brezilya sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster
brezilya sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster

1 Temmuz 2010 Perşembe

FLASHBACK 1: 1974 HOLLANDA-BREZİLYA
















Yarın TSİ 17:00'de oynanacak Hollanda-Brezilya çeyrek finali öncesi geçmişe gidelim. İlk önce 1974 Dünya Kupası'nda finalisti belirleyecek olan Hollanda-Brezilya maçına. O kupada, toplam 16 takım mücadele ediyor, 4 gruba dağılan 4'er takımdan ilk 2 sırayı alanlar 2. tur gruplarına yükseliyordu. Burada da 4'erli 2 grup oluşuyor ve gruplarını birinci sırada bitiren 2 takım final oynama hakkı kazanıyordu. 2. tur A grubunda son maçlara gelindiğinde Brezilya ve Hollanda 2 maçını da kazanmıştı ve artık finalisti belirleyecek, bir nevi bugünkü yarı final maçına çıkıyorlardı. Dortmund'un efsane stadyumu Westfalen'i dolduran 52.000 kişi kupa tarihine geçen bir başka maça tanıklık edecekti.


















Aslında Brezilya 2. tur gruplarına zorlukla gelmişti. Zira ilk 2 maçında golsüz beraberliklerin ardından Zaire'yi son maçta 3-0 mağlup ederek, sadece 1 gol farkıyla İskoçya'nın önünde yer almış ve ilerlemeye devam etmişti. BurDoğu Almanya'yı 1-0, Arjantin'i ise 2-1 mağlup ettiler. Hollanda da Arjantin'e 4 gol salladıktan sonra Doğu Almanya'yı 2-0'la geçti. Beraberlik Otomatik Portakal'a yarıyordu ama Michels'in talebeleri bununla yetinmediler. Daha 7. dakikada Crijff'un kaçırdığı gol maçın gidişatını belli etmişti.

Bu maç Brezilya'nın ülke tarihinde en fazla sertliğe başvurduğu mücadeledir. Tam bir "kasap havası" ile oynayan "Sambacılar" (!) özellikle Johan Neeskens'i maç boyunca defalarca kasti faullerle yere indirmiş, buna rağmen Neeskens 50. dakikada rakip fileleri havalandırmayı başarmıştır. Söz konusu dakikada Cruijff sağdan kesmiş, Neeskens gelişine müthiş bir vuruşla takımını 1-0 öne geçirmiştir. 15 dakika sonra Rensenbrink soldan Krol'u kaçırmış, onun kestiği topa Cruijff uçarak vurmuş ve Brezilya'yı teslim almıştır. Kalan 25 dakika boyunca Brezilya bileklere, özellikle de Neeskens'e çalışmaya devam etmiş ama 2-0'lık mağlubiyetten kurtulamamıştır.

















Maçın künyesi ve görüntüleri aşağıda.

3 Temmuz1974, Westfalenstadion (Dortmund)

Hollanda-Brezilya: 2-0
50. Neeskens 1-0, 65. Cruijff 2-0
Seyirci sayısı: 52.500;
Hakem: Kurt Tschenscher (Batı Almanya).
Sarı kartlar: Rep ve Wim Suurbier (Hollanda), Zé Maria, Marinho Peres ve Luiz Pereira (Brezilya)
Kırmızı kart: 84. Luiz Pereira (Brezilya)

Hollanda: Jan Jongbloed; Wim Suurbier, Arie Haan, Wim Rijsbergen, Ruud Krol; Wim Jansen, Johan Neeskens (84. Rinus Israel), Willem van Hanegem; John Rep, Johan Cruijff, Rob Rensenbrink (67. Theo de Jong)

Brezilya Emerson Leão; Zé Maria, Luiz Pereira, Marinho Peres, Chagas Marinho; Paulo César Carpegiani, Roberto Rivelino, Dirceu, Valdomiro; Jairzinho, Paulo César Lima (62. Mirandinha)

12 Ağustos 2009 Çarşamba

MAKSAT CV'LER HOŞ OLSUN

Banka eğitimlerinden hatırlarım, Brezilya borsası ve piyasaları ile Türkiye borsası ve piyasaları arasındaki benzerlikten bahsedip dururlardı. Brokerların, ekonomistlerin Brezilya borsasını da en az Türk borsası kadar takip ettikleri ve orada bir düşüş yaşanırsa bu tarafta da muhtemel bir düşüşün önlemini aldıkları söylenirdi,hatta Brezilyalıların da aynı şeyi yaptığı iddia edilerek. Ne Brezilya ne Türkiye borsasında çalıştım gerçekliğini bilemiyorum ama iki ülkenin de yakın zamanda birbirine benzer sebeplerden önemli ekonomik bunalımlar atlattığını biliyorum, bu yüzden çok da hayal ürünü bir bilgi değil. İki ülke arasındaki tek ilişki ekonomide değil, futbol sahasında Brezilyalıların en fazla futbolcu ihraç ettiği ülkelerin arasında Türkiye geliyor. Fenerbahçe'de Didi zamanından başlayan, Parreira ile devam eden ve Zico zamanında zirveye ulaşan bir Brezilya'lı akımı var. Bahsettiğimiz 3 ismin de şampiyonluk yaşadığı düşünülürse çok da başarısız denemeler değildi bunlar. İşin Brezilya'lı oyuncu sayısı değerlendirmesine girmeyeceğim o bambaşka bir konu. Benim değinmek istediğim Brezilya Ligi'nde, aynen Türkiye Ligi'nde son yıllarda giderek artan teknik direktör kıyımları. Neredeyse her hafta bir teknik adam kovuyorlar. Bu haftaki kıyımdan önce bir kaç isme dikkat çekmek lazım. Brezilya'nın hali hazırda dünya futbolunda görev yapan hocalarından en önemlileri. Wanderley Luxemburgo, 2000 yılından Beri Brezilya liginde 7 kez takım değiştirmiş. Carlos Alberto Parreira'nın Fenerbahçe sonrası kariyerinde 1 seneyi geçmeyen 6 tane Brezilya kulübü macerası var. Bunlar sadece göz önündeki isimler. Yoksa göz önünde olmayan isimleri ele alırsak bir dolu Hüseyin Kalpar, Erdoğan Arıca buluruz Brezilya'da.

9 Mayıs'ta başlayan Campeonato Brasilieiro'da 18. maçlar oynanıyor. Palmeiras liderlik koltuğunda. Peki 18 maç sonunda kovulan hoca sayısı kaç? 17. Yukarıdaki "neredeyse her hafta bir hoca kovuluyor" lafındaki, "neredeyse" kelimesini geri alıyorum. Bir kaç anektod vereyim. Atletico Paranaense 7 Haziran'da Geninho'yu kovdu ve yerine Waldemar Lemos'u getirdi. Geninho 17 Temmuz'da Nautico'nun başına geçti. Atletico Paranaense Geninho'nun yerine getirdiği Lemos'u, 2 ay dolmadan 29 Temmuz 2009'da gönderdi. Şu nasıl? Sao Paulo 19 Haziran'da Muricy Ramalho'yu kovup yerine Ricardo Gomes'i getirdi. Ramalho kovulduktan 1 hafta sonra Wanderley Luxemburgo'nun yerine Palmeiras'ın başına geçti. Palmeiras'tan kovulan Luxemburgo da 13 Temmuz'da Santos'tan kovulan Vagner Mancini'nin yerine geçti. Tabi bu hocaların hepsi kovulmuyor bazıları görevlerinden istifa ediyorlar.

Son olarak bu hafta içinde 3 hoca daha hızara girdi. Ney Franco (resimde), Botafogo'nun teknik direktörlüğünden, 1 yıllık süre sonunda (uzun kalmış) kovuldu. Botafogo ligde 15. sırada. 18. sıradaki Coritiba da hocası René Simões'e kendi evindeki 3-1'lik Cruzeiro mağlubiyeti sonucu yol vermiş. Üçüncü isim de 10. Vitoria'nın hocası Paulo Cesar Carpegiani. 19. Fluminense ile 2-2 berabere kalınca kapıyı görmüş. Hey maşallah. Ben Brezilya Ligi'nin televizyondan izlesem tedirgin olurum beni de kovarlar mı o karambolde diye. Ligdeki 20 takımdan sadece 8 tanesi, ligin ilk maçına başladığı hocayla yoluna devam ediyor.

2 Ekim 2007 Salı

BUDAPEŞTE VE DİŞİ KRAMPONLAR




30.09.2007

Geçtiğimiz hafta üç gün için Budapeşte’deydim. Tuna (Duna) nehri üzerindeki köprüleri ve görkemli yapıları ile Budapeşte’nin oldukça etkileyici bir şehir olduğunu söyleyebilirim.

Ferihegy havaalanından nispeten şehir merkezinde bulunan otelime gitmek için bindiğim taksinin Neo Nazi kılıklı şoförünün, Budapeşte’ye ilk gelişim olduğunu öğrenmesine rağmen şehri nasıl bulduğumu sormasına cevaben pasaport polislerine olan gıcıklığımı belirttiğim andan itibaren, otele gidene kadar geçmek bilmeyen 25 dakikanın nedeni, kendisinin de bir polis memuru olduğunu ve çalışmadığı günlerde taksicilik yaptığını öğrenmem oldu.

18. yüzyıldan kalmış bir havası olan otelin yüksek tavanlı ancak bir o kadar da küçük olan odasına yerleşirken, Eurosport’ta da Çin’de düzenlenen Fifa Kadınlar Dünya Kupası yarı final tanıtımları dönüyordu. Norveç Almanya ile, Brezilya ise ABD ile oynayacaktı. Kadınlar futbolu ile ilişkim Dinarsu, Lale Orta ve Benny Hill’in meşhur maç sonrası forma değiştirme esprisiyle sınırlı olduğu için olsa gerek pek de ilgimi çekmedi açıkçası.

Seyahatimin asıl sebebi olan işlerin tamamlanmasının ardından pek de kısa olmayan bir şehir turu attım. Tuna nehri şehri ikiye ayırıyor, Buda ve Peşte. Peşte yakasında bulunan otelimden nehri dik kesen Rakoçzi caddesinde yaptığım 20 dakikalık bir yürüyüş sonrası meşhur Tuna nehrinin kıyısına ulaşabildim. Tam karşımda The Castle District (Buda Kalesi) ve Citadella (Özgürlük heykelinin bulunduğu Gellert tepesi) duruyordu. Sağ tarafımda ise Tuna’yı birbirine bağlayan 8 köprüden biri ve en etkileyicisi olan Chain Bridge ile Budapeşte’nin simgesi olan Parlamento binası.

Ertesi gün otelde dinlenmeye çekildiğim saatlerde TV’de bilimum Macar ve Romen Esra Ceyhan’larının arasında dolanırken ilk bakışta Dado Prso’yu andıran fiziği ile gol sevinci yaşayan bir Alman kadınını fark ettim. Yarı finalin ilk maçında Almanya ile Norveç oynuyordu ve Norveç ilk golü kendi ağlarına bıraktı. Golün yaratıcısı Almanya’nın kaptanı Prinz’ti. Almanya bu golle ilk yarıyı 1-0 önde bitirdi.

İkinci yarıdaki mücadele ise gerçekten üst düzeydeydi ve ben yatakta gitgide doğrulup maçı daha dikkatli bir şekilde izlemeye başladım. Almanya bana göre Norveç’in daha üstün olduğu ikinci yarıda 72. ve 75. dakikalarda bulduğu gollerle 3-0 öne geçti ve finale adını yazdırdı.

Maç sonrası yine ufak bir şehir turu. İlk durak Millenium Monument ve Heroes’ Square. Bu meydanda tüm Macar krallarının (Rakoçin dahil J) heykelleri bulunuyor. Meydanı arkamıza alıp Andrassy bulvarını boydan boya geçerek St. Stephen’s bazilikası ve devamında Parlamento binasını görme fırsatını buluyorum. Bu arada hava kararınca Tuna ve kıyısı gerçekten de görülmeye değer. Nehrin kıyısına fotoğraf çekmek için indiğim anda kendimi bir profesyonel fotoğrafçı ordusunun içinde buluyorum. Birkaç kare çekmek için indiğim kıyıda tam 1 saat geçirmişim, zira manzara büyüleyici. Chain Bridge’i geçip Buda Kalesine çıkmak üzere teleferik benzeri bir sisteme binip yavaş yavaş yukarı çıkıyorum ve Budapeşte tüm güzelliği ile ayaklarımın altında. Neredeyse 1 saat süren ikinci fotoğraf molası, kaleden yürüyerek iniş ve sonrasında otele dönüş.

“Ya kardeşim gitti ağzına kadar dolu parfüm, madem almıyorlar uçağa yapmasınlar o zaman 100 ml üzerinde şişe” nidaları eşliğinde geçtiğimiz pasaport kontrolünden sonra sinirli amcayı yatıştırmak da bana düştü ; “Ya amca sorma benim de jöleyi almadılar”. Yaşlı amcanın başta El Kaide, ABD ve Macaristan polisinin 7 ceddini kapsayan okkalı küfürü sonrası yüzüme vuran memleket esintisi dönüş yolunun kesin habercisi.

