28 Mart 2012 Çarşamba

MAGLIA FORTUNATA


Genelde Galatasaray'ın parçalı forma dışında çıkıp puan kaybettiği maçlardan sonra taraftarların ağzından bunu çok duyarız. "Efsane parçalı formayı niye giymezler?" diye. Ben pek katılmam buna. Daha doğrusu Galatasaray'ın parçalı formasının, kendi tarihinin 1 numaralı forması olduğuna katılırım da, onun getirdiği uğura pek inanmam. Sonuçta sarı kırmızılı takım UEFA Şampiyonu olurken beyaz, Süper Kupa Şampiyonu olurken çubuklu, tarihinde ilk kez Şampiyonlar Ligi'ne kalırken düz sarı, tarihinin en büyük zaferlerinden olan Neuchatel maçında Kırmızı-Beyaz forma giymiştir. Parçalı formanın Avrupa'da büyük bir zafere gittiğini bir tek 1989'daki Monaco maçlarının ikincisinde hatırlarım (hoş o serinin ilk maçında da takım düz sarı kolları kırmızı şeritli bir forma giymiştir). Dolayısıyla forma ile başarıyı pek bağdaştırmamak lazım.

Ama bazen tesadüfler forma ile başarıyı bağdaştırabiliyor. Daha önce İngiltere tarihinde çubuklu forma giyen bir takımın en son 74 sene önce şampiyon olduğunu belirtmiştik. Bu sefer de tarihin en başarılı deplasman formasını bildirelim. AC Milan'ın beyaz forması. Bilindiği gibi Milano takımının asıl efsane forması kırmızı-siyah çubuklu formadır. Ancak bu formayla oynadığı 3 Kupa 1 finalinin sadece 1'ini kazanabilen Milan, düz beyaz forması ile 1963'te Wembley'de kazandığı Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası'ndan beri 6 kere aynı kupayı müzesine götürmüştür. Bu yüzden söz konusu forma "maglia fortunata" (şanslı forma) adını almıştır. Hatta 2 sene önce Atina'daki finalden sonra Londra Tıp Merkezi yetkilisi Ingrid Collins "beyaz formalar onu giyeni insan varoluşundan daha büyük bir mertebeye yükseltiyor, bir melek veya bir şövalye gibi" şeklinde bir açıklama yapmıştır.

Kısacası bir takımın efsane forması her zaman başarının anahtarı olmuyor.

FLYING DUTCHMAN AWAY



















Viyana dönüşü posta kutumuzda bulduk. Ömrümde ilk kez bir milli takım forması aldığım gibi ilk kez formaya isim bastırıyorum (hoş Forlan sezon başı Florya'ya gelse o formayı çakacaktık ya). Niye 22 soracaklar için şimdiden söyleyeyim 22 Acacia Avenue ile Iron Maiden'a atıf. Viyana dönüşü Avusturya ve Austria Wien-Sturm Graz maçının hikayesi gelecek salı Hayatım Futbol'da. Biz yazılarımızla döndük. 

21 Mart 2012 Çarşamba

YEŞİL SAHALARIN MICHAEL JORDAN'I






































Bizim değil Guardiola'nın ifadesi bu. Lionel Messi artık FC Barcelona tarihinin en çok gol atan oyuncusu. Dün akşam Granada karşısında rekorunu kırdığı Cesar Rodriguez ile karşılaştırmaları ve sezon başına attıkları goller yukarıda. Aşağıda da 1 maç içerisinde kaç gol attığını gösteren bir tablo var. Kalelerin içindeki goller 1 maçta attığı gol sayısını ve alt taraftaki rakamlar ise bunu kaç kez tekrarladığını gösteriyor. Örnek vermek gerekirse 4 gol attığı 2 maç var Barcelona formasıyla.














 Son olarak da Rodriguez-Messi ikilisinin gollerinin kupalara göre dağılımını verelim. Önce Rodriguez. (Competitie, La liga için ayrılmış)



















Sonra da Messi.

19 Mart 2012 Pazartesi

41 YIL ÖNCE BUGÜN AQUALUNG



Tam 41 yıl önce bugün piyasaya sürülmüş Jethro Tull'ın efsaneler efsanesi albümü Aqualung. Albüm blogda yaptığımız Müzik Tarihinin Efsane Albümleri listesine girmiş, ayrıca albüme adını veren şarkıyı da Top 10 Gitar Solosu'nda yazmıştık. Şarkılarının tümünün enfes olduğu konsept albümlerin babalarındandır Aqualung. O kadar konuştuk, Ian Anderson'ın zıp zıp zıpladığı o enfes performansı vermesek olmaz...Yine söylemeden duramadım..O ne güzel bir solodur...İnişiyle çıkışıyla o ne güzel bir yolculuktur.

COCU: A STORY OF A MANAGER


















Fred Rutten'den boşalan teknik direktörlük görevine oturan Phillip Cocu'nun Valencia karşısında Avrupa Ligi'nde aldığı beraberlik sonrası çıktığı ilk maçında, şampiyonluk adaylarından Heerenveen karşısında 5-1'lik bir galibiyet alması beklenmiyordu. Heerenveen bu sezon 4 mağlubiyet aldı ve bunların tümü 5-1'lik mağlubiyetler (ilk yarıda Heerenveen'de oynanan maç da 5-1 PSV üstünlüğü ile bitmişti). Bu skor aynı zamanda PSV tarihinde de özel bir yer edindi kendine. Cocu kulüp tarihinin göreve en iyi başlayan ikinci hocası oldu. PSV teknik adamlığına, ligde daha iyi bir skorla başlayan tek bir adam var. Rahat uyusun Sir Bobby Robson. 1990 ağustosunda FC Utrecht'i 5-0 mağlup ederek görevine başlamıştı. İlginç olan ise Cocu'nun sezon sonu görevi bırakacağı söylenen Dick Advocaat'ın derecesi. Advocaat 1995 ocak ayında göreve başladığı ilk maçta Ajax'a 1-0 mağlup olmuştu ve Eindhoven takımının tarihinde göreve mağlubiyet ile başlayan ilk hoca oldu. Aşağıda PSV hocalarından göreve en iyi başlayanların listesi var.

GÖZÜBÜYÜK ZİRVEDEN İNMİYOR

















Serdar Gözübüyük, bitime 8 hafta kalan Hollanda Ligi'nin hakem klasmanında liderliğini sürdürüyor. Bu hafta da yönettiği RKC Waalwijk-De Graafschap maçından aldığı 7 puanla haftanın en yüksek notunu kapan Gözübüyük en yakın rakibi Pieter Vink'in önünde liderliğini sürdürüyor.Aşağıda not ortalamalarının tümü var. Büyük bir aksilik olmazsa bu sezonun en iyi hakemi olacak.

YARASIN GENÇ...

























