
Geçtiğimiz
hafta başlattığımız Top 10 serisi yurt ve dünya çapında büyük bir etki uyandırınca, yazarımız mafalda Atina Belediyesi'de davet edilip "
hanımefendi, lütfen bu listede Atina'ya da yer verin yoksa nice olur halimiz" şeklinde yalvarıp yakarılınca, Le Foot'a Kıbrıs kumarhanelerinden "
bu listede Kıbrıs yer almazsa kumarhanaleri yakarız" ültimatomu gelince, ben de Alaska'dan Amazon ormanlarına, Çin seddinden, sahra çöllerine kadar milyonlarca mektup ve e-mailler alınca söz verdiğimiz gibi seriyi devam ettirmeye karar verdik. Sırada Ankara var. Öncelikle belirteyim
Ankara listesini yapmak daha kolay oldu nedense, belki de İstanbul'un kozmopolit yapısında bu kadar keskin unsurlar bulmanın zor olmasındandır. Listeyi yapıp bitirdikten sonra dahi eksik kalan şeyler vardı, misal "Salı Pazarı"nı atladığımızı fark ettik. Muhtemelen Ankara'da da böyle olabilir, bizi destekleyiniz. Bir Hacettepe mezunu olmamdan mütevellit 4 sene boyunca yaşadım Ankara'da. Doğrudur 1 ay sonra hafiften sizi sıkmaya başlayan bir şehirdir, hele İstanbul'lunun alışması çok zordur. Bir de "
abi belli bir yaştan sonra Ankara'ya yerleşeceksin, sistem şehri" diyen adamlar vardır ki onları Karapürçek otobüsüne binerek söz konusu sistemi test etmeye davet ediyorum.
1-Maltepe Pazarı: İlk götürüldüğüm anı dün gibi hatırlarım. Ankara'nın Maltepe bölgesi'nde hafta içleri 30.000 civarı olan nüfus hafta sonları 100.000'e yaklaşır sebebi de ilin dört bir yanından gelen öğrencilerin bu korsan cennetine akın etmesidir. Bu nedenle Maltepe Pazarı bir yönüyle Ankara'nın Amsterdam'ı bir yönüyle de Port Royal'ıdır.
"Burası Ankara, korsanların bile bir düzeni olur" felsefesiyle işletilen pazarda, pazartesi günleri meyve-sebze geri kalan 5 gün boyunca da (pazar günü kapalıdır) cep telefonundan, pantolona, çaydanlık takımından, cd'ye, kasetten ayakkabıya kadar her türlü malzeme satılır. Panasconic, Telefonken gibi markaların buradaki karşılığı bot markası "
Greyder"dir (Caterpillar yan sanayi). Maltepe Pazarı'nın bazı değişmez gerçekleri vardır. Hiçbir korsan kasetin A ve B yüzünün son şarkıları kasette yer almaz (bu yüzden ben Black Albüm'deki "Don't Tread On Me" ve "The Struggle Within"i yok saymış, yıllarca Metallica'nın albüme 10 şarkı koyduğunu sanmışımdır), alınan her polar mont sağlam çıkar, her kulaklığın bir kulaklığından daha az ses gelir ve maksimum ömrü 3 aydır, her walkmanin geri sarma tuşunda problem vardır vesaire....vesaire...
2-Sıhhiye Köprüsü: Efsaneye göre Musa peygamber Kızıldeniz'i ikiye böldükten sonra,
hazır elim değmişken bir de Ankara'yı böleyim diye asasını yere vurmuş ve o anda Ankara'nın Sıhhiye muhitine bir köprü inşa olmuştur. Bu köprü asırlardır Ankara'yı entellektüel başkent insanı ve Angara'lı olarak ikiye bölmektedir. Köprünün güneyindekiler Pink Floyd dinler, kuzeyindekiler Sincan'lı Turgut, köprünün güneyindekiler Kebap 49'da yemek yer, kuzeyindekiler Hacı Mıstaa Efendi Pide Salonu'nda (aile salonu üst kattadır), köprünün güneyindeki Vakko'dan giyinir, kuzeyindeki Çamdibi Giyim'den, köprünün güneyindeki tiyatroya sinemaya gider, kuzeyindeki Keçiören Belediyesi Ramazan Çadırı'na, köprünün güneyindeki çocuğunun ismini Berk ve Berrak koyar, kuzeyindeki Ramazan ve Fatma.....böyle gider bu. Bir de bu köprünün tam üstünde tren istasyonu ve otobüs durakları yer almıştır ki hengameyi iki katına çıkarır. Köprünün alt katından da otobüs egzosu aromalı tavuk döner, yarım ekmeği 75 kuruşa alınabilir. Daha doğrusu alınabilirdi bizim zamanımızda. Onu yedikten sonra istikamet belli tabi...Sıhhiyeeaaa..Sıhhiyeeaaa....anladınız siz onu
3-Çinçin: Dünya üzerinde çok mekan vardır belalı olan. Ruanda, Etiyopya, Myanmar, Endonezya, Kuzey Irak, Çeçenistan....Ama hiçbirisi Ankara'da yer alan Çinçin Mahallesi kadar belalı olamaz.