3 saatlik bekleme öncesi atıştırmak için oturduğum restoranda yine onlarla karşılaştım. Futbol oynayan kadınlar. ABD – Brezilya yarı final maçı. Tüm gözler Brezilya’nın 10 numarası üstünde. Adı Marta. Info bar’da 21 yaşında olduğu ve 43 milli maçta 45 gol attığı yazıyor, dikkatlerden kaçacak gibi değil.

Son derece hızlı tempoyla başlayan maç, diğer yarı final maçı gibi 20. dakikada Osborne’nun kendi kalesine attığı golle başlıyor. Ardından Marta 7 dakika sonra skoru 2-0 yapan golü atıyor. Brezilya’nın son dünya kupası üçüncüsü ABD önünde oynadığı oyun en son izlemiş olduğum Kasımpaşa – Galatasaray maçından sonra ilaç gibi. Devre 2-0 Brezilya lehine bitiyor.

İkinci devrede deyim yerinde ise Brezilya’nın her gelişi olay. 56’da Cristiane 3. golü atıp takımını rahatlatıyor. Golden sonra maç adeta Daniela, Cristiane ve Marta ile ABD defansı arasında geçiyor. Son darbeyi ise 79’da muhteşem bir topuk hamlesiyle rakiplerini geçen Marta vuruyor. Gol sonrası önümde oturan BJK’li arkadaşın “Abi bulamıyoruz şöyle adamlar, koy Ricardinho’nun yerine, doymuş abi bizim adamlar doymuş” yorumuyla ancak kendime gelebiliyorum.

Brezilya’nın maça 4-0 sonrasında sanki maçı kaybediyormuş gibi devam etmesi bizi adeta mest ediyor. Son zamanlarda izlediğim en güzel futbol maçı. Brezilya son dakikalarda futbolu bırakıp gerçek anlamda sambaya başlıyor. Ancak yaptıkları bazı hareketler Türkiye Futbol Ligleri’nde cinayet nedeni olabilecek cinsten. Buna rağmen ABD’li oyuncular efendiliklerini bozmadan maçı bitiriyorlar ve biz de kemerlerimizin bağlı, koltuklarımızın dik pozisyonda olduğundan emin bir şekilde eve dönüş yolunu tutuyoruz.

Final maçı ise dün Şangay’da oynandı. Brezilya, özellikle yarı final performansları ve Marta göz önüne alındığında son şampiyon Almanya karşısında mutlak favoriydi. Karşılaşma düşük bir tempoda başladı ve ilk yarı boyunca akılda kalan tek pozisyon Daniela’nın direkte patlayan müthiş şutu ve hemen sonrasında auta giden kafa vuruşu oldu.

İkinci devre, oyunun kontrolünü almak için oldukça kararlı olan Almanya’nın baskısıyla başladı ve Prinz 52. dakikada skoru 1-0’a getiren golü attı. Bu golden sonra baskılarını arttıran Brezilya 62. dakikada bir penaltı kazandı. Topun başına geçen Marta çok kötü bir vuruşla penaltıyı kaleciye nişanladı. Bu dakikadan sonra oyundan düşen Brezilya karşısında, temkinli oynamaya çalışan son şampiyon, 87. dakikada Laudehr ile bulduğu golle durumu 2-0 yaptı ve 2003 Amerika’dan sonra üst üste 2. şampiyonluğunu kazandı.

Marta 7 golle “gol kraliçesi” olurken aynı zamanda turnuvanın en değerli oyuncusu ödülü olan Altın Top’un da sahibi oldu. Norveç’i 4-1 yenen ABD üçüncü olurken seremoninin en dikkat çeken olayı, ödülünü almaya gelen Marta’nın şampiyon Almanya’dan daha çok alkış almasıydı.


by Gorky

2 Temmuz 2010 Cuma

FLASHBACK 2: 1994 HOLLANDA-BREZİLYA

















Dünkü yazıdan 20 yıl sonrasına gidiyoruz. Son şampiyonluğunu 24 yıl önce kazanmış Brezilya'nın forveti Romario'nun o kupaya atıf yaparak "kadromuz 1970'den daha iyi" cümlesini kurduğu kupaya. Carlos Alberto Parreira'nın Romario ve Rai'nin yanına 9 çalışna oyuncuyu yerleştirecek sahaya sürdüğü takıma.

1994'te ABD'de düzenlenen ve hemen hemen tüm maçların, Avrupa'da izlenebilmesi için gündüz saatlerinde oynandığı kupada (1990'dan itibaren gündüz saatlerinde oynanan tek final maçı halen bu kupaya aittir) Dick Advocaat yönetimindeki Holanda ile Parreira yönetimindeki Brezilya, 9 temmuz günü Dallas'ın Cotton Bowl Stadyumu'nda karşı karşıya geldiler. Öncesine gidelim biraz. Hollanda'da takımı yönetmei istenen Johann Cruijff bu teklifi geri çevirdi, Ruud Gullit de kupanın başlamasından kısa bir süre önce milli takımdan affını istedi. Böylece eski efsanevi üçlüden sadece Rijkaard kupanın yolunu tuttu.Brezilya turnuvada B Grubu'nda mücadele etmiş, Rusya'yı, 2-0, Kamerun'u 3-0'la geçmiş grubun son maçında ise İsveç'le Kenet Andersson'un da nefis bir gol attığı maçta 1-1 berabere kalmıştı. Hollanda da F Grubu'nda Belçika'ya 1-0 mağlup oldu ancak, Fas'ı ve Suudi Arabistan'ı aynı skorla 2-1 mağlup etti. Her 2 takım da grup lideri olarak bir üst tura çıktılar. Brezilya, ev sahibi ABD'yi 1-0'la geçerken Hollanda İrlanda'yı 2-0'la geçti. 2 takım 20 yıl öncenin rövanşında birbirine rakip olmuştu ve aynı forma renkleriyle sahaya çıktılar. Hollanda beyaz, Brezilya mavi forma ile.

















Maçın ilk yarısı golsüz eşitlikle sonuçlandı. 2. yarının başında ise Sambacılar ağırlıklarını koydular. Önce Bebeto soldan inip, Romario'yu gördü ve o da Ed De Goey'un ağlarını. 10 dakika sonra Hollanda sahasının ortasına düşen bir serseri topta Wouters uyuyunca çabuk davranan Bebeto topu kaptı ve De Goey'u da geçerek topu ağlara gönderdi. Sonra da bugün hala örneklerini gördüğümüz "bebek" sevincini Bebeto-Romario-Mazinho üçlüsünden izledik. Santranın ardından hamle sırası Hollanda'daydı. Dennis Bergkamp soldan inerek farkı 1'e indirdi. 4 sene sonra Arjantin ile oynanacak maçta attığı muhteşem goldekine benzer bir hamleyle. 12 dakika sonra Aron Winter kornerden gelen topa kafasını sokarak Cláudio Taffarel'i ikinci kez mağlup etti ve maça eşitlik getirdi. Ancak son sözü söyleme hakkı Brezilya'daydı. Branco 81'de soldan ceza sahasına inerken indirildi. Frikiki de kendisi kullandı ve dünya tarihinin en güzel "iğne deliği" gollerinden birisine imza atarak Brezilya'yı yarı finale taşıdı.
















Maçın künyesi ve özeti aşağıda,

9 Temmuz1994, Cotton Bowl (Dallas)

Brezilya-Hollanda: 3-2
52. Romario 1-0, 63. Bebeto 2-0, 65. Bergkamp 2-1, 77. Winter 2-2, 81. Branco 3-2

Seyirci 63.998;
Hakem:Rodrigo Badilla Sequeira (Kosta Rika)
Sarı kartlar: Winter, Wouters (Hollanda)

Hollanda
Ed de Goey; Aron Winter, Ronald Koeman, Stan Valckx, Rob Witschge; Wim Jonk, Frank Rijkaard (65. Ronald de Boer), Jan Wouters; Marc Overmars, Dennis Bergkamp, Peter van Vossen (65. Bryan Roy)

Brezilya Cláudio Taffarel; Jorginho, Aldair, Márcio Santos, Branco (89. Cafu); Mazinho (80. Rai), Mauro Silva, Dunga, Zinho; Bebeto, Romario

23 Nisan 2010 Cuma

DÜNYA KUPASI GERİ SAYIM: 50

























Şaka maka geri sayımın yarısını geride bıraktık. Finali efsane olmuş 1950 Dünya Kupası'na bakacağız bugün. Bu sefer farklı bir hikaye var yalnız bu maddenin arkasında. Bir futbolcunun dramı da diyebiliriz bunun için. Moacir Barbosa Nascimento'dan bahsedeceğiz.

Brezilya kendi evindeki turnuvada favoridir. Meksika'yı 4-0 mağlup ederek başlarlar turnuvaya. Gruplarını lider bitirirler. 4 grubun birincisi final grubuna kalmıştır ve bu grubu lider bitiren Dünya Kupası'nın sahibi olacaktır. Brezilya ilk maçında İsveç'i 7-1'le paramparça eder. Uruguay ise İspanya ile 2-2 berabere kalır. İkinci maçlarda İspanya'ya "acırlar". Zira maçı 7-1 değil 6-1 kazanırlar. Uruguay ise İsveç'i son 15 dakikasına 2-1 mağlup girdiği maçta zorlukla 3-2 mağlup edebilmiştir. Öyle ki o maç 3-2 değil, 2-2 bitse Brezilya son maçı oynamadan dahi şampiyonluğu yüksek averajı ile garantileyecektir nerede ise. Ama Uruguay umudunu son maça taşır. Brezilya'ya Maracana'da beraberlik yetiyordur. Biletli seyirci sayısı 173.850 olarak kayıtlara geçer ama aslında resmi olmayan kaynaklara göre o gün stadyumda 200.000 kişi vardır. Bu rakam hala dünya tarihinde bir futbol maçında not edilen en yüksek seyirci rakamıdır.

Turnuvanın gol kralı Ademir'in ikinci devrenin hemen başında verdiği pası Friaça ağlara gönderir ve Brezilya artık kupayı eline almaya hazırlanmıştır. Sadece 43 dakika dayanmaları lazımdır, hem de 1 gol yeme hakları varken. 19 dakika sonra Juan Alberto Schiaffino, Alcides Ghiggia'nın pasıyla Uruguay'a eşitliği getirir. Maracana'da artık güven yerini endişeye bırakmıştır. Endişenin yıkıma dönüşmesi bitime 11 dakika kala gerçekleşir. Ghiggia sağdan girer, Bigode ona yetişemez, Uruguaylı yerden bir vuruşla kaleci Barbosa'nın kapattığı köşeden topu ağlara gönderir. Tribünler donmuş kalmıştır. Brezilya kalan 11 dakikada 200.000 kişinin desteğine rağmen bu golü çıkaramaz. İmkansız gerçekleşmiştir. Uruguay Dünya Şampiyonu olur. Brezilyalılar çöker. Stadyumdaki kimse yerinden saatlerce kıpırdayamaz.

Jules Rimet maç öncesinde kupayı Brezilya'ya vermek için Portekizce bir konuşma bile ezberlemiştir ama elinde kupayla kala kalır. Tören falan yapılmaz, Rimet Uruguay kaptanı Varela'yı çağırıp kupayı ona verir sadece. Brezilyalılar 22 kişilik kadronun tümünün isimlerinin yazılı olduğu şampiyonluk madalyalarını çoktan hazırlatmıştır. Hepsi çöpe gider. Günler öncesinden bestelenen şampiyonluk şarkısı "Brasil os vencedores" hiçbir zaman söylenmez. Travma günlerce sürer. İnsanlar o günün bir rüya olduğuna inanmak isterler ve bir daha asla mutlu olamayacaklarını düşünmeye başlarlar. Ünlü radyocu Ary Barroso mesleği bırakır. 2 kişi stadyumun ikinci katından aşağıya atlayarak intihar eder. İlerleyen günlerde birçok kişi daha intihara teşebbüs eder. Brezilyalılar bu maçın uğursuzluğu sebebiyle beyaz forma-mavi yaka şeklindeki forma rengini sarı forma-yeşil yaka olmak üzere değiştirir. Güney Amerika futbolunda, Maracanã Stadyumu'nda oynayan ve favori olmadığı maçı kazanan takımlar için kullanılan Maracanazo şeklinde bir terim türer. "Tarih boyunca Maracana'yı 3 kişi susturabilmiştir, Frank Sinatra, Papa II. Jean Paul ve Alcides Ghiggia" sözü bu maça atıftır.