Lionel Messi cumartesi akşamı Sevilla karşısında 2-0 kazanan Barcelona'da Xavi ile beraber gollerin altına imza koyan isimdi. Estadion Ramón Sánchez Pizjuán'da attığı gol onu La Liga'daki 150. golüne ulaştırdı. Golü attığı anda 25 yaşından 267 gün almıştı. Böylece lig tarihinde 150 gole ulaşan en genç oyuncu oldu. France Football dergisinin yıllık 33 milyon euroluk gelirle dünyanın en çok kazanan futbolcusu olduğunu açıkladığı Arjantinli 150 gole ulaştığında 26 yaşından 247 gün almış olan Raú'u geride bıraktı ve bu rekoru da ele geçirdi. Bu 150 gol 203 maçta geldi ve bunların 95'i 2009-10 sezonunun başından itibaren atıldı. Sevilla'ya karşı da çıktığı 17. maçında 14. golünü attı. Onun Sevilla'dan daha çok sevdiği tek rakip 14 maçta 18 gol attığı Atletico Madrid. İlginç bir not daha. Messi, Guardiola göreve geldiğinden beri 125 maçta 119 gole ulaştı. Aşağıda İspanya liginde 150 gol barajını geçen en genç 5 oyuncu var. 

17 Mart 2012 Cumartesi

AMATÖRDEN KALECİ GETİRİYİM Mİ?
























Doğan Emeklilik'te çalıştığım yıllar. Bizim ekipte bir arkadaş vardı. Şimdi adını söylemeyeyim bir gün gelip buraları okur belki. Ama bu arkadaşın 20'li yaşlarının başında İstanbulspor'da oynadığı, Oğuz ve Aykut'lu İstanbulspor döneminde forma giydiği, hatta Oğuz'un Fenerbahçe'ye kafayla gol attığı maçta oyuna girip soldan golün ortasını yaptığı, ancak geçirdiği sakatlık ve kadroya girememesi sebebiyle finans dünyasına yöneldiği yönünde iddiaları vardı. Sonra ben bu arkadaşın gazlamalarına artık dayanamayıp bir arşiv çalışmasına girmiş ve ne İstanbulspor'da oynadığı ne Aykut ve Oğuz'u tanıdığı ne de kariyerini engelleyen bir sakatlık geçirdiği sonucuna ulaşmış ama adamın finans dünyasındaki kariyeri de bitmesin, çoluk çocuğun maskarası olmasın diye bunu gizli tutmuştum. Hazır Doğan Emeklilik demişken, departman yöneticilerinin de olduğu servis aracında Fatih Sultan Mehmet Köprüsü girişinde kapıştığı kamyon şöförüne camı indirip "orospu çocuğu diilsin de nesiiiin?" diye bağıran şöför Mevlüt abi'yi de anlatmam lazım ama o başka zaman.

İğrenç 10 Halı Saha Karakteri yazısında halı saha aleminin bilindik adamlarına değinmiştim. Hafta içi eşim, çalıştığı şirketteki bir İranlı'nın eski İran milli takım kalecisi olduğunu iddia ettiğini söylemesi ile artık şu rehberi verme zamanının geldiğini düşünüyorum. Kısa süre içinde yine bir arşive dalıp o İranlı'nın da ipliğini pazara çıkaracağım ama durun siz.

Halı saha maçları öncesi, hemen hemen herkesin duyduğu ve oyunculardan herhangi birisinin önceki kariyeri ile ilgili yapılan vaad ve spekülasyonlar meşhurdur. Bu özellikle dışarıdan getirilen adamlar için olur. Kimi amatörde oynamıştır, kimi bilmem nerenin altyapısında. Ama aynen içki muhabbetlerinde olduğu gibi bu vaadleri de kafadan yarıya bölmek lazımdır. Şimdi vatana millete bir hizmet yapıp, gençlere rehberlik etmesi açısından aşağıdaki tabloyu gönderiyorum. Okuyun ve artık bu işkembeden sallamalara kanmayın...

Amatörde oynamış...Gerçek....Mahalli liglerde 2-3 kere sahaya çıkmış.
Galatasaray altyapısında oynuyor.........Gerçek......Seçmelere girmiş alınmamış
Galatasaray altyapısında oynamış..........Gerçek.....Alt yaş gruplarında bir kaç maça çıkmış
Babası Galatasaray altyapısında antrenör......Gerçek....Oğlu futbol fakiri
Mahalle takımının kalecisiymiş..........Gerçek.........Topu getiren adammış
Okul takımının kaptanıymış......Gerçek..........Takım seçilmiş, müzmin yedek
2 senedir topa vurmadım......Gerçek......Her perşembe halı sahada, yetenek sıfır....
Şöyle böyle oynarım işte......Gerçek.......Muhtemelen 5 gol 6 asistle defterimizi dürecek (korkulacak adam)
Maç öncesi açma germe hareketleri yapan....Gerçek...10. dakikada şişecek
Üniversite turnuvasında gol kralı olmuş.....Gerçek......Fakülte turnuvasında 2-3 gol atmış
Çok iyi şutları var.....Gerçek...Burunla abanma forever
Çok teknik çocuk.....Gerçek......Amrabat terk, çalım, çalım, çalım
Çok hızlı çocuk, fena koşuyor....Gerçek.....Top kontrolü sıfır, ekseriyetle omuz atıyor
Sert oynar biraz.......Gerçek......Maç sonu mağlupsa kavga geliyor...
Defanstan çıkmam abi... gerçek... Rakip kale direğinin dibinde tüm maç sahil turu..(by varol döken)
Her yerde oynarım.....gerçek......Forvete gidip geri dönmeyecek(by sukullaci)

Vatana millete hayırlı olsun....Varsa ekleyeceğiniz ekleyelim...



UÇLAN BİR SİPSİ



















Yer Slovakya. 10 mart 2012, yani geçtiğimiz cumartesi. Birisi 11 öbürü 12 yaşında 2 tane velet anne babalarından gizli olarak ellerine sigaraları alıyorlar. Kuytuda şunları içip cool takılalım gazıyla ormana kaçıyorlar. Hangi ormana. Tepesinde, 1333 yılından beri ayakta duran, Slovakya'nın en önemli kültür hazinelerinden birisi olan Krásna Hôrka isimli kalenin bulunduğu, ormanlarla çevrelenmiş tepenin dibine. Sigaraları yakıyorlar. Yakıyorlar ama default ergen davranışı ile yüzlerine gözlerine bulaştırıyorlar. Ne oluyor?

















Önce etraflarındaki kuru otlar ateş alıyor. Sonra ağaçlar ateş alıyor. Sonra orman ateş alıyor. O ateş tepenin zirvesine tırmanıyor ve 800 yıllık kaleye ulaşıyor. Sonra da o kale yanıyor alev alev.



















Kalenin içindeki gotik dönemden kalma saray, çan, tavanın bir kısmı, tavanın yanmasıyla zemine düşen parçalar sebebiyle müzenin bir bölümü ve bir dolu tarihi eser. Hepsi kül oluyor. Sebep 2 tane velet sigara peşinde olduğu için.Yazık la kimin çocuğuysa...