Fernando Meirelles'in Tanrıkent'i Çinçin'in yanında Melekler Şehri gibi kalır. Mahallenin bir tarafından girip diğer tarafına soyulmadan, dayak yemeden veyahut bıçak saplanmadan ulaşmak imkansızdır. İnsanların sokaktan geçen arabaların önüne çocuklarını veya evcil hayvanlarını atarak arabaları durdurduklarını ve soygun yaptıkları söylenir. Bir diğer efsaneye göre Çinçin aslında hiç varolmamış bir şehir efsanesidir. Bir nevi Atlantis'dir. Mahalleden geçerken dayak yemenizi garantiye aldıracak bazı şeyler vardır. Keçi sakal, kısa şort, kulaklıkla müzik dinlemek, cep telefonu ile konuşmak, bir kızla elele tutuşmak gibi. Yıllar önce mahallenin bilgilerini almak için mekana gelen Google Earth personeli mahalle sakinlerince kalaşnikofla kovalanmıştır, yol yapım çalışmaları sırasında mahallede 2 adet roketatar bulunduğu ve her evde 2-3 adet G3 tüfeği, kalaşnikof, M5 bulunduğu iddia edilir. Hayatı karamsar bulan ve intihar etmek isteyen tüm
günümüz emo gençliğine sesleniyorum. Buyurun Çinçin....tek gidiş...selametle...
4-Gençlik Parkı: Sıhhiye köprüsünün kuzeyinde bulunması sebebiyle profili az çok 2 numarada açıklanmış bu egzantrik mekana ilk olarak 90'lı yılların başında gitmiştim. 10 sene sonra gittiğimde ise bir enkaz buldum. Gençlik Parkı'nın içinde bir dolu kafe, birahane, kıraathane türü dükkan bulunur ki bunlar en yakın tarihlisi 2002 yılından olan sucuklu tostları 6 senedir vitrinde bekletmektedir. Tabi gençlik parkı deyince havuzda pedallı teknede tur atan ve sadece bayramlarda mahallesinden dışarı çıkan güruhu da unutmamak lazımdır. Ankara belediyesinin müthiş gayretleri ile sonunda sadece, cep telefonuyla kızların etek altı fotoğraflarını çekip adult sitelerinde "
Ankara'lı Hande: bol caps mevcuttur" türünde konular açan yurdum sağ el dostu gençliğinin bir numaralı mekanı olan parktan Ankara'da yaşadığım sürece, sadece ve sadece tren istasyonuna giden yolu kısaltmak için gittiğimi belirtmekten mutluluk duyarım.
5-İstasyon Alt Geçit Çarşısı: İşte yurdum tren istasyonları çarşılarının kralı. Amsterdam Schiphol, Chicago O'Hare, Paris Charles De Gaulle ve Londra Heathrow havalimanlarındaki alışveriş merkezlerinin yanında Alibeyköy Dadaşlar Kıraathanesi gibi kaldığı bu kültür merkezi bir bienal, bir bilim fuarı, bir kermes, bir festival, bir alacakaranlık kuşağı, bir Elm Sokağı, bir yıldız kapısı tadındadır. Geçite girdiğinizde önce gözünüze "melemen 250 bin" yazıları çarpar. Daha sonra anonslu kaset, isimli künye, kasatura, yeşil atlet ve fanila, Tüdanya'nın Allah Kerim albümü ve Sibel Can'ın henüz mutant olmamışkenki halinin bulunduğu kartpostallar satan asker dükkanları sıralanır. Geçit yine "melemen", eşek etinden yapılma sucuklu yumurta ve meşhur halka tatlısının tanesini 100 bin liradan satan dükkanlar ve arabacılarla kapanır. Bu 100 metrelik pasaj insanoğlunun evriminin ilk yıllarına dönme fırsatı verir. Dükkan sahiplerinin ekseriyetle kendileri evde otururken, dükkana göz kulak olması için
kaşlarının ortasını almayan, bıyıklı ve dudak kalemi yerine 0.9 uç kullanan kızlarını bırakmaları dikkat çekicidir. Bir nevi 2001 Uzay Macerası'dır, filmin açılış sahnesidir. Zira böyle bir ilkellikten bir anda Fatih Ekspresi'ne binilerek İstanbul'a yol alınır. Bir gün andım var, gidip kızlardan birisine "
Pleseybooo'nun vidaut yu ay em natin albümü var mı acaba?" diye sorup evrimde 2.000 yıl atlatacağım.