Futbolcuların tümü bu mağlubiyet nedeniyle uzun süre suçlanır ama hiçbirisi kaleci Moacir Barbosa Nascimento'nun çilesini çekmez. Ghiggia'nın golünün onun hatasıyla geldiğine inanmıştır herkes. Barbosa toplumdan dışlanır, bir daha hiçbir milli maçta oynayamaz. Yıllar boyu "uğursuz" muamelesi görür. 1993'te Brezilya milli takımının bir maçını canlı yayında yorumlanması engellenir, zira uğursuzluk getireceği düşünülmüştür. Milli takım antrenmanlarına aynı sebeple alınmaz. Kendisi 2000 yılındaki vefatından kısa bir süre önce "Brezilya'da en ağır ceza 30 yıl hapis cezasıdır, ama ben sorumlu olmadığım bir şey için 50 yıldır ceza çekiyorum" demiştir. 8 Nisan 2000'de hayata veda eder.

Bu arada Alcides Ghiggia final maçında attığı golle ilk kez Dünya Kupası'nda oynadığı tüm maçlarda gol atan oyuncu olma unvanını eline geçirir (4 maçta 4 gol). Bu rekor 1970 Dünya Kupası'nda tüm maçlarda en az 1 olmak üzere 6 maçta 7 gol atan Brezilyalı Jairzinho tarafından kırılır. Aşağıda bu efsane finalin kadrosu ve şurada da görüntüleri var.

16 Temmuz 2009 Perşembe

ESTUDIANTES CAMPEON

Estudiantes 2009 Libertadores Kupası Şampiyonu. İlk maçı bir hafta önce kendi evinde 0-0 bitiren Juan Sebastian Veron'un ekibi, dün deplasmanda rakibini, ikinci yarının başında 1-0 yenik düştüğü maçta 2-1 mağlup ederek şampiyon oldu. Goller burada. Belo Horizonte'deki maçta tribünlerde 65.000 Cruzeiro'luya karşı duran 3.000 La Plata'lı adam Arjantin'e kupayla döndüler. Bu Estudiantes'in 1968-70 yılları arası, kupayı üstüste 3 kez kazandıktan sonra aldığı ilk zafer. Yani 29 yıl sonra gelen bir şampiyonluk. Bu ayrıca onları tüm zamanların şampiyonlar listesinde dördüncü sıraya yerleştirdi. Independiente, Boca Juniors ve Penarol'un ardından. Artık duymuşsunuzdur Veron ailesi baba-oğul kupaları müzelerine götürdüler. Baba Juan Ramon Veron yukarıda saydığımız 3 şampiyonluk gelirken Estudiantes kadrosundaydı. Oğlu da 34 yaşında kupayı kaldırdı. Her iki takımın da finalin iki ayağına tamamen yerli oyunculardan oluşan onbirlerle çıktığını belirtelim. Cruzeiro 1976 v 1997'den sonra kupaya üçüncü kez uzanmak istiyordu ama olmadı. 24 Nisan'da yazdığımız Libertadores Kupası'ndaki grup mücadelelerinin sonuna denk gelen yazımızın sonundaki toparlamada şöyle demişiz. "turnuvaya 5 takımla gelen Arjantin'in 3 takımı kesin olarak veda etti. Sadece Estudiantes'in yeri belli oldu. Boca Juniors'un da durumu son maçta belli olacak (büyük ihtimal çıkacaklar). Bu % 40 gibi bir başarı oranı demek. Brezilyalılar ise getirdikleri 5 takımın 4 tanesiyle çoktan 2. turu gördüler. Son takım Palmeiras'ın da hala şansı devam ediyor. Yani 5'te 5 yapabilirler." Yaptılar da 5 takımın tümünü ikinci tura yolladı Brezilya. Çeyrek finale gelindiğinde işler daha da azıtmıştı. Boca Juniors Defensor Sporting'e elendi ve son sekize kalamadı. Brezilya ise 4 takımla yoluna devam ediyordu. Verdikleri firenin sebebi de ikinci turda iki Brezilya takımının birbiriyle eşleşmesiydi. Sport Recife ve Palmeiras. Ancak Brezilyalılar finale gelene kadar birbirlerini tırpanlamakla meşgul oldular. Çeyrek finalde Cruzeiro-Sao Paulo, yarı finalde de Gremio-Cruzeiro maçları oynandı. Diğer taraftar Estudiantes şanslı biçimde ikinci turdan finale gelene kadar hiç bir Brezilya takımı ile oynamadı. Hatta turnuva boyunca tek bir Brezilya takımı gördüler karşılarında. Grup mücadelelerinde karşılarında olan Brezilyalı yine finalde oynadıkları Cruzeiro idi. Bu aynı grupta yer alan iki takımın kupanın finalinde de karşı karşıya gelmiş olması demek. 5. grupta ilk iki sırayı alan iki takım finali gördüler. Grup maçlarında Cruzeiro kendi evinde 3-0, Estudiantes ise 4-0 kazamıştı.

Tarih böylece tekerrür etmiş oldu fane halde. Zira geçtiğimiz yıl da Libertadores'in finalini oynayan takımlar, Ekvator'dan LDU Quito ve Brezilya'dan Fluminense finale aynı gruptan çıkarak gelmişlerdi. Bir tane daha. Finali geçen sene Brezilya'lı olan kaybetmişti, bu sene de Brezilya'lı olan kaybetti. Bir tane daha. Geçtiğimiz yıl şampiyon Quito grubu ikinci, Fluminense birinci olarak bitirmişti, bu sene de şampiyon Estudiantes grubu ikinci Cruzeiro birinci bitirdi. Yani her iki senede de şampiyon ikinci sırada bitiren oldu. Bir tane daha. Geçen yıl grup sıralaması 13 ve 10 puan şeklinde idi. Bu sene de Cruzeiro 13 Estudiantes 10 puan topladılar. Hadi son bir tane daha. Aynen Estudiantes gibi LDU Quito da geçen yıl gruplardan finale giden yolda hiç bir Brezilya takımı ile oynamamıştı, aynen yukarıda belirttiğimiz Estudiantes'de olduğu gibi. Yani geçtiğimiz yılın grup mücadelelerinden finale giden yolun fotoğrafını çektiğimizde nerede ise karbon kağıdı yapıştırmış gibi oluyoruz.

Turnuvanın gol kralı şampiyondan çıktı. 24 yaşındaki Mario Boselli 8 golle kupanın gol kralı oldu. Atlas Okyanusu'nun ötesine geçişi yakındır.

20 Ocak 2009 Salı

ÇOK SIKIYODU BE ABİ
















"Tanrıkent" filmini izlediyseniz aşağıda söyleyeceklerimi anlayacaksınız mutlaka. Brezilya insanı Güney Amerika'lı halkın yapısından kaynaklanan "disipline edilememe" ve "baskıya gelememe" gibi özellikleri bir adım öteye taşımış bir halktır. Ülkenin çok büyük bir çoğunluğu koyu Katolik olmasına rağmen dünya zevklerinden sıyrılıp kendini öbür dünyanın rahatlığına ulaştıracak muhafazakar hayat biçiminden kaçınırlar. Üzerlerinde baskı yaratacak her şey sıkar onları. E biraz da ülkenin ekonomik durumunun çok çok iyi olmamasından kaynaklanır bu. Pele ile ilgili futbola ilk başladığı yıllarda bir maç sırasında ayakkabısız oynamak istediği ama hakemin onu reddetmesi üzerine ağladığı efsanesi anlatılır. Yeşil sahalarda oynamak yerine plajda püfür püfür havada futbol oynamayı tercih ederler. Ülkeyle özdeşleşmiş en büyük festival insanların üzerine minimum kıyafet giydikleri bir festivaldir. Rio de Janeiro'da film festivali düzenlemek zordur, zira o smokinlerin tuvaletlerin içine girmek onlara zahmetli gelir. O kadar serbesti ve disiplinden hoşlanmazlar ki Hristiyanlığın önemli vücut hareketlerinden birisi olan "istavroz"u bile kuralına uygun yapamazlar. 1998 Dünya Kupası sırasında yapılan bir araştırma sonucunda Brezilyalı futbolcular arasında 10'dan fazla farklı istavroz çıkarma şekli görüldüğü saptanmıştı örneğin. Anlayacağınız genel olarak toplumun profili tabir-i caizse sıkıya gelememektir.

Bu toplumun içinden çıkan Brezilya'lı futbolcular da doğal olarak istisnai durumlar olmadığı sürece böyledir. Hep söylerim işler iyi gittiği sürece Brezilya'lı oyuncular patates kızartmasının üstündeki ketçap, çikolatalı pastanın üzerindeki krema gibidirler. Altyapı zaten iyidir, üzerlerine bir de Brezilyalı oyuncu sosu katarsanız Rio karnavalını izlerken aldığınız zevki alırsınız işte tribünde. Ama kötü kızartılmış bir patatesi dünyanın en kaliteli ketçapının bile yenilir hale getiremeyeceği gerçeğini unutmamak gerekir. Brezilyalılar işler kötü giderken pek ortada yoktur. Sorumluluk almak istemezler, 3-0 mağlup götürdükleri bir maçta rakibe sert girip kırmızı kart gördükleri pek görülmemiştir. Taşın altına ellerini pek soktukları görülmemiştir. Bu genellemenin istisnaları var elbet. Joga Bonito futbolcusu olmak yerine görev adamı olabilmiş oyuncular. Ama bunlar nedense Ze Roberto, Marco Aurelio örneklerinde görüldüğü gibi artık bir Brezilya'lı gibi değil Avrupa'lı oyuncu profilinde oynayan isimler. Gösterişten uzak görevine bağlı. Zaten Avrupa futbolunun son 5 yılında önem kazanmış defansif orta saha mevkisinde görev yapmaları da bunun bir kanıtıdır. Bu dönüşümü yapabilen oyuncular takımlarına uyum sağlayabiliyorlar ama yapamayanlar sorumluluk sahibi olmaktan hep uzak kalıyorlar. Cassio Lincoln geçen hafta Karl-Heinz Feldkamp ona kampa geç katıldığı için ufak bir fırça atarken tellere tutunmuştu. Çünkü rahat değildi Brezilya'lı, birisi ona ne yapması gerektiğini söylüyordu.

Robinho bu futbolcu tipinin en tipik olanlarından. Yüzünde sürekli bir rahatlık hali olan, parmağını ağzına sokup sevinen, Real Madrid'de kadrodaki yeri hafiften tehlikeye girip rekabet artınca soluğu Manchester City kentinde bulan ama genişlikten İngiltere'ye vardığında "Chelsea ile anlaştığım için mutluyum" diye demeç veren bir tip. Dün City'nin Tenerife'deki kampından apar topar ayrılıp izinsiz olarak Brezilya'ya gitmiş. Sebebi. Kaka'nın alınamayışı. Mahallede futbol oynamadan önce adamları takımlara paylaştırırdık ya da tam tabiriyle adam alışırdık. Bir tane numunelik Robinho vardır her mahallede. "Flying Dutchman oynamazsa ben de oynamam" der. "Joe gelmezse ben de gelmem", "gorky çıkarsa ben de çıkarım". Bu adam zaten maç içinde de hiç laf dinlemez. İşte bunun büyümüş şöhrete kavuşmuş hali Robinho. Tabi City'nin ligdeki yerinin beklenenin altında olması da onu sıkıyor, onun üstünde baskı kuruyor. Üstelik beraber abidik gubidik gol sevinci dansı yapacağı bir Brezilyalı arkadaşını da takıma almadılar. Üzerinde baskı kurulmuş bir Brezilya'lı ne yapar? "Tanrıkent" filmini izlediyseniz aşağıda söyleyeceklerimi anlayacaksınız mutlaka. Brezilya insanı Güney Amerika'lı halkın yapısından.....................................

19 Ekim 2009 Pazartesi

KOMPRESÖR CİĞERLER KAZANDI



















Aslında beklediğimden sönük bir final oldu. Gana açık alanda Brezilya ile kapışmak yerine güçlü, kondisyonları oldukça yüksek oyuncuları ile Brezilya'nın teknik ayaklarına alan bırakmamayı hedefleyen bir oyun kurup ilerideki Gana Şeytan Üçgeni Adiyiah-Osei ve Ayew ile ani baskınlar yapmak istedi. Ancak Belçikalı hakem Frank De Bleeckere'nin inanılmaz hatalı kararı ile daha 37. dakikada 10 kişi kaldılar. Pozisyon eğer Brezilya'nın kontratağı sırasında olmasa belki kart bile verilmeyecek bir pozisyonda Daniel Addo'yu oyundan atarak 10 kişi bıraktı Gana'yı. Gerçi o dakikadan sonra Gana'nın oyun planında bir değişiklik olmadı. Defansif anlamda aynı disiplini korudular. Sadece kontratak taktiğinin defans tarafına daha fazla eğilmek zorunda kaldılar. Neyse ki başta da belirttiğimiz gibi, her biri koşmaktan yorulmayan ve sık maç trafiğine rağmen fizik olarak düşmeyen oyuncuları sayesinde maçtan kopmadılar. Örneğin sahada eksik kalma hadisesi Brezilya'nın başına gelseydi Gana maçı normal sürede koparabilirdi. 120 dakikaya yaymayı başardılar bu performansı. Sonrası artık kalecilerin becerisi. İki kalecinin de oldukça kötü bir performans gösterdiğini düşünüyorum penaltılarda. Gasna kalecisinin kurtardığı son iki penaltıyı izlemenizi öneririm. Brezilyalı oyuncular topa bakmak yerine kaleciye bakarak atışı kullansalar işi bitirmişlerdi, zira daha onlar topa geleden Gana kalecisi Agyei bir direk dibine kadar gidiyordu. Tabii bunun sebebi hafif de gençlik. Henüz bu derece usta penaltıcı değiller. Örneğin kalecinin hareketlerine bakarak gelen son penaltının sahibi Badu Brezilya kalecisi Rafael'i ters ayakta yakaladı ve yere çöktürdü.