ŞAMPİYONLUĞA PEDAL

 
 

















Hayatım Futbol'un 21. sayısında Heerenveen'in gelecek sezon için Marco Van Basten ile anlaştığını yazmıştık. Kulüp, tarihinin en önemli yol ayrımlarından birisini tecrübe etti ama aslında bunun yol ayrımı olduğu her hafta daha da gözle görülür oldu. Çünkü sekiz yıl boyunca Groningen’de görev yapmış ve takımı istikrarlı biçimde büyüten egzantrik teknik adam Ron Jans geçtiğimiz sezon göreve geldiğinde kısa süre zarfında bekleneni veremedi. Groningen taraftarlarınca büyük bir kızgınlıkla karşılanan bu hareket, ilk sezonda çok iyi bir birliktelik yaratmadı ve takım ligi 12.sırada bitirdi. 2011/12 sezonu da onlar için çok iyi başlamadı aslında. Önce Ajax’a, sonra da Twente’ye 5-1 mağlup oldular. Ancak sezon başında Manchester takımlarından 5’er gol yedikten sonra şahlanan Tottenham misali sonraki 19 maç boyunca sadece 1 kez mağlup oldular  (Heerenveen bu sezon aldığı 3 yenilgide de 5-1’lik skorlara razı oldu). Golcü Bas Dost’un yükselen formu (şu an 22 golle krallık yarışında zirvede), bu sezon formunun zirvesine çıkan Faslı Oussama Assaidi, Hollanda futbolunun gelecekteki önemli defans oyuncularından birisi olacağına inanılan Jeffrey Gouweleeuw, 10 numaralı forma ile ilginç işlere imza atan Belçikalı Sven Kums,  20 yaşında bir çok Avrupa kulübünü peşine düşüren Filip Đuričić, Feyenoord altyapısından çıkan ve Georginio Wijnaldum’un üvey kardeşi olan Rajiv van la Parra ve tabii ki ligin asist kralı olan 21 yaşındaki Hint-Surinam asıllı Luciano Narsingh. Bu genç kadrolider AZ 4 puan farkı var, ayrıca Hollanda Kupası’nda da yarı finale yükseldiler.

























Ron Jans'ın artık görevde 2 aydan az bir süresi kaldı. Geride hatırı sayılır bir miras bırakmak istiyor. Bu yüzden de şampiyonluğa odaklanmış durumdalar. Jans ilginç antrenman metodlarıyla futbolcuları olabildiğince zorluyor. Çarşamba günü antrenman yoktu ama Jans tüm takımı 21 kilmetrelik bir bisiklet parkuruna çıkardı ve tüm takım bu mesafeyi bitirip sonra da gözleme olayına daldılar. Yukarıda Bas Dost aşağıda ise kaleci antrenörü Albert van der Sleen ve kaleci Jurjan Wouda görülüyor.

13 Mart 2012 Salı

BİR YAZ GÜNÜYDÜ MADIMAK'TA....



















Yaşım 12'ydi o zamanlar. Ne siyasi düşüncemiz var ne bir şeyimiz. Ortaa okul sıralarında gidip geliyoruz. İstesek olur muydu sanki, bu ülkede üniversitedeki insanların siyasi düşüncesinin olmasına izin verilmemiş. Gazetede bir grup insanın baktığı binadan alevlerin yükseldiğini görüyorum. O kalmış aklımda sadece. Yaş 17 oluyor üniversiteye gidiyorum Ankara'ya. Yurtta bir oda arkadaşım var İsmail. Soyadı Çimen. Hiç bir şey getirmiyor tabii aklıma. Çok geçmiyor, Siyasal Düşünceler Tarihi dersinde Sivas Katliamı'nı  alıyorum. Daha incelemeye başladığımda boğazıma düğümleniyor bir şey. Her satırı yazdığımda soruyorum kendime, bir insan bunu nasıl yapar ve dahası yaptıktan sonra nasıl bir kansızlıkla sokakta elini kolunu sallaya sallaya dolaşır. 12 yaşında bir çocuğu, 15 yaşında bir kızı diri diri yaktıktan buna alet olduktan sonra...Bunu sesli düşünürken bizim İsmail de odada. Nesimi Çimen diyor...Amcamdı...Yeğeniyim ben onun...O zaman bu olayın direk vurduğu adamlardan birini karşımda görünce daha iyi anlıyorum ne demek olduğunu...


Bu hadiseden 14 yıl, katliamın üzerinden 19 yıl geçmiş. Bugün dava düştü, düşürdüler...İnsanları güpegündüz, diri diri yakmanın, yardım istemek için pencerelere koşan genç kızlara "yanın orospular" diye bağırmanın karşılığı buymuş bu ülkede..."Türklüğümden utandım" benim edeceğim laf değil...İnsanlığımızdan utanmışız milliyet önemli mi? Bunu her fırsatta söylemişimdir, o sınırların içinde tam 27 yıl yaşadım. Beni insanlığımdan bu kadar utandıran başka bir olay olmadı hayatımda...Olayın ertesi günü "Dinsiz Cumhuriyet’i yakma yolunda en önde giden Sivas’ın yiğit Müslümanları’na teşekkürü borç biliriz. İki, üç....daha fazla 2 Temmuz, daha fazla Sivas. Cumhuriyet Devrimi’nin hesabı sorulacak, Sivas Katliamı ve Şanlı Sivas Kıyamı yaygınlaşarak devam edecektir" yazılarıyla gazete çıkaranlar utanmadı ama ben utandım ve utanmaya devam edeceğim. Her ülkenin tarihinde utanılacak işleri yok mu, var elbet...Ama beni o ülkeler ilgilendirmiyor. Onların yaptıklarıyla o ülkede yaşayanlar utansın...O benim işim değil...

Twitter'da trend yapmakla, facebook'a video yüklemekle, 140 karakterle anlatılacak tartışılacak şey değil bu. Ben 19 senedir bu olayı içimde tutuyorum. Ölünceye kadar da kafamda tutmaya devam edeceğim. Bugün poz yapıp yarın unutarak değil, tepki göstermek için tepki göstererek değil...

Bunu yapanlar hakettiğini bulacak mı? Bulmayacak elbet. Ne bu hayatta ne de başka bir hayatta... Hangi dine, hangi ilahi adalete inanıyorsanız inanın bunu yapanlar 19 senedir sırıttıkları gibi, sırıtmaya devam edecekler...Bunu yapanları savunanlar 19 senedir nasıl birilerinin eliyle bir yerlere getirildiyse yine gelmeye devam edecek. Bizim gibi özgürlüğü, düşünce özgürlüğünü, insanlığı savunanlar da azalarak bitecek...Biteceği güne kadar fikirlerini hür tutan herkese selam olsun, bu utanca alet olan herkese de lanet olsun....


11 Mart 2012 Pazar

GÖK MAVİSİ İNGİLTERE
























Hayrettin Demirbaş, karşısında Dennis Wise...Tarih 1 Mayıs 1991...İngilizler bu gök mavisi formayı tarihlerinde sadece 1 kez, İzmir'de Türkiye'yi 1-0 mağlup ettikleri maçta giymiştir ki golü de Dennis Wise atmıştır.

CONCETTA DI MATTEO VE KADER



Tarih 17 Mayıs 1997. Wembley Stadyumu. Chelsea ve Middlesbrough FA Cup finalinde karşı karşıya. Middlesbrough'nun başında Bryan Robson, Chelsea'nin başında Ruud Gullit var. Maçın henüz başında topu kendi sahasından alan Roberto di Matteo hızla iniyor rakip kaleye ve ceza sahasının dışından şutluyor. Top Ben Roberts'ın koruduğu kalenin üst direğine çarpıp ağlara gidiyor. Başlangıç vuruşundan daha 42 saniye geçmiş. FA Cup finalleri tarihinin en erken golü oluyor bu (sonradan Louis Saha bu rekoru 2009 yılında kırıyor 25 saniye ile).Tüm stadyum ayaklandığında tribünlerde oturan kör bir kız etrafındaki sevinç gösterilerinin abisi sebebiyle olduğunu babasından öğreniyor. Concetta di Matteo, Roberto di Matteo'nun kardeşi, geçirdiği retinis pigmentosa hastalığı sebebiyle gözlerinin önünde sadece gölgeler görebiliyor. 1 gün önce İngiliz basınına "kardeşimin hayata tutunuşu bana bir derstir, onun için kazanmak istiyorum" diyen Roberto çıkıp daha 42. saniyede onu onurlandırıyor. 2-0 kazanıyor maçı Chelsea. İkinci golü atan adam Chelsea'nın siyahi oyuncusu Eddie Newton oluyor.
