6-Sakarya Caddesi-SSK: İşte Türk üniversite gençliğinin Champs-Élysées'si. Tabi boyut olarak biraz daha küçüktür ama SSK iş hanının varlığı ile birleştirildiğinde bir fenomene dönüşür. Bu maddede bir değişiklik yapıp bir anımı anlatayım. Bir üniversite gecesi. Son sınıf yanlış hatırlamıyorsam. Gölge Bar'ın her zamanki müşterisi bizleri damsız almayacağı tuttu. Biz de karar verdik, yoldan geçen ilk "
damsız" kız grubuna "
dam olma teklifi" yapacağız. Talihli amele için çöp çektik, afedersiniz ben aldım elime. Bekledim 5-10 dakika alternatif rock-grunge silüetindeki yalnız kızları. O zamanlar Barney Stinson da yok ki örnek alalım. Bir grup yaklaştı en sonunda "
pardon Gölge Bar'a mı gidiyorsunuz" diyecek oldum, "
aaaaaeeeaaaay" diye Thriller'ın klibindeki hatun gibi bağırıp kaçtılar. Ben de kaçan kovalanır düsturuyla kovaladım biraz, meğer o aşkta oluyormuş. Çareyi taa Tunalı'da oturan arkadaşımızı çağırıp bizi içeri sokmasında bulduk. Kız bizi soktu, tekrar uyumak için eve gitti. Ha değdi mi değdi? O gece bir hatun yaptık bir hatun yaptık sormayın gits.........yok lan ne hatunu sap girdik sap çıktık....
7-Tunalı Hilmi: Ankara'lı arkadaşlar kızmasınlar ama sadece Türkiye'nin değil dünyanın en overrated caddelerinden birisidir Tunalı Hilmi. Yıllar boyu Ankara dendiğinde ortamda iki cadde atılır ortaya. Tunalı ve Bahçeli 6. cadde. Bahçeli'ye hiç girmeyeceğim artık Ümraniye'nin ana caddesi bile oradan iyi sanırım. Tunalı Hilmi ise Kadıköy'ün sıradan bir caddesiyle bile yarışacak durumda değil maalesef. Yine de vakit geçirmek için güzel bir mekandır. Özellikle Küçükesat'tan yürümeye başlayıp, Kuğulupark'a varana kadar laflamanın zihni açacağını düşünüyorum. Ancak yine de ömrünü Tunalı Hilmi'de Ray-Ban gözlükler ve BMW Z3 araba ile geçirerek dünyanın en arzu duyulan erkeği unvanına kavuşmak isteyen bir takım dangozlar caddenin imajını gözümde zedelemiştir. Aslında bir gün Tunalı conconuyla, Çinçin apaçisini götürüp Melih Gökçek's Harikalar Diyarı'nın ortasına bırakıp izleyeceğim. Ortaya çıkan tepkime Eryaman 15. etapı oluşturabilir ondan korkuyorum. Ayrıca bir muhitin siteleri niye "etap" diye ayrılır ki? Formula 1 yarışı mı yahu bu?