Afrikalılar için büyük bir başarı. Bu takımdan en az 4-5 oyuncu 2010 Dünya Kupası kadrosunda olacaktır. Gana ilk kez kazandı ve 1993 Brezilya'nın rövanşını almış oldu. Bizim de katıldığımız, Avustralya'daki finallerde, Ahmet Çakar'ın yönettiği finalde Brezilya'ya 2-1 yenilmişlerdi. İlk kez şampiyon oldular. Turnuvanın gol krallığını 8 golle Dominic Adiyiah kazandı ki kendisi aynı zamanda turnuvanın en değerli oyuncusuna verilen Golden Ball'un da sahibi oldu. Daha önce de belirttiğimiz gibi Fredrikstad ondan çok büyük paralar kazanacak. Macar Vladimir Koman 5 golle onu takip etti. Altın eldiven ödülü ise Kosta Rika kalecisi Esteban Alvarado'ya verildi. Bu turnuva bir yıldız çıkarır mı? Açıkçası 4 sene önce Messi'nin yaptığı patlama benzeri bir çıkış göremedik. Çok büyük yıldızlar beklemek yersiz olabilir ama Kardec, Adiyiah, Osei, Ayew, Aaron Nguez, Merida, Fiorillo gibi oyuncular isminden söz ettirecekler yakında. Turnuvanın onbiri ile kapatalım.

Vincenzo Fiorillo (K): Kosta Rika kalecisi Alvarado altın eldiven ödülünü aldı ama bana göre turnuvanın en iyi kalecisi İtalya'dan çıktı. Turnuva boyunca 11 gol yemiş bir takımın kalecisi neden Altın Eldiven ödülünü aldı onu da pek anlayamadım. Fiorillo dökülen İtalya takımının çeyrek finale gelmesinde büyük pay sahibiydi. Çeyrek finalde Macaristan'a 3-2 mağlup oldukları maçta yediği gollerin birisi penaltıydı ve diğerlerinde de takım öne 10 sonra 9 kişi kalmıştı.

Samuel Inkoom (D): Gana'lı sağ bek Gana defansının en önemli oyuncularındandı turnuva boyu. Basel takımında oynuyor. Turnuvanın sürpriz çıkışlarından birisiydi kesinlikle. Final maçında penaltılarda ağlara gönderdiği bir de gol var.

Dalton Moreira Neto (D): Yeni bir Lucio olur mu bilemem ama Brezilya'nın yetenekli ileri uç oyuncuları ileride hünerlerini sergilerken defansta güvenliği sağlayan isimlerden biriydi. Fluminense'de top koşturuyor, ismini aşan oyunculardan birisi olacak.

Andras Debreceni (D): Macar takımı üçüncülük koltuğuna oturduysa onun payı büyük. Turnuvaya 3-0'lık Honduras yenilgisi ile başlayan Macarların toparlanmasında önemli rol oynadı. Özellikle üçünülük maçında gösterdiği performans çok iyiydi.

Björn Koplin (D): Bayern Munich altyapısında yetişmiş olan Kopplin Nijerya maçında iki güzel gol attı ki kenisi bir sol bek. Lahm'ı kendisine örnek almasına bakarak neden böyle sık sık hücumda görüldüğünü açıklayabiliriz. Alman futboluna iyi bir sol bek daha geliyor.

Andre Ayew (O): Çok bahsettik ondan turnuva boyunca. Gana'nın 10 numarasının nefesi bitmedi bir türlü. Özellikle final maçında eksik kalan takımını ayakta durma konusunda ateşleyen en önemli isimlerden biriydi. Didier Deschamps turnuvanın bitmesine çok sevinmiştir sanırız.

Theyab Awana (O): Çok yetenekli bir oyuıncu olduğunu düşünüyorum Awana'nın ki , isminden turnuva sonraıs pek bahsedilmiyor, dolayısıyla tamamen benim görüşüm. İlk sekize kalan BAE'nin en önemli kozuydu. Teknik, adam eksiltebilen, son vuruşları iyi yapan çok iyi bir hücum oyuncusu. Ülkesinden Avrupa'ya açılabilirse ismini çok duyarız.

Fran Merida (O): Küçükten büyüğe turnuva takımı olduğunu kanıtlayan İtalyanlar İspanyolları elemeseler hünerlerini izleyebilecektik. Şampiyonluğun en büyük adayının en iyi oyuncusu finle ulaşabilseydi Altın Top ödülünün de sahibi olacaktı muhtemelen. Artık darısı Arsenal'in başına.

Vladimir Koman (O): Macar sürprizinin bir başka mimarı. Orta saha oyuncusu olmasına rağmen 5 golün altına imza koydu Koman. Sampdroia onu önce Avellino'ya, bu sene de Bari'ye kiraladı. Seneye kadroda tutarlar herhalde.

Dominic Adiyiah(F): E çok konuştuk bir şey söylemeyelim artık.

Ransford Osei (F): Aslında buraya Macar Krisztian Nemeth'i de alabilirdik ama rakamlar ve performans yalan söylemiyor. Bu turnuvanın forvet ikilisi Gana'dan kimse kusura bakmasın.

Teknik direktör - Sellas Tetteh (Gana): Belki ondan iyi performans göstermiş hocalar vardır turnuvada ama Tetteh'i buraya alma sebebimiz biraz da Türkün mazlumun yanında olmasından. Grupta 4-0'la dağıttıkları İngilizlerin hocası Brian Eastick'in adına 3 paragraf olduğu Wikipedia'da adı bile yok adamcağızın. Gana federasyonunun verdiği maaş nedir çok merak ediyorum. Örneğin, senelik 6 rakamlı bir maaş mıdır? Sanmıyorum. Hollywood'a gitse ancak Michael Dudikoff filmlerinde filmin başında ölen figüran rolünü verirler. Göbekli adam takımını dünyanın zirvesine taşıdı, yolu açık olsun.

28 Nisan 2010 Çarşamba

LIBERTADORES 2010



















Avrupa dışındaki uluslararası organizasyonlarla ilgili bir yazının zamanı geldi de geçiyor. Bugün Amerika, yarın da Asya'yı ele alalım.

Libertadores Kupası'nda 8 grupta oynanan maçlar tamamlandı ve dün oynanan 2 maçla 2. tur maçlarına geçildi. Bugün ve yarın da toplam 6 maç oynananacak ve son turun ilk maçları tamamlanmış olacak. Biz grupların son durumuna ve genel fotoğrafa bakalım. Anca gruplara geçmeden önce belirtmemiz gereken bir durum var. Geçtiğimiz yıl, kupa devam ederken patlayan Domuz Gribi salgını sebebiyle Meksika takımları kupadan çekilmek zorunda kalmıştı. Bu yüzden, bu yıl ülkenin Guadalajara ve San Luis takımları otomatik olarak 2. tur vizesi aldılar, yani gruplara katılmadılar. Böyle olunca 8 grubun ilk 2 takımı otomatik olarak 2. tura yükselmedi. Grup birincileri ve en iyi 6 ikinci, toplam 14 takım bir sonraki aşamaya geçme hakkı kazandılar.

1. Grup'ta kupada şampiyonluğu bulunmayan Brezilya'nın Corinthians ekibi grup birincisi olarak, gruptan 2. tura tek yükselen takım oldu. 6 maçta 5 galibiyet ve 1 beraberlik aldılar. Roberto Carlos bu maçların tümünde 90 dakika boyunca forma giydi. 2. sıradaki Arjantin temsilcisi, kupanın 1967 şampiyonu Racing Club 8 puan toplasa da en iyi ikinciler listesinde son sırayı aldı ve turnuvayı kapattı. Kupada şampiyonlukları bulunmayan Kolombiya temsilcisi Independiente Medellin ve Paraguay'dan Cerro Porteno da turnuvaya veda ettiler. 2. Grup'ta son sonuncusu 2005'te olmak üzere 3 şampiyonluk 3 de finali olan Brezilya temsilcisi Sao Paulo lider olarak 2. tur vizesi aldı. 2004 yılında büyük bir sürprize imza atarak kupayı evine götüren Kolombiya takımı Once Caldas ikinci sırada onu izledi. Meksika takımı Monterrey ve Paraguay'dan Nacional üçüncü ve dördüncü sırayı alarak turnuvaya veda ettiler.

3. grup'ta son şampiyon Estudiantes ilk 3 maçta 4 puan toplayabilmesine rağmen son 3 maçını kazanarak liderliğe oturdu ve son 16'ya kalmayı başardı. Juan Sebastien Veron, Marcelo Carrusca ve Avrupa kulüplerinin gözdesi, 2009 Libertadores gol kralı 24 yaşındaki forvet Mauro Boselli'nin (resimde) sürüklediği takımı Peru temsilcisi Alianza Lima izledi. Libertadores tarihinde hiçbir Peru takımınn şampiyonluğu bulunmuyor. Universitario 1972'de Independiente ile, Sporting Cristal 1997'de Cruzeiro ile finalde karşılaşmış ama kupayı rakiplerine kaptırmışlardı. Bir diğer Peru temsilcisi Juan Aurich ve Bolivya'dan Bolivar takımları defteri kapattılar. Bolivya takımlarının da kupada şampiyonluğu olmadığı gibi bugüne kadar final dahi göremediler. 4. grup'ta Paraguay temsilcisi Libertad ve Peru temsilcisi Universitario son 16'yı görürken, Arjantin'den Lanus ve Bolivya'dan Blooming liglerine döndüler.















5. grup ikinci olan takımın turnuvaya veda ettiği diğer grup. Ekvator temsilcisi Deportivo Quito 10 puan toplamasına rağmen, en iyi ikinciler arasına girmeyi averaj hesabıyla Flamengo'ya kaptırdı. Bu arada yeri gelmişken belirtelim 2008 Libertadores, 2009 Copa Sudamericana ve Recopa Sudamericana sahibi LDU Quito bu sezon da Copa Sudamericana da mücadele edecek ve bu turnuvanın kuraları bugün çekiliyor. Tekrar gruba dönersek, liderlik 2006 şampiyonu Brezilya'dan Internacional'in oldu. Uruguay'dan C.A. Cerro ve Ekvator'dam Emelec turnuvaya veda ettiler. Böylece 5. grup, 2 Ekvator takımını harcamış oldu. 6. grup'ta Uruguay'ın 3 şampiyonluk 3 de finalistlik unvanı kazanmış takımı Nacional lider olarak 2. tur vizesi aldı. Onu 2009 Arjantin Apertura şampiyonu Banfield izledi. Meksika'nın Morelia, Ekvator'un Club Deportivo Cuenca takımları ise evlerine döndüler.

7. grup'ta beklendildiği gibi Arjantin'den 1994 şampiyonu Velez Sarsfield ile Brezilya'dan 1976 ve 1997 şampiyonu Cruzeiro gruptan çıkmayı başardılar. 1991 şampiyonu Şili temsilcisi Colo Colo ve Venezuela ekibi, 9 İtalyan göçmeninin kurduğu Deportivo Italia turnuvaya veda etti. 8. ve son grupta da kupada herhangi bir başarısı bulunmayan Universidad de Chile liderliğe otururken, 2009 Brezilya şampiyonu, Adriano'nun takımı, 1981 şampiyonu Flamengo averajla en iyi ikinciler arasına son anda girdi ve turu gördü. Bir diğer Şili temsilcisi Universidad Catolica ve Venezuela'dan Caracas FC Libertadores'e veda ettiler.














Eşleşmelere geçmeden önce bir rapor verelim. Brezilyalılar, yine her sene olduğu gibi en az fire veren takım durumundalar. Hatta fire vermediler. E geçen sene olduğu gibi. Geçen yıl 5'te 5 yapmışlardı, bu sezon da 5'te 5 yaptılar. Arjantinliler ise geçtiğimiz yıl % 40'lık bir başarı kazanmışlardı son 16'ya 2 takım sokarak. Bu sene de % 50 başarıları var. Zira kupaya 5+ son şampiyon Estudiantes = 6 takımla geldiler. Colon ve Newell's old Boys daha ön eleme turunda turnuvaya veda ettiler. Gruplara kalan 4 takımdan da Lanus gruptan çıkamayınca 3 takımla yola devam ediyorlar. Ekvator ve Meksika'nın 3 takımı da gruplarda veda ettiler ama girişte belirttiğimiz gibi Meksika'nın 2 takımı doğrudan 2. tura katılıyor. Peru'nun 2, Uruguay, Kolombiya, Paraguay ve Kolombiya'nın 1'er takımıyla da 16 sayısına ulaşıyoruz.