 
Yıllar geçiyor aradan, Newton 1999'da Chelsea'den ayrılıyor, alt liglerde oynuyor ama sakatlığı sebebiyle bir türlü dikiş tutturamıyor. Dizindeki sakatlık sebebiyle çekiliyor sahalardan. Müslüman oluyor bu sürede ve Türk asıllı İsveçli Zeliha ile evleniyor.

Yıl 2012. Andre Villas-Boas Chelsea'den kovuluyor. Yardımcısı Roberto di Matteo sezon sonuna kadar menajerliğe getiriliyor. Atamanın ertesinde telefonu açıyor, yıllar önce gözleri görmeyen kardeşini kendisiyle birlikte mutlu eden arkadaşı, West Brom'da da beraber çalıştığı Eddie Newton'ı arıyor. Yardımcısı olması için. Newton düşünmüyor bile. Concetta di Matteo'nun o küçük dünyasını büyüten 2 adam Chelsea'nin başına geçiyorlar...2 teknik adam göreve geldikten sonra çıktıkları 2 maçı da kazandılar...Concetta'nın duaları mı diyelim...

SİSTEKİ MELODİLER vol.8 ENYA
























Eylül 2008'de başlamışız seriye, 2012 olmuş 8. maddesindeyiz. Böyle giderse çekimleri aylar süren ve Jack Nicholson'ın hakikaten kafayı sıyırdığı Shining filmine benzeyecek işin sonu. Aynen 3. maddede olduğu gibi 8. maddede de İrlanda'ya gidiyoruz. Eithne Ní Bhraonáin ya da İngilizlerin anlayacağı dille Enya Brennan'ın melodilerine yer vereceğimiz serinin bu bölümü için elbette öncelikle onun eserlerinin müzikal yapısını tanımak lazım. İrlandalı şarkıcı 32 yılı doldurduğu müzik kariyerinde New Age ve World Music türünde zirveye oynayan isimlerden birisi oldu. Aynen Loreena McKennitt gibi yetiştiği Celt kültürünün müziğini etkilemesi kaçınılmaz oldu. Onun McKennitt'tan çok daha keskin olan atmosferik ses yapısı, çok kısa sürede gideceği yönü göstermişti aslında. Aile grubu Clannad'dan 1986 yılında ayrılıp kendi yoluna gitmeye başladığında ise artık dünyaca ünlü bir yıldız olmaya doğru giden ilk adımları atmıştı. 1986'da BBC'nin 6 bölümlük belgelesi The Celts için bestelediği müzikler onun ilk çıkışıydı. Belgeselle aynı ismi taşıyan soundtrack albümündeki şarkılar büyük bir beğeni topladı ve 1987'de piyasaya sürülen "Enya" ismindeki albümle de yolculuk resmen başlamış oldu.

Enya'nın kendisini dünyaya ciddi anlamda tanıtan albüm ise Watermark oldu. Bu albümden çıkan Orinoco Flow onun dünya çapındaki ilk hiti oldu. 2000 yılında piyasaya sürdüğü A Day Without Rain tam 15 milyon kopya satarak New Age dalında bir rekor kırdı. Bugün 50 yaşındaki şarkıcı dünya çapında toplam 75 milyon albüm satmış durumda ve İrlanda'nın en büyük müzikal ihracatlarından birisi. Onun albüm satışını geçebilen tek isim U2. Aldığı 4 Grammy ve Oscar adaylığı bu muhteşem kariyerin birer ürünüydü.

Enya'yı bu kadar sıradışı yapan elbette onun özgün müzik yapısıydı. Bunu daha ilk albümündeki Boadicea şarkısıyla kanıtlamıştı. Melodi bugüne kadar sayısız şarkıcı ve grup tarafından yeniden yorumlandı. Bunun en bilnenlerinden birisi Fugees'in Ready or Not şarkısıdır (üstelik Fugees bunu Enya'ya haber vermeden ve telif hakkı ödemeden yapmıştı). Boadicea onun insanı hayal dünyasına götüren ve içinde tek bir söz olmamasına rağmen çok şey anlatan bir dolu şarkısının ilklerindendir. Aynı albümdeki Aldebaran da onun şarkılarındaki atmosferi son derece iyi tanımlıyordu. Hatta Enya ve Watermark albümleri Enya hakkında fikir sahibi olmak isteyenler için çok net bir sözlük görevi görmektedir.Bu kadar laf sonrası Boadicea'yı aşağıya alalım. Tabii Storms in Africa'yı ada anmadan atlamayalım.



Üçüncü albüm Shepherd Moons ve yine ortalığı sallayan bir şarkı. Caribbean Blue. Ama her Enya albümünde olduğu gibi hit şarkının yanında bir dolu enfes eser bulunduruyordu bu albüm de. Book of Days ve elbette Lord of the Rings'e yollar önceden selam çaktığı başka alemlerden gelen şarkı Lothlorien. Şarkıda ön planda olan piyanonun arkasındaki synthesizer vuruşları muhteşem bir uyum yaratıyordu. Enya bu albümden toplam 5 single çıkardı ve ilk 2 albümün üzerine koyduğunu kanıtladı. Bu albüm synthesizer etkisinin de çok keskin biçimde hissedildiği bir albümdü.



Shepherd Moon'dan sonra 4 yıllık bir ara geldi ve bu 4 yılın hediyesi The Memory of The Trees olarak karşımıza çıktı. Albüm New Age albüm dalında Grammy kazandı. Diğer Enya albümlerine göre atmosferik özelliğini kaybetmeyen ama daha neşeli bir albümdü bu. Vokaller daha ön plandaydı ve bu sebeple de benim Enya diskografisinde en alta koyduğum albümdür. Belki de büyük vurgun için bu geçiş albümü yapılmıştır. Zira Enya 5 yıllık bir ara daha verir ve döndüğünde dünyayı sallar. 2001'in en çok satan 5. albümü A Day Without Rain, Only Time, Wild Child, One By One, Pilgrim gibi klasikleri bünyesinde barındırmaktadır. Özellikle One By One albümün kapanışını yapan bir hayal yolculuğudur.



2005 ve Amarantine ve 2008 And Winter Came bana göre ilk 5 albüm standartlarına ulaşamamışlardır ama bu muhteşem bir kariyere gölge düşürmemiştir elbet. Enya insana sürekli o buğulu havayı hissettiren melodileri ile ve insan ruhunu dinlendirici müzikleriyle modern müzik tarihinin en yaratıcı müzisyenlerinden birisi olarak kalacaktır. Lord of The Rings için yaptığı ve Oscar adayı olan May It Be bu karakterin en tipik ürünlerinden birisidir. Onun en beğendiğim şarkısını sona sakladım. Watermark albümünden, insanı ciddi anlamda dağıtan Evening Falls...



