökhan kalenin neresinde duracağını bilmiyor. Ataklar da defansını yönlendirmesi gerekirken, defans oyuncuları rakip forveti marke ederken bir yandan da 'kardeş sağ yap, az daha kır, hooop' diyerek Gökhan'a yardımcı oluyorlar. Gökhan sadece yüksek sesle dua ediyor ve üzerine doğru gelen toplara korkusuzca atlıyor. İki gol yiyiyoruz o maçta ama ikisinde de Gökhan hatalı değil. Kendince başarılı bir maç çıkarmasını ettiği dualara bağlıyorum.
O maçtan sonra Gökhan lig sonuna kadar Altay'ın kalesine geçmiyor fakat sürekli U-19 milli takımına çağırılıyor. Bu arada Alsancak'taki bir kafede otururken yan masada onu görenler kafenin sahibinden "hocam o masayı donat hesabını da bize yaz, yemeye içmeye dalsın da maçı unutsun" diyerek ricada bulunuyorlar. Fakat play-off finali olan Kasımpaşa-Altay maçında herşey değişiyor. Kafe sahibinin bir anlık dalgınlığından faydalanan Gökhan oradan kaçarak takımla beraber Ankara'ya geliyor.Henüz şampiyon olmadan şampiyonluk primini konuşmaya başlayan Ali Uyanık ile yönetimin arasında gerilen ipler, Kamerunlu kalecinin parasını Orta Afrika Frankı cinsinden istemesiyle kopuyor.Yüksek kur altında ezilen ithalatçı yönetim de eldivenleri Gökhan'a teslim ediyor. Eldivenleri teslim ediyor dedim ama en küçük eldiven bile Gökhan'ın ellerine iki boy büyük. Tabi bizim takımda çareler tükenmez. Seneye de giyersin diyerek Gökhan'ı teselli ediyorlar.
Maç başlamadan önce belki kendini çok geliştirmiştir diyerek kendimizi avutmaya çalışıyoruz. Ama Gökhan'ın Türk Telekom maçından tek farkı yediği fındık fıstık sebebiyle aldığı kilo. Sarsılan uçakta ateist kalmaz misali, Gökhan'ın kalesini koruduğu takımın tribününde de ateist kalmıyor. O boşa çıktıkça taraftarlar duaya sarılıyor. Gökhan hatalı goller yiyiyor ancak kimse ona suç bulmuyor. Benim şahsi görüşüm ise Türk futbol tarihinin en büyük trajedilerinden birinde, henüz 18 yaşındayken kalede olmasının onun için büyük bir şanssızlık olduğu.
Sonraki iki yılı Gökhan yine yedek kulübesinde attığımız gollere sevinerek geçiriyor. Bizim kulüp bu sezonun başında Eşkıya nam lakabıyla bilinen efsane kaleci Bülent Ataman'ı transfer ediyor. Bülent hatalı goller yiyip taraftarı isyan ettirse de kimse Gökhan kaleye geçsin diyemiyor. En nihayetinde, mecburiyetten devraldığı kalede çizgi üzerinde sendeleyip dışarı düşerek gol olmasını engellediği bir top sayesinde taraftarın aklını alırken gönlünü de çeliyor.
Piyasa yapması için çıkarıldığı Galatasaray ile oynanan kupa maçında ise adeta patlama yapıyor. 6-7 tane net gol pozisyonunu önlüyor ve Baros'un bir penaltısını kurtarıyor. Bizimkiler son 5 dakikada maçı kaybediyor ama maçın kahramanı o.
O maçtan sonra da takımın vazgeçilmezi oluyor. "Abi Gökhan oynamaycakmış yandık" adamına dönüşüyor. Bizim bekler ona güvenerek penaltı yaptırıyor.
Kıssadan hisse: İmkanınız olursa bu çocuğu izleyin
Azim ve çalışma insanı nereden nereye taşıyor görüp hep beraber feyz alalım.
by Sercan Akan






