Libertadores Kupası'nda Brezilya ve Arjantin takımlarının herhangi birisinin yer almadığı son final 18 yıl önceki 1991 Colo Colo (Şili)-Olimpia (Paraguay) finali. Onun dışında bugüne kadarki 18 finalin hepsinde en az birisi var. 5 finali birbirlerine karşı oynamışlar, hatta 2006 ve 2007 finallerini 2 Brezilya takımı birbirine karşı oynamış. Geçtiğimiz yıl 2008 yarı final takımlarından sadece birisi 2. turu görebilmişti. Bu sene ise 2009 yarı finalinin 3 takımı Estudiantes, Cruzeiro ve Nacional (Uruguay) 2. turu gördüler. Sadece Brezilya temsilcisi Gremio yok ki onlar zaten kupaya katılmadılar.

2. tur maçları dün başladı demiştik. Estudiantes, Arjantin Clausura'da kovaladığı şampiyonluk sebebiyle as oyuncularını riske etmediği ve yedeklerle gittiği San Luis deplasmanında 1-0 kazandı ve tur için büyük avantaj yakaladı. Carrusca maçta ilk onbirdeydi. Guadalajara da Velez Sarsfield'ı kendi evinde 3-0 mağlup etti ve turu neredeyse garantiledi. Meksika takımları bugüne kadar sadece 1 kez final oynayabildiler. 2001'de Cruz Azul finalde BocaJuniors'a boyun eğmişti. 2. tur maçlarının listesi aşağıda, rövanşlar 4, 5 ve 6 mayısta. Çeyrek finaller 12-19 mayıs, yarı finaller 28 temmuz-4 ağustos 2 ayaklı final ise 11-18 Ağustos tarihlerinde.

Corinthians-Flamengo
Sao Paulo-Universitario
San Luis-Estudiantes (ilk maç 0-1)
Guadalajara-Velez Sarsfield (ilk maç 3-0)
Libertad-Once Caldas
Internacional-Banfield
Nacional-Cruzeiro
Universidad de Chile-Alianza Lima

Turnuvanın gol krallığı listesinde eski Dinamo Kiev oyuncusu, Cruzeiro forması giyen Kleber 7 golle lider. 35 yaşındaki Sao Paulo'lu Washinton 5 golle onu takip edenler arasında.

6 Aralık 2010 Pazartesi

BREZİLYA'NIN HİROŞİMASI



















1950 yılında Brezilya'da düzenlenen Dünya Kupası finaline, ev sahibi ile 1930 şampiyonu Uruguay karşı karşıya gelirler. Bu maçın getirdikleri ve yankıları ile ilgili, 2010 Dünya Kupası öncesinde yaptığımız geri sayımın 50. maddesini okumak yararlı olabilir. Genelde o yazıda Brezilyalılardan ve kaleci Moacir başta olmak üzere takımın 3 siyah oyuncusunun üzerindeki lanetten bahsettik.

Bu ufak anektodla Uruguaylılardan bahsedelim. Meşhur "Tarih boyunca Maracana'yı 3 kişi susturabilmiştir, Frank Sinatra, Papa II. Jean Paul ve Alcides Ghiggia" sözünü artık hepimiz biliyoruz. Ama bunun bir de maç öncesi hikayesi var. Yine atıf yaptığımız yazıda bahsettiğimiz gibi Brezilya bu maç öncesi şampiyonluğa çoktan hazırdır, zira kendisine beraberlik dahi yetiyordur. Brezilya'nın O Mundo gazetesi o sabah yaptığı baskıda Brezilya milli takımının resmini sayfalarına taşır ve altına "İşte Dünya şampiyonu futbolcular" yazar. Gazeteyi kaldığı otelin lobisinde gören Uruguay'ın defans oyuncusu ve takım kaptanı Obdulio Jacinto Muiños Varela buna çok sinirlenir. Oteli dolaşıp ellerindeki tüm gazeteleri toplar, takım arkadaşlarını çağırır, hepsini banyoya götürür ve gazeteleri banyonun ortasına yere koyar, ardından da kendisi başta olmak üzere tümü gazetelerin üzerine işerler.

Maç saati gelir çatar, Maracana'da biletli 173.850, resmi olmayan rakamlara göre ise 200.000 kişi vardır. Milli maçlar sırasında stadyumdan çıkan gürültü sebebiyle Uruguay'ın sağ beki Julio Perez'in altına işediği rivayet edilir. Kısacası bu sefer ki idrarın sebebi başkadır. Ancak maç sonunda Schiaffino ve Ghiggia'nın golleri maçı Uruguay'a getirmiştir. Brezilyalı edebiyatçı Nelson Rodrigues bu maçı Brezilya tarihinin Hiroşiması olarak nitelendirir. Uruguay'ın 2. golünü hatalı şekilde yediği iddia edilen Moacyr Barbosa, maçtan 20 yıl sonra bir markette alışveriş yaparken, yanındaki küçük oğluyla markette bulunan bir kadın yanına yaklaşır ve oğluna şöyle der "Şu adamı görüyor musun, işte tüm Brezilya'yı ağlatan adam bu"....

18 Şubat 2009 Çarşamba

ANTEP'TE SAMBA RÜZGARI



Yıllarca klişe bir manşet atasım vardı, kısmet bugüneymiş. Evet herkes son dönemde Antep'in Brezilyalılar'ını konuşuyor. Tabata, Beto aldı başını yürüdü. İyi ama bu iş şans mı, talih mi, kısmet mi? Nasıl oluyor bu işler?

Blog alemlerinin bu işleri en çok bilen Anteplisi'nin şafağına 180 gün kalmasa, ondan daha güzel bilgiler alıp yazardık; ama biz burada araştırıp bulduklarımızı yazalım, o da fırsat bulduğu zaman kendi blogunda anlatsın gözleriyle gördüklerini.

TFF'nin sitesi yenilendi yenileli pek işimize yarar oldu. 1990-1991 sezonundan itibaren epey veri var içinde. SEO'ya da uyumlu bir site yapmışlar, böyle olunca yol gösteriyor sağolsun.

Şimdi kaç zamandır aklımda var, şu Gaziantepliler'in Brezilya sevdası. Yine Coşkun'u kaynak göstererek başlayalım. Şöyle bir entry düşmüş sözlüğe zamanında. Gaziantep'in Brezilyalı sevdası 1990'da birinci lige yükselişle başlar. 3 yabancı hakkı samba diyarından doldurulur: Marcello, Osmair ve Balalo. Bu üçünün kaderi biraz farklı olsa da, hepsi topluca bir şekilde etkiledi Antep'in geleceğini. Marcelo 1996'ya kadar Antep'te kaldı. Sol ayaklı oluşunu ve daha çok Televole'lerde Kompela ile uğraşmasını hatırlıyorum. Ligde 162 maçta oynayıp 15 gol atmış, kupada ise 11 maçta 1 golü var. Balalo hiç aklımda değil. O da 40 maç oynamış 3 gol atmış ligde. Osmair ise zaten sakatlanmasının ardından pek oynayamamış ve gitmiş. Toplamda 35 maçı ve 6 golü var. Ama peşini bırakmamış Antep'in. Bundan sonra anlatacağımız Brezilyalılar'da onun izlerinden bahsetmek gerek. Futbolu bıraktıktan sonra menajerliğe başlayan Osmair Goebel, Türkiye'ye epey oyuncu ihraç etmiş. Bunu portekizce kaynakları da Google'ın yeni çeviricisiyle çevirdiğimizde anlayabiliyoruz.


Osmair - kaynak: kalearkasi.blogspot.com

İlk Brezilyalı seferinin takımın yabancı hakkını 2 yıl boyunca doldurmasının ardından, 1992-93 ve 1993-94 yıllarında Brezilyalı alınmaz. Bu yıllardan akılda kalan transfer takıma 1993'te katılan Steve Komphela!

1994-95'te bir Brezilyalı daha alınır takıma; Joao Carlos Soares. Hakkında pek bilgi bulamadım internette. Zaten 3 maç oynamış 1 gol atmış ve ortadan kaybolmuş.

1995-96 kadrosuna ise Adana Demirspor'dan gelen Coulibaly ekleniyor. Marcelo'nun son yılı bu yıl ayrıca. Yıl sonunda Antep'teki Brezilyalı sayısı sıfırlanmışken iki bomba transfer yapıyor Celal Doğan (Tabi bomba oldukları o zaman belli değil): Joao Batista ve Francisco Lima. Batista hala ortalarda geziyor biliyorsunuz. Galatasaray'a kadar yükseldi; arada bir Brezilya'ya dönüş ve yurtdışı tecrübesi (Shakhtar) de ekledi. Şimdilerde de Türk pasaportuyla ve Mertol Karatay ismiyle yer aldığı yeşil sahalarda Kasımpaşa formasıyla Bank Asya 1. Lig'de ter akıtıyor.

Francisco Lima'nın kariyeri ise daha ilginç. Türkiye'deyken farkı pek farkedilmeyen Lima, 1998'de İsviçre'nin Zürih takımına transfer olur. 1 sene burada oynadıktan sonra İtalya'ya Lecce'ye geçer. Lecce'den Bologna'ya oradan da başkente, Capello'nun Roma'sına transferi gerçekleşir. Bizde de jetonlar bu sıralarda düşer. Kıymetini bilemedik ahlanmaları sırasında olaylı Roma-Galatasaray maçının da aktörlerinden birisi olunca, hain damgası yer. 2004'te Roma'dan Lokomotif Moskova'ya gider. Sonra ise sırasıyla Qatar SC, Dinamo Moskova, Brescia, San Jose Earthquakes formaları giyer. Bu yılın Ocak ayında tekrar İtalya'ya, Serie C1 takımlarından Taranto formasıyla döner.

1997-98'te kadroya yine bir Brezilyalı oyuncu katılır ama o da ancak 3 maçta oynar. Isaias Magalhaes da Silva, Fransa'nın Metz takımından transfer edilir ama bekleneni veremez. O da sonrasında Mouscron, St Trond, Lozan, FC Liege, Royal Battice, Dessel Spor, Acrenoise formalarını giyer.

1998-99 kadrosunda Antep'in parlayan yıldızları Afrikalılar'dır. Celal Doğan bu kez bu pazarı hedef almıştır. Bir önceki yıl kadroya dahil edilen Ganalı Yaw Preko, 1998'de gelen Samuel Johnson; yıl sonunda yüksek bedellerle Fenerbahçe'ye satılır. Yine 1997'de gelen Desire bir yere gitmez ve yıllarca takımın değişmez yabancısı olarak kalır.

1999-2000 sezonunda da öncelik Afrika'ya verilir. Eshun ve Diallo transfer edilen iki oyuncudur. Ama yine de bir Brezilyalı transferi yapılır. Yıllarca Brezilya'nın çeşitli takımlarında ve Japonya'da oynayan Almir, 30 yaşında Türkiye'ye gelir. 5 kez milli formayı da giyen oyuncu Antep'te 15 maç oynar 2 gol atar. Antep'ten sonra yine Brezilya'ya dönen oyuncu Recife, Parana, Sao Caetano, Porto Alegre formaları giyer. Bir ara ise Meksika'daki takımları gezmeye çıkar. Oyuncunun kariyerinde 1996'da Sao Paolo ile kazandığı Süper Kupa ve Conmebol kupaları bulunmaktadır.

Gaziantepspor tarihinin en başarılı sezonu olan 2000/2001 sezonunun yabancıları arasında sadece Batista Brezilyalı'dır. Onun dışındaki yabancılar; Desire, Krivov, Yahimovic, Romashenko, Ryndziuk ve Eshun'dur.



2001/2002'de ise Brezilyalılar'a kesin bir dönüş yapılır. Takıma 4 Brezilyalı oyuncu transfer edilir: Andre Luiz dos santos, Fabio Perreira da Cruz, Julio Cesar Antonio de Souza ve Viola. Bunlar arasında Viola'nın yeri ayrı tabi ki. Brezilya'nın ünlü golcülerinden olan Viola 33 yaşında Türkiye'ye gelir. Öncesinde Corinthians, Sao Jose, Olimpia, Corinthians, Valencia, Palmeiras, Santos, Vasco de Gama gibi ünlü takımların formasını giyen golcü, Antep'ten sonra da Guarani, Bahia, Sao Raimundo, Juventus-SP, Uberlandia, Duque de Caxias, Angra dos Reis ve Resende formaları giyer. Türkiye'de bulunduğu süre içerisinde 47 maçta 18 gol atar.