Finali bu muhteşem melodilerin sahibi Enya'nın İrlanda'da ikamet ettiği evi, ya da kalesi ile yapıyorum. Bu melodiler zaten böyle bir evde yaşayan bir insandan gelebilirdi.

 



























Sisteki Melodiler vol.1 Anathema
Sisteki Melodiler vol.2 Marillion
Sisteki Melodiler vol.3 The Cranberries
Sisteki Melodiler vol.4 Dire Straits
Sisteki Melodiler vol.5 Hagalaz Rundedance & Of the Wand and Moon
Sisteki Melodiler vol.6 Bob Dylan
Sisteki Melodiler vol.7 Sting

YAKIŞIR SANA DROGBA























Hep söylüyorum The Sun ve Daily Mirror ne kadar bir tarafını yırtsa da bizim Fotospor ve Fotomaç gibi olamaz. Bugün bekledim ki Chelsea antrenman sahasında Drogba futbol toplarından oluşturulmuş 100 rakamının önünde poz versin, 2 top sektirsin ama yok. Dün adam Premier Lig'deki 100. golünü atmış, The Sun Lampard'ın amcasının internette salça olduğu 13 yaşındaki kızdan bahsediyorlar. 1992-93 sezonunda ilk kez oynanmaya başlayan Premier Lig'de bugüne kadar 21 oyuncu 100 gol barajını geçmiş oldu. Alan Shearer elbette tepede. Blackburn ve Newcastle formaları ile toplam 260 gol attı. Andy Cole 187, Thierry Henry 176 golle onu izliyorlar. Dünkü gol ayrıca Fildişili oyuncunun bugüne kadar forma giydiği takımlarda (Le Mans, Guingamp ve Olympique Marseille) lig bazında attığı 151. goldü. Aşağıda yukarıda bahsettiğimiz 21 oyuncunun listesi var.

Oyuncu Gol Takımlar
Alan Shearer 260 Newc. Utd, Blackburn Rovers
Andy Cole 187 Newc. Utd, Man Utd, Blackburn, Fulham, Man City, Portsmouth
Thierry Henry 176 Arsenal
Robbie Fowler 163 Liverpool, Leeds Utd, Man City
Frank Lampard 150 West Ham United, Chelsea
Les Ferdinand 149 QPR, Newc. Utd, Tot. Hotspur, West Ham United, Leicester, Bolton
Michael Owen 149 Liverpool, Newc. Utd, Man Utd
Teddy Sheringham 147 Not. Forest, Tot. Hotspur, Man Utd, Portsmouth, West Ham United
Wayne Rooney 135 Everton, Man Utd
Jimmy Floyd Hasselbaink 127 Leeds Utd, Chelsea, Middlesbrough, Charlton
Robbie Keane 126 Coventry City, Leeds Utd, Tot. Hotspur, Liverpool, West Ham United, Aston Villa
Nicolas Anelka 123 Arsenal, Liverpool, Man City, Bolton, Chelsea
Dwight Yorke 123 Aston Villa, Man Utd, Blackburn, Birmingham, Sunderland
Ian Wright 113 Arsenal, West Ham United
Dion Dublin 111 Man Utd, Coventry, Aston Villa
Emile Heskey 111 Leicester, Liverpool, Birmingham, Wigan, Aston Villa
Jermain Defoe 109 West Ham United, Portsmouth, Tot. Hotspur
Ryan Giggs 107 Man Utd
Pauls Scholes 104 Man Utd
Matthew Le Tissier 102 Southampton
Darren Bent 100 Ipswich, Charlton, Tot. Hotspur, Sunderland, Aston Villa
Didier Drogba 100 Chelsea

10 Mart 2012 Cumartesi

SPECIAL ONE OLMAK VARDI

























Futebol Finance dergisinin hazırladığı dünyanın en çok kazanan teknik direktörleri listesi. Guus Hiddink'i bizden çok para alıyor diye gönderdik, şimdi amcam daha fazla kazanıyor Rusya'da. Hatta dünyada ondan daha fazla kazanan tek bir isim var, resimdeki göz kırpan eleman. Alex Ferguson'un da artık azla yetinmesine mi takılayım bilemedim. Onun kazandığı kupaları Mourinho kazansa muhtemelen şu an senelik 20 miyon euro alıyordu. Demek "Special One" olmak "Sir" olmaktan daha fazla para ediyor.

UEFA KATSAYI LİSTESİ 09.03.2012






















Şampiyonlar Ligi ve Avrupa Ligi maçları sıralamada önemli değişiklikler yaptı. Beşiktaş gelecek hafta İnönü'den galibiyetle çıkamazsa bu seneki mesaimizi bitiriyoruz. Kıbrıs ise ısrarla yoluna devam ediyor. Lyon galibiyetiyle puan aldıkları gibi turu geçtikleri için de bonus puanlar aldılar ve 2013-14 sezonunda Şampiyonlar Ligi'ne 2 takım göndermeye artık çok yakınlar. Sezon bitmeden 15. sıraya çıkmaları gerekiyor. Bu sıralamayı tepetaklak eden İskoçya oldu elbet. Celtic ve Rangers'ın seneler sonra ilkbahar aylarını görememesi sebebiyle bir hayli gerilediler. 2013-14 sezonunda İskoçya'dan sadece 1 takım Şampiyonlar Ligi'ne katılabilecek. Bu da muhtemelen Rangers'a daha büyük bir darbe vuracak. Bu kötü durumdan sıyrılıp Celtic'i geçmeleri kısa süre zarfında zor görünüyor. Portekiz Fransa'yı geride bıraktı. Yollarına 2 takımla devam ediyorlar ve Inter Marsilya'yı gelecek hafta mağlup ederse Fransızlar sezonu o şekilde kapatmaya razı olacaklar. Aslında gönderilecek takım sayısı açısından 4,5 ve 6. sıraların bir farkı yok. 3 Şampiyonlar Ligi 3 de Avrupa Ligi. Hollanda da Ukrayna'yı geride bıraktı. Gelecek sezon başladığında Rusya'yı geride bırakmış olacak ve Şampiyonlar Ligi'ne 3 takım göndermenin eşiği olan 6. sıraya gözünü dikecek.İspanya halen sezonun en çok puan toplayan ülkesi. İngiltere ve Hollanda onu izliyor.

Biz sezonu bu sırada kapatacağız gibi görünüyor. Gelecek sezon ise tepetaklak olmuş şekilde açacağız çünkü 2007-08 puanları listeden silinecek. Bu sezonun en büyük düşüşü Romanya ve Bulgaristan oldu. Romanya tam 8 sıra geriledi ve onlar da 2013-14'ten itibaren Şampiyonlar Ligi'ne 1 takımla gidecekler. En büyük yükseliş ise 5 basamakla Gürcistan ve Kıbrıs'ta.

Not: Hayatım Futbol'un 12 Mart 2011'de piyasaya sürülecek 24. sayısında APOEL üzerine bir inceleme yazısı bulabilirsiniz. 