8-İsim Babası: Etlik, Kalaba, Karakusunlar, Karapürçek, İvedik, Dikimevi, Dikmen.....bu isimleri kim bulmuştur Ankara'da cidden merak ederim. Ankara semtleri, ilçeleri ve caddelerinin isimleri ile apayrı bir çığır açmıştır dünya tarihinde. Örneğin Ankara'nın en sosyetik semtlerinden birisinin adı "Ayrancı"dır. Bana Ayrancı deyince sosyetik semt değil Edirnekapı minibüs duraklarının olduğu yere benzer bir mekan geliyor. İstanbul'da Tarabya, Etiler, Nişantaşı gibi yüksek hayat standardının olduğu isminden belli olan mekanlar verken bu mekanların adı Ankara'da Ayrancı, Gaziosmanpaşa, Ümitköy gibi isimlerdir. Bir de Ankara'nın meşhur cadde isimleri var. John F. Kennedy Caddesi, Simon Bolivar Caddesi, Alexander Graham Bell Caddesi, Arjantin Caddesi, Thomas Edison Caddesi. Sanırsın Edison elektriği orda bulmuş. Halbuki bir gidiyorsun Telsim Bölge Müdürlüğü ve Türk Eğitim Vakfı Ek Hizmet binası. Neyine Thomas Edison Caddesi lan buranın. Buranın adı anca Menteşe Caddesi olur.
9-Kurtuluş-Cebeci-ODTÜ-Bilkent-Beytepe hattı: Bu hat Bakü-Ceyhan hattından daha önemli olan ve hatta Sokullu Mehmet'in Don ve Volga nehirlerini birleştirme planından daha başarılı bir planı gerçekleştirmiş bir hattır. Tahminime göre Kurtuluş-Cebeci semtlerinde toplam 50.000 kişi yaşıyorsa bunun 49.000'i öğrencidir. Her Eylül ayında sokaklar ev arayan gençlerle dolar, 3 kişiyi bir araya getirip ev tutabilenler şanslıdır, diğerleri öğrenci yurtlarına mahkum olur. Ardından hafta içi hergün Kızılay ve Sıhhiye'den 3 üniversiteye (Beytepe Hacettepe Üniversitesi'nin kampüsüdür) Eskişehir Yolu'ndan akın başlar. Bu akın Kavimler Göçün'nden daha ciddi bir akındır zira halen gelişimini tamamlamamıştır. Yolculuk "
abi ODTÜ'nün kampüs planı ABD'ye doğru tabanca şeklindeymiş", "
abi Bilkent kantininde burslu ve köpekler giremez yazıyomuş", "
abi yok yok burslu köpekler giremez yazıyormuş", "
oha çüş lan abartma" , "
abi Beytepe öğrenci evlerinde iki kişi sevişiyormuş, güvenlik görevlisi gelmiş biraz yavaş sevişin demiş ehüehüehüe" şeklinde muhabbetlerle geçer. Gün bittiğinde geri dönüş yolculuğu öğrenci eine ısmarlanan pide ile son bulur.
10-Melih Gökçek: George Lucas Star Wars evrenini yaratırken bütün karakterleri tasarlar. Ancak Episode 6: Return Of the Jedi'ın girişinde de önemli rolü olacak, Han Solo'dan alacağı olan bir kötü karakter yaratması gerekmektedir. Karakterin yanında yardakçılarının olması, para pul meseleleriyle ilgilenmesi, ekseriyetle sırıtması gerekmektedir. Bir gün banyo yaparken kafasını küvetin kafasına çarpar. Çarpmasıyla kısa süreli bir görüntü belirir kafasında. Bıyıklı, gözlüklü, her daim sırıtan bir insan silüeti. Hemen Industrial Light&Magic'teki adamlarını arar ve kafasındakileri anlatır. Stüdyoya gittiğinde yapımcılar kendisine Jabba the Hutt'ı gösterirler. Tüm Star Wars hayranlarının kalbinde yer etmiş Jabba the Hutt aslında gelecekte peydah olacak Melih Gökçek'ten esinlenilerek yaratılmıştır. Dünya tarihi çok bürokrat, çok belediye başkanı, çok kamu görevlisi görmüştür ama Melih Gökçek gibisi gelmemiştir, gelmeyecektir. Belediyenin dağıtacağı burs kuyruğunda türbanlı olmayan kimseye burs vermeyen, her seçim öncesi Keçiören ve Sincan'a makarna servisi yapan, Kızılay trafiği ile ilgili halk oylamasında 304 otobüslerle hayatında mahallesinden çıkmamış 70 yaşındaki nineleri otobüsle Kızılay'a oy vermeye götürten, siyasi hayatının tüm nutuklarını "
benim götüm kara ama seninki benden kara" temeline oturtan İ.Melih hakikaten heykeli dikilecek adamdır....ve evet....mutlaka görülmelidir.