Andre Luiz 17 maçta 1 gol, Fabio Pereira 12 maçta 0 gol, Julio Cesar ise 87 maçta 12 golle geçerler Türkiye liglerinden. Pek iz bıraktıkları söylenemez ne yazık ki, gerçi Julio Cesar Antonio de Souza sonrasında Samsun ve Erciyes formaları da giyer ama benim aklımda hakikaten en ufak bir şey yok. Hakkında bir şeyler hatırlayanlar lütfen yazsın.

2002-2003 sezonunda da yabancılar arasında 3 Brezilyalı vardır. Julio Cesar ve Viola'nın yanına Regis Fernandes Silva eklenir. Regis Fernandes Silva, Antep'e Vasco de Gama'dan gelir, ama burada pek oynayamaz. 2 maçı golsüz geçip ülkesine Corinthians forması döner. Halen Kuveyt'te oynadığı bulabildiğimiz bilgi kendisi hakkında.

2003-2004, 2004-2005 ve 2005-2006 sezonu, yani Celal Doğan'ın son 3 sezonu istikametin farklı yöne doğru olduğu sezonlar olarak göze çarpıyor. Bu dönemde yurtiçinden yabancılar ve Kuzey Afrikalılar tercih edilirken, özellikle son iki sezonda takımda Brezilyalı kalmadığı görünüyor. Bu dönemin isabetli transferleri olarak Jaziri, El Taib ve Lazarov'u gösterebiliriz. Bu dönemde takıma dahil olan diğer isimler ise eski topraklar Preko ve Johnson, ve yeni denemeler Angolalı Macanga, Melliti, Hasagic, Ivanov, Fahmi, Kaandera.

Ocak 2006'da İbrahim Kızıl'ın başkanlığa gelmesinin ardından, Osmair'le ilişkilerin tekrar güçlendiğini açıkça söyleyebiliriz. İbrahim Kızıl da birkaç açıklamasında "eski futbolcumuz Osmair bizim için Brezilya'da futbolcu izliyor" diyerek konuyu belirginleştiriyor. Gelgelelim Osmair bu işi eski futbolcu sıfatıyla değil, menajer kartvizitiyle yapıyor. Neyse..

2006-2007'de takıma Brezilyalı gelmiyor ama Güney Amerika'dan çok önemli iki transfer yapılıyor: De Nigris ve Zurita. Meksika De Nigris ligin gezen adamı oldu, ama dönem dönem adından çok bahsettiriyor. Maskeli sevinci hala akıllarda. Ayrıca Antep onu Ankaraspor'a satarken epey de para kazandı. Son olarak ara transferde ise Ankaragücü'ne geçti.

Gimnasia, San Lorenzo, Independiente ve Colon formaları giyen Arjantinli Zurita'nın da yolu Antep'e düşer. 3 sezondur Gaziantep'te oynayan Zurita, bu dönemde 90 maçta forma giyip 4 de gol atar. Gaziantepspor'un bu yılki çıkışında onun da katkısı yadsınamaz.

Aynı sezonda Antep Fransa'dan iki transfer yapar. Yine büyük sükse yaratan Kaba Diawara ve Afanou. Drincic de Balkan topraklarından yapılan transferdir

2007-2008'in başında da Brezilya'dan oyuncu gelmez Antep'e. Alınan yabancılar Deumi ve Sedlak'tır. İşler pek istendiği gibi gitmeyince ara transferde yine Güney Amerika'ya yönlenilir. Şilili Manuel Neira alınır ancak birkaç hafta sonra geri döner. Halbuki iyi golcüdür, 13 kez milli olmuşluğu bile vardır. Ama o da Avrupa'da tutturamayanlardır. Antep'e gelmeden önce denediği Hapoel'de ilk maçında ciddi biçimde sakatlanır, sezonu kapatır. Gaziantep'te de sadece Beşiktaş maçına çıkar.

Diğer iki ara transfer ise bugünün konuşulan isimleri: Ivan De Souza ve Beto. Sol kanat oyuncusu Ivan, Atletico Paranaense'den 1.5 yıllığına kiralık olarak gelir. Sezon sonunda kontratı bitecek, ne olacak göreceğiz.

Beto ise Bulgaristan'ın Litex takımından alınır. Her şeyiyle Kaka'yı andıran bu adamı da bu yılki iyi oyunu ve performansıyla takdir etmemek mümkün değil.

Ara transferler iyi çıkınca 2008 yazı da Brezilya'ya yatırım yaparak geçer. 2 hücum oyuncusu daha transfer edilir. Hepimizin bu sene yakından takip ettiği Rodrigo Tabata ve Eduardo Pacheco. Önce küçükten başlayalım. Eduardo Pacheco, Atletico Mineiro'dan kiralık olarak gelir. Ancak başkanın dediğine göre sezon sonunda satış opsiyonu Antep'te bulunuyor. 2 yıl daha kalacağı iddia ediliyor. Birkaç kaynağa göre Brezilya'nın umut vadeden genç yetenekleri arasında gösterilmektedir, göreceğiz.

Ve Rodrigo Tabata. 1980 doğumlu oyuncunun kariyerinde 14. kulüp Gaziantep'tir. Son oynadığı ve 137 maçta formasını giydiği Santos'tan sezon başında Gaziantepspor'a transfer edilir. Japon kökenlere de sahip olduğu yazılıyor ama ne derece doğru bilemiyoruz. Bu sezon Süper Lig'de 19 maçta 10 gol, kupada ise 5 maçta 2 gol ile oynayan ileri dönük orta saha oyuncusunun adı büyükler için de geçmekte.



Gaziantepspor'un son Brezilyalısı ise ara transferde kadroya dahil edilen Julio Cesar. Kariyerinde Real Madrid, AC Milan, Real Sociedad, Benfica gibi takımlar bulunan Julio Cesar; giderek düşen bir kariyere sahip. Tecrübeli savunmacı Avrupa'nın en batısında başladığı kariyerinde adım adım doğuya kaydı ve Olympiakos, Dinamo Bükreş serüvenlerinin ardından soluğu Antep'te aldı. Burada nasıl bir isim bırakacak göreceğiz.

Osmair belki futbolcu olarak pek iz bırakamadı ülkede, ama yaptığı işlerle epey konuşuluyor. Neca'yı da onun getirdiğini yazmıştı Coşkun. Gaziantepspor'un yaptığı 20 civarı Güney Amerikalı transferi de aslında bu açıdan incelendiğinde oldukça ilginç bir hikaye. Kaka'nın da bir aralar Gaziantep yolunda olduğu efsanesi de düşünüldüğünde, ülkenin bir ucundaki şehrin, iyi bir bağlantı sayesinde nasıl iyi transferler yapabildiğini gösteriyor bize. Ülkenin iyi yabancı transferi (her zaman olmasa bile yüzdesi en yüksek takımlardan birisidir herhalde Gaziantep) yapan takımlarından birisi olan Gaziantepspor'u tebrik edelim ve başarılarının devamını dileyelim.

by tunchay

10 Mayıs 2010 Pazartesi

DÜNYA KUPASI GERİ SAYIM: 33

























28 Ekim 1933 yılında, Rio de Janeiro'nun hemen dışındaki Pau Grande'de Manuel 'Mané' Francisco dos Santos isminde bir çocuk dünyaya geldi. Çocukluğu sokaklarda top teperek ve güvercin besleyerek geçen bu çouğa güvercin sevdası yüzünden kızkardeşi tarafından bir lakap takılmıştı. "Garrincha"....

Küçüklüğünde bacaklarında bir problem vardı Garrincha'nın. Sol bacağındaki kemikler sağ bacağından 6 santim daha uzundu bu sebeple daha futbol oynamaya başlamadan bacakları eğrilmişti. Ancak bu onu durdurmadı. Yeşil sahalarda fırtına gibi esen Brezilyalı kariyeri boyunca nice sol beki depresyona sürüklemiş ve maç içinde çaresiz hale getirmiştir.

1953 yılında Botafogo kulübüyle profesyonel futbola adım attıktan sonra 18 eylül 1955'te Brezilya milli takımı formasını giymeye başladı. 1958 Dünya Kupası'nda ise takımını zirveye taşıyan 2 isimden biriydi. Teknik direktör Vicente Feola, turnuvanın başında onu ve Pelé'yi yedek bırakmıştı ama sonrasında bu ikili, finalde İsveç'e attıkları 2'şer gol de dahil, takımlarını şampiyonluğa götürmüştü. 4 yıl sonra Şili'de Pelé, turnuvanın ikinci maçında sakatlandığında sazı tek başına eline aldı Garrincha. Naıl 1986 Maradona'nın turnuvası olarak biliniyorsa, 1962 de Garrincha'nın turnuvası olarak bilinir. Futbolcu, Selecao'yu zirveye taşımıştır. Çeyrek finalde oynadıkları İngiltere maçının 31. dakikasında 1.68'lik boyuyla, 1.86'lık Maurice Norman'ın Maurice Norman'ın üzerine sıçarmış ve topu ağlara göndermiştir. Brezilya'nın ikinci golü onun kullandığı frikikte kaleciden dönen topu Vavá'nın kafayla tamamlaması sonucu gelmiş, Garrincha üçüncü golü yine bizzat kaydetmiştir. Bu maç sırasında Jimmy Greaves sahaya giren bir köpeği, zaptetmiş ancak köpek formasına işemiş, maç sonunda yetkililerin gözetiminde olan köpeği, Brezilya soyunma odasında düzenlenen bir çekiliş sonucu Garrincha kazanmıştır.

Yarı finalde Şili'ye de 2 gol sallar Garrincha ama maç onun için iyi bitmez. Şili'li futbolcular onu tekmelerle durdurmaya çalışınca buna aynı sertlikte cevap verir ve oyundan atılır. Soyunma odasına giderken bacaklarının kanadığı görülür. Şili gazetelerinden birisi şöyle yazar onun için. "Garrincha hani gezegenden?". Kırmızı karta rağmen finalde ceza almaz, zira Brezilya devlet başkanı Tancredo Neves FIFA'ya büyük bir baskı yapar. Garrincha 39 derece ateşle sahaya çıkar, gol atamaz ama takımı Çekoslovakya'yı 3-1 mağlup edip şampiyon olur.

1966 Dünya Kupası ise onun hayatının çöküş yıllarına denk gelmiştir. Karısından 5, metresinden 1 çocuğu olan, annesini trafik kazasında kaybeden, babasıyla arası açık, çetelerle başı dertte ve alkolün pençesine düşmüş Garrincha'nın gölgesi vardır İngiltere'de sadece. 2 maç oynayıp gruptan çıkamayan Brezilya ile birlikte evine döner. 3-1 kaybettikleri Macaristan maçı Garrincha'nın Brezilya formasıyla kaybettiği tek maçtır. Bu büyük futbolcu 1983 yılında, alkolün mahvettiği karaciğerine yenik düşmüş ve sirozdan ölmüştür.

9 Aralık 2008 Salı

YILIN SON ŞAMPİYONLARI GELİYOR



















Kış şampiyonları serisine 2 takım daha eklendi. Brezilya'da Sao Paolo, Paraguay Clasura'da Libertad liglerini şampiyon olarak bitirdiler. 20 takımlı Campeonato Brasileiro'da Sao Paulo'nun üstüste üçüncü toplamda altıncı şampiyonluğu oldu bu. Ayrıca 6 şampiyonluğa ulaşan ilk takım oldular. Son haftaya girilirken ikinci sıradaki Gremio'nun 3 puan önündelerdi ve Goias deplasmanından 1 pun çıkarmaları yeterliydi. Tabi onlara yardım eden bir gelişme oldu ve son hafta Goias Brezilya Federasyonu'ndan aldığı ceza sebebiyle maç 54.000 kişilik Serra Dourada Stadı yerine Rio'nun TV stüdyolarının bulunduğu şehir olan Gama'daki 36.000 kişilik Sao Januario Stadı'nda oynandı. Aslında maç öncesi son haftalarda bizde de yaşananbirkaç hadise yaşandı. Maçın hakemş maçtan kısa süre önce değiştirildi dünkü maçı yönetmesi beklenen Wagner Tardelli'nin adı bazı skandallara karışınca yereine Jailson Macedo Freitas atandı. Maçı Sao Paulo, 23. dakikada kaleci Rogerio Ceni'nin kullandığı frikikten dönen topta açıkça ofsayt olduğu görülen bir pozisyon sonucu Borges'ten gelen golle 1-0 kazandı ve şampiyon oldu. Kendi evinde Atlético Mineiro'yu 2-0 mağlup eden Gremio'nun da hayalleri yıkıldı tabi.



