# Ülke 07/08 08/09 09/10 10/11 11/12 Puan Katılan/Kalan
1 ENG 17.875 15.000 17.928 18.357 13.375 82.535 3/ 8
2 SPA 13.875 13.312 17.928 18.214 14.428 77.757 5/ 7
3 GER 13.500 12.687 18.083 15.666 12.083 72.019 3/ 6
4 ITA 10.250 11.375 15.428 11.571 10.642 59.266 4/ 7
5 POR 7.928 6.785 10.000 18.800 10.666 54.179 2/ 6
6 FRA 6.928 11.000 15.000 10.750 10.333 54.011 1/ 6
7 RUS 11.250 9.750 6.166 10.916 9.750 47.832 1/ 6
8 NED 5.000 6.333 9.416 11.166 12.800 44.715 3/ 5
9 UKR 4.875 16.625 5.800 10.083 7.083 44.466 1/ 6
10 GRI 7.500 6.500 7.900 7.600 7.600 37.100 1/ 5
11 TUR 9.750 7.000 7.600 4.600 6.625 35.575 1/ 4
12 BEL 4.500 4.500 8.700 4.600 10.100 32.400 1/ 5
13 DEN 5.125 8.200 4.400 6.700 3.100 27.525 5
14 SWI 6.250 2.900 5.750 5.900 6.000 26.800 1/ 5
15 AUS 3.200 2.250 9.375 4.375 7.125 26.325 4
16 CYP 2.666 6.333 4.250 3.125 9.125 25.499 1/ 4
17 ISR 2.375 1.750 7.250 4.625 6.000 22.000 4
18 SCO 10.250 1.875 2.666 3.600 2.750 21.141 4
19 CZE 5.125 2.375 4.100 3.500 5.250 20.350 4
20 POL 1.666 5.000 2.125 4.500 6.625 19.916 4
21 CRO 3.666 4.333 3.000 4.125 3.750 18.874 4
22 ROM 2.600 2.642 6.083 3.166 4.333 18.824 6
23 WRU 1.833 4.000 3.375 5.875 3.125 18.208 4
24 ZWE 5.400 2.500 2.500 2.600 2.900 15.900 5
25 SLW 2.166 4.833 2.500 3.000 2.375 14.874 4
26 NOR 5.400 2.500 2.100 2.375 2.300 14.675 5
27 SER 2.625 3.000 3.000 3.500 2.125 14.250 4
28 BUL 2.750 2.250 3.125 4.625 1.500 14.250 4
29 HUN 1.000 1.000 2.750 2.750 2.250 9.750 4
30 FIN 2.625 1.833 1.375 1.800 1.500 9.133 4
31 GEO 1.000 1.166 1.750 1.875 2.875 8.666 4
32 BOS 1.833 1.833 1.750 1.875 1.125 8.416 4
33 IER 1.000 2.500 1.375 1.000 1.500 7.375 4
34 SLO 0.666 1.333 1.375 1.500 2.250 7.124 4
35 LIT 1.500 2.500 1.250 0.625 1.000 6.875 4
36 MOL 1.333 0.666 2.125 2.125 0.500 6.749 4
37 AZE 0.666 0.666 1.500 2.000 1.375 6.207 4
38 LAP 1.333 1.166 2.250 0.500 0.625 5.874 4
39 MAC 1.666 0.500 0.500 1.375 1.625 5.666 4
40 KAZ 0.750 0.833 1.250 0.875 1.625 5.333 4
41 IJS 1.166 1.166 1.250 0.375 1.375 5.332 4
42 MON 0.500 0.500 1.125 1.750 0.500 4.375 4
43 LIE 0.500 0.000 1.000 0.500 2.000 4.000 1
44 ALB 0.500 0.666 1.000 0.875 0.875 3.916 4
45 MAL 0.000 0.000 0.750 1.500 0.833 3.083 3
46 WAL 0.666 0.333 0.250 0.875 0.625 2.749 4
47 EST 0.833 0.333 0.875 0.250 0.375 2.666 4
48 NIE 0.500 0.333 0.125 1.125 0.500 2.583 4
49 LUX 0.333 0.000 0.250 0.625 1.125 2.333 4
50 ARM 1.333 0.000 0.500 0.250 0.125 2.208 4
51 FIS 0.333 0.333 0.000 0.250 0.500 1.416 4
52 AND 0.500 0.000 0.500 0.000 0.000 1.000 4
53 SMA 0.250 0.000 0.500 0.166 0.000 0.916 3

8 Mart 2012 Perşembe

A SHARON IN THE DARK





























Konser izleyicisi olarak ömrümün en ilginç konserlerinden birine tanık oldum dün Utrecht'in konser merkezi Vredenburg'da. Within Temptation konserinin biletlerinin üzerinde giriş kapılarının 20:15'te açılacağı yazıyordu. Elbette alt grup bekliyorduk biz de. Buna rağmen Saat 20:30 civarı mekana gittiğimizde "konser başladı" açıklamasını alıp bir anda vitesi artırdık. Neyse ki salona girdiğimizde konser başlamamış sadece herkes yerine oturmuş ve hazırdı. Evet bu başka bir sürprizdi çünkü ilk kez girdiğim Vredenburg'un aslında insanların oturduğu bir konser salonu olduğunu gördüm. Yerimize oturduktan saniyeler sonra grup üyeleri sahneye geldiler. Within Temptation enfes bir konser verdi, zira bilindik bir konser değildi bu. Grup konseri tam ortasından ikiye bölmüştü. İlk bölümde tamamen akustik şekilde, balladlara ağırlık verdiler. Sharon den Adel o eşsiz sesiyle bizleri büyülerken arka planda da sürekli akan bir film vardı ve bu konsept araya kadar sürdü. Grup aradan döndüğünde ise vitesi artırıp bilindik albüm tarzlarına döndüler, Sharon da bilindik gotik kıyafetlerine. Mother Earth, Ice Queen gibi klasiklerin arasına yeni albümden Faster ve Sinead de girdi. İkinci bölümde elbette ilk yarı boyunca yerinde oturan herkes ayaklandı ve Sharon'ın da üstün çabalarıyla hoplayıp zıpladı. Konser bittiğinde her şeyi ile mükemmele yakın bir müzik gecesi oldu bizim için. Tek eksik onca akustik performansın arasında çalınmayan Towards the End idi belki ama çok da takmadık elbet. Şahsen hayatımda ilk kez bir konsere başlangıcına bu kadar az süre kalmışken (saniyeler) mekana girdim, sahnenin önlerinde yer buldum ve bitişten 40-45 dakika sonra evimdeydim. Bir akşam ziyareti gibi bizleri mutlu eve gönderen grup ve elbette o melek sesli kadına teşekkürler...



6 Mart 2012 Salı

HAYATIM FUTBOL 8 MART KADINLAR GÜNÜ SAYISI





Hayatım Futbol'un 23. sayısını, pembelerle, kadın yazarlarımızla sunduk bugün huzurlarınıza. "Bu kadar güzelliğin arasında senin ne işin var la sap" diyeceksiniz biliyorum ama Andre Villas Boas'ın kovulması üzerine de bir kaç kelam bendenizden. Kadın-erkek, genç-yaşlı, küçük-büyük,Varol-Döken demeden herkesin yazılarıyla katkıda bulunabileceği dergiye yine her zaman olduğu gibi her türlü eleştirinizi bekliyoruz.


Hayatım Futbol 23. Sayı Web
Hayatım Futbol 23. Sayı iPad
Hayatım Futbol 23. Sayı Android
Hayatım Futbol 23. Sayı R2D2

4 Mart 2012 Pazar

SHEARER VE SUNDERLAND FORMASI


 

Newcastle'da doğmuş, Newcastle United'a yıllarını vermiş Alan Shearer The One Show'a katılıyor. Sunucular ellerine Newcastle'ın ezeli rakibi Sunderland formasını alıyorlar. Arkasında da Shearer ismi basılı. "Giyer misin?" diyorlar büyük golcüye. O da "valla giyersem Newcastle'a geri gidemem, almayayım" diyor, "Centilmenlik için bile giyemem, onun yerine sana istediğini öderim".

3 Mart 2012 Cumartesi

VANTASTIC

 


















Bugün Arsenal Liverpool'ı devirirken Robin van Persie yine sahnedeydi. Attığı 2 gol onun Premier Lig'de 1 sezonda en çok gol atan Hollandalı oyuncu unvanında, 2002-03 sezonunda Manchester United formasıyla 25 gol atan Ruud van Nistelrooy'u yakalamasını sağladı. Tabii Van Nistelrooy o 25 golü 34 maçta atmıştı, Van Persie ise bu rakama 27 maçta ulaştı. Bu sezon gol krallığındaki en yakın rakibi Wayne Rooney'in 17 golü var. Van Persie'nin bir başka kayda değer performansı daha var. Bu sezon Arsenal formasıyla çıktığı 36 resmi maçta 31 gol kaydetti. 25 golü ligde attığını söylemiştik. 2 gol FA Cup'ta, 4 gol de Şampiyonlar Ligi'nde. Hollandalı önceki 2 sezon sırasıyla 10 ve 22 gol atmıştı. Neredeyse toplam rakama tek bir sezonda, üstelik sezon bitmeden ulaşmak üzere. Arsenal tarihinde resmi maçlarda sezonluk 30 gol barajını geçen 9 oyuncu var. Son olarak Thierry Henry 2005-06 sezonunda 33 gol atmıştı. 1934-35 sezonunda 44 gol atan Ted Drake halen rekoru elinde bulunduruyor.Aslında son yıllarda Henry ve Van Persie dışında barajı geçen tek isim 1993-94 sezonunda toplam 35 gol atan Ian Wright. Tablo aşağıda.

TEK MUHATTABIM KAPTAN














Ömrü hayatımda Türkiye'de desteklemediğim takımın maçına gittiğim sadece 1 kez olmuştur. Evet Gençlerbirliği'nin Ersun Yanal ile UEFA Kupası'nda oldukça iyi işler yaptığı sene üniversite yıllarına denk gelince maçlara gitmiştik ama orada Gençlerbirliği'ni destekliyorduk ama Beşiktaş'ın İnönü'de 9 kişiyle bitirdiği 1998-99 sezonundaki meşhur Gaziantepspor maçı benim girişte anlattığım manadaki tek maçtır...ve fena olaylı bir maçtır...Bu maçta henüz ilk dakikalarda Sellami son adam kuralından oyundan atılmış, 49. dakikada Preko'nun golüyle konuk ekip 1-0 öne geçmiş, ardından Mehmet Özdilek maça eşitliği getirmiş, bu golden sonra yaşanan dalgalanmada arkamdaki bir taraftar kafamı öpmüş ancak Alpay Özalan'ın hakem Ali Uluyol tarafından ceza sahası önünde yaptırdığı bir frikik sebebiyle 86. dakikada oyundan atılması sonrası "ulan bir avuç kaldık ulan barak kuramıyoruz bir avuç kaldık" diye dert yanmıştı. Kırmızı kart gören Alpay, tüm stadyumun hakemin annesinin mesleği ile ilgili yaptığı tezahürata karşı ellerini açarak "işte sen busun busun" diye destek vermiş, Ali Uluyol'a saldırmak isteyen bir taraftar sahaya girmiş, tam temas gerçekleşecekken Şifo Mehmet olay yerine biterek taraftarı yere itmiş böylece Ali Uluyol da temiz bir yumruktan kurtulmuştu. Maç 1-1 bitmişti. Başkan Süleyman Seba elbet böyle bir maç sonrasında dahi centilmenliğini korumuştu.

Norveç Futbol Federasyonu'nun bu sezon hayata geçirmeyi düşündüğü uygulamalardan birisini duyunca bu aklıma geldi. Federasyon artık hakem kararları ile ilgili sadece takım kaptanının itiraz hakkı olması ve hakemle diyaloga girebilmesi üzerinde düşünüyor. Böylece diyalog kirliliği, tartışma ve süre kaybını azaltmayı düşünüyorlar. Kaptan dışında hakemle diyaloga girecek oyunculara sarı kart ve devamı halinde kırmızı kart gibi cezalar da var. Tabii diyalog derken ne kastettiklerini de tanımlamaları lazım. UEFA ve FIFA ile konu görüşülüyor. Bu habere en çok Emre Belözoğlu ve kaptan çıktığı zamanlarda Sabri sevinecektir. Diğer oyuncuların itirazlarından yeteri kadar içlerini dökemiyorlardı. Şimdi bol bol zamanları olur.


ADANA'LI AYTEN



















Tamam giriş Liseli Serap ve Edirneli Ülfet gibi oldu ama ne yapayım bu kız Türkiye'de böyle lanse edilecek. 2012 Eurovision şarkı yarışmasında Hollanda'yı temsil edecek hanım kızımızın Hollanda'daki adı Joan Frankla ama bırakın siz onu. Adı Ayten Kalan. Kendisi için Adanalı deniyor ama bu bağlantıyı doğrulamak gerekecek çünkü kendisine ait resmi sitede 2 Nisan 1990 Rotterdam doğumlu olduğu yazıyor. Muhtemelen babası 2. jenerasyon göçmenlerden olduğu ve Adana çevresinden geldiği için buna bağlandı. Hollanda'nın şarkı yarışmalarından Voice of Holland'da finallere kalmış ve altıncı olmuştu. Şarkıyı zannedersem Eurovision'da da kafasındaki kızılderili aksesuarı ile söyleyecek. Bu daha şimdiden konuşulmaya başlandı nitekim Real Indian Nation ismindeki, "Amerikalı yerlileri" temsil eden dernek "Avrupalılar belki bunu sempatik bulabilir ama bu toplumun gerçek mensupları, kıyafeti rencide edici bulabilir şeklinde açıklama yaptı." Şarkının adı You and Me. Kısacası bir Türk, kızılderili şapkasını giydiği ve İngilizce söylediği bir şarkıyla Hollanda'yı temsil edecek. Şimdi dürüst olayım Hollanda'nın son yıllarda adam gibi 2 tane şarkısı oldu 2'si de göçmenlerden geldi. Ne zaman Hollandalılar gitse bayık melodilerle finali bile göremiyorlar. Bu şarkı da ahım şahım değil. Eseri aşağıda. Youtube videosunu göremeyenler için ayrıca Adanalı Ayten'in seks videosu için tıklayınız.



Kaç kişi tıkladı heyecanla gelsin rapor versin çabuk...

2 Mart 2012 Cuma

FLYING DUTCHMAN'IN SEYİR DEFTERİ-61





















Blackburn Rovers, Premier Lig kulüpleri arasında, kendi stadyumunun korner bayraklarına armasını koyma ayrıcalığına sahip tek kulüptür. 1884, 1885 ve 1886 yıllarında üstüste 3 kez FA Cup'ı kazanan Rovers normal olarak kupayı tamamen müzesine götürme hakkına sahip olmuştur. Ancak İngiltere Futbol Federasyonu bunun yerine Rovers'la bir anlaşma yapar ve kendisine diğer kulüplerde olmayan bir ayrıcalık verir. Ewood Park'ın korner bayraklarının üzerindeki armasının sebebi budur.