Sao Paulo'nun kadrosunda hiçbir yabancı oyuncu bulunmuyor. Kadronun tümü Brezilyalı. Bir başka Brezilyalı teknik direktör Muricy Ramalho takımın başına 2006 yılında geldi ve ilk 3 senesinde 3 şampiyonluk kazanarak sektirmedi. Şampiyonluğu getiren golü atan Borges'in bu sezonki şampiyonlukta 16 golle büyük payı var. Gol krallığı ise 21 golle Coritiba'dan Keirrison, Santos'dan Kleber Pereira ve Fluminense'den bizim tanıdık Washington arasında paylaşıldı. İlk 4 sırayı alan Sao Paulo, Gremio, Cruzeiro ve Palmeiras ülkeyi gelecek yıl Libertadores Kupası'nda temsil edecekler. Son bir not. 4 Brezilya, 1 Libertadores Kupası şampiyonluğu bulunan Vasco De Gama, Edmundo'nun futbola veda sezonunda 18. olarak 2. lige düştü.

Aslında Campeonato Brasileiro Serie A'da, ülke için üst düzey bir takım olan Sao Paulo'nun sadece 6 şampiyonluk kazanmasının sebebi bu ligin 1971'den beri oynanıyor olması. Daha önce Brezilya bu işi profesyonel bir sisteme oturtmadığından bölgeler bazında bir çok lig mevcuttu, ancak son 30 yılda tüm Brezilya'yı kapsayan bir sisteme geçebildiler. Tüm Brezilya desek de aşağıdaki tablo gerçekleri ortaya koyuyor. Atlantik kıyısı takımları ligi parsellemiş durumda. Gelir açısından daha düşük seviyede olan batı kesimlerinin takımları son derece kötü durumdalar.






















Paraguay'da ise Libertad Guarani'nin 1 puan önünde şampiyonluğunu ilan etti ve üstüste dördüncü şampiyonluğunu kazandı. Paraguay Ligi bu seneye kadar tek bir sezondan oynanıyordu. Ancak bu sezon federasyon ligi Apertura ve Clasura olarak ikiye ayırdı. Libertad 2006 ve 2007 sezonlarından sonra her iki ligi de kazanınca Paraguay'daki hegemonyasını güçlendirdi. İkinci olan Guarani ile beraber Libertadores Kupası'na katılacaklar.

20 Ekim 2011 Perşembe

KUPANIN KOVDUKLARI

















FIFA, 2014 Dünya Kupası'nda kullanılacak stadyumları bugün açıkladı. Brezilya'nın bugüne kadar Dünya Kupası düzenlenen ülkeler arasında, yüzölçüm olarak en büyüklerden birisi olması (ABD'den sonra 2. sırada) kafaları zaten karıştırıyordu. FIFA'nın 1 takımın birden fazla stadyumda maç oynaması kararı da işe iyice tuz biber ekti. Şöyle bir örnek verelim. H Grubu'na 3. torbadan girecek takımın ilk maçını oynayacağı Salvador ile, grubun son maçını oynayacağı Curitiba arasında tam 2.346 kilometre var. Bu takımlara çok büyük bir yük getirecek. Ve tabii onların sahip olduğu şartlara sahip olmayan taraftarlara da. Kupa zaten Brezilya'nın coğrafi konumu gereği televizyon yayınlarında önemli bir düşüşe sebep olacaktı. Bizzat oraya gidecek taraftarları da zor günler bekliyor. Japonya-Güney Kore'nin avantajı, her ne kadar arada çok büyük bir saat farkı olsa da insanların ayakta olduğu ve hatta güne dinç başladığı bir zamanda Avrupa televizyonlarında olmasıydı. Şimdi Brezilya'da Avrupalı yorgun argın evine gelmişken, hatta uyuklarken maçlar karşımıza çıkacak. Bu zamanlama konusunu nasıl halledecekler göreceğiz.

Bu Avrupalının sadece uykusunu kaçıracak. Peki yerinden yurdundan edilmiş 3 bin aile, 10 binden fazla insan?Açılış maçı 12 Haziran 2014'te, São Paulo'da, henüz yapım aşamasındaki Arena Itaquera'da (resimde). Bugünlerde iş makinelerinin çalıştığı alanda "2014 Dünya Kupası Burada Başlayacak" yazıyor. Corinthians kulübü başkanı Andrés Sanchez, "bu stadyum birçok kişiyi mutlu edecek ama bazılarının da hayatını karartacak" diyor. Stadyum inşaatı sebebiyle bölgede yaşayan binlerce aile evlerinden çıkartıldılar ve nereye gideceklerini bilmiyorlar. Üstelik bu sadece São Paulo'da değil, kupaya ev sahipliği yapacak 12 şehirn tümünde geçerli. Projede görevli olan bir mühendis, organizatörlerin, stadyum yapılacak alanların GoogleMaps'ten seçildiğini iddia edecek kadar ileri gidebiliyor. Birleşmiş Milletler'in, kentleşmeden sorumlu üyelerinden Raquel Rolnik, "bu iş tam bir Brezilya stiliyle yapılıyor: Zenginler ve orta sınıf için bir kanun, alt sınıflar için ayrı bir kanun" diyor. Üstelik kendisi FIFA üyelerini defalarca uyarmasına rağmen kendisine kulak asan olmamış. Geçtiğimiz yılki Dünya Kupası öncesi, Güney Afrika'da da benzer iddia ve görüntüler mevcuttu. Bununla ilgili bloga bir de yazı yazmıştık.

Ev sahibi Brezilya, grup maçlarını São Paulo, Fortaleza ve başkent Brasilia'da oynayacak. Yarı final maçları Belo Horizonte (Estádio Governador Magalhães Pinto) ve Sao Paulo'Da (Arena Itaquera). 3.lük maçı Brasilia'da oynanacak (Estádio Mané Garrincha). Final maçı ise Rio de Janeiro'daki efsane Maracana Stadyumu'nda. İlginç bir not, Brezilya Maracana'da sadece ve sadece finale çıkabilirse oynayabilecek.

8 Mayıs 2009 Cuma

SHAKHTAR DONETSK

Ukrayna ve Rus takımları özellikle UEFA kupasında topladıkları puanlarla ülke puanlarını son yıllarda oldukça yukarılara taşıdılar. Ukrayna futbolunun arkasındaki petrol ve madencilik sermayesi de Ukrayna takımlarının bu yükselişinde çok önemli rol oynadılar. Özellikle UEFA kupası finalisti Shakhtar Donetsk’ın arkasında çok sağlam bir finansal destek var. Shakhtar’ın ana sponsorları System Capital Management ve Metinvest Group, madencilik ve çelik alanında faaliyet gösteren sağlam kuruluşlar. Bu şirketlerin sermayesini arkasına alan Shakhtar son yıllarda çok ciddi bir değişim yaşadı. Yabancı futbolcu tercihleri Brezilya ağırlıklı olmak üzere genel olarak Güney Amerika’dan olan Shakhtar, özellikle Brezilya’da parlayan genç oyunculara verdiği yüksek bonservis bedelleriyle dikkat çekiyor. Şu an Shakhtar Donetsk’in kadrosunda kiradakiler hariç 5 Brezilyalı oyuncu var.

Demir Perde’nin yıkılmasıyla kendi ligini kuran Ukrayna’da uzun yıllar Dinamo Kiev fırtınası esmişti. Dinamo Kiev o dönemde Avrupa da da çok başarılı olmuştu. Dinamo Kiev’in 1992′de kurulan Ukrayna liginde ilk yıl hariç üstüste yakalıdığı 9 şampiyonluğa, 2002 yılında Shakhtar Donetsk dur demişti. 2002 yılından sonra 2005 ve 2006 yıllarında şampiyon olan Shakhtar, 2007′de şampiyonluğu yine Dinamo Kiev’e kaptırmıştı. Geçen yıl Dinamo Kiev’in 3 puan önünde yeniden şampiyon olan Shakhtar Ukrayna Premier Ligindeki 4. şampiyonluğunu elde etmişti. Shakhtar’ın 4 şampiyonluğuna karşın Dinamo Kiev’in 12 şampiyonluğu var.

Dinamo Kiev şu an kadrosunda Ukrayna’nın en önemli genç oyuncularından birçoğunu barındırıyor. Kaleci Bogdan Shust, defans oyuncusu Dmytro Chyhrynskyi ve Football Managercilerin çok sevdiği Evhen Seleznyov ve Ruslan Fomin, Shakhtar Donetsk kadrosunda bulunuyor. Shakhtar kadrosunun en önemli oyuncusu, aynı zamanda takımın kaptanı da olan Hırvat oyuncu Darijo Srna. Srna’nın Euro 2008′de Almanya’ya attığı gol hala hafızalarımızdaki yerini koruyordur.

Shakhtar Donetsk’in bir diğer önemli oyuncuları da Meksikalı Nery Castillo ve Çek Tomas Hübschman. Castillo 2007 Copa America’da gösterdiği müthiş performansın ardından Shakhtar tarafından Olympiacos’dan 20 milyon euro karşılığında transfer edilmişti.2008 ocak ayında Manchester City’ye kiralanan Castillo, sezon sonunun ardından Ukrayna’ya geri dönmüştü.

Ukrayna’da hem Shakhtar Donetsk, hem de Dinamo Kiev transferde ağırlıklı olarak Brezilya pazarını tercih ediyorlar. Brezilya kulüpleri de durumdan oldukça memnunlardır herhalde. Brezilya kulüpleri Rus ve Ukrayna kulüplerine son zamanlarda sattıkları oyuncuları, ederlerinden çok daha fazlasına elden çıkardılar. Son yıllarda Shakhtar Brezilya pazarında büyük paralar harcayarak çok etkili oldu. Shakhtar kadrosunda Ilsinho (1985), Fernandinho (1985), Jadson (1983), Willian (1988) ve Luiz Adriano (1987) gibi gelecek vaad eden Brezilyalı oyuncular bulunuyor. Shakhtar en önemli Brezilyalı oyuncusu Brandao’yu hatırlanacağı üzere ocak ayında yaklaşık 6 milyon euro karşılığında, forvet sıkıntısı çeken Marsilya’ya satmıştı.

Shakhtar zaman zaman oyuncu satışlarından da yüksek gelir elde etti. Shakhtar 2007 ocak ayında Anatoliy Tymoschuk’u 15 milyon euro karşılığında Zenit’e satmıştı. 2007 Ağustos ayında ise Brezilyalı Elano 8 milyon euro karşılığında Manchester City’ye satılmıştı.

Fernandinho'nun CSKA Moskova kalecisi Akinfeev'i mağlup ettiği an...

Shakhtar Uefa kupasında bundan önceki turda Rusya’nın CSKA Moskova takımını elemişti. Son 32 takım ayağında da Tottenham’ı eleyen S. Donetsk’i bildiğiniz üzere Mircea Lucescu çalıştırıyor. Daha sezon sonu gelmeden gazetelerimizde hergün bir takımın teknik direktörü yapılan Lucescu, Ukrayna’da da başarılı oldu. Türkiye’de bulunduğu dönem içerisinde Lucescu sürekli eleştirilen bir isim olmuştu. Ancak Galatasaray ile Süper kupa kazanmış, Beşiktaş’a da UEFA kupasında çeyrek final oynatmıştı.

UEFA Kupası yarıfinalinde ligdeki ezeli rakibi Dinamo Kiev'i safdışı bırakan Shakhtar Donetsk Avrupa'daki yükselişini sürdürmüş oldu. Domestik başarılar anlamda Dinamo Kiev'in gerilerinde olsalar da, son yıllarda Avrupa kupalarında kazandıkları ivme, onları Ukrayna'nın Avrupa'daki birinci takımı yaptı. Geçen yıl Rusya'nın Zenith takımına giden UEFA kupası, bu yıl da Ukrayna'ya giderse, Kupa 2'de iyiden iyiye Sovyet rüzgarları esecek...

by LeFoot

*** Yazının aslı

27 Ekim 2009 Salı

SANDRO RANIERI GIMARAES CORDEIRO

Ağustos ayının ortalarında, İngiltere'den uçağa binen 4 kişilik bir ekip, Brezilya'ya indiklerinde, ülkede bulunma sebepleri yukarıdaki adamdı. İçlerinde kulüp başkanı Daniel Levy'nin de bulunduğu 4 kişilik Tottenham Hotspur ekibi, Internacional kulübünde forma giyen defansif orta saha oyuncusu Sandro Ranieri Guimarães Cordeiro'yu izlemek için Porto Alegre kentine gelmişlerdi. Üstelik Brezilya kulübü, daha bir kaç hafta önce, Temmuz ayının sonunda golcüsü Nilmar Honorato Da Silva'yı 11 milyon euroya Villarreal'e satmıştı. Levy elinde 15 milyon poundluk bir çekle gitti Brezilya'ya. Sandro'yu Londra'ya götüreceğinden emindi. Ancak uzattığı çeki Internacional başkanı Vittorio Piffero reddetti. Reddedilmesi zor bir teklift ibu aslında. Henüz 19 yaşındaki bir adam için 15 milyon pound. "Çeki görünce, içimden güldüm" diyor Piffero "Sandro, o paranın en azından iki katı ederdi". Ancak Levy, ülkeden ayrılırken kulüp yöneticileri ile gelecekteki bir teklifte öncelik hakkı konusunda anlaştı ve İngiltere'ye eli boş dönmemiş oldu.