Seyir Defteri

EŞEK BAŞBAKAN








 Tarih 29.02.2012. Hollanda'da her gün yayınlanan De Pers gazetesinin baş sayfası. Başbakan Mark Rutte'nın ülkede ne olumsuzluk meydana gelirse gelsin (özellikle ekonomi konusunda) güler yüzünü kaybetmediği üzerine haber. Haberin resmi de bu. Adamı alıp eşek yapmışlar. Bir Tayyipler Alemi vardı bir zamanlar...

BU YARIŞ BİTMEZ





















Lionel Messi ve Cristiano Ronaldo 24 haftası geride kalan La Liga'nın üretkenlik açısından tepesinde oldukları gibi, Avrupa'nın da 4 büyük ligi içerisinde toplamda en fazla gol ve asist yapan oyuncular arasındalar. 2 oyuncu da toplam 36 puanda sıralanıyorlar. Onlara yaklaşan tek isim Robin van Persie. Ronaldo 29, Messi ise 28 golün altına imzasını koydu. Almanya'nın MVP'si 16 gol ve 7 asistle Dortmund'un bu sezonki gol silahı Robert Lewandowski. Lucas Barrios'un Copa America'dan sakat dönüşü, onun formayı almasında ve bir daha da bırakmamasına ön ayak oldu. Aslında Mario Gomez ve Klaas-Jan Huntelaar ondan daha fazla gol attılar ama işin içine asistler girdiğinde Polonyalı öne çıkıyor. İtalya'nın en değerli oyuncusu ise 34 yaşındaki Udinese'li Antonio di Natale. Angel Di Maria asist listesinin tepesinde 13 rakamıyla. Onu Fabrizio Miccoli izliyor. Adebayor'un da neredeyse attığı gol kadar asist yapması onu üçüncülüğe yerleştirmiş. Aşağıdaki tablo sıralamayı, gol, asist ve toplam puan bazında gösteriyor.

BİZ ZAMANLAR FUTBOLSEVERDİK






















Eskiden kasabada Çalık Oğlan derler bir aklı eksik oğlan varmış. Bizim köyün kocalarından Memiş Ağa bir gün kasabaya varmış ki, bu Çalık Oğlan Pazar yerinin ortasına oturmuş ah vah ederek ağlayıp durmakta. “Nedir, neye ağlarsın hey Çalık Oğlan” diye sormuşlar buna. Çalık Oğlan da demiş ki: “Benim bir ayağı çukurda çok yaşlı bir anam var. Babamı dersen, genç bir yiğit...Şu anam olacak karı ölse de, yiğit babam da taze bir gelinle evlense...Eve gelen taze gelini hem babam sevse hem de ben sevsem...İşte bunun için dua ederim..” Bizim rahmetli Memiş Ağa da oradakiler gibi, Çalık Oğlan’ın bu akılsız sözlerine gülüp geçmişler.

Gel zaman git zaman Memiş  Ağa yine bir gün kasaba pazarına varmış. Bakmış ki Çalık Oğlan yine pazarın orta yerinde ah vah ederek gözyaşı dökmekte, ama bu kez daha yanık çağırıp, saçını başını da yolmakta....Memiş Ağa “ulan Çalık Oğlum nedir yine derdin?” diye sormuş. Çalık Oğlan da demiş ki: “Anam ölsün de yiğit babam taze gelinle evlensin, taze gelini hem babam sevsin, hem ben seveyim diye dua ettiydim. Duam yerine geldi, ama tersinden yerine geldi. Yaşlı anam öleceğine cıvan babam öldü. Cıvan babam evleneceğine, kocakarı anam evlendi. Eve taze gelin geleceğine yiğit bir delikanlı geldi. Babamın karısı taze gelini hem babam sevecek hem ben seveceğim diye beklerken, anamın kocası olan herif hem anamı seviyor hem de beni seviyor..ben ağlamayayım da kimler ağlasın....


Edebiyat tarihimizin usta yazarlarından Aziz Nesin’in İt Kuyruğu isimli kitabındaki “Nah Buraya kadar Geldi” hikayesindeki bu bölüm, ülke futbolunun içinde bulunduğu durumun bir özetidir adeta. Türkiye’deki futbol sevdalıları aylardır Mehmet Ali Aydınlar’ın görevi bırakması için dua edip durdular. Bırakmalıydı da. Siz onun istifasının ertesi günü televizyonlara çıkıp “süreci kötü yönettiğimiz doğru değil, süreç bundan daha iyi yönetilemezdi Mehmet Ali bey” dediğine bakmayın, süreç basbayağı kötü, hatta berbat yönetilmişti. Peki istifasının ardından aday olan isimler kimlerdi. Beşiktaş taraftarının başkanlıktan istifa edeceği için festivale hazırlandığı Yıldırım Demirören ve Haluk Ulusoy federasyonlarının ikinci adamı Ata Aksu. Yukarıdaki hikayedeki Çalık Oğlan bizleriz aslında.

Yıldırım Demirören’in Beşiktaş kulübünün üzerine kabus gibi çöktüği dönemdeki faaliyetlerinden fırsat bulup federasyon ve futbolumuzun geleceği üzerine fikirlerini açıkladığı zamanlar, şike davası sebebiyle başlangıcı ertelenen Süper Lig’in geleceği ile ilgili görüşmeler sırasındaydı. Hatırlarsanız “şike davasıyla karanlığa düşen ligimizin marka değerini yükseltmek için play-off sistemine geçtik” onun vecizesidir. Ona göre ortada kanunlara ve yönetmeliklere aykırı bir durum ve bunun yarattığı doğal sonuçlar varsa bunun çaresi aykırılıkları bulup düzeltmek değil formatı değiştirmekti. Kulüpler Birliği Başkanı son 6 aylık süre içerisinde futbolun geleceği hakkında başka vecizeler de sundu bize elbet. Bunlardan sonuncusu olan “gerekirse Avrupa kupalarına 3-5 yıl gitmemek” onun önerilerinden birisi. 6 ay önce marka değerinden bahseden bir insanın (bu değeri artırma yollarını ararken herhalde uluslararası alanı hedef almıştı, yoksa Ahmetle Mehmeti değil) geçen sürede o marka değerini bir anda hiçe sayması daha şimdiden başkanlık koltuğundaki muhtemel icraatları hakkında bilgi veriyor.

Ata Aksu vardı bir de elbet. Haluk Ulusoy federasyonunun değişmez simalarından Aksu, şike davası  ve yarattığı sürecin kellesini aldığı Aydınlar’ın yerine aday. Euro 2000 elemelerinde, Portekiz’i mağlup etmesi için Macaristan’a 750 bin euro teşvik primi gönderen federasyonun bir üyesi ve bu konuda televizyon ekranlarında “bir sorun görmediğini” açıklamış bir isim. Kısacası elimizdeki seçenekler şu andaki sürece tam anlamıyla uyum sağlıyorlar.

23 Şubat 2012 tarihinde BirGün gazetesindeki Uçan Hollandalı köşesinde yayınlanmıştır.