Aslında Brezilya'nın doğu kıyısında, daha kuzeyde bulunan Riachinho kentinde doğdu Sandro ama ailesinin güneye taşınması ile, 16 yaşında Porto Alegre takımı Internacional altyapısına girdi Sandro. Kuzeyde kalsalar bugün Atletico Mineiro'da top koşturuyor olabilirdi. 18 yaşında A takımla maçlara çıkmaya başladı. Ancak takımda düzenli bir yer elde etmesi, 2008 yılında, arkasında beklediği oyuncuların sakatlanması ile oldu. Profesyonel olduktan sadece 14 ay sonra onu Brezilya milli takımına çağırdı. 9 Eylülde oynana Şili maçında oyuna sonradan girerek milli formayla da tanıştı. Avrupalı oyuncu avcılarının onun peşine düşmesi de aynı döneme rastlar.

Lakabı "Predator" Sandro'nun. Oldukça güçlü fiziği sebebi ile bu lakap takılmış. Hocası Tite onun için "büyük bir oyuncu olabilmesi için her türlü yeteneğe sahip, çok iyi bir sağ ayağı, hava toplarında geçilmez bir hakimiyeti ve çok iyi kullandığı bir sağ ayağı var, Dunga onu milli takım seçmekle çok doğru bir iş yaptı" diyor. 2013 yılına kadar kulüple konratı var. Tottenham'ın Ocak ayında kendisini almak için bir girişimde daha bulunması bekleniyor. Aynı zamanda İtalyan pasaportuna da sahip olması bu transferi hızlandıracaktır. Ancak Fiorentina da imza yarışına dahil olacak gibi. Felipe Melo'nun Juventus'a satışından ellerinde kalan paranın bir kısmını onun transferinde kullanmak istiyorlar. Sandro ise "elbet bir gün Avrupa'ya gideceğim ama önce Brezilya'da işimi bitirmeliyim" diyor. O iş Ocak ayında biter gibi...

25 Mart 2009 Çarşamba

BELÇİKA FUTBOLU ve "ALTIN NESİL"


Belçika milli takımı 2004 ve 2008 Avrupa Şampiyonalarına ve 2006′da Almanya’da düzenlenen Dünya Kupasına katılamamış bir milli takım. Bu kez hedef 2010 Dünya Kupası’na katılmak. Zira, Flaman ülkesi uluslararası turnuvalarda oynamamaya alışkın bir ülke değil. Ancak 2010′a katılamamaları halinde 10 yıl uluslararası futbolun üst düzey arenalarından uzak kalmış olacaklar. 2010 Dünya Kupası elemelerinde de, Türkiye ile birlikte 5. grupta yer alıyorlar. Grupta İspanya 12, Türkiye 8 puanda. Onların ardından ise üçüncü sırada 7 puanlı Belçika var. Belçika’nın Türkiye ile ikincilik koltuğu için kapışacağı baştan beri belliydi. İkincilik yarışı da son maçlara kadar süreceğe benziyor. Kırılma noktası ne zaman olur kestirmek mümkün değil. Ancak Belçika bu yarışa yeni nesli ile girmiş durumda ve bu genç oyuncular 2010 hakkını kaybetseler bile, 2012′de kendilerinden fazlasıyla bahsettirecekler gibi.

Belçika’nın yakaladığı bu takım altın nesil olarak nitelendiriliyor. Bu nesil bir planlamanın ardından ortaya çıktı aslında. 2002 sonrası düşüşe geçen ülke futbolu, yeniden yapılanma sürecine girdi ve şanslı bir şekilde bunun meyvelerini kısa bir dönem içinde toplamaya başladı. Belçika şu an Avrupa’nın en iyi genç oyuncularına sahip ülkelerinden biri. İspanya ve Fransa gibi büyük liglere sahip ülkelerin seviyesinde henüz olmasalarda, ellerindeki genç ve yetenekli ekip Avrupa futbolunda giderek yükseliyor.

Belçika ve Türkiye futbolda ilginç kesişmeler yaşamış iki ülke. İki ülkenin takımları da yakın dönem içinde birçok kez karşı karşıya geldi. Mesela, Euro 1996 sonrası oynanan bir maç vardı. Sergen oyuna sonradan girerek 5 dakikalık oyun dilimine bir gol, bir müthiş orta, bir tükürük ve bir kırmızı kart sığdırmıştı. Fransa 98 Dünya Kupasına katılmak isteyen Türkiye maçı Sergen’in golüne rağmen 2-1 kaybetmişti. Fransa 98′ onlar gitmişlerdi. Sonra Hollanda ile ortaklaşa düzenledikleri Euro 2000′de Türkiye ile B grubunda yer aldılar. Gruptaki ilk maçında İtalya’ya 2001 kaybeden Türkiye, ardından İsveç ile 0-0 berabere kalmıştı. Son maç 3 puanlı evsahibi Belçika ile oynanmıştı. Herkesin uzun süre daha unutamayacağı, Hakan Şükür’ün, -inanılmaz yükselerek- kafası ile attığı gol ve sonuç; maç 2-0 bitmişti. Bu kez Türkiye, Belçika’yı safdışı bırakmıştı. Hem de kendi evindeki turnuvada.

2002 Dünya Kupasında ise Belçika 2. turda, Brezilya’ya elenirken, aynı Brezilya Türkiye’yi yarı finalde eleyebilmişti. 2002 Dünya Kupasından sonra ise iki ülkenin futbolu keskin bir düşüş yaşamaya başlamıştı. İki ülkede 2004 ve 2006 turnuvalarına katılamazken, Türkiye 2008 Avrupa şampiyonasında tekrardan sahneye geri dönüyordu. Ancak Belçika yaptığı tüm hazırlıklara rağmen Euro 2008′e katılamamıştı. Euro 2008′de olamamanın acısını Pekin Olimpiyatlarında çıkardılar. Pekin Olimpiyatlarını 4. sırada bitiren Belçika milli takımının yaş ortalaması 21.15 idi.

Belçika, Güney Afrika’da düzenlenecek olan 2010 Dünya Kupası elemelerinde de Olimpiyatlara katıldığı kadroya kattığı birkaç tecrübeli oyuncu ile devam ediyor. Birçok yetenekli oyuncudan oluşan altın nesil ülke futbolunun en üst kademesine taşınmış durumda ve artık milli takımın çekirdek kadrosunu oluşturuyorlar. Belçika uzun yıllardır yetiştirdiği oyuncular yanı sıra, devşirdikleri ile de dikkat çekmiş bir ülke oldu. Belçika liginde yabancı oyuncu sınırlaması olmaması ve 3 yılda ülke vaandaşlığının alınabilmesi sayesinde milli takımda her daim devşirme oyunculara yer verildi. Belçika, özellikle eski sömürgesi olan Afrika ülkelerini futbol anlamında sömürmeye devam etti ve ediyor da. Bu alanda en çok sömürülen ülke Demokratik Kongo Cumhuriyeti oldu. Ülke tarihinde çok önemli bir soykırıma imza atan Belçika, Demokratik Kongo’nun futbolunu da yıllardır baltalıyor. Son yıllarda Belçika da bir başka model daha uygulanıyor. Belçika Ligine transfer olan Brezilyalı oyuncular, ligte 3 yıl oynadıktan sonra vatandaşlık hakkını elde ediyorlar, sonrada seviyeleri yeterliyse Belçika milli takımı adına oynamaya başlıyorlar. Brezilya milli takımına çağrılma şansı yok denecek kadar az olan bu oyuncular, Belçika milli takımında oynama şansını geri çevirmiyorlar. Şu anki Belçika milli takımında bu duruma örnek olarak Igor De Camargo gösterilebilir. Standard takımında oynayan Brezilya asıllı oyuncu henüz 17 yaşındayken Genk takımına transfer olmuş ve yıllar içinde Belçika milli takımına yükselmişti.

Belçika’nın, Brezilya’dan devşirdiği futbolcu olarak aklıma ilk gelen isim ise 90′lar Belçika’sının önemli oyuncusu Luis Oliveira. Brezilya asıllı oyuncu Anderlecht’te geçirdiği başarılı dönemin ardından uzun yıllar İtalya liginde top koşturmuştu. Dönemin Belçikasının en korkulan futbolcularından olan Oliveira, 31 kez Belçika milli takım formasını giymişti.(Luis Oliveira, Belçika milli takım kariyerinde attığı 7 golün 4 'ünü Türkiye'ye atmıştı.)

Belçika liginde 3 yıl oynayan oyuncular, ülke vatandaşlığını, dolayısıyla da AB vatandaşlığını alabildiğinden, Belçika ligindeki birçok takım Avrupa’nın büyük takımlarının pilot takımı konumunda. Özellikle İngiliz takımları, çalışma izni sorununu bu şekilde çözme yoluna gidiyorlar. Genç yaşlarda transfer edilen oyuncular, 3 yıllığına Belçika’daki pilot takımlara kiralanıyor. 3 yılın sonunda Belçika ve AB vatandaşı olan oyuncular beklenen seviyeye ulaştıysa bağlı olduğu kulüplere geri dönüyorlar. Eğer gereken seviyede değillerse, pilot takımlarda bazen cüzi paralara bazen de bedavaya kalıyorlar. Bu arada Belçika vatandaşlığını elde etmiş oyuncu eğer doğduğu ülkenin milli takımında oynamamışsa, Belçika milli takımında oynama hakkını da elde ediyor.

Belçika futbolunun çok güvenilen altın neslinde gerçekten değerli oyuncular var ve bu gruba dahil oyuncular sürekli basamak atlıyorlar. Defansta oynayan Thomas Vermaelen ve defansif orta saha oyuncusu Jan Vertonghen, Ajax’ta oynuyorlar. Özellikle Vermaelen iyi bir defans oyuncusu ve Ajax’ın oyuncu yetiştirmedeki üstün başarısını düşünürsek yakın bir zaman dilimi içinde Avrupa’nın üst düzey bir liginde onu izleyeceğimizden şüphem yok. Defansta oynayan Kompany ve Vanden Borre ise herkesin Football Manager oyunundaki gözdeleri. Kompany yaşadığı ağır sakatlıklar sebebiyle bir türlü Anderlecht’teki seviyesine ulaşamadı. Kompany’nin Manchester City’de oynaması da bana göre gelişiminin önündeki en önemli engellerden. Vanden Borre ise çok küçük yaşta oynamaya başladığı Belçika milli takımına artık sürekli çağrılmıyor. Birçokları için o artık "overrated" bir oyuncu.Vanden Borre’nin artık bazı şeyleri kanıtlaması gerekiyor.

Defansın solunda oynayan Sébastien Pocognoli için ise herşey yolunda gidiyor. Hollanda Liginin şu anki açıkara lideri AZ Alkmaar’da düzenli olarak forma giyiyor ve Olimpiyat milli takımının da en önemli oyuncularından biriydi. AZ Alkmaar’ın bir diğer önemli Belçikalısı Moussa Dembélé. 1987 doğumlu oyuncunun olimpiyatlarda İtalya maçında attığı gol hala hafızalarımızdaki yerini koruyordur.

Belçika milli takımının en can alıcı bölgesi kuşkusuz orta saha. Ortasahada oynayan en önemli üç oyuncu da Standard kökenli. Standard’ın 25 yıl aradan sonra 2007/08 sezonunda kazandığı şampiyonluğun baş mimarlarından Marouane Fellaini, bu sezon başında Everton’a transfer olmuştu ve yükselişini İngitere’de de sürdürüyor. Hala Standard takımında oynayan Steven Defour ve Axel Witsel ise birçok büyük takımın gözetimi altında gelişimlerini sürdürüyorlar. Defour 2006/07 sezonunda Belçika’da yılın oyuncusu seçilirken, 1 sezon sonra aynı ünvanı Witsel kazanmıştı.

Belçika’nın Fransa’daki temsilcileri ise Kevin Mirallas ve Eden Hazard. İki oyuncunun da Fransa’ya adım attığı takım Lille oldu. Mirallas sezon başında Lille’den, Saint Etienne takımına transfer oldu. 1987 doğumlu Mirallas, Saint Etienne’de 20 maçta forma giymesine rağmen sadece 1 gol atabildi. Mirallas’ın seviyesini daha yukarıya taşıması gerek. Fransa’daki bir diğer oyuncu 1991 doğumlu Eden Hazard. Hazard’ın gelişiminde müthiş bir ivme var. Sanki her maç biraz daha üstüne koyuyor. Lille takımının en gözde genç oyuncusu ve genç yaşına rağmen adım adım düzenli ilk 11 oyuncusu olma yolunda ilerliyor. Hazard’ın birkaç yıl içinde Avrupa futbolunda küçük çapta bir Messi etkisi yaratacağını düşünüyorum.

by LeFoot